Demirtaş Ve Mızraklı, ‘Mahsa Amini’nin Protestolarına Destek İçin Saçlarını Kazıttılar

Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı, İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolara destek vermek için saçlarını kazıttılar.

Haber Merkezi / Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve yerine kayyum atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Selçuk Mızraklı, İran’da ahlak polisinin öldürdüğü Mahsa Amini’nin katledilmesini protesto etmek ve İran’daki direnişe destek vermek üzere saçlarını kazıttılar.

Başak Demirtaş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Selahattin ile Selçuk Hoca, İran’da saçının bir bölümü açık diye gözaltına alınıp katledilen Mahsa Amini’nin katledilmesini protesto etmek ve İran’daki direnişe destek vermek üzere saçlarını kazıttılar” ifadelerini kullandı.

Demirtaş yazdığı mektupta şu ifadelere yer verdi:

“Saçının teli göründü diye İran ahlak polisi tarafındank atledilen Mahsa Amini’nin acısını yüreğimizin en derinlerinde hissediyoruz. Baskı ve zulme karşı direnmek sadece kadınların sorumluluğu değildir. Kadınların cesurca öncülük yaptığı eşitlik ve özgürlük mücadelesine destek vermek ve İran’da özgürlük için direnen halkın yanında olduğumuzu belirtmek için hücre arkadaşım Dr. Selçuk Mızraklı’yla beraber bugün saçımızı kazıttık.

Bütün zulüm, zorbalık düzenleri halkın direnişi karşısında er geç yıkılacaktır. Direnenlere bin selam olsun.

Mahsa Amini’ye Allah’tan rahmet, ailesine ve halkımıza başsağlığı ve sabır diliyor, selamla birlikte dayanışma duygularımızı iletiyoruz”

Can kaybı 26’ya yükseldi

Tahran’da 13 Eylül’de “ahlak polisi” olarak bilinen İrşad devriyeleri tarafından gözaltına alındıktan sonra komaya girerek hastaneye kaldırılan Mahsa Amini’nin 16 Eylül’de yaşamını yitirmesi üzerine başlayan gösteriler, sosyal medyada paylaşılan görüntülere göre ülkenin birçok il, ilçe ve kasabasına yayıldı.

İranlı yetkililer gösteriler sırasında yaşanan can kayıplarıyla ilgili net bir bilgi vermese de canlı yayında konuşan devlet televizyonu spikeri, “Maalesef bu olaylar sırasında polislerin de aralarında bulunduğu 26 kişi hayatını kaybetti” dedi.

Paylaşın

Suriye Açıklarında Göçmenleri Taşıyan Tekne Battı: 71 Ölü

Akdeniz üzerinden Arupa’ya geçmeye çalışan Lübnanlı düzensiz göçmenlerin bulunduğu teknenin Suriye’nin Tartus kenti karşısındaki Ervad Adası yakınlarında batması sonucu en az 71 kişi hayatını kaybetti.

Çeşitli kaynaklar 20 kişinin ise kurtarıldığını aktardı. Suriye Sağlık Bakanlığı, kurtarılan 20 kişinin tedavilerinin Suriye’nin Tartus kentindeki hastanede sürdüğünü bildirdi.

Yetkililer, kurtulan göçmenlerin anlattıklarına dayanarak göçmen botunda 120 ile 150 arasında kişinin yolculuk yaptığını; botun Lübnan’ın liman kenti Trablus yakınlarındaki Minyeh’den yola çıktığını söyledi.

Suriye’nin Akdeniz kıyısında yer alan Tartus şehri, Trablus’un yaklaşık 50 kilometre kuzeyinde.

2011’de başlayan Suriye iç savaşından kaçan yaklaşık 1,5 milyon Suriyeli göçmen, Lübnan’da yaşıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne göre ülkede 14 binden fazla da farklı ülkelerden gelen göçmenler var. Bunların çoğunu Filistinli mülteciler oluşturuyor.

Lübnan son yıllarda ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya. Son dönemde Covid-19 salgını, 2020’de Beyrut limanındaki patlama ve bankacılık kriziyle iyice artan ve ciddi bir boyut kazanan ekonomik kriz sebebiyle halkın yüzde 80’inden fazlası temel gıda maddeleri ve ilaç bulmakta zorlanıyor.

Bu durum ülkedeki göçmenler için daha da büyük zorluklara yol açıyor. Göçmenlerin çoğu Avrupa’ya geçmeye çalışırken Akdeniz’de son dönemde ölümler arttı.

Bu ayın başında Lübnan’dan Avrupa’ya göçmenleri taşıyan bir bot Türkiye açıklarında batmış ve içinde çocukların da olduğu altı kişi hayatını kaybetmişti. 73 kişi de sahil güvenlik birimleri tarafından kurtarılmıştı.

Paylaşın

İsyan: 15 Oyuncu, İspanya Kadın Milli Futbol Takımı’ndan Çekildi

15 oyuncu, teknik direktör Jorge Vilda ve ekibiyle sorun yaşadıklarını, bu yüzden milli futbol takımında yer almak istemediklerini İspanya Kraliyet Futbol Federasyonu’na bildirdi. Futbolcular, Vilda’yla çalışmanın duygusal durumlarını ve sağlıklarını olumsuz etkilediğini savundu.

Öte yandan federasyon ve milli takım yönetimi Vilda’yı destekledi. Federasyon, teknik direktörün yetkilerinin oyuncular tarafından sorgulanmasına izin veremeyeceklerini belirtti. Yönetimse oyuncuların hatalarını kabul edip özür dilemediği sürece takıma dönemeyeceğini ifade etti.

İspanya kadın milli futbol takımından 15 oyuncu, teknik direktörleriyle çalışmak istemediklerini belirterek çekildi.

İspanya Kraliyet Futbol Federasyonu’nun (RFEF) perşembe günkü açıklamasında, oyuncuların kuruma e-posta göndererek teknik direktör Jorge Vilda ve ekibiyle sorun yaşadıklarını, bu yüzden takımda yer almak istemediklerini söylediği belirtildi.

Federasyonun açıklamasında, bunun yalnızca İspanya’da değil dünya futbol tarihinde eşine rastlanmamış bir durum olduğu ifade edildi.

Futbolcular, Vilda’yla çalışmanın duygusal durumlarını ve sağlıklarını olumsuz etkilediğini savundu.

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters’a konuşan ve kimliği paylaşılmayan kaynaklar, oyuncuların sakatlık durumunda gördüğü muameleden, soyunma odasındaki atmosferden ve Vilda’nın yaptırdığı idmanlardan şikayetçi olduğu bilgisini paylaştı.

Öte yandan RFEF ve milli takım yönetimi Vilda’yı destekledi. Federasyon, teknik direktörün yetkilerinin oyuncular tarafından sorgulanmasına izin veremeyeceklerini belirtti. Yönetimse oyuncuların hatalarını kabul edip özür dilemediği sürece takıma dönemeyeceğini ifade etti.

RFEF, oyuncuların iki ila 5 yıl diskalifiye edilebileceğini de duyururken, buna dair detayları paylaşmadı.

Federasyona e-posta gönderen oyuncular arasında Barselona’dan Patri Guijarro, Mapi León, Aitana Bonmatí, Mariona Caldentey, Sandra Paños, Andrea Pereira ve Clàudia Pina; Atletico Madrid’den Ainhoa Vicente ve Lola Gallardo; Real Sociedad’dan Amaiur Sarriegi ve Nerea Eizagirre’nın yanı sıra Premier Lig’deki Manchester United’dan Ona Batlle ve Lucía García; Manchester City’den Laia Aleixandri, Leila Ouahabi yer alıyor.

Aynı oyuncular, ağustosta da Vilda’nın görevine son verilmesi için RFEF Başkanı Luis Rubiales’e çağrıda bulunmuştu. Futbolcular, takımı bırakması için doğrudan Vilda’yla da konuşmuş fakat teknik direktör istifa etmeyeceğini söylemişti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İmamoğlu, Yavaş Ve Soyer’den Kılıçdaroğlu’na Destek

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İzmir’de gerçekleşen CHP Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grubu tarafından düzenlenen 27. Dönem 5. Çalışma ve Değerlendirme Toplantısı’nda partililere seslendi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, buradaki konuşmasında, “Şunu da artık bilmek zorundayım, siz gerçekten benimle birlikte misiniz? Bazılarınızın sesi çıkmıyor, bazılarınızın da isteyerek veya istemeyerek zarar verdiğini de görüyorum” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’nun sorusuna, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve bir çok partiliden destek geldi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabından “Her koşulda Sayın Genel Başkanımızın #yanındayım” dedi.

ABB Başkanı Yavaş, sosyal medya hesabından, “Adil yarınlar, huzurlu bir gelecek için her zaman yanınızdayım” ifadelerini kullandı.

İBB Başkanı Soyer ise, sosyal medya hesabından, “Umut, barış ve adalet dolu bir Türkiye için Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu’nun yanındayım” dedi.

Kılıçdaroğlu ne demişti?

“Ben sürekli yürümeye ve ilerlemeye kararlıyım ve hiçbir şey beni inandığım yoldan geri çeviremez. Bu ülkeyi seven insanların, gerçek vatanseverlerin umutları ve duaları her yerde bizimle birlikte yürüyor buna inanın. Ve yine buna inanın bu mücadelede halk düşmanlarını birlikte yeneceğiz ve özgürlük, doğruluk, adalete susamış halkımıza kurtuluşu beraber getireceğiz.

Şunu da artık bilmek zorundayım, siz gerçekten benimle birlikte misiniz? Bazılarınızın sesi çıkmıyor, bazılarınızın da isteyerek veya istemeyerek zarar verdiğini de görüyorum. Artık karar verin. Bu halk düşmanlarını beraber yenecek miyiz, yenmeyecek miyiz? Benimleyseniz, benimle olduğunuzu artık hissetmek istiyorum. Sırtımı size yaslayacağımı bilmek istiyorum.”

Paylaşın

Erdoğan İçin Yeni ‘İmaj’ Çalışması

20 yılın sonunda iktidar oylarında ciddi oranda erimenin yaşanması üzerine Erdoğan’ın PR ekibinin kolları sıvadığı öğrenildi. Seçimler öncesi yeni elbisenin deneme provaları ABD Central Park ve Reuters muhabiri üzerinden yapılırken, kamuoyundan gelen dönüşlere göre yol haritasının çizileceği kaydedildi.

Milli gazeteden Bünyamin Güler’in haberine göre, seçimlere on aydan az bir süre kala Erdoğan’ın PR ekibi hummalı bir çalışmanın içerisine girdi. Erdoğan’a yeni dönemde yeni bir elbise dikmeye çalışan ekip, ilk provalarını da gerçekleştirdi. ABD Central Park’ta yok denecek kadar korumayla gezintiye çıkan Erdoğan, parktaki yurttaşlarla sohbet etti. Yurtiçi ve yurtdışı gezilerinde yüzlerce koruma ordusu ve araçla gezdiği bilinen Erdoğan’ın ABD’deki korumasız gezintisi dikkat çekmişti.

Yeni bir imaj çalışması

Öte yandan BM’nin 77’nci Genel Kurulu için bulunduğu ABD’de Erdoğan’ın Reuters muhabiriyle muhabbetinin de PR çalışmasının bir parçası olduğu ifade ediliyor. Reuters muhabirinin soru soracağını gören Erdoğan’ın muhabiri yanına çağırarak, sorularını esprili bir şekilde cevaplandırması sosyal medyada gündem olmuştu. Erdoğan’ın hem Central Park’ta korumasız dolaşması hem de muhabire esprili bir şekilde takılması PR ekibinin yeni imaj çalışması olarak değerlendirildi.

Türkiye’de de provaları yapılacak!

Erdoğan’ın özellikle ‘One Minute’ olayıyla yükselen sert mizacı kamuoyu tarafından beğeniliyordu. Ancak 20 yılın ardından sert üsluplu siyasetçilerden ve siyaset anlayışından bunalan halk bağırmayan, çağırmayan halkla konuşabilen siyasetçi modeli görmek istiyor. Bunu fark eden Erdoğan’ın PR ekibinin de Erdoğan’a bu yönde yeni bir elbise dikmeye başladığı ve ilk provalarını ise ABD’de yaptığı belirtiliyor. Benzer provaların Türkiye’de de önümüzdeki haftalarda yapılması bekleniyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan ‘SPK’ya Sert Sözler: Burnunuzdan fitil fitil getireceğim

Partisinin İzmir’de düzenlediği bir etkinlikte konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) sert sözlerle yüklenerek, “Bakınız Türkiye tarihinin en büyük borsa manipülasyonlarına şahit oluyoruz hep beraber. Küçük yatırımcı soyuldu, soyuluyor. Bir SPK yetkilisi, ‘Sistematik risk yok’ diyor. SPK yalan söyler mi? Söylüyor. Bakın uyardım, daha önce uyardım. İzliyorum, notumu alıyorum derken blöf yapmadığımı ifade ediyorum.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Küçük yatırımcıyı soyanları isim, isim biliyorum. Hepsini bir kez daha uyarıyorum. Bu çaldığınız kütük, küçük yatırımcıların paralarıdır. Bu paraları burnunuzdan fitil, fitil getireceğim. SPK aklını başına alsın.”

Dün faiz indirimi kararı alan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na (TCBM) eleştirilerini de dile getiren CHP Lideri Kılıçdaroğlu “Bir garabete imza attılar. Attıkları imzayı sürdürüyorlar. Merkez Bankası’nın bankalara verdikleri paranın faizini 13’den 12’ye indirdiler. Gidin bir bankaya, kredi çekmek istiyorum deyin. Bakın bakalım size yüzde 12 faizle veriyorlar mı? Vermeyecekler. Yüzde 12 ile faiz alan bankalar ne yapıyorlar? Bankaların karı yüzde 500’ün üzerinde artış gösterdi.” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Var olan iktidar faiz ayaklarına yatıp, dini kullanarak bir avuç azınlığa milyarlarca lirayı aktarıyor. Biz Allah nasip eder iktidar olduğumuzda herkes görecek demokrasinin, saydam devletin, dürüst çalışmanın, liyakatin ve adaletin ne olduğunu göstereceğiz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İzmir’de gerçekleşen CHP TBMM Grubu tarafından düzenlenen 27. Dönem 5. Çalışma ve Değerlendirme Toplantısı’nın açılışına katıldı. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkan kısımlar şöyle;

“Merkez Bankasının görevini yerine getirmediğini farkındayız. Hayat pahalılığını biliyoruz. ‘128 milyar dolar nerede’ diye afişler asmıştık ve geniş kitlelerin dikkatini çekmeye çalışmıştık. Yılbaşından bu yana 75 milyar dolar buharlaştı. Artık sormamız gereken soru 203 milyar dolar nerede ve kimlere verildi?

‘Biz faize karşıyız’ diyorlar. Faize karşı olmadıklarını tam tersine bu süreçte cumhuriyet tarihinde görülen bir olağanüstü olumsuz olaya imza attıklarının farkında olmamız lazım. Alt gelir gruplarından üst gelir gruplarına kaynak aktarıyorlar. Gerçeği herkese anlatmak zorundayız.

Bir garabete imza attılar. Attıkları imzayı sürdürüyorlar. Merkez Bankası’nın bankalara verdikleri paranın faizini 13’den 12’ye indirdiler. Gidin bir bankaya, kredi çekmek istiyorum deyin. Bakın bakalım size yüzde 12 faizle veriyorlar mı? Vermeyecekler. Yüzde 12 ile faiz alan bankalar ne yapıyorlar? Bankaların karı yüzde 500’ün üzerinde artış gösterdi. Var olan iktidar faiz ayaklarına yatıp, dini kullanarak bir avuç azınlığa milyarlarca lirayı aktarıyor. Biz Allah nasip eder iktidar olduğumuzda herkes görecek demokrasinin, saydam devletin, dürüst çalışmanın, liyakatin ve adaletin ne olduğunu göstereceğiz.

Bu ülkeyi seven insanların, gerçek vatanseverlerin umutları ve duaları her yerde bizimle birlikte yürüyor buna inanın. Ve yine buna inanın bu mücadelede halk düşmanlarını birlikte yeneceğiz ve özgürlük, doğruluk, adalete susamış halkımıza kurtuluşu beraber getireceğiz. Şunu da artık bilmek zorundayım, siz gerçekten benimle birlikte misiniz? Bazılarınızın sesi çıkmıyor, bazılarınızın da isteyerek veya istemeyerek zarar verdiğini de görüyorum. Artık karar verin. Bu halk düşmanlarını beraber yenecek miyiz, yenmeyecek miyiz?

Son bir konu, son bir uyarı yapacağım. Bakınız Türkiye tarihinin en büyük borsa manipülasyonlarına şahit oluyoruz hep beraber. Küçük yatırımcı soyuldu, soyuluyor. Bir SPK yetkilisi, ‘Sistematik risk yok’ diyor. SPK yalan söyler mi? Söylüyor. Bakın uyardım, daha önce uyardım. İzliyorum, notumu alıyorum derken blöf yapmadığımı ifade ediyorum. Küçük yatırımcıyı soyanları isim, isim biliyorum. Hepsini bir kez daha uyarıyorum. Bu çaldığınız kütük, küçük yatırımcıların paralarıdır. Bu paraları burnunuzdan fitil, fitil getireceğim. SPK aklını başına alsın.”

Paylaşın

Türkiye, ‘Küresel Refah Endeksi’nde 167 Ülke İçinde 93. Sırada

Türkiye, Legatum Enstitüsü tarafından hazırlanan Küresel Refah Endeksi 2021 sonuçlarına göre, 167 ülke içinde 93. sırada yer alıyor. Endeks 12 temel alanda 300 gösterge incelenerek hazırlanıyor.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre, dünyada refahın en yüksek olduğu ülkeler ise İskandinav ülkeleri. Batılı ülkeler de endekste iyi konumda bulunuyor. Refah endeksinde Türkiye’yi geride bırakan birçok ülkenin dünya ekonomisindeki payı ve kişi başına milli gelirinin Türkiye’den daha düşük olması dikkat çekiyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Legatum Enstitüsü her yıl Küresel Refah Endeksi yayımlıyor. Endeks 167 ülkenin global refah düzeyini şu 12 temel gösterge üzerinden analiz ediyor:

Emniyet ve güvenlik, kişisel özgürlük, yönetim, sosyal sermaye, yatırım ortamı, girişimcilik şartları, pazara erişim ve altyapı, ekonomik kalite, yaşam koşulları, sağlık, eğitim ve doğal çevre. Endeks bu temel alanlarda 300 göstergeyi inceleyerek ülkelerin refah seviyesini ölçmeyi amaçlıyor. Peki, dünyada refah seviyesinin en yüksek olduğu ülkeler hangisi?

Legatum Global Refah Endeksi 2021 yılı verilerine göre zirvede 84 puanla Danimarka ve Norveç bulunuyor. İsveç, Finlandiya ve İsviçre 83 puanla bu ülkeleri takip ediyor. Türkiye ise 167 ülke içinde 56 puan ile 93. sırada.

Kürese Refah Endeksi’nde diğer bazı ülkelerin sıralamadaki yeri ise şöyle: Hollanda 6, Almanya 9, İngiltere 13, ABD 20, Fransa 22, Malezya 42, Yunanistan 43, Bulgaristan 48, Gürcistan 53, Çin 54, Ermenistan 55, Kuzey Makedonya 60, Arnavutluk 69, Bosna-Hersek 76, Azerbaycan 86.

Türkiye komşularından sadece İran (123), Irak (141) ve Suriye’den (158) daha iyi konumda. Ayrıca Balkan ve Doğu Avrupa ülkelerinin Türkiye’den çok daha yüksek refah seviyesine sahip durumda. Listenin sonunda ise 29 puanla Güney Sudan var.

Paylaşın

8 Ayda Kapanan Şirket Sayısı 13 Bin 798’e Yükseldi

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), ağustos ayına ilişkin kurulan ve kapanan şirket istatistiklerini açıkladı. Buna göre, geçen ay bin 784 şirket kapandı ve yılın ilk 8 ayında kapanan toplam şirket sayısı 13 bin 798’e yükseldi.

Bir önceki aya göre kapanan şirket sayısı yüzde 8, kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 9,7 artarken, kapanan kooperatif sayısı yüzde 6,6 azaldı.

Yıllık artış yüzde 29 

Yıllık bazda ise Ağustos 2022’de kapanan şirket sayısı 2021’in aynı ayına göre yüzde 29, kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 11,6 oranında artarken; kapanan kooperatif sayısı ise yüzde 37,7 azaldı.

Sözcü’de yer alan habere göre; 2022’nin ilk 8 ayında ise 2021’in ilk 8 ayına göre kapanan şirket sayısında yüzde 70,2, kapanan kooperatif sayısı yüzde 39 ve kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 6,1 yükseldi.

Kurulan şirket sayısı arttı

TOBB verilerine göre, bir önceki aya göre kurulan şirket sayısı yüzde 46,1, kurulan kooperatif sayısı yüzde 56,2 ve kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 38 oranında arttı.

Ağustos 2022’de Ağustos 2021’e göre kurulan şirket sayısı ise yüzde 38,5 kurulan kooperatif sayısı yüzde 96,9 ve kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 13,9 oranında arttı.

Yılın ilk 8 ayında, 2021’in ilk 8 ayına göre kurulan şirket sayısı yüzde 23,3 ve kurulan kooperatif sayısı yüzde 28,4 artarken, kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı  ise yüzde 7,5 azaldı.

Buna göre, ağustosta 12 bin 382 şirket kuruldu ve yılın ilk 8 ayında toplam 87 bin 755 şirket kurulmuş oldu.

Toptan ve perakende işletmeleri çoğunlukta

Öte yandan, Ağustos 2022’de şirket ve kooperatiflerin 4 bin 257’si ticaret, bin 824’ü imalat ve bin 436’sı inşaat sektöründe kuruldu. Kurulan gerçek kişi ticari işletmelerinin; 881’i toptan ve perakende ticaret motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 540’ı inşaat, 215’i imalat sektöründe yer aldı.

Ağustos’ta kapanan şirket ve kooperatiflerin; 579’u toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 244’ü imalat, 234’ü inşaat sektöründe yer aldı.

Paylaşın

80 Yazardan ‘Emek ve Özgürlük İttifakı’na Destek

Emek ve Özgürlük İttifakı’na destek veren yazarlar tarafından yaptıkları açıklamada, “Emek ve Özgürlük İttifakı uzun bir tarihe ve mücadele birikimine yaslanan iki güzel ifadeyi sahiplenerek yola çıktı. Yaktığınız bu umut ışığını aşağıda imzası bulunan edebiyatçılar olarak selamlıyoruz” ifadelerine yer verdiler.

Açıklamanın devamında, “Bugün herkesin umut kadar güven duymaya da ihtiyacı var. Varoluşumuzu zenginleştirecek, yıkıma uğramış insanlığımızı yeniden yüceltecek, dünyaya ve hayata koşulsuz ve ön yargısız kendini açarak, yenileyici ve iyileştirici bir rol oynayacak, hayatın karmaşasını kavrama cesaretine sahip, özgürlüğe, eşitliğe ve barışa açılacak bir kapıdan çok, bu kavramların ta kendisi olacak yaratıcı bir oluşumun beklentisi ve ümidi içindeyiz. Emek ve Özgürlük İttifakı’nı bu duygularla kutluyoruz. Önümüzdeki uzun yol, açık ve aydınlık olsun.” denildi.

Murathan Mungan, Oya Baydar, İnci Aral, Latife Tekin ve Zülfü Livaneli’nin de aralarında bulunduğu 80 yazar, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın yarın (24 Eylül) Haliç Kongre Merkezi’nde yapacağı halk buluşması öncesinde desteğini açıkladı.

Açıklamada, “Türkiye’nin yoksulluk ve baskı sarmalında boğulduğu, bilim ve sanatın hiç olmadığı kadar saldırıya uğradığı” vurgulandı:

Emek ve Özgürlük İttifakı uzun bir tarihe ve mücadele birikimine yaslanan iki güzel ifadeyi sahiplenerek yola çıktı. Yaktığınız bu umut ışığını aşağıda imzası bulunan edebiyatçılar olarak selamlıyoruz.

Bugün herkesin umut kadar güven duymaya da ihtiyacı var. Varoluşumuzu zenginleştirecek, yıkıma uğramış insanlığımızı yeniden yüceltecek, dünyaya ve hayata koşulsuz ve ön yargısız kendini açarak, yenileyici ve iyileştirici bir rol oynayacak, hayatın karmaşasını kavrama cesaretine sahip, özgürlüğe, eşitliğe ve barışa açılacak bir kapıdan çok, bu kavramların ta kendisi olacak yaratıcı bir oluşumun beklentisi ve ümidi içindeyiz. Emek ve Özgürlük İttifakı’nı bu duygularla kutluyoruz. Önümüzdeki uzun yol, açık ve aydınlık olsun.”

İmzalar:

Adnan Özyalçıner, Ahmet Telli, Ahmet Ümit, Akın Olgun, Akif Kurtuluş, Altay Öktem, Aslı Tohumcu, Asuman Susam, Ayşegül Devecioğlu, Ayşen Sarıbaş, Bilsen Başaran, Bülent Tekin, Cevat Çapan, Çetin Yiğenoğlu, Deniz Durukan, Dilek Özkan, Dilruba Erenler, Dizdar Karaduman,  Emel İrtem, Eylem Can, Fatma Aras, Fergun Özelli, Figen Şakacı, Gamze Arslan, Gaye Boralıoğlu, Gökçer Tahincioğlu, Gökhan Tuncay, Gülce Başer, Güler Sürücü,

Hande Baba, Hasan Öztoprak, Hatice Meryem, Hayri K. Yetik, Hicri İzgören, Hüsnü Arkan, İnci Aral, Kamil Tekin Sürek, Kerim Akbaş, Latife Tekin, M. Mahzun Doğan, Mahir Ünsal Eriş, Mazlum Çetinkaya, Mehmet Özceylan, Mehmet Sait Aydın, Mehtap Ceyran, Meral Şimşek, Murat Uyurkulak, Murathan Mungan, Mustafa Köz, Nalan Çelik, Namık Kuyumcu, Neşe Yaşın, Neval Savak, Niyazi Zorlu, Nuray Gök Aksamaz,

Oğuz Tümbaş, Olcay Özmen, Oya Baydar, Oylum Yılmaz, Ömer Asaf Tosun, Özer Akdemir, Özgün E. Bulut, Özgür Zeybek, Rahmi Emeç, Sema Kaygusuz, Semih Gümüş, Serdar Koçak, Şaban Ol, Şebnem İşigüzel, Şevki Özdemir, Tahir Şilkan, Tuğrul Keskin, Turan Horzum, Turgut Üzüm, Ünal Ersözlü, Vecdi Erbay, Yelda Karataş, Yücelay Sal, Zübeyde Seven Turan, Zülfü Livaneli.

Paylaşın

Merkez Bankası Neden Faiz İndiriyor?

Sene başından beri yaklaşık 90 ülkenin merkez bankası faiz artışına gitti. Dünyanın geri kalanı “büyüme pahasına enflasyonla mücadele” tercihi yaparken, Türkiye “enflasyon pahasına büyüme” ile tercihini bunun tam tersi yönde kullanıyor. Böyle bir alternatif var mı? Dünyanın geri kalanı büyümeyi bizim kadar istemiyor olabilir mi? 

Koç Üniversitesi’nden Prof. Dr. Selva Demiralp, BBC Türkçe için değerlendirdi.

Sene başından beri yaklaşık 90 ülkenin merkez bankası faiz artışına gitti. Bu ülkelerin de yaklaşık yarısı tek seferde en az 75 baz puan, yani tecrübe ettikleri enflasyonun yaklaşık onda biri kadar faiz artışına gittiler.

Hafta içinde ABD Merkez Bankası FED’in 75 baz puanlık son faiz artışından bir gün sonra ise TCMB 100 puanlık bir faiz indirimine gitti.

Dünyanın geri kalanı “büyüme pahasına enflasyonla mücadele” tercihi yaparken, Türkiye “enflasyon pahasına büyüme” ile tercihini bunun tam tersi yönde kullanıyor. Böyle bir alternatif var mı? Dünyanın geri kalanı büyümeyi bizim kadar istemiyor olabilir mi?

Enflasyonla mücadele için bunca ülke faiz artırırken biz ısrarla faiz indirimlerine devam ediyorsak ve bunun sonucunda enflasyonumuz onlardan kat kat yukarıdaysa ‘Nerede hata yaptık? Onlar bizim bilmediğimiz neyi görüyor da faiz artırıyor?’ diye sormakta fayda var.

Bu sorulara en net cevabı Çarşamba günkü basın toplantısı sonrasında faiz artışının gerekçelerini anlatan FED Başkanı Jerome Powell veriyor. Şöyle diyor Powell:

“Yüksek faiz sonucu yavaşlayan büyüme ve zayıflayan istihdam piyasası, hizmet ettiğimiz halk için sıkıntılıdır. Ancak bu sıkıntı, fiyat istikrarı sağlamayı beceremeyip sonrasında tekrar çaba vermenin yaratacağı sıkıntı kadar büyük değildir.“

FED, sene başından beri yaptığı faiz artışlarının ekonomiyi yavaşlatma riskine karşı daha fazla faiz artışına gitmemek ve hatta bir an önce faiz indirimlerine başlamak konusunda piyasaların yoğun baskısı altında.

Powell’ın cevabı bu baskılara bir cevap niteliğinde. Bugün başladığımızı işi yarım bırakır fiyat istikrarını sağlayamazsak ileride daha büyük bir bedel öderiz diyor ve geri adım atmıyor.

Enflasyonu düşürme adına önce faiz artırımlarına gitmek, sonrasında gelen baskılar sonucu yeterli sabrı gösteremeyip yarı yolda faiz indirimlerine başlamak ve nihayetinde daha yüksek bir enflasyonla yüzleşmek bu topraklarda oldukça aşina olduğumuz bir kavram. Bugün geldiğimiz noktada ise artık usulen de olsa faiz artışı bile söz konusu değil.

Bizimle aynı gruba girebilecek ülkelerde ve hatta savaşın ortasındaki Rusya’da bile enflasyonun bizden 65-70 puan daha düşük olması da tesadüf değil.

İşin acı tarafı, 2021 son çeyreğinden bu yana ekonomiyi desteklemek için faizler düşürülüp enflasyon 60 puan üzerinde artarken mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış işsizlik sadece 1 puan azalmış.

Çünkü bir taraftan verilen tüm destekler ve kaynak aktarımları ile ekonomi canlı tutulmaya çalışılırken diğer yandan enflasyon büyüme üzerinde daraltıcı etki yapıyor ve istihdamı aşağı çekiyor.

Herkes ister ki büyüme olsun, pasta büyüsün, herkesin pastadan aldığı dilim artsın.

Ancak enflasyonu göz ardı edip enflasyonu dizginleyici politikalar uygulamazsanız bu dönüp dolaşıp ekonomik büyümeyi vuruyor. Enflasyonist ortamda büyüme olsa bile gelir dağılımı bozulduğu için dar gelirli kesimler bunu hissedemiyorlar. Pastadan aldıkları dilim büyümek şöyle dursun küçülüyor.

Powell ve gıyabında enflasyonist baskıları bertaraf edebilmek için faiz artışına giden merkez bankalarının temel gerekçesi bu.

Enflasyonun maliyeti ve faiz artışının maliyeti

Merkez bankaları karar alırken iki maliyeti karşılaştırıyorlar. Bunlardan birincisi faiz artışının getirdiği maliyet. Faiz artışı borçlanma maliyetini artırmak suretiyle talebi yavaşlatır. Talepteki yavaşlama enflasyonist baskıları aşağı çeker.

Öte yandan üretimdeki yavaşlama istihdam kaybına sebep olur ki Powell’ın bahsettiği sıkıntı da bu.  Ancak yine Powell’ın basın toplantısında bahsettiği gibi: Keşke enflasyonu düşürmenin acısız bir yolu olsaydı, ancak maalesef yok.

Sıkı para politikasının maliyetini terazinin bir kefesine koyan merkez bankaları diğer kefeye ise sıkı para politikası uygulamayıp enflasyonun kontrolden çıkmasının yarattığı maliyeti koyuyorlar.  Çünkü nasıl ki faiz artırımı ekonomiyi yavaşlatıyorsa enflasyon da ekonomiyi yavaşlatıyor ve istihdam kaybı yaratıyor. Daha da önemlisi enflasyon sebebi ile gelen istihdam kaybı kalıcı oluyor.

Enflasyon, ekonomiyi boğarak ve kontrolsüz bir şekilde yavaşlatır. Alım gücünü eritir, halkı yoksullaştırarak talebi zayıflatır. Yavaşlayan üretim istihdam kaybını beraberinde getirir.

Enflasyon sebebiyle  gelen zoraki yavaşlamanın,  faiz artırımı yolu ile gelen kontrollü yavaşlamadan önemli bir farkı vardır. Faiz artırmak sureti ile soğuyan ekonomi nihai olarak enflasyonu aşağı çeker.  Enflasyon sebebiyle yavaşlayan bir ekonomide ise enflasyon asılı kalır, kendi kendine düşmez.

Yani her iki senaryoda da ekonomide bir yavaşlama kaçınılmaz iken aradaki temel fark “fiyat istikrarı” dır. Fiyat istikrarı getiren “kontrollü yavaşlama” merkez bankasının sürdürülebilir büyümeye vereceği en önemli katkıdır.

Çünkü fiyat istikrarı düşük faiz ve makroekonomik istikrar getirir.  Kalıcı düşük faiz ve istikrar yatırım iştahındaki artışı, bu da potansiyel büyüme oranında ve istihdamda artışı destekler.

Oysa enflasyon sebebiyle yavaşlamak zorunda bırakılan bir ekonomi üretim kapasitesinde benzer bir artış yaşayamaz. Bir başka deyişle, enflasyon sadece bugünkü büyümeyi vurmakla kalmaz, ülkenin ileriye yönelik olarak üretim ve istihdam artışı yaratacak imkanlarını da baltalar.

İşte bu sebeple sıkı para politikası ile enflasyonun önüne geçmek ve sıkı para politikasının maliyetine katlanmak 90 ülke tarafından “daha az maliyetli” bir çözüm olarak görüldüğü için tercih edilmektedir.

Enflasyonu düşürmek merkez bankasının işidir. Merkez bankası en az maliyetli çözümü sunduktan sonra bu maliyeti kimin omuzlanacağı ise siyasi otoritenin kararıdır.

İçinde yaşadığımız yüksek enflasyonla er ya da geç yüzleşeceğimiz gerçeğinden yola çıkarak ekonomik programlarını açıklayan muhalefet partilerinin transfer ödemelerine, işsizlik sigortasına, dolaylı vergilerin azaltılmasına dair planları sıkı para politikasının maliyetini düşürmesi açıdan özellikle kıymetli.

Paylaşın