HDP Eş Genel Başkanı Sancar: Alternatif Biziz, Umut Bizde

Partisinin Tekirdağ 4’üncü Olağan Kongresi’nde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Halkların özgürlük ve eşitlik mücadelesini büyütmek için varız. Bu ülkede zorbalık düzenine, sömürü düzenine son vermek için varız. Bugün mücadeleyi, direnişi büyütmek için ittifaklarımız büyüyoruz. Dün Emek ve Özgürlük İttifakı yolculuğuna başladı. Bu yolculuk bu ülkede alternatifin ne olduğunu, umudun nerede olduğunu gösteriyor. Alternatif biziz, umut bizdedir.” ifadelerini kullandı.

Sancar, “Bu ülkede demokrasi sorununun temelinde Kürt sorunu var. Kürt sorununa demokratik çözüm için halkların bütün temsilcileriyle birlikte mücadele edeceğiz. Demokratik çözümü müzakere ve ortak toplumsal iradeyle hayata geçireceğiz. Barışı bunun üzerine kuracağız. Barış tabanda kurulur. Onun için Türkiye’nin her yerindeyiz ve Türkiye’nin bütün halklarıyla birlikte yürümeye kararlıyız.” dedi ve ekledi:

“Bu ülkede demokrasi sorunu ile Kürt sorunu iç içedir. Ülkeye demokrasi getirmek için Kürt sorununa demokratik çözüm, Kürt sorununa çözüm için de ülkeye demokrasi getirmek gerekiyor. İşte bizler sizlerle ve ittifaklarımızla çözümü bu ülkeye getirmeye kararlıyız. Sözümüz var halklara, kadınlara, gençlere, emekçilere.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Tekirdağ’da gerçekleştirilen 4’üncü Olağan Kongresi’ne katıldı. Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, Sancar’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

Türkiye halklarının bütün sorunlarıyla ilgilenmek, çözüm üretmek için yürüyüşümüzü sürdürüyoruz. Sizlerle HDP güçleniyor, ittifaklarımız ve yürüyüşümüz büyüyor. Bu yürüyüşün sonu zaferdir, başarıdır. Kimse bundan şüphe duymasın. Bugün buraya gelirken konvoyumuzu GBT adı altında beklettiler. Başka herhangi bir partiye bunu yapıyorlar mı? Sadece bize yönelik bir engelleme bu. Basit bir engelleme gibi gözükse de HDP’yi engellemeye yönelik bir uygulama. Ayrımcılık yapıyorlar, keyfilik var. Biz bütün bunları aşarak halklarımızla buluşmaya devam ediyoruz. Şimdi buradayız, esnafımızla, Çorlu halkı ile bir araya geldik, sohbet ettik, onları dinledik. Onlara söz verdik; bu ülkenin bütün sorunlarını hep birlikte çözeceğiz.

Demokrasiyi de, adaleti de, barışı da, özgürlüğü de, eşitliği de ortak mücadeleyle bu ülkenin her yerine getireceğiz. Operasyonlara ara vermeden devam ediyorlar. Arkadaşlarımızı siyasi rehine olarak içeride tutuyorlar. Daha yakın zamanda büyük bir operasyonla burada emek veren, mücadele yürüten çok sayıda arkadaşımızı cezaevlerine koydular. Muratlı Cezaevi’nde şu anda siyasi rehine olarak tutulan bütün yoldaşlara hep birlikte selam gönderiyoruz. Hiç kaygı duymasınlar ki zaten duymuyorlar. Mücadelede boşluk olmaz. Onların, bütün halkların özgürlüğüne kavuşması için yürüttüğümüz mücadele büyüyor. Özgürlük yakındır, hepimizin özgür olduğu şartlar da çok kısa zamanda gerçekleşecek.

Buradan kısa mesafede bulunan Edirne Cezaevi’nde bulunan siyasi rehine olarak tutulan arkadaşlarımız var onlara da selam gönderiyoruz. Öte yandan Silivri Cezaevi’nde siyasi rehine olarak tutulan Semra Güzel arkadaşımız var, irademizdir ona da selam gönderiyoruz. Keyfi bir yargılamayla, insafsız bir kararla rehin tutulan Gezi’deki arkadaşlarımıza buradan güçlü bir selam gönderiyoruz. Onların da mücadelesi burada yaşıyor, onların kalp atışlarını buradan duyuyoruz. Onların direnişine buradan selam gönderiyoruz. Bu ülkenin her yerinde varız, var olacağız dedik. Bir süre önce yürüttüğümüz kampanyanın adı “HDP’liyiz Her Yerdeyiz” idi. Çorlu’da, Tekirdağ’da, Batman’da, Nusaybin’de, Artvin’de, Van’da Türkiye’nin dört bir yanında, İstanbul’da, Amed’de her yerde varız, var olacağız.

“Alternatif biziz, umut bizdedir”

Halkların özgürlük ve eşitlik mücadelesini büyütmek için varız. Bu ülkede zorbalık düzenine, sömürü düzenine son vermek için varız. Bugün mücadeleyi, direnişi büyütmek için ittifaklarımız büyüyoruz. Dün Emek ve Özgürlük İttifakı yolculuğuna başladı. Bu yolculuk bu ülkede alternatifin ne olduğunu, umudun nerede olduğunu gösteriyor. Alternatif biziz, umut bizdedir. Bu ülkede demokrasi sorununun temelinde Kürt sorunu var. Kürt sorununa demokratik çözüm için halkların bütün temsilcileriyle birlikte mücadele edeceğiz.

Demokratik çözümü müzakere ve ortak toplumsal iradeyle hayata geçireceğiz. Barışı bunun üzerine kuracağız. Barış tabanda kurulur. Onun için Türkiye’nin her yerindeyiz ve Türkiye’nin bütün halklarıyla birlikte yürümeye kararlıyız. Bu ülkede demokrasi sorunu ile Kürt sorunu iç içedir. Ülkeye demokrasi getirmek için Kürt sorununa demokratik çözüm, Kürt sorununa çözüm için de ülkeye demokrasi getirmek gerekiyor. İşte bizler sizlerle ve ittifaklarımızla çözümü bu ülkeye getirmeye kararlıyız. Sözümüz var halklara, kadınlara, gençlere, emekçilere.

Bu ülkede emek sömürüsü var, hem de insafsızca ve pervasızca bir sömürü. Çorlu ve Tekirdağ bölgesi emek sömürüsünün en derin olduğu yerlerden biri. Çorlu’da çok sayıda emekçi arkadaşımız var. Bir emekçi kenti Çorlu. Tekirdağ da öyle. Emekçiler zor şartlarda sefalet ücretiyle çalışmaya mecbur ediliyorlar. Güvencesiz bir çalışma yaşamına zorlanıyorlar. Onun için direnişler de var. Bu örgütlülüğü ve direnişi büyütmek için daha çok mücadele etmeliyiz. Emek ve Özgürlük İttifakı tam da bunun için vardır. Nerede emek sömürüsü varsa mücadeleyi orada büyüteceğiz ve mutlaka da sonuç alacağız. Çorlu ve çevresi, Tekirdağ ve yöresi aynı zamanda doğa talanının en insafsız yaşandığı yerlerdir.

“Emek sömürüsüne karşı mücadeleyi, doğa talanına karşı mücadeleyle mutlaka birleştirmeliyiz”

Ergene Nehri zehir akıyor. Birkaç metre ötede berrak bir su akarken kaynakta, buraya gelirken neden zehirli hale geliyor? Çünkü sanayi tesisleri hiçbir kontrol ve denetim olmadan atıklarını bu nehre salıyorlar. İktidar bunlara göz yumuyor. Hiçbir kanuni tedbir hayata geçirilmiyor. Bugün Ergene Nehrinin birinci sorumlusu buradaki sanayi tesisleriyse, en büyük sorumlusu da doğayı hiçe sayan, kara ve ranta neredeyse kutsallık atfeden iktidardır. Bu, sömürü düzenidir.

Bakın Ergene Nehri hem denizi hem doğayı hem de insanı tehdit ediyor. Doğayı kirletiyor, yok ediyor. Marmara Denizine en büyük kirlilik buradan yayılıyor. İnsan hayatını tehlikeye atıyor. Bu talancı düzeni değiştirmeye de sözümüz var. Ergene Nehrinde derin deşarj sistemi var, bu zehirlenmenin en büyük nedeni odur. Bu derin deşarj sisteminin iptal edilmesini, yerine de ekolojik bir sistem kurulmasını istiyoruz. Doğanın talan edilmesinin hayatlarımızı nasıl tehdit ettiğini burada birebir her gün yaşıyoruz. O nedenle emek sömürüsüne karşı mücadeleyi, doğa talanına karşı mücadeleyle mutlaka birleştirmeliyiz.

En büyük emekçi kitlesini burada kadınlar oluşturuyor. Ucuz emek gücü olarak görülüyor, sömürülüyorlar. Zaten hayatın başka alanlarında sömürüye ve şiddete maruz kalıyorlar, bir de fabrikalarda ağır şartlarda düşük ücretlerle çalışmaları nedeniyle ciddi mağduriyetler yaşıyorlar. İşçi direnişlerinin başını kadınlar çekiyor burada. Ülkeye adaletli bir yaşam ve demokratik bir düzen gelecekse öncülüğünü kadınlar yapacaktır, kadın mücadelesi yapacaktır. Buradan Deniz Poyraz’ı bir kez daha rahmetle anıyoruz. Aynı şekilde Jîna Mahsa Amini’yi katleden düzene karşı direnişi her gün daha da büyüten İran’daki kadınlara selam ve desteklerimizi yolluyoruz. Boşuna değil, bizim sloganımız Jin, jiyan, azadî. Kadın mücadelesi yaşam mücadelesidir, özgürlük mücadelesidir.

Bu iktidar her alanda sömürüyü, talanı, savaş politikalarını yaygınlaştırıyor. Biz de ona karşı adalet, özgürlük ve barış mücadelesini büyütüyoruz. Kürt sorununa demokratik çözüm bu ülkeye büyük barışı getirmenin anahtarıdır. Barış tabanda kurulur, buradaki halklarla birlikte kurulur. Emekçilerle, gençlerle, kadınlarla birlikte kurulur. Demokrasi de öyle tepeden gelmez yerelden inşa edilir.

Burada demokrasi mücadelesini büyütürsek, yerelde demokrasiyi inşa edersek ülkenin tamamına da merkezine de demokrasiyi getiririz. ‘Şu kanunu değiştirelim, anayasada şu değişiklikleri yapalım, şu sistemi getirelim’ demekle kalıcı ve güçlü demokrasi kurulamaz. Bizim mücadelemiz güçlü demokrasi içindir, katılımcı demokrasi içindir, yerel demokrasi içindir. Halkın iradesini kayyımlarla gasp eden düzene karşıdır, halkın iradesini her yerde egemen kılacak bir demokrasi içindir. Bunu da hep birlikte getireceğiz. Kimsenin şüphesi olmasın.

Bugün burada Emek ve Özgürlük İttifakının verdiği büyük güç ve moralle bir araya geldik. Emek ve Özgürlük İttifakını bulunduğumuz her yerde ve şehirde kurmamız ve büyütmemiz gerekiyor. Bu ittifakı büyütmek görevimizdir. Türkiye halklarına karış görevimizdir. Bu ittifakı en geniş kesimlere ulaştırmak zorundayız. Türkiye’nin bütün ezilenlerini, dışlananlarını, inkar edilenlerini birleştirecek büyük bir demokrasi ittifakı haline getirmemiz gerekiyor. Bunu yapacak gücümüz, başaracak inancımız var. Büyüteceğiz bu ittifakı.

“Hep birlikte başaracağız”

Türkiye’nin ortak mücadele adresi halini getiriyoruz, getireceğiz. Yarını, geleceği kuracak temel aktör olması için her alanda büyümemiz gerekiyor. Bugün her alanda direniş ve mücadele için de en geniş ortaklıkta geleceği birlikte kurmak için de en güçlü irade. Buna ihtiyacımız var. Sadece seçimleri değil hayatın her alanını bu ittifakın mücadele hedefi olarak görüyoruz. Seçimlerde de bu ittifakı büyüterek halkların, emekçilerin, sömürülenlerin ortak iradesini Meclis’e en güçlü şekilde taşıyacağız. Bu gücü de ülkenin anahtarı, sorunların çözümünün anahtarı haline getireceğiz. Çözüm biziz, geleceği hep birlikte biz kuracağız.

Burada büyük bir özveriyle bütün baskılara rağmen mücadele yürüten siz yoldaşlarıma ve bundan önceki yönetimin üstün çabalarına buradan büyük bir alkış istiyorum. Bu ülkede özgürlüğü, emeğin hakkını, demokrasiyi, barışı, adaleti içeren düzeni bizler kuracağız. Bu ülkenin yönetiminin en etkili gücü haline gelmek için ittifaklarımızı büyüteceğiz, mücadelemizi güçlendireceğiz. O günler uzak değil. Siyasi rehine olan bütün yoldaşlarımızla; emeği sömürülen, özgürlüğü gasp edilen bütün halklarımızla birlikte mücadelede kararlılığımızı sürdürdükçe başarıyı en kısa sürede yakalayacağımızdan şüpheniz olmasın. Bu ülkeye barış bizimle gelecek, demokrasi bizimle gelecek, adalet bizimle gelecek ve özgürlük bizimle gelecek. Hepsini ortak mücadele ile hep birlikte yapacağız, hep birlikte başaracağız. Yolumuz açıktır. Allah yardımcımız, Hızır yoldaşımız olsun.”

Paylaşın

‘Mahsa Amini’ Protestoları Yayılarak Devam Ediyor: 41 Ölü

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestoları yayılarak devam ediyor. Protestolarda can kaybı 41’e yükseldi.

İran İnsan Hakları (IHR) kuruluşunun verilerine göre ise protestolarda güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu hayatını kaybedenlerin sayısı 54. IHR, hayatını kaybedenlerin çoğunun Gilan eyaletinde ve Mazandran ilinden olduğunu açıkladı.

740 kişi gözaltına alındı

İran Hükümeti’ne ait Isna Haber Ajansı’nın Giyalan Polis Komutanı’nın açıklamasına dayandırdığı haberine göre, Giyalan’da 3 gün içerisinde 60’ı kadın olmak üzere 740 kişi gözaltına alındı.

Gazetecileri Koruma Kuruluşu (CPJ) ise; protestoların başlamasından bu yana 17 gazeteci gözaltına alındığını duyurdu.

Norveç merkezli Kürt İnsan Hakları Grubu Hengaw da halkın Batı Azerbaycan eyaleti Oshnaviyeh’in bazı bölgelerinde kontrolü ele geçirdiğini bildirdi.

İranlı yetkililer, güvenlik güçlerinin bölgede kontrolü kaybettiğini inkar ederken, “isyancıların“  İran’da Devrim Muhafızlarının iç güvenlikten sorumlu kolu Basij’in üç merkezine saldırdığını açıkladı.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen genç kadın erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

VoA’nın haberine göre genç kadının karakolda ölümünü eleştiren sosyal medya yorumcuları arasında, sözünü sakınmamasıyla tanınan reformcu eski milletvekili Mahmud Sadıki, Ayetullah Ali Hamaney’i olayla ilgili kamuoyuna açıklama yapmaya çağırdı.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’a Dikkat Çeken ‘İmza’ Yanıtı

Partisinin Siirt’te düzenlediği mitingde konuşan DEVA Lideri Babacan, “Siirt’e geldiğinde Sayın Erdoğan benim için ‘Yahu sen ne yaptın? İmzayı ben attım’ diyor. Kendisine sesleniyorum. 4 yıldır bu ülkeyi tek imzayla yöneten siz değil misiniz? Tam yetkili sizsiniz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Tek imzayla aklınıza gelen her şeyi yapabiliyorsunuz. Madem keramet imzada, şöyle bir imza atın da şu enflasyonu düşürüverin. Fiyakalı bir imza atın da hayat pahalılığını bitiriverin. Ağzıyla kuş tutsa yapamaz. Çünkü bilmiyor. Bilmediğinin de farkında değil. Bilenlerle de çalışmıyor.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin Siirt’te düzenlediği mitingde konuştu. Babacan’ın açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Çetelerle, mafyayla, karanlık isimlerle vatandaşın üzerine korku salanların karşısına dimdik duracağız. Çete, mafya ne demek? 1990’ların Türkiye’si demek. 90’lar demek, faili meçhuller demek. Biz hiç kimsenin bu ülkeye yeniden 1990’ları yaşatmasına izin vermeyiz.

Geçen hafta Musa Anter davası vardı. Zamanaşımı nedeniyle davayı düşürdüler. Bir kere daha vurdular Musa Anter’i. Anter davası da ‘cezasızlık zulmüne’ kurban gitti. Tıpkı JİTEM davalarında olduğu gibi, tıpkı Roboski’de olduğu gibi, tıpkı Şenyaşar davasında olduğu gibi.

Ülkeyi 90’lara döndürmeye çalışanların karşısında dimdik dururuz. Bizim için asıl mesele; devleti hukuka döndürmektir. Türkiye’yi özgürleştirmektir. Devleti çetelerden temizlemektir. Kamu kaynaklarının yandaşlara peşkeş çekilmesini önlemektir. Milletin kaynaklarını millet için harcamaktır. Torpili, kayırmacılığı, yolsuzluğu yok etmektir. Memleketin sorunlarını çözmektir. Asıl mesele; 783 bin kilometrekare vatan topraklarında özgürlüğün, zenginliğin ve adaletin türküsünü hep bir ağızdan söylemektir.

Özgür ve zengin bir Türkiye için bu yola çıktık. Her bir vatandaşımızın elin Avrupalısının yaşadığı standartlarda yaşaması için çıktık. Hedefimiz budur. İktidarı değiştirdiğimizde ve DEVA Partisi’ni Meclis’te en güçlü şekilde temsil ettiğimizde hedeflerimize doğru dev bir adım atacağız. Vesayet kalıntılarının hesaplarını boşa düşüreceğiz. Devleti, milletin hizmetkârı yapacağız.

Ekonomik krizi çözeceğiz. 6 ayda bu kriz iklimini ortadan kaldıracağız. Enflasyonu da en geç 2. yılın sonunda tek haneye düşüreceğiz. Ben bu ülkede iki büyük ekonomik krizi çözen ekibin başında oldum. 2001-2002 ve 2008-2009 krizi. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Eğer iki büyük krizi çözen başka bir kadro varsa, buyursunlar çözsünler.

Siirt’e geldiğinde Sayın Erdoğan benim için ‘Yahu sen ne yaptın? İmzayı ben attım’ diyor. Kendisine sesleniyorum. 4 yıldır bu ülkeyi tek imzayla yöneten siz değil misiniz? Tam yetkili sizsiniz. Tek imzayla aklınıza gelen her şeyi yapabiliyorsunuz. Madem keramet imzada, şöyle bir imza atın da şu enflasyonu düşürüverin. Fiyakalı bir imza atın da hayat pahalılığını bitiriverin. Ağzıyla kuş tutsa yapamaz. Çünkü bilmiyor. Bilmediğinin de farkında değil. Bilenlerle de çalışmıyor.”

Paylaşın

Suriye Açıklarında Batan Göçmen Teknesinde Can Kaybı 94’e Çıktı

Lübnan’dan Akdeniz üzerinden Arupa’ya geçmeye çalışan düzensiz göçmenlerin bulunduğu tekne Suriye açıklarında batmıştı. Batan teknede hayatını kaybedenlerin sayısının 94’e yükseldi. Ölenler arasında çocuklar da yer alıyor.

Haber Merkezi / 5’i Lübnanlı, 2’si Filistinli ve 12’si Suriyeli olmak üzere toplam 19 kişinin Tartus’taki hastanede tedavisi sürüyor.

Suriye resmi SANA haber ajansına göre, kurtarılan en az 14 kişi Suriye’deki hastanelerde iyileşirken, altı kişi taburcu edildi ve ikisi yoğun bakımda kaldı.

Birleşmiş Milletler (BM),  gemidekilerin çoğunlukla Lübnanlılar, Suriyeliler ve Filistinliler olduğunu ve aralarında çocukların ve yaşlıların da bulunduğunu söyledi.

2011’de başlayan Suriye iç savaşından kaçan yaklaşık 1,5 milyon Suriyeli göçmen, Lübnan’da yaşıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne göre ülkede 14 binden fazla da farklı ülkelerden gelen göçmenler var. Bunların çoğunu Filistinli mülteciler oluşturuyor.

Lübnan son yıllarda ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya. Son dönemde Covid-19 salgını, 2020’de Beyrut limanındaki patlama ve bankacılık kriziyle iyice artan ve ciddi bir boyut kazanan ekonomik kriz sebebiyle halkın yüzde 80’inden fazlası temel gıda maddeleri ve ilaç bulmakta zorlanıyor.

Bu durum ülkedeki göçmenler için daha da büyük zorluklara yol açıyor. Göçmenlerin çoğu Avrupa’ya geçmeye çalışırken Akdeniz’de son dönemde ölümler arttı.

Bu ayın başında Lübnan’dan Avrupa’ya göçmenleri taşıyan bir bot Türkiye açıklarında batmış ve içinde çocukların da olduğu altı kişi hayatını kaybetmişti. 73 kişi de sahil güvenlik birimleri tarafından kurtarılmıştı.

Paylaşın

Kanal İstanbul’un Maliyeti 15 Değil, 20 Milyar Doları Bulacak

Bilim insanlarının ve kamuoyunun itirazına rağmen AK Parti’nin çalışmalarını sürdürdüğü Kanal İstanbul’a ilişkin Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, dikkat çeken açıklamalarda bulundu. 

AK Parti’ye yakınlığı ile bilinen Sabah gazetesinin yazarı Dilek Güngör, Karaismailoğlu’nun verdiği bilgileri köşe yazısında aktardı. Bakan Karaismailoğlu, maliyeti 15 milyar dolar olarka hesapladıklarını ancak 20 milyar doları bulacağını söyledi.

Güngör’ün aktardığına göre Karaismailoğlu, “Kanal İstanbul’da Sazlıdere Köprüsü’nün yapımına başlandı. Yollar ve tren hatları yapılıyor. Bu, dünyanın en önemli projelerden biri. Uzun soluklu bir iş. İmar planları yapıldı. Maliyet ilk baştaki hesaplamalardan biraz daha fazla… 15 milyar dolar olarak hesaplamıştık, 20 milyar doları bulacak. Burayı genel bütçeye yük olmadan yapmak istiyoruz. Proje eninde sonunda hayata geçecek” dedi.

‘Marmara Denizi havuza dönüşür’

Kanal İstanbul’un bir ihtiyaç olduğunu öne süren Karaismailoğlu, “Şu anda dünya ticaret hacmi 12 milyar ton. Rakam 2030’da 25 milyar tona çıkacak. Bu yüklerin yüzde 90’ı denizden taşınıyor. Şu anda Boğaz’dan 40 bin gemi geçiyor. Yarın gemi sayısı 60-70 bine çıkarsa Boğaz’dan geçmesi mümkün olmaz. O zaman ne olacak? Marmara Denizi gemi havuzuna dönüşür. Dolayısıyla alternatif bir su yolu planlanması gerekiyor” savunmasında bulundu.

“Bugün olmasa da yarın buna karşı çıkanlar durumu anlayacak” diyen Karaismailoğlu, “Kanalın doğu kısmında, İstanbul Havalimanı’nın kuzeyinde lojistik liman yapacağız. Bugün gidin bakın, Ambarlı Limanı artık yoğunluğu kaldıramayacak vaziyette… Dolayısıyla Kanal İstanbul teknik bir konu, bir dünya vizyonundan bahsediyoruz. Dedikodu siyasetine alet edilecek bir mesele değil… Bir de gemi trafiği azaldığında birçok organizasyon yapma imkânı da olacak” dedi.

‘Balık festivali yapmayı planlıyoruz’

Karaismailoğlu, sözlerine, “‘Boğaz’da yüzme, yelken yarışı yapalım’ diye birçok teklif geliyor. Hiçbirisini yapamıyoruz. Geçen gün balıkçılarla bir araya geldim. Ekim ayının ortasında balık sürüsü geçiyormuş… Onlar da o gün Boğaz’da balık tutmak istediklerini ancak gemi trafiği nedeniyle tekneye çıkamadıklarını anlattılar. Bunu planlayacağız. Ekimin ortasında balıkların göç ettiği gün gemi trafiğine kapatıp ‘Balık Festivali’ yapmayı planlıyoruz” diyerek devam etti.

Paylaşın

Açık Alanda Kadınların Fotoğrafını İzin Almadan Çekene ‘5 Yıl Hapis’

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin sokakta kadınların fotoğrafını izinsiz çeken bir erkeğe verdiği 5 yıl hapis cezasını “kamuya açık alanda izin almadan bir kişinin görüntüsünü veya sesini kaydedemezsiniz” diyerek onadı. 

Yargıtay, kararında, “Özel hayat kavramı, kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye gazetesinden Yeşim Eraslan’ın haberine göre Ankara’da bir kadını, caddede yürürken cep telefonuyla gizli gizli kameraya çeken şahıs polis tarafından gözaltına alındı.

Şüphelinin telefonunda yapılan incelemede, altı farklı kadının aynı şekilde çekilmiş videoları ve fotoğrafları bulundu. Zanlıya ‘özel hayatın gizliliğini ihlal’ suçundan dava açıldı. Yerel Mahkeme, sanığı bu suçtan beş yıl hapse mahkûm etti. Karara itiraz edilince dosya Yargıtay’ın gündemine geldi.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi “Özel hayat kavramı, kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil. Kamuya açık alanda izin almadan bir kişinin görüntüsünü veya sesini kaydedemezsiniz” diyerek mahkemenin hükmünü onadı.

Paylaşın

‘CHP, 29 Ekim’de Kılıçdaroğlu’nun Adaylığının Açıklanmasını İstiyor’ İddiası

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun “Şunu da artık bilmek zorundayım; siz gerçekten benimle birlikte misiniz? Bazılarınızın sesi çıkmıyor, bazılarınızın da isteyerek veya istemeyerek zarar verdiğini de görüyorum. Artık karar verin. Bu halk düşmanlarını beraber yenecek miyiz, yenmeyecek miyiz?” çıkışının ardından kulisler hareketlendi.

CHP yönetiminin, Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışının ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın da açık desteğini alan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığının 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda açıklanmasını istediği belirtildi.

Kısa Dalga’dan Mahmut Aydın’ın Ankara kulislerinden aktardıklarına göre, Kılıçdaroğlu 2 Ekim’de CHP Genel Merkezinde 6’lı masanın ikinci turunun ilk görüşmesine ev sahipliği yapacağı toplantıda, konuyu liderlerin görüşüne sunacak. CHP Lideri Kılıçdaroğlu daha sonra ABD’ye gidecek.

Bu süreçte başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş olmak üzere 11 büyükşehir belediye başkanı ile ilçe belediye başkanları Kılıçdaroğlu’nun adaylığına destek açıklaması yapacak.

Sivil toplum örgütleri ile bazı meslek örgütlerinin de desteğini alan Kılıçdaroğlu’nun 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda cumhurbaşkanı adaylığını resmen açıklayacağı bildirildi. Kampanya döneminde de İmamoğlu ve Yavaş’ın Kılıçdaroğlu’nun bazı program ve mitinglerine katılarak destek verecekleri ifade edildi.

CHP’li bir kaynak, İmamoğlu ve Yavaş’ın açık desteğinin 6’lı masanın desteği kadar önemli önemli olduğuna dikkati çekerek “Alanlara bir yanında Yavaş diğer yanında İmamoğlu ile çıkacak Kılıçdaroğlu bu seçimi ilk turda kazanır” yorumunu yaptı.

‘Altılı Masa’nın gündemi

Başkent kulislerindeki iddialara göre, CHP Lideri Kılıçdaroğlu, 2 Ekimde yapılacak 6’lı masa toplantısının daveti ve gündemi için lideri ayrı ayrı ziyaretine 27 Eylül’de başlayacak. Kılıçdaroğlu, bu ziyaretlerde liderlere adaylığını açıklayacak ve 2 Ekim toplantısında da gündeme getirecek. Toplantıda Güçlendirilmiş Parlementer Sisteme geçiş süreci, cumhurbaşkanı adayının bu süreçteki görevi için imzalayacağı protokol, koalisyon protokolü, kabine dağılımı da ele alınacak.

‘Kılıçdaroğlu’nın yanındayız’ atağı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin İzmir’de yapılan grup toplantısın açılışında, “Şunu da artık bilmek zorundayım; siz gerçekten benimle birlikte misiniz? Bazılarınızın sesi çıkmıyor, bazılarınızın da isteyerek veya istemeyerek zarar verdiğini de görüyorum. Artık karar verin. Bu halk düşmanlarını beraber yenecek miyiz, yenmeyecek miyiz?” demiş ve bu sözlerin hemen ardından Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş Twitter’dan açıklama yaparak Kılıçdaroğlu’nun “yanında” olduklarını açıklamıştı.

CHP örgütleri ve belediye başkanları da gün boyu “yanındayız” etiketiyle paylaşımlarını sürdürmüştü. Ankara’da Kılıçdaroğlu’nun partisinin arkasında olduğunu gösterdiği ve CHP’nin 6’lı masaya Kılıçdaroğlu’nun adaylığını götüreceğinin neredeyse kesin olduğu belirtiliyor.

Akşener’in ‘şükranım’ sözleri

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener da CHP’li İzmit Belediyesinin töreninde yaptığı konuşmada, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na ölene kadar şükranlık duyacağını ifade ederek “Partili Cumhurbaşkanlığı’nın yerine güçlendirilmiş parlamenter sistem adına mücadele ederek bunu konuşarak yaptığımız son seçimdir. Bu seçimi almak zorundayız” demişti. Akşener’in bu sözleri de Kılıçdaroğlu’nun adaylığı konusunda tereddütleri bulunduğu ifade edilen İYİ Parti’nin pozisyonunun değişebileceği ve Kılıçdaroğlu’nun adaylığına itiraz etmeyebileceği yorumlarına neden oldu.

Babacan ve Davutoğlu farklı görüşte

CHP yönetiminin Kılıçdaroğlu’nun adaylığı için 29 Ekim’i işaret etmesinin 6’lı masada nasıl yanıt bulacağı ise henüz belirsiz. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, cumhurbaşkanı adayının açıklanmasında CHP’lilerden farklı düşünüyor.

Babacan bugüne kadar 6’lı masada henüz herhangi bir ismin konuşulmadığını söylemiş ve adayın bu aşamada açıklanmasını erken bulduklarını kaydetmişti.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu ise “12 Şubat’ta Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunu seçim tarihi açıklanana kadar aramızda tartışmayalım dedik” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Sarayda Ağırlandı O Şerefsiz

İYİ Parti Lideri Akşener, katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada, “Atatürk’ün anasının adını taşıyan Zübeyde Hanım Şehit Aileleri Derneği’nin uzun yıllar başkanlığını yaptım, yöneticiliğini yaptım. Atatürk’ün o mübarek anasının genelevde çalıştığını söyleyen bir şerefsize gereğini yapamadım. Özür diliyorum” ifadelerini kullandı.

Meral Akşener, konuşmasının devamında “Sarayda ağırlandı o şerefsiz, sarayda ağırlandı o ahlaksız. Gereğini yapamadım özür dilerim, özür” dedi ve ekledi:

“Onun için Emine Bulut’un acısı devam ediyor. Onun için Özgecan’ın acısı devam ediyor. Onun için Bergenler’in öldürülmesi devam ediyor. Şimdi bu ağır yükler biz kadınlarınsa eğer o zaman o yükleri taşıyan bu bedenler elbette gereken gücü elde etmeliler.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Mersin İl Başkanlığını ziyaretinde partililere seslendi.

Konuşmasında, siyasetçilerin, ülkeyi daha iyi yönetme hedefiyle yola çıktıklarını belirten Akşener, “Bu seçim, bu ucube sistemle ilgili olarak yapılacak son seçimdir” ifadelerini kullandı ve ekledi:

“Dolayısıyla kazanmak durumundayız. Parlamenter sisteme geçişin konuşulduğu, tek adam sisteminin ortadan kaldırılacağına dair sözlerin verildiği ve milletin dertleri üzerinden üretilmiş çözümler üzerinden rekabet edildiği bir seçimdir. Tek adam sisteminin, partili cumhurbaşkanlığı sisteminin karşısında güçlendirilmiş parlamenter sistemin konuşulduğu son seçimdir.”

“İYİ Parti, öncelikle seçmenini velinimeti görür. İYİ Parti’nin tüm mensupları, bu milleti başının üstünde taşır, bu milletin tercihlerine kadınıyla, erkeğiyle saygı duyar” diyen Akşener, konuşmasının ardından partiye katılan kişilere rozet, evlilik hazırlığı yapan bir çifte de nişan yüzüklerini taktı.

Akşener, daha sonra Mersin’i Kalkındırma ve Dayanışma Derneğince düzenlenen “Ben Kadınım Umudun Adıyım” programına katılmak için Yenişehir Atatürk Kültür Merkezine geçti.

“Gereğini yapamadım”

Akşener, burada yaptığı açıklamada, “Ben Meral Akşener; İzmit’in Gündoğdu Köyü’nden çıkmış bir ailenin kızıyım. Atatürk’ün anasının adını taşıyan Zübeyde Hanım Şehit Aileleri Derneği’nin uzun yıllar başkanlığını yaptım, yöneticiliğini yaptım. Atatürk’ün o mübarek anasının genelevde çalıştığını söyleyen bir şerefsize gereğini yapamadım. Özür diliyorum. Sarayda ağırlandı o şerefsiz, sarayda ağırlandı o ahlaksız. Gereğini yapamadım özür dilerim, özür” ifadelerini kullandı.

Akşener şöyle devam etti: “Onun için Emine Bulut’un acısı devam ediyor. Onun için Özgecan’ın acısı devam ediyor. Onun için Bergenler’in öldürülmesi devam ediyor. Şimdi bu ağır yükler biz kadınlarınsa eğer o zaman o yükleri taşıyan bu bedenler elbette gereken gücü elde etmeliler.”

Hasan Akar hapis cezasına çarptırılmıştı

Hasan Akar, Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’la ilgili sözlerinin ardından yargılanmış, ilk kararın bozulmasının ardından yeniden yargılama sonucu 31 Aralık 2018’de, 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

Paylaşın

AYM’ye Bireysel Başvuru Sayısı 450 Bini Aştı

Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki (AİHM) ihlal davalarını azaltmak amacıyla 23 Eylül 2012’de getirdiği Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı, aralarında ünlülerin, siyasetçilerin, kadınların ve çalışanların da bulunduğu 450 binden fazla kişinin “umudu” oldu.

Birgün’de yer alan habere göre, uygulamanın başladığı 2012’de başvuru sayısı 1342 olarak kayıtlara geçti. Sonraki süreçte ise başvuru sayısında büyük bir artış görüldü. Bu sayı 2013’te 9 bin 897, 2014’te 20 bin 578, 2015’te 20 bin 376 oldu.

Anayasa Mahkemesi’ne en yüksek başvuru sayısı 80 bin 756 ile 2016’da gerçekleşti. Bu sayı 2017’de yarı yarıya azalarak 40 bin 530 olarak belirlendi. 2018’de ise başvuru sayısı 38 bin 186’ya düştü, 2019’da 42 bin 971 olan bireysel başvuru sayısı 2020’de 40 bin 402, 2021’de 66 bin 121, bu yılın ilk 6 ayında ise 67 bin 395 olarak kayıtlara geçti.

Bugüne kadar aralarında ünlülerin, siyasetçilerin, işçilerin ve emeklilerin de olduğu binlerce kişinin çeşitli iddialarla bireysel başvuru yaptığı Yüksek Mahkeme, bunların 327 binini karara bağladı. Mahkemede karar bekleyen yaklaşık 123 bin bireysel başvuru bulunuyor.

30 bin ihlal kararı

Sonuçlandırılan başvurulardan yaklaşık 30 bininde ihlal kararı veren Yüksek Mahkeme’nin bu hükümlerinin yüzde 70’ini ise “adil yargılanma hakkının ihlali” oluşturdu.

Dikkat çeken kararlar şöyle:

Anayasa Mahkemesi, Batman Hasankeyf’te baraj yapımı nedeniyle evlerin yeni yerleşim alanına taşınması projesinden bekar olduğu gerekçesiyle yararlandırılmayan kişinin bireysel başvurusunda da hak ihlali sonucuna vardı. Kararda, kişinin medeni hali nedeniyle ayrımcılık yasağının ihlal edildiği belirtildi.

Bir başka başvuruda ise tapulu olmasına rağmen orman sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle sahipleri tarafından kullanılamayan araziye ilişkin yapılan bireysel başvuruda mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verildi.

Yüksek Mahkeme, belediye çalışanının parmak izi ile mesai takibinin yapılmasına ilişkin başvurusunda da özel hayata saygı hakkı kapsamında kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiğini kararlaştırdı.

Paylaşın

Emek ve Özgürlük İttifakı, CHP Lideri’nin Adaylığını Destekler Mi?

Emekçi Hareket Partisi (EHP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) ve Toplumsal Özgürlük Partisi’nin (TÖP) oluşturduğu Emek ve Özgürlük İttifakı kuruluşunu ilan etti.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın Kılıçdaroğlu’nun aday olması durumunda nasıl bir tavır alacakları hakkında Halk TV’de değerlendirmelerde bulundu.

İnan Demirel’in ‘Kılıçdaroğlu’nun ortak aday olmasına sıcak bakıyor musunuz?’ sorusuna ‘Zor bir soru sordunuz’ diye yanıt veren Oluç şu ifadeleri kullandı:

“Kemal Kılıçdaroğlu çok değer verdiğimiz bir kişidir. Türkiye siyasetine demokratik bir düzey getirmek için mücadele ediyor. Aday olup olmayacağı 6’lı masanın kararıdır. Biz hem Kılıçdaroğlu’na saygısızlık yapmak istemeyiz hem de 6’lı masaya isim dayatmak istemeyiz.

İsteriz ki her şey kendi yolunda yürüsün. Bu sorunuza bu kadarıyla cevap vermek isterim. Parti kurullarımız karar verecekler. Biz aday çıkarmak konusunda bir isim konuşmadık. Kimsenin iradesini çiğnemek istemem. HDP olarak biz de isim konuşmadık. Yakın zamanda bütün bunlar değerlendirilecektir.”

Haliç Kongre Merkezi’nde kuruluşunu ilan ederek yol haritasını açıklayan Emek ve Özgürlük İttifakı’nın deklarasyonunda; ekonomi, yoksulluk, Kürt meselesi, temel hak ve özgürlükler yer aldı. HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, ‘ortak aday’ konusunda görüşlerini aktardı.

Paylaşın