TGC: RTÜK, Eleştirel Medyaya Bedel Ödetiyor

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) KRT, Halk TV ve Kafa Radyo’ya kestiği cezalar için “RTÜK seçim öncesi iktidarın kamu yararına olmayan faaliyetlerinin konuşulmasını cezalarla engellemeye çalışıyor” açıklamasında bulundu.

TGC, RTÜK, TELE1, KRT, Halk TV ve Kafa Radyo’ya kestiği cezalarla ilgili bir açıklama yaptı.

Cezaların seçim öncesi bir bedel ödetme olduğunu savunan TGC, cezaların halkın haber alma hakkını engellediğini söyledi:

“RTÜK bu cezalarla yine halkın haber alma, bilgilenme, gerçekleri öğrenme hakkını engellemiş ve ısrarla Anayasa’yı yok saymıştır. Kararlarını çağdaş ve özgürlükçü bir yaklaşımla alması beklenen RTÜK, verdiği para cezaları ve yayın durdurma kararlarıyla eleştirel medyaya bedel ödettirmektedir. Böylelikle yurttaşlar da habere erişememektedir.

RTÜK seçim öncesi iktidarın kamu yararına olmayan faaliyetlerinin TV ekranlarında konuşulmasını cezalarla engellemeye çalışmaktadır.

RTÜK’ü halkın haber alma hakkını engellemekten, eleştirel yayın yapan TV kuruluşlarını para cezalarıyla ekonomik olarak zora sokmaya çalışmaktan vazgeçmeye, Anayasaya, basın ve düşünceyi ifade özgürlüğüne saygılı olmaya çağırıyoruz.”

Ne olmuştu?

RTÜK, Halk TV, Tele 1, KRT ve Kafa Radyo’ya oy çokluğuyla  yüzde 3 para cezası vermişti.

RTÜK bu kararlara gerekçe olarak, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in iddialarını televizyonda tartışarak Serhat Albayrak ve Zehra Taşkesenlioğlu’nun ‘küçük düşürülmesi’ni göstermişti.

İzmir’in kurtuluşunda tek kurşun atmadık’ diyen eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın sözlerinin eleştirilmesi nedeniyle de Kafa Radyo’ya da yüzde 3 idari para cezası uygulamıştı.

Paylaşın

Başörtüsü Tartışması: Erdoğan: Kılıçdaroğlu Pas Verdi, Bizim De Golü Atmamız Lazım

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü açıklamalarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Çözmüşüz bunu. Şimdi biz bunu çözdüğümüze göre bu bizim gündemimizde niye olsun. Bu beyefendi getirdi bunu gündeme koydu. Bu da ne oldu? Bu pek pas vermekten de anlamaz ama farkında olmadan bize bir pas verdi. Bizim de golü atmamız lazım” dedi ve ekledi:

“Bilmiyor benim ömrümüm santraforlukla geçtiğini. Artık Allah’ın izniyle Sayın Kılıçdaroğlu gibileri bu ülkenin başına gelemeyeceğine göre bu millet bunları derdest etti, bitti. Bundan sonra artık benim milletim çok daha özgür bir hayatın tadını yaşayacak. Bir defa yasal bir düzenlemeyi gündeme getirmesi bile çok çok gayriciddidir. Üstelik de o masanın etrafında olanlardan bir tanesi, utanmadan sıkılmadan biz de destekleyeceğiz diyor. Kimlerin olduğunu anlayın artık… Gazı verdiler, sonra da destekliyoruz diyorlar.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Çekya ziyareti dönüşünde uçakta iktidara yakın basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsüyle ilgili yasal düzenleme çağrısı üzerine konuşan Erdoğan, “Aslında Kılıçdaroğlu’nun ortaya attığı bu tez, siyaseti ne kadar bilmediğini, kendisinin bir siyaset fukarası olduğunu gösteriyor. Bir defa ortada şu anda yasal bir düzenlemeyi gerektirecek bir durum yok ki. Şu anda bu haliyle kızlarımız üniversiteye, ortaöğretime gidebiliyor mu, polis olabiliyor mu, asker olabiliyor mu? Evet. Bütün bunlar şu anda var mı? Var. Şimdi böyle bir durum ortadayken, bayram değil seyran değil, nereden çıktı bu iş? Sen dürüstsen, o zaman gel bunu Anayasa’ya alalım ki bundan sonra kimse bu işin üzerinde oynayamasın. Hemen ne yaptılar? Onun malum bir adamı var. ‘Desteklemeyeceğiz’ dedi. Bunu söylemeye başladılar. Öyle de olsa şu anda ben çalışmayı başlattım. Adalet Bakanımın riyasetinde şu an itibarıyla gerek Bekir Bey gerek Anayasa Komisyonu Başkanım, Adalet Komisyonu Başkanım, onlar şu anda bu çalışmayı yapıyorlar. ‘Yanınıza milletvekili arkadaşlarımızı, MYK’den arkadaşlarımızı da alın çalışmayı hazırlayın’ dedim. Devlet Bey’le de görüştüm bu konuyu. İnşallah bu işi hemen Meclis’e sunalım. Tabii ne olacak sunacağız? Anayasa değişikliği olarak. İnşallah arkadaşlar güzel bir hazırlık yapacaklar ve bu hazırlığı da Meclis’e sunacağız” dedi.

“Sadece bu konu mu, hepsi beraber mi?” sorusunu yanıtlayan Erdoğan, “Aile filan hepsi bu işin içinde. Öyle bir şey yapıyoruz ki hadi bakalım görelim seni. Bu işte ne kadar samimisin, değilsin; bunu burada göreceğiz. Aile kavramı bizim olmazsa olmazımız zaten. Çünkü güçlü bir millet, güçlü aileden olur. Şimdi bizim bunun çalışmasını da yapmamız lazım. Çünkü son zamanlarda topluma LGBT’yi soktular. LGBT’yle birlikte de bizim aile yapımızı bunlar dejenere etmenin gayreti içerisine girdiler. Öyleyse biz olması gereken ne ise onu yapacağız. Biz kimlerin LGBT’ci olduğunu biliyoruz zaten. Ama bunu da aile olarak gelip oraya koyalım. Burada da çıksın bakalım neresinden savunacak onu da görelim” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, “Kemal Kılıçdaroğlu, geçmiş dönemde sizin adım atmayı planladığınız konularla ilgili önceden çeşitli sosyal medya mesajlarıyla ön almaya çalıştı. Bu konuda da sizin hem başörtüsü hem aileyle ilgili düzenleme yapma kararınız eğer önceden varsa, bu karar ona ulaşmış olabilir mi?” sorusuna karşılık böyle bir çalışmalarının olmadığını söyledi.

“Gazı verdiler, sonra da destekliyoruz diyorlar”

“Başörtüsü problemimiz yoktu” diyen Erdoğan, “Çözmüşüz bunu. Şimdi biz bunu çözdüğümüze göre bu bizim gündemimizde niye olsun. Bu beyefendi getirdi bunu gündeme koydu. Bu da ne oldu? Bu pek pas vermekten de anlamaz ama farkında olmadan bize bir pas verdi. Bizim de golü atmamız lazım. Bilmiyor benim ömrümüm santraforlukla geçtiğini. Artık Allah’ın izniyle Sayın Kılıçdaroğlu gibileri bu ülkenin başına gelemeyeceğine göre bu millet bunları derdest etti, bitti. Bundan sonra artık benim milletim çok daha özgür bir hayatın tadını yaşayacak. Bir defa yasal bir düzenlemeyi gündeme getirmesi bile çok çok gayriciddidir. Üstelik de o masanın etrafında olanlardan bir tanesi, utanmadan sıkılmadan biz de destekleyeceğiz diyor. Kimlerin olduğunu anlayın artık… Gazı verdiler, sonra da destekliyoruz diyorlar” dedi.

İktidarın “dezenformasyonla mücadele yasası” olarak tanımladığı sosyal medya yasa tasarısıyla ilgili “Son yıllarda etnik ve mezhep temeline bölücülük yapan medya kuruluşlarına akan fonlar var. Özellikle Avrupa Birliği ve batılı ülkeler LGBT’yi, bölücülüğü fonluyorlar. Medyada bir millilik meselesi var. Dezenformasyon yasasıyla ilgili kanaatiniz nedir?” sorusuna Erdoğan’ın yanıtı şöyle oldu: “Dezenformasyonla mücadele yasasıyla ilgili 14 madde Meclis Genel Kurulu’ndan geçti. Bu yasanın çıkışıyla beraber inşallah bunları ciddi manada frenleyeceğiz ve gereği de neyse onu da inşallah yapacağız. Yasa bu noktada zengin, güçlü bir yasa.”

KKTC Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarını değerlendiren Erdoğan, “Bu konuda biliyorsunuz biz kimsenin düşünmediği bir dönemde ne yaptık? İlk işimiz İHA’ları, SİHA’ları Kuzey Kıbrıs’a yerleştirdik. Şu anda İHA ve SİHA’larımız oradalar ve bu söylediğiniz yerle ilgili konuda da yine benzer şeyler olabilir. Bunun olması da zaten haktır. Çünkü Kuzey Kıbrıs’ı dört bir yandan, her yönüyle bizim sağlama almamız lazım. Olsa da olmasa da zaten bizim şu anda kendi ana karamızdan uçaklarımız kalktığı anda zaten anında Kuzey Kıbrıs’ta. Herhangi bir sıkıntı orada da söz konusu değil. Bir de bu akşam Anastasiadis, illa bir görüşelim, konuşalım filan dedi. Araya birilerini de soktu. Dedim ki ‘Başkan sen şimdi zaten gidiyorsun’. İki ay sonra ayrılıyor. Dedim ‘Böyle bir zamanda bunlar konuşulmaz.’ Ayrıca dedim ki ‘Siz hep bir yerden bir talimat alıyorsunuz. Bu talimatlarla falan zaten bu işler yürümez.’ Onun için bunların ipiyle kuyuya inilmez. Aksi takdirde kuyuda kalırsın” diye konuştu.

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun 9-13 Ekim arasındaki ABD ziyareti sorulan Erdoğan, “Onlar beni iyi takip etmiyorlar. Biz bir defa ilk seçimi yaptığımızda ve bu seçimden de açık ara büyük bir başarıyla birinci parti olarak çıktıktan sonra gitmiştik. Ben o zaman bir Avrupa seyahati yaptım, Avrupa ülkelerini dolaştım. Bir de Amerika’ya gittim. Avrupa’da Chirac’la, Schröder’le görüşmüştük. Lüksemburg’un Başbaşkanı Jean-Claude Juncker’le de görüşmüştük. Hatta Juncker’e bir gazeteci ‘Siz normalde seçilmişleri karşılıyorsunuz’ demişti. O da dedi ki ‘Demokrasi sandıktır. Biz sandıktan çıkana saygı duyarız. Erdoğan sandıktan çıktı. Ben ona demokrasinin gereği olarak saygı duyuyorum ve kimseyi de rahatsız etmesin.’ Geldi beni bir de havaalanına kadar uğurladı. Ben Bay Kemal’i de hiç önemsemiyorum, gidebilir. Mevla dünyayı kulları için yaratmış. Herkes istediği yere, istediği zaman gidebilir. Yani onun bu derdi bizi niye ilgilendirsin” dedi.

Paylaşın

‘Montrö Bildirisi Davası’nda 12 Mahkumiyet Talebi

Kamuoyunda ‘Montrö Bildirisi Davası’nda aralarında Atilla Kıyat, Ergün Mengi ve Türker Ertürk’ün olduğu 12 sanık için “devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşmak” suçundan 12 yıla kadar hapsi talep edilirken, 91 sanık için beraat talep edildi. 

Montrö Sözleşmesi ile ilgili yaptıkları açıklama nedeniyle ‘anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşmak’ suçlamasıyla 103 emekli amiralin yargılandığı davada savcı mütalaasını açıkladı. Savcı, aralarında Atilla Kıyat, Ergün Mengi ve Türker Ertürk’ün olduğu 12 sanık için 12 yıla kadar hapis, 91 sanık için beraat talep etti. Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, bazı tutuksuz sanıklar ile avukatları katıldı.

Savcı, mütalaasında, sanıklar Alper Çetin Tezeren, Atilla Kezek, Atilla Kıyat, Arif Vehbi Alpman, Ergün Mengi, Işık Biren, İlker Güven, Mustafa Özbey, Namık Kemal Çalışkan, Osman Metin Açımuz, Ramazan Cem Gürdeniz ve Türker Ertürk’ün ADMEK-2 isimli WhatsApp grubunda söz konusu bildirinin taslağının paylaşılmasından itibaren metnin oluşturulmasına kadar katkı sundukları, altını imzalamayı kabul ettikleri ve yayımlanması için anlaştıklarını belirtti.

Söz konusu sanıkların, seçilmiş hükümeti hedef aldıklarına ve muvazzaf askeri personel ile toplumun muhalif kesimlerini birlikte harekete geçirmek üzere anlaştıklarına dikkati çeken savcı, bildiride geçen Montrö vurgusunun da “araç” olarak kullanıldığı, bunun WhatsApp grubunda yer alan sanıkların yazışmalarından anlaşıldığını vurguladı.

Savcı, mütalaasında, sanıkların ortak bir iştirak iradesiyle hazırlanan bildiriyi kamuoyuyla paylaşarak, meşru iktidara karşı harekete geçmek üzere ve hükümetin görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellenmesi amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde emir komuta dışında hareket edilmesini hedeflediklerini aktardı.

Buna göre, savcı, sanıklar, Alper Çetin Tezeren, Atilla Kezek, Atilla Kıyat, Arif Vehbi Alpman, Ergün Mengi, Işık Biren, İlker Güven, Mustafa Özbey, Namık Kemal Çalışkan, Osman Metin Açımuz, Ramazan Cem Gürdeniz ve Türker Ertürk’ün “devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma” suçunu işlediklerini belirterek, 3 yıldan 12’şer yıla kadar hapisle cezalandırılmalarını istedi.

Savcı, aralarında eski Deniz Kuvvetleri komutanları Bülent Bostanoğlu, Eşref Oğuz Yiğit ve Murat Bilgel’in de bulunduğu 91 sanığın isnat edilen suça yönelik kasıtlarının bulunmadığını, cezalandırılması istenen 12 kişinin eylemlerine iştirak iradelerinin olmadığını belirterek, bu sanıklar hakkında ayrı ayrı beraat talebinde bulundu.

Daha sonra söz alan avukatlar, esasa ilişkin mütalaaya karşı savunma yapmak için süre istedi. Mahkeme, duruşmayı 12 Aralık’a erteledi.

Savcının mütalaası sonrası sosyal medyadan paylaşım yapan emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, “Savcının mütalaası bana balyoz günlerini hatırlattı, o zaman da gülmüştüm şimdi de gülüyorum, tek bir hukuki gerekçeye dayanmayan, siyasi bu davada adalet aramanın bir manası yok vatanı sevmenin bedeli davalarla caydırılmaksa her şeye rağmen vatanımı sevmeye devam edeceğim” ifadelerini kullandı.

Ne olmuştu?

Emekli amiraller, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un “Bir Cumhurbaşkanı Montrö’yü feshedebilir mi?” sorusuna “Teknik olarak evet” diye yanıt vermesi ve eski Deniz İkmal Komutanı Tuğamiral Mehmet Sarı’nın sarık ve cüppe ile fotoğraflarının ortaya çıkması üzerine kamuoyunda başlayan tartışmalarla ilgili yazılı bir açıklama yapmıştı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, açıklamayla ilgili resen soruşturma başlatmıştı. Soruşturma kapsamında, söz konusu açıklamayı hazırlayan ve yayımlanma sürecinde faaliyet gösteren 14 emekli amiralden Ergun Mengi, Atilla Kezek, Alaettin Sevim, Ramazan Cem Gürdeniz, Nadir Hakan Eraydın, Bülent Olcay, Kadir Sağdıç, Türker Ertürk, Turgay Erdağ ve Ali Sadi Ünsal gözaltına alınmıştı. Engin Baykal, Cemil Şükrü Bozoğlu, Mustafa Özbey ve Atilla Kıyat ise emniyete ifadeye çağrılmıştı. Emekli askerler, ifade işlemlerinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Soruşturma kapsamında 6 emekli amiral ile bir emekli general 16 Nisan’da, 84 şüpheli ise 27 Mayıs’ta ifadeye çağrılmış ve onlar da adli kontrol şartıyla serbest kalmıştı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 103 emekli asker hakkında iddianame düzenlenmişti. Savcılık, emekli amirallerin, TCK’nın 316/1’inci maddesi kapsamındaki ‘devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma’ suçundan 3’er yıldan 12’şer yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etmişti.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Başörtüsü Tartışması: Mesele Golse… O Zaman Bay Kemal 90’a Taktı!

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, kadınların giyim kuşamını siyasetin tekelinden çıkartacakları kanun teklifini gündeme getirmişti. CHP de teklifi Meclis’e sunmuştu. Habertürk yazarı Sevilay Yılman, “Mesele golse… O zaman Bay Kemal 90’a taktı!” başlıklı yazısında konuyu değerlendirdi.

Sevilay Yılman, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü çıkışını değerlendirdiği yazısında “Bay Kemal 90’a taktı” dedi. Yılman, CHP liderine yönetiltilen eleştirilere tepki gösterirken “Yahu kardeşim siz Kemal Bey’i ne sandınız? Bu çıkışı yaparken tahmin etmemiş olabilir mi Erdoğan’ın nasıl karşılık vereceğini? Ne beklemiş olabilirdi yani?” dedi.

Yılman, bugünkü köşe yazısında Türkiye’nin ekonomik olarak geçtiği zor dönemde CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü çıkışının bir kısma göre zamanı olmadığını söyledi. Yılman, “Kemal Kılıçdaroğlu bu çıkışı bile/isteye ve tam da zamanında yaptı” dedi ve şu görüşlerini dile getirdi:

CHP oy getirmez bu hamle ama büyük seçime beraber gittiği Saadet, Deva, Gelecek partilerinin liderlerinin de elini rahatlatır. Erdoğan ve iktidarının muhafazakar, dindar kitlelere yönelik; “Biz gidersek ve yasakçı CEHAPE zihniyeti iktidar olursa ne başörtünüz kalır kafanızda! Ne de yaşam tarzına saygı!” metaforunu rafa kaldırır… Bu arada dün birçok kişiyle görüştüm. Hem AK Partili hem de 6’lı masada ki partilere sempati duyanlar… Hem de CHP’liler… Çok garip ama AK Parti’nin fanatikleri ile bir kısım CHP’li dışında hiç kimsenin rahatsızlığı yok Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışından! Aksine memnunlar ve bu çıkışın toplumsal uzlaşma adına çok kıymetli bir adım olduğunu düşünüyorlar.

“AK Parti fanatiklerinin ayarları bozuldu”

Ben AK Partili fanatiklerin Kemal Bey’in bu hamlesini küçümsemelerini anlayabiliyorum. Ayarları bozan bir çıkış oldu çünkü. Ancak çoğu CHP sempatizanı olan solcu ve liberal tayfanın niye rahatsız olduğunu ve Kemal Kılıçdaroğlu’yla çok çiğ söylemler ve garip hal, hareketler eşliğinde neden alay ettiklerini anlayamıyorum! Kılıçdaroğlu’nun dindar, muhafazakar seçmene; “Lütfen endişe etmeyin! Emin olun biz iktidara gelsek de asla hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Başörtünüzü de, yaşam tarzınızı da yasal olarak güvenceye almak için ne gerekiyorsa yapacağız!” demiş olması neden saçma bulunuyor? Diyecekler ki; “Erdoğan gibi kurt siyasetçiye öyle bir pas verdi ki… O da aldı pası ve CHP Liderine; ‘Madem çok istiyorsun. O zaman anayasal olarak güvence alalım. Gelin Anayasayı değiştirelim’ diyerek çok şahane bir gol attı!”

“Siz siyaset okumayı bilmiyorsunuz”

Ben de derim ki o zaman bunu diyen arkadaşlara… Hakikaten siz siyaset okumayı falan bilmiyorsunuz. Bildiğinizi sanıyorsunuz ama esasında zerre-i miskal anladığınız yok! Yahu kardeşim siz Kemal Bey’i ne sandınız? Bu çıkışı yaparken tahmin etmemiş olabilir mi Erdoğan’ın nasıl karşılık vereceğini? Ne beklemiş olabilirdi yani? Tayyip Bey’in; “Yaşa Bay Kemal! Varol! Bunu düşündüğün için minnettar olduk. Büyüksün!” mealinde sözlerle karşılık vereceğini falan mı sanmıştı? İyi misiniz siz arkadaşlar? Yoksa gündemden mi kopuksunuz?

“Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun son teklifine cevap bile vermedi”

Çünkü golse eğer mesele… O zaman golün babasını 90’a takarak; “Eğer kurnaz bir ajanda çıkmaz ise tabii ki Alevi vatandaşlarımız dahil, hak ve özgürlükler konusunda getireceğiniz öneriye her türlü desteği vermeye hazırız” diyerek Bay Kemal attı! Ve bu maçı burada da bitirdi. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanımız… Kılıçdaroğlu’nun bu son teklifine cevap bile vermedi. Ha verir mi bundan sonra? Sanmam.

Çünkü Alevilerin talebi net! Bugün ziyaret edeceği Şahkulu Dergahı’nda Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi inancıyla alakalı çalışmaların yapılacağı bir enstitünün kurulacağını ve cemevlerinin elektrik, su gibi ihtiyaçlarının karşılanacağını, her cemevi dedesine ve bir çalışanına maaş bağlanacağını açıklayacağı söyleniyor ama bunlar bu talebi karşılamıyor. Kılıçdaroğlu’nun da son teklifinde kastettiği bu değildi.

Çünkü Alevi yurttaşlar cemevlerinin, AİHM’in 2016’da aldığı karar doğrultusunda Anayasal güvenceyle ibadethane statüsüne kavuşturulmasını ve bu statüye bağlı olarak verilecek tüm hizmetlerin yine Anayasal olarak Diyanet çatısı altında güvenceye alınmasını talep ediyor. Ki, haksız değiller çünkü kabul edilsin ya da edilmesin bu ülkede milyonlarca Alevi var ve bu yurttaşlar da ibadeti için her türlü hizmeti alan sünni kardeşleri gibi aynı vergileri ödüyor ve dolayısıyla da aynı haklara sahip olmak istiyor.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Almanya’nın Doktor Açığını Türkiye’den Giden Doktorlar Kapatıyor

Son 10 yılda Almanya’ya giden ve birçoğu uzman olan Türkiyeli doktor sayısı 7 bin 500’ü geçti. Almanya’da bir Türkiyeli doktor yılda ortalama 90 bin euro brüt maaş alabiliyor. Uzman olmayanlar için bu rakam 75- 80 bin Euro arasında değişiyor.

Almanya’da 2022 yılı başına kadar 15 bin olarak açıklanan ‘doktor açığını’ Türkiye’den giden doktorlar kapatmaya başladı. Türkiye’den Alman hastanelerine başvurup ‘doktorluk yetki belgesi (approbation)’ alan doktorların sayısı 7 bin 500’e ulaştı.

Sözcü gazetesinden Ali Gülen’in haberine göre, Almanya’ya geçen yıl bin 500’ün üzerinde doktor giderken, 2022 yılında bu sayıya şimdiden ulaşıldı. Son iki yıl içerisinde giden Türkiyeli doktorların çoğunun da uzman olduğu öğrenildi.

Uzman doktorların sadece hastanelerde iş bulmak için gelmediği, aynı zamanda muayenehane de açtığı belirtildi. Almanya’nın birçok kentinde, Türkiyeli göz doktorları, Türkiyeli ortopedistler, diğer uzmanlar kendi kliniklerinde çalışıyor.

Almanca öğrenerek giden Türkiyeli doktorların hastalarının çoğunun ise Almanlar’dan oluştuğu aktarıldı.

Türkiye’den giden doktor Almanya’da bir yılda ortalama 90 bin euro brüt maaş alabiliyor. Uzman olmayanlar için bu rakam 75- 80 bin Euro arasında değişiyor.

Türkiye’den giden doktorlar, “Kendimizi buraya zor attık” derken, en çok Türkiye’deki çalışma koşulları, düşük gelir ve sağlık çalışanlarına karşı kötü davranışlardan şikayet ediyor.

Çocuklarını eğitememek ya da daha iyi yaşam koşulları nedeniyle Almanya’yı tercih edenlerin sayısı her geçen gün artarken, Türkiyeli doktorların ikinci olarak seçtiği ülke ise İsviçre oldu.

Paylaşın

2022 Nobel Barış Ödülü Sahiplerini Buldu

2022 Nobel Barış Ödülü’ne insan hakları savunucusu Ales Bialiatski ile insan hakları örgütleri Memorial ve Center for Civil Libertie’s layık görüldü. Nobel Barış Ödülü 2021’de Rus gazeteci Dimitri Muratov ve Filipinli gazeteci Maria Ressa’ya verilmişti.

Haber Merkezi / 2022 Nobel Barış Ödülü, kendi ülkesi Belarus’ta cezaevinde bulunan insan hakları savunucusu Ales Bialiatski ile Rusya ile Ukrayna’dan iki insan hakları örgütüne verildi. Bialiatski, 2020 yılında İsveç’te Doğru Yaşam Ödülü’nü (Right Livelihood Award) kazanmıştı.

Norveç Nobel Komitesi, Bialiatski’nin yanı sıra Rus insan hakları örgütü “Memorial” ve Ukrayna merkezli insan hakları örgütü “Center for Civil Liberties” isimli kuruluşları 2022 Nobel Barış Ödülü’ne layık gördü.

Komiteden yapılan açıklamada, “Nobel Barış Ödülü sahipleri kendi ülkelerindeki sivil toplumları temsil ediyor. Uzun yıllar boyunca iktidarı eleştirme ve vatandaşların temel haklarını koruma hakkını desteklediler” ifadelerine yer verildi.

Ayrıca açıklamada, “Savaş suçlarını, insan hakları ihlallerini ve gücün kötüye kullanımını belgelemek için olağanüstü çaba sarf ettiler. Birlikte sivil toplumun barış ve demokrasi için ne kadar önemli olduğunu gösterdiler.” denildi.

1901 ve 2021 yılları arasında 102 Nobel Barış Ödülü sahibini bulurken bunların 25’i kurumlara verildi. Kurum sayısı bu seneki ödülle 27’ye yükseldi. Şu ana kadar 2 barış ödülü, üç kişi arasında paylaştırıldı. Bu seneki ödülle birlikte bu sayı 3’e yükseldi.

Nobel Barış Ödülü’nü bugüne kadar reddeden bir kişi oldu. Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile 1973 Paris Antlaşması’nı imzaladığı için Barış Ödülü’nü paylaşan Vietnamlı politikacı Le Duc Tho, ödülü almayı reddetmişti. Nobel Barış Ödülü şu ana kadar 18 kadına verildi.

Ödül 10 milyon İsveç kronu değerinde

İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen ve 10 milyon İsveç kronu değerinde olan ödül, dünyanın en prestijlilerinden kabul ediliyor.

Bilim dalları, edebiyat ve barış dallarında verilen ödüller, dinamiti keşfederek büyük bir servet kazanan Alfred Nobel’in vasiyeti doğrultusunda verilmeye başlandı. Ödül 1901 yılından itibaren yaşanan iki dünya savaşının sebep olduğu kesintiler dışında her sene düzenli olarak veriliyor.

2022’nin ilk Nobel Ödülü pazartesi günü tıp dalında “Neandertal DNA’sının şifrelerini çözdüğü” için Svante Paabo’ya verildi. Salı günü de Nobel Fizik Ödülü, “Dolaşık fotonlarla yaptıkları deneyler, Bell eşitsizliklerinin ihallerini ortaya koymaları ve kuantum bilgi bilimine öncülük ettikleri için” Alain Aspect, John F. Clauser ve Anton Zeilinger’e verildi.

2022 Nobel Kimya Ödülü’nü Stanford Üniversitesi’nden Carolyn R. Bertozzi, Kopenhag Üniversitesi’nden Morten Meldal ve Scripps Araştırma’dan Barry Sharpless kazandı. 2022 Nobel Edebiyat Ödülü’nü Fransız yazar Annie Ernaux kazandı.

Paylaşın

IMF’den ‘Resesyon’ Uyarısı: Riskler Artıyor

IMF – Dünya Bankası Yıllık Toplantıları öncesi konuşan IMF Başkanı Kristalina Georgieva, küresel ekonomik büyüme tahmininin gelecek yıl için düşürüleceğini belirterek, resesyon risklerinin arttığını ifade etti.

Georgieva, bu yıl için yüzde 3.2’ye ve 2023 için yüzde 2,9’a olmak üzere ekonomik büyüme tahminlerinde halihazırda üç kez düşüşe gittiklerini anımsatarak, “Gelecek hafta güncellenen Dünya Ekonomik Görünümü Raporu’nda da göreceğiniz gibi gelecek yıl için büyüme tahminlerini düşüreceğiz” dedi.

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, IMF-Dünya Bankası Yıllık Toplantıları öncesi Georgetown Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, küresel ekonomik görünüm ve politika önceliklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bloomberg HT‘nin aktardığına göre küresel ekonomide temel bir değişim yaşandığına dikkati çeken Georgieva, uluslararası ekonomik iş birliğinin, düşük faiz oranlarının, düşük enflasyonun ve göreceli olarak öngörülebilirliğin olduğu bir dünyadan, daha fazla belirsizliğin, daha yüksek ekonomik oynaklığın, jeopolitik çatışmaların ve daha sık ve yıkıcı iklim felaketlerinin olduğu daha kırılgan bir dünyaya geçildiğini söyledi.

Georgieva, yüksek enerji ve gıda fiyatları, daha sıkı finansal koşullar ve devam eden arz sıkıntılarının büyümeyi frenlediğini belirterek, dünyanın en büyük ekonomilerinin yavaşladığını kaydetti.

Georgieva, bu yıl için yüzde 3,2’ye ve 2023 için yüzde 2,9’a olmak üzere ekonomik büyüme tahminlerinde halihazırda üç kez düşüşe gittiklerini anımsatarak, “Gelecek hafta güncellenen Dünya Ekonomik Görünümü Raporu’nda da göreceğiniz gibi gelecek yıl için büyüme tahminlerini düşüreceğiz.” dedi.

IMF Başkanı Georgieva, “Resesyon riskleri artıyor. Dünya ekonomisinin yaklaşık üçte birini oluşturan ülkelerin bu veya gelecek yıl en az iki çeyrek art arda daralma yaşayacağını tahmin ediyoruz.” diye konuştu.

Georgieva, genel olarak 2026’ya kadar yaklaşık 4 trilyon dolarlık bir küresel ekonomik kayıp beklediklerini, bunun Alman ekonomisinin boyutunda olduğunu ve dünya ekonomisi için büyük bir gerileme olduğunu vurguladı.

Politika yapıcıların ekonomiyi nasıl istikrara kavuşturabileceğine de değinen Georgieva, öncelikle enflasyonu düşürme yolunda kalınması gerektiğini ifade etti.

Georgieva, yeterince sıkılaşmamanın enflasyonun kalıcı hale gelmesine neden olacağını belirterek, bunun gelecekte faiz oranlarının çok daha yüksek ve daha uzun süreli olmasını gerektireceğini, büyümeye ve insanlara büyük zarar vereceğini aktardı.

İkinci acil önceliğin sorumlu maliye politikaları uygulamaya koymak olduğunu vurgulayan Georgieva, para politikası frene basarken, gaza basan bir maliye politikası olmaması gerektiğini dile getirdi.

Georgieva, üçüncü önceliğin ise yükselen piyasaları ve gelişmekte olan ekonomileri desteklemek için ortak çaba göstermek olduğunu kaydetti.

Paylaşın

Başörtüsü Tartışması; Akşener Sessizliğini Bozdu: Doğru Bulmuyorum

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği “başörtüsü” konusuna ilişkin değerlendirmede bulunan İYİ Parti Lideri Akşener, “Kapanmış yaraların üzerinde konuşmayı doğru bulmadığımı ifade etmek isterim” dedi.

Türkiye’de çok fazla kanayan yana bulunduğuna dikkat çeken Akşener, “Bir kadının başını örterek ya da açarak gezmesi insan hakkıdır” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İYİ Parti Milletvekili ve Genel Başkan Başdanışmanı Aytun Çıray ve İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu Sözcü gazetesini ziyaret etti. Ziyarette gündeme dair değerlendirmede bulunan Akşener, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği “başörtüsü” konusu ile ilgili de konuştu.

Akşener “Kapanmış yaraların üzerinde konuşmayı doğru bulmadığımı ifade etmek isterim” ifadesini kullandı. Türkiye’de çok fazla kanayan yana bulunduğuna dikkat çeken Akşener, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Derin yoksulluk içindeki evleri geziyorum. Bir kapağı yamuk buzdolabını açtığımda içinde hiçbir başka gıdanın yer almadığı, mercimek çorbaları görüyorum. Yağ bile yok. 3.5 yaşında kucağınıza aldığınızda kemikleri sayılan kız ya da erkek çocukları görüyorum. Rutubet dolayısıyla astım olmuş çocuklar görüyorum. 15’inden sonra da obez olmuş kız ve erkek çocuklar görüyorum.”

“Bir kadının başını örterek ya da açarak gezmesi insan hakkıdır” diyen Akşener, bununla ilgili bir problemleri bulunmadığını vurguladı. Akşener, “Başörtüsüne dair geçmişte yaşananlar yanlıştı. O yanlışlığı da bağıra bağıra ifade edenlerden birisiyim. Ama o konunun artık problem olmaması, gündemimizden çıkması söz konusu. Hatta başörtüsüyle Meclis’e girecek olan kadın milletvekilleriyle ilgili görüşmeyi Sayın Cemil Çiçek’in isteğiyle ben yönettim. Sayın Kılıçdaroğlu genel başkandı. Kendisiyle de konuşarak hiçbir probleme, incitmeye sebep vermeden yönettik ve o iş de bitti… Temel prensip olarak elbette hakkın hukukun yanındayız. Biz gıdaya erişim gibi kanayan yaraları konuşmak durumundayız.”

“Nefes alamayan bir Türkiye’yle karşı karşıyayız. Bu seçim, son seçim. Bu son seçim derken Türkiye öldü, bitti, gitti anlamında söylemiyorum. Parlamenter sistemi konuştuğumuz son seçim. Dolayısıyla bu seçimi kazanmak için iktidarda bulunanlar her türlü manivelayı, her türlü mekanizmayı, her türlü aparatı kullanacaklar. Dolayısıyla buna şaşırıyor muyuz? Hayır şaşırmıyoruz. Bize düşen nedir? Bu manevraları, bu aparatları, bu mekanizmaları etkisiz hale getirmek. Bunun yolu nedir? Vatandaşı, milletimizi bu konuda sürekli uyarmak ve onu bilgilendirmek bu konuda oy kullanarak tutum almasını sağlamak.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye ‘Rusya Yaptırımları’ Uyarısı

Avrupa Birliği (AB), Rusya’ya yönelik uygulanan ve uygulanmaya yeni başlanan yaptırım paketi kapsamında Türkiye’ye uyarıda bulundu. AB’nin Rusya’ya yönelik yeni yaptırım paketi, ithalat ve ihracat kısıtlamalarının yanı sıra yaptırımları hileli yollarla delen kişi ve kuruluşların caydırılmasını da içeriyor.

Avrupa Komisyonu’nun Finansal Hizmetler, Finansal İstikrar ve Sermaye Piyasaları Birliği’nden Sorumlu Üyesi Mairead McGuinness dün Ankara’da görüştüğü hükümet yetkilileri ve iş dünyası temsilcilerine yeni yaptırımlar hakkında bilgi verdi ve Brüksel’in uyarılarını gündeme getirdi.

AB büyükelçilerinin yeni yaptırım paketinde uzlaşmalarından sadece bir gün sonra Ankara’da temaslarda bulunan Komisyon üyesi McGuinness, Ticaret Bakanı Mehmet Muş, Maliye Bakanı Nureddin Nebati ve Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile bir araya geldi. Komisyon üyesi, akşam yemeğinde de iş dünyasının önde gelen dernekleri ve kurumlarıyla toplantı yaptı.

AB delegasyonundan yapılan açıklamada, “Komisyon üyesi McGuinness, yaptırım politikalarını ve daha ileri iş birliği fırsatlarını ele almak ve hükümet üyeleriyle görüşmek üzere Türkiye’yi ziyaret ediyor” ifadelerine yer verildi.

Avrupalı yetkili, Ankara’daki resmi temaslarının ardından Twitter üzerinden yaptığı kısa açıklamada, belirsizliğin hüküm sürdüğü bir dönemde AB’nin güçlü ortağı olan Türkiye’de bulunmaktan mutlu olduğunu belirtirken, “Rusya’ya karşı yaptırımlarımızın uygulanmasına ve yaptırımların hile yoluyla atlatılmasını tespit edip kökünü kazıma ihtiyacına güçlü bir şekilde odaklandığımızı iletme fırsatı doğdu” diye konuştu.

McGuinness’in Ankara temaslarını daha önemli kılan gelişme, ziyaretin, AB’nin Rusya’ya dönük sekizinci yaptırım paketini kabul etmesinin hemen ardından gerçekleşmesi oldu. Rusya’nın petrol satışına tavan fiyat getirmesi nedeniyle çok tartışılan AB’nin yeni yaptırım paketi, ithalat ve ihracat kısıtlamalarının yanı sıra yaptırımları hileli yollarla delen kişi ve kuruluşların caydırılmasını da içeriyor.

Yaptırım kapsamı genişledi

AB, Rusya’nın askeri, endüstriyel ve teknolojik ürünlere ulaşmasını güçleştirmek, savunma ve güvenlikle ilgili sektörlerini geliştirmesini önlemek amaçlı olarak yeni ihracat kısıtlaması getiriyor ve bu kapsamda kömür, kok kömürü, Rus silahlarında bulunan spesifik elektronik parçalar, havacılık sektöründe kullanılan teknik malzemeler ve bazı kimyasalların satışını yasaklıyor.

Rus ekonomisine yaklaşık 7 milyar euro civarında zarar vermesi beklenen ithalat kısıtlamaları kapsamına ise işlenmiş ve yarı işlenmiş Rus çelik ürünleri, makine ve elektrikli aletler, plastik ürünler, araçlar, tekstil, ayakkabı, deri, seramik, bazı kimyasal ürünler ile altın dışı mücevher giriyor.

Aynı paket, Rusya’ya ileri teknoloji, mühendislik ve yazılım gibi alanlarda hizmet sunan şirketleri de etkiliyor.

AB, böylece kişi, kurum ve kuruluşların yanı sıra Rusya ile iş yapan şirketleri içerecek şekilde yaptırım kapsamını genişletmiş oluyor.

Türkiye, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı 24 Şubat’ta başlattığı saldırının ardından ABD, AB ve diğer Batılı ortakların aldığı yaptırım kararlarına uymayacağını, ilkesel olarak sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nce alınan yaptırımlara itibar edeceğini açıklamıştı.

Yaptırımlara uyan Avrupalı ve diğer uluslararası şirketlerin faaliyetleri sonlandırmasıyla doğan boşluk, Rus şirketleri ile yoğun bir mesai başlatan Türk şirketleri tarafından dolduruldu.

Bu süreçte, Türkiye’de kurulan çok sayıda Rus şirketi, ithalat ve ihracat faaliyetleri için Türkiye’yi üs gibi kullanmaya başladı. Financial Times’ın haberine göre, son dönemde Türkiye’den Rusya’ya ihracat geçen seneye oranla yüzde 50’ye yakın bir oranda arttı.

Brüksel’de tedirginlik arttı, Macron da uyardı

AB’li diplomatlara göre, Türkiye’de faaliyetini artıran Rus şirketlerinin sayısı her gün artıyor.

Samsun’dan Novorosisk’e yapılan Ro-Ro ticareti ve artan karayolu TIR ticaretini yakından gözleyen Brüksel’e göre, Rus şirketleriyle yapılan bu ticaretin AB yaptırım paketlerini delme olasılığı yüksek.

AB’nin bu tedirginliği, Prag’da düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu zirvesi marjında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından da dile getirildi. Erdoğan-Macron görüşmesinin ardından Fransız Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan bilgilendirmede, Fransız Cumhurbaşkanı’nın Erdoğan’a “Rusya’ya uygulanan yaptırımların atlatılmasına ilişkin çabalara karşı mücadele etme” çağrısında bulunduğu kaydedildi.

Türkiye’nin ihracatının neredeyse yarısını AB’ye yaptığını anımsatan diplomatlar, Brüksel’in Türkiye ile ticaretin zarar görmesini istemediğini ve bu nedenle Ankara ile yakın çalışma içinde olmak istediğini kaydediyorlar.

Aynı diplomatlara göre, Brüksel’in tedirginliğini daha da artıran gelişme Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 6 Ağustos’ta Soçi’de ziyaret ettiği Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile iki ülke arasındaki ticaret ve ekonomik iş birliğini derinleştirmeyi amaçlayan ama içeriği açıklanmayan bir mutabakat muhtırasının imzalandığını açıklaması oldu. Diplomatlar, anlaşma içeriğinin bazı yaptırım alanlarıyla örtüşmesi nedeniyle kamuoyuna açıklanmamış olabileceği şüphesinin Brüksel ve Washington’da dile getirildiğini kaydediyorlar.

Batı’dan gelen bu kaygılar üzerine Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Ankara’daki büyükelçilere bir sunum yaparak, endişelerin yersiz olduğu ve yaptırım uygulanmasının zarar verici sonuçlar doğuracağı mesajını verdiği biliniyor.

Ancak Rus vatandaşlarının Türkiye’de kullanımına açılan Mir kartının Batı’dan Türk bankalarına gelen baskı sonucunda kullanıma kapatılması bu sürecin en somut gelişmelerinden biri olmuştu.

Daha çok iş birliği mesajı

McGuinness’in Ankara temaslarında Türkiye ile ticari iş birliğini artırma ve potansiyeli geliştirme mesajı verirken, yaptırımların delinmemesi için de Brüksel ile yakın iş birliği içinde olunması çağrısında bulunduğu öğrenildi. AB Komiseri’nin benzer mesajları iş dünyası temsilcileri ile yaptığı yemekte de gündeme getirdiği belirtiliyor.

McGuinness’in Maliye Bakanı Nebati ve Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu ile temaslarında, ‘Türkiye Ekonomi Modeli’ kapsamında izlenen politikaları ele alıp, muhataplarından bundan sonraki sürece dönük bilgi aldığı kaydediliyor.

Brüksel’de yapılan değerlendirmeler, Türkiye’nin izlediği modelin ileriki dönemde Türk ekonomisine ve özellikle reel ekonomiye daha fazla kayıp verdireceğini, enflasyonun kısa vadede düşme eğilimine girmeyeceğini öngörüyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Merkez Bankası’na Güney Kore’den Swap Desteği

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Birçok dost ülke desteklerini veriyor. Onlardan borçlanmamız Merkez Bankası olarak güçlenmemize neden oluyor” açıklamasından sonra, Güney Kore ile yapılan swap anlaşması kapsamında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na (TCMB) eylül ayı sonunda 780 milyon dolar transfer yaptığı bildirildi.

Reuters haberine göre Azerbaycan SOCAR şirketinin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nda 1 milyar euro, adı açıklanmayan bir başka merkez bankasının da yaklaşık 2 milyar dolar değerinde hesabı bulunuyor.

Rusya’nın Rosatom şirketinin Türkiye’deki nükleer santral inşaatı için yerel bankalara yaklaşık 5 milyar dolarlık kaynak sağladığı ve son aylarda Merkez Bankası’nın rezervlerinde görülen yaklaşık 6,1 milyar dolar artışın bundan kaynaklandığı belirtiliyor.

Türkiye, bu yılın başlarında Birleşik Arap Emirlikleri ile yaptığı SWAP anlaşmasının bir benzerini Suudi Arabistan ile de yapmak istiyor. Geçtiğimiz günlerde Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüşmüştü.

Güney Kore’nin yanı sıra Türkiye’nin Çin, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle de yaklaşık 30 milyar dolarlık yerel para biriminde swap anlaşmaları bulunuyor.

Türkiye’nin SWAP anlaşmaları için Malezya, Rusya, İngiltere ve Asya’daki başka ülkelerle görüşme yaptığı ve ilk anlaşmayı Azerbaycan ile imzalayacağı iddia edilmişti.

Swap nedir ne işe yarar?

Swap kelime anlamı olarak “değiş tokuş etmek, takas etmek, değiştirmek” gibi anlamlara gelmektedir. Swap; İki tarafın belirli bir zaman dilimi içinde bir varlık ya da yükümlülüğe bağlı olan farklı faiz ödemelerini veya döviz cinsini karşılıklı olarak değiştirdikleri bir takas sözleşmesidir diye tanımlanabilmektedir.

Swap işlemlerinde amaç, döviz kurunda yaşanan değişimlerle meydana gelen riski en aza indirgemektir.

Swap işlemleri kapsamında; para swapı, faiz swapı ve çapraz döviz swapı işlemleri yapılır. Para swapında taraflar önceden anlaştıkları oran ve koşullarda belli miktardaki para birimlerini değiştirirken, faiz swapında ise gösterge bir anapara tutarı üzerinden farklı faiz oranı esaslarına göre hesaplanacak faizlerin iki taraf arasında anlaşılan vadelerde değişimini öngörür.

Çapraz döviz swapında ise farklı para birimleri ve farklı faiz yapısı üzerine (sabit veya değişken) borçlanan taraflar, diğer tarafın borcuna ilişkin anapara ve faiz ödemelerini yerine getirmek üzere anlaşarak gerekli yükümlülüğü yerine getirirler.

Paylaşın