Almanya Basını: Türkiye AST’ye ‘Mecburen’ Davet Edildi

Avrupa Birliği’ne (AB) üye olmayan ülkelerin de içerisinde yer aldığı, diyalog ve işbirliği platformu olan Avrupa Siyasi Topluluğu (AST) ilk toplantısını Çekya’nın başkenti Prag’da gerçekleştirildi. Türkiye’nin katılımı ise Almanya basınında geniş yer aldı.

Gazete Duvar’dan Yunus Ülger’in aktardığına göre, yorumlarda, Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan ‘zor komşu’ olarak söz edilirken, genel olarak Türkiye’nin ‘mecburen’ davet edildiği, tersinin çok olumsuz sonuçları olacağı savunuldu. Öte yandan, AST’ın fazla bir getirisinin olmayacağı, AB üyeliği için sırada bekleyen ülkelere bir ‘teselli’ olduğu ileri sürüldü.

‘Dost, düşman ve diğerleri’

Deutsche Welle, ‘Dost, düşman ve diğerleri’ başlıklı haber ve yorumunda, Brüksel’de Erdoğan’ın daveti için diplomatik çekişmeler olduğunu yazdı. AST’ın, davet için demokratik değerlere bağlılığı ölçü aldığını, oysa Erdoğan’ın bu değerleri yıllardır çiğnediği, bu sebeple AB’nin üyelik görüşmelerini dondurduğunu hatırlattı. Türkiye’nin Rusya’ya karşı yaptırımlarda da Batı ile ortak hareket etmediğini yazdı. “Sonunda pragmatik davranıldı ve zor komşu davet edildi. İsveç ve Finlandiya’nın Nato üyeliğini hala bloke etmesine ve İsveç ile bir mizah yüzünden kavgalı olmasına karşın.”

Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi de Erdoğan’ın daveti için Brüksel’de yoğun diplomasi trafiği yaşandığını yazdı. Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın Türkiye’yi toplantıda istemediğini bildiren gazete, buna sebep olarak Türkiye’nin Avrupa’nın değerlerinden uzaklaşmış olmasının gösterildiğini belirtti. “Sonunda diplomatlar, Türkiye’nin dışlanmasının İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliği için ağır sonuçları olacağına dikkat çekti. Türkiye, hala bu iki ülkenin üyeliğini onaylamadı” yorumunu yaptı.

‘Katılımcılar çeşitli ve çelişkili’

Berlin’de yayımlanan taz gazetesi ise AST toplantısına katılan ülkelerin çok çeşitli ve çelişkili olduğunu yazdı. Bu duruma sınır çekişmesi olan Türkiye ile Yunanistan ve savaş halinde olan Azerbaycan ile Ermenistan’ı örnek olarak verdi. Erdoğan’ın Rusya ile AB arasında ‘salıncak’ dış politika izlediğini ileri süren taz, bunun NATO’yu kaygılandırdığını belirtti. Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sorunlara ve savaşa AB’nin engel olamadığını, çünkü kendini reforme etmediğini, bu yüzden de dış politikada etkisiz kaldığını savundu.

‘Fazla bir getirisi olmayacak’

Alman İkinci Televizyonu (ZDF) ise Brüksel’de herkesin AST’ın yararına inanmadığını ileri sürdü. AST’ın fikir babası olan Fransa Başkanı Emmanuel Macron’un bu yüzden eleştirildiğini belirten ZDF, AST’ın AB üyeliği için sırada bekleyen ülkelere bir ‘teselli’ olduğu görüşünü savundu. Erdoğan’ın davet edilmesinin ise sorunlu olduğunu, çünkü Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ı tehdit ettiğini, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini daha onaylamadığını yazdı.

Paylaşın

Vatandaşlar, SGK’nın Karşılamadığı İlaçlara 6,2 Milyar Lira Ödedi

Geçen yıl, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanmadığı için geri ödenmeyen ilaçlara vatandaşlar kendi bütçesinde 6 milyar 220 milyon TL ödedi. Bu tutar 2019’da 2 milyar 980 milyon TL idi.

Söz konusu veriyi paylaşan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili ve Eczacı Gamze Taşcıer, “2019 yılında her 100 kutudan 3,6’sı geri ödeme kapsamında değilken, 2021’de bu oran yüzde 55 artışla 5,6’ya yükseldi. Geçtiğimiz yıl, geri ödenmeyen ilaçlar için vatandaşın kendi cebinden yaptığı ilaç harcaması 6 milyar 220 milyon TL oldu. Bu tutar 2019’da 2 milyar 980 milyon TL idi” dedi.

Geri ödeme kapsamında olmayan ilaçların ortalama fiyatı, geri ödemede olanlara kıyasla yaklaşık 3 kat daha pahalıyken; bu durum, yurttaşların ilaçların için daha fazla ödeme yapmasına neden oluyor.

Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre “Vatandaş hastaneye adım attığından itibaren ilaç, reçete, muayene katılım payı, eşdeğer ilaç farkı gibi 15 kalemde yine kendi cebinden ödeme yapıyor” diyen Taşçıer de “Ekonomiyi batırdıkları gibi SGK’yı da batırdıkları için cepten yapılan harcama yıldan yıla artıyor” ifadelerini kullandı.

‘Euro kuru ile reel kur arasındaki makas açıldıkça ilaçlar yok oluyor’

Konu hakkında açıklamalarda bulunan Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) Genel Başkanı Nurten Saydan da “İlaç yokluğu, vatandaşın ödediği katılım ve fark ücretleri çekilmez bir hal aldı. Euro kuru ile reel kur arasındaki makas açıldıkça ilaçlar yok oluyor” diye konuştu.

İlaç üretim maliyetlerindeki artışa dikkat çeken Nurten Saydan, ilaç endüstrisinin ithalata olan bağımlılığına da işaret etti. Saydan, “Çocuk şuruplarının bulunmama nedeni cam şişe maliyetlerindeki artış. İlaç ham maddelerinin yüzde 98’i ithal ve en temel antibiyotik bile bulunamıyor. Diyabet, ağrı kesici, antibiyotik, tansiyon, çocuk şurupları, antidepresan, tüp bebek, epilepsi, kanser gibi birçok alanda ciddi anlamda sıkıntı var. Bazı ilaçların eş değeri de yok” şeklinde konuştu.

Paylaşın

ABD’nin Silah Stoğu Hızla Azalıyor

24 Şubat’ta başlayan işgalden bu yana Ukrayna’ya en fazla askeri desteği sağlayan Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) mühimmat depolarındaki erime hızı üretimi kapasitesini geride bıraktı. ABD’nin Ukrayna’ya verdiği bazı mühimmatların stoğunun kısa zaman içerisinde kritik seviyenin altına inebileceği bildirildi.

Euronews Türkçe’nin AFP’den aktardığı, Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nden Mark Cancian’ın kaleme aldığı analizde, savaş planları ve tatbikatlar için hazır halde bulundurulması gereken bazı ekipmanların minimum seviyeye indiği ve işgal öncesi seviyelere getirilmesinin yıllar alabileceği vurgulandı.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir askeri yetkili de büyük bir güçle savaşırken gerekli olan mühimmat miktarının beklenenden çok daha fazla olduğunun anlaşıldığını ve Washington yönetiminin bu konuda dersler çıkardığını vurguladı.

1990’larda Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ABD’nin savunma harcamalarını azaltması sonucu Amerikan savunma şirketleri de üretimlerini ciddi anlamda kısmıştı. Bir çok şirket de kapanmak zorunda kalmıştı.

Şimdi ise Amerikan hükümetinin savunma şirketlerini atıl durumdaki bir çok üretim hattını tekrar canlandırmaya ikna etmesi gerekiyor. 2020 yılında üretimine son verilen uçaksavar füzesi Stinger da bunlardan birisi.

ABD tarafından Ukrayna’ya sağlanan ekipmandan bazıları savaşın simgesi haline gelmişti. Javelin tanksavarları ve güdümlü füze fırlatıcısı HIMARS’lar bunlardan bazıları.

ABD’nin 80 kilometreden fazla menzili bulunan GPS güdümlü HIMARS roket stoğunun çok azaldığı belirtildi.

ABD’nin bu stoğun üçte birini Ukrayna’ya göndermesi halinde Kiev’in 8 ila 10 bin roket almış olacağını ve bunun onlara aylarca yetebileceğini belirten Cancian, “Faka stoğun tükenmesi halinde bir alternatifi bulunmuyor,” ifadelerin kullandı. Üretimin yıllık 5 bin adet olduğunu belirten Cancian ABD’nin bu sayıyı artırmaya çalışmasına rağmen bunun yıllar alacağını vurguladı.

ABD ayrıca Ukrayna’ya şu ana kadar 8 bin 500 Javelin gönderdi fakat onun da yıllık üretimi bin adet düzeyinde.

ABD Mayıs ayında 350 milyon dolar değerinde sipariş verdi fakat bunun stoklara girmesi yıllar alacak.

Pentagon verilerine göre ABD Ukrayna’ya ayrıca 800 binden fazla 155 milimetre NATO standardı havan mermisi gönderdi. Bu ABD tarafından tüm batılı ülkelere sağlanan miktarın dörtte üçüne denk geliyor.

Cancian’a göre havan topu mermisi sayısı da ABD’nin kendi kabiliyetlerini sekteye uğratmadan başka ülkelere verebileceği sınıra ulaşmış durumda. ABD şu anda bu top mermilerinden ayda 14 bin adet üretebiliyor. Pentagon bu kapasiteyi 3 yıl içerisinde 36 bine çıkarmayı hedefliyor. Artırılmış haliyle bile bu yıllık 432 bin adet anlamına geliyor ki bu Ukrayna’ya 7 ayda verilenin yarısından daha az bir miktar.

Paylaşın

Kırım İle Rusya’yı Bağlayan Kerç Köprüsü’nde Patlama

Rusya ile Kırım arasında yer alan Kerç Köprüsü’nde patlama meydana geldi. Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Danışmanı Mihail Podolyak, patlamaya ilişkin “Kırım, köprü, başlangıç” yorumunda bulundu.

Rusya ile Kırım arasında yer alan Kerç Köprüsü’nde kamyondaki patlama sonucu hasar oluştuğu bildirildi.

Rusya Ulusal Terörle Mücadele Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Kerç Köprüsü’nde kamyondaki patlama nedeniyle yakınında yakıt taşıyan trenin vagonlarında yangın çıktığı belirtildi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Kerç Köprüsü’ndeki acil durumla ilgili hükümet komisyonu kurulması talimatını verdiği duyuruldu.

Ukrayna Resmi Haber Ajansı da köprüde sabah saatlerinde patlama meydana geldiğini duyurdu.

Öte yandan Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Danışmanı Mihail Podolyak, Rusya ile Kırım arasındaki köprüde meydana gelen patlama ile ilgili “Kırım, köprü, başlangıç” yorumunda bulundu.

Podolyak, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, bunun sadece başlangıç olduğunu belirterek “Kırım, köprü, başlangıç. Yasadışı olan her şey yok edilmeli, çalınan her şey Ukrayna’ya iade edilmeli, Rusya işgal ettiği yerleri terk etmeli” ifadesini kullandı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Kerç Köprüsü’ndeki acil durumla ilgili hükumet komisyonu kurulması talimatını verdiği duyuruldu.

Köprü trafiğe kapatıldı

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde Kerç Köprüsü’ndeki yolun çökmesi, raylar üzerinde yakıt bulunan vagonlardan alevlerin yükselmesi yer alıyor. Kerç Köprüsü, çift taraflı araç trafiğine kapatıldı.

Financial Times Moskova Büro Şefi Max Seddon da sosyal medya hesabından paylaştığı görüntülerde, “Bu sabahın erken saatlerinde Rusya’nın Kerç boğazını Kırım’a bağlayan köprüsünde bir patlama meydana geldi. Köprü, Ukrayna’daki Rus tedarik yolları için önemli bir kanal ve Putin’in büyük bir prestij kaynağıdır. Bu çok zarar verici bir darbedir” dedi.

Paylaşın

İktidardan Seçim Öncesi ‘Ekonomik Af’ Hamlesi

2023 milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça iktidardan vatandaşı rahatlatacak ekonomi adımları gelmeye devam ediyor… Cumhur İttifakı’nın ortaklarından AK Partili milletvekilleri tarafından hazırlanan 48 maddelik ‘torba teklif’ TBMM Başkanlığı’na sunuldu.

Sözcü’den Veli Toprak’ın haberine göre, Ekonomi konularına ilişkin hazırlanan düzenleme ile devlet, bazı alanlardaki alacaklarından vazgeçiyor. ‘Seçim torbası’ olarak da tarif edilen düzenleme önümüzdeki hafta komisyonda ele alınacak. Teklifte yer alan düzenlemeler şöyle:

2 bin TL’den küçük alacaklar

5 Ağustos 2022’den önce icra takibi başlatılan ve 2 bin lira ve altında olan alacakların tasfiyesi sağlanacak. Bu düzenlemeden yaklaşık 5 milyon kişi yararlanacak. Kur Korumalı Mevduat süresi uzatılıyor. Düzenlemenin süresi 31 Aralık 2023 tarihine kadar geçerli olacak.

Kovid cezaları

Pandemi döneminde Kovid 19 önlemleri kapsamında maske takmama basta olmak üzere kesilen idari para cezalarının tahsilinden vazgeçildi. Ancak verilen cezayı ödeyen kişilere de iade edilmeyecek.

Sicil affı

Karşılıksız çıkan çek, protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarını zamanında ödeyemeyenler 1 Temmuz 2023’e kadar borçlarını öder veya yapılandırırsa ‘olumsuz kayıtları’ dikkate alınmayacak. Bu işlemi yapacak banka, finans kuruluşlarına cezai veya hukuki sorumluluk doğmayacak. Bu düzenleme ‘sicil affı’ anlamına geliyor.

KYK faizleri de siliniyor

1 milyon 292 bin kişinin öğrenim kredisi, 26 bin kişinin de katkı kredisinde uygulanan faizler silinecek. Kredi borçlarında enflasyon farkları kaldırılacak ve sadece alınan kredi geri ödenecek.

Kredi borçlarının faiziyle birlikte 27.6 milyar liraya ulaştığı belirtiliyor. Ayrıca asgari ücretin üçte birinden az geliri olan vatandaşlara bağlanan sosyal yardımın hesaplanmasında aile üyelerinden birinin aldığı nafaka hariç tutulacak. Yaşlı ve engelli aylığında ‘yersiz ödemelerin’ geri tahsilinden vazgeçildi.

Paylaşın

“Başörtüsü Teklifinde Anayasada 5 Maddede Değişiklik Yapılacak” İddiası

Başörtüsüne anayasal güvence için, AK Parti’nin hukukçu kurmayları ile Adalet Bakanlığı’nın üzerinde çalıştığı taslakta, Anayasa’nın ‘Kanun önünde eşitlik’ başlıklı 10, ‘Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasını’ düzenleyen 13, ‘Eğitim ve öğrenim hakkını’ düzenleyen 42, ‘çalışma hakkı’ başlıklı 49 ve ‘Kamu hizmetlerine girme’ başlıklı 70’inci madde üzerinde değişiklik yapılması hedefleniyor.

AK Parti’nin başörtüsüne anayasal güvence getirecek teklif ile anayasada 5 ayrı maddede değişiklik yapılacağı öne sürüldü.

Türkiye gazetesinden Yücel Kayaoğlu’nun haberine göre, pazartesi günü kabine toplantısının gündemine getirilmesi planlanan taslak ile başörtüsü nedeniyle hiç kimsenin ayrımcılığa tabi tutulamayacağı, kamu haklarından yoksun bırakılmayacağı net ifadelerle hükme bağlanması hedefleniyor.

AK Parti’nin hukukçu kurmayları ile Adalet Bakanlığı’nın üzerinde çalıştığı taslağa göre, Anayasa’nın ‘Kanun önünde eşitlik’ başlıklı 10, ‘Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasını’ düzenleyen 13, ‘Eğitim ve öğrenim hakkını’ düzenleyen 42, ‘çalışma hakkı’ başlıklı 49 ve ‘Kamu hizmetlerine girme’ başlıklı 70’inci madde üzerinde değişiklik yapılması hedefleniyor.

Bu maddelere eklenecek yeni hükümlerle, ‘devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda’ olacak. Eğitim ve öğrenim hakkı maddesi ‘Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimsenin eğitim ve öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemeyeceği’ kapsamında düzenlenecek. Anayasa’nın 49’uncu maddesinde düzenlenen ‘Çalışma hakkı’ hükümleri de yine başörtüsüne güvence getirilecek şekilde yeniden yazılıyor. Bu düzenlemeye bağlı olarak 70’inci maddedeki kamu hizmetlerine girme hükümleri de değiştirilecek. Böylece çalışma hayatı, kamu hizmetlerinden yararlanma ve eğitim hayatında başörtüsü nedeniyle ayrımcılığa tabi tutulamayacağı hükme bağlanacak.

Yoruma açık olmayacak

AK Parti kaynakları, başörtüsüne anayasal güvence getirecek değişikliklerin ileride ‘Kötü niyetli uygulamaların’ önüne geçecek netlikte olacağını kaydetti. AK Parti kurmayları “Yeni düzenlemeler yoruma açık olmayacağı, bunlara aykırı hiçbir düzenleme yapılamayacağı veya uygulamaya gidilemeyeceği şekilde olacak” değerlendirmesini yaptı.

Paylaşın

TİP Başkanı Baş’tan ‘Medeni Kanun’ Çıkışı: Aklınızdan Bile Geçirmeyin

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başörtüsü tartışmalarında Anayasa’yı işaret etmesine tepki gösteren TİP Lideri Baş, “RTE ağzındaki baklayı çıkardı ve tartışmayı Medeni Kanun’a dönük bir saldırı fırsatına çevirdi… Medeni Kanun’u tartışmayı aklınızdan bile geçirmeyin!“ dedi.

Haber Merkezi / Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, başörtüsü tartışmalarında Anayasa’ya işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şimdi de Medeni Kanun’u hedef alması üzerine sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı.

Baş’ın paylaşımı şu şekilde: RTE ağzındaki baklayı çıkardı ve tartışmayı Medeni Kanun’a dönük bir saldırı fırsatına çevirdi. Şimdi ülkemizin tüm kadınları hedefte! Kadınların, çocukların, LGBTİ+ların dilediğince yaşaması bir pazarlık unsuru değildir. Medeni Kanun’u tartışmayı aklınızdan bile geçirmeyin!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Siyasi Topluluğu’nun ilk toplantısı için gittiği Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’dan dönüşte yaptığı açıklamada, Aslında Kılıçdaroğlu’nun ortaya attığı bu tez, siyaseti ne kadar bilmediğini, kendisinin bir siyaset fukarası olduğunu gösteriyor. Bir defa ortada şu anda yasal bir düzenlemeyi gerektirecek bir durum yok ki. Şu anda bu haliyle kızlarımız üniversiteye, ortaöğretime gidebiliyor mu, polis olabiliyor mu, asker olabiliyor mu? Evet. Bütün bunlar şu anda var mı? Var. Şimdi böyle bir durum ortadayken, bayram değil seyran değil, nereden çıktı bu iş?” demişti.

‘Aile falan hepsi bu işin içinde’

Erdoğan ayrıca “O zaman gel bunu Anayasa’ya alalım ki bundan sonra kimse bu işin üzerinde oynayamasın. Hemen ne yaptılar? Onun malum bir adamı var. “Desteklemeyeceğiz” dedi. Bunu söylemeye başladılar. Öyle de olsa şu anda ben çalışmayı başlattım. Adalet Bakanımın riyasetinde şu an itibarıyla gerek Bekir Bey gerek Anayasa Komisyonu Başkanım, Adalet Komisyonu Başkanım, onlar şu anda bu çalışmayı yapıyorlar. “Yanınıza milletvekili arkadaşlarımızı, MYK’den arkadaşlarımızı da alın çalışmayı hazırlayın” dedim. Devlet Bey’le de görüştüm bu konuyu. İnşallah bu işi hemen Meclis’e sunalım. Tabii ne olacak sunacağız? Anayasa değişikliği olarak. İnşallah arkadaşlar güzel bir hazırlık yapacaklar ve bu hazırlığı da Meclis’e sunacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan şöyle devam etmişti;

“Aile kavramı bizim olmazsa olmazımız zaten. Çünkü güçlü bir millet, güçlü aileden olur. Şimdi bizim bunun çalışmasını da yapmamız lazım. Çünkü son zamanlarda topluma LGBT’yi soktular. LGBT’yle birlikte de bizim aile yapımızı bunlar dejenere etmenin gayreti içerisine girdiler. Öyleyse biz olması gereken ne ise onu yapacağız. Biz kimlerin LGBT’ci olduğunu biliyoruz zaten. Ama bunu da aile olarak gelip oraya koyalım. Burada da çıksın bakalım neresinden savunacak onu da görelim”

Aile filan hepsi bu işin içinde. Öyle bir şey yapıyoruz ki hadi bakalım görelim seni. Bu işte ne kadar samimisin, değilsin; bunu burada göreceğiz.

 

Paylaşın

HDP’li Sancar: Bu Adaletsiz Ekonomik Düzenin Mutlaka Değişmesi Gerekiyor

Partisinin Kars İl Başkanlığı tarafından düzenlenen toplantıda konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “İzlenen politikalar halk için değildir, halka hizmet amaçlı bir anlayış bu iktidarda yoktur. Tam tersine büyüme adı altında sermayenin şişirilmesi, sermayeye daha fazla kaynak aktarılması, halkın cebinden bir avuç zengine transfer edilmesidir. Halk yoksullaşıyor, büyüyen ise sermaye ve Saray’ın kendisidir. İşte bu adaletsiz ekonomik düzenin mutlaka değişmesi gerekiyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Esnafın bize aktardığı sorunları burada tek tek anlatmaya gerek yok. Esnafın yaşadığı zorluk ve sıkıntılar, burada fazlasıyla mevcut. Bunları değiştirmek için halk bir umut arıyor. Bu gidişatı durdurmak için bir çıkış arıyor. Gerçek bir alternatif arıyor. Biz de kendilerine diyoruz ki gerçek alternatif biziz. HDP ve ittifakı bu sömürü düzeninin sürmesini engelleyecek ve yeni bir başlangıç yapacak temel aktördür. Kimse umutsuzluğa kapılmasın, kimse bu şartlara teslim olmasın. Bu iktidarın her türlü baskı ve sömürü uygulamasına karşı gerçek alternatifi her alanda üretmeye kararlıyız. HDP ve ortağı ittifak güçleri daha da büyüyerek gerçek alternatifi bu topluma sunmaya kararlıdır.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Kars’taki yerel basın temsilcileriyle bir araya geldi. Burada konuşan Sancar, şunları söyledi:

“Dünden beri Kars’ta çeşitli buluşmalar gerçekleştiriyoruz. Önce halk buluşması gerçekleştirdik; onlara seslendik, onların sesini dinledik. Sonra esnafımızla buluştuk. Akşam da STK temsilcileriyle bir araya geldik. Kars’ın sorunlarını konuştuk ama genel olarak ülkenin meseleleri hakkında da görüş alışverişinde bulunduk.

Öncelikle yerel ve ulusal basının temsilcileriyle burada bir araya gelmişken, sizler ve bizler açısından en yakıcı sorunun özgürlük olduğunun altını çizmemiz lazım. Basın ancak özgür şartlarda görevini yapabilir. Özgür şartların olmadığı koşullarda ne basın görevini yapabilir ne de toplum bilgi alma hakkını kullanabilir. Böyle ortamlarda baskıcı yöntemler çok daha kolay devreye sokulabilir.

Korku iklimi zaten bu ülkede bu iktidarın en temel yönetme tekniğidir. Korku iklimini hakim kılıyor, fakat korku duvarının kırılabileceği yerlerde de yasaklarla ve polisiye tedbirlerle bu açıkları kapatmaya çalışıyor. Son sansür yasası tam da bu amaçla hazırlanmıştır. Genel basın üzerindeki baskıların yetersiz kaldığı yerde şimdi de internet basınını tam bir kontrol altına almayı hedefliyorlar. Basına gerçek anlamda bir kuşatma operasyonudur yeni kanun teklifi. Sansür yasası teklifidir bu, yoksa dezenformasyonu önleme yasası değildir. Dezenformasyonun, yani yanlış ve yönlendirici bilgi ve haberin kaynağı esasen bu iktidardır.

“İletişim Başkanlığı dezenformasyon merkezidir”

İktidarın İletişim Başkanlığı ülkede dezenformasyon merkezi haline gelmiştir. Gerçekleri çarpıtma ve üzerini örtme göreviyle iş başındadır. Şimdi de bu yetmiyor basının tamamını, internet basını başta olmak üzere tam bir kontrol altında tutmayı hedefliyorlar. Toplumu susturmak kendine güvenmeyen, halkına güvenmeyen iktidarların başvurduğu en önemli yöntemdir. Bunu dünyadaki örneklerden biliyoruz.

Kaybetmekte olan iktidarlar hırçınlaşır ve rızayı üretemedikleri yerde korkuyu büyütmeye çalışırlar. Halkın kendilerine rızası azaldıkça korkuyla ayakta kalmaya çalışıyorlar. Bu iktidar bir korku imparatorluğu inşa etmek istiyor. Bu iktidar aynı zamanda toplumu suskunlaştırarak varlığını sürdürmeyi hedefliyor.

Çoğu konuşmamda bu rejimin temelinin, bu iktidarın dayandığı en önemli sütunun yalan olduğunu söylemiştim. Yalan üzerine kurulu iktidarın en büyük korkusu hakikatin yayılmasıdır. Hakikat yayıldıkça bu yalan mekanizmaları da iş göremez hale gelir. Bizler sansür yasasına karşı etkili bir muhalefet yürütüyoruz. Ama sadece Meclis’te gösterdiğimiz direnç yeterli değil. Aynı zamanda bütün demokrasi güçleriyle birlikte bu yasa teklifine etkili bir tepki göstermemiz ve bunun uygulamasına karşı da etkili bir dayanışma ortaya koymamız gerekiyor.

“Seçimler iktidar için gerçek bir beka sorunudur”

Seçimlere yaklaştıkça iktidarın benzer manevralarının artacağını görüyoruz. Biraz önce saydığım bu sorunların temelinde demokrasi yokluğu yatıyor. Demokrasiye inanmayan, demokrasiyle hiçbir şekilde barışık olmayan bir zihniyet topluma güvenmez, toplumu da baskı altında tutarak bir şekilde yönetebileceğini düşünür. Korkuyu ve kaygıyı yaygınlaştırdıkça insanların otoriteye sığınabileceği gibi bir hesap yapar.

Bu hesap yanlıştır, bu hesap tutulmayacaktır. Bu hesap halktan dönecektir. Seçimler yaklaşıyor. Seçimler bu iktidar için gerçek anlamda beka sorunudur. Başka alanlarda sürekli beka sorununu dile getiren iktidarın gerçek olmayan sorunlar ve meseleler yaratma çabasına kimse aldanmasın. Asıl beka sorunu iktidarın kendisidir. Bu iktidar toplumu ayrıştırmaktadır, toplumda şiddetin her alana yayılmasının zeminini hazırlamaktadır. Bu iktidar toplumsal ve kültürel hayatı çökertmekte ve çoraklaştırmaktadır.

“Ekonomik çöküşün faturası yoksul halka çıkıyor”

Öte yandan ekonomik gidişatı hepimiz her gün hayatımızda tecrübe ediyoruz. Ekonomide de büyük bir çöküş yaşanıyor ve bunun faturası da yoksul halka çıkıyor. Çöküşe yol açan politikaların elbette nemalanıcıları da vardır. Bu politikaların en büyük nemalanıcıları bir avuç sermaye kesimi ve en çok da yandaşlardır.

Türkiye’de tarım neredeyse bitme noktasına gelmiştir, hayvancılık yok olmaktadır. Verimli toprakları ve hayvancılık için çok elverişli şartları olan şehirlerimiz neredeyse bu imkanların tamamını kaybetmekle karşı karşıyadır. Kars bu örneklerin en çarpıcı olanıdır. Kars’ta hayvancılık en önemli geçim kaynağı idi.

Oysa uygulanan ekonomik politikalar, kurda yaşanan artış ve enflasyondaki yükseliş hayvancılığın da Kars’ta bitme noktasına gelmesine yol açmıştır. Kars’ta bugün girdi maliyetlerinin çok yüksek olduğunu görüştüğümüz herkes iletti. Zaten bildiğimiz bir durum. Makro veriler de bunu ortaya koyuyor. Kars için bunun hayat önemi vardır. Girdi maliyetleri arttıkça hayvancılıkla geçinen, hayvancılık alanında üretim yapan insanlar da artık bunu devam ettiremez duruma geliyorlar.

Şu anda süt üretiminin, süt rekoltesinin Kars’ta çok vahim düzeylere düştüğünü görüyoruz. Oysa süt üretimi Kars için o kadar önemli bir kaynaktır ki, en başta peynir üreticileri ve diğer bütün alanları temelde etkilemektedir. Yoksulluk Kars’ta almış başını gidiyor. Türkiye’nin tamamında olduğu gibi burada da yoksulluk temel sorundur. İşsizlik temel sorunlardan biridir.

Kars bugün Türkiye’de milli gelirden en az pay alan şehirlerin başında gelmektedir. Aynı zamanda işsizlik oranının da en yüksek olduğu bir şehirdir. Bu kadar verimli toprakları ve üretici insanları varken Kars’ın bu duruma düşürülmesi bir kader ve tesadüf olamaz. Tam tersine iktidarın ranta, sömürüye, inşaata dayalı politikalarının yarattığı vahim bir sonuçtur. Bunun en önemli yansımalarından biri Kars’ın sürekli göç veren bir şehir haline gelmiş olmasıdır.

“Gençler Kars’ı terk ediyor”

Sokaklarda gezerken, esnafla konuşurken, STK temsilcileriyle konuşurken karşılaştığımız bu olgu Kars’ta durumun ne kadar kötü olduğunu çıplak bir şekilde ortaya koymaktadır. Gençler şehri terk etmektedir. Şu an resmi verilere göre bile en çok göç veren şehirlerin başında Kars gelmektedir. Sadece başta tarım olmak üzere diğer üretim sektörlerindeki kötüye gidiş değildir bu gidişatın nedeni.

Asıl neden burada geçim imkanlarının kalmamış olmamasıdır. Bir diğer neden de hizmetlere erişimde Kars halkının büyük bir yoksunlukla karşı karşıya kalmasıdır. Burada üniversite hastanesi var ama doktor yok, pek çok alanda uzman doktor yok. Bunu arkadaşlar somut verilerle bize aktardılar. İnsanlar hastalarını yakın şehirlere götürmek zorunda kalıyorlar. Erzurum başta olmak üzere Iğdır ve Ardahan’a hastalar gidiyor.

“Sağlık bir ticaret alanına dönüşmüştür”

Hekimlerin, sağlık emekçilerinin aylardır süren direnişi ve itirazları var. Buna karşı Cumhurbaşkanının söylediği sözler hafızalarımızdan silinmeyecektir. ‘İsteyen istediği yere gidebilir’ demişti. Oysa sağlık emekçilerinin haklarını gasp eden, onların şartlarını ağırlaştıran bu sistemin kendisidir.

Bunun somut örneğini Kars’ta yaşıyoruz. Pek çok alanda sağlık emekçisi eksikliği ve yokluğu yaşanıyor. Sağlık en temel ihtiyaçlardandır, ücretsiz ve kamusal bir şekilde sağlanması gereken bir hizmettir ama maalesef bu iktidar sağlığı bir kamu hizmeti olmaktan çıkarmış ve bir ticaret alanına dönüştürmüştür. Bunun sonuçlarını da toplum olarak ağır bir şekilde yaşamaktayız.

“Bu adaletsiz ekonomik düzenin mutlaka değişmesi gerekiyor” 

Öte yandan da eğitimde aynı sorunlar var. Pek çok okulda öğretmen yok. Eğitim emekçilerinin, sağlık emekçilerinin haklarını alamamalarının yarattığı bir durumdur. İzlenen politikalar halk için değildir, halka hizmet amaçlı bir anlayış bu iktidarda yoktur. Tam tersine büyüme adı altında sermayenin şişirilmesi, sermayeye daha fazla kaynak aktarılması, halkın cebinden bir avuç zengine transfer edilmesidir.

Halk yoksullaşıyor, büyüyen ise sermaye ve Saray’ın kendisidir. İşte bu adaletsiz ekonomik düzenin mutlaka değişmesi gerekiyor. Esnafın bize aktardığı sorunları burada tek tek anlatmaya gerek yok. Esnafın yaşadığı zorluk ve sıkıntılar, burada fazlasıyla mevcut. Bunları değiştirmek için halk bir umut arıyor. Bu gidişatı durdurmak için bir çıkış arıyor. Gerçek bir alternatif arıyor. Biz de kendilerine diyoruz ki gerçek alternatif biziz.

HDP ve ittifakı bu sömürü düzeninin sürmesini engelleyecek ve yeni bir başlangıç yapacak temel aktördür. Kimse umutsuzluğa kapılmasın, kimse bu şartlara teslim olmasın. Bu iktidarın her türlü baskı ve sömürü uygulamasına karşı gerçek alternatifi her alanda üretmeye kararlıyız. HDP ve ortağı ittifak güçleri daha da büyüyerek gerçek alternatifi bu topluma sunmaya kararlıdır.

Şu an Türkiye’nin gündeminde yaşanan sorunlara baktığımızda her alanda baskı ve zulmün derinleştiğini görebiliriz. Adaletsizlik şu an Türkiye’de en temel olgu haline gelmiştir. Bu iktidar her alanda bir adaletsizlik seferberliği başlatmıştır. Adaletsizlik yargı alanındadır, halkın iradesini yok sayma konusundadır, halkın ekmeğini gasp etme alanındadır.

Adaletsizlik, gençlerin bugününü ve yarınını ipotek altına alma politikalarındadır. Adaletsizlik seferberliğine karşı yapmamız gereken bir adalet seferberliği oluşturmak ve bunu büyütmektir. Bizler ittifak politikalarımızı da bir adalet seferberliğiyle başlatmayı hedefliyoruz. Yola çıktık, şimdi amacımız adalet seferberliğini büyütmek ve çözüm gücü haline getirmektir.

“Adalet krizi insanların hayatlarının tehlike altında olduğu bir toplumsal iklim yaratmıştır”

Çözümün bizde olduğunu, çözüm gücünün halkların bir arada mücadelesinde olduğunu her fırsatta söylüyoruz. Söylemeye devam edeceğiz. Adalet alanında yaşanan bu büyük kriz, yani adaletsizlik seferberliği toplumu adeta bir şiddet sarmalına sürüklemiştir. Artık şiddet günlük hayatın her alanındadır. Bizler bu ülkede Kürt sorunu başta olmak üzere bütün meselelerde barışçıl siyasal çözümü savunan bir partiyiz.

Şiddetin sadece iktidarın askeri ve siyasi politikalarından ibaret olmadığının da altını çizmeliyim. Bu iktidar Kürt sorununda şiddeti ve güvenlikçi anlayışı ısrarla sürdürmekte ve belki de şu ana en üst noktasına çıkarmış bulunmaktadır. Fakat adalet krizi, adaletsizlik seferberliği insanların güvencesiz, hayatlarının tehlike altında olduğu bir toplumsal iklim yaratmıştır.

Onur Şener cinayeti bir tesadüf değildir. Her gün okuduğumuz şiddet haberleri tesadüf değildir. Kendisini iktidara yakın sayan veya bizzat iktidarın içinde olan irili ufaklı pek çok çevre, şiddeti kendisine hak görmektedir. Başkalarını sindirmeyi kendisine hak görmektedir. Çünkü kendilerine dokunulmayacağına inanmaktadırlar. Kendilerine herhangi bir ceza gelemeyeceği inancıyla hareket etmektedirler. Bütün bunlar toplumun içine sürüklendiği krizlerin nasıl çok boyutlu ve derin olduğunu göstermektedir.

“Ekonomik kriz özgürlük yokluğunda somutlaşmaktadır” 

Ekonomik kriz, siyasi kriz demokrasi ve özgürlük yokluğunda somutlaşmaktadır. Ve ahlaki çöküş de yine bu iktidarın yarattığı en önemli sonuçlardan biridir. Yolsuzluklar mubah görülmekte, üstü örtülmekte, iktidara yakın olanların her alanda talan uygulamalarına ortak olmaları adeta normalleşmektedir.

Yolsuzluk ve hırsızlık gibi şiddet de günlük hayatın normali haline getirilmiştir. Yolsuzlukların üstüne gitmek yerine yolsuzluk yapanlarla ilgili iddialar örtülmekte ve yolsuzluk ve hırsızlık teşvik edilmektedir. Yolsuzluk, hırsızlık halkın cebinden ekmeğini kuruşunu çalmadır. Halkı daha fazla yoksulluğa mahkum etmektir. Yandaşı semirtirken halkın sofrasını kurutmaktır.

Dokunulmazlık zırhı olması gereken yerde değil tam tersi alanlardadır. Dokunulmazlık ifade özgürlüğü için olmalıdır, halkın siyasi temsilcileri, halkın iradesi için olmalıdır. Oysa bu iktidar halkın iradesini gasp etmektedir. Burada kayyım rejiminde olduğu gibi. Kayyım rejimi halkın iradesine en büyük saygısızlıktır.

Halkın iradesini gasp etmektir. Ama bununla da sınırlı kalmıyor. Kayyım rejimi aynı zamanda rant, yolsuzluk ve sömürü mekanizmalarını yerellere iyice yerleştirme programının önemli bir parçasıdır. Kayyım atanan yerlerde yapılan uygulamalara bakıldığında bunu görebilirsiniz. Memleketim Mardin’e çok benzeyen, özel olarak ayrıca bu nedenle de çok sevdiğim Kars şehri bu uygulamaların örneklerini yaşamaktadır. Tıpkı Mardin’de olduğu gibi.

“Bunun adı çöküş iktidarıdır”

Yine adaletsizliğin bu kadar yaygınlaştırılması, çeteleşmeyi de teşvik etmektedir. Bugün çeteler, mafyalar adeta ülkenin meşru yönetim odakları haline getirilmişlerdir. Bir mafya-çete zihniyeti yönetimde ve hayatın her alanında yaygınlaştırılmıştır. Bunun adı çöküş iktidarıdır. Bunun adı toplumu en önemli değerlerden mahrum etme operasyonudur. Buna karşı yapmamız gereken de güçlerimizi birleştirmektir. Emek ve Özgürlük İttifakı ile birlikte her yerde halkın sesine kulak vermek için her türlü çabayı harcıyoruz. Yolumuzu masa başında, parti merkezlerinde belirlemiyoruz. Politikalarımızı halkla istişare ederek, halkı dinleyerek, onlarla sürekli etkileşim içinde kalarak oluşturuyoruz.

“Emek ve Özgürlük İttifakı büyüyecektir” 

Bundan sonra da bütün temel konularda aynı politikaları izlemeye devam edeceğiz. Emek ve Özgürlük İttifakı büyüyecektir. Önümüzdeki hedef bu ittifakı en geniş kesimlere ezilenlerin ve yok sayılanların tümünü kapsayacak bir genişliğe ulaştırmaktır. Amacımıza ulaşmamız için de çok daha fazla çalışmamız gerektiğinin farkındayız. Halkımız bilsin ki bir alternatif vardır.

Emekten yana, sömürüye karşı adaletsizliği ortadan kaldıracak adaleti savunan, bu baskılara karşı duran, özgürlüğü savunan, yalan iktidarına karşı hakikatin peşini bırakmayan bir alternatifi mutlaka inşa edeceğiz. Sadece seçimler için değildir. Seçimlerden sonra da yeni bir başlangıç, demokratik ve özgürlükçü, emekten yana bir değişimin dinamik motor gücü haline geleceğiz. Şimdi yaptığımız şey bütün bu adaletsizliklere karşı en geniş kesimlerin mücadele ortaklığını sağlamaktır.

Eğer bunu başarırsak bu iktidarı, bu rejimi durdururuz. Bu rejimi değiştiririz, iktidarı değiştiririz. Halk gerçek bir alternatif ve hakiki bir umut arıyor. Gerçek alternatif bizleriz, umut bizlerdedir. İki kutba mahkum değiliz. Mevcut rejimin talana, yalana, soyguna, sömürüye dayanan rejimine mahkum değiliz. Ama bu rejimi küçük rötuşlarlar, başka kadrolarla devam ettirecek projeleri de kabul etmiyoruz. Bunlara mahkum olmadığımızı bütün halkımız bilsin.

“Demokrasiyi yerele yayarak güçlendirecekse anayasa tartışmalarına öncülük yaparız”

Kars halkların, inançların, kültürlerin bir arada barış içinde yaşama geleneğini en köklü şekilde ortaya koyan kentlerin başında gelmektedir. Tıpkı Mardin gibi. Burada halklar, farklı kesimler, inançlar, farklı kültürlerden çevreler yüzyıllardır barış içinde, birbirlerine saygı çerçevesinde bir arada yaşamayı başarmışlardır. Bizler Türkiye’de gerçek ve kalıcı barışın, herkese eşit ve özgür bir yaşam sağlamaktan geçtiğine inanıyoruz.

Anayasa tartışmaları da dahil olmak üzere her türlü tartışmaya bu çerçevede açığız. Eğer eşit yurttaşlık temelinde demokrasiyi yerele yayarak güçlendirecek bir yol açılacaksa, biz bu yolda bütün gücümüzle katkıya ve öncülüğe hazırız. Biliyoruz ki iktidar şimdi anayasa tartışmalarını ortaya atmakla başka bir gündem de yaratma peşindedir. Ama istediği amaç ve saikle hareket etsin fark etmez. Bu ülke şimdi hemen, bu mümkün değilse yarın özgürlükçü ve demokratik bir anayasaya kavuşacaktır. Bunu gerçekleştirecek güç de bizleriz yani Emek Özgürlük İttifakı ve bunun yaratacağı büyük demokrasi blokudur. Bu ülkeye inançların eşit, halkların özgür yaşayacağı bir geleceği mutlaka armağan edeceğiz.

Dünden beri Kars’ta gördüğümüz ilgi, halkımızın teveccühü inancımızı güçlendirmiştir. Sizler aracılığıyla Kars’ta yaşayan bütün insanlarımıza teşekkür ve minnetlerimizi iletiyorum. Büyüyerek değişim gücünü birlikte yaratacağız. Birlikte başaracağımıza inancımız tamdır.”

Paylaşın

EBRD’den ‘TCMB’nin Faiz Politikası’ Yorumu: Oldukça Aykırı

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Başkanı Odile Renaud-Basso, TCMB’nın faiz politikası için, “Bu oldukça aykırı bir strateji. İşe yarayıp yaramayacağını bilmiyorum. Ancak enflasyon beklentilerinin sabitlenmesinde, güvenli ve istikrarlı bir ortam yaratılmasında bazı zorluklar yaratıyor” dedi.

Odile Renaud-Basso, İstanbul’da Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile görüşmeler yaptı.

Bu görüşmelerin ardından Reuters’e konuşan Odile Renaud-Basso, para politikasını eleştirerek, “Bunun yüksek düzeyde enflasyon yarattığı ve uzun vadeli yatırım için iyi ortam olmadığı konusunda bazı soru işaretlerini dile getirdim.” ifadelerini kullandı.

EBRD: Bu oldukça aykırı bir strateji

TCMB’nın faiz politikası için Renaud-Basso, “Bu oldukça aykırı bir strateji. İşe yarayıp yaramayacağını bilmiyorum. Ancak enflasyon beklentilerinin sabitlenmesinde, güvenli ve istikrarlı bir ortam yaratılmasında bazı zorluklar yaratıyor.” dedi.

Türkiye’de geçen yıl eylül ayında kabul edilen ekonomik programın, liranın daha fazla değer kaybetmesi ve döviz rezervlerinin daha fazla tükenmesi riskini artırarak ülkeyi cari borçlarını finanse etmenin bir yolunu bulmak zorunda bıraktığını kaydeden EBRD Başkanı, “Bu durum yüksek seviyede bir belirsizlik yaratıyor. Ancak yetkililer izledikleri politikanın en iyisi olduğundan eminler.” ifadelerini kullandı.

Renaud-Basso, Türk özel sektörünün ve ihracat kapasitesinin “çok dayanıklı” olduğunu ve ülkenin tedarik zincirlerinin Çin’in yeniden yapılandırılmasından yararlandığını ancak buradaki en önemli belirleyici faktörün Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa’daki gelişmelere de bağlı kalacağı uyarısında bulundu.

Renaud-Basso, EBRD’nin gelecekte Türkiye’de kamu ve özel sektörle ortak yatırımlarla ilgilendiğini sözlerine ekledi.

EBRD, 2009 yılından bu yana Türkiye’de hastanelere, yollara ve yeşil projelere 16,9 milyar euro tutarında kredi sağladı.

Bu arada Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati Twitter hesabından söz konusu görüşmeye ilişkin yaptığı paylaşımda, “Küresel ekonomik görünüm ve Türkiye ekonomisindeki gelişmeleri değerlendirerek ülkemizin, gıda ve enerji güvenliğine ilişkin katkılarını paylaştık. Ayrıca, Banka ile iş birliği yaptığımız konuları ve projeleri detaylıca ele aldık.” ifadelerine yer verdi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Zorbasın, Gaddarsın

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, başörtüsü tartışmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Aile filan hepsi bu işin içinde. Öyle bir şey yapıyoruz ki hadi bakalım görelim seni. Bu işte ne kadar samimisin, değilsin; bunu burada göreceğiz” sözlerine Twitter üzerinden yanıt verdi.

Kılıçdaroğlu “Beklediğim gibi Erdoğan, başörtülü kadınları rehine olarak elinde tutabilmek için konuyu alakasız yerlere taşıdın. Samimi değilsin. Zorbasın. Milletimiz görsün istedim ve sen gösterdin. Sen kim ‘Özgürlükçü Anayasa’ kim. Sen yasakçısın, sen gaddarsın. Asla şaşırtmazsın” dedi. Kılıçdaroğlu şöyle devam etti;

“Benimle misiniz” diye seslendiğimde, elbette bu kanun teklifimin sadece başlangıç olduğunu bilerek seslendim. Daha büyük meseleler de var ve yürekli bir şekilde çözümler getireceğiz hepsine. Tekrar ediyorum, yürekli bir şekilde çözeceğiz.

“Ben siyasi ikbal düşünecek değilim. Ben siyasal hayatımın sonunda, miras olarak ardımda barışık bir Türkiye bırakacağım. Enerjisini dünya ile rekabet için harcayan bir Türkiye bırakacağım. Bu riski almak zorundayım. Başarılı olur muyum bilmiyorum… Ama deneyeceğim.

“İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşunun 99. yıldönümünde; Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşlarını minnetle, şehitlerimizi rahmetle anıyor, kurtuluş coşkusu yaşayan İstanbul halkını sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Geldikleri gibi gittiler!

“Başörtülü kadınların hak ve özgürlüklerine kavuşması için önerdiğimiz bu kanuni zırhı sen destekle Erdoğan; eğer arkasında yine kurnaz bir ajanda çıkmazsa tabii ki Alevi vatandaşlarımız dahil, hak ve özgürlükler konusunda getireceğiniz öneriye her türlü desteği vermeye hazırız

“Bu kullandığın zehirli dili de artık bırak, çok çirkin bir üslubun var. Türkiye için iyi bir şey yapmaya çalışıyoruz. Senin yasakçı zihniyetine rağmen, özgürlükler getirmeye çalışıyoruz.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Siyasi Topluluğu’nun ilk toplantısı için gittiği Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’dan dönüşte yaptığı açıklamada, Aslında Kılıçdaroğlu’nun ortaya attığı bu tez, siyaseti ne kadar bilmediğini, kendisinin bir siyaset fukarası olduğunu gösteriyor. Bir defa ortada şu anda yasal bir düzenlemeyi gerektirecek bir durum yok ki. Şu anda bu haliyle kızlarımız üniversiteye, ortaöğretime gidebiliyor mu, polis olabiliyor mu, asker olabiliyor mu? Evet. Bütün bunlar şu anda var mı? Var. Şimdi böyle bir durum ortadayken, bayram değil seyran değil, nereden çıktı bu iş?” demişti.

‘Aile falan hepsi bu işin içinde’

Erdoğan ayrıca “O zaman gel bunu Anayasa’ya alalım ki bundan sonra kimse bu işin üzerinde oynayamasın. Hemen ne yaptılar? Onun malum bir adamı var. “Desteklemeyeceğiz” dedi. Bunu söylemeye başladılar. Öyle de olsa şu anda ben çalışmayı başlattım. Adalet Bakanımın riyasetinde şu an itibarıyla gerek Bekir Bey gerek Anayasa Komisyonu Başkanım, Adalet Komisyonu Başkanım, onlar şu anda bu çalışmayı yapıyorlar. “Yanınıza milletvekili arkadaşlarımızı, MYK’den arkadaşlarımızı da alın çalışmayı hazırlayın” dedim. Devlet Bey’le de görüştüm bu konuyu. İnşallah bu işi hemen Meclis’e sunalım. Tabii ne olacak sunacağız? Anayasa değişikliği olarak. İnşallah arkadaşlar güzel bir hazırlık yapacaklar ve bu hazırlığı da Meclis’e sunacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan şöyle devam etmişti;

“Aile kavramı bizim olmazsa olmazımız zaten. Çünkü güçlü bir millet, güçlü aileden olur. Şimdi bizim bunun çalışmasını da yapmamız lazım. Çünkü son zamanlarda topluma LGBT’yi soktular. LGBT’yle birlikte de bizim aile yapımızı bunlar dejenere etmenin gayreti içerisine girdiler. Öyleyse biz olması gereken ne ise onu yapacağız. Biz kimlerin LGBT’ci olduğunu biliyoruz zaten. Ama bunu da aile olarak gelip oraya koyalım. Burada da çıksın bakalım neresinden savunacak onu da görelim”

Aile filan hepsi bu işin içinde. Öyle bir şey yapıyoruz ki hadi bakalım görelim seni. Bu işte ne kadar samimisin, değilsin; bunu burada göreceğiz.

Paylaşın