CHP, ‘Dezenformasyon Yasası’nı Anayasa Mahkemesi’ne Taşıdı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), muhalefetin ve basın meslek örgütlerinin “sansür yasası” olarak adlandırdığı “Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun” hapis cezası öngören 29. Maddesinin yürürlüğünün durdurulması talebi ile Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu.

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, iktidarın dezenformasyonla mücadele yasası olarak nitelendirdiği yasayı “Bu bir Stalin yasasıdır,” sözleriyle eleştirdi. Altay şöyle konuştu:

“Bu bir Stalin yasasıdır. Bu yasa muhalefeti, medyayı, basını, sosyal medyayı susturmaktır. Kendi yalanlarını gerçek gibi sunmak, gerçekleri yalan diye nitelemek yasasıdır ve kabulü mümkün değildir. Yüksek mahkemenin kararı var. 153’e ve kararın bağlayıcılığına aykırı.

29. Madde ile ilgili başvuruyu bekletmeksizin yürürlüğün durması bakımından bir an önce ele alınmasını yüce mahkemeden talep ediyorum. Bu kanun Türkiye’de demokrasiyi tahrip etmekle kalmaz, Türkiye’yi dünya milletler ailesi içinde demokrasi liginden düşürür, kategori dışında tutar.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’da partisinin TBMM’deki grup konuşmasında konuya ilişkin yasayı AYM’ye götüreceklerini söyleyerek şu ifadeleri kullanmıştı:

“Meclis’ten sansür yasası geçirdiler. Bu konuda altı aydır mücadele veriyoruz. Bazıları tv’lere çıkıp CHP ne yapıyor Meclis’te diye soruyorlar. CHP parlamentoda demokrasinin bir numaralı aktörüdür. Sansür düzenlemelerine de karşıdır.

Sansür yasası kabul edildi. 29. Maddeyi yürütmeyi durdurma talebiyle AYM’ye gideceğiz, ardından da yasanın tamamı ile ilgili AYM’ye gideceğiz. Bu kanun çıksa da çıkmasa da Türkiye bir otoriter yönetimle karşı karşıyadır. Ya Anayasa kararını uygulamıyorum diyor. Daha ne yapacaksınız. Geçmişte AKP ve MHP’ye oy veren kardeşlerime sesleniyorum, dur demeyecek misiniz, adalet istemeyecek misiniz?”

Paylaşın

Diyarbakır Cezaevi Boşaltıldı: Dünyanın En Kötü Şöhretli 10 Cezaevi Arasındaydı

Diyarbakır Cezaevi, Diyarbakır Askeri Cezaevi  ya da Diyarbakır E Tipi Cezaevi, açıldıktan 42 yıl sonra boşaltıldı. Cezaevinde bulunan 270 tutuklu ve hükümlü çevredeki cezaevlerine nakledilirken, şimdi cezaevine akıbetinin ne olacağı tartışması başladı.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Diyarbakır’a 9 Temmuz 2021’de yaptığı ziyarette Bağlar ilçesindeki Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’ne yönelik, “Geçmişte uzunca bir dönem adı zulümle, işkenceyle, insanlık dışı muameleyle anılan Diyarbakır Cezaevi’ni yakında boşaltıyor, kültür merkezi olarak hizmete sunuyoruz. Adalet Bakanlığı, bu konuda gerekli hazırlığı yapıyor. Böylece Diyarbakır’ın hafızasındaki bir kötü anıyı ortadan kaldırmış oluyoruz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözlerinin ardından başlatılan çalışmalarda, sona gelindi. Bu kapsamda tutuklu ve hükümlüler başka cezaevlerine nakledilirken, kalan bazı eşyaların taşınma işlemleri sürüyor.

Diyarbakır Cezaevi

1972’de yapımına başlanan Diyarbakır Cezaevi, 4 Temmuz 1980’de açıldı. 12 Eylül Darbesi’nden sonra yaşanan işkenceler ile ön plana çıktı. The Times gazetesine göre, “Dünyanın en kötü şöhretli 10 cezaevi” arasında yer aldı. 1981 ve 1984 yılları arasında cezaevinde 34 kişi öldü ve onlarca kişi sakat kaldı. Cezaevi hakkında belgeseller çekildi ve kitaplar yazıldı.

Cezaevi 12 Eylül sonrası askeri yönetime devredilerek Sıkıyönetim Askerî Cezaevi olarak kullanıldı. 9 Mayıs 1988 tarihinde Adalet Bakanlığına devredildi. E Tipi Cezaevi yaklaşık 600 kapasitelidir ancak doluluk oranı zaman zaman 900’e kadar da yükselebilmektedir. Politik tutuklu ve hükümlülerin kaldığı D Tipi Cezaevi’nde ise kapasite 700-750 arasıdır.

İşkence olayları

1981-1989 yılları arasında işkenceye maruz kalan 34 kişi öldü, yüzlerce kişi sakat kaldı. Bu kişilerden 25’i aldığı ağır darbeler sonucu, 5’i açlık grevi sonucu öldü. Tutuklulardan 5’inin kendini asarak, 4’ünün kendini yakarak intihar ettiği cezaevindeki işkenceci görevlilerden hiçbiri ceza almadı. PKK’nın kurucu militanlarından Kemal Pir de ölüm orucu sonucunda öldü. PKK Merkez Komite Üyesi Mazlum Doğan da intihar edenler arasındadır.

Esat Oktay Yıldıran’ın, Kıbrıs Harekatı sonrası Diyarbakır Cezaevi’ne bizzat Kenan Evren tarafından yollandığı ve iç güvenlik komutanı olarak görev süresi boyunca işkence yaptığı iddia edilir.

Hapishanede o yıllarda kalmış olan kadınlar şöyle demiştir:

  • Elektrik dahil bütün işkence yöntemlerini yaşadık ama en ağırı cinsel işkenceydi.
  • Tecavüz ettikleri kadınları kanlı etekleriyle koğuş koğuş dolaştırdılar.
  • Etekleri başlarımıza geçiriyor, altımızın çıplak olmasını sağlıyor, “gez” diyorlardı.
  • Banyodan çıkıp bornozla karşımıza gelip ve bize baka baka mastürbasyon yaptılar.
  • En büyük işkence başka kadınların çığlıklarını dinlemekti.
  • 11 yaşında ikiz oğulları olan arkadaşımızın, oğullarına işkence yapıp sesini ona dinletmişlerdi.
  • Lağım sularının içine zorla kadınları soktular.
  • Çocuğum görüşe geliyor ama bana yapılan davranışlardan dolayı benden korkuyor o hiç sevmediğimiz gardiyanlara sarılıyordu. Çıktıktan sonra da bir süre kızım bana anne demedi.
  • Serbest bırakıldım ve eve gittim. Beni yıllarca görmeyen annemin bana ilk dediği şey, ‘Bunca yıl neredeydin?’ olup, kızlık muayenesine götürmek istediğini söyledi.
Paylaşın

Mansur Yavaş’tan ‘Suya İndirim’ Tepkisi: Maaşlar Dahi Ödenemez

Belediye meclisinde AK Parti ve MHP’nin oylarıyla suya yüzde 50 indirim yapılması kararına dair konuşan ABB Başkanı Yavaş, “Bu indirim uygulandığı takdirde ASKİ’nin su geliriyle personel maaşlarını ödeyemeyeceğiz. Hiç yatırım yapamayacağız, elektrik giderini karşılayamayacağız. Ayrıca vergi, Sosyal Güvenlik Kurumu ve hukuk gibi zorunlu giderleri ödeyemeyeceğiz” dedi.

Mansur Yavaş, “Tamamen yasa dışı olan bu kararın mutlaka mahkemeden döneceğine inanıyorum. Çünkü Büyükşehir Belediye Meclisinin böyle basit bir önergeyle fiyatları indirme yetkisi yoktur. Yine kanun gereği su, maliyet artı belli bir kâr ile satılmak zorundadır” ifadelerini kullandı.

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, belediye meclisinde AK Parti ve MHP’nin oylarıyla suya yüzde 50 indirim yapılması kararına dair konuştu.

T24’te yer alan habere göre, ASKİ Polatlı Bölge Müdürlüğü’nde basın mensuplarıyla bir araya gelen Yavaş, indirim uygulanırsa personel maaşını ödeyemeyeceklerini söyledi.

Göreve geldikleri 2019 Nisan ayından bu yana elektriğin yüzde 206, mazotun yüzde 190 ve asgari ücretin yüzde 81 zamlandığını ifade eden Yavaş şöyle konuştu:

“Ankara Büyükşehir Belediyesi pahalı su satıyor denmesi için insanın vicdanını herhangi bir yere asması gerekir. Su gelirleri daha da azalsın yüzde 50 düşsün isteniyor ama personele 2 milyar ödememiz gerekecek. Yatırım giderleri 5,5 milyar lira ve bunun içerisine Polatlı’ya getirilen su dahildir.

Ayrıca elektriğe de 5 milyar lira para ödememiz gerekecek. Elektriğin parasını ödeyemezseniz Ankara halkına su veremezsiniz… Bu indirim uygulandığı takdirde ASKİ’nin su geliriyle personel maaşlarını ödeyemeyeceğiz. Hiç yatırım yapamayacağız, elektrik giderini karşılayamayacağız. Ayrıca vergi, Sosyal Güvenlik Kurumu ve hukuk gibi zorunlu giderleri ödeyemeyeceğiz.

Tamamen yasa dışı olan bu kararın mutlaka mahkemeden döneceğine inanıyorum. Çünkü Büyükşehir Belediye Meclisinin böyle basit bir önergeyle fiyatları indirme yetkisi yoktur. Yine kanun gereği su, maliyet artı belli bir kâr ile satılmak zorundadır.

Dolayısıyla bu kadar kanun açıkken usulsüz bir şekilde önerge vermelerinin bir tek sebebi vardır; Ankara susuz kalsın, elektrik faturasını ödeyemesin, tam tersine diğer yapacakları yatırımları, eğer ASKİ çalışacaksa Büyükşehirin kendi bütçesinden yatırımları iptal ederek buraya aktarması, belediyenin zayıflaması amaçlanmaktadır.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: 29. Maddeyi AYM’ye Götürüyoruz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, muhalefetin ve basın meslek örgütlerinin ‘Sansür Yasası’ olarak nitelendirdiği ‘Dezenformasyonla Mücadele Yasası’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, açıklamasında, “Sansür yasası kabul edildi. 29. Maddeyi yürütmeyi durdurma talebiyle AYM’ye gideceğiz, ardından da yasanın tamamı ile ilgili AYM’ye gideceğiz” dedi ve ekledi:

“Bu kanun çıksa da çıkmasa da Türkiye bir otoriter yönetimle karşı karşıyadır. Ya Anayasa kararını uygulamıyorum diyor. Daha ne yapacaksınız. Geçmişte AKP ve MHP’ye oy veren kardeşlerime sesleniyorum, dur demeyecek misiniz, adalet istemeyecek misiniz?”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) TBMM’deki grup toplantısı, Bartın’ın Amasra ilçesinde meydana gelen maden patlaması sonucu yaşamını yitiren 41 işçi için bir dakikalık saygı duruşuyla başladı.

Saygı duruşunun ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“41 kardeşimizi toprağa verdik. 41 evde yangın var. Her birimizin yüreğinde derin acı var. Anne, eş, kardeşler tabutun başında. Hiç kimse bu ölümün ona yakıştığını söylemiyor. Tamamı genç. Yazıktır günahtır. Bir memleket böyle yönetilemez. 20 yıldır ya önlem alacağız diyorlar. 20 yıldır hala önlem mi alacaksın sen. Dünyada maden kazalarında bir numarayız ya. Ya bu ölüm niye bizim karşımıza çıkıyor. Dünyada herkes maden çıkarıyor neden en çok ölüm bizim ülkemizde oluyor.

Müfettiş raporu var görmüyorsun, Sayıştay raporu var görmüyorsun. Soma faciasından sonra komisyon kuruldu. TBMM araştırma komisyonunun 111 önerisi var birisini dahi yapmadılar. Şimdi ben TBMM Başkanlığına açık ve net herkesin önünde sesleniyorum. O araştırma komisyonu göstermelik mi? Değilse o 111 öneriden birisi neden yapılmadı? Sen o koltukta neden oturuyorsun? Senin o koltukta oturmanın temel nedeni TBMM’nin itibarını saygınlığını korumaktır.

Türkiye bir taraftan bu tür acılar yaşarken bir de Meclis’ten sansür yasası geçirdiler. Bu konuda altı aydır mücadele veriyoruz. Bazıları tv’lere çıkıp CHP ne yapıyor Meclis’te diye soruyorlar. CHP parlamentoda demokrasinin bir numaralı aktörüdür. Sansür düzenlemelerine de karşıdır.

Sansür yasası kabul edildi. 29. Maddeyi yürütmeyi durdurma talebiyle AYM’ye gideceğiz, ardından da yasanın tamamı ile ilgili AYM’ye gideceğiz. Bu kanun çıksa da çıkmasa da Türkiye bir otoriter yönetimle karşı karşıyadır. Ya Anayasa kararını uygulamıyorum diyor. Daha ne yapacaksınız. Geçmişte AKP ve MHP’ye oy veren kardeşlerime sesleniyorum, dur demeyecek misiniz, adalet istemeyecek misiniz?”

Paylaşın

Buldan’dan Amasra Tepkisi: Kader Planı Değil, Kar Ve Sömürü Planıdır

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Amasra, Soma’nın, Ermenek’in, Zonguldak’ın, Elbistan’ın, Siirt ve Şırnak’ın devamıdır. Hayatların yok olup gitmesinin nedeni; denetimsizliktir, cezasızlıktır, kâr hırsıdır, üretim baskısıdır, kâr azalmasın diye gerekli önlemlerin alınmamasıdır. AKP-MHP iktidarının yönetim zihniyetinin bu ülkeyi nasıl işçi mezarlığına çevirdiğine hepimiz tanığız. Sadece bir yıl içerisinde bin 359 işçi hayatını kaybetti” dedi ve ekledi:

“AKP Genel Başkanı çıkmış, bütün boyutlarıyla soruşturulacağını söylüyor. Buna nasıl inanalım? Hemen ardından da ‘kader planı’ diyerek, tedbirsizliği ve katliamı meşrulaştırma çabası içerisine girdiğini hepimiz gördük ve tanıklık ettik. Kesinlikle kader planı değildir. İşçilerin canı ve kanı üzerinden yapılan kâr ve sömürü planıdır asıl sebep! Emekçinin canı üzerine kurulan zenginler sofrasıdır asıl sebep.”

Buldan, konuşmasının devamında, “Biz, iktidarınızın bu konudaki sicilini Soma’dan çok iyi biliyoruz. Tam 8 yıl oldu, ortada adalet yok! 301 madencinin katledilmesinin sorumluları iktidar tarafından korundu ve kollanmaya da devam ediyor. Üstelik işçilerin kafasına tekme atan özel kalem müdürünüzü de ekonomi ateşesi yaparak ödüllendirdiğinizi biliyoruz ve bunu unutmadık” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda gündeme dair açıklamalarda bulundu. Konuşmasının büyük bölümünü Amasra’da yaşanan maden faciasına ayıran Buldan şunları söyledi:

“Amasra, Soma’nın, Ermenek’in, Zonguldak’ın, Elbistan’ın, Siirt ve Şırnak’ın devamıdır. Hayatların yok olup gitmesinin nedeni; denetimsizliktir, cezasızlıktır, kâr hırsıdır, üretim baskısıdır, kâr azalmasın diye gerekli önlemlerin alınmamasıdır. AKP-MHP iktidarının yönetim zihniyetinin bu ülkeyi nasıl işçi mezarlığına çevirdiğine hepimiz tanığız. Sadece bir yıl içerisinde bin 359 işçi hayatını kaybetti.

AKP Genel Başkanı çıkmış, bütün boyutlarıyla soruşturulacağını söylüyor. Buna nasıl inanalım? Hemen ardından da ‘kader planı’ diyerek, tedbirsizliği ve katliamı meşrulaştırma çabası içerisine girdiğini hepimiz gördük ve tanıklık ettik. Kesinlikle kader planı değildir. İşçilerin canı ve kanı üzerinden yapılan kâr ve sömürü planıdır asıl sebep! Emekçinin canı üzerine kurulan zenginler sofrasıdır asıl sebep.

Biz, iktidarınızın bu konudaki sicilini Soma’dan çok iyi biliyoruz. Tam 8 yıl oldu, ortada adalet yok! 301 madencinin katledilmesinin sorumluları iktidar tarafından korundu ve kollanmaya da devam ediyor. Üstelik işçilerin kafasına tekme atan özel kalem müdürünüzü de ekonomi ateşesi yaparak ödüllendirdiğinizi biliyoruz ve bunu unutmadık. Soma için hukuk mücadelesi veren Sevgili Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay tutukludur. Buradan kendilerine selamlarımızı ve saygılarımızı gönderiyorum. İşte tam da bu cezasızlık politikasıdır, maden şirketlerini asıl cesaretlendiren.

Kamuoyunda da yansıdı. Sayıştay denetimlerinde tespit ettiği risklerle ilgili olarak Türkiye Taş Kömürü İşletmesine ciddi uyarılarda bulunulmuş. Ama dinleyen kim? Kimse dinlemiyor. Bu uyarıların gereği yapılmadı. İşçinin canı azalabilir ama kâr asla azalmasın! İşte bu iktidarın zihniyeti tam da budur. Aileler gözyaşı dökerken, AKP Genel Başkanı hafızalardan silinmeyecek bir söz sarf etti. ‘Hamdolsun 24 saati geçmeden 41 şehidimize ulaştık’ dedi. Evet, 24 saat geçmeden gerçek zihniyetlerini göstermeyi bir kez daha başardılar! Konuştukça batıyorlar! Battıkça yerin dibine giriyorlar.

Allah’tan korkun, 41 can yaşamını yitirmiş, sizin hesabınız onlara ulaşım saati. Bari konuşmayın, bari susun, bari bu kadar canın yitirilmesine saygı duyun. Ama nafile. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı yaptıklarıyla övünüyor. Türkiye sanki çağ atlamış. Bu 41 can hikayeleri olan, aileleri olan, kuzuları olan bugün toprağın altında olan canlardır. Sizin göreniniz onların can güvenliğini sağlamaktır.

Onların hayatlarını kaybettikten sonra cenazelere ulaşmadaki saat süresi olamaz. Bir kez daha bu ülkede canlara verilen, işçilere emekçilere verilen, kıymeti bir kez daha gözler önüne serdiler. Yazıklar olsun size, yazıklar olsun. Giden canlar bunların umurunda değildir. Giden canlar bunların umurunda değil. Onlar için önemli olan; varsa yoksa iktidarlarının itibarıdır, algıdır. İnsan yaşamını öncelikli görmeyen bu zihniyeti herkes iyi görmeli ve tanımalıdır. Asıl mücadele edilmesi gereken işte bu anlayıştır, bu zihniyettir.

“Amasra’yı unutmayacağız, unutturmayacağız”

Bizler HDP olarak bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağız ve kapatılmasına asla izin vermeyeceğiz. Yaşamını yitiren bir madencinin eşi ‘üzerini örtmeyin bu bir cinayettir’ diye haykırdı. Biz de buradan söz veriyoruz. Evet, Amasra’yı unutmayacağız, unutturmayacağız. Üzerinin örtülmesine asla izin vermeyeceğiz. Parti olarak elbette ki heyetimiz ilk günden Bartın’a gitti, gerekli incelemelerde bulundu, işçilerle, sendikayla görüşmeler gerçekleştirdi. Raporumuzu da en kısa sürede kamuoyuyla paylaşacağız.

Buradan şu çağrıyı bir kez daha yapmak istiyorum: İnsan yaşamını hiçe sayan bu vahşi sömürü çarkına karşı emeğin birliğini bu ülkede mutlaka yaratmak zorundayız. Sermaye daha fazla kazansın diye verecek, kaybedecek tek bir canımız yoktur, olmamalıdır. Bir kişi daha eksilmemek için çoğalmak, dayanışmak ve örgütlülüğümüzü büyütmek zorundayız. Bu tarihi bir görevdir. Bu aynı zamanda tarihi bir sorumluluktur. İktidarın kurduğu sömürü karteline karşı emeğin ülkesini, emekçilerin yönettiği bir düzeni hep birlikte yaratmak zorundayız.

8 arkadaşıyla fotoğrafını paylaşıp ‘Bir ben kaldım’ diyen değerli maden işçisi kardeşime de diyorum ki; sizler asla yalnız değilsiniz. Milyonlar sizinledir. HDP sizinledir. Türkiye’nin demokratik vicdanı sizinledir. Hakikat ve adalet sizlerle birlikte olmaya devam edecektir.”

Buldan’ın gündeminde AKP-MHP’nin yarattığı yoksulluk ve rant rejimine yönelik eleştiriler de vardı. “Ülke olarak yaşadığımız yoksulluğun, sefaletin, ölümlerin ve adaletsizliklerin nedeni AKP-MHP iktidarının oluşturduğu büyük rant ve talan düzenidir” diyen Buldun, konuşmasına şöyle devam etti: “Rant düzenleri her yerinden patlamaktadır. Kirlilik, artık halının altına sığmayacak boyutlara varmıştır. Sayıştay raporları, çürümenin boyutlarını çok net ortaya koymaktadır. Bartın’da iş sağlığı ve güvenliğine gelince kaynak yok, ama başka yerlere gelince kaynak çok.

Merkez Bankası bürokratları için hukuka aykırı bir biçimde yapılan 45 milyon liralık özel sağlık sigortası harcamasına bolca para var. TMSF bürokratlarının 18 milyon liralık özel sağlık giderine para var. Ama işçinin can güvenliği için bu ülkede kaynak ne yazık ki yok! Bartın’da ve diğer maden işletmelerinde iş güvenliği için gerekli ekipman ve teçhizata kaynak yok, ama günlük mal ve hizmet giderine 5 milyon TL harcayan Saray için sınırsız kaynak var.

Çürümenin hangi birini anlatalım. Gerçekten bu çürümeyi burada anlatmaya saatlerin yetmeyeceğini hepimiz biliyoruz. Yandaş enerji dağıtım şirketleri, ARGE faaliyeti adı altında yaptıkları 117 milyon 484 bin liralık harcamayı usulsüz bir biçimde halkın elektrik faturasına yansıtmışlar. Yemişler, içmişler, faturayı da halka ödettiriyorlar. Bütün halkımızın bundan artık haberdar olması gerekiyor. Yurttaşlarımız bu gerçeği iyi bilmelidir. Yine 2010 yılından bu yana orman sınırları dışına çıkartılan alan toplam 6 milyon 194 bin hektardır. Yani iki büyük ölçekte şehir kadar orman arazisini rant düzenine kurban etmiş durumda olduklarını artık halkımızın bilmesi gerekiyor. Boşuna yutan Saray demiyoruz! Bu saray yutan saraydır, yutan saray.

Halkın geçim kaynaklarını halkın geleceğini yutan bir Sarayla karşı karşıyayız. Daha sayısız örnekler var. Arkadaşlarımız bütçe görüşmelerinde bu bulguları tek tek ortaya koyacak ve iktidardan hesabını soracak. İşte tüm bu örneklerden yola çıkarak çürüme var diyoruz. Bu ülkenin kaynaklarını, arazilerini, vadilerini, ormanlarını haraç mezat satan, rant alanına çeviren bir iktidarla karşı karşıyayız. Türkiye’nin en büyük işletmesi de AKP’dir, Saray’dır. Türkiye’yi resmen işletiyorlar! Çok açık ve net ifade ediyoruz. Resmen Türkiye’yi işletiyorlar bu kadar açık ve basit.

2023 bütçesinde halk yok

Dün 2023 yılı bütçe teklifini açıkladılar. Savunma adı altında savaş politikalarına ayrılan pay 468,7 milyar TL’dir. 2022 bütçesinin tam iki katıdır. Yine bütçede, faiz giderlerine ayrılan kaynak 565,6 milyar liradır. Faize karşı olduğunu söyleyen iktidar, faiz lobisine dönüşmüş durumdadır. Bu rakamlardan bunu da anlıyoruz tabii ki. Bütçelerinde faiz lobisi var, savaş lobisi var. Ama halk yok. Emekçi yok! İşçi, kadınlar, gençler, yoksullar, emekliler yok! Bunun adı yokluk bütçesidir! Ama bir adı daha var. Yolcu Abbas’ın gidiş bütçesidir! Bu böyle sürmeyecek, gidecekler. Göndereceğiz, bunların gidişinden başka çaremiz yok. Türkiye halkları karar verdi AKP-MHP ortaklığını gönderecek. Veda bütçeleridir! Bu böyle sürmeyecek! Bunları göndereceğiz!”

Yürürlüğe giren Sansür Yasası’na yönelik de konuşan Buldan, iktidarın bu tür politikalardan sonuç alamayacağını ifade etti. Yolsuzluklar ve halkın yaşadığı sefalet konuşulmasın diye sansür yasasının çıktığını belirten Buldan, şöyle devam etti: “Sansür yasası AKP-MHP’yi koruma ve yaşatma yasasıdır. Dezenformasyon yasası kesinlikle değildir. Türkiye’de dezenformasyonun tek bir kaynağı ve merkezi var, o da AKP-MHP iktidarıdır, yani Saray’dır. Halen Kabataş yalanını savunan bir zihniyet yalan haberden şikâyet ediyorsa, önce bir aynaya bakılsın!

“Gerçekler gün yüzüne çıktıkça korkuyorlar”

Güya yalan haber nedeniyle kamuoyu endişe ve paniğe sürükleniyormuş! Bu da yalan! Yasa metninin kendisini de zaten yalanlarla dolu bir metindir. Asıl korku, panik ve endişeye kapılan iktidarın kendisidir. Gerçekler gün yüzüne çıktıkça korkuyorlar. Kaybedeceklerini biliyorlar.

Bu kaybetme bilgisi ve korkusu onları bu yasaları çıkarmaya itiyor. Seçimler öncesi, iktidarlarının yolsuzluk ve rüşvet ifşaatları çarşaf çarşaf ortaya serilmesin diye kendilerince önlem alıyorlar. Hangi yasayı çıkartırlarsa çıkartsınlar, kendi çöküşlerini durduramayacaklar. Rüşvet ve yolsuzluk çarkının ortaya çıkmasını engelleyemeyecekler. Bizleri, demokratik kamuoyunu, özgür basını ve halkı susturmaya güçleri asla yetmeyecek. Konuşan, itiraz eden, sorgulayan ve hesap soran bir toplumu, demokratik siyaseti karşılarında görmeye devam edecekler. HDP’yi karşılarında görmeye devam edecekler. Bu kadar basit.

İktidara diyorum ki, siz, Gobbels’in yolundan gitmeye devam edin! Hakikatler ve sosyal medyanın gücü karşısında kesinlikle yenileneceksiniz! 7/24 yürüttüğünüz büyük yalan propagandanız Twitter’ın 280 karakteri karşısında tuz buz olmaya devam edecektir. Bunların haksızlıklarını, hukuksuzluklarını her yerde anlatmaya devam edeceğiz.”

Buldan, HDP İzmir il binasında Deniz Poyraz’ın katledilmesine dair devam eden davanın Şakran Cezaevi’nde görülmesine karar verilmesine tepki gösterdi. Katilin ve arkasındaki güçlerin korunmasının amaçlandığını söyleyen Buldun, şunları söyledi: “Bir başka örnek daha vermek isterim. Geçen hafta Deniz Poyraz duruşmasında yaşananlar bu ülke gerçeğini bir kez daha ortaya koydu.

İzmir’de adaletin giremediği duruşma salonuna biber gazı girdi. Kolluk güçleri arbede çıkardı, avukatlara, aileye, katılımcılara gaz sıktı. Deniz Poyraz’ın kardeşine kolluk güçlerince şiddet uygulandı. Sonra da sahiplenilmesini engellemek için davayı Şakran’a kaçırdılar. Kısacası, kapkaç yaptıklarını biliyoruz! Şakran’da da insanların yüzüne gözüne gaz sıkıldığına tanıklık ettik. Hukuksuzlukta tam gaz devam ettiklerini gördük! Bütün bunları; katilin ve arkasındakilerin güçlü olduğunu göstermek için yaptıklarını gayet iyi biliyor ve görüyoruz.

“Katil kesinlikle yalnız değildir!”

Katil ifadesinde, “Kapatma iddianamesinde benim bu cinayeti neden işlediğim yazıyor” diyerek, asıl gücü kimlerden aldığını, kimlerle işbirliği yaptığını açıkça itiraf etti. “Ben yalnız değilim” demiş durumdadır. Biz de zaten en başından bu yana bunu söylüyoruz. Katil kesinlikle yalnız değildir! Onun Ankara’da vardır, katilin arkasında belli odaklar ve güçler vardır, onun Ankara’da sahipleri ve ortakları vardır dedik. Demeye de devam edeceğiz.

İzmir katliamını organize edenlerle, HDP’nin demokratik siyasetini kumpas ve kapatma davalarıyla engellemek isteyenler aynı güçtür, aynı ellerdir dedik, demeye de devam edeceğiz. Bu elin bir parmağı İzmir’de, Deniz’i katlederken ortaya çıktı, diğer parmağı ise kumpas davalarını, kapatma davasını organize etti. Biz bu eli, Süleymaniye’de, Kürt kadın Gazeteci Nagihan Akarsel’in katledilmesinden çok iyi tanıyoruz. Bu eli ve yüzü, Yüksekova’da Habip Eksik vekilimizin kemiklerinin kırılmasından çok iyi tanıyoruz.

Aradan iki hafta geçti, tek bir soruşturma yok. Görevden alınan tek bir isim yok. Biz bu yüzü, HDP Gençlik Meclisi üyelerine yönelik gözaltı, baskı, tehdit, kaçırma dahil her gün yürütülen çetevari yöntemlerden tanıyoruz. Biz bu eli 589 gündür adalet diye haykıran Emine Şenyaşar’ın karşısına örülen duvarlardan tanıyoruz. Bu eli ve yüzü Roboski’den, Suruç ve Ankara Gar katliamlarından iyi tanıyor ve biliyoruz. Bu eli 1990’lardaki faili belli cinayetlerden, beyaz Toroslardan, siyasi cinayetlerden biliyoruz.

Ama bu elin sahipleri de şunu bilsin ki; sizin karşınızda da diz çökmeyen ve biat etmeyen, asla size boyun eğmeyen milyonlar var! Bu milyonların mücadelesi var. Haksızlıklarla hukuksuzluklarla, katliamlarla kumpaslarla bu yürüyüşü asla durduramayacaksınız.

Bu savaş ve talan düzeninin bedelini sadece Kürt halkı değil, tüm toplum ödemektedir. Kürt halkına her gün düşmanlık yapan bu savaş düzeni, talan ve rant politikasıyla da işçiye, emekçiye canıyla, kanıyla bedel ödettirmektedir. Deniz Poyraz’ı ve Nagihan’ı katleden mekanizmayla, Soma’da, Bartın’da maden ocaklarında işçileri ölüme gönderen, katledenlerin güç ortaklığı var. Roboski katliamı ile Soma ve Bartın katliamları arasında doğrudan bağ vardır. Bu ortaklığın adı emek ve emekçi düşmanlığıdır, aynı zamanda Kürt düşmanlığıdır, kadın düşmanlığıdır. Bu kan ve rant ortaklığıdır. Tecrit ve işkence ortaklığıdır. Bu ortaklığı herkesin iyi görmesi gerekir.

İşte bu mekanizma, Kürtlerin karşısına engizisyon mahkemesi, Deniz Poyraz davasında olduğu gibi ‘abiciğim’ mahkemeleri olarak çıkmaktadır. Bu kötülük düzeni maden katliamlarında ise emekçilerin karşısına patronları koruyan sermaye yargısı olarak çıkmaktadır. İş cinayetlerinde, maden cinayetlerinde sorumluları koruyanlarla, demokratik siyasete komplo tertipleyen, seçilmişleri tutuklayan, ayağını kıran, kayyım darbesi yapan zihniyetin suç ortaklığı var. Bunun çok net görülmesi gerekir.

Dün, Sevgili Leyla Güven arkadaşımıza 11 yıl, 7 ay intikam cezası verdiler. Gerekçe; propaganda yapmak! Leyla arkadaşımızın tek yaptığı barış ve demokratik siyaset hakkını savunmaktır. Ortada bir propaganda varsa ki var, o da faşizmin propagandasıdır. Onu da verdikleri cezayla yapıyorlar! Hukuku çiğneyerek propaganda yapıyorlar! Buradan sevgili Leyla Güven’e kucak dolusu sevgilerimizi gönderiyoruz. Bu ülkede barış ve özgürlük talepleri kelepçeliyse, Kürt sorununa çözüm arayışları tecrit altındaysa, cezaevleri işkence haneye dönüştürülmüşse, işte savaş ve talan siyasetinin beslendiği yer tam da bu zihniyettir.

“Mücadele ortaklığı bizim varlık gerekçemizdir”

Bu nedenle karşımızdaki bu ortaklığa karşı adalet ve hakikat mücadelesinde, demokrasi, barış ve emek mücadelesinde birleşmemiz gerekir. Ayrı ayrı değil, birlikte mücadele diyoruz. Bu birleşmeyi başardığımızda inanın ki tüm rüzgâr bizlerden, halklarımızdan, emekçilerden yana olacaktır. Adalet, barış ve emeğin hakkı bizim olacaktır. Ve o günler de kesinlikle yakındır! İşte HDP tam da bunun için vardır. Mücadele ortaklığı bizim varlık gerekçemizdir. Bundan bir milim geri adım atmayacağız.

Evet, üç gün önce 10’uncu kuruluş yıl dönümümüzdü. Daha dün gibi çok yeniyiz, genciz ve heyecanlıyız. Ama bir asırlık çınar gibi de köklüyüz ve güçlüyüz. Dünyada eşi benzeri görülmemiş baskı ve saldırılara karşı direne direne, büyüye büyüye bugünlere geldik. Büyümeye ve direnmeye devam edeceğiz.

Yediden yetmişe herkesin büyük umudu olan HDP’mizi dimdik ayakta tutmayı başardık. Faşizme ser vermedik, baş eğmedik, yol vermedik. Bundan sonra da vermeyeceğiz, vermeyeceğiz, vermeyeceğiz! Tüm çökertme planlarına karşı demokratik siyasette ısrar ettik, diyalog ve müzakere çizgimizden asla ödün vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz. Ortak ve eşit gelecek umudunun, barış umudunun çökertilmesine asla izin vermedik. Bundan sonra da vermeyeceğiz. Korku iklimini kırdık. Faşizmin dayattığı esaretin karşısında toplumsal cesareti ve umudu her defasında büyüttük. Büyütmeye devam edeceğiz. Fırtınalara karşı destansı bir mücadeleyle geçen bu 10 yılımızın başarıları gelecek 10 yılların en güçlü referansı ve teminatıdır.

“İddialıyız ve aynı zamanda kararlıyız”

HDP, Kürd’ün, Türk’ün, Alevi’nin, Ermeni’nin, Süryani’nin, Laz’ın, Çerkes’in, Pomak’ın, Arabın, Çerkes’in, Roman’ın, her kimlik ve inançtan toplumun barış içerisinde eşitçe bir arada yaşayabilme imkânının olduğunu ortaya çıkarmıştır, bir kez daha herkese göstermiştir. HDP, Türkiye halklarının ortak demokrasi gücüdür. Demokrasi güçleriyle oluşturduğumuz emek ve özgürlük ittifakını daha da genişleterek, Türkiye’nin en güçlü toplumsal ittifakı haline getireceğiz.

Biz Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümünde kilit bir noktadayız ve talibiz. İddialıyız ve aynı zamanda kararlıyız. Üçüncü yoldan başlattığımız büyük yürüyüşle, halkımızın ve ittifaklarımızın gücüyle değiştirmeye, dönüştürmeye ve çözmeye geliyoruz. Bundan herkesin haberi olsun. Önümüzdeki seçimlerde ülkeyi büyük değişime ve güçlü demokrasiye ulaştıracak anayol HDP’nin üçüncü yoludur.

Israrla tali yollardan gitmek isteyenler unutmasın! Tali yollardan demokrasiye çıkmaz! Tali yollardan demokrasiye varılmaz! Ülkeyi yıkımdan kurtararak, eşit ve ortak geleceğe taşıyacak temel anahtar güç HDP’dir. Ben buradan ‘artık yeter’ diyen tüm topluma, ezilenlere, emeği sömürülenlere, ayrımcılığa uğrayan herkese sesleniyorum. Seçeneksiz değilsiniz! Gelin; barış için, adalet için, emeğin hakkı için, eşitlik ve özgür bir yaşam için en büyük demokratik birliği hep birlikte sağlayalım. Güç birliğini büyütelim ve ülkenin ortak gücüne dönüştürelim. Birlikte değiştirelim. Birlikte kazanalım diyorum. Birlikte başaralım.

Son olarak önceki dönem milletvekilimiz, sevgili Gülser Yıldırım tahliyesi hepimizi çok mutlu etti. Gülser Yıldırım arkadaşımıza aramıza hoş geldin diyorum darısı cezaevinde olan tüm arkadaşlarımızla kavuşmamız olsun diyorum. Geldiğiniz için hepinize çok teşekkür ediyorum, yolumuz ve yolunuz açık olsun!”

Paylaşın

’10 Ekim Ankara Katliamı’ Ana Davası Yeniden Görülecek

’10 Ekim Ankara Katliamı’ ana davasında verilen kararları büyük oranda onayan Yargıtay, bazı teknik aksaklıklar tespit edip, tutuklu Erman Ekici yönünden bozma kararı verdi. Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen bozma kararı sonrası ana dosyada ilk duruşma 19 Ekim Çarşamba günü saat 10.00’da Ankara Adliyesi’nde görülecek.

10 Ekim Ankara Katliamı davasında verilen kararlara yapılan itirazlar üzerine Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi temmuz ayında kararını açıkladı. 10 Ekim ana davasında verilen kararları büyük oranda onayan Yargıtay, bazı teknik aksaklıklar tespit edip, tutuklu Erman Ekici yönünden bozma kararı verdi.

Yargıtay’ın kararından aylar sonra 10 Ekim Avukat Komisyonu üyelerine yeni bir duruşma tarihi tebliğ edildi.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan‘ın aktardığına göre, Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen bozma kararı sonrası ana dosyada ilk duruşma 19 Ekim Çarşamba günü saat 10.00’da Ankara Adliyesi’nde görülecek.

Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi ana davaya ilişkin kararında sanık Erman Ekici hakkında silahlı terör örgütü kurma ve yönetme suçlamasıyla kurulan mahkûmiyet kararını bozmuştu. Yüksek yargı Ekici’ye ilişkin dosyada yer alan bilgi ve belgeleri incelemiş, “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” suçundan hakkında dava bulunmayan Ekici’nin bu suçlama ile de yargılanması gerektiğini ifade etmişti. Yargıtay, Ekici hakkında Ankara ve Antep’te çeşitli suçlamalar ile açılan dosyaların da birleştirilmesi gerektiğini kararında vurgulamıştı.

10 Ekim Barış Derneği Başkanı ve dava Avukatlarından Mehtap Sakinci Coşgun, Yargıtay’ın duruşma kararından avukatların haberi olduğunu, diğer illerdeki 10 Ekim ailelerine haber veremediklerini söyledi. Duruşmada teknik düzeltmeler ile Erman Ekici yönünden birleştirme kararı verilmesini beklediklerini ifade eden Coşgun, “Herkese tebligat çıkartılıp herkesin duruşmaya davet edilmesi gerekirdi. Duruşmaya çok az insan davet edilmiş. Sınırlı bir işlem yapmaya çalışıyor. Bütün yaptıkları usul hataları istinaf ve Yargıtay’da onandığı için mahkeme bu konuda çok rahat. Tahminimiz birleştirme yapacaklar” ifadelerini kaydetti.

Katliam davasında ne oldu?

10 Ekim Katliamı’na ilişkin açılan davanın ilk duruşması katliamdan bir yıl sonra; 7 Kasım 2016’da Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlamıştı Tur duruşmaları şeklinde süren dava, katliamın üzerinden geçen yaklaşık üç yıl sonra sonuçlanmıştı. Ağustos 2018’de 17’si firari 19’u tutuklu 36 sanığın yargılandığı davada dokuz sanığa 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi ve tutuklular tahliye edilmedi.

Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi 10 Ekim Ankara Katliamı davasında verilen kararların ardından yapılan temyiz başvurularını incelemiş KESK, DİSK, TMMOB, TTB, HDP, CHP, Halkevleri, İnsan Hakları Derneği ve katliamda hayatını kaybedenlerin aileleri tarafından kurulan 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneğinin katılan sıfatıyla yaptığı temyiz başvurusu için ret kararı vermişti.

Yargıtay sanıklar Yakub Şahin, Hakan Şahin, Hacı Ali Durmaz, İbrahim Halil Alçay, Resul Demir, Hüseyin Tunç, Talha Güneş, Abdülmubtalip Demir ve Metin Akaltın hakkında “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” ve “kasten öldürme “suçlarından kurulan mahkûmiyet kararının onanmasına hükmetmişti. Öte yandan Yargıtay sanıklar Yakub Şahin, Hüseyin Tunç, Abdülmubtalip Demir, Metin Akaltın ve Burak Ormanoğlu hakkında “tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi” suçlamasından kurulan mahkûmiyet kararını, sanıklar Metin Akaltın ve Burak Ormanoğlu hakkında “6136 sayılı Kanun’a muhalefet” suçundan kurulan mahkûmiyet kararının ve sanıklar Burak Ormanoğlu, Suphi Alpfidan, Mehmedin Baraç, Yakup Karaoğlu, Nihat Ürkmez, Abdulhamit Boz ve Yakup Yıldırım hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan kurulan mahkûmiyet kararını onamıştı.

Katliama ilişkin 16 firari sanık ile insanlığa karşı suçtan yargılanan tek tutuklu sanık Erman Ekici’nin yargılandığı dava ise sürüyor. Firari sanıklar yönünden devam eden yargılamanın 18’inci duruşması 27 Aralık 2022 tarihinde görülecek.

Paylaşın

Başörtüsü Takmadan Yarışan İranlı Sporcudan Haber Alınamıyor

Güney Kore’nin başkenti Seul’de düzenlenen Asya Kaya Tırmanma Şampiyonası’nın final ayağında başörtüsüz yarışan İranlı kaya tırmanışçısı Elnaz Rekabi’den haber alınamıyor. Rekabi’nin ailesi, Elnaz Rekabi’nin kendilerine Güney Kore’de İranlı yetkililerle görüştüğünü söyledikten sonra tekrar iletişime geçemediklerini açıkladı.

İran’da 13 Eylül günü başörtüsünü kurallara uygun takmadığı gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alınan Mahsa Amini’nin ölümüyle başlayan protestolar devam ediyor. Amini’nin öldürülmesinin ardından, İran’da kadınların başörtüsü çıkararak ülkedeki örtünme kurallarını protesto etmesi gündem olmuştu.

İranlı milli sporcu Elnaz Rekabi, Güney Kore’nin başkenti Seul’de düzenlenen tırmanış yarışmasında başörtüsü takmadı. Rekabi’nin bu eylemi nedeniyle, Tahran’a planlanandan iki gün önce döndüğü öğrenildi.

Rekabi’nin pasaportuna ve cep telefonuna İranlı yetkililer tarafından el konulduğunu öne sürdü. Rekabi’nin ailesi, Elnaz Rekabi’nin kendilerine Güney Kore’de İranlı yetkililerle görüştüğünü söyledikten sonra tekrar iletişime geçemediklerini açıkladı.

Elnaz Rekabi’nin İran’a dönüşünün ardından özellikle siyasi tutukluların bulunmasıyla bilinen Evin Hapishanesi’ne nakledileceği iddia edildi. Evin Hapishanesi’nde geçtiğimiz hafta tutuklularla güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, en az 8 kişi yaşamını yitirmişti.

Ayrıca Rekabi’nin kardeşi Daud Rekabi’nin İran Devrim Muhafızları tarafından Pazartesi sabahı İran saatiyle tutuklandığını ileri sürüldü. Rekabi kardeşlerin, İran’ın Olimpiyat Komitesi Başkanı Mohammad Khosravivafa’nın emriyle gözaltına alındıkları iddia edildi.

Khosravivafa’ya Rekabi’nin alıkonulması için İran Devrim Muhafızları’nın emir verdiği ve Rekabi’nin yarışmanın ardından İran’ın Seul Büyükelçiliği’ne getirildiği belirtildi. İran Olimpiyat Komitesi konuya ilişkin açıklama talebine yanıt vermedi.

İran’ın Güney Kore Büyükelçiliği tarafından yapılan açıklamada, “Elnaz Rekabi, Asya Şampiyonası kaya tırmanışı yarışmasının sona ermesinin ardından Salı sabahı İran’a gitmek için Seul’den ayrıldı. İran İslam Cumhuriyeti’nin Güney Kore Büyükelçiliği, Elnaz Rekabi hakkındaki tüm sahte haberleri, yalanları ve yanlış bilgileri şiddetle reddediyor” denildi.

Federasyon yetkilileri ise Rekabi’nin bir haftalık etkinliğin önceki bölümlerinde başörtüsü ile mücadele ettiğini, final aşamasında ise sadece saç bandı kullandığını belirtti.

Yetkililer müsabaka kuralları arasında kadınların başörtüsü takması ya da takmaması ile ilgili bir madde bulunmadığı Rekabi’nin bu kararının ise ancak gelen soruların ardından fark edildiğini aktardı. Rekabi müsabakayı dördüncü sırada tamamladı.

Paylaşın

Merkez Bankası’ndan Liralaşma Stratejisi Kapsamında Yeni Hamle

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) liralaşma stratejisi kapsamında dikkat çeken yeni bir adım attı. Merkez Bankası, bankaların menkul kıymet tesis oranını yüzde 3’ten yüzde 5’e güncelledi.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) Menkul Kıymet Tesisi Hakkında Tebliğ’de yapılan değişiklikler Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Yapılan değişikliklere ilişkin TCMB’den yapılan açıklamada, Bankanın geçen yılın aralık ayında liralaşma stratejisi kapsamında yabancı para mevduattan Türk lirası mevduata dönüşümü desteklemeye başladığı ve Türk lirası mevduat tercihinin güçlenmesi yönünde önemli bir adım attığı anımsatıldı.

Devreye alınan bu uygulama neticesinde banka bilançolarındaki Türk lirası payı artarken, bankaların fonlama vadesinin uzadığı aktarılan açıklamada şunlar kaydedildi:

“Uygulama banka bilançolarını güçlendirerek finansal istikrarı desteklemiştir. Bu zaman zarfında bankalar TCMB tarafından 2021 sonunda belirlenen dönüşüm hedeflerini gerçekleştirmiş ve liralaşma stratejisi kapsamında başlatılan Türk Lirası Cinsinden Menkul Kıymet Tesisi uygulamasına uyum göstermiştir.

Söz konusu Menkul Kıymet Tesisi uygulamasında yapılan değişiklik ile menkul kıymet tesis oranı yüzde 5 olarak güncellenmiştir. Dönüşüm oranı yerine 2023 başından itibaren Türk lirası mevduatın toplam mevduat içindeki payını esas alan hedeflere göre menkul kıymet tesisi uygulamasına geçilmektedir.”

Açıklamada yılın geri kalanında ve 2023’te de liralaşma stratejisi kapsamında adımlar atılmaya devam edileceği vurgulandı. Daha önceki Tebliğ’de menkul kıymet tesis oranı yüzde 3 olarak uygulanıyordu.

Paylaşın

ABD Büyükelçisi’nden Dikkat Çeken Türkiye Ve Yunanistan Açıklaması

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeffry Flake, “NATO müttefiklerimiz Türkiye ve Yunanistan ile güvenlik alanında işbirliğimiz, ortaklardan biri lehine taraf tutmaya ya da denge bozmaya yönelik bir tutuma dayanmamaktadır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Şu anda ortak çabalarımız, Rusya’nın Ukrayna’daki acımasız ve nedensiz savaşını sonlandırmaya odaklanmaktadır.”

Flake, açıklamasının devamında, “Yunanistan ile savunma alanındaki işbirliğimiz, Ukrayna’yı ve Orta ve Doğu Avrupa’daki NATO müttefiklerimizi destekleyerek NATO’nun doğu kanadını güçlendirmektedir. NATO müttefiklerimiz Türkiye ve Yunanistan ile paylaştığımız başlıca hedef, bölgenin tamamında barışın, güvenliğin ve istikrarın sağlanmasıdır.” ifadelerini kullandı.

Türkiye ve Yunanistan arasında gerilim sürerken Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Ankara Büyükelçisi Jeffry Flake’den dikkat çeken açıklamalar geldi. Flake’in açıklaması şu şekilde:

“Son dönemde bana ABD’nin Ege’de güvenliğe ilişkin pozisyonunda bir değişiklik olup olmadığı sorusu yöneltiliyor. Bu soruya cevabım “Hayır”. NATO müttefiklerimiz Türkiye ve Yunanistan ile güvenlik alanında işbirliğimiz, ortaklardan biri lehine taraf tutmaya ya da denge bozmaya yönelik bir tutuma dayanmamaktadır. Şu anda ortak çabalarımız, Rusya’nın Ukrayna’daki acımasız ve nedensiz savaşını sonlandırmaya odaklanmaktadır.

“Türkiye, özellikle gıda güvenliğini ileri bir noktaya taşıyarak ve Ukrayna ile Rusya arasında diyaloğu gerçekleştirerek değerli bir destek sağlamayı sürdürmektedir. Yunanistan ile savunma alanındaki işbirliğimiz, Ukrayna’yı ve Orta ve Doğu Avrupa’daki NATO müttefiklerimizi destekleyerek NATO’nun doğu kanadını güçlendirmektedir. NATO müttefiklerimiz Türkiye ve Yunanistan ile paylaştığımız başlıca hedef, bölgenin tamamında barışın, güvenliğin ve istikrarın sağlanmasıdır.”

 

Paylaşın

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Bütçesi Altı Bakanlığı Geride Bıraktı!

2023 yılı için Diyanet İşleri Başkanlığı’na 35 milyar 910 milyon 653 bin TL’lik bütçe ayrıldı. Günlüğü ortalama 98 milyon TL’ye denk düşen bütçe, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Çevre ve Şehircilik, Ticaret, Dışişleri ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçesini geride bıraktı.

Cumhurbaşkanlığı’nın 2023 bütçesi ise, yüzde 72 artışla 6 milyar 637 milyon TL olarak belirlendi. TBMM’nin bütçesi ise 5 milyar 580 milyon TL oldu.

Cumhurbaşkanı Reeep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunuldu. Teklife göre, 16,1 milyar TL’lik bütçe ile 2022’ye başlayan Diyanet İşleri Başkanlığı’na ise bu kez yüzde 117 artışla 35 milyar 910 milyon 653 bin TL’lik bütçe ayrıldı.

Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan teklife göre gelecek yılın bütçe gider 4 trilyon 469 milyar TL, bütçe geliri ise 3 trilyon 810 milyar TL olarak hedeflendi. Orta Vadeli Program’da öngörülen merkezi yönetim bütçe hedefleri de hazırlanan bütçe kanunda yer aldı.

659 milyar TL’lik açığın beklendiği teklife göre, iktidarın Diyanet’e bütçeden ayırdığı pay bu sene de dikkat çekti. 16,1 milyar TL’lik bütçe ile 2022’ye başlayan Diyanet İşleri Başkanlığı’na bu kez yüzde 117 artışla 35 milyar 910 milyon 653 bin TL’lik bütçe ayrıldı. Günlüğü ortalama 98 milyon TL’ye denk düşen bütçe, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Çevre ve Şehircilik, Ticaret, Dışişleri ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçesini geride bıraktı.

TBMM’ye 5,5 milyar TL ödenek

Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre, önceki yıl 3,8 milyar TL’lik bütçeye sahip olan Cumhurbaşkanlığı’nın 2023 bütçesi, yüzde 72 artışla 6 milyar 637 milyon TL olarak belirlendi. TBMM’nin bütçesi ise 5 milyar 580 milyon TL oldu.

Teklife göre, bakanlıkların 2023 yılı bütçeleri şu şekilde:

  • Hazine ve Maliye Bakanlığı: 2 trilyon 210 milyar TL
  • Milli Eğitim Bakanlığı: 435 milyar 351 milyon TL
  • Sağlık Bakanlığı: 293 milyar 368 milyon TL
  • Milli Savunma Bakanlığı: 182 milyar 770 milyon TL
  • Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı: 166 milyar 382 milyon TL
  • Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı: 160 milyar 348 milyon TL
  • Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı: 149 milyar 868 milyon TL
  • Tarım ve Orman Bakanlığı: 133 milyar 682 milyon TL
  • Adalet Bakanlığı: 75 milyar 603 milyon TL
  • Gençlik ve Spor Bakanlığı: 66 milyar 544 milyon TL
  • Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı: 36 milyar 65 milyon TL
  • İçişleri Bakanlığı: 32 milyar 631 milyon TL
  • Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı: 24 milyar 321 milyon TL
  • Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı: 18 milyar 861 milyon TL
  • Ticaret Bakanlığı: 17 milyar 124 milyon TL
  • Dışişleri Bakanlığı: 16 milyar 778 milyon TL
  • Kültür ve Turizm Bakanlığı: 16 milyar 505 milyon TL

Ekonomik sınıflandırmalara göre dağılım

Teklife göre, 2023 yılı bütçe ödeneklerinin ekonomik sınıflandırmaya göre dağılımı şu şekilde olacak:

  • Personel giderleri için toplam 1 trilyon 102,7 milyar TL
  • Mal ve hizmet alım giderleri 318,7 milyar TL
  • Cari transferler 1 trilyon 682 milyar TL
  • Sermaye giderleri 315,8 milyar TL
  • Sermaye transferleri 37,3 milyar TL
  • Borç verme giderleri 359,2 milyar TL
  • Yedek ödenekler 88,2 milyar TL
  • Faiz giderleri 565,6 milyar TL
Paylaşın