Erdoğan’ın 2023 Seçimlerinde Aday Olabilmesinin Tek Yolu

Seçime en uzak ihtimalle 8 ay varken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir daha aday olup olamayacağı sorusunun cevabı net değil. Anayasa Hukuku Profesörü Korkut Kanadoğlu, anayasanın bu konuda çok açık olduğunu, bir kişinin 3 kez cumhurbaşkanlığı görevini yürütemeyeceğini söyledi.

Kanadoğlu, Erdoğan’ın 3. kez cumhurbaşkanı olabilmesi için görev süresi bitmeden Meclis’in erken seçim kararı alması gerektiğini belirtti. Kanadoğlu, erken seçim kararının son ana bırakılmasının Anayasanın arkasından dolanmak olacağını, muhalefetin bu hamleye karşı çıkması gerektiğini vurguladı.

Türkiye, Cumhur İttifakı tarafından sık sık Haziran 2023’te yapılacağı söylenen ama erken seçim ihtimalinin de göz ardı edilmediği bir seçim atmosferi içinde. Seçime en uzak ihtimalle 8 ay varken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir daha aday olup olamayacağı sorusunun cevabı net değil.

Cumhuriyet’ten Ebru Birçak Edebali‘ye konuşan Anayasa Hukuku Profesörü Korkut Kanadoğlu anayasanın bu konuda çok açık olduğunu, bir kişinin 3 kez cumhurbaşkanlığı görevini yürütemeyeceğini anlattı.

Kanadoğlu, Erdoğan’ın 3. kez cumhurbaşkanı olabilmesi için görev süresi bitmeden Meclis’in erken seçim kararı alması gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Kanadoğlu erken seçim kararının son ana bırakılmasının Anayasanın arkasından dolanmak olacağını, muhalefetin bu hamleye karşı çıkması gerektiğini belirtti.

Kanadoğlu, “Siyaseten ‘Anayasaya karşı hile yapılması meşru görülemez’ denmeli.” ifadelerini kullandı. Kanadoğlu, son anda yapılacak bir erken seçime karşı çıkmanın sandıktan kaçmak değil, sandığın meşru ortamda kurulmasını sağlayacak bir yorum olduğunu söyledi.

“Anayasadaki hükmü keyfi yorumlamak…”

İktidar kanadı ise erken seçim ihtimalinin dışında sistem değişikliğini öne sürerek Erdoğan’ın görev süresinin 2018 itibarıyla başladığını, iki dönem kuralının da o tarihten sonra işlemeye başlayacağını savunuyor.

Anayasada bu görüşü destekleyecek bir değişiklik yapılmadığını hatırlatan Kanadoğlu ise “Aynı maddede cumhurbaşkanının aday olma niteliklerine, görev süresine, kaç kez seçileceğine dair bir değişiklik söz konusu değil. Anayasadaki açık hükmü değiştirecek şekilde yepyeni bir anayasa yapılmış gibi maddeyi okumamız doğru olmaz. Anayasadaki hükmü, keyfi yorumlamak anayasa hukukuyla bağdaşmamakta.” dedi.

Anayasa ne diyor?

Anayasa’ya göre bir kişi en fazla 2 defa cumhurbaşkanı seçilebiliyor. Anayasa’nın 101. maddesinin ikinci fıkrasında, “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir.” ifadesi yer alıyor.

Paylaşın

2023’te Siyasi Partilere Hazine Yardımı 7 Kat Artacak

Seçimlerin yapılacağı 2023’te AK Parti’ye toplam 1 milyar 961,3 milyon lira, CHP’ye 1 milyar 43,9 milyon TL, HDP’ye 539,5 milyon TL, MHP’ye 511,5 milyon TL, İYİ Parti’ye de 459,2 milyon TL hazine yardımı yapılacak.

Kanuna göre, son milletvekili genel seçimlerine katılma hakkı tanınan ve ülke barajını aşan siyasi partilere her yıl hazineden ödenmek üzere devlet yardımı yapılıyor. Devlet yardımı tutarı, barajı aşan partilerin oy sayılarına göre paylaştırılıyor.

Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan 2023 yılı bütçesinin Türkiye Büyük Millet Meclis’inde (TBMM) sunulmasının ardından siyasi partilere yapılacak Hazine yardımı da belli oldu.

Habertürk’ün aktardığına göre gelecek yıl siyasi partilere toplam 4,5 milyar lira hazine yardımı yapılacak. Bunun 1,5 milyar liralık kısmı ocak ayında partilerin hesaplarına yatırılacak.

Ocak ayında AK Parti’ye 653,8 milyon, CHP’ye 348 milyon, HDP’ye 179,8 milyon, MHP’ye 170,5 milyon, İYİ Parti’ye ise 153,1 milyon lira hazine yardımı yapılacak. Ocak ayındaki yardımlar, yılın ilk on günü içinde partilerin hesaplarına yatırılacak.

Seçim olunca katlanıyor

Kanun uyarınca, hazine yardımı yerel seçimlerin olduğu yıllarda normal tutarın 2 katı, milletvekili seçimi yıllarında ise 3 katı olarak uygulanıyor. Seçime ilişkin hazine yardımları, Yüksek Seçim Kurulu’nca seçim kararının ilan edilmesini izleyen 10 gün içinde partilere ödeniyor.

Seçim kararının ilan edilmesiyle AK Parti’ye 1,3 milyar, CHP’ye 695,9 milyon, HDP’ye 359,7 milyon, MHP’ye 341 milyon, İYİ Parti’ye ise 306,1 milyon lira ilave hazine yardımı yapılacak. Böylece gelecek yıl AK Parti’ye toplam 1 milyar 961,3 milyon lira, CHP’ye 1 milyar 43,9 milyon TL, HDP’ye 539,5 milyon TL, MHP’ye 511,5 milyon TL, İYİ Parti’ye de 459,2 milyon TL hazine yardımı yapılacak.

2022 yılı bütçesi başlangıçta 1 trilyon 751 milyar lira olarak öngörülmüştü. Temmuz ayında ek bütçe ile bütçe büyüklüğü 2.8 milyar liraya çıktı.

2022 yılında siyasi partilere yapılan hazine yardımı başlangıç bütçesi üzerinden yapılmıştı. Ek bütçe dolayısıyla siyasi partilere ayrıca bir yardım yapılmadı.

Kanuna göre, son milletvekili genel seçimlerine katılma hakkı tanınan ve ülke barajını aşan siyasi partilere her yıl hazineden ödenmek üzere devlet yardımı yapılıyor. Devlet yardımı tutarı, barajı aşan partilerin oy sayılarına göre paylaştırılıyor.

Paylaşın

‘Sansür Yasası’na 211 Edebiyatçıdan Tepki: Reddediyoruz

211 edebiyatçı, muhalefetin ve basın meslek örgütlerinin “sansür yasası” olarak nitelendirdiği, iktidarın ise “dezenformasyonla mücadele” gerekçesiyle hazırladığı yasayla ilgili olarak “Susmayacağız” açıklaması yaptı.

Aralarında Oya Baydar, Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Zeynep Altıok Akatlı, Ataol Behramoğlu, Nevzat Çelik ve Zülfü Livaneli’nin de yer aldığı 211 edebiyatçı yaptıkları ortak açıklamada, “Edebiyatçı ve yazarlar olarak ülkeyi derin bir karanlığa boğacak sansür yasasını reddediyoruz. Zorbaların yalanına karşı, halkın ve dünyanın hakikati!” ifadelerine yer verdi.

İmzacılar:

Adnan Gerger, Adnan Özyalçıner, Ahmet Kardam, Ahmet Önel, Ahmet Telli, Ahmet Ümit, Ahmet Yurdakul, Akif Kurtuluş, Ali Erkan Güneri, Altay Öktem, Arife Kalender, Arzu Eylem, Aslı Biçen, Aslı Erdoğan, Aslı Ilgın Kopuz, Aslı Perker, Asuman Susam, Ataol Behramoğlu, Atilla Birkiye, Ayfer Tunç, Ayhan Koç, Ayşe Başak Kaban, Ayşe Bengi, Ayşe Keskin, Ayşe Kulin, Ayşegül Devecioğlu, Ayşen Şahin,

Bade Osma, Bayram Sarı, Belma Fırat, Birgül Oğuz, Birhan Keskin, Buket Uzuner, Bülent Tekin, Bülent Usta, Burhan Sönmez, Cafer Solgun, Cenk Kolçak, Ceren Cevahir Gündoğan, Çetin Yiğenoğlu, Cevat Çapan, Defne Suman, Deniz Durukan, Deniz Faruk Zeren, Devrim Dirlikyapan, Dilek Bilge, Dilruba Nuray Erenler, Emek Erez, Emin Şir, Ender İmrek, Engin Günay, Ercan Kesal, Ercan y. Yılmaz, Erendiz Atasü, Erol Köroğlu, Ertan Meyan, Ertan Mısırlı, Esat Şenyuva, Esmehan Devran İnci, Eylem Ata Güleç,

Fadıl Öztürk, Fatma Akdokur, Figen Öcal, Figen Şakacı, Fulya Bayraktar, Gaye Boralıoğlu, Gökçe Bilgin, Gökhan Arslan, Göksu Baykal, Gonca Özmen, Gülser Han, Gün Zileli, Gürel Sürücü, H.İhsan Sönmez, Hacer Yeni, Haden Öz, Hakan Bıçakçı, Haluk Çetin, Haluk Sunat, Hasan Özkılıç, Hasan Öztoprak, Hatice Eroğlu, Hatice Meryem, Haydar Ergülen, Hayrettin Geçkin, Hayri K. Yetik, Hıdır Murat Doğan, Hülya İşbilir Behramoğlu, Hüseyin Habip Taşkın,

İ. Uğur Toprak, İbrahim Baştuğ, İbrahim Betil, İkbal Kaynar, İnci Aral, İrfan Erdoğan, Irmak Zileli, Işık Demirtaş, İsmet Alıcı, Jaklin Çelik, Jale Özata Dirlikyapan, Kamil Tekin Sürek, Kaya Genç, Kaya Tanış, Kenan Sarıalioğlu, Koray Işık, Lal Hitay, Latife Tekin, Levent Karataş, Mahir Ünsal Eriş, Mahmut Aksoy, Mahmut Temizyürek, Mazlum Çetinkaya, Mehmet Ergün, Mehmet Eskicioğlu, Mehmet Kılıç, Mehmet Öksüz, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Meral Saklayan, Merve Yakut, Mesut Kara, Metin Yeğin, Mevsim Yenice, Müge İplikçi, Muharrem Erbey, Müjdat Güven, Murat Gülsoy, Murat Özyaşar, Murat Uyurkulak, Murathan Mungan, Mustafa Güçlü, Mustafa Sezer, Muzaffer Kale,

Nabi Yağcı, Nalan Çelik, Namık Kuyumcu, Necmiye Alpay, Neşe Yaşın, Neslihan Cangöz, Neslihan Dağlı, Nevzat Çelik, Nilgün Eser, Nilüfer Açıkalın, Nilüfer Benal, Nisa Leyla, Niyazi Zorlu, Nurcan Baysal, Nurdan Gürbilek, Nurgül Sedef, Nurhan Suerdem, Olcay Özmen, Ömer Faruk, Ömer Turan, Ömer Türkeş, Önder, Birol Bıyık, Onur Bütün, Orhan Alkaya, Orhan Pamuk, Oya Baydar, Oylum Yılmaz, Özcan Öztürk, Özcan Yurdalan, Özge Doğar, Özgün Enver Bulut, Özgür Zeybek, Özlem İşbilir, Pelin Buzluk, Recep Memişoğlu, Reyhan Yıldırım, Roni Kaya, Saniye Kısakürek, Şebnem İşigüzel, Sema Kaygusuz, Semih Gümüş,

Şenel Gökçe, Senem Timuroğlu, Şerif Temurtaş, Serkan Türk, Sevim Korkmaz Dinç, Sibel Oral, Sibel Öz, Sibel Özbudun, Süleyman Berç Hacil, Suna Güler, Süreyya Köle, Tacim Çiçek, Tarık Günersel, Tekgül Arı, Temel Demirer, Tuğrul Keskin, Tülin Dursun, Tunç Kurt, Turgut Akaslan, Uğur Portakal, Uğur Terzi, Ümit Aktaş, Ünal Ersözlü, Vecdi Çıracıoğlu, Vecdi Erbay, Vedat Çetin, Veli Bayrak, Yasemin Yazıcı, Yavuz Ekinci, Yusuf Gencal, Yusuf Nazım, Zehra Arat, Zeynep Altıok Akatlı, Zeynep Oral, Zeynep Uysal, Zeynep Uzunbay, Züleyha Akın, Zülfü Livaneli.

Paylaşın

Seçim Kazanmak İçin Ona Ver, Buna Ver… Değirmenin Suyu Nereden Gelecek?

Karar gazetesi yazarı Taha Akyol, bugünkü köşe yazısında, iktidarın 2023 milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmak için kesenin ağzını açtığını belirterek, “Erdoğan’ın seçim kazanması zor, fakat kim kazanırsa kazansın, seçim sonrasındaki birkaç yıl içinde Türkiye ateş topuna dönmüş bir ekonomiyi kucağında bulacak” dedi.

Taha Akyol, yazısında, “memur maaşlarına yüzde 100 zam yapılacağı” iddiasını köşesine taşıdı ve “90’lardaki gibi şeçim kazanmak için ona ver, buna ver… Değirmenin suyu nereden gelecek?” diye sordu.

Akyol, yazısında, “Memur maaşlarına yüzde yüz zam yapılacakmış. Bunun için 2023 bütçesinde personel giderleri 1 trilyon 6 milyar liraya çıkarılmış. Kabaca bütçenin dörtte biri personel harcamalarına gidecek” şeklindeki iddiayı paylaştı.

“90’lardaki gibi şeçim kazanmak için ona ver, buna ver… Değirmenin suyu nereden gelecek?” diyen Akyol, şu yorumu yaptı:

“Erdoğan’ın seçim kazanması zor, fakat kim kazanırsa kazansın, seçim sonrasındaki birkaç yıl içinde Türkiye ateş topuna dönmüş bir ekonomiyi kucağında bulacak. Zira kullanılabilir kaynaklar daralıyor.

İktidar haklı olarak sürekli dış kaynak arıyor, ama olmuyor… Çünkü “epistemolojik kopuş” gerçeği, iktisat politikalarının rasyonel ve öngörülebilir olmadığının ilanıdır. Kendileri de bunu biliyor olmalı ki, yabancı yatırımcıya “güvenceniz Cumhurbaşkanımızdır” sözüyle güven vermek gibi tuhaf açıklamalar yapıyorlar.

Halbuki yatırımcıya güven vermenin tek yolu ortodoks iktisat, rasyonel yönetim, kişilerin üstünde sağlam kurallar ve güçlü liyakatli kurumlardır. Türkiye bunu gerçekleştirmek zorunda. Zor ve ıstıraplı olacak maalesef, 24 Ocak 1980’de Turgut Özal’ın, 14 Nisan 2001’de Kemal Derviş’in yaptığı kurumsal reformlar gibi…”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Türkiye, Bu Yılda ‘Özgür Olmayan Ülkeler’ Arasında

Merkezi ABD’nin New York şehrinde bulunan düşünce kuruluşu Freedom House’un internet üzerine yayınladığı raporunda, Türkiye bu sene de “özgür olmayan ülkeler” arasında yer alıyor. Raporda, Türkiye’de online içeriklere yönelik engellerde son yıllarda bir artış olduğu vurgulanıyor.

Raporda ayrıca, son yıllardaki yasal düzenlemelerle iktidarın dijital ortamda baskısını arttırdığı belirtilirken, 2019’daki düzenleme sonrası gelen dijital platformların RTÜK’ten lisans alma zorunluluğu ile birlikte bazı engellemelerin yaşandığına dikkat çekiliyor.

Freedom House bugün, dünya genelinde internet özgürlüğünü değerlendirdiği “İnternette Özgürlük 2022” raporunu yayınladı. “İnternette Otoriter Revizyonla Mücadele” başlıklı raporda, iktidarların muhaliflerini sansürlemek ve internet kullanıcılarını izlemek için dijital bariyerler kurmasıyla birlikte küresel çapta internet özgürlüğünün son 12 yıldır düşüş gösterdiği belirtildi.

VOA Türkçe’nin aktardığına göre, rapor, Haziran 2021 ve Mayıs 2022 tarihleri arasında 70 ülkedeki internet özgürlüğünü inceliyor.

Dünyadaki internet kullanıcılarının yüzde 89’unu kapsayan rapor, standart bir yöntem kullanarak ülkelerin internet özgürlüklerini erişim engelleri, içerik sınırlamaları ve kullanıcı hakları gibi 21 ayrı göstergeye dayanarak 100 puanlık bir ölçekte değerlendiriyor.

Bu göstergelere göre Türkiye, 32 puan alarak bir önceki yıla göre iki puanlık bir düşüş gösterdi.

Rapor ayrıca, dünyadaki internet kullanıcılarının dörtte üçünden fazlasının, resmi yetkililerin vatandaşları dijital platformlarda ifade özgürlüğü haklarını kullandıkları için cezalandırdığı ülkelerde yaşadığını kaydetti.

Rapor, Rusya, Myanmar, Sudan ve Libya’da internet kullanıcılarının özgürlüklerinin keskin bir şekilde düşüşe uğradığını belgelerken, 26 ülkede internet özgürlüklerinin olumlu bir şekilde geliştiğini belirtiyor.

Çin’in son 8 yıldır dünyanın en kötü internet özgürlüğüne sahip olduğunu kaydeden rapor, Türkiye’de internet özgürlüğüne dair yaşananları yedi başlıkta özetledi:

  • Raporun gelişmeleri incelediği süre boyunca bazı şehirlerde altyapı hasarları ve çalıntı kablolar nedeniyle internet hasarları yaşandı.
  • Voice of America ve Deutsche Welle’nin Türkçe servislerinin websiteleri RTÜK’ten lisans almadıkları için engellendi.
  • Bağımsız haber kuruluşlarını büyük ölçüde etkileyen Sosyal Medya Yasası 2020’de yürürlüğe girdi. Haber kuruluşları ve sosyal medya platformları içerik kaldırma kararlarıyla hedef alındı.
  • Hükümet yanlısı medya kuruluşları büyümeye devam ederken, bağımsız haber kuruluşlarının websiteleri engellendi. Bu engellemeler Türkiye’de internet kullanıcılarının kullanımına sunulan çevrimiçi içeriğin çeşitliliğinde azalmaya yol açtı.
  • Meclis’e yeni bir “dezenformasyon” yasa tasarısı getirildi. Tasarı, kasıtlı olarak yanlış bilgi yayınlayan internet kullanıcılarına hapis cezası içeriyor. Ayrıca tasarı, dijital ortamda anonimlik açısından olumsuz etkilere sahip. Raporun inceleme süresi Mayıs ayında sona erdiğinden, geçen hafta bu tasarının Meclis’ten geçerek yasalaştığı raporda yer almıyor.
  • Rapor Türkiye’de bir sosyal medya kullanıcısının paylaşımı nedeniyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldığını kaydederken, Kürt meselelerini haberleştiren bir gazetecinin ömür boyu hapis cezasına çarptırılırken, Facebook paylaşımının da gerekçeler arasında yer aldığını söylüyor. Rapor, CHP İstanbul Genel Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun Twitter hesabından yaptığı paylaşım nedeniyle 4 yıl 11 ay hapis cezasına çarptırıldığını gelişmeler arasında listeliyor.
  • Rapora güre, dijital mecralardan haber yapan gazeteciler, haberlerinin cezası olarak fiziksel saldırılar da dahil olmak üzere artan tacizle karşı karşıya kaldılar.

Raporda dünya genelinde hükümetlerin dijital ortamda baskılarını arttırabilmek için internet özgürlüğünü sınırladıkları belirtiliyor.

Rapora göre, dünya genelinde rekor sayıda hükümetler, şiddet içermeyen siyasi, sosyal ve dini içerikli websitelerini engelleyerek, internet kullanıcılarının özgür ifade ve bilgiye erişim haklarının önüne geçti.

Rapor, yeni yasalarla, teknik altyapıyı merkezileştirerek sosyal medya platformlarına ve kullanıcı verilerinin güvenliğine tehdit oluşturabilecek düzenlemeler uygulayarak hükümetlerin, serbest bilgi akışı önünde engel yarattıklarını ifade ediyor.

Öte yandan raporun incelediği 70 ülke arasından 26 ülkede internet özgürlüğü alanında olumlu gelişmeler yaşanırken, Gambiya ve Zimbabve bu gelişmelerin en büyük oranda yaşandığı ülkeler.

Rapor, birçok ülkede sivil toplum kuruluşlarının internet özgürlüğüne dair mevzuatı iyileştirmek, basın özgürlüğünü güçlendirmek ve teknoloji şirketlerinin hesap verilebilirliğini sağlamak için yoğun çaba gösterdiğini kayda geçti.

Rapor ayrıca otoriter devletlerin dijital dünyada baskılarını arttıran modellerini dünya çapında yaymak için yarıştıklarını söylerken, demokratik hükümetlerin ise özgür ve açık bir internet vizyonu belirleyerek online platformlarda insan haklarının önemini vurguladıklarını belirtti. Ancak rapor, bu ülkelerde de sorunlu internet özgürlüğü uygulamalarının bulunduğunu not düştü.

Raporun Türkiye ayağında teknik olarak internete erişim kategorisinde ülkede internet kalitesinin ve hızının güvenilir olduğu belirtilirken, bazı dönemlerde altyapı hasarından dolayı internet erişiminde zorluklar yaşandığı ifade ediliyor. Ayrıca raporda, pandemi döneminde birçok insanın evden çalışmasıyla altyapının artan talepleri karşılayamadığı belirtiliyor.

Raporda, yüksek maliyetlere sebep olan geniş bant hizmetlerinde pazar yoğunlaşması nedeniyle Türkiye’de internet fiyatlarının yüksek kalmaya devam ettiği kaydediliyor.

Rapor, Türkiye’de internetin fiyat uygunluğu açısından yüksek ücretlendirme nedeniyle Avrupa’da en düşük sırada olduğunu söylerken, internet erişiminde cinsiyet farkı yaşandığını kayda geçiyor. Buna göre, Türkiye’de erkekler, kadınlara kıyasla yüzde 22 daha fazla internete erişirken, cep telefonuna erişimde cinsiyetler arasında görünür bir fark yok.

Rapor ayrıca internete erişimde ülkedeki artan enflasyon oranına ve elektrik fiyatlarına not düşüyor. Artan fiyatların Türkiye’de insanları, hayati ihtiyaçlar ve internet erişimi gibi ikincil hizmetler arasında seçim yapmaya zorladığı vurgulanıyor.

İçerik sınırlamaları

Raporda, Türkiye’de online içeriklere yönelik engellerde son yıllarda bir artış olduğu vurgulanıyor.

Rapora göre, haber siteleri ve vatandaş gazetecilik mecralarının websiteleri Türkiye’nin askeri operasyonları, Kürtler ve iktidar karşıtlığı hakkında içerik yayınladıklarında engellerle karşılaşabiliyor.

Ayrıca raporda, son yıllardaki yasal düzenlemelerle iktidarın dijital ortamda baskısını arttırdığı belirtilirken, 2019’daki düzenleme sonrası gelen dijital platformların RTÜK’ten lisans alma zorunluluğu ile birlikte bazı engellemelerin yaşandığına dikkat çekiliyor.

Freedom House İnternet Özgürlükleri Raporu Türkiye Raportörü Gürkan Özturan bu yılki rapor için, “Haklar ve hürriyetler alanında tümden bir gerilemenin deneyimlendiği Türkiye’de, üst üste yıllardır daralan bir internet özgürlükleri alanının bu yıl da yeniden daha fazla baskılandığını görüyoruz. Bilgiye erişim hakkı, basın özgürlüğü, ifade hürriyetinin internet ortamında şimdiye kadar olmadığı kadar artan bir baskı ile tehdit altında olduğunu ortaya koyuyor İnternet Özgürlükleri 2022 Raporu” ifadelerini kullandı.

Özturan, “Elbette, bu durum yalnız Türkiye’ye özgü değil; 28 ülkede bir gerilemeden bahsetmek mümkün, ve maalesef Türkiye, Rusya, Myanmar, Sudan ve Libya ile özgürlükler alanındaki daralmadan nasibini alıyor. Toplumun refahını doğrudan ilgilendiren haklar ve özgürlükler alanında yapılacak düzenlemelerde, yurttaşlara karşı devlet aygıtını koruyan düzenlemelerdense, önümüzdeki yıllarda yurttaşları güvence altına alacak bir İnternet Özgürlükleri Kanunu üzerine bir çalışma yapılacağını ümit ediyorum” diye ekledi.

Paylaşın

AİHM, Türkiye’yi 168 Yargı Üyesinin Açtığı Davada Mahkum Etti

15 Temmuz darbe girişiminin ardından görevden alınan ve tutuklanan 168 yargı mensubunun yaptığı başvuruyu karara bağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Ankara’nın insan hakları ihlalinde bulunduğuna hükmetti.

Türkiye, AİHM’in verdiği karar gereği başvuru sahiplerine 5’er bin euro tazminat ödeyecek.

AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği görüşüne vardı.

Gözaltılar hukuksuz

Gerekçeli kararda, başvuru sahiplerinin “duruşma öncesi gözaltına alınmalarının hukuksuz olduğuna” hükmedildi.

AİHM kararında başvuru sahiplerinin duruşma öncesi makul bir şüphe olmadan tutuklanmalarının insan hakları ihlali teşkil ettiği görüşüne varıldı.

Başvuru sahipleri darbe girişiminin ardından “Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması” üyeliği suçlamasıyla tutuklanmıştı.

AİHM’den yapılan açıklamada, başvuru sahiplerinin önemli bir kısmının Türkiye’deki temyiz mahkemesine ve Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları başvurularla ilgili hukuki sürecin sürdüğü aktarıldı.

AİHM’in bugünkü hükmüyle birlikte darbe girişimi sonrası tutuklanan yargı üyelerinin yaptığı başvurularla ilgili verilen ihlal kararlarının sayısı 825’i geçti.

AİHM nedir?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), uluslararası bir teşkilat olan Avrupa Konseyi’ne bağlı olarak 1959 yılında kurulmuş uluslararası bir mahkemedir.

Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve ek protokolleriyle güvence altına alınmış olan temel hakların çiğnenmesi durumunda bireylerin, toplulukların, tüzel kişilerin ve diğer devletlerin, belirli usul ve kurallar dahilinde başvurabileceği bir yargı merciidir.

46 Avrupa Konseyi üyesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yargı yetkisini tanımaktadır. Mahkeme, Fransa’nın Strazburg şehrinde bulunmaktadır.

Avrupa Birliği’nin günümüzde Avrupa Konseyi’ne ait bayrağı kullanıyor olması çeşitli kafa karışıklıklarına yol açıyorsa da, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Avrupa Birliği’nin değil, hemen hemen tüm Avrupa devletlerinin üyesi olduğu ayrı bir uluslararası teşkilat olan Avrupa Konseyi’nin organıdır.

Ancak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihadı, Avrupa Birliği için de olmazsa olmaz asgarî standartları oluşturmaktadır.

Paylaşın

‘Mahsa Amini’ Protestoları İkinci Aya Girerken, Kadınlar Hala Ayakta

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar, ülkenin bütün büyük kentlerinde sürüyor.

Son olarak, ABD Merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (Human Rights Activists News Agency, HRANA), İran’da Mahsa Amini’nin gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesi üzerine başlayan prtotestolarda en az 233 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

HRANA, açıklamasında, ölenlerin 32’sinin 18 yaşın altında olduğunu belirtti. Oslo merkezli İran İnsan Hakları Örgütü ise, protestolarda 201 kişinin öldürüldüğünü duyurmuştu.

“Evin Cezaevinde ölenlerin hepsi hırsız”

İran’da çifte vatandaşlığa sahip olanlar da dahil olmak üzere güvenlik suçlamasıyla karşı karşıya kalanların çoğu Evin Cezaevi’nde tutuluyor.

Reuters’in haberine göre, yetkililer, “mali suçlar ve hırsızlıktan hüküm giyen birkaç mahkûm arasındaki tartışmanın ardından” cezaevinin atölyesinde yangın çıktığını belirtti.

İran resmi medyası dün ilk dört ölümün yoğun dumandan kaynaklandığını ve dördünün durumu ağır olmak üzere 60’tan fazla kişinin yaralandığını bildirdi.

Çelişkili resmi açıklamalar

Devlet gazetesi “İran”, devrim karşıtı güçlerin, uluslararası dikkati ülkedeki huzursuzluğa çekmek için dış istihbarat servislerinin yardımıyla yangını planladığını yazdı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani’yse, cezaevindeki yangının başka herhangi bir ülkede de yaşanabileceğinin altını çizdi.

Fransa Basın Ajansı’nın (AFP), “İran İnsan Hakları Örgütü”nden aktardığına göre, mahpus ailelerinden bir grup Pazar akşamı Evin Cezaevi önünde toplanarak yakınlarının durumu hakkında bilgi talep etti.

Oslo merkezli örgüt, cezaevi gardiyanlarının mahkûmları, aralarındaki çatışmalar sırasında kışkırttığına dair haberler aldığını belirterek, “Yetkililerin yalan söylediği ve bu durumun doğal hale geldiği düşünülürse resmî açıklamaları kabul etmeyeceğiz” dedi.

Tanınmış İranlı Avukat Said Dakkan, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, son protestolarda tutuklananları savunan 19 avukatın da tutuklandığını belirtti.

ABD Başkanı Joe Biden ve Avrupa Birliği, Tahran’ın protestoculara yönelik baskısını eleştiririlerken İran yargı sözcüsü Mesud Sitayişi, “Kamuoyunu rahatsız etmek amacıyla yalanlar yaymak yasal ceza gerektirir” diyerek uyarılarda bulundu.

Eylemciler cezaevinde yaşananları anlattı

Wall Street Journal, yangın çıkmadan önce cezaevinde yaşananları ve tutuklu muhaliflerin hükümet karşıtı sloganlar attığını ortaya koyan bir haber yayınladı.

Gazete, aralarında Tahran’da yedi yıl hapis yattıktan sonra 8 ay önce Evin Cezaevi’nden serbest bırakılan insan hakları aktivisti Atna Daimi’nin de olduğu eylemcilerin yaşadıklarını aktardı.

Eylemciler, olayın cezaevinin kadınlar bölümünde kadın mahkûmların, yaklaşık 45 mahkûmun bulunduğu iki katlı binanın kapısını kırarak cezaevi bahçesindeki personel alanına geçerek hükümet karşıtı sloganlar atmasıyla başladığını söyledi.

Atna Daimi gazeteye, sekiz mahkûmun ailesinden protesto haberleri duyduğunu ve Pazar günü Evin Cezaevi’ndeki kadın mahkûmlarla kısa süreli telefon görüşmeleri yaptığını söyledi.

Daimi, gardiyanların aralarında zorunlu başörtüsü takmayı reddedenlerin de olduğu kadınları, binaya geri dönmezlerse öldürülecekleri konusunda uyardığını söyledi. Daimi, iki mahkûmun -çevre aktivisti Sepide Kaşani ve siyasal aktivist Zehra Safai- göz yaşartıcı gaz nedeniyle bayıldığını ve tedavi altına alındıklarını açıkladı.

Kadınlar, ayrıca lazer işaretleyici silahlarla donanmış muhafızların silahları kendilerine doğrulttuklarını söylediler.

Siyasi muhalifler ve protestocular Evin Cezaevi’nde 

Evin Cezaevi’nde gözaltına alınan birçok üyesinin de yer aldığı, sendikaların şemsiye kuruluşu olan İranlı İşçiler Sendikası’na göre yangından zarar gören bir başka kesim de siyasi tutuklular. Sendika, geçen Cuma günü bazı Evin mahkûmlarının avluda toplandığını ve hükümet karşıtı sloganlar attığını belirtti.

Protesto hareketlerinin üyelerine ve insan hakları aktivistlerine göre İranlı yetkililer gözaltına aldıkları yüzlerce protestocu arasında  siyasal olarak en aktif olanları Evin Cezaevi’nde hapsetti.

ABD’nin 2018’de “ağır insan hakları ihlalleri” nedeniyle kara listeye aldığı Evin Hapishanesi’ndeki siyasi tutukluların aileleri, politikacılar ve yetkililerden sevdiklerinin güvenliğini garanti altına almalarını talep etmek için sosyal medyaya başvurdu

22 yaşındaki Mahsa Amini’nin 16 Eylül’de ölümüyle alevlenen protestolar, 1979 devriminden beri İran hükümetinin karşılaştığı en ciddi meydan okumalardan biri haline geldi. Göstericiler iktidarın devrilmesi çağrısında bulunurken, mevcut protesto dalgasına Genç İranlı kadınlar öncülük ediyor.

Birçok kentte gösteriler sürüyor

İran’daki İnsan Hakları Örgütü’ne göre Pazar günü kadınlar Tahran’daki Şeriati Teknik ve Meslek Yüksek Okulu’nda tekrar gösteri yaparak, “Hepimiz Mahsa’yız” sloganları attılar.

Protestolar, dün sabahın erken saatlerinde Yezd ve diğer bazı şehirlerde yeniden başladı.

Twitter’daki @1500tasvir_en hesabı, sokakları ateşe veren ve İran dini lideri Ali Hamaney’e ölüm çağrısı yapan insanları gösteren bir video yayınladı.

İran, halk ayaklanmasını bastırma çabalarına öncülük etmek üzere gönüllü paramiliter güç Besic’i görevlendirdi, ancak Besic protestoları kontrol altına alamadı.

Şarku’l Avsat’ın verdiği bilgiye göre, gösterilere müdahale etmeyen Devrim Muhafızları, Pazartesi günü askeri tatbikatlara başladı.

Şiddetin sorumlusu olarak “yurtiçi ve yurtdışındaki düşmanları” gören İran, güvenlik güçlerinin protestocuları öldürdüğünü reddediyor. Cumartesi günü devlet medyası, güvenlik güçlerinin en az 26 üyesinin “isyancılar” tarafından öldürüldüğünü ileri sürdü.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Peş Peşe Mesajlar: Kasım Ayını Bekleyin

ABD ziyaretine ilişkin kendisine yöneltilen eleştirilere yanıt veren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Ya her zamanki gibi Meclis’e gidip mücadele edecektik ancak saray elindeki sayısal çoğunlukla yasayı geçirecekti. Ya da gençlerin, yeni bir Türkiye’nin mümkün olduğunu görmelerini sağlayacaktım. Ben bu yolu seçtim” dedi.

Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında, “Bu topraklarda bugün, Atatürk sonrası birinci ve ikinci yüzyılın iki farklı Türkiye’sini konuşmaya başlamamız lazım. Çünkü bu iki tablo arasında seçim yapacağımız çok kritik bir eşikteyiz. İlkinde sansür, yasaklar, zorbalıklar var. İkincisinde ise ümit, bilim, gelecek var.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Dezenformasyonla mücadele düzenlemesi’ Meclis’te oylanırken ABD’ye gitmesini eleştirenlere sosyal medya hesabından yanıt verdi. Sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan CHP lideri, şu ifadeleri kullandı:

“ABD’nin önemli bilim merkezlerini kapsayan bir vizyon programını yeni tamamladım. Bu ziyaretleri eleştirenler var, “Sansür yasası oylanırken neden gittiniz” diyenler var. Eleştiriler ve eleştirenler her zaman başımın üstünde oldu. Ama bu oylamalar öncesinde düşündüm taşındım…

Ya her zamanki gibi Meclis’e gidip mücadele edecektik ancak saray elindeki sayısal çoğunlukla yasayı geçirecekti. Yani gençlere yeni bir şey söylemeden bu süreç tamamlanacaktı. Ya da gençlerin, yeni bir Türkiye’nin mümkün olduğunu görmelerini sağlayacaktım. Ben bu yolu seçtim.

Bu topraklarda bugün, Atatürk sonrası birinci ve ikinci yüzyılın iki farklı Türkiye’sini konuşmaya başlamamız lazım. Çünkü bu iki tablo arasında seçim yapacağımız çok kritik bir eşikteyiz. İlkinde sansür, yasaklar, zorbalıklar var. İkincisinde ise ümit, bilim, gelecek var.

İlkinde sansür, yasaklar, zorbalıklar var. İkincisinde ise ümit var, bilim var, gelecek var. İlkinde Silivri var, hapis var. İkincisinde özgürlükler var, müzik var, kültür var, sanat var.

İlkinde 5’li çeteler, varlıkçılar, ihaleciler, dolandırıcılar, pudracılar, aile gökdelenleri var. İkincisinde dinamik, teknolojik yeni bir Türkiye var.

İlkinde fıtratla kandırıp 1000 araçlık konvoylarla, koruma ordularıyla Saray’a dönmek var. İkincisinde akıl var, bilim var, tedbir var, cana kıymet vermek var.

Birincisinin sonuna geldik, ikincisi doğuyor. Ben ülkemizi bu çukurdan çıkartacak kendi bilim insanlarımızla büyük koalisyonumuzu gençlere göstermek istedim. Bu bilim insanları, girişimciler, insan hakları aktivistleri, yatırımcılar Türkiye’yi darboğazdan çekip almaya hazırlar.

Yine tekrar ediyorum. Kasım ayını bekleyin. Bay Kemal’i bekleyin…”

Paylaşın

Suriye’de Rejim Karşıtı Örgütler Arasında Çatışma: 60 Ölü

Suriye’de Heyet Tahrir El Şam (HTŞ) örgütünün, Türkiye’nin desteklediği gruplara karşı alan kazanması üzerine bölgede şiddetli çatışmaların yaşandığı, çatışmalarda şu ana kadar 60 kişinin hayatını kaybettiği öne sürüldü.

Heyet Tahrir El Şam örgütünün Afrin bölgesinde kontrolü ele aldığı ve rejim güçleri ile Kürt grupları ayıran topraklardaki kontrol noktalarında militanlarını konuşlandırması için önce anlaşmaya vardığı, ancak kısa süren ateşkesten sonra yeniden çatışmaların başladığı da kaydedildi.

Suriye’de rejim karşıtı radikal örgütler ile Türkiye’nin desteklediği gruplar arasında son 10 gündür süren çatışmalarda yaklaşık 60 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Türk askerlerinin çatışmalara müdahale etmediği ve El Kaide’den ayrılan Heyet Tahrir El Şam’ın Afrin bölgesinde kontrolü ele aldığı kaydedildi.

Fransız Haber Ajansı (AFP), Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ve alandaki kendi muhabirine dayandırarak verdiği haberinde, Suriye’de Heyet Tahrir El Şam (HTŞ) örgütünün, Türkiye’nin desteklediği gruplara karşı alan kazanması üzerine bölgede şiddetli çatışmaların yaşandığını bildirdi.

AFP, bu kaynaklara dayandırarak verdiği haberinde, çatışmalar sonucu Heyet Tahrir El Şam örgütünden 28, Türkiye’nin desteklediği gruplardan da 20 kişinin öldüğünü aktardı. Olaylarda yaklaşık 10 sivilin de hayatını kaybettiği belirtildi.

Çatışmaların 8 Ekim’de başladığı ve bölgede bulunan Türk birliklerinin buna müdahale etmediği bildirildi. ‘Terör örgütleri’ listesinde bulunan El Kaide’den ayrılan Heyet Tahrir El Şam çatışmalar sonrası bazı bölgeleri ele geçirdi.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Başkanı Rami Abdel Rahman, Heyet Tahrir El Şam’ın Türkiye’nin onayı olmadan ilerleyemeyeceğini öne sürdü.

Heyet Tahrir El Şam örgütünün Afrin bölgesinde kontrolü ele aldığı ve rejim güçleri ile Kürt grupları ayıran topraklardaki kontrol noktalarında militanlarını konuşlandırması için önce anlaşmaya vardığı, ancak kısa süren ateşkesten sonra pazartesi akşamı Azez yakınlarında yeniden çatışmaların başladığı kaydedildi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Fransız Şirketi Lafarge IŞİD’e Destek Verdiğini Kabul Etti

Fransız şirketi Lafarge, Amerika tarafından terörist olarak tanımlanan gruplara ödeme yaptığı suçlamasını kabul etti. Lafarge, New York’un Brooklyn bölgesindeki mahkemede düzenlenen oturumda ilk kez, Amerika sınırları içinde, bir terör örgütüne maddi destek verme suçlamalarını kabul etmiş oldu.

VOA Türkçe’de yer alan habere göre, Fransız beton imalatçısı Lafarge, Amerika tarafından terörist olarak tanımlanan gruplara ödeme yaptığı suçlamasını kabul etti.

Lafarge, New York’un Brooklyn bölgesindeki federal mahkemede düzenlenen oturumda ilk kez, Amerika sınırları içinde, bir terör örgütüne maddi destek verme suçlamalarını kabul etmiş oldu.

2015 yılında İsviçre menşeili inşaat malzemeleri firması Holcim’e katılan Lafarge ayrıca Paris’te, 2011 yılında Suriye’de patlak veren iç savaş sonrasında bu ülkede bir fabrika işletmeye devam ederek insanlığa karşı işlenen suçlara ortaklık yaptığı iddiasıyla da karşı karşıya.

Lafarge, 687 milyon dolar karşılığında anlaşmaya giderken, 90 milyon dolar para cezası ödemeyi de kabul etti.

Firma, yapılan bir iç soruşturma sonrasında, Suriye’deki alt kuruluşunun fabrikasında çalışan elemanları korumak için silahlı gruplara ödemeler yaptığını itiraf etmişti. Ancak Lafarge, insanlığa karşı işlenen suçlara ortak olma suçlamalarını reddetmişti.

Lafarge Başkanı Magali Anderson, mahkemede, 2013 yılı Ağustos ayından 2014 yılı Kasım ayına kadar şirketin eski yöneticilerinin “bilerek ve kasten, Suriye’deki çeşitli silahlı gruplara fayda sağlaması için planlanan ödemeleri yapma ve onaylamayı amaçlayan komploya katılmayı kabul ettiğini” söyledi.

Anderson, “Bu davranıştan sorumlu olan kişilerin firmayla ilişiği 2017 yılından beri kesildi” dedi.

Holcim de yaptığı açıklamada, firmanın, Lafarge’la ilgili sorunların hiçbirine müdahil olmadığını belirtti. Holcim, Suriye’de ya da Lafarge’ın Amerika’daki operasyonlarında hiçbir zaman faaliyet göstermediğini, Lafarge’ın Suriye’deki faaliyetlerinin “Holcim’in savunduğu her şeyle taban tabana zıt” olduğunu kaydetti.

Holcim ayrıca Suriye’de olanlarla ilgisi bulunan Lafarge yöneticilerinin bunu Holcim’den ve dış denetçilerden gizlediklerini de vurguladı.

Fransa’daki hak örgütleri, 2017’de Lafarge’ı, 2011-2015 yılları arasında Suriye’de faaliyetlerine devam edebilmek için IŞİD dahil silahlı gruplara 13 milyon Euro ödeme yapmakla suçlamıştı.

İsviçre borsası SIX, Lafarge’ın Amerika’da hakkındaki suçlamaları kabul ettiğine ilişkin haberlerin çıkmasının öncesinde Holcim hisselerinin işlemlerini askıya aldı.

Paylaşın