James Webb Teleskopu, ‘Bulması Güç’ Galaksi Düğümünü Keşfetti

Almanya’daki Heidelberg Üniversitesi’nden bilim insanları, James Webb Uzay Teleskobu’nu son derece uzak ve parlak bir galaksiye doğrulttuğunda, hepsi de son derece yüksek bir hızla orijinal hedef galaksiye yakın daireler çizen en az üç yeni galaksi buldular.

Bunlar, 11,5 milyar yıl önce, yani büyük patlamanın sadece iki milyar yıldan biraz sonrasında var olan bir galaksi kümesinin kökeniydi: Şu anda bilinen çok az galaksi protokümesi var. Onları bulmak zor ve büyük patlamadan sonra çok azı oluşacak zaman buldu.

Bilim insanları, James Webb Uzay Teleskobu’nu son derece uzak ve parlak bir galaksiye doğrulttuğunda, bu parlak galaksinin tuhaf davranışını açıklamak için yanında gizli bir galaksi bulmayı bekliyordu.

Bunun yerine, hepsi de son derece yüksek bir hızla orijinal hedef galaksiye yakın daireler çizen en az üç yeni galaksi buldular. Bunlar, 11,5 milyar yıl önce, yani büyük patlamanın sadece iki milyar yıldan biraz sonrasında var olan bir galaksi kümesinin kökeniydi.

Almanya’daki Heidelberg Üniversitesi’nden, araştırmaya öncülük eden gökbilimci Dominika Wylezalek “Şu anda bilinen çok az galaksi protokümesi var. Onları bulmak zor ve büyük patlamadan sonra çok azı oluşacak zaman buldu” dedi ve ekledi: Bu, nihayetinde yoğun ortamlardaki galaksilerin nasıl evrimleştiğini anlamamızı sağlayabilir. Heyecan verici bir sonuç.

Çalışmanın ilk hedefi, merkezindeki süper kütleli bir kara deliğin beslenmesinden dolayı çok aktif ve parlak bir çekirdeğe sahip olan SDSS J165202.64+172852.3 galaksisiydi. Kuasarlar olarak bilinen bu tür galaksilerin büyük miktarda maddeyi dışarı attığı düşünülüyor ve bilim insanlarının teorisine göre bu çıkışlar diğer yıldızların ve galaksilerin oluşumunu etkileyebilir.

Bilim insanları, SDSS J165202.64+172852.3 galaksisini Hubble Uzay Teleskobu ile gözlemlemişlerdi ancak kuasar o kadar uzaktı ki, ışığı son derece kırmızı dalga boylarına dönüşmüştü. Bu, ışık dalgalarının evreni boydan boya katettiği zaman süresince evrenin genişleyip dalga boylarını kızılötesi olana kadar germesidir. Hubble, kızılötesi ışık spektrumuna karşı biraz hassas olsa da Webb teleskobu sadece bu ışık dalga boylarına karşı hassasiyet için özel olarak üretildi. Bu hassasiyet, Webb’in 6,5 metre çapıyla rekor kıran aynasıyla birleştiğinde, Dr. Wylezalek ve meslektaşlarının Hubble’ın göremediğini görmesini sağladı.

Araştırmacılar, kuasarı çevreleyen galaksilerin hareketlerinin yanı sıra kuasardan materyal çıkışlarını haritalamak için Webb’in yakın kızılötesi spektrometre aletini kullandı.

Araştırmacılar, galaksilerin yakından etkileşime girdiğini tespit etti ve bu, hâlâ görünmeyen çok sayıda kütleçekimi üreten kütlenin varlığına işaret ediyor. Burasının erken evrendeki en büyük galaksi oluşum bölgelerinden biri olduğu ortaya çıkabilir.

Böylesine gizli bir devasa etkinin adayları, büyük ölçüde, yerçekimsel etkisi dışında, görünmez ve normal maddeyle reaksiyona girmeyen gizemli madde formu olan büyük miktarlarda karanlık maddeyle sınırlı. Karanlık madde halelerinin galaksileri ve galaksi kümelerini çevrelediğine ve bu nesnelerin erken evrendeki ilkel gaz bulutlarından yoğunlaşmasında rol oynadığına inanılıyor.

Dr. Wylezalek, “Yoğun bir karanlık madde düğümü bile bunu açıklamak için yeterli değil” dedi ve ekledi: İki devasa karanlık madde halkasının birleştiği bir bölge görebileceğimizi düşünüyoruz.

Ekibi, kuasarı, protogalaksi kümesini ve karanlık maddeyle ilişkilerini daha iyi anlamak için takip gözlemleri planlıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İfade Özgürlüğü Derneği: Kamu Yararı Olan İçerikler Sansürleniyor

Merkezi Washington’da Freedom House’un “özgür olmayan ülkeler” arasında gösterdiği Türkiye’deki son duruma ilişkin değerlendirme yapan İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), açıklamasında “Yayınlanmasında kamu yararı bulunan binlerce haber ve içerik erişime engellenerek ve yayından çıkarılarak sansürlenmekte ve dolayısıyla yok edilmektedir” ifadelerini kullandı.

İFÖD, şeffaf olmadığı için analizi zaman alan 2021 yılı verilerine ilişkin İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz ve uzman araştırmacı Ozan Güven’in hazırladığı raporunu bugün paylaştı.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun aktardığına göre, İFÖD, raporuyla 2021 sonu itibarıyla Türkiye’den 574 bin 798 internet sitesine 789 farklı kurum (mahkemeler ve yetkili kurumlar) tarafından alınan 504 bin 700 farklı kararla erişim engeli uygulandığını açıkladı.

Dernek, “Üst Düzey Kamu Şahsiyetlerinin İncinen İtibar, Onur ve Haysiyet Yılı” başlığıyla 2021 yılı raporunda, “kişilik hakları ihlali” gerekçesiyle kamu yararı olan haberlere erişim engellemesi yapıldığına dikkat çekti. Raporda, “devletin karmaşık internet sansür mekanizması daha önce olmadığı kadar canlı ve aktif şekilde işlemeye ve gelişmeye devam ediyor” denildi.

Raporda, “2021 yılına ise damgayı itibar, onur ve haysiyeti incinen üst düzey kamu şahsiyetler vurdu” ifadesiyle Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, aile fertleri yanı sıra hakkında pek çok iddia haber konusu olan üst düzey eski veya şimdiki yönetici isimlerce erişim engeli talep edildiği açıklandı.

Raporda, “kişilik hakları ihlali” gerekçesiyle “sulh ceza hakimlikleri karar verirken ifade ve basın özgürlüğü, AYM ve AİHM içtihatları hiçe sayılmıştır” tespiti yapıldı.

Organize suç örgütü hükümlüsü Sedat Peker’in açıklamalarıyla gündeme taşıdığı yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları sonrasında Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı Siber Suçlarla Mücadele Başkanlığı’nın erişim engellemesi talebiyle yargıya başvurduğu da belirtildi.

“Türkiye’den toplam 107 bin 706 alan adı erişime engellenmiştir”

İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz ve uzman araştırmacı Ozan Güven tarafından hazırlanan rapora göre, 509 farklı hakimlik tarafından verilen 5 bin 986 farklı kararla erişimi engellenmiş 28 bin 474 haber (URL adresi) ve kaldırılan, çıkartılan veya silinen 22 bin 941 haber (URL adresi) olduğu tespit edildi.

Bunun yanı sıra, 251 farklı sulh ceza hakimliği tarafından verilen toplam 839 farklı karar ile erişime engellenen 5 bin 436 haber adresi (URL) tespiti yapıldı.

Bu erişim engellemesi kararlarına ek olarak 4 bin 445 haberi ise içerik sağlayıcısı olan haber siteleri yayından kaldırdı. Raporda, “EngelliWeb projesi kapsamında 2021 yılı içinde tespit edildiği kadarıyla Türkiye’den toplam 107 bin 706 alan adı erişime engellenmiştir” bilgisi aktarıldı.

Ayrıca, “Bu erişim engellemelerinden yüzde 91’nin ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı tarafından 5651 sayılı Kanun’un 8. maddesi kapsamında tarafından 5651 sayılı Kanun’un 8. maddesi kapsamında erişime engellenmiştir” denildi.

İçerik kaldırma oranı 2021’de yüzde 82’ye ulaştı

İFÖD’un raporunda, “5651 sayılı Kanun’da Temmuz 2020’de yapılan değişiklikler sonrasında ise içeriklerin yayından kaldırma yüzdelerinde artış tespit edilmiş, 2019 içerik kaldırma ortalaması yüzde 76 civarında iken 2020 ortalaması yüzde 81’e çıkmıştır. 2021’de ise bu oran yüzde 82 olarak hesaplanmıştır” vurgusu yapıldı.

İFÖD’un işaret ettiği üzere; AKP ile MHP’nin ortaklaşa imza attığı yasal düzenlemeyle 2020 yılında Temmuz ayı sonunda zaten internet ortamına yönelik var olan denetim mekanizmaları arttırılmıştı. Resmi Gazete’de 30 Temmuz’da yayımlanan düzenlemeyle “kişilik hakları ihlali” ile “unutulma hakkı” gerekçeleriyle erişim engeli kararları alınması adeta kolaylaştırılmıştı. Uluslararası nitelikteki Facebook, Twitter, Youtube gibi sosyal medya platformu kuruluşları açısından daha önce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı temsilci belirleme zorunluluğu zaten hayata geçirilmişti.

İFÖD’un bugünkü raporuyla ortaya koyduğu üzere Temmuz 2020’deki düzenleme sonucunda internetteki erişim engellemesi kararlarındaki artış eğilimi gözlemleniyor.

İFÖD’un işaret ettiği yeni kısıtlamalar neler?

İFÖD’un raporunda, “Güçlendirilmiş sansür ve kontrol mekanizmasının yakıcı ve yıkıcı etkisi devam ediyor” ifadesi yanı sıra Türkiye’de internet ortamında ve sosyal medyada yeni kısıtlamalar tartışması yaşandığı da vurgulandı.

İFÖD’un işaret ettiği medya ve sosyal medya alanında yeni kontrol mekanizmaları ise, dezenformasyon mücadele gerekçesiyle 18 Ekim’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulan yeni yasal düzenlemede yer alıyor.

Facebook, Twitter, Youtube gibi sosyal medya platformu kuruluşları açısından hali hazırda Türk hükümetine bildirme zorunluluğu olan temsilciler için Türkiye’de yaşama zorunluluğu ve ofis açma zorunluluğu getirildi.

Bunun internet ortamındaki platformlar üzerindeki baskı mekanizması yaratacağı ve böylece iktidarca söz konusu sosyal medya platformlarına yönelik erişim engellemesi taleplerinde daha fazla artış olabileceği kaydedildi.

Yeni yasaya göre, ilgili sosyal medya platformu temsilcisi düzenli aralıklarla içerikler, platformdaki etiketler ve algoritmasıyla ilgili raporları Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) sunacak.

Temsilci, istenmesi halinde internet içerikleriyle ilgili kişisel bilgileri dolayısıyla kullanıcılara ait kimlik bilgilerini mahkemelere vermek zorunda olacak.

Aksi takdirde o sosyal medya platformuna erişim hızı, bant genişliği daraltılarak yavaşlatılacak. BTK Başkanı, sosyal medya platformuna herhangi bir yargı kararı olmaksızın altı aya kadar reklam yasağı uygulayabilecek.

Yasada “şebekeler üstü hizmet sağlayıcılar” şeklindeki tanımlanan kişiler arasında anlık mesajlaşma veya görüşme olanağı sağlayan Whatsapp gibi uygulamalar da artık BTK’ya detaylı kişisel bilgileri vermek zorunda olacak. Şebekeler üstü hizmet sağlayıcılar, Türkiye’deki aktif bireysel ve kurumsal kullanıcı sayısı, sesli arama sayısı ve süresi, görüntülü görüşme sayısı ve süresi, anlık mesaj sayısı gibi bilgileri, BTK’ya bildirecek.

BTK’ya gerekli bilgileri vermeksizin hizmet sunanlara ise, 1 milyon liradan 30 milyon liraya kadar idari para cezası verilebilecek. Bu cezayı süresinde ödemeyen ve BTK’nın uyarılarına rağmen altı ay içinde kişilere ilişkin bilgi paylaşımı yapmayanlar hakkında internet erişimi kısıtlanacak. Yüzde 95’e kadar internet trafiği bant daraltılması uygulanacak ve böylece bu şebekelere erişim imkansız hale getirilecek.

Paylaşın

HDP’li Sancar’dan Dikkat Çeken ‘Selahattin Demirtaş’ Açıklaması

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş hakkında açıklamalarda bulunan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar,  “Selahattin Demirtaş arkadaşımızla aramızda fikir farklılıkları olabilir. Şu anda cezaevinde değil kurullarda olsa çok daha fazla tartışma olanağına sahip olurduk biliyoruz; ki bu da çok doğaldır. Biz çoğulcu bir partiyiz. Bileşenlerden ve bağımsız bireylerden oluşan kendine özgü bir yapımız var. Farklı görüşlerin olması eşyanın tabiatı gereğidir. Ancak değişik görüşlerin olması başka, “ayrılık” olması başka bir meseledir” dedi ve ekledi:

Tartışmaların olması demokratik bir anlayışa, yapıya ve kurumsal mekanizmalara sahip olduğumuzun göstergesi. Ancak tüm bu çoğulcu yapıya ve farklı yaklaşımlara rağmen politikalarımız bir mutabakatla belirleniyor. Bunca saldırı ve kuşatmaya rağmen partimizi bu kadar sağlam biçimde bir arada tutan da oluşan bu mutabakata sadakat ve kurumsal politikayı sahiplenmektir. Demirtaş’la bizim aramızda fikir farklılıkları olabilir; bu doğru. Fakat aramızdaki temel ayrılık cezaevi duvarlarıdır. Demirtaş’ın asıl amacının parti politikalarına destek vermek olduğunu düşünüyorum.”

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya‘ya konuşan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Meclis’te kararları belirleyecek bir sayısal ve siyasal ağırlık oluşturmayı da hedeflediklerini belirterek “Yüzde 15’in altı bizim için bir başarı olmayacaktır” dedi. Sancar şunları söyledi:

“Açık söyleyelim bizim en büyük hedefimiz Türkiye’de demokratik dönüşümün önünü açacak bir güç merkezi yaratmak. Biz her alanda anahtar parti konumumuzu güçlendirmek istiyoruz. Anahtar parti konumu, kilitlenmiş sorunların kapısını açacak güce erişme hedefidir. Bu Kürt sorunundan demokrasi sorununa, emek sorunundan kadın sorununa dek akla gelebilecek bütün alanları kapsıyor. Meclis’te kararları belirleyecek bir sayısal ve siyasal ağırlık oluşturmak istiyoruz. Bunun için kendimize baraj olarak yüzde 15’i belirlediğimizi söyleyebilirim. Bu bizim için alt sınırdır. Yüzde 15’in altı bizim için bir başarı olmayacaktır. Meclis’e de sayısal olarak güçlü, siyasal olarak etkili bir şekilde girmek istiyoruz. Türkiye’nin çoğulculuğunu yansıtacak bir Meclis grubu, Türkiye’nin temel sorunlarına dair gerçekten yeni bir başlangıç yapmak için çözümler üretecek bir güç olmaktır.”

“Bizi ‘Altılı Masa’yla kıyaslamak doğru olmaz”

CHP, İYİ Parti, DEVA Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi’nin oluşturduğu altılı masaya ilişkin de değerlendirmede bulunan Sancar, şunları ifade etti:

“Partimizin 2020-2022 kongrelerinde stratejik hedef olarak “demokrasi ittifakı” oluşturulması kararı aldık. Sömürülen, dışlanan, ötekileştirilen, mağdur, mazlum, ezilen bütün kesimleri bir araya getirmeyi hedefleyen bu ittifakın temelini de “mücadele birliği, mücadele ortaklığı” olarak tarif ettik. Bu kararların ve çabaların somut sonucu olarak ‘Emek ve Özgürlük İttifakı’nı kurduk. Bu ittifak, son derece önem verdiğimiz bir birlikteliktir. Temel hedefimiz, bu birlikteliği daha da büyütmek ve genişletmektir. Hareket noktamız mücadele ortaklığı olsa da seçimler yaklaştıkça nasıl bir formül geliştireceğimizi de elbette tartışacağız. Ancak şu anda ittifakın temel gündemini seçimle ilgili meseleler oluşturmuyor. Bizi bu açıdan Altılı Masa ile kıyaslamak doğru olmaz.

Bizim çalışmamızın temeli öncelikle seçim değil, mücadele ortaklığıdır; bunu tekrar ifade etmeliyim. Ancak seçim de bir hakikat ve önümüzdeki seçimler tarihi önemde. Seçimi gündemimizin dışına görüyor değiliz ama seçime girmenin formülleri, bu aşamada temel tartışma konularımızdan değil. Öncelikle ittifakı güçlü bir mücadele ortaklığı zemininde geliştirmeyi ve büyütmeyi hedefliyoruz. Her gün yeni saldırılarla, yasaklarla, baskılarla karşılaşıyoruz. Seçime yaklaşırken iktidarın “sansür yasası” gibi daha birçok hamlesinin olacağını tahmin etmek zor değil. Bizim temel gündemimizi de bütün bunlara karşı nasıl etkili mücadele etmek gerektiği sorusu oluşturuyor. Bu mücadeleyi yerleştirmek, büyütmek ve güçlendirmek, aynı zamanda iktidarın seçim ortamını ve şartlarını kendi lehine biçimlendirmesini engellemeyi de sağlayacaktır. Bunlar olmadan, seçime girme formüllerini merkeze alan tartışmalara sıkışmayı doğru ve faydalı bulmuyoruz.”

“Demirtaş arkadaşımızla aramızda fikir farklılıkları olabilir ancak…”

Sancar, Demirtaş’la görüş ayrılığı yaşandığı iddiasına ilişkin olarak şöyle konuştu:

“Selahattin Demirtaş arkadaşımızla aramızda fikir farklılıkları olabilir. Şu anda cezaevinde değil kurullarda olsa çok daha fazla tartışma olanağına sahip olurduk biliyoruz; ki bu da çok doğaldır. Biz çoğulcu bir partiyiz. Bileşenlerden ve bağımsız bireylerden oluşan kendine özgü bir yapımız var. Farklı görüşlerin olması eşyanın tabiatı gereğidir. Ancak değişik görüşlerin olması başka, “ayrılık” olması başka bir meseledir. Tartışmaların olması demokratik bir anlayışa, yapıya ve kurumsal mekanizmalara sahip olduğumuzun göstergesi. Ancak tüm bu çoğulcu yapıya ve farklı yaklaşımlara rağmen politikalarımız bir mutabakatla belirleniyor. Bunca saldırı ve kuşatmaya rağmen partimizi bu kadar sağlam biçimde bir arada tutan da oluşan bu mutabakata sadakat ve kurumsal politikayı sahiplenmektir. Demirtaş’la bizim aramızda fikir farklılıkları olabilir; bu doğru. Fakat aramızdaki temel ayrılık cezaevi duvarlarıdır. Demirtaş’ın asıl amacının parti politikalarına destek vermek olduğunu düşünüyorum.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Tarım Girdi Maliyetleri Yüzde 135 Arttı: Gıda Ürünlerine Yeni Zamların İşareti

Ağustos ayında tarım girdi fiyatları, bir önceki aya göre yüzde 1,64 oranında artarken, yıllık fiyat artışı ise yüzde 135,06 olarak kaydedildi. Tarımdaki en önemli girdi kalemlerinden olan gübre fiyatlarındaki artış ise yüzde 234,48 ile tavan yaptı.

Haber Merkezi / Ağustos ayında tarımda kullanılan mal ve hizmet endeksinde yüzde 1,25, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmet endeksinde yüzde 4,81 artış gerçekleşti. Bir önceki yılın aynı ayına göre göre tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmet endeksinde yüzde 90,40, tarımda kullanılan mal ve hizmet endeksinde yüzde 142,28 artış oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi  (Tarım-GFE) Ağustos 2022 verilerini açıkladı. Buna göre, Tarım-GFE, ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 1,64, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 86,45, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 135,06 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 88,48 artış gerçekleşti.

Ana gruplarda bir önceki aya göre tarımda kullanılan mal ve hizmet endeksinde yüzde 1,25, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmet endeksinde yüzde 4,81 artış gerçekleşti. Bir önceki yılın aynı ayına göre göre tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmet endeksinde yüzde 90,40, tarımda kullanılan mal ve hizmet endeksinde yüzde 142,28 artış gerçekleşti.

Yıllık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 36,20 ile veteriner harcamaları ve yüzde 62,97 ile diğer mal ve hizmetler oldu. Buna karşılık, yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 234,48 ile gübre ve toprak geliştiriciler ve yüzde 184,77 ile enerji ve yağlar oldu.

Aylık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 1,00 ile tarımsal ilaçlar ve yüzde 1,59 ile hayvan yemi oldu. Buna karşılık, aylık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 9,62 ile tohum ve dikim materyali ve yüzde 6,47 ile malzemeler oldu. Bir önceki aya göre azalış gösteren tek alt grup ise yüzde 5,01 ile enerji ve yağlar oldu.

Paylaşın

“MHP’li Oktay Vural, İYİ Parti’ye Katılacak” İddiası

2023 cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine az süre kala siyasi partilerin ‘transfer’ görüşmeleri hızlandı. Turhan Çömez ve Ahmet Eşref Fakıbaba gibi bilinen isimler İYİ Parti’ye katıldı. İYİ Parti’ye katılımların devam edeceği belirtilirken, ‘sıradaki ismin MHP’li Oktay Vural olabileceği’ ileri sürüldü.

AK Parti Şanlıurfa Milletvekili, eski Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, AK Parti’den ve milletvekilliğinden istifa ettiğini duyurdu. Fakıbaba, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Siyasi ve ahlaki anlayışıma uygun olmayan bazı kişilerle bundan böyle beraber olmayacağım için mutluyum” ifadelerine de yer verdi. Fakıbaba, İYİ Parti’ye katılacağını açıklarken, rozetinin gelecek hafta grup toplantısında Meral Akşener tarafından takılacağı belirtiliyor.

Fakıbaba, 1994-2004 arasındaki SSK Şanlıurfa Hastanesi’ndeki başhekimlik görevi sonrası 28 Mart 2004 seçimlerinde AK Parti’den Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday oldu ve seçildi. Fakıbaba 2009 seçimlerinde AK Parti ve dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile sert tartışmalara girdi. AK Parti’den aday gösterilmeyince istifa edip bağımsız adaylık başvurusu yapan Fakıbaba, aday adaylığı sürecinde kendisini istemedikleri ileri sürülen AK Partili 9 Şanlıurfa milletvekilinden 7’sinin, “Ceketimizi koysak Şanlıurfa’da yüzde 70 oy alır” sözü ile adaylığının engellendiği iddia etti.

Bağımsız olarak seçildi

Başbakan Erdoğan’ın yanıltılarak kendisinin aday gösterilmediğinin ortaya çıktığını söyleyen Fakıbaba, 2009 yerel seçimlerinde aday gösterilmemesi üzerine bağımsız aday oldu ve oyların yüzde 44’ünü alarak yeniden başkan seçildi. Bir dönem Saadet Partisi’ne geçen Fakıbaba, 2013’te yeniden AK Parti’ye döndü. 7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 genel seçimlerinde AK Parti Şanlıurfa Milletvekili seçilen Fakıbaba, 2017’deki kabine değişikliğinde Başbakan Binali Yıldırım tarafından Gıda, Tarım ve Hayvancılık bakanı olarak görevlendirildi.

Sıradaki isim Oktay Vural

İYİ Parti’ye katılımlar sürerken yeni isimlere partide kritik görevler veriliyor. Geçen mayısta İYİ Parti’ye katılan emekli hâkim Albay Ahmet Zeki Üçok Genel Başkan Danışmanlığı görevine getirildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski doktoru ve eski AK Parti Balıkesir Milletvekili Op. Dr. Turhan Çömez de geçen hafta partiye katıldı ve genel başkan başdanışmanı oldu. İYİ Parti bu hafta ise Türk dünyasına yönelik çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Kürşad Zorlu’yu saflarına kattı. Zorlu, partide de iki yıl önce lağvedilen sözcülük görevine getirildi.

Cumhuriyet gazetesinden Gamze Kolcu‘nun haberine göre İYİ Parti’ye “iktidarı rahatsız edecek” katılımların devam edeceği belirtilirken “sıradaki ismin MHP’li Oktay Vural olabileceği” ifade ediliyor.

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Tüketici Güven Endeksi Ekim Ayında Yüzde 5,3 Arttı

Tüketici güven endeksi, ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 5,3 oranında arttı; Eylül ayında 72,4 olan endeks, ekim ayında 76,2 oldu. Endeksin 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Haber Merkezi / TÜİK, Tüketici Güven Endeksi’nin ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 5,3 oranında artarak 76,2 olarak kaydedildiğini açıkladı. TÜİK’ten yapılan açıklama şöyle:

“Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, Ekim ayında bir önceki aya göre %5,3 oranında arttı; Eylül ayında 72,4 olan endeks, Ekim ayında 76,2 oldu.”

Endeksin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği gösteriyor.

Tüketici güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Tüketici güven endeksi, aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir.

İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

Dünyanın En Eski Yıldız Haritası Bulundu: 2 Bin Yıldır Kayıptı

Bilim tarihinde son derece büyük bir öneme sahip olan, millattan sonra 2. yüzyılda yaşayan gökbilimci Hipparchus tarafından derlenen dünyanın en eski yıldız haritası Fransa’da yapılan yeni bir çalışmayla ortaya çıkarıldı. 

Hipparchus tarafından derlenen yıldız haritası, sabit koordinatlarla gök cisimlerinin doğru konumlarını kaydetmeye yönelik tarihteki ilk girişim olarak kabul ediliyor. Bilim insanları, el yazmasındaki çizimlerin, MÖ 129’daki yıldızların konumuyla aynı hizada olduğunu kanıtladı.

Birçok eski belge gibi, yıldız haritasının nüshaları da yazıldıktan sonraki yüzyıllarda kayboldu ve buralardaki bilgiler sadece daha sonra kaleme alınınan eserlerdeki referanslardan biliniyordu.

Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nde (CNRS) profesör olan Victor Gysembergh liderliğindeki bir ekip, Mısır’daki Saint Catherine Manastırı’ndan gelen bir Ortaçağ Hıristiyan el yazmasının metninin altında Hipparchus’un yıldız haritasının çeşitli parçalarını keşfettiklerini duyurdu.

NTV’nin aktardığı habere göre, Sage Pub adlı bilimsel dergide yayımlanan çalışmanın yazarları, “Yeni bulgular bugüne kadarki en güvenilir kanıtları oluşturuyor ve Hipparchus’un yıldız haritasının yeniden inşasında büyük ilerlemeye izin veriyor” ifadelerini kullandı.

‘Bi̇li̇mi̇n doğuşunda önemli̇ bi̇r ki̇lometre taşı’

Prof Dr. Gysembergh ise konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Hipparchus’un yıldız haritası, insanlık tarihinde sabit yıldızların konumlarını tam olarak ölçmek için yapılan ilk girişimdir. Söz konusu çalışma, evrenimizin sınırlarını ölçmek ve tahmin etmek için kolektif bir çaba olarak bilimin doğuşunda önemli bir kilometre taşıdı” değerlendirmesinde bulundu.

Bununla birlikte, Hipparchus’un yıldız haritası 800’den fazla yıldızın boylam ve enlemlerini belgeleyerek, onu iki koordinat kullanmayan önceki haritalardan ayırıyor. Uzun zamandır tarihe karışmış olmasına rağmen, araştırmacılar onun hem var olduğunu hem de daha sonraları, daha iyi bilinen astronomik metinleri etkilediğini belirtti.

Gysembergh, “Bu keşif, genellikle antik Yunanistan’ın en büyük astronomu olarak kabul edilen Hipparchus’un, bilinen diğer girişimlerden yüzyıllar önce göklerin haritasını gerçekten çıkardığını kanıtlıyor” dedi.

İzni̇k’te doğdu

Diğer taraftan gök bilimci Hipparchus hakkında günümüzde fazla bir şey bilinmiyor. Sadece bugünkü Türkiye’de o dönemle Bithynia İzmit Körfezi, İstanbul, Sakarya, Düzce ve Bursa arasında kalan bölge) olarak adlarılan bölgedeki bir şehir olan Nicea’da (İznik) doğduğu ve Rodos’ta öldüğü belirtiliyor.

Ancak, Hipparchus uzay hakkında çok şey yazdı, Sokrates öncesi filozoflardan, Samoslu Aristarkus, Eratosthenes Babil ve Mısır kaynaklarından ilham aldı.

Kuzeyin Tacı olarak da bilinen Corona Borealis modern astronomların gökyüzünü böldüğü 88 takımyıldızından birine deniliyor. Ursa Major takımyıldızı ailesinin bir parçası olan Corona Borealis, Kuzey Yarım Küre’de en iyi temmuz ayında gözlemleniyor.

Paylaşın

Araç Sahipleri Dikkat: MTV’ye Yüzde 60 Zam Yolda

2023 bütçesindeki rakamlara göre Motorlu Taşıtla Vergisi’nin (MTV) yüzde 60 artacağı öngörüldü. 2023 bütçesinde hedeflenen MTV geliri 38 milyar 787 milyon TL. Vergi Uzmanı Ozan Bingöl bu artışın rekor olduğunu ifade etti.

“2022 yılında 1 yaşında olan 1.6 motora kadar bir otomobil için 2 bin 746 olarak yıllık MTV ödenirken bu rakam 2023’te en iyimser tahminler yüzde 60 artacağından önümüzdeki yıl, 4 bin 493 TL olacak. 2022 yılında 1 yaşında olan 2.0 motora kadar ödenen yıllık MTV 7 bin 641 TL, 2023 yılında ise bu rakam 12 bin 225 TL olacaktır” dedi.

Dolar kurundaki yaşanan artış ve küresel gelişmeler sonrası akaryakıt fiyatları, araç sahiplerini kara kara düşündürürken bir kötü haber de Motorlu Taşıtla Vergisi’nden (MTV) geldi. 2023 bütçesindeki rakamlara göre MTV’ye yüzde 60 zam yolda…

MTV’ye yüzde 60 zam yolda

2023 bütçesindeki rakamlara göre Motorlu Taşıtla Vergisi’nin (MTV) yüzde 60 artacağı öngörüldü. 2022 bütçesinde hedeflenen MTV geliri 24 milyar TL idi. 2023’te ise beklenen gelir 38 milyar 787 milyon TL. Bu rakamlara göre MTV geliri yüzde 64 artırılmak isteniyor, bu da MTV’nin en az yüzde 60 artacağı anlamına geliyor.

Vergi Uzmanı Ozan Bingöl bu artışın rekor olduğunu ifade etti. Bingöl, “2022 yılında 1 yaşında olan 1.6 motora kadar bir otomobil için 2 bin 746 olarak yıllık MTV ödenirken bu rakam 2023’te en iyimser tahminler yüzde 60 artacağından önümüzdeki yıl, 4 bin 493 TL olacak. 2022 yılında 1 yaşında olan 2.0 motora kadar ödenen yıllık MTV 7 bin 641 TL, 2023 yılında ise bu rakam 12 bin 225 TL olacaktır” dedi.

Fox TV’nin haberine göre MTV de diğer vergiler gibi yeniden derleme oranına göre hesaplanıyor. Ocak ayında yeniden derleme oranının yüzde 120’nin üzerinde olacağı kesin ama Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın indirim yetkisi var. Vergi uzmanı Ozan Bingöl, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yetkisini kullansa bile bütçedeki rakamın yüzde 60’lık zam oranını işaret ettiğini belirtti.

Bir vatandaş, “Artık arabamı satmayı düşünüyorum. Benzin fiyatları ve MTV, her şey yük olarak geliyor. Lüks olmaktan çıktı, yük olmaya başladı” dedi. Vatandaşlar, MTV’de yaşanacak yüzde 60 artışın büyük bir sorun olabileceğini belirterek maaşların aynı oranda artmadığını ifade etti.

Paylaşın

AB’nin Yeni Mülteci Düzenlemesine Tepki: Hukukun Üstünlüğüne Darbe

İnsan Hakları Örgütleri ve Sivil Toplum Kuruluşları, Belarus, Fas ve Türkiye gibi ülkelerin mülteci akınını koz olarak kullanmasına karşı Avrupa Birliği’nin hazırladığı yeni düzenlemeye tepki gösterdi: Bu düzenleme Avrupa sığınma hukuku ve mevzuatını temelinden dinamitleyecek.

70’i aşkın Sivil Toplum Kuruluşu ve İnsan Hakları Örgütü ise imzaladıkları ortak bir açıklamayla, AB üyesi ülkelere bu tüzüğü onaylamamaları çağrısı yaptı.

Avrupa Birliği (AB) yaptığı yeni bir düzenleme ile Belarus, Fas ve Türkiye gibi ülkelerin göçmenleri “silah”, “şantaj” ya da “siyasi baskı aracı” olarak kullanmasına karşı direncini güçlendirmeyi hedefliyor.

Ancak AB’nin bu amaçla hazırladığı ve “Araçsallaştırma Tüzüğü” olarak da adlandırılan hukuki düzenlemeyi onaylamaya hazırlanması, Avrupa’daki insan hakları örgütlerinin sert tepkisine yol açtı. Sivil toplum kuruluşları (STK), bu düzenlemenin Avrupa sığınma hukuku ve mevzuatını “temelinden dinamitleyebileceği” uyarısında bulunuyor.

AB ise sınırlarına göçmen akınını teşvik eden ülkelerin bu hamlelerini “Birliği istikrarsızlaştırmaya yönelik tehdit” ve “hibrit saldırılar” olarak nitelendirerek eleştirileri geri çeviriyor.

Bu konuda yaptıkları hemen her açıklamada “siyasi şantajlara boyun eğmeyecekleri” mesajını veren AB liderleri, diğer yandan Birliğin dış sınırlarından kaçak geçişleri önleyecek daha sıkı önlemler alıyor. AB, yeni hukuki düzenlemeyle de bu tür durumlarda çok daha hızlı hareket edilerek daha kapsamlı önlemlerin yaşama geçirilmesini sağlamayı umut ediyor.

Tüzük hangi gerekçelere dayandırılıyor?

“Göç ve İlticanın Araçsallaştırılması” adlı tüzüğün gerekçe bölümünde, AB ile sorun yaşayan bazı devletlerin artan bir şekilde, göç akımlarını siyasi amaçlar için bir araç olarak kullandıkları, ayrıca yapay göç akınları oluşturabildikleri, AB ve üye ülkeleri istikrarsızlaştırmayı amaçlayan bu adımların da endişe verici olduğu ifade ediliyor.

Mevcut düzenlemelerin “göçmenlerin araçsallaştırılması yoluyla AB’nin bütünlüğü ve güvenliğine yapılan saldırılara” yanıt vermekte yetersiz kaldığı vurgulanan tüzüğün, üye ülkelerin acil göç ve iltica yönetim süreçlerini uygulayabilmelerine imkan tanınacağı kaydediliyor.

Peki araçsallaştırma olup olmadığına kim, nasıl karar verecek?

Düzenlemeye göre, üye ülkeler belirli bir ülkenin göçmenleri araçsallaştırıldığını gündeme getirmesi halinde Avrupa Komisyonu konuyu inceleyerek öneri hazırlayacak, daha sonra da bu öneri AB Konseyi’nde oylamaya sunulacak. Önerinin kabülü için nitelikli çoğunluk yeterli olacak.

AB Dönem Başkanı Çekya, Avrupa Komisyonu tarafından 2021 yılının sonunda önerilen tüzüğün Aralık ayında üye ülkeler tarafından onaylanmasını sağlamayı hedefliyor.

AB üyelerine “ölümcül darbe” uyarısı

İnsan hakları İzleme Örgütü, Uluslararası Af Örgütü ve Oxfam gibi 70’i aşkın sivil toplum kuruluşu ise imzaladıkları ortak bir açıklamayla, AB üyesi ülkelere bu tüzüğü onaylamamaları çağrısı yaptı.

Tüzüğün üye ülkelerin AB sığınma hukukunun öngördüğü sorumluluk ve yükümlülükleri süresiz olarak askıya almalarına kapı araladığına dikkat çekilen açıklamada, “Bu tüzüğün kabülü Avrupa Ortak İltica Sistemi’ne (CEAS) ölümcül bir darbe indirecektir” uyarısı yapıldı.

Avrupa Birliği Mülteciler ve Sürgünler Konseyi’nden (ECRE) Josephine Liebl, “hukuki düzenlemenin hukukun askıya alınabilmesini” düzenlediğini, üye ülkelere AB hukukundan sapma, iltica düzenlemelerini askıya alma, uygulamama izni verdiğini söylüyor.

“Hak ihlalleri için açık çek veriliyor”

AB’ye üye ülkelerin hükümetlerine tüzüğü onaylamama çağrısını yapanlar arasında Almanya’nın mültecilere destek veren en büyük sivil toplum örgütü PRO ASYL de yer alıyor.

DW Türkçe’den Değer Akal’ın sorularını yanıtlayan PRO ASYL’ün Avrupa Sorumlusu Karl Kopp, “Asıl bu tüzük, Avrupa’da hukukun üstünlüğüne açık bir saldırı girişimidir. Üye ülkelere, sınırlarında Avrupa sığınmacı hukukunu çiğneyebilmelerine açık bir çek veriliyor” dedi.

AB’nin sınırlarında yıllardı hukukun üstünlüğünün, insanlık onurunun yok sayıldığına, bunun sonucunda da sığınmacı hukukunun erozyona uğratıldığına işaret eden Kopp, “Ne yazık ki bu tüzükle, insanların sığınma hakkının ayaklar altına alınması yasal hale getirilmek isteniyor” görüşünü aktardı.

Dünyanın geri kalanına örnek olabilir

İnsan hakları savunucuları, iltica başvuralarının sınırda yapılmasını ve başvuruda bulunanların yine o bölgede tutulacak olmasına tepkili. Bunun Yunanistan’ın Türkiye sınırında yaptığı gibi yasadışı geri itmeleri daha da teşvik edebileceğine dikkat çekiyorlar.

Yine üye ülkelerin yapılan iltica başvurularını kaydetmek için dört haftaya kadar bekleyebilmesi, toplamda işlemler için öngörülen sürecin de 16 haftaya kadar uzatılması endişeleri artırıyor.

Hak savunucuları, bunun koruma talep eden kişilerin bu süre boyunca fiilen gözaltında tutulacakları anlamına geldiğine işaret ediyor, çocuklar, hamile kadınlar veya travma geçirmiş kişiler için herhangi bir istisna öngörülmemiş olunmasını da “kabul edilemez” buluyor.

Karl Kopp, Avrupa’da devletlerin belirli durumlarda uluslararası hukuka aykırı hareket edebilmesine imkan tanımanın da ağır sonuçlar doğurabileceği konusunda uyardı, diğer ülkelerin de bunu örnek alabileceğini, bunun sonucunda da küresel çapta sığınma haklarının baltalanabileceğini kaydetti.

“AB kurumlarına ihlal prosedürü başlatılmalı”

“AB sınırlarında, üye ülkelerin göçmenlere uyguladıkları vahşeti, tanık olduklarımızı tarif edebilecek kelimeleri bulmakta çok zorlanıyorum” diyen Kopp, şunları kaydetti:

“Hukuk devleti, insanlık onuru, insan hakları, bütün bunlar AB’nin temel değerleri. Ancak her gün bu değerler ihlal ediliyor. Aslında AB Komisyonu ve diğer kurumlara temel değerlerimizi çiğnedikleri gerekçesiyle, ihlal prosedürünün başlatılması gerekiyor.”

“Tabular yıkıldı”

PRO ASYL Avrupa Sorumlusu Kopp ayrıca, AB sınırlarında “araçsallaştırma” bahanesiyle Avrupa sığınmacı hukukunun askıya alınmasına imkan sağlayan tüzükten sürekli yararlanmak isteyebilecek ülkeler olduğuna da dikkat çekti.

Kopp, “Baltık ülkeleri, Polonya, Hırvatistan, Bulgaristan, Yunanistan, İspanya yani AB’nin tüm sınır hattı boyunca mülteciler için son derece toksik olan bu ‘araçsallaştırma’, ‘silah olarak kullanma’ tanımlarını kullanıyorlar. Şu anda ne yazık ki mültecilere karşı bir savaşa tanıklık ediyoruz. Tabular yıkıldı” diye konuştu.

AB özellikle 2015 yılından itibaren, Suriye iç savaşından kaçan Suriyelilerin Türkiye üzerinden Avrupa’ya akın etmesiyle patlak veren krizden bu yana, mültecilerin birlik topraklarına geçmeye çalışmasını önlemeye odaklanıyor.

Ülkelerinden kaçanları ağırlayan ülkelere verilen mali yardımlarla, mültecilerin bu ülkelerde kalmaya devam etmesi, kaçtıkları ülkelere yakın bölgelerde tutulmaları sağlanıyor.

“Her şey mübah”

Karl Kopp ise aynı zamanda Yunanistan’ın yaptığı gibi, sınırdaki yasa dışı geri itmeler yoluyla caydırıcı olunmaya çalışıldığını, AB’de buna üstü kapalı bir onay da olduğunu söylüyor.

Kopp, gelinen noktada mültecileri AB sınırları dışında tutacak her şeyin mübah görüldüğünü söylerken, şu değerlendirmeyi aktardı:

“Hukukun üstünlüğü deniyor. Ancak Polonya, Hırvatistan, İspanya ve Yunanistan’ın sınırlarda yaptıklarını, uyguladıkları şiddeti, nedense kimse hukukun üstünlüğü ile ilişkilendirmiyor. Neden? Çünkü mültecileri AB’den uzak tuttukları müddetçe sorun yok. Bu çok açık. Ayrıca Libya’da sığınmacı kamplarında korkunç acıları, işkence, tecavüzler yaşanıyor. Ama kaçmaya çalışanlar geri gönderiliyor. Neden? Çünkü onlara bunun için para veriyoruz. Pis işleri başkalarına da yaptırıyoruz. Çünkü üçüncü ülkeler AB’nin bekçiliğini yapıyor, yapmazlarsa da kızılıyor.”

AB’nin araçsallaştırma suçlamasının hedefindeki ülkeler

Avrupalı liderlerin göç krizini dış politika aracı olarak kullanmakta suçladığı, göçmenleri araçsallaştırdığı için tepki gösterdiği ülkeler arasında Rusya, Belarus ve Fas’ın yanı sıra Türkiye de yer alıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2020 yılında “kapıları açtık” diyerek Avrupa sınırına yeni bir göç akınının fitilini ateşlemesi, sadece Yunanistan ile değil, AB ile Türkiye arasında da büyük bir kriz yaşanmasına yol açmıştı.

2021 yılında Belarus Devlet Başkanı Aleksander Lukaşenko’nun ülkesi üzerinden AB’ye göçmen akınını teşvik etmesi, Fas’ın da bu yıl, İspanya ile yaşadığı sorunlar nedeniyle sınır kontrollerini kaldırması, mülteci krizinin araçsallaştırılmasına örnek olarak gösteriliyor.

Hafta sonunda Yunanistan, Meriç Nehri’ni geçen çok sayıda göçmenin dövülmesi ve çıplak bir şekilde tutulması sonrasında yaptığı açıklamada da yine Türkiye’yi “göçmenleri araçsallaştırmakla” suçlamıştı.

Paylaşın

Cumhurbaşkanlığı, Günde 18 Milyon TL Harcayacak!

2023 için öngörülen 6,6 milyar TL’lik ödenek teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yasalaşırsa Cumhurbaşkanlığı’nın günlük harcaması 18 milyon TL dolayında olacak. Öte yandan yol ve köprü garanti ödemeleri ile şehir hastaneleri için ise 100 milyar TL ödenek ayrıldı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçimlerin yapılacağı 2023’te alacağı maaşa zam yapmadı, ancak Cumhurbaşkanlığı’nın harcamaları iki katına yakın artacak. 2023 için öngörülen 6,6 milyar TL’lik ödenek teklifi, TBMM’de yasalaşırsa Cumhurbaşkanlığı’nın günlük harcaması 18 milyon TL dolayında olacak. Yol ve köprü garanti ödemeleri ile şehir hastaneleri için ise 100 milyar TL ödenek ayrıldı.

Teklifte yer alan bilgilere göre, 2022’de 100 bin 750 lira aylık alan Erdoğan, 2023’te de aynı maaşı almayı sürdürecek. 1 milyon 209 bin TL olan toplam yıllık Cumhurbaşkanlığı ödeneği de aynı kaldı. 2024 için 1 milyon 428 bin TL, 2025 için ise 1 milyon 572 bin TL yıllık ödenek öngörüldü.

Saray’ın diğer harcama kalemlerinde büyük artışlar yapıldı. Cumhurbaşkanlığı’nın 2022 yılında 3,8 milyar TL olan bütçesi, 2023 için yaklaşık yüzde 60 artışla 6 milyar 637 milyon liraya çıkartıldı. 2024 yılı için 7,2 milyar TL, 2025 yılı için de 8 milyar TL bütçe öngörüldü.

Garantiye dev harcama

BirGün’ün haberine göre; Karayolları Genel Müdürlüğü’nün bütçesinden, garanti ödemeler için günlük 146 milyon TL’ye denk düşen 53 milyar 650 milyon TL’lik ödenek ayrıldı. 2022 yılına 20 milyar 378 milyon TL ödenekle başlandı. “Hane Halkı ve İşletmelere Yapılan Transferler” adı altında yapılan ödemelere, 2024 yılı için 69 milyar TL, 2025 yılı 75 milyar TL’lik ödenek öngörüldü. Böylece üç yıl için öngörülen “garanti ödeneği” 197 milyar TL oldu.

Teklifte, şehir hastaneleri için müteahhitlere ve işleten firmalara yapılan ödemeler de yer aldı. 2023’te “Hastanelerin Hizmet Alımı Suretiyle Sunduğu Hizmetler” adı altında şirketlere 18 milyar 946 milyon TL ödeme yapılacak. “Şehir Hastaneleri Yatırımlarının Kullanım Bedeli” adı altında yapılacak ödemelerin toplam tutarı ise 27 milyar 716 milyon TL olacak. Böylece, Sağlık Bakanlığı bütçesinden müteahhitlere ve işletmeci şirketlere 46 milyar TL ödenecek. Şehir hastaneleri için ayrılan günlük ödenek 126 milyon TL olarak hesaplandı.

Öte yandan bütçesinin 28,7 milyar TL’sini personeli için harcaması öngörülen Diyanet’in ise 2023’teki, “mal ve hizmet alım gideri” 1 milyar 194 milyon 352 bin TL olacak. Yılın ilk yarısında “tüketime yönelik mal ve hizmet alımı” için 200,4 milyon TL harcayan başkanlığın 2023’te bu kalemden 875 milyon 992 bin TL harcayacağı belirtildi. Bütçe teklifinde, Diyanet’in 2023’te, “Manevi destek hizmeti” adı altında ulaşmayı planladığı kişi sayısının 525 bin olduğu bildirildi. Diyanet temsil ve tanıtım için 3 milyon 312 bin TL harcayacak. Vakıf ve derneklere 2023 yılında 196 milyon 217 bin TL aktarılacak.

Paylaşın