Sudan’daki Kabile Çatışmalarında En Az 220 Kişi Hayatını Kaybetti

Sudan’ın Mavi Nil eyaletindeki Hausa ile Hemec kabileleri arasında son dönemde yaşanan çatışmalarda en az 220 kişi yaşamını yitirdi. Sayının çok daha yüksek olabileceği açıklandı. Hausa ile Hemec sık sık çatışma yaşanmaktadır.

Fakat Mavi Nil Sağlık Genel Müdürü Fath Arrahman Bakheit, konuyla ilgili açıklamasında, yetkililerin ölü sayısını en az 220 olarak açıkladığını fakat sağlık ekiplerinin çatışmaların yaşandığı yerlere ulaşamaması nedeniyle bu sayının çok daha yüksek olabileceğini söyledi.

Etiyopya ve Güney Sudan sınırında bulunan Mavi Nil eyaletindeki çatışmaların Ekim ayında bir toprak anlaşmazlığı yüzünden yeniden şiddetlenmesi üzerine yetkililer Wad al-Mahi’de gece sokağa çıkma yasağı ilan etmiş ve çatışmaları durdurmak için asker görevlendirmişti.

Anadolu Ajansı’nın (AA) bölgeden aktardığına göre, yaşanan çatışma ve ölümleri protesto etmek için sokaklara çıkan yüzlerce yurttaş Demazin şehrinde, içinde valiliğin de bulunduğu hükümet binasını ateşe verdi.

Protestocular, Eyalet Başkanı Ahmed el-Umda Bade’nin çatışmaları kontrol altına alamaması nedeniyle görevden alınmasını talep etti.

Sudan’da kabile çatışmaları

Son olarak, Mavi Nil bölgesinde yaşanan kabile çatışmaları sebebiyle 21 Ekim’de bir ay süreyle “acil durum” ilan edilmişti.

Sudan Sağlık Bakanlığı, Mavi Nil bölgesindeki iki kabile arasında Temmuz ayında yaşanan çatışmalarda 109 kişinin öldüğünü açıklamıştı.

2 Eylül 2022’de yeniden şiddetlenen çatışmalarda ise 18 kişi yaşamını yitirmiş, 23 kişi yaralanmıştı.

Çatışmaların, Hemec kabilesinin, bölgenin yerlisi olmadıkları gerekçesiyle Hausaları bölgeden uzaklaştırmak istemesiyle başladığı iddia edilmişti.

Orduya bağlı Hızlı Destek Kuvvetleri Uzlaşma Komitesi arabuluculuğundaki görüşmeler sonucunda Hausa ve Hemec kabilelerinin yetkilileri, “düşmanlıkları durdurma” anlaşması imzalayarak şiddetin sona erdirilmesi konusunda mutabakat sağlamıştı.

Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), Sudan’ın güneydoğusundaki bu kabile çatışmaları sonucunda 31 binden fazla bölge sakininin evlerini terk etmek zorunda kaldığını bildirmişti.

Darbenin 1. yılı yaklaşırken çatışmalar

Ülkedeki son çatışmalar, Sudan için kritik denebilecek bir zamanda, askeri darbenin birinci yıldönümünden sadece birkaç gün önce yaşandı.

Ordu, güvenlik ve beka tehdidi gerekçesiyle 25 Ekim 2021’de Sudan’daki sivil yönetime el koymuş ve olağanüstü hal (OHAL) ilan ederek ülkenin başbakanı da dahil onlarca siyasiyi gözaltına almıştı.

Sudan’daki siyasi krizin çözümüne dair BM ve Afrika Birliğinin (AfB) Mayıs’ta başlattığı uzlaşı ve diyalog girişimlerden henüz netice alınamadı.

Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan, 5 Temmuz’daki ulusa sesleniş konuşmasında, askerin, BM, AfB ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesinden (IGAD) oluşan “üçlü mekanizma” himayesinde yürütülen diyaloğa katılmayacağını ve sivil geçiş hükümeti kurulmasının ardından Egemenlik Konseyinin feshedileceğini açıklamıştı.

Sudan Merkezi Doktorlar Komitesine göre, askerin yönetime el koyduğu 25 Ekim 2021’den bu yana süren gösterilerde 100’den fazla kişi hayatını kaybetti.

Paylaşın

Uzak Doğu’da Gerilim Tırmanıyor: Karşılıklı Uyarı Ateşi

Kuzey Kore ile Güney Kore arasında gerilimi tırmanarak artıyor. Son olarak, Güney Kore Donanması, sabah saatlerinde Kuzey Kore bandıralı bir ticaret gemisine uyarı ateşi açtı. Kuzey Kore’de benzer şekilde cevap verdi.

The Guardian gazetesinin haberine göre, Güney Kore Donanması bir açıklama yaparak Kuzey Kore bandıralı bir ticaret gemisinin Güney ve Kuzey Kore arasında tartışmalı olan deniz sınırını geçtiğini, bunun üzerine Güney Kore’nin gemiye yönelik uyarı ateşi açtığını açıkladı.

Güney Kore medyasına yansıyan haberlere göre, Güney Kore’nin bu hareketi Kuzey Kore’nin de benzer şekilde yanıt vermesine sebep oldu.

Kuzey Kore Halk Ordusu, Güney Kore’ye ait bir askeri geminin iki ülke arasındaki “fiili sınırı” ihlal ettiğini iddia ederek Kuzey Kore’nin batı kıyısından söz konusu geminin olduğunu iddia ettiği bölgeye 10 uyarı ateşi açtı.

Kuzey Kore Genelkurmay Sözcüsü, konuyla ilgili açıklama yaparak, “Batı cephesindeki kıyı savunma birimleri, denizde tespit edilen düşman hareketinin olduğu karasuları yönünde saat 5.15’te birden fazla roketatardan 10 kez ateş ederek ilk olarak karşı önlem aldı” dedi.

Anadolu Ajansı’nın (AA) aktardığına göre, Güney Kore ve Kuze Kore arasındaki batı deniz sınırı, geçmişte de iki ülke arasında sık sık tartışmalara neden olmuştu. Kuzey Kore, Kore Savaşı’nın ardından Birleşmiş Milletler (BM) tarafından çizilen deniz sınırını tanımıyor.

Kuzey Kore’den 5 yıl sonra ilk deneme

Kuzey Kore, 3 Ekim 2022’de beş yılın ardından ilk defa Japonya toprakları üzerinden balistik füze denemesi yapmıştı.

Japonya Savunma Bakanı Hamada Yasukazu, konuyla ilgili bir açıklama yaparak 1000 kilometre irtifaya ulaşan balistik füzenin Japonya’nın üzerinde yaklaşık 1 dakika havada yol aldığını açıklamıştı.

Hamada, ülkenin kuzeydoğusundan geçerek yaklaşık 4 bin 600 kilometre seyreden füzenin, Japonya’nın 3 bin 200 kilometre doğusuna Pasifik Okyanusu’na (Büyük Okyanus) düştüğünü kaydetmişti.

Kuzey Kore’nin balistik füze denemesi hakkında, Japonya hükümeti de yerel saatle sabah 07:29’da “Kuzey Kore’nin bir füze fırlatmış olduğu görülüyor. Lütfen sığınaklara saklanın” uyarısında bulunan bir açıklama yapmış, Güvenlik Konseyi’ni de toplantıya çağırmıştı.

Kuzey Kore’nin balistik füze denemesine Güney Kore ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Japon Denizi’ne fırlattıkları füzelerle yanıt verdi.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Patrick Ryder, Kuzey Kore’nin Japonya hava sahasını aşan uzun menzilli balistik füze denemesi yapmasını kınayarak ABD’nin “bu denemeye yanıt olarak Japonya ve Güney Kore ile bölgede ayrı ayrı askeri tatbikat yaptığını” açıkladı.

Paylaşın

Suriyeli Yüzlerce Sığınmacı Sınırdışı Edildi

Merkezi ABD’nin New York kentinde bulunan İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Türkiye’nin, Şubat-Temmuz 2022 arasında yüzlerce Suriyeli mülteci erkeği ve çocuğu keyfi olarak yakalayıp idari gözetim altına aldığını ve Suriye’ye sınırdışı ettiğini açıkladı.

Sınırdışı edilen Suriyeliler İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, yetkililerin kendilerini evlerinde, işyerlerinde veya sokakta yakaladıklarını, kötü koşullarda tuttuğunu, çoğunu darp ve kötü muameleye maruz bıraktıklarını, gönüllü geri dönüş formları imzalamaya zorladıklarını ve Kuzey Suriye ile sınır geçiş noktalarına götürüp silah zoruyla karşıya geçmeye zorladıklarını aktardılar.

“‘Güvenli üçüncü ülke’ değil”

HRW Mülteci ve Göçmen Hakları Araştırmacısı Nadia Hardman, “Türkiye makamları, uluslararası hukuka aykırı olarak yüzlerce Suriyeli mülteciyi ve hatta refakatsiz çocukları topladı ve onları Kuzey Suriye’ye zorla geri gönderdi. Türkiye 3,6 milyon Suriyeli mülteciye geçici koruma sağlamış olsa da, şimdi Suriye’nin kuzeyini mültecilerin terk edileceği bir yer haline getirmeye çalışıyor gibi görünüyor” dedi.

Hardman, “AB ve üyesi ülkeler, Türkiye’nin güvenli üçüncü ülke kriterlerini karşılamadığını kabul etmeli ve sınır dışı faaliyetleri sona erene kadar geri gönderme merkezleri ile sınır kontrollerine sağladıkları finansmanı askıya almalıdır. Türkiye’nin ‘güvenli üçüncü ülke’ olduğunu ilan etmek, Suriyeli sığınmacıların kuzey Suriye’ye sınır dışı edilme yoğunluğu ile çelişiyor. Üye devletler bu tespiti yapmamalı ve yeniden yerleşim sayılarını artırarak sığınmacıların iskanına odaklanmalıdır” açıklamasını yaptı.

HRW: Suriye hükümeti halen aynı

Açıklamada, “Türkiye ve diğer hükümetlerden gelen son işaretler, onların Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile ilişkileri normalleştirmeyi düşündüklerini gösteriyor” değerlendirmesi yapıldı.

“Suriye’nin mültecilerin geri dönüşü için güvenli olmamasına rağmen, Mayıs 2022’de Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir milyon mülteciyi Suriye’nin kuzeyinde, hükümetin kontrolü dışındaki bölgelere yerleştirmeyi planladığını açıkladı.

“Geri gönderilenlerin çoğu hükümetin kontrolündeki bölgelerden gelenlerdi, ancak ilgili bölgelere geri dönseler dahi altı milyondan fazla mültecinin oluşmasına neden olan ve ayaklanmalar başlamadan önce bile kendi vatandaşlarına karşı ağır insan hakları ihlalleri gerçekleştiren Suriye hükümeti halen aynı hükümet.

“Sınırdışı eylemleri, dünyadaki diğer tüm ülkelerden daha fazla ve Avrupa Birliği’nin (AB) tümünün neredeyse dört katı kadar mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye’nin cömert siciliyle tam bir tezat oluşturuyor. AB, insani destek ve göç yönetimi için milyarlarca Euro tutarında finansman sağlamıştı.”

39 mülteci ile görüştüler

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Şubat ve Ağustos ayları arasında Türkiye’de geçici koruma sahibi 37 Suriyeli erkek ve 2 Suriyeli oğlan çocuğuyla telefonla veya yüz yüze görüştü. İnsan Hakları İzleme Örgütü ayrıca bu süre zarfında Kuzey Suriye’ye sınırdışı edilenlerin yakınları olan 7 Suriyeli mülteci erkek ve bir mülteci kadınla görüştü:

“Görüşülenlerden 37’si Türkiye makamları tarafından Kuzey Suriye’ye sınırdışı edilmişlerdi. Görüşülenlerin tümü, onlarca hatta yüzlerce kişiyle birlikte sınır dışı edildiklerini ifade ettiler. Tümü, geri gönderme merkezlerinde ya da Suriye sınırında formlar imzalamaya zorlandıklarını söylediler.

“Yetkililerin formları okumalarına izin vermediklerini ve formların içeriğini açıklamadıklarını, ancak formların iddiaya göre gönüllü olarak geri gönderilmeyi kabul etmeleriyle ilgili olduğunu anladıklarını söylediler. Bazıları, yetkililerin formun Arapça yazılmış bir kısmını elleriyle kapattıklarını söyledi.

Korktukları için imzaladılar

“Görüşülenlerin çoğu, geri gönderme merkezlerindeki yetkililerin diğer Suriyelileri de aynı işleme tabi tuttuklarını gördüklerini ilettiler.

“Birçoğu, Türk yetkililerin başlangıçta imzalamayı reddedenleri dövdüğünü gördüklerini, bu nedenle imzalamaktan başka çareleri olmadığını düşündüklerini iletti. Adana’daki bir geri gönderme merkezinde idari gözetim altında tutulan iki erkek, bir form imzalayarak Suriye’ye geri dönme ya da bir yıl idari gözetimde kalma seçeneklerinin kendilerine sunulduğunu ifade etti. İkisi de bir yıl alıkoyulma düşüncesine dayanamadıkları ve ailelerine destek olmaları gerektiği için merkezden ayrılmayı tercih ettiler.

Perdeleri kapatıp evde oturuyor

“On kişi sınırdışı edilmedi. Bazıları serbest bırakıldı ve kayıtlı oldukları illere geri dönmezlerse ve başka bir yerde oldukları tespit edilirse sınırdışı edilecekleri konusunda uyarıldılar. Diğerleri, serbest bırakılmalarına yardımcı olmak için aile üyelerinin de müdahalesiyle avukatlarla iletişim kurmayı başardı. Bazıları hala geri gönderme merkezlerinde davalarının sonuçlanmasını beklemekte, neden alıkonduklarını bilmemekte ve sınır dışı edilmekten korkmaktadır.

“Serbest bırakılanlar Türkiye’deki yaşamı tehlikeli olarak nitelendirerek perdeleri kapalı şekilde evde kaldıklarını ve Türk yetkililerden kaçınmak için sınırlı olarak hareket ettiklerini ifade ettiler.

21 saat kelepçeli yolculuk

“Sınırdışı edilenler, geri gönderme merkezlerinden sınıra, bazı durumlarda 21 saat süren yolculuk boyunca kelepçeli olarak götürüldüler. Öncüpınar (Bab al-Salam) veya Cilvegözü (Bab al-Hawa) sınır kapılarından Suriye hükümetinin kontrolü dışındaki bölgelere zorla götürüldüklerini ifade ettiler. 26 yaşındaki Halepli bir kişi, bir Türk yetkilinin kendisine “geri geçmeye çalışan herkesi vururuz” dediğini belirtti.”

  • BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Haziran 2022’de yaptığı açıklamada, bu yıl 15 bin 149 Suriyelinin gönüllü olarak Suriye’ye geri döndüğünü belirtti.
  • Bab al-Hawa ve Bab al-Salam sınır kapılarını kontrol eden yerel makamlar, bu kapılardan Türkiye’den Suriye’ye gerçekleştirilen aylık sınır dışı işlemlerinin sayılarını yayınlıyor. Şubat ve Ağustos 2022 arasında 11 bin 645 kişi Bab a-Hawa ve 8 bin 404 kişi Bab al-Salam sınır kapılarından sınır dışı edildi.
  • İçişleri Bakanı Süleyman Soylu geçen hafta, “Temel hedefimiz, gönüllü geri dönüşlerdir. Bunun için çalışıyoruz, planlamalarımızı oluşturuyoruz. Şu ana kadar 529 bin Suriyeli kardeşimiz bu kapsamda geri döndü” açıklamasını yaptı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Bakan Bozdağ’dan ‘Başörtüsü Düzenlemesi’yle İlgili Kritik Açıklama

TRT Haber’de katıldığı bir programda soruları yanıtlayan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, başörtüsü düzenlemesiyle ilgili olarak, “Tek maddede değişiklik yapılmasına karar verildi. 24. madde” dedi.

Bakan Bozdağ, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu öncülüğünde CHP tarafından “başörtüsüne yasal güvence” gerekçesiyle hazırlanan kanun teklifi sonrası başlayan tartışmalara ilişkin konuştu.

“CHP’nin TBMM’ye verdiği teklif esasında olmayan sorunu yeniden sorun haline getirecek bir dayanak teşkil ediyor. Özel sektörü ve diğer alanları kapsamıyor. Kamuda sadece bir mesleği icra eden kadınları kapsıyor” diyen Bozdağ, “Bu düzenleme yasakçı zihniyet geldiğinde, olmayan sorunu yasal dayanaklı soruna dönüştürür” diye konuştu.

Sözlerinin devamında CHP’yi eleştiren Bozdağ, “CHP bu teklifi neden verdi? Bu teklif niye şimdi geldi? AYM’de milletin temel hak ve özgürlüklerini dava konusu eden CHP. Sebebi başkanlık sistemidir, 50+1 sistemidir. Kendi sabit oyları yetmeyince, karşıdan oy alacak. Sayın Cumhurbaşkanımızın yenme ve kazanma korkusu onları daha fazla insanlara yaklaşmaya da zorlayacaktır. Cumhurbaşkanımızın 20 yıldır yenilmeyen bir pehlivan oluşu, CHP’yi değişmeye zorlamıştır” ifadelerini kullandı.

‘Tek maddede değişiklik yapılmasına karar verildi’

Habertürk’ün aktardığına göre CHP’nin teklifi sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Anayasa değişikliği teklifi gelmesini de hatırlatan Bozdağ, “Kılıçdaroğlu, Meclis’e teklifi verince, Cumhurbaşkanımız artık böyle bir sorun olmadığını söyleyerek karşı bir teklifte bulundu. Biz bir çalışma yaptık, önce siyasilerle arkasından Anayasa hukuku profesörlerle bir araya geldik. Daha sonra Kabine bir sunum yaptım. Görüşmeler sonrası şuna karar verdik. Tek maddede yapalım. Tek maddede değişiklik yapılmasına karar verildi. 24. madde. Bu düzenleme sadece başını örten kadınlar için değil başı açık kadınların da hakkını koruyacak” şeklinde konuştu.

Paylaşın

Erdoğan, CHP’yi Köşeye Sıkıştırmak İstiyor!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “türban serbestisi” çağrısına karşı “anayasa” çıkışı yapan AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu hamlesiyle, CHP’yi köşeye sıkıştırmak istiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki gün, Malatya’da, “türban serbestisi” ile ilgili partisinin hazırladığı anayasa değişiklik teklifine ilişkin “Başörtüsü konusundaki anayasa değişikliğini Meclis’e gönderdik. Sapkın akımlara karşı ailenin de korunmasını içeren bir anayasa değişikliğinin hazırlığına başladı. Kabul edilirse önemli bir kazanım olmuş olacak. Şunu da yapabiliriz: Sıkıyorsa gel, referanduma gidelim. Parlamentoda bu iş çözülmüyorsa millete götürelim, kararı millet versin” çıkışında bulunmuştu.

Erdoğan’ın bu çıkışının ardından CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a, “Macaristan Başbakanı Viktor Orban” benzetmesinde bulunarak “Tek parti döneminde bile kadının kılık kıyafetiyle uğraşılmamıştır. Bizim söylediğimiz kanun teklifi bu felsefeyi taşıyor” diyerek CHP’nin yasa teklifine destek vermesini istemişti.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu‘nun AK Parti kaynaklarından aktardıklarına göre, Erdoğan bu çıkışı ile CHP’yi “samimiyet testine tabi tutmak” istiyor. CHP’nin, “başörtüsü teklifinde samimi olmadığını” düşünen Erdoğan’ın, “yurttaşlar nezdinde de CHP’nin başörtüsü teklifinde samimi olmadığını, LGBTİ+ düzenlemesini bahane ederek başörtüsü değişikliğine hayır diyeceğini kanıtlamak istediği” belirtiliyor.

“360’a destek verin”

AK Partili kaynaklar, Erdoğan’ın “referandum” çıkışıyla birlikte CHP’yi “Meclis’te de test etmek istediğini” kaydediyor. AK Partiye göre CHP, “anayasa değişikliği teklifini referanduma götürebilmek için de onay vermeyecek.” Söz konusu anayasa değişikliğini referanduma götürebilmek için parlamentoda 360 milletvekilinin “evet” oyu vermesi gerekiyor.

Değişikliğin doğrudan TBMM’de kabul edilebilmesi için de 400 milletvekilinin onayı şart. AK Partili kaynaklar, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Biz diyoruz ki ‘Madem AKP’nin hazırladığı anayasa değişikliği teklifine onay vermek istemiyorsunuz. O zaman hakem halk olsun. Başörtüsü konusunda samimi olduğunuzu ifade ediyorsanız, gelin 400 milletvekili ile değişikliği doğrudan TBMM’den geçirmek yerine halkın oyuna gidelim. Cesaretiniz varsa, 360 için destek verin. Halk ne derse o olsun. Ailenin korunmasını da içeren anayasa değişikliği teklifine CHP neden ‘hayır’ diyecek? Bunu Türk halkına nasıl anlatacak?”

“Meydanda anlatırız”

AK Parti kanadı, seçimlere az bir zaman kala CHP’nin anayasa değişikliği teklifine “hayır” demesi durumunda Erdoğan’ın, meydanlarda bu durumu yurttaşlara anlatacağına da dikkat çekiyor. AK Parti’de, “Kılıçdaroğlu, daha önce çözümlenmiş bir konuyu yeniden gündeme getiriyor. Sonra ‘Gelin, teklifimize destek verin’ diyor. Biz de diyoruz ki ‘Madem bu kadar başörtüsü ile ilgili kaygıların var, gel sen bize destek ver, bunu anayasal güvence altına alalım.’ Kılıçdaroğlu’nun, bu değişiklik teklifine ‘hayır’ demesi durumunda, bunu elbette meydanlarda halka anlatırız. Madem daha önce Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığın başörtüsü serbestisinde bugün samimisin, yurttaşlarla helalleşmek istiyorsun, o zaman ‘hayır’ın gerekçesini de anlat. Biz de halka neden hayır dediğini anlatalım” yorumları yapılıyor.

Paylaşın

AFP, Türkiye’deki Doktor Göçünü Mercek Altına Aldı

Dünya’nın en eski haber ajansı AFP (Agence France-Presse), son dönemde sıkça gündeme gelen Türkiye’deki doktor göçünü mercek altına aldı. Haberde, yaşam maliyetlerinin artmasıyla pek çok kişinin ülkeden ayrılmayı planladığı yazıldı.

Habere göre doktorlar uzun çalışma saatleri, sağlıkta şiddet, sözlü taciz ve üstlerinin zorbalığı sebebiyle koşullarının kötüleştiğini düşünüyor.

Devlet hastanelerinde uzman doktorların yaklaşık 18 bin TL (1000 dolar) kazandığını belirten haber ajansı, bunun asgari ücretin üç katından fazla olduğunu ancak yine de Avrupa’daki doktorların çok gerisinde kaldığını vurguladı.

Ankara, bu sorunu çözmek için temmuzda yüzde 42 zam yapmış, ayrıca hem doktorların ekonomik durumunu iyileştirmek hem de sağlıkta şiddeti önlemek için ağustosta “Beyaz Reform”u hayata geçirmişti.

Bu düzenlemeler, ülkeden ayrılan doktorların sayısını ve doktorların devlet hastanelerinden özel hastanelere geçişini azaltmayı amaçlıyor.

Ancak Türkiye’den ayrılmak isteyen sağlıkçıların sayısı artıyor. Örneğin yurtdışına gitmek için gereken İyi Hal Belgesi’ne 2012’de sadece 59 doktor başvurmuştu. Bu yılın ilk 9 ayında 1938 doktor belgeyi istedi.

İstanbul Tabip Odası Başkanı Nergis Erdoğan, tıp fakültelerindeki birinci sınıf öğrencilerinin bir kısmının Almanca kursuna gitmeyi hedeflediğini ifade etti.

Türkiye’de doktorların 3-5 dakikada bir yeni hasta baktığını belirten Erdoğan, şöyle konuştu: Kariyerimde bazen günde 80 ila 100 hasta baktım. Günde 25 hasta bile çok fazla.

“Geleceğe dair bütün umudumuzu yitirdik”

AFP’ye konuşan ve soyadının açıklanmasını istemeyen anestezi uzmanı Mesut, hastalara yardım etmek ve ülkesine faydalı olmak için doktor olduğunu ancak artık yurtdışına taşınmayı planladığını belirtti. Doktor Mesut, İstanbul’da çalıştığı özel hastanedeki işinden ayrılıp gelecek yıl hemşire eşi ve iki çocuğuyla Almanya’ya yerleşeceğini söyledi.

“Geleceğe dair bütün umudumuzu yitirdik” diyen 38 yaşındaki doktor, şu ifadeleri kullandı: Meslektaşlarımla ve yakın arkadaşlarımla konuştuğumda, hepsi çaresiz. Herkes alternatif seçenekleri düşünüyor.

Mesut, yaklaşık 37 bin TL (2 bin dolar) kazandığını ancak Türkiye’de hayatın çok pahalı olduğunu ve maaşının ailesine yetmediğini kaydetti:

Çok çalışıyoruz ama aldığımız paranın hiçbir değeri yok. Hastalar şiddet uyguluyor, dayak atıyor ve saldırıyor. Bütün motivasyonumuzu kaybettik.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, yurtdışına gitmek isteyen doktorlarla ilgili martta “Giderlerse gitsinler” demişti.

Erdoğan geçen aysa yurtdışına gitme isteyenlerle ilgili “Sırf daha iyi arabaya binmek, sırf daha yeni telefon alabilmek, sırf daha çok konsere gidebilmek gibi süfli heveslerle ellerin yani başka ülkelerin, başka toplumların kapısına varanlara acıyarak bakıyorum” diye konuşmuştu.

Doktor Mesut, Erdoğan’ın bu yaklaşımının “bardağı taşıran son damla” olduğunu söyledi: Bu meslekte zaten çok fedakarlık yapıyoruz. Bir süredir düşünüyordum ama Cumhurbaşkanımızın ‘Giderlerse gitsinler’ sözü yurtdışına gitme kararımda büyük rol oynadı.

“Hepimiz yurtdışına gitmeyi hayal ediyoruz”

Birinci sınıf öğrencisi Mehmet Cihan Dulluç ise yurtdışında iş bulabilmek için İngilizce okumayı seçtiğini belirtti: Hepimiz yurtdışına gitmeyi hayal ediyoruz. Mezun olmadan önce bile fırsatım olursa Avrupa’ya gitmek isterim.

Paylaşın

Demirtaş’tan Erdoğan’ın ‘Kürtlükle Alakası Yok’ Sözlerine Çarpıcı Yanıt

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Şu anda Edirne Cezaevi’nde olan zatın Kürtlükle alakası var mı? Yok. Bu adam Kürt değil” sözlerine yanıt veren Selahattin Demirtaş, “Tek adamlığa kendisini öyle kaptırmış ki, benim ne olduğuma da kendi karar veriyor” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yanıt verdi.

Sosyal medya üzerinden Erdoğan’ın Diyarbakır’daki açılışta kullandığı “Şu anda Edirne Cezaevi’nde olan zatın Kürtlükle alakası var mı? Yok. Bu adam Kürt değil” ifadelerini alıntılayan Demirtaş, şu ifadeleri kullandı:

“Tek adamlığa kendisini öyle kaptırmış ki, benim ne olduğuma da kendisi karar veriyor! Sen onu bunu boş ver de Diyarbakır’a bir daha gidersen “Kim hırsız” diye bir sor. Yalnız, mitinge gidecek kardeşlerim yanlarına kıymetli eşya almasınlar. Ne olur ne olmaz.”

Erdoğan ne demiti?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Diyarbakır’da halka hitap ettiği konuşmada özetle şu ifadeleri kullanmıştı:

“Nerede bu Batı’nın insan hakları savunucuları? Nerede bunlar? Bir kere gelip de Diyarbakır Anneleri’ni gelip ziyaret ettiler mi? Gördüler mi? Onlar sadece sahne artisti. Diyarbakır’daki kardeşlerim bunlara yüz vermediler. Peyderpey evlatları da dönüp geldi. Milletimizle aramızda nifak sokmak için her yolu deneyenlerin kirli yüzlerini tek tek ortaya çıkardık.

“Yine bir eş başkanları var…”

Diyarbakır’ın yaşadığı karanlık günler de geride kalmıştır. Şu anda Edirne Cezaevi’nde olan zatın Kürtlükle alakası var mı? Yok. Bu adam Kürt değil. Ama Kürt kardeşlerimi sömürüyor. Bunun hesabını benim Kürt kardeşlerim sormayacak mı? Soracak.

Yine bir eş başkanları var. Kürt mü? Değil. Ama benim Kürt kardeşlerimi sömürüyor.  Diyarbakır ekonomisiyle, kültür ve sanatıyla, altyapısıyla yoluna kararlı bir şekilde devam etmektedir. Artık Diyarbakır huzurun şehridir.

Diyarbakır Cezaevi Kültür Bakanlığına devredildi

Son ziyaretimde Diyarbakır Cezaevi’ni boşaltma ve kültür merkezi yapma sözünü vermiştim. Sözümüzü tuttuk. Bugün itibariyle Diyarbakır Cezaevi, Adalet Bakanlığımızdan Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmiştir. Geçmişte nice acılara, zulümlere konu olan

Diyarbakır Cezaevi binası artık hem hafıza, hem de farklı alanlarda faaliyet yürütme imkanı sağlayan bir eser olarak hizmet verecektir. Şimdiden Diyarbakırımıza hayırlı olmasını diliyorum. Diyarbakır Cezaevi müze oluyor. Kütüphanesiyle, sanat, gösteri alanlarıyla artık bu cezaevi ortadan kalkıyor.

Elbette ki Diyarbakır’ın bu güzel tablosundan rahatsız olanlar da var. Adeta kahroluyorlar. Rahatsızlıklarının bir sebebi de bunların gerçek yüzlerini sizlerle paylaşıyor olmam.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nı hedef aldı

İşte şimdi son tartışmaları görüyorsunuz. Kürt kardeşlerimi bir avuç sapkının oyuncağı haline getirmek isteyenlerin, sizin iradenizi nasıl istismar ettiğini görüyorsunuz. HDP denen parti görünümlü emperyalist operasyon aygıtı, sadece 50 bin vatandaşımızın canına mal olan terör örgütünün payandası değildir.

Bu fitne yuvası, tüm sapkınların aktörü durumundadır. Biliyorsunuz CHP, kurduğu altılı masaya çantada keklik olarak gördüğü bunları almaya tenezzül dahi etmemiş, masanın altında onları tutma yoluna gitmiştir. Bunlar da masa altında kalmış olmanın mahcubiyetiyle gidip, İstanbul’da adı sanı duyulmayan bir grup marjinal partiyle güya ittifak kurmuşlar.

İttifak kurdukları parti tabelalı örgütlerin söylemlerinin ne sizlerle ne de bu ülkenin vatanına, milletine, değerlerine bağlı herhangi bir vatandaşıyla en ufak bir ilgisi yoktur.”

 

Paylaşın

Galatasaray’ın Ligde Galibiyet Hasreti Üç Maça Çıktı

Süper Lig’in 11. haftasında Galatasaray ile Alanyaspor, Ali Sami Yen’de karşı karşıya geldi. Hakem Ali Palabıyık’ın düdük çaldığı karşılaşma 2-2 sona erdi. Bu sonuçla birlikte Galatasaray’ın ligde galibiyet hasreti üç maça çıktı.

Haber Merkezi / Galatasaray’ın gollerini 11. dakikada Mertens ve 22. dakikada Icardi atarken, Alanyaspor’un gollerini 68. dakikada Balkovec ve 90. dakikada Hassan kaydetti.

Galatasaray’da Sacha Boey 31. dakikada, Abdülkerim Bardakcı da  90+4 dakikada direkt olarak kırmızı kartla oyun dışında kaldı.

Galatasaray, bu sonucun ardından puanını 18’e yükseltirken, Alanyaspor’da 13’e yükseltti.

Karşılaşmadan dakikalar:

11. dakikada Galatasaray 1-0 öne geçti. Oliveira’nın pasıyla ceza yayının sol tarafında topla buluşan Icardi, sağ ayağının dışıyla savunmanın arkasına kaçan Mertens’i gördü. Bu futbolcu, kale sahası önünde gelişine yaptığı vuruşla meşin yuvarlağı filelere gönderdi.

17. dakikada sağ taraftan Boey’in ortaladığı topa kale önünde Mertens’in yaptığı vuruşta meşin yuvarlak kaleci Runarsson’da kaldı.

22. dakikada Galatasaray skoru 2-0 yaptı. Alanyaspor ceza sahasında Efkan Bekiroğlu’nun hatalı pasında araya giren Oliveira, topu kafayla Icardi’ye indirdi. Bu futbolcu, kale sahası önünde kontrol ettiği meşin yuvarlağı düzgün bir vuruşla ağlarla buluşturdu.

31. dakikada Alanyaspor’un hızlı atağında Sacha Boey’in orta sahada Candeias’a yaptığı müdahalenin ardından hakem Ali Palabıyık, Boey’e direkt kırmızı kart göstererek oyun dışı bıraktı.

38. dakikada Rashica’nın sağdan attığı uzun pasta ters taraftan ceza sahasına giren Mertens’in yerden vuruşunda, kaleci Runarsson topu yandan kornere attı.

45. dakikada Torreira’nın pasıyla ceza sahasının sol çaprazında topla buluşan Mertens’in şutunda, meşin yuvarlak kaleci Runarsson’da kaldı.

54. dakikada ceza sahası dışı sol çaprazında topla buluşan Oğuz Aydın plase şutunda Galatasaray savunmasına da çarpan meşin yuvarlak üst direkten oyun alanına döndü.

59. dakikada Efkan’ın pasında topla buluşan Lusamba’nın ceza sahası içine sağ çaprazdan girerek yaptığı vuruşta meşin yuvarlak üstten auta gitti.

66. dakikada ceza sahası dışında topla buluşan Balkovec’in yaptığı sert vuruşta meşin yuvarlağı kaleci Muslera kornere çeldi.

68. dakikada konuk takım farkı 1’e indirdi. Ceza yayının sağından kazanılan serbest vuruşu kullanan Balkovec, meşin yuvarlağı kaleci Muslera’nın sağındaki direğin dibinden ağlarla buluşturdu: 2-1

76. dakikada sol taraftan Balkovec’in kullandığı köşe vuruşunda arka direkte topla buluşan Fer’in vuruşunda meşin yuvarlağı Muslera oyun alanına çeldi. Dönen topu takip eden Fer’in tekrar yaptığı vuruşta meşin yuvarlak üstten auta gitti.

84. dakikada sağ kanatta dar açıdan Balkovec’in direkt kaleye kullandığı serbest vuruşta meşin yuvarlağı kaleci Muslera kornere gönderdi.

90+1. dakikada Alanyaspor beraberliği yakaladı. Zinedine Ferhat’ın sağdan ortasında altıpasa hareketlenen Ahmed Hassan, şık bir dokunuşla meşin yuvarlağı ağlara gönderdi: 2-2

90+4. dakikada Abdulkerim Bardakcı’nın Efecan Karaca’ya yaptığı müdahaleyi hakem Ali Palabıyık direkt kırmızı kart olarak değerlendirdi ve Abdulkerim Bardakcı’yı oyundan attı.

Stat: Ali Sami Yen

Hakemler: Ali Palabıyık, Erdem Bayık, Serkan Çimen

Galatasaray: Muslera, Boey, Nelsson, Abdulkerim Bardakcı, Kazımcan Karataş (Berkan Kutlu dk. 58), Torreira, Oliveira (Emin Bayram dk. 71), Rashica (Midstjo dk. 71), Kerem Aktürkoğlu, Mertens (Dubois dk. 46), Icardi (Seferovic dk. 78)

Alanyaspor: Runarsson, Fatih Aksoy (Doumbia dk. 57), Furkan Bayır, Rassoul (Pereira dk. 57), Yusuf Özdemir (Balkovec dk. 46), Lusamba (Zinedine Ferhat dk. 70), Fer, Efkan Bekiroğlu, Efecan Karaca, Candeias (Oğuz Aydın dk. 46), Ahmed Hassan

Goller: Mertens (dk. 11), Icardi (dk. 22) (Galatasaray), Balkovec (dk. 68), Ahmed Hassan (dk. 90+1) (Alanyaspor)

Kırmızı kartlar: Boey (dk. 31), Abdulkerim Bardakcı (dk. 90+4) (Galatasaray)

 

Paylaşın

Meteoroloji’den “Kuvvetli Yağış” Uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Rize ve Artvin’in kıyı kesimleri ile Trabzon’un doğusu için kuvvetli ve sağanak yağışın, Doğu Anadolu’nun kuzeydoğusunda karla karışık yağmur ve yer yer kar yağışı beklendiği uyarısında bulundu.

Haber Merkezi / Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) tarafından yapılan son değerlendirmelere göre, ülkemizin kuzey ve doğu kesimlerinin parçalı ve yer yer çok bulutlu, Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları, Doğu Anadolu’nun kuzeydoğusu, Sinop ve Artvin çevreleri ile Kastamonu’nun kıyı kesimlerinin yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

Yağışların, Rize ve Artvin’in kıyı kesimleri ile Trabzon’un doğusunda kuvvetli olmak üzere; genellikle yağmur ve sağanak, Doğu Anadolu’nun kuzeydoğusunda karla karışık yağmur ve yer yer kar şeklinde olması bekleniyor.

Hava sıcaklığının, Orta ve Doğu Karadeniz’de 2 ila 4 derece azalacağı diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacağı tahmin ediliyor.

MGM, yağışların kuvvetli olması beklenen yerlerde, vatandaşların yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olması uyarısında bulundu.

Bölgelerimizde hava durumu ise şöyle;

  • Marmara Bölgesi: Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
  • Ege Bölgesi: Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
  • Akdeniz Bölgesi: Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
  • İç Anadolu Bölgesi: Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
  • Karadeniz Bölgesi: Batı Karadeniz, parçalı ve az bulutlu, Sinop çevreleri ile Kastamonu’nun kıyı kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Orta ve Doğu Karadeniz, parçalı ve çok bulutlu, kıyı kesimleri ile Artvin çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Rize ve Artin’in kıyı kesimleri ile Trabzon’un doğusunda kuvvetli olması bekleniyor.
  • Doğu Anadolu Bölgesi: Parçalı ve az bulutlu, kuzeydoğusunun yer yer çok bulutlu, karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
  • Güneydoğu Anadolu Bölgesi: Az bulutlu ve açık, geçeceği tahmin ediliyor.
Paylaşın

Dikkat Çeken Araştırma: Sars-CoV-2 Yüzde 99,9 Laboratuvar Kaynaklı

Almanya’da henüz yayınlanmamış bilimsel bir araştırma, dünya genelinde altı milyondan fazla kişinin hayatını kaybetmesine neden olan Sars-CoV-2 virüsünün laboratuvarda üretilme ihtimalinin yüzde 99,99 olduğunu ileri sürdü.

Şubat ayında ABD’de yapılan iki bilimsel araştırma araştırma, Covid-19’un kaynağının Çin hükümetine bağlı bir laboratuvar değil, Vuhan’daki hayvan pazarı olduğuna işaret etmişti. Fakat bu araştırmadan sadece bir sene önce Dünya Sağlık Örgütü Covid-19’un laboratuvar sızıntısı olduğu teorisini yok saymak için henüz “erken” olduğunu işaret etmişti.

Üç Alman araştırmacının kısa süre önce çevrimiçi olarak yayınladıkları ve henüz bilimsel bir inceleme sürecinden geçmemiş olan ön yayında, Sars-CoV-2’nin kasıtlı olarak genetiği değiştirilmiş bir virüs olduğuna dair argümanlar sunuldu.

Araştırmanın yazarlarından Valentin Bruttel, 2021 yazının başlarında Sars-CoV-2’nin genomundaki ilk anormallikleri fark ettiğini söyledi.

Bruttel, “Diğer moleküler ipuçlarıyla birlikte, sonuçlarımız bu virüsün yüzde 99,9 oranında yapay, muhtemelen doğal bir virüsün manipüle edilmiş bir kopyası olduğunu gösteriyor. Muhtemelen bunun için kullanılan yöntemler, sentetik virüsler üretmek için bireysel viroloji laboratuvarları tarafından da çok benzer bir biçimde kullanılıyor” dedi.

Sars-CoV-2 koronavirüsü resmi rakamlara göre altı milyondan fazla kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Bu rakamın gerçekte 18 milyon olabileceği tahmin ediliyor. Böylesine ölümcül bir virüsün kaynağı konusunda ise sis perdesi henüz resmi anlamda kalkmış değil.

“Covid-19 genomunda düzenli parmak izleri”

Sars-CoV-2 genomunda hedefe yönelik manipülasyon için bir tür “parmak izi” keşfettiklerini belirten Alman araştırmacılar, bunun virüsün genomunda düzenli olarak tekrar eden bir model olduğunu söylüyor. Bruttel, Sars-CoV-2 gibi RNA virüslerini genetik olarak değiştiren laboratuvarların, önce genetik materyali tek tek DNA yapı taşlarından bir araya getirdiğini açıklıyor. Bu yöntemde, genomda bu yapı taşlarının birleşme noktalarının yakınında görünür “tanıma bölgeleri” kaldığını işaret eden araştırmacı, bu bölgeler sayesinde birçok farklı yapay virüs varyantının kolayca oluşturulabildiğini de ifade ediyor.

Araştırmalarında bilinen yapay olarak yaratılmış virüslerin genomları ile doğal “model” virüsleri karşılaştıran Bruttel ve meslektaşları, doğal virüslerde tanıma bölgelerinin “tamamen rastgele dağıldığını” bununla birlikte genetik olarak bir araya getirilmiş virüslerde ise “her zaman belirli bir düzen” görüldüğünü söylüyor. Elde ettikleri ilk sonuçların ise doğal evrimin bu modeli tesadüfen üretmiş olma olasılığının “en fazla 100’de 1, muhtemelen çok daha düşük” olduğunu gösterdiğini sözlerine ekliyor.

Araştırmanın Sars-CoV-2’nin bir laboratuvarda sentetik olarak yaratıldığının bir kanıtı olmadığını ifade eden Alman araştırmacılar, virüsün desenini “bir cinayet silahı üzerindeki parmak izi”ne benzetiyor. “En az on başka sentetik RNA virüsünde de bulunan böyle bir modelin burada tamamen tesadüfen ortaya çıkmasının son derece düşük bir ihtimal olduğunu gösterdik” diyerek ihtimalin kuvvetli olduğunu vurguluyor.

“Saçma bir araştırma”

Araştırma dünyasının virüsün kaynağı konusunda ikiye bölünmüş olması nedeniyle araştırmaya bir kısım bilim insanı sert eleştiriler yöneltti. ABD’deki Scripps Araştırma Enstitüsü’nden immünolog Kristian Andersen Twitter’dan yaptığı paylaşımlarda çalışmayı “saçmalık” olarak nitelendirdi. Andersen, çalışmanın “bir moleküler biyoloji anaokulunda bile geçemeyecek kadar kusurlu” olduğunu yazdı.

Alman virolog Friedemann Weber de Andersen’in ön baskıya yönelik eleştirilerini Twitter üzerinden yineledi. Giessen Üniversitesi Viroloji Enstitüsü’nün başında bulunan Weber, mesajlarında Bruttel ve meslektaşlarının bahsettiği izler olmadan da virüsleri genetik olarak manipüle etmenin mümkün olduğunu savundu.

Bruttel, yapay virüsler tarafından kazara tetiklenen bir pandemi riskinin hala hafife alındığı uyarısında bulunuyor. “Yapay olarak üretilen pek çok virüs, Sars-CoV-2’den kat kat daha ölümcüldür.” Yaklaşık on yıl önce son derece tehlikeli kuş gribi üzerinde yaptığı genetik deneylerle infial yaratan virolog Ron Fouchier’i hatırlıyor. Bruttel şu uyarıda bulunuyor: “Bu şekilde değiştirilmiş bir virüs kaçarsa, karmaşık tedarik sistemlerimizin tamamen çökmesine yol açabilir.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

 

Paylaşın