CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Erdoğan, Aday Olmamdan Çok Korkuyor

“Cumhurbaşkanı Erdoğan sürekli her fırsatta isminizi telaffuz ediyor. Aday olmanızdan çekiniyor mu, korkuyor mu?” sorusuna CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ‘evet, çok korkuyor’ şeklinde yanıt verdi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TELE1’den Yılmaz Polat’a konuştu.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan sürekli her fırsatta isminizi telaffuz ediyor. Aday olmanızdan çekiniyor mu, korkuyor mu?” sorusuna Kılıçdaroğlu, şöyle yanıt verdi:

“Korkmasa televizyonda karşıma çıkar tartışırız. Birçok kez kendisini televizyonda hem de kendi istediği bir televizyonda medeni bir şekilde tartışmaya davet ettim ama sürekli kaçıyor. Bir kez daha söylüyorum. Gel kamuoyu önünde tartışalım.”

Kılıçdaroğlu, ayrıca, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayının seçileceğinden kuşkusu olmadığını söyledi.

Yılmaz Polat’ın Kılıçdaroğlu’nun adaylık ve Altılı Masa ile ilgili yaptığı açıklamalar yazısının bölümü şöyle:

“‘Kamuoyunda 6’lı masadan aday olarak sizin isminizin çıkacağına ilişkin kanaatler çok yaygın. Yani en güçlü aday olarak gösteriliyorsunuz’ şeklinde bir cümle kullanarak tepkisini almak istedim ancak CHP lideri yorum yapmadı, sessiz kalmayı tercih etti.

Kılıçdaroğlu, ‘Erdoğan Yönetimini, icraatları ve Erdoğan’ı yakından izliyor.

Bürokraside ‘olup- bitenlerden ’haberdar olduğunu ve ayrıntılı yoğun bir çalışma yaptıklarını belirtiyor. ‘Liyakat’ öncelikleri arasında.

Kılıçdaroğlu Cumhuriyet’in yüzüncü yıldönümü hazırlıklarına şimdiden başladıklarını bildirdi, Kasım sonu yada Aralık ayı başı gibi çok önemli açıklamalar yapacaklarını açıkladı.

Kılıçdaroğlu’na göre Erdoğan Cumhuriyetin yüzüncü yıldönümünde seçimi kaybedip iktidardan gitmiş olacak.

Bu arada ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan sürekli her fırsatta isminizi teleffuz ediyor. Aday olmanızdan çekiniyor mu? korkuyor mu’ diye sordum.

‘Evet, çok korkuyor’ dedi.

‘Korkmasa televizyonda karşıma çıkar tartışırız. Birçok kez kendisini televizyonda hem de kendi istediği bir televizyonda medeni bir şekilde tartışmaya davet ettim ama sürekli kaçıyor. Bir kez daha söylüyorum. Gel kamuoyu önünde tartışalım ’ diye ekledi.

Anlaşılan CHP lideri, sandığa gidinceye kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı televizyon tartışmasına davet etmeye devam edecek.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na ‘İngiliz şarkıcı Yusuf İslam’ın Saray’da özel verdiği konserden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İslam’ın hediye ettiği gitarı çalmasıyla ilgili görüşlerini de sordum.

‘Sanat ve sanatçı karşıtı , konser yasaklatan bir kişinin eline gitar alması ya da çalmasını sanatla kültürle ilgili herkesin, sanatçıların takdirine bırakıyorum’ dedi, Erdoğan’ın yasakçı sanat-kültür politikasına dikkat çekti.

Kılıçdaroğlu bu arada kısa süreli yurt dışı ziyaretleri yapıyor. Bu hafta İngiltere’ye gidecek. Dış politika konularını ayrıntılı konuşamadık. Dünyadaki ve bölgemizdeki gelişmeleri yakından izlediğini söyledi.

Washington, Brüksel ve Londra gibi önemli başkentlere bir mesajınız olacak mı’ diye sordum, ‘mesajının tüm başkentlere olduğunu’ söyledi, şu mesajı verdi:

‘Erdoğan ve Yönetimi demokratik yollardan gidiyor. Seçimi kaybediyor. Bundan sonraki muhatabınız Millet İttifakı’nın adayı ve yönetimi olacak.

Ankara’da olduğum kısa süre içinde CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’yla iki kez sohbet etme imkanım oldu. Değişik görüşte siyasetin bazı önemli isimleriyle bir araya gelip eğilimleri öğrenmeye çalıştım.

Masa ayakları üzerinde durmaya devam edecek gibi görünüyor.

Şüphesiz aday konusunda son noktayı 6’lı masa koyacak.

Kişisel kanaatim, ‘ CHP liderini ‘güçlü bir Cumhurbaşkanı ’ olmaya hazır ve bir ‘aday’olarak gördüm.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Güney Kore: Cadılar Bayramı İzdihamında Can Kaybı 151’e Yükseldi

Güney Kore’nin başkenti Seul’de Cadılar Bayramı kutlamaları sırasında kalabalığın dar bir sokakta ileri itilmesi sonucu oluşan izdihamda can kaybı 151’e yükseldi. izdihamda 19’u ağır 82 kişi de yaralandı.

Konuya ilişkin açıklama yapan yetkililer, hayatını kaybedenlerin büyük kısmının 20’li yaşlardaki gençler olduğunu, 97 kadın ve 54 erkeğin izdihamda can verdiğini bildirdi. Ölenlerden 19’unun yabancı uyruklu, aralarında Çin, Özbekistan ve Norveç vatandaşları var.

Türkiye’nin Seul Büyükelçiliği, izdihamda ölen veya yaralanan Türkiye vatandaşının bulunmadığını açıkladı

355 kayıp ihbarı

Seul şehir yönetimi, olayla bağlantılı 355 kayıp ihbarının alındığını açıkladı.

Ulusal İtfaiye Teşkilatı yetkililerinden Choi Cheon-sik, izdihamın, eğlence mekanlarının yer aldığı dar sokakta arka taraftakilerin kalabalığı itmeleri sonucu yaşandığını düşündüklerini belirtti. Choi, olay yerine 800’den fazla acil durum görevlisi ve 140 civarında acil durum aracı sevk edildiğini dile getirdi.

Ulusal medyada yer alan bazı haberlere göre izdiham, Itaewon’daki eğlence mekanına kimliği açıklanmayan bir ünlünün geleceğine dair söylentilerle kalabalığın buraya akın etmesi sonucu yaşandı.

100 bin kişi katıldı

Seul’ün merkezindeki Itaewon’daki Cadılar Bayramı kutlamalarına yaklaşık 100 bin kişinin katıldığı tahmin ediliyor.

Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde, izdiham sonrasında onlarca kişinin yerlerde cansız yattığı ve acil servis çalışanları ile diğer kişilerin onlara kalp masajı yaptığı görülüyor.

Görgü tanıkları büyük bir kalabalığın aniden 4 metre enindeki sokağa doluştuğunu, arkadakilerin baskısıyla öndekilerin düşerek üst üste yığıldığını aktardı.

Ölü sayısının artmasından endişe edilirken polisin hayatının kaybedenlerin kimliklerinin tespit edilmesi ve aileleri ile irtibat kurulması için çalışmalarını sürdürüyor.

Ulusal Yas ilan edildi

Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol, olayın hemen ardından düzenlediği acil durum toplantılarında olay yerinde hızlı ilk yardım görevlilerinin sevk edilmesi ve yaralıların tedavi edilmesi talimatını verdi. Yoon, ayrıca olayla ilgili adli soruşturma başlatılmasını istedi.

Televizyonlardan halka seslenen Yoon, “ulusal yas” ilan ederken, “Bu trajedi ve felaket asla yaşanmamalıydı” dedi.

ABD Başkanı Joe Biden, Seul’da yaşanan izdiham nedeniyle Güney Kore halkına taziyelerini iletti. Biden, yaptığı açıklamada, “(Eşim) Jill ve ben Seul’de sevdiklerini yitiren ailelere başsağlığı diliyoruz. Kore halkının yasını paylaşıyor, yaralılara acil şifalar diliyoruz” dedi.

ABD ile Güney Kore’nin ittifakının her zamankinden daha canlı ve hayati, iki halk arasındaki bağların her zamankinden güçlü olduğunu vurgulayan Biden, “ABD, bu trajik zamanda Kore Cumhuriyeti’nin yanındadır” diye konuştu.

Paylaşın

HDP’li Sancar: Cumhuriyet Fikriyle Ve Modeliyle Bizim Sorunumuz Yok

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Cumhuriyet demokrasiyle buluşmalı. Bizim temel hedeflerimizden biri, programımızda da yer alan bir ilke olan Demokratik Cumhuriyet. HDP Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesini istiyor. Cumhuriyet fikrini, modelini savunuyoruz, mevcut Cumhuriyet’in kendisinden bağımsız olarak” dedi ve ekledi:

“Yani Cumhuriyet fikriyle ve modeliyle bizim sorunumuz yok, bizim Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş sürecinde yaşanan dışlama, tekleştirme, ulus devleti bu şekilde kurma anlayışıyla ve uygulamalarıyla sorunumuz var. Onlara yönelik eleştirilerimiz ve onlara yönelik çeşitli programlarımız oluyor. Şimdi hedefimiz, 100’üncü yıl gelirken Cumhuriyet’i demokratikleştirmek”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Yeniden TV Youtube kanalında Ayşegül Doğan’ın sorularını yanıtladı. Sancar’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“İktidar seçimlere muhalefeti susturarak, toplumu sindirerek girmek istediğini her vesileyle gösteriyor. Sansür yasası bunun son adımlarından birisiydi. Seçimler yaklaştıkça iktidar etkili muhalefeti susturmayı hedefliyor. Bu iktidarın en temel sütunu savaş politikaları. Bu savaş politikalarıyla hem içeride Kürt sorununa askeri yaklaşım, hem de bölgede askeri operasyonlarla bu konuyu sıcak tutmak istiyor. Bunun da iktidar açısından anlaşılır yanları var. Bu şekilde kendi tabanını konsolide edeceğini varsayıyor, öte yandan muhalefeti bu yolla ayrıştırmanın daha kolay olduğunu öngörüyor. Milliyetçi duyguları kabartarak seçimlere bu şekilde gitmek niyetinde. Böyle olunca da savaş politikalarıyla ilgili en fazla ses çıkaran, en eleştirel yaklaşan, haber ve hakikat peşinde olan gazeteciler susturulmak isteniyor.

Tutuklananlar Mezopotamya Ajansı ve Jinnews’in basın mensupları. Bunlar iktidarın özellikle savaş politikaları konusunda her vesileyle ve her imkânı zorlayarak haber yapan gazeteciler, bu da iktidarın “aşil topuğu.”

Kendi etrafında bir devlet mutabakatı oluşturmayı hedefliyor iktidar. Yani devletçi bir mutabakatı muhalefete de bir şekilde empoze ediyor. Çeşitli vesilelerle kritik meseleleri bir devlet ve beka sorunu haline getiriyor. Muhalefet de devlet-devletçilik söz konusu olduğunda ya çok temkinli davranıyor ya suskun kalıyor, Şebnem Korur Fincancı hocamızın örneğinde de böyle oldu. İktidar bir oyun sahası çiziyor ve bu oyun sahasına çok kritik noktalar yerleştiriyor, bu kritik noktalara muhalefetin itiraz etmeyeceğini biliyor veya varsayıyor ve genellikle bunda yanılmıyor; muhalefet iktidarın devletçi mutabakat çerçevesinde çizdiği konularda onun sahasını terk edemiyor.

“Cumhuriyet demokrasiyle buluşmalı”

Cumhuriyet demokrasiyle buluşmalı. Bizim temel hedeflerimizden biri, programımızda da yer alan bir ilke olan Demokratik Cumhuriyet. HDP Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesini istiyor. Cumhuriyet fikrini, modelini savunuyoruz, mevcut Cumhuriyet’in kendisinden bağımsız olarak. Yani Cumhuriyet fikriyle ve modeliyle bizim sorunumuz yok, bizim Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş sürecinde yaşanan dışlama, tekleştirme, ulus devleti bu şekilde kurma anlayışıyla ve uygulamalarıyla sorunumuz var. Onlara yönelik eleştirilerimiz ve onlara yönelik çeşitli programlarımız oluyor. Şimdi hedefimiz, 100’üncü yıl gelirken Cumhuriyet’i demokratikleştirmek.

“Türkiye Yüzyılı toplantısına davet gelseydi de katılmazdık”

İktidarın en fazla saldırdığı, düşmanlaştırdığı, kriminalize etmek için elinden gelen her şeyi yaptığı partiye davetiye göndermemesi de çok normal. “Türkiye Yüzyılı” adı altında yapılan şey AKP’nin seçim kampanyasının startıydı, bizim seçim kampanyası startında işimiz olmaz. Böyle bir davet gelseydi de katılmazdık. “Türkiye Yüzyılı” adı altında demokrasiye dayalı bir vizyon sunması mümkün değildi iktidarın, olmadı da zaten. Sadece bazı sloganları tekrarladı, bazı hayalleri yeniden ambalajlamaya çalıştı. Oysa bu AKP’nin seçim kampanyası startından başka anlam taşımıyor. “Kutuplaştırma olmayacak” diyor ama bunu dediği anda Kürt gazeteciler, Şebnem Korur Fincancı tutuklanıyor ve yoğun bir nefret söylemi, düşmanlaştırma, yalan, dezenformasyon kampanyası yürüyor.

“Bu şartlarda yapılacak Anayasa 12 Eylül’den geri olur”

Yeni anayasa talebini, hedefini ortaya atıyorlar, yeni de değil, bir süredir yapıyorlar. Takip edebildiğimiz kadarıyla AKP içinde “nasıl bir üslupla, dille yeni kampanyayı oluşturalım” gibi bir tartışma var. Yani “biz kutuplaştıran dili değil, demokrasiye vurgu yapan dili öne çıkaralım” diyenler vardı. Bu da propaganda tekniğidir. Yeni anayasa da bu propaganda tekniğinin bir parçasıdır.

AKP başkanlık sistemi hedefini zaten önüne koymuş durumda, Anayasa’yı da buna göre değiştirdi. Bir anayasa sivil, özgürlükçü, demokratik olacaksa ancak sivil, demokratik ve özgürlükçü bir ortamda bu mümkün olabilir.

Anayasalar yapıldıkları dönemin ve şartların ruhunu taşırlar. 12 Eylül o dönemde yapıldı, onun ruhunu taşır elbette. Yeni anayasa konusunda bizler görüş belirttiğimizde bu görüşler suç haline getirilecekse bu anayasa nasıl özgür bir anayasa olsun? Erdoğan’ın dile getirdiği Yeni anayasa hedefi seçim taktiğidir. Halkın katılımını sağlamadan, bütün muhalefeti kapsamadan demokratik bir anayasa yapılamaz. Bu şartlarda yapılacak anayasa 12 Eylül Anayasası’ndan daha ileri olmaz, daha geri olur.

“Vesayet rejimi değil, vesayetçiler değişti”

AKP kaldırdığını iddia ettiği vesayetin yerine bambaşka bir vesayet sistemi kurdu. 12 Eylül rejimini paranteze alalım, vesayet döneminde bile olmayan kayyum uygulamasını getirdi, KHK’lerle kamu yönetimini biçimlendirme ve insanları işlerinden etme uygulamalarını getirdi. Yani yeni bir vesayet sistemi kurdu. Tek adam rejimi dediğimiz şey bizatihi bir vesayet rejimidir; kurumlar üzerinde, yargı üzerinde ve parlamento üzerinde vesayet yoğun bir şekilde devam ediyor. Vesayet rejimi özü itibariyle değişmiş değil, vesayetçiler değişti. Bugünkü rejim bir vesayet rejimidir. Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması yerine onları Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir başkanlığa bağlamak istiyorlar mesela. Yani bütün cemevlerini vesayet altına almak istiyorlar. Kimin vesayeti? Kendi vesayeti. Cumhurbaşkanının bizatihi kendisinin kurduğu vesayet sisteminin altına almak istiyor.

“Sadece başörtüsüyle sınırlı teklife evet demeyiz”

Başörtüsü üzerinden başlamış bir tartışma var. Biz şunu söyledik, başörtüsüyle ilgili varsa şu an yasaklayıcı, engelleyici hükümlerin kaldırılmasına itirazımız yok bizim. Tam tersine bu yapılabilir. Bir anayasa değişikliğiyle bunu yapmak istiyorsanız da şartımız şudur: Her türlü inancın, kimliğin ve anadilinin eşit kabul göreceği kuvvetli ifadeleri anayasaya sokmak. Yani bu meseleyi tam bir eşitlik ilkesi üzerine kuralım. Bütün kimlikler ve inançlar eşit olsun, devlet de onların kendilerini gerçekleştirmesini sağlamakla yükümlü olsun. Dolayısıyla sadece başörtüsüyle sınırlı bir düzenlemeyi biz kabul etmeyiz. Yani başörtüsü üzerinden getirilecek bir anayasa değişikliği teklifine bizim herhangi bir şekilde evet dememiz, bu teklifi, bu çerçevede kaldığı sürece tartışmamız söz konusu olmaz.

“Sadece başörtüsüyle sınırlı teklife evet demeyiz”

Ortak aday fikriyle ilgili stratejimiz devam ediyor. Açık müzakere, doğrudan diyalog ve ilkeler ile geçiş süreci üzerinde mutabakat sağlanırsa muhalefetle ortak aday konusunda bir görüşmeye ve tartışmaya açık olduğumuzu defalarca söyledik. Ama bu sözlerimiz hep başka yere çekildi. Sanki HDP Altılı Masa’ya çağrı yapmış ve oturmuş bekliyor gibi. Ama biz bir yandan bu çağrımızı yaparken öte yandan kendi çalışmalarımızı da sürdürüyoruz. Yani bu çağrı kabul görsün, hele bir bekleyelim halinde değildik.

Seçim süreci artık başlamış sayılıyor. Seçim Koordinasyonumuzu kurduk. Seçim Koordinasyonumuz şimdi bizim kendi adayımızın niteliklerini belirleme ve bu niteliklere uygun bir isim arama çalışmalarını da başlattı. Şimdi yaptığımız şey artık nitelikleri açıkça ilan ederek, buna uygun isim arayışını kurumsal olarak başlatmak. Bunu yapıyoruz şimdi. Ama stratejimizin de özü devam ediyor. Biz sonuna kadar diğer partilerden cevap beklemek için oturup çalışmalarımızı askıya alacak değiliz, yapmadık da bunu zaten. Amacımız Türkiye’de demokrasiye, özgürlüğe giden yolda en geniş kesimleri kucaklayacak bir isim bulmak olacaktır.

Biz diyoruz ki, biz adayımızı çıkaracağız fakat adayları ortaklaştırmak ya da ortak adayda buluşmak için açık müzakere ve doğrudan diyalog ile ilkeler ve geçiş süreci üzerinde mutabakat stratejimiz devam edecek. Bizim şu an aldığımız karar budur. Gelişmeler başka bir şey ortaya çıkarırsa oturup değerlendiririz.

“Demirtaş’la fikir farklılığı var, ayrılık yok”

Selahattin Demirtaş arkadaşımızla iletişim hiçbir zaman kopmadı, aksamadı da. Düzenli bir iletişim var kendisiyle parti yönetimi arasında. Hem bizim MYK adına görevlendirdiğimiz bir arkadaşımız bu iletişimi sağlıyor, doğal olarak kendisi de bazen avukatlarıyla görüş iletiyor. Biz de kendisine önerilerimizi, fikirlerimizi söylüyoruz. Onun gönderdiği önerileri de alıp, değerlendiriyoruz. Bu konuda bir sorun yok.

İkincisi, Demirtaş’la her konuda fikir birliği içinde olmamızı beklemek de doğru değil, gerekli değil. Çünkü HDP çoğulcu bir parti ve partinin kurullarındaki tartışmalarda da farklı görüşler ortaya çıkabiliyor. HDP’de karar mekanizmaları şöyle işliyor: Herkes görüşünü söyler, tartışılır, sonuna kadar tartışılır ve bu tartışmalar bir mutabakatla sonuçlanır. Bu mutabakata bağlılık ve bu mutabakat üzerine kurulan siyasetleri sahiplenmek HDP’yi bir arada tutan çimentodur. Biz bu süreci böyle işletiyoruz.

Selahattin Demirtaş arkadaşımızla aramızda bazı konularda bazen fikir farklılıkları olur, oluyor, doğaldır; ama daha önce de söylediğim gibi, ayrılık cezaevi duvarlarından oluşuyor. Sorun yok, fikir farklılıkları var; ayrılık yok. Fikir farklılığını soruna dönüştürmek için sürekli köpürten çevreler var. Bunu açıkça söylemem lazım. Demirtaş’tan gelen bir açıklamanın hemen HDP’yle ayrılık anlamına geleceği şeklinde yorumlandığı çok sayıda spekülasyonla karşılaşıyoruz. Biz de Selahattin arkadaşımız da buna karşı dikkatliyiz.

Öcalan’la görüşme talebi

Başvuru talebimizin üç temel hedefi var. Birincisi, savaş politikaları bu kadar yaygınlaşırken ve bunların yarattığı tahribatlar bu kadar derinleşirken, bizim çözüm ve barış için adım atma, çalışmaları derinleştirme sorumluluğumuz var. İmralı’da Öcalan’la görüşme isteğimizin bir nedeni bu. Biliyoruz ki kendisi geçmişte Kürt sorununun demokratik çözümü ve barışa ulaşma konusunda önemli rol oynadı. Bu herkesin malumu. Bunu saklamanın, konuşmamanın kimseye faydası yok.

İkinci hedefimiz, iktidar İmralı üzerinden manipülasyonlar yapma çabası içine giriyor zaman zaman. Yandaş medyada ve iktidara yakın yazarların köşelerinde Öcalan’a atfen bazı değerlendirmeler yapılıyor. İma şu: İçeride Öcalan’la görüşme var, bu görüşmelerden de şöyle şöyle sonuçlar çıkabilir. Bu manipülasyonu farklı çevrelere yaydığı bir de spekülasyon havası var. İktidar dışında kalan çevrelerin bir kısmı da iktidarın bu manipülasyonundan etkilenerek spekülasyonlara giriyor. Biz de diyoruz ki, iktidarın manipülasyon, farklı çevrelerin spekülasyon döngüsünün önüne geçmek istiyoruz. Bunun da yolu kendisiyle doğrudan görüşmek. HDP olarak bu sorumluluğu üstleniyoruz.

Üçüncüsü de tecrit. Mutlak tecrit iç hukuka da uluslararası hukuka da aykırıdır. Bunun hukuksuzluğuna da dikkat çekmek bu başvurumuzun amaçlarından.”

Paylaşın

AK Parti’nin “Türkiye Yüzyılı” Vizyonu Beklenen Etkiyi Yaratacak Mı?

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerine yaklaşık yedi ay kala, Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye Yüzyılı” vizyonu belgesi ile neyi hedefledi? Açıklanan belge, seçmende beklenen etkiyi yaratacak mı? Siyaset bilimciler, Erdoğan’ın çağrı ve konuşmasının AKP’nin kemik kitlesinde heyecan yarattığı ancak, geniş kesimler için beklenen ilgiyi uyandırmadığı görüşünde.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin “Türkiye Yüzyılı” hedeflerini vizyon belgesi ile kamuoyuna açıkladı. 16 başlık halinde hedeflerini sıralayan Erdoğan, konuşmasında iktidarı boyunca yapılan proje ve hizmetleri de anlattı.

AK Parti’nin “Türkiye Yüzyılı” hedefleri arasında öne çıkan başlık ise Erdoğan’ın yeni anayasa çağrısı oldu. 20 yıl boyunca hayata geçiremedikleri işlerin de bulunduğunu kaydeden Erdoğan, “Bunların başında, ülkemizi darbe anayasası ayıbından kurtararak tamamen yeni, sivil, demokrat, özgürlükçü bir anayasaya kavuşturma girişimlerimiz geliyor” ifadesini kullandı.

Erdoğan, “Gelin, Türkiye Yüzyılında ülkemizdeki özgürlüklerin çerçevesini, pozitif özgürlük anlayışıyla tekrar çizelim” sözleriyle muhalefete de özgürlükçü anayasayı birlikte yapma çağrısında bulundu.

Erdoğan, konuşma metninin dışına çıktığı sırada ise muhalefete eleştirilerde bulundu. Kanal İstanbul projesi ile ilgili çalışmalara başlayacaklarını açıklayan Erdoğan, “İstanbul Boğazı’nı çevre tehdidinden kurtaracağız. Bu muhalefetin kafası basmaz, anlamaz bunlar anlamaz” diye konuştu.

Korkmaz: Erdoğan müjde siyasetinde aradığını bulamıyor

DW Türkçe’den Eray Görgülü‘ye konuşan İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü (İstanPol) Genel Direktörü Seren Selvin Korkmaz, Erdoğan’ın kararsız seçmeni toparlamak için ve partiye aidiyeti yeniden sağlamak için birkaç hamle yapmak istediğine dikkat çekti. Bunlardan birisinin kısa vadeli ekonomik hamleler olduğunu kaydeden Korkmaz, ikincisinin de seçmeni ideolojik olarak bir arada tutabileceği büyük vizyon belgeleri olduğunu dile getirdi.

Açıklanan belgenin yeterince heyecan yaratamadığını vurgulayan Korkmaz, “Erdoğan, uzun süredir hep müjde vereceğim diyerek belli periyotlarla beklentileri yükseltiyor. Ama o müjde dediği şey bir bakıyoruz bir şey yok diyoruz. Dolayısıyla Erdoğan artık bu müjde siyasetinde aradığını bulamamaya başladı” ifadesini kullandı.

Erdoğan’ın kucaklayıcı ve kapsayıcı bir dil kurması için bir proje ortaya koymasına gerek olmadığını, üslubunu değiştirerek ve elindeki yetkilerle birtakım adaleti sağlayacak yasal düzenlemeler yapabileceğini kaydeden Korkmaz, “Araştırmalarda görüyoruz. Seçmen de bunun farkında. Bu yüzden bu tür hamleler artık etki yaratmıyor” dedi.

“Sizi yine ileriye taşıyacak olan biziz vizyonu”

Erdoğan’ın muhalefeti düşmanlaştırarak tabanını koruyabildiğine de dikkat çeken Korkmaz, “O yüzden Erdoğan’ın önümüzdeki süreçte böyle kapsayıcı bir siyaset güdeceğini düşünmüyorum. Daha da şiddetlenecektir. Ama bence hem içeride hem dışarıda bakın biz böyle bir vizyon ortaya koyduk gibi bir kamuflaja ihtiyacı var. Onu da bu şekilde sunmuş oldum diyor” ifadelerini kullandı. Erdoğan’ın metin dışına çıktığında muhalefete sert eleştiri getirdiğini hatırlatan Korkmaz, “Yani gerçekçi değil” dedi.

“Erdoğan, konuşmasında toplumun belli kesimlerinin küçümsendiğini ve dışlandığını söylüyor ve kendisinin bunu temsil ettiğini ifade ediyor. Sizi yine ileriye taşıyacak olan biziz vizyonunu vermeye çalışıyor” diyen Korkmaz, bu tür bir yaklaşımın AK Parti’nin kemik kitlesini tutabileceğine işaret etti. Ancak Korkmaz, bu vizyon belgesinin AK Parti’nin kendi tabanını konsolide etmesine karşın büyük kitleleri etkilemeyeceğini de savundu.

Demiralp: AK Parti, yine vesayet diyor

Işık Üniversitesi Öğretim Üyesi, Siyaset Bilimci Doç. Dr. Seda Demiralp de Erdoğan’ın konuşmasının büyük bir kısmının geçmişteki başarılara ayrıldığına dikkat çekerek, “Erdoğan, nostalji duygusunu canlandırmaya, harekete geçirmeye çalışıyor. Bir yandan da vesayet vurgusu yani eski çatışmaların fay hatlarının hareketlendirilmesi çabası var” dedi.

20 yıldır iktidarda olan ve tüm erkleri kontrol altına almış bir siyasi oluşumun vesayete karşı kendini tanımlamasının gerçekçi olmadığını savunan Demiralp, “20 yıl iktidarda kaldıktan sonra aynı söylemi kullanmak anlamsız oluyor. Bu durumda ya yeni söylemler, post-popülist bir vizyon gerek ya da AK Parti’nin yaptığı gibi söylemi yeni karşıtlıklarla güncellemek gerek. AK Parti de bunu yapıyor yine vesayet diyor, yine o eski söylemden medet umuyor fakat kimin vesayeti, bu kez küresel vesayet diyor, savaşı içeriden dışarıya taşıyor” ifadelerini kullandı.

AK Parti tabanının temel beklentisinin ekonomideki iyileşme olduğunun altını çizen Demiralp, “Bugün ağır bir ekonomik kriz var ve seçmenin temel ihtiyacı ekonomik rahatlama.  Bu konuşma ekonomik krizden nasıl çıkılacağıyla ilgili pek bir şey söylemiyor. Dolayısıyla bu beklenti karşılanmıyor” diye konuştu.

Bunun yerine dış güçlere direnmek, küresel vesayetle savaşmak gibi söylemlerin dile getirildiğini kaydeden Demiralp, “O farklı konulardaki güç performansları da dolaylı olarak ekonomik krizin yarattığı güven kaybını telafi edebilir. Ve o ölçüde son aylarda AK Parti’den uzaklaşma eğilimindeki kararsız seçmenin en azından bir kısmı bu performansa olumlu karşılık verip geri dönebilir” ifadesini kullandı.

Tosun: Kendi sosyolojisini kontrol ettiğinin göstergesi

Siyaset Bilimci Prof. Dr. Tanju Tosun da Erdoğan’ın konuşmasında daha çok bugüne kadar yapılmış olan projelere yer verildiğini vurgularken, geleceğe yönelik ise yalnızca anayasa çağrısının dikkat çektiğini söyledi. Erdoğan’ın yeni anayasa için muhalefete çağrıda bulunduğunu ancak bir yandan da yine muhalefeti dışlamaya yönelik bir dil kullandığını kaydeden Tosun, “En azından böyle bir vizyon belgesinde bu söylem kullanılmamalıydı” dedi.

Vizyon belgesinde kapsamlı bir mutabakat temelinin eksik kaldığını kaydeden Tosun, “Erdoğan, seçime yedi ay kala en azından gündeme hakim olma çabasında. Ancak, konuşmasındaki dile bakıldığı zaman sonuç itibariyle konuşmanın çıktısı, daha ziyade kendi seçmenini konsolide etmeyle sınırlı kalıyor” dedi.

AK Parti’nin vizyon belgesinden geniş toplumsal kesimleri kapsayıcı şekilde bir çıktı görülemediğini kaydeden Tosun, ancak AK Parti’nin kendi seçmeninde bir heyecan yaratabileceği görüşünde. Tosun, “Ekonomik krize rağmen böyle bir kalabalık salon içinde böyle bir coşku kendi sosyolojini bir şekilde kontrol ettiğinin göstergesi. Ancak, bu sosyoloji dışına kayanlarda ilgi uyandırmak için yeterli olmayacağı kanaatindeyim” diye konuştu.

Paylaşın

CHP Ve HDP’den ‘Cemevleri Düzenlemesi’ne Şerh

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP), Cemevleri düzenlemesini de içeren ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda görüşülecek olan torba kanun teklifine şerh düştü.

AK Parti’nin Meclis’e getirdiği, ‘Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’, TBMM Plan ve Bütçe Komisyon’unda kabul edildi.

Meclis Genel Kurulu’nda önümüzdeki günlerde görüşülmeye başlanacak olan kanun teklifine göre, Cemevlerinin elektrik ve su giderleri kamu bütçesinden karşılanacak. Teklifte yer alan bir diğer düzenleme ile de Cemevlerinin il ve ilçelerde mülki idare amirinin izni alınmak ve imar mevzuatına uygun olmak şartıyla yapılabilmesi öngörülüyor. Komisyonda kabul edilen düzenlemeler arasında 14 Ekim’de Bartın Amasra’da meydana gelen maden faciasında hayatını kaybeden işçilerin yakınlarına yönelik destek paketi de yer aldı.

Genel Kurul’da görüşülecek kanun teklifine CHP ve HDP şerh düştü. CHP, düzenlemenin “yaklaşan seçimler dolayısıyla bir grup seçmeni memnun etmeye yönelik” olduğuna ve “yanlış ekonomik politikalar sonucu ortaya çıkan dengesizlikleri ortadan kaldırmaya dönük palyatif tedbirler içerdiğine” dikkat çekti. HDP ise, söz konusu düzenlemenin Aleviliği, ‘kültür- sanat’ kurumu üzerinden yeniden tanımladığına vurgu yaparak, “Yasa cemevlerine el koyma, kayyım atama yasasıdır” ifadelerine yer verdi.

‘Cemevleri düzenlemesi torba yasadan çıkarılmalı’

Gazete Duvar’dan Müzeyyen Yüce’nin haberine göre, CHP’nin Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Milletvekilleri Bülent Kuşoğlu, Abdüllatif Şener, Kamil Okyay Sındır, Emine Gülizar Emecan, Cavit Arı ve Süleyman Girgin tarafından hazırlanan muhalefet şerhinde Cemevlerine yönelik hazırlanan düzenlemenin yasa teklifinden çıkarılması gerektiği belirtildi.

Teklife göre cemevlerinin aydınlatma giderlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçesinden karşılanması öngörülüyor. Söz konusu düzenleme ile cemevlerinin ‘ibadethane’ sayılmadığına dikkat çekilen şerhte, bu durum iktidarın Alevi inancına yönelik ‘inkarcı’ tutumu olarak değerlendirildi.

Cemevlerini ibadethane olarak tanımlamamak için başvurulan yöntemin sorunlu bulunduğu ifade edilen şerhte, “Kanun teklifi; Alevi inancını ‘Alevi-Bektaşi kültürü’, cemevlerini ‘kültürel tesis’ olarak nitelemekte, açık bir şekilde Alevi inancının din ve vicdan hürriyeti bağlamında korunmasını engellemeye yönelik bir tavır benimsemektedir. Dolaylı olarak inançlarının özünü reddetmeleri beklenen Alevi inancına sahip yurttaşlara büyük bir saygısızlık oluşturmaktadır” denildi.

‘Teklif Alevi yok sayma tavrının devamı’

Torba kanunda yer alan teklif maddelerinin Anayasadaki ‘eşitlik’ ve ‘laiklik’ ilkelerine aykırılık teşkil ettiği kaydedilen CHP şerhinde, “Teklif Alevi inancını yok sayma tavrının devamlılığında yer almaktadır” denilerek şöyle devam edildi.

“Yapılması gereken; kanun teklifindeki cemevlerine ilişkin maddelerin genel muadilleri olarak mevzuatta yer alan hükümlerdeki “mabet”, “ibadethane” gibi kavramların cemevlerine uygulandığını kabul etmektir.”

‘Cemevleri düzenlemesinin torba kanunda gündeme getirilmesi yanlış’

Alevi inancına sahip vatandaşların uzun zamandır beklentisi olan ve toplumun bu kesimini çok yakından ilgilendiren düzenlemenin torba yasa teklifinde gündeme getirilmesinin yanlış olduğu kaydedilen şerhte şu ifadelere yer verildi:

“Cemevine ibadethane statüsü tanınmayan bu maddelerin torba yasa teklifinden çıkartılmasını, konunun taraflar başta olmak üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan siyasi partilerden de oluşan ilgili uzman kişilerle beraber yeniden ele alınacağı, yeniden tartışılacağı, yeniden çözüm üretileceği bir çerçeveye getirilmesi gerekmektedir.”

HDP: Meclis’e getirilen yasa teklifleri kaçırılmak istenen teklifler

HDP’nin Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Milletvekilleri Garo Paylan, Rıdvan Turan ve Dirayet Dilan Taşdemir de komisyondan geçen teklife ilişkin muhalefet şerhi düştü.

Meclis’e getirilen yasa tekliflerinin ‘kamuoyundan saklanan, ilgili topluluklarla ortaklaşılmayan, kaçırılarak çıkarılmak istenen kanun teklifleri’ olduğuna vurgu yapan HDP’li Milletvekilleri, “AKP’nin yasa çalışmalarındaki otoriter tavrı, parlamentoya ve faaliyetlerine karşı saygısızlığının en temel göstergelerinden biridir” dedi.

Teklifte yer alan cemevlerine ilişkin düzenlemeyi, “Alevi toplumunun taleplerini suistimal eden darbe ve kayyım yasası” olarak değerlendiren HDP, şerhinde Alevilere dönük inkar, asimilasyon politikasının geçmişten bu güne devam ettiğini kaydetti.

 ‘Anayasal statü ve yasal güvence gerekiyor’

Alevilerin cemevlerine ‘’ibadethanemiz’’ demesine rağmen, iktidarın Aleviliği “kültürel bir aktivite” olarak gördüğü belirtilen şerhte, Alevilerin yasal statü ve eşit yurttaşlık hakkı istediklerine vurgu yapılarak şunlar ifade edildi:

“Alevi inancı ve inançsal değerleri devletin din kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yok sayılmaktadır. Alevi yurttaşlar kendilerine dayatılan sadaka siyasetine itiraz edip, anayasal statü talep ediyor. Alevi Toplumunun yüz yıllardır süren varlık mücadelesi Cumhuriyetle birlikte eşit yurttaşlık mücadelesine dönüşmüştür. Alevi Sorununun çözümü için artık anayasal statü ve yasal güvence gerekiyor. Kalıcı ve demokratik çözüm budur. Aleviler sadaka değil statü istiyor. Cemevlerine farklı tanımlar aramak yerine Cemevinin ibadethane olduğu kabul edilmeli. Bu gerçek anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.”

‘Sermaye Grupları Ödüllendirildi’

Teklifteki düzenlemeye göre, katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi (İFM) Bölgesinde faaliyette bulunan kurumların, yurt dışından elde ettiği kazançları Türkiye’ye getirmesi durumunda kazancın yüzde 50’si kurum kazancından indirilecek.

HDP şerhinde bu durum, sermaye gruplarının ödüllendirilmesi olarak değerlendirilirken, hemen her torba teklifte sermayeye çıkar sağlayan bir maddeye yer verildiğine dikkat çekildi. Şerhte, AKP-MHP ittifakı, yüzde 99’un değil yüzde 1’in çıkarlarına hizmet ettiğini bir kez daha kanıtlamaktadır” denildi.

Paylaşın

Güney Kore’nin Başkenti Seul’de Cadılar Bayramı İzdihamı: En Az 120 Ölü

Güney Kore’nin başkenti Seul’de Cadılar Bayramı kutlamaları sırasında kalabalığın dar bir sokakta ileri itilmesi sonucu oluşan izdihamda en az 120 kişi hayatını kaybetti, onlarca kişi de yaralandı.

Haber Merkezi / Olay yerel saatle 22.20 sularında meydana geldi. Yongsan İtfaiye İstasyonu Başkanı Choi Sung-beom, Cadılar Bayramı etkinlikleri sırasında çok sayıda insanın dar bir sokakta düştüğünü söyledi.

Choi, yaralılardan büyük kısmına ‘ani kalp durması’ teşhisi konulduğunu ifade etti. Choi, ayrıca olay yerine 400’den fazla acil durum görevlisi ve ülke çapında 140 civarında acil durum aracı sevk edildiğini açıkladı.

Yetkililer olayın kesin nedenini araştırdıklarını, kurtarma çalışmaları devam ettiği için kayıp sayısının artabileceğini bildirdi. Yetkililer ayrıca, hastanelere nakledilenler arasında yabancılar da olduğunu duyurdu.

Ulusal İtfaiye Teşkilatı yetkilisi Moon Hyun-joo, “Bölge hala kaotik durumda, bu yüzden hala yaralıların tam sayısını belirlemeye çalışıyoruz” dedi.

İçişleri Bakanlığı ve itfaiye yetkilileri ilk yaptıkları açıklamada, 100 civarında kişinin yaralı olduğunu duyurmuştu. Ulusal İtfaiye Teşkilatı, sağlık yetkililerinin acil durumdaki kişi sayısını tam olarak belirlemeye çalıştığını aktardı.

Olayın ardından Güney Kore Devlet Başkanı Yon Suk-yeol, üst düzey yetkililerle acil bir toplantı düzenledi ve bölgeye acil sağlık ekiplerinin gönderilmesi talimatını verdi.

Seul’deki mevcut tüm personeli dahil olmak üzere ülke genelinde 400’den fazla acil durum sağlık çalışanı ve 140 araç, yaralıları tedavi etmek üzere bölgeye sevk edildi.

Öte yandan, yerel medyada yer alan bazı haberlere göre, Itaewon’daki bir eğlence mekanına kimliği açıklanmayan bir ünlünün geleceğine dair söylentilerin ardından insanlar, buraya akın ederek izdihama yol açtı.

Haberlerde, Itaewon sokaklarındaki Cadılar Bayramı kutlamalarına yaklaşık 100 bin kişinin katıldığı iddia edildi.

Paylaşın

Rusya’nın Kırım’daki ‘Karadeniz Filosu’na Saldırı

Rusya, Ukrayna’yı Kırım’daki Karadeniz Filosuna insansız hava aracı ile saldırısı düzenlemekle suçladı ve İngiltere’nin bir gemiye zarar veren bu saldırıda yardım ettiğini iddia etti. İngiltere iddiaları yalanladı.

Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’dan Kırım’daki savaş ve sivil gemilerine yönelik saldırı düzenlediğini bildirdi.

Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov yaptığı açıklamada saldırının sabah saatlerinde Sivastopol limanında gerçekleştiğini söyledi ve saldırıdan Ukrayna’yı sorumlu tuttu.

Konaşenkov, saldırıda çok sayıda insansız hava aracının kullanıldığını belirterek “İvan Golubets’ isimli mayın tarama gemisi ve Yujnaya limanındaki koruma bariyeri hafif hasar gördü” dedi.

Konaşenkov ayrıca saldırıya uğrayan donanma gemilerinin, tahıl anlaşması kapsamında oluşturulan koridorun güvenliğinin sağlanması sürecinde yer aldığını ifade etti.

İngiltere iddiası

Söz konusu saldırının hazırlık sürecinde İngiltere’den askeri uzmanların yer aldığını ileri süren Konaşenkov, “Bu saldırının hazırlık ve Ukrayna’nın 73. Deniz Operasyonları Özel Merkezi’ne bağlı askerlerin eğitim süreci, Ukrayna’nın Mıkolayiv bölgesindeki Oçakiv kentinde bulunan İngiliz uzmanların yönetiminde gerçekleşti.” ifadelerini kullandı.

Konaşenkov, İngiltere’yi Kuzey Akım borularındaki patlamaya da dahil olmakla suçladı. “Elimizdeki bilgiye göre, İngiltere Deniz Kuvvetleri’ne bağlı aynı birliğin temsilcileri, 26 Eylül’de Baltık Denizi’nde Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 doğal gaz boru hatlarına yönelik eyleminin planlanması ve gerçekleştirilmesi sürecinde yer aldı.” iddiasında bulundu.

İngiltere’den Rusya’nın iddialarına yalanlama

İngiltere Savunma Bakanlığı, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Rusya’nın söz konusu iddialarını yalanladı.

Açıklamada, “Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’nın yasa dışı işgalini feci şekilde ele almalarından kaçınmak için destansı ölçekte yanlış iddialarda bulunmaya başvuruyor. Bu uydurulmuş hikaye, Batı’dan çok Rus hükümeti içinde devam eden tartışmalar hakkında daha fazla şey söylüyor.” denildi.

Paylaşın

‘Mahsa Amini’ Protestoları: Devrim Muhafızarı’ndan Göstericilere Tehdit

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar devam ederken, İran Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami, eylemcileri tehdit etti.

Tümgeneral Hüseyin Selami, “Sokaklara çıkmayın. Bugün ayaklanmaların son günü.” ifadesini kullandı.

Eylül ayında Amini’nin ölümü sonrası başlayan ve toplumun tüm kesimlerinden vatandaşların katıldığı bir halk isyanına dönüşen protestolar, 1979 İslam Derimi’nden bu yana ruhani liderliğe karşı en sert tepki ve meydan okumalardan biri olarak öne çıkıyor.

İnsan hakları örgütleri, altıncı haftasına giren eylemlerde İran genelinde şu ana kadar en az 250 protestocunun öldürüldüğünü ve binlerce kişinin tutuklandığını belirtiyor.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (Sepahi Pasdaran), 1979’da gerçekleştirilen İslam Devrimi’nin hemen sonrasında Ayetullah Humeyni’nin (Ruhullah Musavi Humeyni) talimatıyla 5 Mayıs 1979 tarihinde “iç düzeni sağlama ve devrimin korunması” gibi görevlerle oluşturuldu.

Askeri varlığının yanı sıra siyasi ve ekonomik alanda da önemli yeri bulunan Devrim Muhafızları, İran ordusuna paralel kuruldu ve emirleri de doğrudan dini liderden alıyor.

Asli görevi iç güvenlik olmakla birlikte askeri uzmanlar, DMO’nun düzenli orduya göre çok daha etkin ve baskın olduğunu belirtiyor.

Öte yandan, İran yönetimi, ülkede Eylül ayında ahlak polisi tarafından gözaltına alınmasının ardından hayatını kaybeden 22 yaşındaki Jina Mahsa Amini’nin ölümünün ardından başlayan ve rejim karşıtı eylemlere dönüşen protestolar hakkında açıklama yaptı.

Resmi basın organlarında yayınlanan açıklamada, ülkedeki protestolardan Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA), İngiltere Elektronik İstihbarat Servisi (GCHQ) ile İsrail dış istihbarat servisi (Mossad) sorumlu tutuldu. İran yönetimi açıklamasında Facebook, Instagram, Whatsapp, Twitter gibi sosyal medya platformlarının da İran’a yönelik “komplonun parçası” olduğunu savundu.

İran yönetimi geçen haftalarda da Batı ve Batılı medya organlarının ülkedeki protestolardan sorumlu olduğunu açıklamış ve protestoları “kışkırttığı” suçlamasında bulunmuştu. Söz konusu suçlamalara göstericilere yönelik müdahalenin sertleştirileceği tehditleri de eklenmişti.

BM’den kınama

Birleşmiş Milletler (BM) İran’daki rejim karşıtı eylemlere polisin sert müdahalesini kınayan bir mesaj yayınladı. Bir BM Sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, “Göstericilerin ölümü veya ağır yaralanmasına yol açan her tür müdahaleyi kınıyor ve güvenlik görevlilerinin barışçıl göstericilere karşı gereksiz ve ölçüsüz şiddete son vermesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz” ifadeleri yer aldı. Sözcü, sorumluların yargı karşısında hesap vermesi gerektiğini ifade etti.

BM Sözcüsü ayrıca İran’ı insan haklarına bağlı kalmaya ve insanların sorunları ile ilgilenmeye çağırarak krizin “diyalog yoluyla” çözümlenmesi gerektiğini ifade etti.

Protestolar dinmiyor

Öte yandan İran’da Eylül ortasından bu yana devam eden protestolara bir kez daha şiddet karıştı. İnsan hakları aktivistlerinin verdiği bilgilere göre, İran’ın güneyindeki Şehidan bölgesinde düzenlenen protestolarda polis göstericilere ateş açtı.

ABD merkezli aktivist haber ajansı HRANA, polisin göstericilere sert şekilde müdahale ettiğini ve ateş açtığını bildirdi. İran resmi medya organları, gösterilerde bir kişinin öldüğünü, 14 kişinin ise yaralandığını öne sürdü. Ancak bu veriler bağımsız kaynaklarca teyit edilmedi.

İnsan hakları aktivistlerinin verilerine göre, gösterilerin başlamasından bu yana en az 250 kişi hayatını kaybetti; binlerce kişi de gözaltına alındı.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Küresel Enerji Krizi Ne Anlama Geliyor?

Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre resmen küresel enerji krizinin içinde olduğumuzu gösteriyor. Kuruma göre milyonlarca insan elektrik kesintileri yaşayabilir ve evlerini ısıtmakta zorlanabilir.

Doğalgaz fiyatı 2020 yazından beri neredeyse beş katına çıkarken, IEA Başkanı Fatih Birol, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) piyasalarında arzın talebi karşılayamayacağı endişesi ve petrol üreticilerinin üretimi kısmasının, ilk gerçek enerji krizine neden olduğunu söyledi.

(IEA) bunun nedeninin Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi olduğunu vurguluyor.

Koronavirüsün ardından yükselmeye başlayan doğalgaz fiyatı, Rusya’nın Avrupa ülkelerine savaş karşıtı açıklamaları yüzünden doğalgaz akışının yüzde 80’inini kesmesiyle fırladı.

Doğalgaz arzında yaşanan sıkıntı kimi santrallerin kömüre dönmesine yol açtı, bu da kömür fiyatlarının üç katına çıkmasına yol açtı.

İngiltere ve ABD’nin Rusya’dan petrol alınmasını yasaklamasıyla petrol fiyatı da yükseldi. Brent petrolün varil fiyatı, 125 dolardaki zirvesinden 90-95 dolar seviyesine düştü.

IEA’ye göre şimdiki durum 1970’lerdeki enerji krizinden daha kötü çünkü o zaman petrol fiyatlarında şoklar yaşanırken şimdi kriz kömür ve doğalgaza da sıçramış durumda.

75 milyon kişi elektriğini ödemeyebilir?

Yüksek enerji fiyatları elektrik üretiminin maliyetinin artmasına yol açtığı için bu durum direkt müşterilere yansıyor.

IEA’ye göre 75 milyon kişi elektriğini ödeyemez hale gelebilir.

Gelişmiş ülkelerdeki evlerde yemek pişirmek için sıvılaştırılmış petrol gazı olan LPG’yi kullanıyor. Nijerya’da LPG fiyatı geçtiğimiz yıl içinde iki katına çıktı.

Kuruma göre 100 milyon kişi LPG’yi ödeyemez hale gelerek odun kullanmak zorunda kalabilir. Odunu yakınca ortaya çıkan dumanın akciğerlere zarar vermesi, bu durumun tehlikelerine dikkati çekiyor.

OPEC+ üretimi kıstı

Savaşı başlatan Rusya’nın yanı sıra günlük petrol üretimini Kasım ayından itibaren 2 milyon varil azaltma kararı alan OPEC+ ülkelerinin de krizde rolü var.

13 OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) üyesi ve petrol üreticisi diğer 10 ülkeyi kapsayan OPEC+ bu kararı ayın başında aldı.

2020 yılında da Opec+ pandemiyle beraber talebin azalması üzerine arzı kısmıştı. Pandemi bitince artan talebi karşılamak için ise üretim yeteri kadar artırılmadı.

Çözüm olur mu?

ABD’nin doğalgaz üretimini artırmasına rağmen Avrupa’yı zor bir kış bekliyor. ABD’nin ürettiği sıvılaştırılmış doğalgaz varana kadar Avrupa yüksek gaz ücretlerine katlanmak zorunda kalacak.

IEA’ya göre yenilenebilir enerji, bu sıkıntıları birkaç yıl içinde çözebilir. 2030 yılına kadar küresel şirketlerin temiz enerjiye 2 trilyon dolar ayırması bekleniyor.

ABD o zamana kadar güneş ve rüzgar enerjisi üretimini 2,5 katına çıkarmayı hedefliyor. Çin ve Hindistan’ın da temiz enerji üretimini yükseltmeyi planlıyor.

IEA, 2030’a kadar Hindistan’ın elektriğinin üçte ikisini yenilenebilir enerjiden üretmesi bekleniyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

AK Parti’nin ‘Türkiye Yüzyılı’ Programı; Eskiyi Konuşarak Yeniyi Vadediyor

Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi Genel Koordinatörü Derya Kömürcü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilan ettiği “Türkiye Yüzyılı” programına ilişkin “yeni bir şey” yok değerlendirmesinde bulundu.

İktidarın vadettiğinin çok altında kalan bir program olduğunu belirten Kömürcü, “Bugüne kadar söylediklerinin ötesinde çok yeni bir açılım ortada yok. Öncesinde köpürtülen ‘kapsayıcılık’ vs. gibi yaklaşımın sözden öteye geçmediğini düşünüyorum. ‘Kimlik siyaseti olmayacak’, ‘kutuplaşma olmayacak’ gibi şeyler Erdoğan siyasetinin özü aslında. Bunların değişmeyeceğini düşünüyorum” dedi.

‘Türkiye Yüzyılı’ açıklamasının genel olarak seçim kampanyası başlangıcı gibi algılanabileceğini ifade eden Kömürcü, Erdoğan’ın “Gelin” çağrısını “Çok gerçekçi bulmuyorum. Giden olursa da yeni bir ‘Yetmez Ama Evet’ten başka bir şey olmaz” sözleriyle değerlendirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ikinci yüzyıla dair yeni program ve hedeflerin yer aldığı “Türkiye Yüzyılı” programını Ankara’da ilan etti. Yeni anayasa adımından “Gelin” çağrısına kadar birçok başlığın yer aldığı programın seçmende nasıl karşılık bulacağı da merak konusu oldu.

Kamuoyunun nabzını yakından tutan araştırma şirketi temsilcilerinin bir kısmına göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin ikinci yüzyılına girerken “yeni hiçbir şey” söylemedi ve eskiyi konuştu. Erdoğan’ın konuşmasının yeni seçmenleri ikna etmeyeceği görüşünün aksini savunan araştırmacılara göre ise AK Parti ilk kez seçim kampanyasını bu kadar erken başlattı ve psikolojik üstünlük AK Parti’ye döndü.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan‘ın haberine göre, Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi Genel Koordinatörü Derya Kömürcü’ye göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı programda “yeni bir şey” yok. İktidarın vadettiğinin çok altında kalan bir program olduğunu belirten Kömürcü, “Bugüne kadar söylediklerinin ötesinde çok yeni bir açılım ortada yok. Öncesinde köpürtülen ‘kapsayıcılık’ vs. gibi yaklaşımın sözden öteye geçmediğini düşünüyorum. ‘Kimlik siyaseti olmayacak’, ‘kutuplaşma olmayacak’ gibi şeyler Erdoğan siyasetinin özü aslında. Bunların değişmeyeceğini düşünüyorum” dedi.

‘Türkiye Yüzyılı’ açıklamasının genel olarak seçim kampanyası başlangıcı gibi algılanabileceğini ifade eden Kömürcü, Erdoğan’ın “Gelin” çağrısını “Çok gerçekçi bulmuyorum. Giden olursa da yeni bir ‘Yetmez Ama Evet’ten başka bir şey olmaz” sözleriyle değerlendirdi ve şunları kaydetti:

“Bir tür kocaman bir propaganda aygıtının en güçlü şekilde devreye sokulduğu ama açıkça en güçlü hamlenin bile sönük kaldığı bir durum var burada. Çok etkili olmadığını düşünüyorum. Bir süredir muhalefette çalkantılar, muhalif seçmeni moral bozukluğuna itecek şeyler oluyor. Bir söylem üstünlüğü son bir ayda Erdoğan’a geçmiş gibi görünüyor. Bu program, ‘Söylem üstünlüğünü’, ‘Seçimi ben yeniden kazanırım psikolojik üstünlüğüne’ taşıma hamlesi olarak tasarlanmıştı. Ancak öyle bir etki bende bırakmadı. Bugün Erdoğan’a oy verme niyetinde olanlar haricinde yeni bir tek seçmenin bu konuşmayı dinleyip, fikrini değiştirmesi olasılığı gözükmüyor.”

‘Vaat olarak yeni bir şey yok’

Aksoy Araştırma Kurucusu ve Sosyal Demokrasi Vakfı SODEV Başkanı Ertan Aksoy’a göre AK Parti eskiyi konuşarak yeniyi vadediyor. Güncel sorunlara dair programda hiçbir şeyin olmadığını, ülkelerin tarihlerinde yüzüncü yılların büyük semboller olduğunu belirten Aksoy, “Yüzüncü yıla giderken ülkeyi getirmiş oldukları bu derin yoksullaşma haline dair herhangi bir çözüm politikası olmadığı gibi aksini iddia eden bir tutum da söz konusu. Yeni yüzyılı anlamaya, gerekliliklerini inşa etmeye dair bir iz yok” dedi.

‘Türkiye Yüzyılı’ programına “seçim beyannamesi” denmesinin de fazla iddialı bir durum olduğunu ifade eden Aksoy, “Vaat olarak yeni bir şey yok. Mevcut durumun bir kısmının inkârı, bir de Kanal İstanbul gibi inat konularında ısrar var. Beklenti yaratıp, beklentiyi karşılayamayan bir çıkış. Dolayısıyla iddia edildiği kadar anlamlı bir toplantı değil. AK Parti’nin herhangi bir grup toplantısında söylediğinin dışında bir şey bu konuşmada yok” dedi ve şöyle devam etti:

“AKP büyük oranda siyaset üretemeyen bir yapıya dönüşmüş durumda. Son dönem baktığımda iki belirleyici durum görüyorum. Birincisi siyaset üretememe hali, ikincisi ise MHP’nin çizdiği sınırlar. Cumhuriyete dair vurgunun bir nedeni MHP ile birlikte siyaset yapma zorunluluğu.”

“AK Parti’de ilk kez bir seçim kampanyası bu kadar erken başlıyor”

Optimar Araştırma Başkanı Hilmi Daşdemir’e göre ise ‘Türkiye Yüzyılı’ programı öncelikle “gelecek vizyonu” vermeye çalıştı ve “tekrar toplumu kucaklamayı” vadetti. AK Parti’nin özetle “Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” dediğini belirten Daşdemir, “2023 seçim kampanyasının ana gündem maddesi yeni bir anayasa olacak. Yeni anayasa bir taraftan hak ve özgürlüklerini savunacak. Hak ve özgürlükler derken terör ya da birlik ve beraberliğe yönelik tehditlere karşı da direnci olan bir şey olacak. Diğer taraftan da ailenin korunmasıyla ilgili sürecin de oluşacağını görüyoruz. Bu vurgu da programda önemliydi” ifadelerini kullandı.

Programda kaydedilen “Yarın Değil Hemen Şimdi” sloganını hatırlatan Daşdemir, programın seçim startı olarak okunmaması gerektiğini, AK Parti açısından seçim startının çok daha önce verildiğini ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye seçime giderken iki taraf da bir vizyon ortaya koyuyor. Ancak AK Parti’nin vizyonu olarak baktığınızda geçmişte yaptıkları var. AK Parti’de ilk kez bir seçim kampanyası bu kadar erken başlıyor diyebiliriz. Çünkü daha önceki süreçlerde Erdoğan defalarca seçimlere girdi ama hiçbir seçim kampanyası bu kadar erken başlamamıştı. Bu da seçim kampanyasının hazırlığı kapsamında bir toplantıydı. Sayın Erdoğan, bu toplantının heyecan ve dinamizmini kendi kitlelerine aktardı. Araştırmalarda da bir yükseliş trendi var. Bu trendin yüzde 3’ün üzerinde olduğunu görüyoruz. Kararsızlara giden seçmenin tekrar AK Parti’ye geldiğini gözlüyoruz. Muhalefetin dağınıklığı ve kendi içlerindeki farklılıkların öne çıkması, Erdoğan’ın gelecek vizyonunu ortaya koymasıyla ve dış politikadaki gelişmeler tekrar AK Parti’ye dinamizm ve heyecan getirdi. Bu, Erdoğan’ın söylemleri ve duruşundan da hissedildi. Bu heyecan dalgasının devam edeceğini tahmin ediyorum.”

“Üç dört aydır psikoloji AK Parti’ye döndü”

GENAR Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Aktaş’a göre ‘Türkiye Yüzyılı’ programında, “Türkiye’nin iç barışını tesis edip uluslararası ilişkilerde başarı” çerçevesi çizildi.

“Teröre bulaşmamış kim var ise ortak çalışalım” söyleminin kendisi açısından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasındaki “en kıymetli unsur” olduğunu belirten Aktaş, “Türkiye’nin klasik iç tartışmaları var. AK Parti kendisini ondan uzak tutmak istiyor. 2013’te AK Parti’nin darbeler ve karşıt söylemlerle girmiş olduğu bir dar boğaz vardı. Onun yerine bir bakıma kendi klasik AK Parti söylemini, yani iş üreten, değer üreten, siyaset üreten bir çerçeveye geriye dönüş yaptığını düşünüyorum. Bu tarz bir AK Parti’nin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Gelin” çağrısının önemli olduğunu belirten Aktaş sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siyasi düşünceler farklı olabilir. Ama ‘Gelin bu ülkenin geleceğini birlikte inşa edelim’ dendi. Bu bir bütünlük çağrısıydı. Tarih boyunca gadre uğramış Kürtlerden, Alevilerden bahsetti. ‘Biz de bu gadre uğrayanların hakkını geri alan parti olduk’ gibi daha yumuşak, daha yapıcı, daha yüzü dışa dönük bir Türkiye tahayyülü çizdi. Bu tür adımla AK Parti, siyaset üretme kapasitesini de ortaya koymuş oldu. Bu açıdan da muhalefete göre bir ön almış oldu. Bundan sonra muhalefetin reflekslerini merak ediyorum. Siyaset bundan sonra farklılaşacak. AK Parti’nin alışık olduğu bir model değildi arkadan gitmek. Şimdi tekrar öne geçmek gibi bir çabası var. Üç dört aydır psikolojinin AK Parti’ye döndüğünü görüyorum.”

Paylaşın