ABD’den Dikkat Çeken Suriye Çağrısı: Gerilimi Azaltın

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine olası kara harekatı ile ilgili açıklamada bulunan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, taraflara gerilimi azaltma çağrısında bulundu.

Günlük basın brifinginde konuşan Ned Price, ‘’Türkiye’ye ve Suriyeli yerel ortaklarımıza, IŞİD’le mücadele hedeflerimiz ve sınırın her iki tarafındaki siviller üzerindeki potansiyel etkilere ilişkin ciddi endişelerimizi sürekli olarak ilettik. Son günlerde de bunu çok net bir şekilde paylaşıyoruz’’ dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, günlük basın toplantısında Türkiye’nin kuzey Suriye’ye olası kara harekatı ve Rusya hava üslerinde son dönemde yaşanan patlamalara ilişkin soruları da yanıtladı.

Bir gazeteci, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a atıfla, “Türkiye Cumhurbaşkanının Suriye’yi işgal etmeye ve müttefikiniz olan Kürtlere saldırmaya karar verdiğini düşünerek, kendisine bir mesajınız var mı” diye sordu.

Price, “bu konu hakkındaki mesajlarının, konuya ilişkin endişe duymaya başladıklarından bu yana tutarlı olduğunu” söyledi:

“Hem kamuoyu önünde hem özel olarak şunu net bir şekilde ifade etmeye devam ettik: Suriye’deki toplulukların hayatını daha da istikrarasızlaştıracak, daha da önemlisi küresel koalisyonun IŞİD’e karşı zorluklara kaydettiği ilerlemeyi riske atacak bir harekat da dahil, askeri eylemlere şiddetle karşıyız.

Tüm tarafların gerilimi azaltması gerektiğine inanıyoruz. Bu, son günlerde tutarlı bir biçimde verdiğimiz bir mesaj.

Suriye’de ve Türkiye-Suriye sınırında gerilimin artması tehlikeli olur. Son saldırılarda da gördüğümüz gibi, bu, sivillerin güvenliğine hem de potansiyel olarak ABD personeline bile tehdit oluşturabilir.

“Endişelerimizi çok açık bir şekilde iletiyoruz”

Son hava saldırıları da dahil Suriye’de artan gerilimden endişe duymaya devam ediyoruz; bu hava saldırılarının bazıları IŞİD’i bertaraf etmek için çalışan ABD personelinin güvenliğini doğrudan tehdit ediyor.

IŞİD’e karşı küresel koalisyonun hedefleri ve sınırın her iki tarafındaki siviller üzerindeki muhtemel etkisi konusundaki ciddi endişelerimize dair Türkiye ve yerel Suriyeli ortaklarımızla sürekli iletişime geçtik. Dolayısıyla, bunu son günlerde çok açık bir şekilde iletiyoruz.”

Türkiye, SDG’ye mühlet verdi mi?

Price’ın bu yanıtının ardından bir gazeteci, Dışişleri Bakanlığı sözcüsüne Türkiye’nin Menbiç, Tel Rıfat ve Kobanî’den çekilmeleri için Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) mühlet verdiği iddialarını sordu.

Ned Price, bu soruya cevaben, “Bu konuya şu anda aşina değilim. Sizi Türklere yönlendirmek durumundayım” dedi.

Ankara’dan son haftalarda kara harekatı ile ilgili peş peşe açıklamalar gelmişti. Milli Güvenlik Kurulu’nun 1 Aralık’taki toplantısı sonrası yapılan yazılı açıklamada, Suriye’nin kuzeyiyle ilgili “PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere milli birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla icra edilen operasyonlar hakkında kurula bilgi sunulmuş ve ilave tedbirler müzakere edilmiştir” denilmişti.

Açıklamada, ‘’Yüce milletimizin ve eşsiz ülkemizin savunmasını ve güvenliğini sağlamak maksadıyla BM Şartı’nın 51. maddesi kapsamında güney sınırlarımız boyunca icra edilen operasyonların tek hedefinin terör örgütleri olduğu, bölgemizde; sınırlarımızı, şehirlerimizi, vatandaşlarımızı ve güvenlik güçlerimizi hedef alan hiçbir terör örgütünün varlığına ve etkinliğine müsaade edilmeyeceği, bunun için gereken her adımın kararlılıkla atılacağı hususu vurgulanmıştır’’ ifadeleri yer almıştı.

Merkezi Katar’da bulunan uluslararası haber kuruluşu El Cezire, Türk kaynaklara dayanarak, Rusya’nın, YPG’yi hedef alacak bir Türk kara harekatını önlemek için, Ankara’nın taleplerini karşılamaya çalıştığını bildirmişti.

El Cezire’ye göre Ankara, daha önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından hedef olarak gösterilen Menbiç, Kobani (Ayn el Arab) ve Tel Rıfat bölgelerinden çekilmesini talep etti. Kaynaklar, Türkiye’nin taleplerine yanıt verilmesi için belirsiz bir süre verdiğini, aksi takdirde operasyona başlayacağını da kaydetti.

“Ukrayna’ya verdiğimiz silahlar savunma amaçlı”

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Ukrayna’nın Rusya hava üslerini vurduğu iddialarına ilişkin olarak da “Ukrayna’ya sınırlarının ötesinde saldırılar düzenlesin diye destek vermiyoruz. Ukrayna’nın sınırları dışında saldırılar düzenlemesini de teşvik etmiyoruz” dedi.

Price, Ukrayna ordusunun Rusya’nın batısındaki bir hava üssüne saldırı düzenlemesine ilişkin bir soruya, ABD’nin ve dünyanın Ukrayna’ya sadece kendi topraklarını ve egemenliğini koruması ve kendisini Rusya’ya karşı savunması için silah desteği verdiğini belirtti:

Ukrayna’ya Rusya topraklarında kullanması için silah vermedik. Bunların savunma amaçlı tedarikler olduğunu açıkça beyan ettik. Başkan da daha önce açık bir şekilde ifade etti. Ukrayna’ya sınırlarının ötesinde saldırılar düzenlesin diye destek vermiyoruz. Ukrayna’nın sınırları dışında saldırılar düzenlemesini de teşvik etmiyoruz.”

Paylaşın

Kasım Ayında En Az 28 Kadın Öldürüldü

Kasım ayında en az 28 kadın öldürüldü, en az 53 kadın şiddete maruz kaldı, en az dört kız ve oğlan çocuğu istismar edildi, en az dokuz kadın tacize uğradı, basına yansıyan verilere göre en az bir kadına da tecavüz edildi.

18 kadın ateşli silahlarla, altı kadın kesici aletle, üç kadın boğularak öldürüldü. Bir kadının nasıl öldürdüğü basına yansımadı.

Bianet’ten Evrim Kepenek’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre; erkekler Kasım’da en az 28 kadını öldürdü. Kasım’da basına yansıyan çocuk cinayeti olmadı. Basına yansımaması olmadığı anlamına gelmiyor.

Kasım’da en az 12 kadının ölümü basına “şüpheli” (Denizli (1), Van (1), Çorum (1), Manisa (1), Kayseri (2), Trabzon (1), Sakarya (1), Ordu (1), Aydın (1), Antalya (1), Elazığ (1) ölüm olarak yansıdı.

Erkekler, en az 53 kadına şiddet uyguladı, en az dört kız ve oğlan çocuğunu istismar etti, en az dokuz kadını taciz etti, Erkekler, basına yansıyan verilere göre en az bir kadına tecavüz etti.

İstanbul ve Van’da iki kadının ölümü basına “faili meçhul cinayet” olarak yansıdı. Şırnak’ta erkekler, bir kadını öldürmekle tehdit etti.

Cinayet

Erkekler, Kasım’da en az 28 kadını öldürdü; geçen yıl aynı ayda bu sayı 34 idi. Ayrıca erkekler, kadınların yanındaki en az iki erkeği de öldürdü. Erkeklerin öldürdüğü iki kadın Irak, biri Suriye, iki kadın da Özbekistan göçmeniydi.

Erkekler, en az altı kadını koruma kararına rağmen öldürdü.

Erkeklerin 18 kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı. Erkekler sekiz kadını ayrılmak istediği veya barışmak istemediği için öldürdü. Erkekler bir kadını “yemek yapmadığı” bir kadını da “cin çıkarıyorum” diyerek öldürdü. Erkeklerin 18 kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı.

20 kadını kocası, eski kocası, sevgilisi erkekler, iki kadını babası, bir kadını damadı öldürdü. Beş kadını öldüren erkeklerin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Erkekler, 18 kadını ev içinde, dokuz kadını işyeri, araç, sokak gibi ev dışı alanlarda öldürdü. Erkeklerin bir kadını nerede öldürdüğü basına yansımadı.

Erkekler, 18 kadını ateşli silahlarla, altı kadını kesici aletle, üç kadını boğarak öldürdü. Erkeklerin bir kadını nasıl öldürdüğü basına yansımadı.

Cinsel Saldırı / Tecavüz

Erkekler, Kasım 2022’de en az bir kadına tecavüz etti. Geçen yıl aynı ay erkeklerin tecavüz ettiği kadın sayısı iki idi.

Erkekler, bir kadına ev içinde tecavüz etti. Basına yansıdığı kadarıyla bir kadına, akrabası tecavüz etti. Kadın, zihinsel engelleydi.

Kasım 2022’de erkekler en az dokuz kadını taciz etti. Bu sayı geçen yıl aynı ay, bu sayı 16 idi.

Erkekler, dokuz kadını sözlü ve fiziki yollarla taciz etti. Kadınlardan biri Azerbaycan göçmeniydi.

Erkekler dokuz kadını ev dışı alanlarda iki kadını ev içinde taciz etti.

İki kadını kurye, bir kadını iş arkadaşı, bir kadını gazeteci, bir kadını da savcı taciz etti.  Dört kadını taciz eden erkeklerin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Çocuk İstismarı

Erkekler, Kasım’da en az dört kız ve oğlan çocuğunu istismar etti. Geçen yıl aynı ay bu sayı 11 idi.

Bir çocuğu öğretmeni, iki çocuğu kuran kursu öğretmeni istismar etti. Bir çocuğu istismar eden dört fail erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Erkekler, dört çocuğu da okul, kuran kursu gibi ev dışı alanlarda istismar etti.

Şiddet / Yaralama

Erkekler, Kasım’da 53 kadına şiddet uyguladı. Geçen yıl da aynı ay bu sayı, 62 idi.

Erkeklerin şiddet uyguladığı en az dokuz kadın “ağır” hasta olarak hastaneye kaldırıldı. Erkekler en az 12 kadına “koruma kararını” ihlal ederek şiddet uyguladı. Erkeklerin şiddet uyguladığı bir kadın Arabistanlı bir kadın da Suriyeliydi.

En az 41 kadını kocası, sevgilisi erkekler yaraladı. Bir kadını taksi şoförü, altı kadını da akrabaları yaraladı. Beş kadını yaralayan dört erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Erkekler, en az 16 kadına boşanmak istediği/barışmak istemediği için şiddet uyguladı. Erkeklerin 37 kadına şiddet uygulama “bahanesi“ basına yansımadı.

Erkekler, 30 kadını darp ederek, üç kadını yakarak, 12 kadını ateşli silahlarla, altı kadını da kesici aletle yaraladı. Erkeklerin iki kadına nasıl şiddet uyguladığı basına yansımadı.

Erkekler, 18 kadını iş yeri, otobüs, ormanlık alan gibi ev dışı alanlarda, 30 kadını ev içinde yaraladı. Erkeklerin beş kadına nerede şiddet uyguladığı basına yansımadı.

Seks İşçiliğine Zorlama

Kasım’da basına yansıyan seks işçiliğine zorlama haberi yoktu. Basına yansımaması, bu şiddet türünün işlenmediği anlamına gelmez.

Paylaşın

İsviçre’yi Farklı Geçen Portekiz Çeyrek Finalde

Katar’ın ev sahipliğini yaptığı FIFA 2022 Dünya Kupası son 16 turu karşılaşmasında Portekiz ile İsviçre, Lusail Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Meksikalı hakem Cesar Ramos’un yönettiği karşılaşmadan Portekiz 6-1 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Portekiz’e çeyrek finali getiren golleri 17, 51 ve 67. dakikalarda Ramos, 33. dakikada Pepe, 55. dakikada Guerreiro ve 90+2. dakikada Leao’dan geldi. İsviçre’nin tek golünü ise 58. dakikada Akanji attı.

Portekiz, çeyrek finalde İspanya’yı eleyen Fas ile karşılaşacak. Portekiz-Fas çeyrek final mücadelesi, 10 Aralık Cumartesi günü oynanacak.

Goller

17. dakikada topla ceza sahasında buluşan Ramos, sırtı kaleye dönükken bir anda çok sert bir şut çekti. Adeta iğne deliğinden geçen top ağlarla buluştu ve Portekiz 1-0 öne geçti. 33. dakikada sol kanattan yapılan ortaya İsviçre savunmasında Fabian Schar ters bir vuruşla topu kornere gönderdi. Korneri kullanan Bruno Fernandes’in ceza sahasına gönderdiği topa çok iyi yükselen Pepe kafayla vurdu ve skoru 2-0 yaptı!

51. dakikada gelişen Portekiz atağında Bruno Fernandes topu İsviçre ceza sahasına kadar getirdi ve sol kanattaki Felix’ verdi, genç yıldız sağ kanattaki Dalot ile oynadı ve Dalot’un çizgiye inerek yakın kale direğine doğru yerden yaptığı ortaya Goncalo Ramos dokundu ve skor 3-0 oldu.

55. dakikada kendi yarı sahasında topu alan Guerreiro önündeki Felix ile oynadı. Felix bekletmeden topu Ramos’a gönderdi ve Ramos ileriye çıkan Guerreiro’nun önüne topu yolladı ve tecrübeli sol bek skoru 4-0’a getirdi. 58. dakikada kullanılan köşe vuruşunda savunmadan çıkan Manuel Akanji topu filelere gönderdi: 4-1

67. dakikada hızlı atakla İsviçre savunmasını düzensiz yakalayan Portekiz’de Joao Felix’in derinlemesine pasında topu önünde bulan Goncalo Ramos, ceza sahasına girdi ve çaprazdan klas bir vuruşla skor 5-1’e geldi. Oyuna sonradan giren Milan’ın yıldız futbolcusu Rafael Leao, sol kanatta topla buluştu ve kaleye mükemmel bir şut çıkararak skoru 6-1’e getirdi.

Stat: Lusail

Hakemler: Cesar Ramos, Alberto Morin, Miguel Hernandez (Meksika)

Portekiz: Costa, Dalot, Pepe, Ruben Dias, Guerreiro, William Carvalho, Otavio (Dk. 74 Vitinha), Bernardo Silva (Dk. 81 Ruben Neves), Bruno Fernandes (Dk. 87 Leao), Joao Felix (Dk. 74 Ronaldo), Ramos (Dk. 74 Horta)

İsviçre: Sommer, Fernandes, Akanji, Schar (Dk. 46 Eray Cömert), Rodriguez, Freuler (Dk. 54 Zakaria), Xhaka, Shaqiri, Sow (Dk. 54 Seferovic), Vargas (Dk. 66 Okafor), Embolo (Dk. 89 Jashari)

Goller: Dk. 17, 51 ve 67 Ramos, Dk. 33 Pepe, Dk. 55 Guerreiro, Dk. 90+2 Leao (Portekiz), Dk. 58 Akanji (İsviçre)

 

Paylaşın

Dünya Kupası: İspanya’yı Deviren Fas Çeyrek Finalde

Katar’ın ev sahipliğini yaptığı 2022 Dünya Kupası son 16 turu karşılaşmasında İspanya ile Fas, Education City Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Karşılaşmanın normal süresi ve uzatmaları 0-0 sona erdi. 

Haber Merkezi / Fas, penaltı atışlarında İspanya’yı 3-0 mağlup ederek çeyrek finale yükseldi. Fas, çeyrek finalde Portekiz – İsviçre karşılaşmasının kazananı ile karşılaşacak.

Karşılaşmadan dakikalar

12. dakikada Fas’ın tehlikeli olabilecek noktadan kullandığı serbest vuruşta Hakim Ziyech ile birlikte topun başına gelen Achraf Hakimi’nin vuruşu auta gitti.  22. dakikada Sofiane Boufal, Marcos Llorente’den şık şekilde sıyrılarak sol kanattan ortasını yaptı. Youssef En-Nesyri, topu kafayla sağ kanada doğru aşırtırken İspanya savunması, topla buluşan Hakim Ziyech’e şut izni vermedi.

26. dakikada Jordi Alba’nın savunma arkasına uzun pasına hareketlenen Marco Asensio’nun ceza sahası içi sol çaprazdan yaptığı vuruş, yan ağlarda kaldı. 33. dakikada Ferran Torres’ten topu kapan Noussair Mazraoui’nin ceza sahası dışından sol ayağıyla yaptığı vuruş, iki hamlede kaleci Unai Simon’da kaldı.

42. dakikada Fas’ta Achraf Hakimi’nin sağ kanattan ortası Sergio Busquets’in kafayla müdahalesi sonucu sol kanada açıldı. Ceza sahası içi sol kanatta topla buluşan Sofiane Boufal, rakibinden sıyrılarak ortasını yaparken Naif Aguerd’in altı pas üzerinde uygun pozisyondaki kafa vuruşu, auta gitti.

43. dakikada Noussair Mazraoui’nin sol kanattan ortasını arka direkte Hakim Ziyech kafa ile çevirirken altı pasta Aymeric Laporte, son anda topu uzaklaştırmayı başardı. 54. dakikada İspanya’nın sol kanattan kullandığı serbest vuruşta Dani Olmo’nun sert şutunu Bono, yumruklarıyla çıkardı.

78. dakikada Fas savunmasının uzaklaştırmak istediği topa Dani Olmo’nun ceza sahası dışından yaptığı vuruş, üstten dışarı gitti. 79. dakikada İspanya’da Nico Williams’ın sağ kanattan ön direğe yaptığı ortada Naif Aguerd, Dani Olmo’dan önce müdahale ile topu uzaklaştırdı.

82. dakikada Nico Williams’ın savunma arkasına pasında Alvaro Morata’nın dar açıdan vuruşu kaleye paralel şekilde dışarı gitti. 86. dakikada Fas’ta Achraf Hakimi’nin sağ kanattan ortasını arka direkte Abdessamad Ezzalzouli kafayla indirdi ve sonrasında Walid Cheddira’nın yaptığı vuruş etkisiz olarak kaleci Unai Simon’da kaldı.

89. dakikada savunma arkasına atılan topa hareketlenen Alvaro Morata, ceza sahası içinde Nico Williams’ı topla buluşturdu. Williams’ın ceza sahası içi sağ çaprazdan yaptığı vuruşta Sofyan Amrabat, topun önüne yatarak şutun kaleye gitmesini engelledi.

90+1. dakikada İspanya’nın sol kanattan kullandığı serbest vuruşta Carlos Soler, ortayı yaparken arka direkteki Alvaro Morata’nın kafa vuruşu üstten dışarı gitti. 90+5. dakikada İspanya’nın sol kanattan Dani Olmo ile kullandığı serbest vuruşta kimsenin dokunamadığı top yerden sekerek tehlikeli bir hal alırken kaleci Bono, topu kornere yolladı.

100. dakikada Fas ceza sahası içi sol kanatta topla buluşan Alvaro Morata’nın ortasında altı pas üzerinde kafa vuruşunu ypamaya hazırlanan Nico Williams’tan önce savunma araya girdi. 104. dakikada Azzedine Ounahi’nin ara pasında ceza sahası içinde kaleciyle karşı karşıya kalan Walid Cheddira’nın vuruşunu Unai Simon çıkardı.

Stat: Education City

Hakemler: Fernando Rapallini, Juan Pablo Belatti, Diego Bonfa (Arjantin)

Fas: Bono, Hakimi, Aguerd (Dk. 84 El Yamiq), Saiss, Mazraoui (Dk. 82 Attiat-Allah), Amrabat, Ounahi (Dk. 120 Benoun), Amallah (Dk. 82 Cheddira), Ziyech, Boufal (Dk. 66 Ezzalzouli), En-Nesyri (Dk. 82 Sabiri)

İspanya: Simon, Marcos Llorente, Rodri, Laporte, Alba (Dk. 98 Balde), Busquets, Gavi (Dk. 63 Soler), Pedri, Ferran Torres (Dk. 75 Williams-Dk. 118 Sarabia), Olmo (Dk. 98 Fati), Asensio (Dk. 63 Morata)

Paylaşın

Ali Babacan: Bütçede 547 Milyar Lira Faiz Ödemesi Var

Partisinin genel merkezinde Sosyal Politikalar Eylem Planı’nın ikincisini açıklayan DEVA Lideri Babacan, Meclis’te görüşülen 2023 bütçesi için, “Bütçe Genel Kurul’a indi. O bütçede 547 milyar TL faiz ödemesi var. Bu yılki 330 milyar TL yetmedi. En az bir o kadar da kur farkı ödeyecekler. 650 milyarı 85 milyon vatandaştan vergilerle topluyor, heybeye dolduruyor, o heybeyi olduğu gibi zaten parası olana veriyor” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, konuşmasının devamında ekonomik krize değinerek, “Koskoca ülke Survivor setine döndü. Dün İstanbul’dan Ankara’ya dönerken mola verdik. Bir TIR şoförü geldi yanıma. Emekli, 65-70 yaşlarında. ‘TIR şoförlüğü yapmasam geçinmem mümkün değil. 4500 lira emekli maaşı alıyorum’ dedi. Emekli vatandaşımız o yaşta yollarda direksiyon sallayarak hayatta kalmaya çalışıyor. Hani sosyal devlet?” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, 46 maddelik yeni taahhütlerini Sosyal Politikalar Eylem Planı’nın ikincisini açıklayarak paylaştı. Partinin genel merkezinde düzenlenen tanıtım toplantısında konuşan Genel Başkan Ali Babacan şu ifadeleri kullandı:

‘Sosyal adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz’’

“Özgür ve zengin Türkiye’nin yolu sosyal adaleti sağlamaktan geçiyor. Sosyal adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. ‘Yardım eden değil, yardımcı olan devlet’ anlayışıyla hareket edeceğiz.

‘Türk-İş’e baskı yapılıyor’

Neredeyse ortalama ücret haline gelen asgari ücret, açlık sınırının altında. Yoksulluk sınırı, asgari ücretin 4,5 katını aşmış durumda. Türk-İş bunu 40 yıldır açıklıyor. Bunu açıkladığı için son zamanlarda gittikçe daha çok baskıyla karşı karşıya kalıyor. Ama milyonlarca çalışanın temsilcisi olacaksınız bunu dosdoğru açıklamak zorundasınız. Hükûmet de onlara doğruyu söyledikleri için baskı yapıyor. Bu dönemde dik durabilmek, doğruyu söyleyebilmek en önemlisi.

‘Bütçede 547 milyar TL faiz ödemesi var’

Bütçe Genel Kurul’a indi. O bütçede 547 milyar TL faiz ödemesi var. Bu yılki 330 milyar TL yetmedi. En az bir o kadar da kur farkı ödeyecekler. 650 milyarı 85 milyon vatandaştan vergilerle topluyor, heybeye dolduruyor, o heybeyi olduğu gibi zaten parası olana veriyor.

‘Ülke Survivor setine döndü’

Koskoca ülke Survivor setine döndü. Dün İstanbul’dan Ankara’ya dönerken mola verdik. Bir TIR şoförü geldi yanıma. Emekli, 65-70 yaşlarında. ‘TIR şoförlüğü yapmasam geçinmem mümkün değil. 4500 lira emekli maaşı alıyorum’ dedi. Emekli vatandaşımız o yaşta yollarda direksiyon sallayarak hayatta kalmaya çalışıyor. Hani sosyal devlet?

“Bir bakan ‘Öyle bir miras bırakmışsınız ki yiyoruz bitmiyor’ dedi”

11 yıl bu ülkenin ekonomisini yöneten ekibin başında oldum. İbrahim (Çanakcı) Bey ekonomi yönetiminde teknik ekibin başındaydı. Görevimizi, devasa bir başarı hikayesi bırakarak devrettik. Benden sonra göreve gelen bir bakanın ifadesini söylüyorum: ‘Sayın Başkanım, öyle bir miras bırakmışsınız ki yiyoruz yiyoruz bitmiyor’ dedi. İsmi gizli kalsın. Hamdolsun sayısız hizmetlerde bulunduk. Hatalarımız da oldu ama ders alarak DEVA Partisi’ni kurduk. En önemli başarılarımızdan birisi mutlak yoksulluğu sıfırlamamızdı. Bu büyük utanca son verdik. Bugün ne yazık ki yeniden geldi.

‘Halkı kendine bağımlı kılmaya çalışanlarla mücadele veriyoruz’

Yoksullaşan halkı kendine bağımlı kılmaya çalışanlarla, vatandaşın başını kaldırmasına bile imkân vermeyen bu ortamdan siyasi nema elde etmeye çalışanlarla mücadele veriyoruz. 85 milyonu geçim derdine sürükleyen otoriter ittifakla mücadele ediyoruz.

‘İktidarın en büyük yalanını afişe ediyorum’

İktidar asılsız bir korku yayıyor. Mesela ne diyorlar? ‘İktidar değişirse sosyal yardımlar kesilir’ diyorlar. Böyle bir şey yok. Bu iktidarın en büyük yalanını afişe ediyorum. Yapılan yardımlara, kazanılmış haklara göz dikecek hiç kimseye biz geçit vermeyiz. DEVA Partisi buna hiçbir zaman müsaade etmez.

“Bizim kitabımızda ‘Altta kalanın canı çıksın’ diye bir şey yazmıyor”

İktidar ihtiyaç sahiplerinin siyasi görüşünü anlamaya çalışıyor. ‘Bizden mi, değil mi’ diye bakıyor. Parti teşkilatını yardım için gerekli bir durak olarak ortaya sokuyor. Biz bu adaletsizliğe son vereceğiz. Bizim kitabımızda ‘Altta kalanın canı çıksın’ diye bir şey yazmıyor. Biz, ihtiyaç sahiplerine ‘asgari gelir desteği’ sağlamaktan bahsediyoruz. Dünyanın konuştuğu bir model.

Asgari gelir desteği: Gelir yetersizse, farkı devlet kapatacak

Önce her haneye bir sosyal hizmet uzmanı atayacağız. O arkadaşlarımız gidecek, kapıları çalacak. ‘Bir ihtiyacınız var mı?’ diyecek. Devlet vatandaşın ayağına gidecek. Eve giren parayla eve girmesi gereken parayı karşılaştıracak. Gelir yetersizse, farkı devlet kapatacak.

‘Vergileri vatandaşlarımıza ayırarak ekonomiyi ayağa kaldıracağız’

‘DEVA Partisi yardımları artıracakmış, böyle mi olur’ diyenler olduğunu görüyorum. Evet, biz bu derin yoksulluk girdabından ancak böyle çıkacağız. Her birimizin harcamasından, kazancından alınan vergileri devleti batırma projelerine değil, vatandaşlarımıza ayırarak ekonomiyi ayağa kaldıracağız.

‘En önemlisi; insanların kendi çalışmalarıyla ayakta durabilmeleri’

Bizim için en önemlisi; insanlarımızın devlet yardımlarına ve desteklerine ihtiyacı olmadan hayatlarını sürdürebilmeleri. Kendi imkânlarıyla, kendi çalışmalarıyla, kendi gelirleriyle ayakta durabilmeleri. Asıl hedefimiz ülkeyi öyle bir refah noktasına ulaştırabilmek. Mutlak yoksulluğu tekrar sıfırlamak boynumuzun borcu. Bu çok hızlı yapacağız. Bizim anlayışımızdaki devlet; yardım eden değil, yardımcı olan devlettir.

‘Herkes millî gelirden büyümenin payını alsın’

Varsayalım ki 1 Ocak’ta artıracaksınız. Formül basit. Gerçek, dürüst enflasyonu alın. Üzerine bir de refah payını ekleyin. Asgari ücretlilerimize, emeklilerimize, memurlarımıza verin. ‘Büyüdük’ diyorsunuz ya. Emekliler, işçiler, herkes millî gelirden büyümenin payını alsın.

‘Dünya Yaşlı Hakları Sözleşmesi’nin hazırlanma sürecini başlatmayı hedefliyoruz’

Yaşça büyük vatandaşlarımızın kendi ayakları üzerinde durabilen, isteklerini ve ihtiyaçlarını kolaylıkla karşılayabilen, saygın insanlar olmasını çok önemsiyoruz. Dünyada bir boş vermişlik var. Birleşmiş Milletler nezdinde yaşlı haklarını koruyan bir sözleşme yok. Türkiye olarak kolları sıvayacağız. Dünya Yaşlı Hakları Sözleşmesi’nin hazırlanmasıyla ilgili bir süreci başlatmayı hedefliyoruz. Gün gelecek, herkes yaşlanacak. Bunu unutmayacağız, gençler.

Nafaka alanların 65 aylığı almasının önündeki engeller kaldırılacak

Nafaka alanların 65 yaş aylığı almasının önünde engeller var. İşin özü emeklilikse 65 hakkıyla nafaka hakkının eş zamanlı yürürlükte olması lazım. Bunu yapacağımızı ilan ediyoruz.

Evde bakım hizmetini sağlayan aile üyelerine ücretsiz destek

Daha önce; evde bakım aylığı alanların, genel sağlık sigortası primlerini ödeyeceğimizi, geçmişe yönelik borçları sileceğimizi söylemiştik. Şimdi de bakım hizmetlerini üstlenen vatandaşlarımızın karşılaştığı güçlükleri giderme yönünde ekleme yaptık: Evde bakım hizmetini sağlayan aile üyelerine bakım eğitimlerini ve psikolojik yönlendirme desteklerini devlet ücretsiz sağlayacak.

Esnaf kısa çalışma ödeneğinden faydalanacak

Sosyal güvenlikte; Esnaf Ahilik Sandığı’na dahil esnafın kısa çalışma ödeneğinden faydalanmalarını sağlayacağız. Ayrıca SGK ödemesi kapsamında olmayan ve kanser tedavisinde kullanılan akıllı ilaçların bedelini devletin karşılayacağını ortaya koymuş durumdayız.

‘Özel sektörde mola sürelerinin iyileştirilmesi gerekiyor’

Özel sektörde dinlenme hakkıyla, mola süreleriyle ilgili sorunlar var. Biliyoruz. Mutlaka iyileştirilmesi gerekiyor. Ayrıca ILO’nun 173 sayılı ‘İşçi Alacaklarının Korunmasına İlişkin Sözleşmesi’ var. Eğer bir işyeri zor duruma düştüyse, bunun telafisiyle ilgili önceliğin çalışanlara verilmesi gerektiğini söylüyoruz.”

Paylaşın

CHP’nin ‘İkinci Yüzyıla Çağrı Toplantısı’ Beklenen Etkiyi Yarattı Mı?

Prof. Dr. Hurşit Güneş’e göre bu toplantı ile CHP’nin ‘partinin iktisatçı kadroları yok’ eleştirilerine yanıt verdiğini dile getiriyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ise CHP’nin ortaya koyduğu somut projelerle yurttaşların beklentilerini karşıladıkları görüşünde.

Konsensus Araştırma Başkanı Murat Sarı da bu toplantının CHP seçmenini heyecanlandırdığı ve seçmen tarafından iktidara yürüyüş olarak algılandığı düşüncesinde.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘3 Aralık’ı bekleyin’ diyerek işaret ettiği “İkinci Yüzyıla Çağrı” toplantısının yankıları sürüyor.

Başta ekonomi olmak üzere teknoloji, sanayi, eğitim, tarımdaki temel sorunların çözümüne dair projelerin anlatıldığı toplantıda konuşmacı olan bilim insanlarının Türkiye’deki yerel meselelere uzak konuşmalar yaptığı ve beklenen etkiyi yaratıp yaratmadığı tartışma konusu.

Ana muhalefet partisinin, Türkiye ekonomisi ve diğer pek çok alanda yürütüğü çalışmalar ne kadar gelecek vaad ediyor?

Euronews Türkçe’den Dilek Gül’ün haberine göre, Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü üyesi Prof. Dr. Hurşit Güneş, CHP’nin Vizyon toplantısını ‘başarılı’ bulanlardan. Güneş, “CHP’nin böyle bir toplantıyı yapması, kıymetli iktisatçıları dinliyor olması ve bunu da kendi siyasal tabanı ile paylaşması ekonomik sorunlara duyarlı olduğunu gösterir” diyor.

Prof. Dr. Hurşit Güneş, bilim insanlarının yaptığı konuşmaların CHP’nin siyasetinin bir parçası olmadığını belirterek ‘siyaset üstü bir çerçeve çizildiğine’ vurgu yapıyor:

“Bu programda Hacer Fogo ve Selin Sayek Böke’nin konuşmalarının dışındaki konuşmalar partili değil. Akademisyenler kendi görüşlerini ifade ettiler, partinin görüşleri değil. Nitekim bu konuda da düzeltme yaptılar, bunlar siyaset üstü ve siyasetimizin bir parçası değil dediler. CHP sadece bu isimlerden yararlanılmasını kamuoyuna sundu. Hakan Kara, Daron Acemoğlu başka siyasi partilerin ekonomik hazırlıklarında da yer aldı. Mesela, oralarda doğrudan katkıda bulundu Acemoğlu. Burada ise bir konuşma yaptı sadece. Toplantıda Hacer Fogo yoksulluk ile ilgili CHP’nin öteden beri savunduğu aile sigortası kavramını yeniden öne çıkardı. Selin Sayek Böke de yaptığı heyecanlı konuşmayla CHP’nin bundan böyle uygulayacağı politikalarda kamuoyunun önde olacağını vurguladı”

Prof. Dr. Güneş, CHP’nin ekonomide neoliberal politikaları desteklediğine dair yapılan eleştirilere de katılmadığını belirtiyor:

“Kemal Beyin yaptığı konuşma siyasiydi. Yeşil ekonomiyi savunmak liberal mi? Jeremy Rifkin’den dolayı bu yorumlar yapılıyor fakat Rifkin bir akademisyen ve bizim toplantımızda konuşma yapması, katkıda bulunması olumlu, güzel. Halihazırda eleştiriler var fakat CHP’nin böyle bir toplantıyı yapması ekonomik sorunlara duyarlı olduğunu gösterir, kıymetli iktisatçıları dinliyor olması ve bunu da kendi siyasal tabanı ile paylaşması gayet olumlu değerlendirilmeli. Buradan Nobel ekonomi ödülü beklenmemeli, buradan Türkiye Amerika’nın da üstünde kalkınmış olacak denilmemeli. CHP değerli bir adım attı. İyi bir toplantı oldu, ama artık abartılmamalı.”

Prof. Dr. Hurşit Güneş’e göre bu toplantı ile CHP’nin ‘partinin iktisatçı kadroları yok’ eleştirilerine yanıt verdiğini dile getiriyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ise CHP’nin ortaya koyduğu somut projelerle yurttaşların beklentilerini karşıladıkları görüşünde. Gökçen, CHP’nin bugünü gören, geleceği doğru tasarlayan ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden halkçı bir siyasetten yana tercihini koyduğunu dile getiriyor:

“Yurttaşlarımızın bizden bir beklentisi vardı. Somut, net ve titizce çalışılmış projeler ve bütüncül bir tablo çizilmesi. Önümüzde şu tercih var: halktan kopuk, sorun çözmek yerine sorun yaratan, ayrımcı ve seviyeden uzak bir siyaset mi? Yoksa bugünü gören, geleceği doğru tasarlayan ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden halkçı bir siyaset mi? Kişileri tartışan bir anlayış mı, yoksa halkın sorunlarını çözecek bir sistem kurmak mı? Uyuşturucu parasına muhtaç bir anlayış mı, temiz parayla kalkındırma iradesi mi? Cumhuriyet Halk Partisi olarak “buradayız ve tercihimiz belli” dedik bu toplantıyla”

İkinci Yüzyıla Çağrı toplantısı hem teknik yanı güçlü, hem de siyasi tercihini ayrıntılarıyla ortaya koyan bir etkinlik olduğunu belirten CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçen, bu içeriğin uzun süredir yapılan saha çalışmaları, ziyaret ve toplantılar, akademisyenler ve yurttaşlardan gelen önerilerden süzülerek oluştuğunun altını çiziyor.

Toplantıda kamunun ekonomideki rolünün yeniden tarif edildiğini söyleyen Gökçen, sömürü düzenine yönelik yapılan ağır eleştiriler, güvenceli istihdam ve kimseyi geride bırakmama vurgusu, uzaktan çalışanın offline olma hakkı, beyaz yakalının mesai ücreti, teknolojinin elitlerin tekelinden çıkarılması ve de çok kazananın çok vergi vermesi gibi birçok noktanın atlandığını kanaatinde.

Konsensus Araştırma Başkanı Murat Sarı da bu toplantının CHP seçmenini heyecanlandırdığı ve seçmen tarafından iktidara yürüyüş olarak algılandığı düşüncesinde.

“Bence bu toplantı CHP seçmenini heyecanlandırdı ve sanki iktidara yürüyüş olarak algılandı. Ve önümüzdeki süreç içerisinde bu teorik donelerin altının doldurulacağını düşünüyorum. CHP, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizden nasıl çıkacağının yol haritasını verdi, vaatlerinin altını doldurdu. Ben CHP’nin ekonomide neoliberal politikalara yöneleceğini düşünmüyorum, çünkü konuşmalarda ‘halk’ vurgusu çokça yapıldı. Neoliberal politikada halk yoktur. CHP iktidara gelirse ekonomiyi nasıl düzelteceğinin ilk emarelerini verdi. Kaldı ki iktidar çok eleştiriyor ama bu toplantı çok üst düzey. Bu yeşil dönüşümü kaçırmayalım vurgusu bence önemliydi.”

Konsensus Araştırma Başkanı Sarı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendi liderliğini ortaya koyarak seçim startı verdiğini de sözlerine ekliyor: Bu toplantı ile Kemal Kılıçdaroğlu seçim startı verdi. Kendi liderliğini de bu kadar üst düzey bilim insanını bir araya getirip aynı toplantıda konuşturarak ortaya koydu. Yani ‘ben bunlarla çalışıyorum’ diyor. Bu aşamada ortakları var, onların da görüşlerini alması gerekiyor… Ama liderliğini kesin olarak gösterdi.

Paylaşın

Batı’nın Rusya Yaptırımları, Türkiye’yi Enerji Üssü Haline Getirir Mi?

Türkiye de Batı ülkelerinin yaptırım kararlarının ardından Rusya’nın ticari ilişkilerini geliştirdiği ülkelerin başında geliyor. Bazı uzmanlar, ambargoların Türkiye’yi enerjide transit ve üs ülke olarak da ön plana çıkarabileceğini düşünüyor.

Tera Yatırım Başekonomisti Enver Erkan, AB ambargosu ve tavan fiyat uygulamasıyla birlikte Rus petrollerinin talep sorunu yaşamasının kaçınılmaz olabileceğini söylüyor.

Rusya’nın enerjisini dost pazarlara nakledebilmenin yollarını aradığını ifade eden Erkan, “Türkiye’nin bir enerji üssü yapılması da Putin’in planlamasının bir parçası. Doğrudan Avrupa ile çalışamayan Rusya, Türkiye’yi bir ikmal merkezi olarak öne çıkarabilir, bu da Türkiye’yi enerjide transit ve üs ülke olmak yolunda çok ön plana çıkarabilir. Birçok Avrupa ülkesi de Türkiye üzerinden enerjiyi alabilir” diyor.

Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya’dan deniz yoluyla ham petrol ithalatına uyguladığı ambargo Pazartesi günü yürürlüğe girdi. Ambargo kapsamında Avrupalı alıcıların Rus petrolünü satın alması ve taşıması yasaklandı. Şubat 2023’te petrol ürünleri ithalatının durdurulması bekleniyor. Sanayileşmiş ülkelerin oluşturduğu G7 ülkeleri (ABD, İngiltere, İtalya, Fransa, Japonya ve Kanada) de Rusya’nın önemli gelir kaynağı olan petrol ihracat gelirlerini sınırlamak amacıyla Rusya’nın deniz yoluyla ihraç ettiği petrole tavan fiyat getirecek bir mekanizma geliştirdi. AB, G7 ülkeleri ve Avustralya’nın hafta sonu kabul ettiği tavan fiyat uygulaması ambargo ile birlikte devreye girdi.

Rusya tarafı ise sadece piyasa koşullarında petrol satışı yapılacağını, tavan fiyat uygulayan ülkelere petrol tedarik etmeyeceğini açıkladı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu tür kısıtlamaların piyasa araçlarına müdahale etmek olduğunu ve Rusya’nın piyasa koşullarında çalışmaya hazır olan ülkelerle yoluna devam edebileceğini de söyledi.

Türkiye de Batı ülkelerinin yaptırım kararlarının ardından Rusya’nın ticari ilişkilerini geliştirdiği ülkelerin başında geliyor. Bazı uzmanlar, ambargoların Türkiye’yi enerjide transit ve üs ülke olarak da ön plana çıkarabileceğini düşünüyor. Peki bu ne kadar mümkün?

Savaştan bu yana Türkiye-Rusya ticareti arttı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Rusya’nın Türkiye’nin toplam ihracat ve ithalatındaki payı, işgalin ardından önceki dönemlere göre arttı. Rusya’nın Türkiye’nin toplam ihracatı içindeki payı Ocak-Ekim 2021 döneminde yüzde 2,5 iken Ocak-Ekim 2022’de yüzde 3,3’e çıktı. Toplam ithalatta ise Rusya’nın kapladığı alan 2021 ve 2022’nin 10 aylık dönemleri arasında yüzde 10,5’ten yüzde 16,5’e yükseldi.

İkili ticaret artarken ABD Hazine Bakanlığı ise 22 Ağustos’ta Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’ne (TÜSİAD) Türk şirketlerinin yaptırım uygulanan Ruslarla çalışmamalarına yönelik bir uyarı mektubu göndermişti. ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo’nun kaleme aldığı mektupta, “Yaptırım uygulanan Rus kurum ve kuruluşlarla ilişkilerin, Türkiye’nin finansal kurumlarını ve işletmelerini yaptırım riskine maruz bırakabileceğini lütfen unutmayın” uyarısı yer almıştı.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan ihracatçılar, ABD’nin mektuplu uyarısından dolayı ihracat yaparken halen çekinceleri olduğunu söylüyor. İhracatçılar, ancak bu mektuptan sonra ABD’den somut bir talep kendilerine iletilmediğini de aktarıyor. ABD, geçen Şubat ayında Rusya’nın Ukrayna’yı işgali başlatmasının ardından Rus şirketler ve kişilere yaptırımlar açıklamıştı.

“Türkiye enerji üssü olabilir”

Türkiye, AB ve ABD’nin yaptırım baskısına direniyor. İkili ticari ilişkilerin gelişmesinin yanı sıra yürürlüğe giren petrol ambargosu, Türkiye için riskli bir fırsat da sunuyor. Tera Yatırım Başekonomisti Enver Erkan, AB ambargosu ve tavan fiyat uygulamasıyla birlikte Rus petrollerinin talep sorunu yaşamasının kaçınılmaz olabileceğini söylüyor. Rusya’nın enerjisini dost pazarlara nakledebilmenin yollarını aradığını ifade eden Erkan, “Türkiye’nin bir enerji üssü yapılması da Putin’in planlamasının bir parçası. Doğrudan Avrupa ile çalışamayan Rusya, Türkiye’yi bir ikmal merkezi olarak öne çıkarabilir, bu da Türkiye’yi enerjide transit ve üs ülke olmak yolunda çok ön plana çıkarabilir. Birçok Avrupa ülkesi de Türkiye üzerinden enerjiyi alabilir” diyor.

Putin de geçen Ekim ayında Türkiye’nin Rusya’dan Avrupa ülkelerine ulaşmakta olan doğal gazın toplandığı ve dağıtıldığı bir enerji üssü olabileceğini söylemişti.

Rusya ve Türkiye, Mavi Akım ve Türk Akımı doğal gaz boru hatları ile doğrudan bağlantılı. Mavi Akım doğalgaz boru hattı, Rus doğal gazının üçüncü ülkeleri atlayarak Karadeniz üzerinden Türkiye’ye doğrudan tedarikini amaçlıyor.

Geçen yıl sonuna kadar Mavi Akım yoluyla 15,98 milyar metreküp gaz teslim edildiğini dile getiren Erkan, “Bu, 2003 yılında karayolunun işletmeye alınmasından bu yana elde edilen maksimum yıllık rakamdır. 2020’de Putin ve Recep Tayip Erdoğan, her biri 15,75 milyar metreküp kapasiteli iki koldan oluşan Türk Akımı doğal gaz boru hattını resmen açtılar. Bu kolların birincisi Rus gazının Türk tüketicilere tedariğine; ikincisi ise Güney ve Güneydoğu Avrupa ülkelerinin tedarikine yönelik” diye konuşuyor.

“Aşırı bağımlılık ulusal güvenliği tehdit eder”

Enerji politikaları uzmanı Necdet Pamir ise Türkiye’nin bir taraftan NATO üyesi olduğunu, NATO ile birlikte hareket etmesi gereken durumlar olduğunu belirterek diğer yandan enerjide Rusya’ya aşırı bağımlı olduğunu dile getiriyor. Pamir, Türkiye’nin son veriler itibariyle ham petrol ve ürünlerinde yaklaşık yüzde 45 ile geçen yıllara göre giderek artan oranda Rusya Federasyonu’na bağımlı olduğunu söylüyor. Doğal gazda Rusya’ya bağımlılığın yüzde 45 olduğunu dile getiren Pamir, taş kömüründe ise yüzde 39 ile Rusya’nın Kolombiya’dan sonra Türkiye’nin bu alanda en bağımlı olduğu ülke olduğunu ifade ediyor.

“Herhangi bir ülkeye aşırı bağımlılık her zaman için ekonomik anlamda da dış politika anlamında da senin ayağına bağdır, ulusal güvenliğini de tehdit eder” diyen Pamir, “Ama maalesef belli nedenlerle hem bundan önceki iktidar hem şu anki iktidar açısından bu durum var. Çünkü Rusya’yla çok şeffaf olmayan ilişki kurmak kolay, yani denetimsiz. Batılı ülkelerden yapılan ticaretin belli kuralları vardır, öyle ya da böyle. Ama Rusya’yla bazı işlerin kotarılması daha kolaydır” ifadelerini kullanıyor.

Türkiye’nin sadece Rus petrolüne karşı tavan fiyat uygulamasına değil AB ve ABD tarafından uzun süredir sürdürülen ambargolara bakarak Çin ve Hindistan gibi avantajlı fiyatlarla taş kömürü ve petrol ve petrol ürünü aldığına işaret eden Pamir, “Mevcut hükümet kendisi açısından akıllıca bunun keyfini çıkarıyor. Brent petrolü 25, 30 dolar daha düşük fiyattan alıyor. Niye vazgeçsin ki? Aynı şey taş kömürü ve doğal gaz için de geçerli. Normalde hiç kimse suçlayamaz, biz Avrupa Birliği üyesi de değiliz. Bir mecburiyetimiz de yok ama kolunu senin bükerler mi birtakım nedenlerle? Bu bir vaka” diyor.

Diğer yandan ucuza alma işinin halka yansıtılmadığını vurgulayan Pamir, hükümetin bu politikayı devam ettirdiğine dikkat çekiyor.

“Aba altından sopa gösteriyorlar”

“Peki AB ve ABD Türkiye’nin kolunu bu durumda dikebilir mi, büker mi? Tabii ki bükmek istiyor, aba altından sopa gösteriyor. Bunun en sert boyutu S-400’ler” diyen Pamir, diğer yandan Türkiye’nin Ukrayna ve Rusya ile belli bir konumu olduğunu, bir noktaya kadar iletişimi sürdürebilen, zaman zaman Batı’nın talepleri doğrultusunda da bir şeyler üretebilen bir rolü oynadığını ifade ediyor. Pamir, “Dolayısıyla asıl aktör, kol bükecek olan Amerika Birleşik Devletleri. Ama onlara da baktığın zaman kafalarını kaldırıp da Türkiye ile uğraşacak halleri yok. Bir taraftan Türkiye’de de bir seçime gidiş atmosferi var. Büyük olasılıkla bir muhasebe yapıyorlar” diye konuşuyor.

Necdet Pamir, Putin’in Türkiye’nin enerji üssü olabileceğine dair açıklamasını ise tamamen siyasi buluyor. Pamir, “Biz transit ülkeyiz, Azerbaycan gazını alıyorsun, export hakkın yok. Çok küçük bir hacim Yunanistan’a veriyorsun anlamı bile yok. Dolayısıyla yani hub olabilmen için yeterli depo kapasiten olmalı. Bir de aldığın gazın satabileceği anlaşmalar olmalı” diye konuşuyor.

İthalat ve ihracattaki artış

TÜİK ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerine göre Ekim ayında Rusya, Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı dördüncü ülke oldu. Rusya’ya 1 milyar 146 milyon dolarlık ihracat yapıldı. Ocak-Ekim aylarını kapsayan 10 aylık dönemde Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 2021-22 yılları arasında yüzde 48,9 artarak 6,88 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu tutar 2021’in 10 aylık döneminde 4,62 milyar dolar idi. Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre ise geçen yılın Ocak-Kasım döneminde Rusya’ya 4,7 milyar dolar ihracat yapılırken, bu rakam bu yılın 11 ayında yüzde 41 artışla 6,7 milyar dolara çıktı.

Yılın 11 ayında Rusya’ya en fazla ihracat yapan ilk beş sektör; 1 milyar 256 milyon dolar ile kimyevi maddeler ve mamulleri, 920,7 milyon dolar ile yaş meyve ve sebze, 658,9 milyon dolar ile makine ve aksamları, 608, 8 milyon dolar ile otomotiv ve 396,9 milyon dolar ile tekstil ve hammaddeleri şeklinde sıralandı. Aynı dönemde Rusya’ya 304,6 milyon dolarlık su ürünleri, 286 milyon dolarlık hazır giyim ve tekstil, 267,8 milyon dolarlık iklimlendirme sanayi, 206,3 milyon dolarlık hububat ve bakliyat, 145,3 milyon dolar çelik ihracatı gerçekleştirildi.

Savaştan sonra Türkiye’nin de içinde bulunduğu bazı önemli Avrupa ülkelerinin Rusya’dan yaptığı ithalat artmaya başladı. Tera Yatırım Başekonomisti Enver Erkan’a göre Rusya’dan yapılan ithalatta ise durum daha farklı ve keskin. Bunun en temel nedeni de enerji fiyatlarındaki keskin artış.

Türkiye’nin ithalat rakamlarına bakıldığında ilk sırayı Rusya’nın aldığı görülüyor. Ekim ayında Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 4 milyar 989 milyon dolar olurken Ocak-Ekim döneminde ithalat 49 milyar 626 milyon dolara ulaştı. Türkiye, 2021’in Ocak-Ekim döneminde Rusya’dan 22,61 milyar dolar ithalat yapmıştı. Bu da savaş öncesi döneme göre yüzde 119,5 artan yani ikiye katlanan bir ithalata işaret ediyor.

Paylaşın

İran’da Ahlak Polisi Belirsizliği; Kaldırılması Sorunu Çözer Mi?

İran’da Mahsa Amini’nin hayatını kaybetmesi ile birlikte ahlak polisi, yeniden gündeme gelmişti. Amini, kılık kıyafet kurallarına uygun örtünmediği gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alınması sonrası kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmiş, genç kadının 16 Eylül’deki ölümü ülke genelinde protestolara yol açmıştı.

İnsan hakları aktivistleri Amini’nin ahlak polisi tarafından dövüldüğü için yaşamını yitirdiğini öne sürerken devlet yetkilileri bu iddiayı yalanlamıştı. Kılık kıyafet kurallarına uymayan kadınları gözaltına almakla görevli ahlak polisi olarak bilinen “İrşat Devriyesi”nin lağvedilip edilmediği tartışma konusu oldu.

DW Türkçe’den Burcu Karakaş’a konuşan İran araştırmacısı Gizem Aslantepe, söz konusu tartışmanın İran Başsavcısı Muhammed Cafer Muntazeri’nin ahlak polisinin sokaklarda görünmemesinin sebebinin sorulması üzerine verdiği “Kurulduğu yerden kaldırıldı” cevabından kaynaklandığını söylüyor.

Aslantepe, İran’da ahlak polisinin aylardır sokaklarda olmadığını belirterek, “Bu durum protestoların devam etmesiyle ilişkilendirilmişti. Hatta Parlamentodaki Hukuk ve Yargı Komisyonu üyesi Mehdi Bakırî, güvenlik güçlerinin sayısında sıkıntı yaşandığından İrşat Devriyeleri’nin çalışmadığını söylemişti” diyor.

İran’da devletin teokratik yönünü, dini ayağını güçlendiren bir kurum olan İyiliği Emretme ve Kötülükten Sakındırma Merkezi (Emr be Maruf ve Nehyi Ez Münker) Sözcüsü Seyyid Ali Hanmuhammedi’nin, “Ahlak polisinin görevi sona erdi. Başörtüsü denetimi konusunda daha modern bir çerçevede bu denetimi sürdüreceğiz” dediğini aktaran Aslantepe, bu açıklamanın kurumun lağvedildiğini kanıtladığını ama akıllarda başka soru işaretleri oluştuğunu dile getiriyor: “Modern denetimden kasıt nedir? Ahlak polisinin yerini ‘teknolojik araçlar’ mı alacak?”

“Kadınlara yönelik müdahaleler devam edecek”

İran ve Ortadoğu Uzmanı Arif Keskin de ülke çapında protestoların fitilini ateşleyen Jina Mahsa Amini’nin ölümünün ardından ahlak polisi biriminin İran devleti içerisinde gündeme geldiğini dile getiriyor: Tartışmanın özünü, ‘Tesettür konusu inançla, değerle ilgilidir. Dolayısıyla bu aslında kolluğu ilgilendiren bir konu değil, kültürel bir konudur’ düşüncesi oluşturuyordu.

Arif Keskin, ahlak polisinin kaldırılmasının olumlu bir gelişme olarak değerlendirilse dahi yeterli olmayacağını vurguluyor. Keskin, “İran kadınları açısından belki bir başarı olarak gözükebilir ama onları tatmin etmiyor, onları memnun etmiyor” diyor.

İran araştırmacısı Aslantepe de aynı görüşü paylaşıyor. Ahlak polisi kaldırılsa da kadınlara yönelik müdahalelerin devam edeceğini söylüyor. Aslantepe, kadınların zorunlu başörtüsü kanununa uymamasının, ahlak polislerinin meşruiyetini zedelediği kanaatinde.

Uzmanlara göre, ahlak polisinin lağvedilmesinin tek başına yeterli olmamasının sebebi, sorunun daha köklü olmasından kaynaklanıyor. Yani ahlak polisi lağvedilse bile İranlı kadınların rejimle yaşadığı sorunların çözülmeyecek olması. Arif Keskin, “İranlı kadınların sorunu sadece İrşat Devriyesi’nin ilgileneceği sınırlı bir alan değil. Bu sadece tesettürle ilgili değil. İran Anayasası, cinsiyetçi bir anayasa. Bir kadın lider olamaz, cumhurbaşkanı olamaz, yargı erki olamaz. İran İslam Cumhuriyeti köklü olarak dönüşmediği sürece İran’da kadın sorunu çözülmeyecek” diyor.

Protestoların önünü almak için mi yapıldı?

Ahlak polislerinin kaldırıldığına yönelik İranlı yetkililerden gelen açıklamaların ülkede devam eden protestoların önünü almak için yapıldığına dair yorumlar da yapılıyor. Arif Keskin, “Var olan öfkeyi yumuşatmak için olabilir. ‘Aslında biz değişiyoruz’ havasını yaratıp protestolara katılmak isteyen toplumsal kesimlerin önünü kesmek için olabilir” diyor.

Gizem Aslantepe ise tansiyonu düşürecek bir hamle yapılmak istendiğini ama bir yandan da rejimin reform arayışının sürdüğü kanaatinde: Özellikle başörtüsü uygulaması ve bu uygulamayı denetleme konusunda yeni bir formüle ihtiyaç var. Bunu sağlayan, müesses nizamı hiç hesapta yokken reformu düşünmeye iten kadınlar oldu.

Ahlak Polisi belirsizliği

Mahsa Amini adlı 22 yaşındaki bir kadının, Eylül’de ‘başörtüsünü düzgün takmadığı’ gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan üç gün sonra yaşamını yitirmesi ülke çapında protestoların başlamasına neden olmuştu. Ahlak polisinin Amini’nin başına vurduğu söyleniyor. Ancak polis Amini’nin kalp krizi geçirdiğini öne sürüyor.

Amini’nin ölümünden sonra başlayan eylemler, hükümet karşıtı protestolara dönüşmüştü. Hükümetin ‘isyan’ diye nitelediği eylemlerde göstericiler, yoksulluk, işsizlik, eşitsizlik, adaletsizlik ve yolsuzluğu protesto ettiğini söylüyor. Hâlâ devam eden eylemlerde şimdiye kadar yüzlerce kişi hayatını kaybetti.

İran’da 1979 İslam Devrimi’nden bu yana farklı “ahlak polisi” (İrşat Devriyeleri) birimleri görev yaptı. Şimdiki ahlak polisinin devriyeleri 2006’da başladı. Bu polisler, sokaklarda kadınların İslami kurallara giyinip giyinmediğini denetliyor.

Başlarını örtmeleri ve uzun kıyafetler giymeleri istenen kadınların yırtık kot pantolon, şort ya da “uygunsuz” kabul edilen diğer kıyafetleri giymeleri yasak.

Başsavcı Muhammed Cafer Montazeri’ye Pazar günkü dini etkinlikte ahlak polisi soruldu. Montazeri “Ahlak polisinin yargıyla ilgisi olmadığını, kurulduğu yer tarafından lağvedildiğini” söyledi.

Başsavcı bununla birlikte yargının toplumun davranışlarını izlemeye devam edeceğini vurguladı. İrşat Devriyeleri polis gücünün bir parçası ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı.

Yabancı medya kuruluşlarının başsavcının açıklamalarını yayımlamasından sonra devlet denetimindeki yayın organlarında aksi yönde haberler yer aldı. Arapça yayın yapan Al-Alam televizyonu, “Bazılarının başsavcının açıklamalarını yanlış yansıtmaya çalıştığını” savunarak “Başsavcı, sadece kurulduğundan bu yana İrşat Devriyeleri’nin yargıyla bağlantısı olmadığını söyledi” dedi.

Muhafazakar çizgideki Öğrenci Haber Ağı (SNN) de “yanlış manşetler”e gönderme yaparak “İran’da başörtüsünün hâlâ zorunlu olduğunu” duyurdu. Fakat reform yanlısı Şark gazetesi Tahran polis gücünün ahlak polisinin tasfiye edilip edilmediğiyle ilgili soruları “geçiştirdiğini” yazdı.

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Amir Abdullahyan’a da Sırbistan ziyareti sırasında bu soru soruldu. Abdullahyan, bu haberleri ne doğruladı ne de yalanladı ve “Her şey demokrasi ve özgürlük çerçevesinde ilerliyor” demekle yetindi.

Doğrulanması halinde  ahlak polisinin lağvedilmesi protestoculara verilmiş bir taviz olacak. Ancak bunun protestoları durdurmayabileceği belirtiliyor.

Paylaşın

Rusya, Bir Kez Daha Ukrayna’nın Enerji Altyapısını Hedef Aldı

Rusya, Ukrayna’nın birçok bölgesini aynı anda füzelerle vurdu. Ukrayna’nın ulusal enerji şirketi Ukrenergo da Rusya’nın füze saldırılarının ardından ülke genelinde meydana gelebilecek elektrik kesintilerine karşı uyarıda bulundu.

Ukrayna’ya göre en az 60 ya da 70 füze atıldı. Moskova ise “17 hedefin tümünü vurduğunu” duyurdu. Ukrayna’dan yapılan açıklamaya göre füze saldırılarında dört kişi hayatını kaybetti.

Rusya dün gece Ukrayna’nın çeşitli bölgelerini füzelerle vurdu. Ukraynalı yetkililerin verdiği bilgilere göre, saldırılarda en 70 füze atıldı.

Telegram kanalından verilen bilgilerde, füzelerin çoğunun uzun menzilli olduğu belirtilerek Hazar Denizi üzerinden fırlatıldığı, “Kalibr” tipi 22 adet seyir füzesinin ise Karadeniz’deki Rus gemilerinden fırlatıldığı ifade edildi.

Rus ordusu, saldırıların hedefinin Ukrayna’nın askeri tesisleri ile Ukrayna ordusunun enerji altyapısı olduğunu açıkladı.

Ancak füzelerin Ukrayna’nın güneyindeki Odessa ve başkent Kiev’de de bazı hedefleri vurduğu bildirildi. Rusya’nın füze saldırısının ardından Kiev bölgesinde hanelerin yarısına elektrik verilemediğini söyleyen Kiev Valisi Oleksiy Kuleba, “Bölgenin yarısına gelecek günlerde elektrik verilemeyecek” dedi.

Zelenski: Dört kişi hayatını kaybetti

Rusya’nın saldırıları ile ilgili açıklama yapan Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Ukrayna hava savunma sistemlerinin füzelerin çoğunu imha etmeyi başardığını söyledi.

Zelenski, “Fırlatılan her Rus füzesi terörün alt edilebileceğinin somut bir kanıtı” dedi. Fırlatılan 70 füzeden 60’ından fazlasının imha edildiğini söyleyen Zelenski, saldırılarda en az dört kişinin hayatını kaybettiğini ifade etti.

Rusya’nın son füze saldırısının, 5 Aralık 1994’te imzalanan Budapeşte Memorandumu’nun yıldönümünde düzenlendiğine dikkat çeken Zelenski, söz konusu anlaşmanın kaderinin Rusya ile sorulara bugün de yanıt verdiğini söyleyerek, “Bu teröristlerle bir şey imzalarsınız, barış olmaz. Onlarla mutabakata varırsınız, bunu ihlal ederler” diye konuştu.

Söz konusu memorandum, Ukrayna, Belarus ve Kazakistan’ın toprak bütünlüğü ve siyasi bağımsızlığına ilişkin güvenceler içeriyordu.

Enerji şirketinden kesinti uyarısı

Ukrayna’nın ulusal enerji şirketi Ukrenergo da Rusya’nın füze saldırılarının ardından ülke genelinde meydana gelebilecek elektrik kesintilerine karşı uyarıda bulundu.

Şirket Telegram’dan yaptığı açıklamada, “elektrik üretimi ile tüketimi arasındaki dengenin sağlanabilmesi için” Ukrayna genelinde acil kesintiler yapılacağını, elektrik tedarikinde önceliğin altyapı tesislerine verileceğini duyurdu.

Bazı enerji santrallerinin faaliyetlerinde sorunlar olduğu ifade edilen açıklamada, onarım çalışmalarının sürdüğü belirtildi.

Ukrayna’da elektrik şebekesinin neredeyse yarısı, son haftalarda düzenlenen Rusya saldırılarında zarar görmüştü.

Paylaşın

Çalışanların Yaklaşık Yüzde 23, İşyerinde Şiddet Mağduru

Dünya genelinde çalışan her beş kişiden biri (yaklaşık yüzde 23)  işyerinde bedensel, psikolojik veya cinsel şiddet ve tacize uğruyor. Mağdurların yalnızca yarısının deneyimlerini başka bir kişiye ve çoğunlukla da ancak tekrar tekrar benzer davranışlara uğradıktan sonra açıklıyor.

İfşadan kaçınmanın en yaygın gerekçeleri arasında,  “zaman kaybı” olarak görülmesi ve istismara uğramış insanların itibar yitimine uğrama kaygıları sayılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), bağımsız küresel yardım kuruluşu Lloyd’s Register Foundation (LRF) ve kamuoyu araştırma ve çözümleme kuruluşu Gallup’ın birlikte yürüttükleri dünya çapındaki araştırmanın sonuçlarına göre, çalışan her beş kişiden biri (yaklaşık yüzde 23)  işyerinde bedensel, psikolojik veya cinsel şiddet ve tacize uğruyor.

ILO-LRF-Gallup araştırması, LRF’nin Dünya Risk Anketi kapsamında 2021’de 121 ülke ve bölgede 15 yaş ve üzeri  yaklaşık 75 bin çalışanla yapılan anketlere dayanıyor.

ILO Pazartesi günü yayınladığı basın açıklamasıyla işyerinde şiddet ve taciz deneyimlerine odaklanan bu ilk küresel anketin, kökleri karmaşık ekonomik, sosyal ve kültürel etmenlerde yatan sorunun daha iyi anlaşılmasını ve farkındalık yaratılmasını amaçladığını söyledi.

“İş Yerinde Şiddet ve Taciz Deneyimleri: İlk Küresel anket” başlığıyla yayımlanan rapor, sorunun boyutunu değerlendiriyor ve başlarından böylesi deneyimler geçenlerin sorunu dillendirmemesinin utanç, suçluluk ya da kurumlara güven eksikliği veya bu tür kabul edilemez davranışların “normal” addedilmesinden kaynaklandığını saptıyor.

İfşadan kaçınma

İş yerinde şiddet ve tacizi ölçmenin güçlüğüne değinen rapor, dünya çapındaki mağdurların yalnızca yarısının deneyimlerini başka bir kişiye ve çoğunlukla da ancak tekrar tekrar benzer davranışlara uğradıktan sonra açıkladıklarını ortaya koydu.

İfşadan kaçınmanın en yaygın gerekçeleri arasında,  “zaman kaybı” olarak görülmesi ve istismara uğramış insanların itibar yitimine uğrama kaygıları sayılıyor. Rapor, kadınların deneyimlerini paylaşma ihtimalinin (yüzde 50,1) erkeklere göre daha yüksek (yüzde 60,7)  olduğunu saptıyor.

Küresel ölçekte, çalışan erkek ve kadınların yüzde 17,9’u çalışma hayatlarının bir anında psikolojik şiddet ve tacize uğradıklarını,  yüzde 8,5’iyse bedensel şiddet ve tacize uğradıklarını söylediler. Erkekler kadınlardan daha çok, başlarından böyle bir deneyim geçtiğini bildirdiler.

BM çalışma ajansı, anketi yanıtlayanların yüzde 6,3’ünün, “özellikle kadınların” cinsel şiddet ve tacize uğradıklarını bildirdi.

En çok risk altında olanlar

UNNews’ın haberine göre rapor şiddete en çok gençler, göçmen işçiler ve ücretli çalışan kadın ve erkeklerin uğradığını saptıyor.

Genç kadınların cinsel şiddet ve tacize maruz kalma olasılığı genç erkeklere göre iki kat daha çokken, göçmen kadınların cinsel şiddet ve tacizden şikayet olasılığı göçmen olmayanlara göre iki kat daha yüksek.

Beş mağdurda üçten çoğu, birden çok kez şiddet ve tacize uğradıklarını ve çoğunluğunun başından böyle bir deneyimin en son, son beş yıl içinde gerçekleştiğini söylediler.

ILO Yönetişim, Haklar ve Diyalogdan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Manuela Tomei, “İnsanların çalışma hayatlarında yalnızca bir kez değil, birçok kez şiddet ve tacizle karşı karşıya kaldıklarını öğrenmek acı verici” dedi.

Bekleyen zorlu görevler

Tomel, “Psikolojik şiddet ve taciz bütün ülkelerde en yaygın olan taciz biçimi, ve özellikle kadınlar cinsel şiddet ve tacize uğruyor. Rapor bize, iş dünyasında şiddet ve tacizi sona erdirmek açısından karşımızdaki görevin ürkütücülüğünü dile getiriyor.” diyor. “Umarım sahada ve ILO Sözleşmesi 190’ın onaylanması ve uygulanmasına yönelik çabaları hızlandırır.”

ILO’nun Şiddet ve Taciz Sözleşmesi, 2019 (veya 190) ve Tavsiye Kararı (No. 206), toplumsal cinsiyete dayalı taciz ve şiddet dahil, iş dünyasında şiddet ve tacizi önlemek, gidermek ve ortadan kaldırmak üzere ortak bir çerçeve sunan ilk uluslararası çalışma standardı.

Sözleşme, uluslararası hukukta ilk kez herkesin şiddet ve tacizden arınmış bir çalışma hayatına sahip olma hakkının özel olarak tanınmasını içeriyor ve sözleşmeye taraf olanların bu amaca yönelik yükümlülüklerini ana hatlarıyla belirtiyor.

Örtüyü kaldırmak 

Gallup’la birlikte çalışan araştırmacı Andrew Rzepa,”Bu son derece hassas konuya ilişkin sağlam veriler toplamak zor ama gerekli” diyor.  “Bu rapor, dünya çapında her beş çalışandan birden fazlasının başına bela olan bu yaygın sorunun üzerindeki örtüyü ilk kez kaldırıyor.

“Uzun zamandır şirketler ve kuruluşlar işyerinde şiddet ve tacizle mücadele konusunda bilgisizler veya isteksiz davranıyorlar” diye ekliyor. “Bu veri seti, bu hayati güvenlik konusunda çok gerekli ilerlemeyi izlemek açısından hepimizin yararlanabileceği bir temel sağlıyor.”

Lloyd’s Register Foundation’un Kanıt ve Öngörü Direktörü Sarah Cumbers, “iş yerinde şiddet ve taciz gibi zor ve köklü küresel güvenlik sorunlarının üstesinden gelmek açısından, özellikle elde çok az güvenilir verinin bulunduğu yerlerde, sorunun boyutunu anlamak ve en çok risk altında olanları belirlemekte nitelikli veriye sahip olmak çok önemli” diyor.

Raporun önerileri

Raporda yer alan önerilerden bazıları şöyle:

Düzenli olarak sağlam veri toplayın. Önleme ve iyileştirme yasa ve mekanizmalarını, politikalarını ve programlarına bilgi aktarmak üzere düzenli bir biçimde iş yerinde ulusal, bölgesel ve küresel düzeylerde şiddet ve tacize ilişkin sağlam veri toplanması çok önemli.

Mekanizmaları yaygınlaştırın ve güncelleyin. İş teftiş sistemleri ve iş sağlığı ve güvenliği politikaları ve programları da dahil olmak üzere şiddet ve tacizi etkili bir şekilde önleyecek ve yönetecek mekanizmaların mek için mekanizmaların yaygınlaştırılması ve güncellenmesi.

İşyerinde şiddet ve tacize ilişkin farkındalığı arttırın. Özellikle ayrımcılığa dayalı olanlar başta olmak üzere şiddet ve tacizi sürdürmeye yönelik algıları, damgalamaları, tutum -ve davranışları değiştirmek amacıyla, farklı dışavurumları da kapsayacak şekilde işyerinde şiddet ve taciz konusunda farkındalığın arttırılması.

Kurumların kapasitelerini geliştirin. Etkili önleme, iyileştirme ve destek sunmak, insanların adalete güvenini sağlamak ve mağdurları  desteklemek üzere her düzeyde kurum kapasitelerinin geliştirilmesi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın