AYM’den Dikkat Çeken Karar: 1 Mayıs’ta Taksim Yasağı Hak İhlali Değil

DİSK’in 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’nda düzenlenmesine izin verilmemesine ilişkin başvurusunu karara bağlayan Anayasa Mahkemesi (AYM), ‘toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edilmediğine’ oy çokluğuyla hükmetti. 

‘İhlal yok’ kararına Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, Başkanvekili Hasan Tahsin Gökcan ile üyeler Engin Yıldırım, Hicabi Dursun, M. Emin Kuz ve Kenan Yaşar karşı oy kullandı.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamalarının Taksim Meydanı’nda düzenlenmesine izin verilmemesine ilişkin başvurusunu karara bağladı.

DİSK’in ‘toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği’ iddiasını ‘kabul edilebilir’ bulan mahkeme, yargılamanın sonunda ise oy çokluğuyla bu hakkın ‘ihlal edilmediğine’ hükmetti.

2015-2017 arasındaki terör saldırıları sıralandı, İstanbul Valiliği’nin kutlamalar için diğer meydanları adres gösterdiği açıklamasına atıf yapıldı.

2009 yılında ilk kez Taksim’e 1 Mayıs kutlamasına izin verildiğinin de hatırlatıldığı kararda yine de yasaklama kararının ‘kamu düzeninin korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı” sonucuna varıldığı belirtildi.

Oy çokluğuyla karar

Sonuç olarak Yüksek Mahkeme, ‘toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edilmediğine’ oy çokluğuyla hükmetti.

‘İhlal yok’ kararına Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, Başkanvekili Hasan Tahsin Gökcan ile üyeler Engin Yıldırım, Hicabi Dursun, M. Emin Kuz ve Kenan Yaşar karşı oy kullandı.

“Mülki amire verilen toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılacak yerleri ve güzergahı belirleme yetkisi mutlak değil”

Arslan karşı oy yazısında şunları kaydetti:

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, bu hakkın kullanılacağı yer ve güzergahı seçme konusundaki tercih hakkını da içermektedir. Bu nedenle ilgili kanun hükümlerinin tercih hakkını ortadan kaldıracak veya etkisiz hale getirecek şekilde yorumlanmaması gerekmektedir… Mülki amire verilen toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılacak yerleri ve güzergahı belirleme yetkisi mutlak değil.

Devletin toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılanları ve hakkın kullanıldığı yerde yaşayan diğer bireyleri şiddet eylemlerine karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu nedenle kamu düzenini bozacak nitelikte bir tehlike veya tehdidin bulunması ve bunun daha hafif tedbirlerle bertaraf edilememesi durumunda son çare olarak toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı sınırlanabilir.

Bununla birlikte devlete düşen görev her türlü güvenlik tedbirini alarak anayasal hak ve özgürlüklerin kullanılmasını sağlamak için uygun ortamı sağlamaktır.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

TÜRK-İŞ, Asgari Ücret Pazarlığına ‘Açlık Sınırı’ndan Başlayacak

TÜRK-İŞ Genel Sekreteri Pevrul Kavlak, konfederasyonun genel başkanı Ergün Atalay’ın açlık sınırı vurgusunu tekrarlayarak, asgari ücret pazarlığına 7 bin 786 TL’den başlayacaklarını ve de içine sinmeyen bir teklif masaya gelirse imzalamayacaklarını söyledi.

Son 20 yılda asgari ücretin 30 kat artmasına rağmen Türkiye’nin asgari ücreti konuşmaya devam ettiğine işaret eden Kavlak, “Türkiye, asgari ücret ülkesi haline geldi. Asgari ücretle çalışanların sayısı düşürülmeli” dedi.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) Genel Sekreteri Pevrul Kavlak, asgari ücrette yapılacak zamma ilişkin bir basın toplantısı düzenledi. Kavlak, açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Anayasamızın 73. Maddesi gereğince yapılması gereken az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alınmasıdır. Türkiye’de verginin 3’te 2’si ücretliler tarafından ödenmektedir. Dolaylı vergilerin ağırlığı Türkiye’deki vergi sistemini daha adaletsiz hale getirmektedir. Toplam vergi içerisinde yüzde 70’e ulaşan dolaylı vergiler çalışanların yükünü artırmaktadır.

Ülkemizde sendikalaşmanın geliştirilmesi zorunludur. Ücretli çalışanlar sendika üyesi ise ve toplu iş sözleşmesi kapsamındaysa enflasyona karşı daha korunaklı olmaktadır.

OECD ülkelerinde bu oran yüzde 30 düzeyindir. Türkiye’de genel oran yüzde 7.5 civarındadır. Özel sektörde yüzde 6’ların altındadır. Türkiye asgari ücret ülkesi haline gelmiştir. Araştırmalar asgari ücret ve civarında çalışanların oranının yüzde 50’nin üzerinde gösteriyor. Asgari ücretle çalışanların sayısı düşürülmeli.

Sosyal adaletten, çalışma barışından söz edeceksek adil bölüşümden de söz etmeliyiz. Barıştan, özgürlükten söz edeceksek herkes için insan onuruna yakışacak bir yaşam isteyeceksek hakça bir paylaşımdan söz etmeliyiz.

Çarkların dönmesi olduğu kadar barış içerisinde mutlu insanların yaşadığı ülkede birlikte üretmek kazanmaktır. Alacağımız kararların asgari ücret için hayırlı olmasını diliyor hepinizi selamlıyorum.

Bugün ihracat rakamlarında bu rakamlara ulaştıysa bunda emekçinin büyük payı var. Asgari ücretle ilgili konuşmayan bir tek biziz. İhracatçılar Birliği ayrı konuşuyor. Herkes kendi yerini bilecek. Eğer onlar bugün ihracat şampiyonu oldularsa işletmelerde çalışan emekçiler sayesinde olmuştur. Bugün eğer asgari ücret 400-500 dolar olursa biz ihracat yapamayız diye bir tehdit savuruyorsa o kendine işçi değil köle arıyor demektir.

Bakanlığın anket çalışması: 20 yılda asgari ücrete 29.8 kat yani 30 kat zam yapılmış

Son 20 yılda asgari ücrete 29.8 kat yani 30 kat zam yapılmış. Aynı zaman diliminde ortalama memur maaşları 16 kat artmış, kamu işçisi maaşı 14 kat artmış, ortalama işçi emekli maaşları 16 kat artmış, memur emekli maaşları 13 kat artmış. Asgari ücreti çok artırmak, 30 kat artırmasına rağmen bugün Türkiye niye asgari ücreti konuşuyor. Yetmediği için konuşuyor.

Türkiye’de bu işin çözümü sendikalı olmaktır. Asgari ücreti artırıyorsunuz gelen zamlarla 2-3 sonra alım gücünü yitiriyor. Sendikalı örgütlerde böyle değil. TÜİK rakamlarının üzerine basılmasına rağmen bizim yaptığımız toplu sözleşmeyi biliyorsunuz. Bir yıl içerisinde yüzde 139 zam aldılar.

Vergi ücretleri hakkında

Vergi düzenlemesi yaklaşık 14 milyonu ilgilendiriyor. Biz geçen yıl asgari ücret kadar olanı vergi dışında bıraktık. Bunu bu sene hissedebildiniz mi? Hissedemediniz verginin birinci matrahı gerektiği kadar yükselmediği için hissedilmedi. Bu sene ortalama bir ücretten bahsedelim saatlik ücreti 50 lira brüt 16 bin lira olan birinin ücreti.

Yılbaşında 13 bin 544 lira net alıyor. 12. Ayda 12 bin 100 liraya düşüyor 1400 lira kaybı oluyor. Netten bahsediyorum.
Üstelik 6. ayda asgari ücrete düzenleme yapıldığı için bu kadar düşük. Asgari ücrete düzenleme yapılmamış olsaydı bu 1450 lira 1800 lira net olacaktı. Brütü 2 bin 700 liradır. 14 milyon insan 1. ayda aldığı ile yılsonunda aldığı arasında 1500 lira fark ediyor.

Vergi çalışanların üzerinde inanılmaz bir yük. Çalışan vergi ödüyor birde pazarda vergi ödüyor, taşıt vergisi ödüyor. Bunun mutlaka düzenlenmesi gerekir. Bu vergi yükü sürdürülebilir değildir. Ergün başkanın söylemek istediği budur. Bunu TÜRK İŞ yönetim kurulu olarak gündeme getirdik. Meclis’teki tüm yetkililere kapsamlı bir mektup yazacağız. Dar ve sabit gelirli kesimlerin beklentisi, ücretliler lehine vergi diliminde ayrım yapılmasıdır.

TÜRK-İŞ: Biz masaya açlık sınırı olan rakamla oturacağız

TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay da önceki gün yaptığı basın toplantısında asgari ücret pazarlığına “açlık sınırı olan rakamla” oturacaklarını söylemişti.

Konfederasyon, düzenli olarak her ay açlık ve yoksulluk sınırı araştırmalarına dair hazırladıkları raporu kamuoyuyla paylaşıyor. Son olarak Kasım ayında paylaşılan bilgilere göre açlık sınırı 7 bin 786 TL olarak açıklandı. Yoksulluk sınırı ise 25 bin 364 TL düzeyinde.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Asgari ücretin net 13 bin 200 TL olması gerekir” demişti.

İlk toplantı dün yapıldı

2023 yılında asgari ücrete yapılacak zammı görüşmek üzere kurulan Asgari Ücret Tespit Komisyonu ilk toplantısını dün yaptı. Komisyona Çalışma Genel Müdürü Sadettin Akyıl başkanlık etti.

Toplantıda TÜRK-İŞ’i Genel Sekreter Pevrul Kavlak, TİSK’i ise Genel Sekreter Akansel Koç temsil etti. Komisyon, ikinci toplantısını 14 Aralık’ta yine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının ev sahipliğinde yapacak.

İşveren ne diyor?

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, asgari ücretin “500-600 dolar” olması durumunda üretici ve ihracatçıların rekabette kayıp yaşayacağını savunmuştu.

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı da asgari ücret için bu yılki enflasyon oranına göre değil, ‘beklenen enflasyona göre’ zam yapılması gerektiğini savunmuştu.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, asgari ücret ile ilgili “enflasyonun üzerinde bir artışın olabileceğini” söylemişti.

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’ın ‘Leylan’ Kitabı Sürgün Gerekçesi

Edirne F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Leylan kitabını çekmecesinde bulunduran Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) çalışanının sürgün edildiği öne sürüldü.

Halk TV yazarı İsmail Saymaz köşesinde, İzmir’den Malatya’ya sürülen İ.K.’nin amiri E.K ile arasında gerginlik olduğu ve İ.K’nın Alsancak Polis Merkezi’ne gittikten sonra amiri tarafından çekmecesi açıldığını söyledi. Çekmeceyi açan amir, TCDD’nin özel güvenlik görevlisi Ö.K.’yi odaya çağırdığı ve İ.K.’nin çekmecesini göstererek, “Bak burada Demirtaş’ın kitabı var” dediği belirtildi.

Saymaz’a göre Ö.K verdiği ifadede, “Kişisel alanı karıştırmak suç. Bu kadarına gerek var mı? Ben suça karışmak istemiyorum’ dedim” dediğini ifade etti. Saymaz’ın söz konusu iddia ettiği yazısının ilgili kısmı şöyle:

“E.K., kitabı eline alarak, Personel ve Mali İşler Servis Müdürü E.U.’nın odasına koştu ve “Çekmecesinde buldum” dedi ve yasaklı yayın ele geçirdiğini ‘ihbar’ etti.

Beş kişi çekmecede Demirtaş’ın kitabının bulunduğu yönünde tutanak tutup imzaladı. Ardından E.K., Terörle Mücadele Şubesi’ni aradı ve polisi ofise çağırdı.

İ.K., olan bitenden habersiz, Alsancak Polis Merkezi’nde E.K. hakkında şikayette bulunmaktaydı. İfadesi alınırken, cep telefonu çaldı. Ofisten aranıyordu. Fakat telefondaki görevli, Terörle Mücadele Şubesi’nden olduklarını söyledi. Polis “Sizinle görüşmek istiyoruz” dedi.

İ.K., Alsancak Polis Merkezi’de olduğunu söyledi.

Polisler karakola geldi.

İ.K.:

“Çekmecemde terör suçunu barındıran kitaplar olduğuna dair ihbar aldıklarını ve aslı olup olmadığını sordular. Asılsız olduğunu belirttim.”

Üç yıl önce çıkan ‘Leylan’ hakkında toplatma kararı olmadığı için polisler bir işlem yapmadan geri döndü. Savcılık soruşturmaya açmaya gerek görmedi. İ.K., hakaret ve iftiranın yanı sıra kişisel verileri hukuka aykırı şekilde ele geçirmekten de şikayetçi oldu.

E.K., ifadesinde, ‘çekmece operasyonu’nu bütün ayrıntılarıyla anlatıyor. “Bu kitabı günler öncesinden birkaç kere ve tekerrürle okuduğunu bizzat gördüm” diyor.

Şöyle devam ediyor:

“Memur olduğunu, siyasi propaganda içerebilecek kitapları ve yayınları getirmemesi gerektiğini, kendisiyle aynı odayı paylaştığımdan tarafımı ve kurumumuzu zan altında bırakacağını belirttim. Bir daha getirmeyeceğini söyleyerek, ‘Şimdilik üst çekmecemde bulunsun, öğle arası evime götüreceğim, lütfen tutanak tutma’ dedi.”

E.K., tartışmanın çıktığı gün İ.K.’nin odasının değiştirilmesi ve eşyalarının taşınması talimatının verildiğini kaydederek, “Taşınma sırasında şahsa ait kitap tarafımca fark edilmiştir. Uyarmama rağmen kitabı götürmediği ve açık alanda bıraktığı sabittir” diyor.

İ.K. baroya şikayet etti

İ.K. ayrıca İzmir Barosu’na başvurarak, E.K.’ye disiplin cezası verilmesini istedi. Dilekçesinde, “E.K.’nin arama ve tutanak eylemi gerçekleştirmesini izlediği polis dizilerine bağlamaktayım. Suç işlemiş, tutanak tutarak bu durumu tescillemiştir” diyor.

İ.K., kitabın kendisine ait olmadığını savunuyor. Ekliyor:

“Leylan’ yasaklı kitaplar arasında değildir. Nesinin suç olduğunu anlayabilmiş değilim. E.K.’nin düşünce ve ifade özgürlüğü kavramını fakülte ve meslek hayatında öğrenmediği kanaatindeyim.”

İ.K., iki ayrı suçtan şikayetçi olurken, E.K de genç meslektaşını kuruma şikayet etti. TCDD, idari soruşturma çerçevesinde, “hukuk müşavirliğinin önerisi ve hizmet gereği” dün İ.K.’yi Malatya’ya sürdü.”

Paylaşın

Borsa Kazandırdı, Dolar Ve Altın Kaybettirdi

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Finansal Yatırım Araçlarının Reel Getiri Oranları Kasım 2022 verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, aylık en yüksek reel getiri, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 20,99, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 18,48 oranlarıyla BIST 100 endeksinde gerçekleşti.

Haber Merkezi / Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından Euro yüzde 3,14, külçe altın yüzde 2,98, Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) yüzde 0,99 ve mevduat faizi (brüt) yüzde 0,46 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Amerikan Doları yüzde 0,60 oranında yatırımcısına kaybettirdi.

TÜFE ile indirgendiğinde Euro yüzde 0,99 ve külçe altın yüzde 0,84 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken; DİBS yüzde 1,11, mevduat faizi (brüt) yüzde 1,63 ve Amerikan Doları yüzde 2,66 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.

Külçe altın en çok değer kaybettiren oldu

BIST 100 endeksi, üç aylık değerlendirmede; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 36,94, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 41,94 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olurken, külçe altın Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 11,20, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 7,96 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Altı aylık değerlendirmeye göre BIST 100 endeksi; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 42,83, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 56,19 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olurken, aynı dönemde mevduat faizi (brüt) Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 17,31, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 9,58 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

En yüksek reel getiri BİST 100

Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde BİST 100 endeksi; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 14,62, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 46,71 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu.

Yıllık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından Amerikan Doları yüzde 26,24, külçe altın yüzde 30,02, Euro yüzde 34,05, DİBS yüzde 39,82 ve mevduat faizi (brüt) yüzde 51,65 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.

TÜFE ile indirgendiğinde ise Amerikan doları yüzde 5,59, külçe altın yüzde 10,42, Euro yüzde 15,58, DİBS yüzde 22,97 ve mevduat faizi (brüt) yüzde 38,11 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.

Paylaşın

İran Lideri Hamaney’in Kız Kardeşi: Yönetim Halka Zulmediyor

İran’da Mahsa Amini protestoları devam ederken, ülke yönetime karşı sert eleştirilerde ön plana çıkıyor. Son olarak, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in kız kardeşi Bedri Hüseyni Hamaney, “yönetimin halka zulmettiğini” ifade ederek Hamaney’i sert bir dille eleştirdi.

Bedri Hüseyni, kamuoyuna hitaben kaleme aldığı açık mektubu, oğlu Mahmud Muradhani’ye ait sosyal medya hesabından paylaştı.

Mahsa Amini gösterilerinde emniyet güçlerinin müdahalesi sonucu hayatını kaybedenlerin yakınlarının acılarını paylaştığını kaydeden Bedri Hüseyni, “Çocuğunu kaybetmek veya ondan uzak kalmak her anne için acı vericidir. Son 40 yılda birçok anne bu acıya duçar oldu.” ifadelerini kullandı.

“Annelerin acılarını paylaşıyorum”

1979’daki devrimin ilk günlerinden bu yana eşi Ayetullah Ali Tahrani ile rejimin uygulamalarını eleştirmekten geri durmadıklarını ifade eden Bedri Hüseyni, “Kardeşim Hamaney’in yaptıklarından uzak olduğumu ve Humeyni döneminden despot Hamaney dönemine tüm İran rejiminin cinayetleri nedeniyle yasta olan annelerin acılarını paylaştığımı duyurmak isterim.” açıklamasında bulundu.

Kendi kızının da İran emniyet güçleri tarafından sert bir şekilde gözaltına alındığını zikreden Bedri Hüseyni, “Benim kızım böyle bir şekilde gözaltına alınıyorsa diğer insanların mazlum çocukları gözaltına alınırken ne gibi bir şeyle karşı karşıya kalıyorlardır.” değerlendirmesinde bulundu.

İdamlar nedeniyle daha devrimin ilk yıllarından itibaren eşi Ayetullah Ali Tahrani ile beraber İran rejimine muhalefete koyulduklarını ifade eden Bedri Hüseyni, şunları kaydetti:

“Kızım Feride, 20 yıldır, siyasi tutuklular ve ailelerine destek verme, idam mahkumlarının idamdan kurtarılmaları gibi alanlarda sivil insan hakları faaliyetleri yürütmesi nedeniyle hapislerde yattı.” ​​​​​​​

“Hamaney ile irtibatımı kestim”

Bedri Hüseyni, “İnsani bir görev olarak, toplumun haklı taleplerini, yıllar önce defalarca kardeşim Ali Hamaney’e ulaştırdım. Fakat dinlemediğini, insanları öldürmede Humeyni’nin yolunu tuttuğunu, gördüğümde onunla irtibatımı kestim.” ifadelerini kullandı.

Rejim karşıtı gösterileri “insanların meşru haklarına ulaşmak için yaptıkları bir kıyam hareketi” olarak nitelendiren Bedri Hüseyni, İran halkının özgürlüğü ve ekonomik refahı hak ettiğini belirtti.

Hamaney’in kız kardeşi Bedri, şu ifadelere yer verdi:

“Geç olmadan, Devrim Muhafızları Ordusu ve Ali Hamaney’in paralı askerleri, silahlarını bırakmalı ve halka katılmalıdır. Olmam gereken protestolarda rahatsızlıklarım nedeniyle yer alamıyorum ama kalbim ve ruhumla İran halkının yanındayım. Kardeşim Hamaney, halkın sesini duymuyor. Etrafındaki paralı askerlerle, asalakların seslerini halkın sesi sayıyor.”

Mahsa Amini gösterileri

Tahran’da 13 Eylül’de “ahlak polisi” olarak bilinen İrşad görevlilerince gözaltına alındıktan sonra fenalaşarak hastaneye kaldırılan 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin 16 Eylül’de yaşamını yitirmesi, ülke yönetimine karşı protestolara yol açmıştı.

Ülke geneline yayılan gösterilerde yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş, 10 binden fazla kişi ise gözaltına alınmıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Almanya Başbakanı Scholz: Nükleer Çatışma Riski Azaldı

Funke Medya Grubu ile Fransız Ouest-France gazetelerine röportaj veren Almanya Başbakanı Olaf Scholz, “Rusya, nükleer silah kullanma tehdidini bıraktı. Bu, uluslararası toplumun çizdiği kırmızı çizgiye verilmiş bir tepkidir” dedi.

Başbakan Scholz, gazetecilerin “Nükleer çatışma tehlikesi ortadan kalktı mı?” sorusuna ise, “Şu an için bunun önüne geçtik” yanıtını verdi.

Moskova’ya bir kez daha savaşı hemen bitirme ve ordularını Ukrayna’dan çekme çağrısında bulunan Başbakan Scholz, bu yapıldığı takdirde “Rusya ile Avrupa’da silahlanmanın kontrol altına alınması” hakkında konuşulabileceğini belirtti. Bu teklifin savaş başlamadan önce de Moskova’ya iletildiğini vurgulayan Scholz, “pozisyonumuzda değişen bir şey yok” ifadesini kullandı.

Ukrayna’ya silah yardımı

Röportajında, ülkesinin Ukrayna’ya silah yardımlarını da savunan Başbakan Olaf Scholz, “Almanya, Amerika Birleşik Devletleri’nin ardından, Ukrayna’ya en güçlü destek veren ülkelerden biri. Silahlarla da…” dedi. Scholz ayrıca, Almanya’nın bu yardımları yaparken, müttefikleri ile sürekli iletişim halinde olduğunu aktardı.

Putin: Aklımızı kaybetmedik

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin insan hakları konseyi toplantısında nükleer çatışma olasılıklarını yorumladı. ABD ve müttefiklerini nükleer tehditlerde bulunmakla suçladı.

Putin konuşmanın seyri içinde Rusya’nın nükleer cephaneliğinden söz ederken “Bu doğal olarak caydırıcı bir etmendir, çatışmaların genişlemesini provoke etmez, caydırıcı bir faktördür ve umarım herkes bunu anlar.” dedi.

Rusya Devlet Başkanı nükleer silahlarının “tıraş bıçağı gibi dünyanın dört bir yanında reklamını yap[mayacaklarını]” söyledi. “Ama elbette elimizin altında oldukları gerçeğinden hareket ediyoruz” dedi.

Putin bununla birlikte insan hakları konseyi üyelerinden birinin Rusya’nın silahları asla ilk kullanan olmayacağını açıkça ilan etmesi çağrısını ise desteklemedi: “Onları ilk kullanan değilseniz, bu ikinci kullanan da olamayacağınız anlamına gelir,” dedi.

Devlet Başkanı Rusya’nın nükleer doktrininin saldırı nereden gelirse gelsin kesin yanıt vermeye dayandığını belirtti. Putin, “Aklımızı kaybetmedik, nükleer silahların ne olduğunu anlıyoruz” dedi.

Paylaşın

Almanya’dan Türkiye’ye ‘İnsan Hakları’ Eleştirisi

Almanya’nın 15’inci İnsan Hakları Politikaları Raporu’nda Türkiye’de basın özgürlüğü ve düşünce özgürlüğünün anayasal güvence altında olduğu, ancak terörle mücadele ve ceza kanunlarının yorumlanma şeklinin bu özgürlükleri güçlü bir şekilde kısıtladığı kaydedildi.

Raporda, siyasi davalardaki soruşturma ve yargılama süreçlerinin yargı bağımsızlığının sınırlarını gözler önüne serdiği, sivil toplumun geniş kesimlerinde caydırıcı etki yarattığı kaydedildi. Raporda aşamalı olarak Ekim 2019’dan itibaren yürürlüğe konulan yargı reformu ile Mart 2021’de sunulan İnsan Hakları Eylem Planının şimdiye kadar temel sorunların giderilmesine katkı sağlamadığı da kaydedildi.

2020 yılı Ekim ayı ile bu yıl Ekim ayına kadarki dönemi kapsayan ve Alman hükümetinin önümüzdeki dönemde izleyeceği politikaların çerçevesini çizen 15’inci İnsan Hakları Politikaları Raporu kabinede kabul edildi. Raporda Türkiye’ye ayrılan bölümde özgürlükler ve yargı bağımsızlığı konusunda eleştiriler öne çıktı. Metinde Türkiye’de basın özgürlüğü ve düşünce özgürlüğünün anayasal güvence altında olduğu, ancak terörle mücadele ve ceza kanunlarının yorumlanma şeklinin bu özgürlükleri güçlü bir şekilde kısıtladığı kaydedildi.

Siyasi davalar ve basın özgürlüğü

Raporda, siyasi davalardaki soruşturma ve yargılama süreçlerinin yargı bağımsızlığının sınırlarını gözler önüne serdiği, sivil toplumun geniş kesimlerinde caydırıcı etki yarattığı kaydedildi. Soruşturma makamlarının eleştirel seslere ve dijital ortamdaki “kışkırtıcı” olduğu belirtilen içeriklere karşı sert müdahale için hukuki araçlara sahip olduğu belirtilen raporda, Türkiye’nin Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün 2022 yılı Basın Özgürlüğü Endeksinde 180 ülke arasında 149’uncu sırada yer aldığına işaret edildi.

Raporda aşamalı olarak Ekim 2019’dan itibaren yürürlüğe konulan yargı reformu ile Mart 2021’de sunulan İnsan Hakları Eylem Planının şimdiye kadar temel sorunların giderilmesine katkı sağlamadığı da kaydedildi.

Osman Kavala eleştirisi

Alman hükümetinin raporunda Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını uygulamadaki eksikliklerinin yıllardır eleştirilere neden olduğu belirtilerek, AİHM’in Osman Kavala’nın serbest bırakılmasıyla ilgili kararını uygulamayan Türkiye’ye karşı Avrupa Konseyi’nde Aralık 2021’de ihlal süreci başlatıldığı hatırlatıldı.

Kadın hakları ve LGBTİ

Raporda Türkiye’nin 1 Temmuz 2021’de İstanbul Sözleşmesinden “eşcinselliği normalleştirdiği” gerekçesiyle çekildiği belirtilerek sözleşmenin feshinin kadınların hukuki korunma seviyesinde henüz bir değişikliğe yol açmadığı, ancak kadın örgütlerinin yasaların yeterince uygulanmaması ve cezasızlık nedeniyle ev içi şiddeti teşvik eden bir toplumsal ortam yaratıldığı şikayetinde bulundukları kaydedildi.

Raporda Türkiye’de cinsel yönelim ve cinsel kimliğin açık ve özgür bir şekilde yaşanması konusunda hukukî yasaklamalar bulunmadığı, ancak ayrımcılığa karşı hukuki bir koruma da bulunmadığı kaydedildi. Belgede eşcinsellik karşıtı söylemin medya ve siyasette çok yaygın olduğuna, gösterilerin yasaklandığına da dikkat çekildi.

Sığınmacılar konusunda övgü

Raporda Türkiye’nin dört milyondan fazla sığınmacı ve göçmeni kabul ederek takdire şayan bir başarı gösterdiği, ancak koruma statüsüne erişimin artırılmasına devam edilmesi gerektiği kaydedildi.

Raporda Alman hükümetinin dünya çapında insan hakları alanındaki önceliklerine de yer verildi. Önümüzdeki iki yıllık dönem için belirlenen öncelikli alanlar; cinsiyet eşitliği, çeşitlilik, cinsel yönelim ve cinsel kimlik nedeniyle uğranılan ayrımcılık, ırkçılık, antisemitizm, Müslümanlara karşı düşmanlık, Antiziganizm (Çingene karşıtlığı) ile gruplara yönelik diğer insan hakları düşmanlığı formları olarak sıralandı. Hükümetin hedefleri arasında din özgürlüğü ve çocukların daha iyi korunması için çalışmalar yürütülmesi de yer aldı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Net Suriye Açıklaması: Askeri Operasyonlar Görmek İstemiyoruz

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Direktörü John Kirby, gazetecilere yaptığı açıklamada “Suriye’nin kuzeybatısında sivilleri olduğundan daha fazla risk altına sokacak, Suriye’deki birliklerimizi ve personelimizi ya da IŞİD’le mücadele misyonumuzu tehlikeye atacak askeri operasyonlar görmek istemiyoruz” dedi.

John Kirby, açıklamasının devamında, ABD’nin Türkiye’nin özellikle terörizme karşı kendini savunma hakkı olduğunu kabul ettiğini de kaydetti.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Direktörü John Kirby, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Türkiye’nin kuzey Suriye’ye kara harekatı düzenleme ihtimali hakkında da konuştu.

John Kirby, “Kuzeybatı Suriye’de sivilleri halihazırda olduklarından daha fazla riske atacak, Suriye’deki askerlerimizi, personelimizi veya IŞİD’e karşı operasyonlarımızı tehlikeye atacak askeri operasyonlar görmek istemiyoruz” açıklamasında bulundu.

Kirby, Taksim’de 13 Kasım’da yaşanan patlamanın ardından Türkiye’nin kuzey Suriye ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarına yönelik hava saldırılarına ilişkin 28 Kasım’da da bir açıklama yapmış ve “ABD’lilerin hayatını riske atacak bir eylem istemiyoruz” demişti:

Türkiye terör saldırılarına maruz kaldı. Ancak özellikle Suriye içinde daha çok ölüme, daha çok masumun ölmesine yol açacak ya da bizim IŞİD ile mücadele çabalarımıza zarar verecek bir eylem görmek istemiyoruz.

Bizim Suriye’de IŞİD ile mücadele eden askerlerimiz var. Suriye’de Türkiye ya da başka bir ülke tarafından ABD’lilerin hayatını riske atacak bir eylemi görmek istemiyoruz. ABD askerleri burada sahada ve SDG’ye [Suriye Demokratik Güçleri] destek veriyor.”

“Baskılar hava saldırılarını azalttı”

Öte yandan, Türkiye’nin kuzey Suriye’ye olası bir kara harekatı konuşulmaya devam ederken, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi de Şarku’l Avsat’ın konuyla ilgili sorularını yanıtladı.

Abdi, “Rusya’nın şu an Türkiye ile aralarında tarafsız bir konumda olduğunu” söyleyen Abdi, ABD ile ortak devriyelerinin de sürdüğünü belirtti. “ABD’nin Ankara üzerindeki baskısının bir ölçüde etkili olduğunu ve Ankara üzerindeki uluslararası baskının da zamanla arttığını düşünüyorum” diyen Abdi, Rusya’ya da atıfla, oluşan büyük baskının “hava saldırılarının azalmasına neden olduğu” görüşünü dile getirdi.

Abdi, Taksim’de yaşanan patlamanın faili olarak gözaltına alınan Ahlam Albashır ile ilgili de önceki iddialarını sürdürdü: “Saldırıyı gerçekleştiren kızın saldırıdan kısa bir süre önce ağabeyi, amcası ve diğer bazı aile üyelerinin yaşadığı Afrin’e defalarca kez gittiğini tespit ettik.”

“Hedef alınacak olanlar rejim güçleri”

Abdi, Türkiye’nin SDG güçlerinin çekilmesini istediği Kobanî, Tel Rıfat ve Menbiç’teki durumla ilgili de şu açıklamalarda bulundu: Şu an Kobanî ve Menbiç’e bir saldırı olsa bu bizden ziyade rejimin sorunu olacaktır. Rejim güçleri sınırda konuşlu ve hedef alınacak olanlar onlar.

Türkiye, en nihayetinde ister Kobanî, ister Menbiç, ister Tel Rıfat, ister diğer bölgeler olsun, Suriye topraklarının bir bölümünü ele geçirmeye çalışıyor. Şam’ın bu konuda zayıf bir tutumu olduğunu düşünüyoruz. Suriye rejimi, Türkiye’nin müdahalesine karşı birlikte durmak yerine bundan yararlanmaya çalışıyor. Menbiç, Deyrizor, Rakka ve diğer bölgeler gibi gelecekte üzerinde konuşabileceğimiz bölgelere baskı yapmak için bu durumdan yararlanmak istiyor.”

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price da Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine olası kara harekatı ile ilgili taraflara gerilimi azaltmaları çağrısını yineledi. Price, ‘’IŞİD’i yenmek için çalışan ABD personelinin güvenliğini doğrudan tehdit eden son hava saldırıları dahil, Suriye’nin kuzeyinde artan eylemlerden endişe duymayı sürdürüyoruz’’ dedi.

Basın brifinginde bir gazetecinin, ‘’Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Suriye’yi işgal etmeye ve müttefikiniz olan Kürtler’e saldırmaya karar vermesi nedeniyle kendisine yeni bir mesajınız var mı?’’ sorusuna yanıt veren Price, bu konudaki mesajlarının aynı tutarlılıkta olduğuna dikkat çekti.

‘’Bu konudaki mesajlarımız başından beri aynı. Suriye’deki halkın hayatını daha da istikrarsızlaştıracak ve daha da önemlisi küresel koalisyonun IŞİD’e karşı zorlukla elde ettiği ilerlemeyi riske atacak potansiyel bir kara harekatı dahil, askeri harekata şiddetle karşı olduğumuzu hem kamuoyu önünde hem de özel olarak açıkça ifade etmeyi sürdürdük. Tüm tarafların derhal gerilimi azaltması gerektiğine inanıyoruz. Bu, son günlerde sürekli olarak verdiğimiz bir mesajdır’’ diyen Price, Suriye’de ve Türkiye-Suriye sınırı boyunca gerilimin tırmanmasının tehlikeli olacağını; son saldırılarda görüldüğü gibi sivillerin ve hatta potansiyel olarak ABD personelinin güvenliğine tehdit oluşturacağını kaydetti.

Price, ‘’Türkiye’ye ve Suriyeli yerel ortaklarımıza, IŞİD’le mücadele hedeflerimiz ve sınırın her iki tarafındaki siviller üzerindeki potansiyel etkilere ilişkin ciddi endişelerimizi sürekli olarak ilettik. Son günlerde de bunu çok net bir şekilde paylaşıyoruz’’ diye konuştu.

Ned Price, Türkiye’nin Suriye Demokratik Güçleri’ne Menbiç dahil üç kasabadan çekilmesi için verdiği söylenen son tarihten haberdar olup olmadıkları sorusuna ise, ‘’Bu konuda bilgim yok; sizi Türkler’e yönlendirmem gerekiyor’’ yanıtını verdi.

Ankara’dan son haftalarda kara harekatı ile ilgili peş peşe açıklamalar gelmişti. Milli Güvenlik Kurulu’nun 1 Aralık’taki toplantısı sonrası yapılan yazılı açıklamada, Suriye’nin kuzeyiyle ilgili “PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere milli birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla icra edilen operasyonlar hakkında kurula bilgi sunulmuş ve ilave tedbirler müzakere edilmiştir” denilmişti.

Açıklamada, ‘’Yüce milletimizin ve eşsiz ülkemizin savunmasını ve güvenliğini sağlamak maksadıyla BM Şartı’nın 51. maddesi kapsamında güney sınırlarımız boyunca icra edilen operasyonların tek hedefinin terör örgütleri olduğu, bölgemizde; sınırlarımızı, şehirlerimizi, vatandaşlarımızı ve güvenlik güçlerimizi hedef alan hiçbir terör örgütünün varlığına ve etkinliğine müsaade edilmeyeceği, bunun için gereken her adımın kararlılıkla atılacağı hususu vurgulanmıştır’’ ifadeleri yer almıştı.

Merkezi Katar’da bulunan uluslararası haber kuruluşu El Cezire, Türk kaynaklara dayanarak, Rusya’nın, YPG’yi hedef alacak bir Türk kara harekatını önlemek için, Ankara’nın taleplerini karşılamaya çalıştığını bildirmişti.

El Cezire’ye göre Ankara, daha önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından hedef olarak gösterilen Menbiç, Kobani (Ayn el Arab) ve Tel Rıfat bölgelerinden çekilmesini talep etti. Kaynaklar, Türkiye’nin taleplerine yanıt verilmesi için belirsiz bir süre verdiğini, aksi takdirde operasyona başlayacağını da kaydetti.

Paylaşın

Nükleer Savaş Olasılığı: Vladimir Putin: Aklımızı Kaybetmedik

Kremlin insan hakları konseyi toplantısında nükleer çatışma olasılıklarını yorumlayan Rusya Devlet Başkanı Putin, “Onları ilk kullanan değilseniz, bu ikinci kullanan da olamayacağınız anlamına gelir,” dedi.

Putin, Rusya’nın nükleer doktrininin saldırı nereden gelirse gelsin kesin yanıt vermeye dayandığını söyledi. Putin, ayrıca, “Aklımızı kaybetmedik, nükleer silahların ne olduğunu anlıyoruz” dedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin insan hakları konseyi toplantısında nükleer çatışma olasılıklarını yorumladı. ABD ve müttefiklerini nükleer tehditlerde bulunmakla suçladı.

Putin konuşmanın seyri içinde Rusya’nın nükleer cephaneliğinden söz ederken “Bu doğal olarak caydırıcı bir etmendir, çatışmaların genişlemesini provoke etmez, caydırıcı bir faktördür ve umarım herkes bunu anlar.” dedi.

Rusya Devlet Başkanı nükleer silahlarının “tıraş bıçağı gibi dünyanın dört bir yanında reklamını yap[mayacaklarını]” söyledi. “Ama elbette elimizin altında oldukları gerçeğinden hareket ediyoruz” dedi.

Putin bununla birlikte insan hakları konseyi üyelerinden birinin Rusya’nın silahları asla ilk kullanan olmayacağını açıkça ilan etmesi çağrısını ise desteklemedi: “Onları ilk kullanan değilseniz, bu ikinci kullanan da olamayacağınız anlamına gelir,” dedi. Devlet Başkanı Rusya’nın nükleer doktrininin saldırı nereden gelirse gelsin kesin yanıt vermeye dayandığını belirtti.

Putin, “Aklımızı kaybetmedik, nükleer silahların ne olduğunu anlıyoruz” dedi.

Rusya “insan hakları konseyi” 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yakınlarda Sivil Toplum ve İnsan Hakları Konseyi’nin bileşimini değiştiren bir kararname yayınlamış ve Ukrayna’da süregiden savaşa karşı barışı savunanları Konseyden çıkarırken, yerlerine savaşa onay veren yandaşlarını atamıştı.

Konsey’den çıkarılanlar

Kararnameyle Konsey’den çıkarılan 10 kişi arasında İşkenceyle Savaşanlar’ın kurucusu Igor Kalyapin, St. Petersburg İnsan Hakları Konseyi Genel Sekreteri Natalya Evdokimova; Sova Bilgi ve Analiz Merkezi müdürü Aleksander Verhovskiy ve gazeteciler Nikolay Svanije, Ivan Zasurskiy ve Yekaterina Vinokurova da var.

Savaşa evet diyenler

Konseyden çıkarılanların yerine de Tüm Rusya Halk Cephesi yürütme komitesi başkanı Yuliya Belehova; Rusya’nın Ukrayna’dan ilhak ettiği “Donetsk Halk Cumhuriyeti” milletvekili Yelena Şişkina ve sansasyon gazetesi Komsomolskaya Pravda’nın savaş muhabiri Aleksander Kots’un da aralarında olduğu yeni dönem politikasıyla barışık kişiler atandı.

Avrupa’nın tepkisi

Bloomberg’in haberine göre, Avrupa Komisyonu Genel Başkan Yardımcısı Valdis Dombrovskis, Putin’in açıklamalarına yönelik yorumunda bloğun “Rusya’nın şantaj ve manipülasyonuna boyun eğmediğini” söyledi.

Dombrovskis “Sağlam kalmamız, rotada kalmamız, saldırgan ülke Rusya’ya baskı yapmaya devam etmemiz gerekiyor . AB halen dokuzuncu yaptırım paketinin hazırlığında ve Ukrayna’ya da tüm gerekli desteği sağlamayı sürdürmemiz gerekiyor” dedi.

Paylaşın

Erkan Baş: Meclis’te Halkın Parasına Çökme Planı Tartışılıyor

TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan TİP Lideri Erkan Baş, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde günlerdir çok büyük bir vurgununun hazırlığı yapılıyor. Bütçe görüşmeleri özetle hırsızlık ve vurgun planı olarak değerlendiriliyor, halkın parasına çökme planı tartışılıyor. Emekçinin, yoksulun alın terinden yaratılan Hazine nasıl iktidar için sermaye için patronlar için kullanılır, nasıl çökülür, nasıl yandaşa aktarılır, nasıl Saray’da o lüks hayat devam eder bunlar konuşuluyor” dedi ve ekledi:

“Görüşmeler başladı diyemiyorum, genelde gazeteler ‘görüşmeler başladı’ diye haber yapıyor. Burada bir görüşme falan yapılmıyor. Gördüğünüz üzere Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran iktidar cenahının müzakere etmek, tartışmak gibi bir dertleri yok. Tek bir amaç var; muhalefeti susturmak ve Saray’dan gelen bütçeyi onaylayıp geçirmek.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın açıklamaları şöyle:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde günlerdir çok büyük bir vurgununun hazırlığı yapılıyor. Bütçe görüşmeleri özetle hırsızlık ve vurgun planı olarak değerlendiriliyor, halkın parasına çökme planı tartışılıyor. Emekçinin, yoksulun alın terinden yaratılan Hazine nasıl iktidar için sermaye için patronlar için kullanılır, nasıl çökülür, nasıl yandaşa aktarılır, nasıl Saray’da o lüks hayat devam eder bunlar konuşuluyor. Görüşmeler başladı diyemiyorum, genelde gazeteler ‘görüşmeler başladı’ diye haber yapıyor. Burada bir görüşme falan yapılmıyor. Gördüğünüz üzere Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran iktidar cenahının müzakere etmek, tartışmak gibi bir dertleri yok. Tek bir amaç var; muhalefeti susturmak ve Saray’dan gelen bütçeyi onaylayıp geçirmek.

Dün muhalefet sıralarında oturan bir Milletvekili Hüseyin Öz, ölümden döndü. Kendisine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Ama bu iktidar anlayışının bir yansımasıdır. İlk gün söyledik, artık sistematik hale geldi. Türkiye İşçi Partisi’ni konuşturmamak için sistematik bir faaliyet yürüyor. 5 yıldır Meclis’te olan bir parti her bütçe sürecinde işçiler adına emekçiler adına yoksullar adına bütçeye dair değerlendirmelerimizi sunmak istiyoruz, Meclis Başkanıyla görüşme girişimlerimiz bile sonuçsuz kalıyor. Amaç belli; muhalefet susacak, konuşmayacak, iktidar her istediğini yapacak ve bu bütçe görüşmeleri bitecek. Biz bunu kabul etmeyeceğiz. Türkiye işçi sınıfı susmaz, TİP susturulamaz. Çok açık ifade ediyorum: Hiçbir güç görevimizi yerine getirmemin önüne engel olamayacak. Emekçinin sözünü mutlaka hayatın her alanına olduğu gibi Meclis’e de taşıyacağız.

Buradan yurttaşlarımıza seslenmek istiyorum: AKP diyor ki ‘Ben sizin alın terinizden, emeğinizden bu kasayı dolduracağım. Asgari ücretten, ekmekten bile vergi alacağım. Kursağınızdan geçen her iki lokmadan bir tanesini kursağınızdan çekip alacağım. Sonra da o parayı götürüp suç şebekelerine, Saray’ın savaşına, yandaşlara, hırsızlara, bu memleketin kanını emen soysuzlara harcayacağım’ diyor.

Vergilerimizle doldurulan AKP’nin savaşına, Saray’a, Saray soytarılarına harcadığı o kasada ne var biliyor musunuz? Çocuklarımızın beslenme çantasına koyamadığımız için kahrolduğumuz o meyveler var ya, alıp içiremediğimiz için çocuklarımızın gelişim bozukluğu yaşamasına neden olan o süt var ya, burada tartışmak istemedikleri bütçe ona çekme bütçesidir. Çocuğumuzun beslenmesini, çocuğumuzun sütünü çalan bir bütçe hazırlıyorlar. Hani ev sahibine veremediğiniz zaman başınızı eğmek zorunda hissettiğiniz kira, okulu bitmesine karşı iş bulamadığınız o işler, hepsi bu bütçeyle yok edilmek isteniyor.

Ödeyemediğimiz faturalar, satın alamadığımız kitaplar, gidemediğimiz filmler, yılda 2 gün bile yapamadığımız tatiller, bize cehennem ettikleri insanca yaşayamadığımız hayatımız var ya burada o hayatımızı çalmak için uğraşıyorlar. AKP’nin hayatımızı çaldığı, bizi rezil bir geleceğin, rezil bir yaşamın kölesi yaptığı bu düzeni başlarına yıkmak için mücadeleye devam edeceğiz.

‘Televizyonda bolluk, sokakta yokluk’

2 ayrı enflasyon rakamı açıklandı. Bağımsız kuruluş ENAG ‘Yüzde 170’ dedi, TÜİK ‘Yüzde 84’ dedi. Şimdi baz etkisiyle enflasyon konusunda iyileşme varmış diye hep bir ağızdan masallar anlatmaya başladılar. Gerçekten bu Nebati Bey ne anlatıyor? Ne anlatıyorsun Nebati Bey? Yandaş basına bakıyorsunuz yalan üzerine yalan pompalanıyor. Halk bunları izliyor, ondan sonra markete, pazara gidiyor. Halkın televizyonda gördüğü bolluk, sokakta gördüğü yokluk. Yarattıkları rejim bu. Bunlar hangi rakamları açıklarsa açıklasınlar. Fiyatlar düşmüyor. Yurttaşlarımızın alım gücü her geçen gün azalıyor. Yoksulluğa isyan ediyoruz. Bu ülkedeki milyonlarca insanın durumu bu. Alın o baz etkisini başınıza çalın. Başka hiçbir işe yaramıyor.

Türkiye 2022 yılında çocuklarına süt alamayan bir ülke haline geldi. Dünyada çalışma saatlerinin en uzun olduğu ülke burası. Şimdi bu üç harfli market zincirlerini gündem yaptılar. Nur topu gibi bir yeni gündemimiz var. Hatırlarsınız pandemi sonrası da ‘patates soğan terör örgütleri’ çıkmıştı. O zaman da göstermelik depoları bastılar. Olay basit: Ekonomiyi batırıyorlar her zaman olduğu gibi bunun suçunu başka birine atıp kendilerini aklamaya çalışıyorlar. Yaklaşık bir ay önce burada gündem yapmıştım. Okullardaki çocukları bu marketlerde çalıştırma planları yapıyorlar. Kamuoyu tepki göstermeseydi bu memleketin çocukları bu zincir marketlerde köle olarak çalıştırılacaktı. Memlekette her şey güzelmiş bir tek marketler kötüymüş. Elektrik, doğal gaz, su, bu zamları da marketler mi yapıyor? Bu marketler bu iktidarın dostlarıydı ve bu iktidar döneminde palazlanıp her köşe başlarına yerleştiler. Milyarlarca kârı bunların döneminde yaptılar. Esnafı, bakkalı bu marketler eliyle bitirdiler. Daha bir ay önce memleketin öğrencilerini buralarda ucuz iş gücü yapacaklardı. Ama şimdi sözde bunlarla kavga ediyorlar.

Marketlerle ilgili her şey konuşuluyor değil mi? Bir tanesinin ağzından markette çalışan işçilerin hali nicedir diye bir cümle duydunuz mu? Bu markette çalışan, çalıştığı marketten su bile içemeyen, içtiği suyun parasını ödemek zorunda olan işçinin durumuna dair laf ettiler mi? Her mahallede marketler var. Konuşun oradaki işçi arkadaşımla bakayım. Hangisi 3 ay önce yaşadığına göre daha iyi yaşıyor? En ağır sömürü koşullarına 14-16 saat çalıştırılan market işçileri kimsenin aklına bile gelmiyor. Buradan market işçisi arkadaşlarıma, marketlerden alışveriş yapan yurttaşlarımıza seslenmek istiyorum: Bu kanımızı emen, işçilerin emeğiyle binlerce şube açan patronlara karşı mutlaka örgütlenin. Bakmayın bugünkü kavgalarına, bu iktidar o patronların iktidarıdır, bir kişi bile sizi düşünmüyor.

Bu kürsülerden, elimizden geldiğince her yerden tarikatların memleketi sürüklediği karanlığı anlatmaya çalışıyoruz. Her alanda bu gericilere, yobazlara karşı mücadele etmeye çalışıyoruz. Hatırlayacaksınız, Ensar yurdunda çocukları istismar edenlerin, Aladağ’da yanan öğrencileri, Enes Kara kardeşimizi… Buralarda neler yaşandığına dair hatırladıklarımız gerçekten bize neler yaşanabileceğine dair pek çok ipucu veriyordu. Ancak, bu son öğrendiğimiz olay, bırakın bir siyasetçiyi, devrimciyi bir yurttaş olarak, bir kız babası olarak beni beynimden vurdu.

Hiranur Vakfı’ndaki çocuk istismarı

Gazeteci dostumuz Timur Soykan, bir haber yayınladı. ‘İsmailağa Cemaati liderlerinden Yusuf Ziya Gümüşay öz kızını 6 yaşındayken imam nikahıyla aynı tarikattan bir müritle evlendiriyor’ diyorlar da 6 yaşındaki çocukla evlenme sözcüğünü nasıl yan yana kullanacağız bilemiyorum. Bu kız çocuğu, çocukluğu boyunca istismara uğruyor ve 2012 yılında bir doktor aracılığıyla bir şekilde gündeme geliyor. Ama karanlık eller o zaman da bunu örtbas ediyorlar şimdi bütün bir çocukluğu büyük bir eziyetle geçen bu kadın 10 yıl sonra boşanabiliyor. Şikayetçi oluyor ve şu anda bir iddianame hazırlanmış durumda.

Bu asla ama asla münferit bir olay değildir. Bu bir iki kişinin yaşadığı bir mağduriyet falan da değildir. Öyle olsaydı bile dünyayı yakmamız gerekirdi. Ama Türkiye’deki bu iktidar destekli gerici yapılanmalarla biliyoruz binlerce çocuğumuzun yüz yüze kaldığı, Türkiye’nin en büyük sorunlarından bir tanesi açığa çıkmış durumdadır. Bir kadın konuşabildiğimiz için bildiğimiz bir örnek var ama konuşamayan binler var.

‘Organize bir tecavüz, istismar, şiddet var’

Biz burada basın toplantısı yaparken bile binlerce çocuğumuz sapık din tüccarları ağının içine düşmüş durumda. Burada organize bir tecavüz, organize bir istismar, organize bir şiddet var. Bu sapıklar MEB’de bile sözde değerler eğitimi diye ders anlatıyorlar. Çocuklarımızın okuluna giriyorlar. Bunların kaçak yapılarına ruhsatlar veriliyor. Bunların belediyelerden ve merkezi bütçeden para aldıklarını biliyoruz. Bunlar suç işlediğinde mahkemeler çalışmıyor, emniyet çalışmıyor. Çok net bir şey söyleyeceğim; bunları, bunların para kaynaklarını, devletteki dayanaklarını, siyasi destekçilerini söküp atmadan hiçbir şey düzelmez. Çocuklarımızı bu lağım çukurunda bırakırsak bu toplum hiçbir şey yapamaz. Bu topluma yerleşmiş kanser hücresini içimizden söküp atmalıyız. Hala susan, hala cemaatlerden, tarikatlardan beklentisi olan bütün partileri terk edin. Onları yalnız bırakın, bunlar yenilmeden bu ülkede yeni hiçbir şey kuramayız.

Her ne pahasına olursa olsun bu haysiyetsizleri bu memleketten söküp atacağız. 6 yaşındaki kız çocuğunu evlendiren, tecavüz eden bu sapkın suç şebekelerini, insanlık düşmanı haysiyetsizleri bu memleketten söküp atacağız. Hangi dine inanıyorsa inansın, tüm yurttaşlarımıza, solcu sosyalist ya da değil, vicdanlı, haysiyet sahibi, emeğiyle, alın teriyle yaşayan tüm yurttaşlarımıza çağrı yapıyorum: Ancak biz el ele verirsek çocuklarımızı kurtarırız. Ancak biz omuz omuza durursak bu karanlığı yeneriz. Yenmek zorundayız. Çocuklarımız için yenmek zorundayız. Bu mide bulandırıcı, karanlık, çağ dışı zihniyete karşı hep birlikte laikliği savunmak zorundayız. Cemaatler, tarikatlar çocuklarımızı, gençlerimizi, kadınları, geleceğimizi istismar etmesin istiyorsak, 6 yaşındaki çocuklarımıza tecavüz eden, tecavüzü teşvik eden bu cemaatleri, Enes Kara kardeşimizi intihara sürükleyen bu tarikatları, bu zihniyetin Türkiye’de yeri olmadığını bir kez daha söylemek istiyoruz.

‘Karanlıkla ancak ve ancak laiklikle başa çıkabiliriz’

Bizler bu karanlığa karşı durmadıkça, yüksek sesle isyanımızı dile getirmedikçe onlar ülkenin her yanını sarmaya, gençlerimizi çocuklarımızı ve bu ülkenin geleceğini çalmaya devam edecekler. Ve bu karanlıkla ancak ve ancak laiklikle başa çıkabiliriz. Ne istiyoruz? Devletin tüm inançlara eşit mesafede olduğu, hiçbir grubu kayırmadığı, inanan kadar inanmayanı da koruduğu, hiçbir dini grubun diğeri üzerine tahakküm kurmasına izin vermeyen bir laiklik istiyoruz. Tarikat ve cemaat gibi kapalı kapılar ardında kamuda söz sahibi olan, yurt işleten, holding işleten, servetlerine servet katarken halkın dini değerlerini sömüren bu yapılanmaların bu memlekette yeri yoktur. Hem ceplerini dolduruyorlar hem de toplumu din adı altında istismar ediyorlar ve bu karanlığı ülkede süreklileştirmek istiyorlar. Artık ne güzel ülkemizin ne bizim bu çağ dışılığa, çocuk istismarcılığına, gençlerin tahakküm altına alınmasına sabrımız kalmadı.

‘Çocuğa tecavüz eden zihniyetin oyunu isteyenin de Allah belasını versin’

Buradan tüm siyasi güçleri de açıkça uyarıyorum: 3-5 oy için yok güçleri varmış, yok kalabalıklarmış bu insanlık düşmanlarına hoş görünmeye çalışanlara, bunlarla diyalog kurmaya, müzakere etmeye çalışanlar da bizim dostumuz falan değildir. Oymuş, yok güçleri varmış… Tek cümlemiz var: Oyları da batsın, güçleri de batsın! İstemiyoruz! 6 yaşındaki çocuğa tecavüz eden zihniyetin oyunu isteyenin de Allah belasını versin. Türkiye İşçi Partisi olarak söz veriyoruz: Türkiye şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olmayacak. Ensar’dan Aladağ’a, Enes Kara’ya tüm çocuklarımızın hesabını sorana kadar bize rahat nefes alma hakkı yok. Yaşamlarımızı, inançlarımızı, özgürlüğümüzü koruyacak bir laikliği mutlaka ama mutlaka yeniden kazanacağız. Çocuklarımızı yaşatmak için bu karanlığı yeneceğiz. Tüm yurttaşlarımızı da çocuklarımızı yaşatma mücadelesinde bu karanlığa karşı omuz omuza, yan yana durmaya davet ediyorum.”

Paylaşın