Doomscrolling Nedir Ve Nasıl Etkiler?

Dünya genelinde yaklaşık 5 milyar sosyal medya kullanıcısı var! Evet, doğru okudunuz. Sosyal medya, her yaştan insan için en etkili iletişim yöntemlerinden biri haline gelmiş durumda.

Haber Merkezi / Sosyal medyanın avantajları olmasına rağmen kaçınılmaz olarak dezavantajları da var. Bunlardan biri de doomscrolling.

Kendinizi sosyal ağlarda sürekli olarak olumsuz haberler, makaleler, paylaşımlar veya gönderiler okurken mi buluyorsunuz? Buna doomscrolling denir.

Doomscrolling terimi henüz resmi olarak Türkçeye çevrilmemiş olmasına rağmen, dilimizde kötü haber bağımlılığı, uzun saatler negatif haber okuma eğilimi ve felaket kaydırması gibi kullanımları mevcuttur.

Doomscrollingin etkileri nelerdir?

Artan stres ve kaygı: Sürekli olarak olumsuz haberlere maruz kalmak, özellikle haber devam eden bir krizle ilgiliyse, kaygı, stres ve çaresizlik duygularını tetikleyebilir.

Uyku bozuklukları: Gece geç saatlerde sosyal medyada gezinmek uyku kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir.

Zaman kaybı: Doomscrolling, daha üretken veya keyifli aktivitelere harcanabilecek değerli zamanı sizden çalabilir.

Depresyon: Olumsuz haberlere sürekli maruz kalmak umutsuzluk, çaresizlik ve depresyon duygularına yol açabilir.

Fiziksel sağlık sorunları: Kötü içerikler aynı zamanda baş ağrısı, göz yorgunluğu ve boyun ağrısı gibi fiziksel sağlık sorunlarına da yol açabilir.

Doomscrollinginden korunmak için birkaç ipucu:

Zaman sınırları belirleyin: Her gün sosyal medya için belirli bir zaman sınırı belirleyin ve buna uyun.

Güvenilir kaynakları seçin: Takip ettiğiniz kaynaklar konusunda seçici olun. Doğru bilgi sağlayan saygın kaynakları seçin.

Mola verin: Özellikle bunalmış veya endişeli hissettiğiniz zamanlarda mola verin.

Öz farkındalığınızı geliştirin: Sosyal medyanın sizi nasıl etkilediğinin farkında olun. Belirli konuların veya içeriklerin olumsuz duyguları tetiklediğini fark ederseniz, tüketim alışkanlıklarınızı yeniden değerlendirin.

Sınırlar oluşturun: Sosyal medya tüketimi için sınırlar koyun.

Başkalarıyla bağlantı kurun: Arkadaşlarınız ve ailenizle sanal olarak bağlantı kurun.

Paylaşın

Kuru Ve Hassas Ciltler İçin Papatya

Papatya, yüzyıllardır şifalı ve rahatlatıcı özellikleri nedeniyle değer verilen küçük bir çiçektir. Papatya, etraflarındaki diğer bitkilerin sağlığını olumlu yönde etkileme özellikleri nedeniyle sıklıkla “bitkilerin doktoru” olarak bilinir.

Haber Merkezi / Papatya, ciltteki kızarıkları azaltmaya ve ciltte oluşabilecek tahrişleri yatıştırmaya yardımcı olabilecek iltihap önleyici özelliklere sahiptir. Çevresel faktörler, stres veya egzama gibi cilt hassasiyetleri yaşayanlar için de faydalıdır.

Papatya, aynı zamanda güçlü antioksidan özelliklere de sahiptir. Antioksidanlar, cildi, çevre kirliliği ve UV maruziyeti gibi çevresel stres faktörlerinden korumaya yardımcı olur, bu da, kuru ve tahriş olmuş cilt üzerinde etkili olabilir. Papatya, serbest radikal hasarlarını nötralize ederek erken yaşlanma ve çizgi belirtilerini yavaşlatmaya yardımcı olabilir.

Hafif nemlendirme: Papatyanın bir diğer güzel yanı da cildi nemlendirme özelliğidir. Papatya, cildin tam olarak neye ihtiyacı olduğunu biliyormuş gibi, nemini korumasına ve güzel bir şekilde dengede kalmasına yardımcı olur.

Hücre yenilenmesini destekler: Bu nazik bitki, sadece cildi yatıştırmakla kalmaz; cildin doğal iyileşme özelliklerini aktif olarak besler. Papatya, cilde taze besinler ulaştıran ve doğal hücre yenilenme sürecini destekleyen dolaşım sistemini uyarır. Bu, cildin kendini yenilemesine yardımcı olur.

Göz çevresindeki şişkinliği azaltır: Flavonoidler ve terpenoidler de dahil olmak üzere papatyadaki birkaç aktif bileşiğin, göz çevresindeki şişkinliğin yaygın nedenleri olan kan damarlarını daraltmaya ve dokulardaki sıvı birikimini azaltmaya yardımcı olduğu kanıtlanmıştır.

Papatya çayının muhteşem faydaları: Sıcak bir fincan organik papatya çayı yudumlamak… Papatya çayı cildinizi içeriden desteklemenin güzel bir yolunu sunmakta.

Papatya çayı, sadece zihin ve beden üzerindeki rahatlatıcı etkileri için değil, aynı zamanda sindirime yardımcı olma ve kaygıyı hafifletme özelliği için de tercih edilmektedir.

Papatya çayındaki antioksidanlar içeriden dışarıya doğru çalışarak, cildi günlük hayatın streslerinden korumaya yardımcı olmaktadır.

Paylaşın

Lavanta Yağının Cilde Faydaları Nelerdir?

Büyüleyici aroması ve canlı renk tonlarıyla lavanta çiçeği, yalnızca görsel bir şölen değil; aynı zamanda doğanın güçlü cilt bakım iksirinin, yani lavanta esansiyel yağının da kaynağıdır.

Haber Merkezi / Faydaları nedeniyle değer verilen lavanta, tarih ve kültürler boyunca var olmanın bir yolunu bulmuştur. Eski Mısırlılar lavantayı kozmetik ürünlerine dahil etmiş, Romalılar banyolarında sakinleştirici aromasına değer vermiştir. Yunanlılar ise, ona “nardus” adını vererek hem cilt hem de zihin için terapötik etkilerini övmüşlerdir.

İşte lavanta yağının cilt için faydalı:

Akne tedavisine yardımcı olabilir: Lavanta yağı, antibakteriyel özellikleri sayesinde akneye neden olan bakterileri ortadan kaldırarak akneyi tedavi etmeye ve önlemeye yardımcı olabilir. Ayrıca, ciltteki bakteriler ve mantarlar genellikle iltihaplanmaya neden olduğundan, yağın antifungal ve antibakteriyel özellikleri iltihabı azaltabilir ve kaşıntıyı hafifletebilir. Lavanta yağı komedojenik olmadığından, cilde uygulanması tahrişi azaltmaya ve tıkalı gözenekleri temizlemeye de yardımcı olabilir.

Serbest radikallere karşı savunma sağlayabilir: Lavanta yağı, cildi çevresel stres faktörlerinden korumaya yardımcı olan antioksidan özelliklere sahiptir. Toksinler ve kirlilik cilt hastalıkları için önemli risk faktörleridir ve cilde ve bağışıklık sistemine zarar verebilir. Aynı zamanda bir antioksidan olan bu doğal yağ, bunların neden olduğu hasarı önlemeye ve tersine çevirmeye yardımcı olabilir.

Kuru cilt ve egzamaya karşı fayda sağlayabilir: Lavanta yağı, kaşıntılı, kuru, pullu lekelere yol açan egzama gibi cilt hastalıklarından da faydalanabilir. Bu hastalığın birden fazla eş zamanlı etkisi olabilir ve şiddeti hafiften kalıcıya kadar değişebilir. Lavanta yağı, iltihabı azaltmaya ve alevlenmeleri önlemeye yardımcı olan iltihap önleyici ve mantar önleyici özelliklere sahiptir.

Cilt dokusunun iyileşmesine yardımcı olabilir: Lavanta yağı, antibakteriyel özellikleri nedeniyle cilt dokusunun iyileşmesine yardımcı olur. Lavanta yağının antibakteriyel özellikleri, cildin iyileşme sürecini hızlandırmaya ve ayrıca enfeksiyonları önlemeye ve tedavi etmeye yardımcı olabilir.

Erken yaşlanma belirtilerini önleyebilir: Lavanta yağının cilt için birçok faydası vardır, örneğin yararlı fitokimyasallar ve antioksidanlarla dolu olduğu için erken yaşlanmayı önleyebilir. Antioksidanlar, cildi UV radyasyonu gibi zararlı çevresel stres faktörlerinden korumada önemli bir rol oynayabilir. Cildiniz için lavanta yağını topikal olarak kullanarak cildinizi ince çizgilere, kırışıklıklara ve koyu lekelere karşı koruyabilirsiniz.

Paylaşın

Midi Etekler Nasıl Giyilir? Beş Kombin Fikri

Mini ve maksi eteklerin uzunluğu arasında kalan midi etekler, ipek, deri, şifon, pamuk ve rayon gibi dökümlü veya dar kumaşlardan yapılır. Tüm giysiler gibi, farklı durumlar için yüzlerce binlerce farklı midi etek türü var.

Haber Merkezi / Midi etekler o kadar çok yönlüdür ki, kolayca daha şık veya daha sade hale getirilebilir. İşte midi etekleri farklı durumlarda giymek için beş kombin fikri:

İş kıyafeti: Profesyonel bir kıyafet için dar bir midi etek deneyin. Kalem etekler, genellikle iş ortamında giyilen vücuda oturan midi eteklerdir; bu eteği klasik bir kombinasyon için düğmeli bir gömlek ve topuklu ayakkabılar veya botlarla eşleştirin.

Uzun kollu gömleğinizin ucunu şık bir düğümle bağlayabilir veya belinizi vurgulamak için Fransız kıvrımı oluşturabilirsiniz. Görünümü bir blazer ile tamamlayın veya daha soğuk havalarda düğmeli gömleğinizi balıkçı yaka ile değiştirin.

Resmi: Malzemeye bağlı olarak bazı midi etekler resmi durumlara uygun olabilir. Örneğin, düğünler ve partiler gibi resmi etkinlikler için topuklu ayakkabılarla ipek, saten veya şifondan yapılmış A kesim veya pileli midi etek giyebilirsiniz.

Yarı resmi: Sosyal etkinlikler için midi etekler tasarlayın. Dar kesim siyah midi etek, ışıltılı aksesuarlarla giyebileceğiniz veya daha cesur bir midi etek görünümü için leopar desenli bir üst ve deri ceket ile eşleştirebileceğiniz çok yönlü bir parçadır.

Yazlık: Mini etek bacaklarınızı açığa çıkarmadan yaz sıcağında sizi serin tutabilir. Keten, pamuk veya şifon gibi hafif bir malzemeden yapılmış bir etek seçin ve bu kıyafeti bir atlet veya kısa üst ve düz sandaletlerle eşleştirin.

Hafif bir yazlık midi eteği, bol bir tişört ve beyaz spor ayakkabılarla da kombinleyebilirsiniz. Ekstra bir katman için grafik tişörtünüzü eteğinizin içine sokun ve bu gündelik görünüme bir kot ceket ekleyin.

Kışlık: Rahat bir kış kıyafeti için, örme veya kot eteği bir hırka, body, tayt ve bir çift bilek botuyla (örneğin, savaş botları veya chelsea botları) kombinleyin. Eteğinizin ve büyük boy kazağınızın üzerine bir kemer geçirerek belinize şekil verin.

Paylaşın

Günlük 60 Dakika Yürüme Alışkanlığı Edinmenin Beş Basit Yolu

Zamanın parmaklarımızın arasından kayıp gittiği günümüzde, sağlık genellikle ikinci planda kalır. Ancak, günün sadece 60 dakikasını basit bir aktiviteye ayırmanın sağlığınız üzerinde derin bir etki oluşturabileceğini söylesem?

Haber Merkezi / Günlük 60 dakika yürüme alışkanlığı edinmek o kadar zor olmak zorunda değil. İşte yürüyüşü bir alışkanlık haline getirmenin beş basit yolu:

Belirli bir zaman ayarlayın: Sizin için en uygun olan günün herhangi bir saatini seçin. Her gün aynı saatte yürümek, alışkanlığa bağlı kalmanız kolaylaşır.

Yavaş yavaş artırın: 60 dakika ilk başta fazla geliyorsa, 20 veya 30 dakika gibi daha kısa bir süre ile başlayın. Dayanıklılığınız artıkça yürüyüş sürenizi kademeli olarak artırın. Önemli olan tutarlılıktır; kısa bir yürüyüş bile hiç olmamasından daha iyidir.

Keyifli hale getirin: Yürüyüşünüzü keyifli hale getirmenin yollarını arayın. En sevdiğiniz müziği, bir podcasti veya sesli kitabı dinleyin.

Manzaralı bir alanda veya bir arkadaşınızla veya evcil hayvanınızla yürümek de deneyimi daha keyifli hale getirebilir ve her gün iple çektiğiniz bir aktivite olabilir.

İlerlemenizi izleyin: Yürüyüş seanslarınızı takip etmek için bir pedometre, bir fitness uygulaması veya basitçe bir takvim kullanın. Zaman içindeki ilerlemenizi görmek motive edici olabilir ve alışkanlığı pekiştirmeye yardımcı olabilir.

Günlük yürüyüşlerin bir haftasını veya bir ayını tamamlamak gibi küçük dönüm noktalarını kutlamak da bağlılığınızı artırabilir.

Diğer aktivitelerle birleştirin: Yürüyüşü günlük rutininize diğer aktivitelerle birleştirerek entegre edin. Örneğin, telefonda konuşurken yürüyün, öğle tatilinizde yürüyüşe çıkın veya varış noktanızdan daha uzakta park edin.

Yürüyüşü gününüzün doğal bir parçası haline getirmek, buna bağlı kalmanıza yardımcı olacaktır.

Paylaşın

Daha Genç Görünmenizi Sağlayacak Beş Süper Meyve

Yaşlanma doğal bir süreçtir, ancak beslenmenize belirli süper meyveleri dahil ederek daha genç bir görünüme sahip olabilirsiniz. Bu süper meyveler, genç ve parlak bir cildi desteklemenin lezzetli ve etkili bir yolu olabilir.

Haber Merkezi / Antioksidanlar, vitaminler ve minerallerle dolu olan bu süper meyveler, ayrıca genel sağlığınızı da destekleyebilir.

Yaban mersininden papayaya, diyetinize eklemeyi düşünebileceğiniz beş yaşlanma karşıtı süper meyve:

Yaban mersini: Yaban mersini genellikle en iyi yaşlanma karşıtı meyvelerden biri olarak bilinir. Özellikle oksidatif stresle savaşmaya ve iltihabı azaltmaya yardımcı olan C vitamini ve antosiyaninler olmak üzere antioksidanlar açısından zengindir. Yaban mersininin düzenli tüketimi cildin elastikiyetini korumaya ve ince çizgilerin ve kırışıklıkların görünümünü azaltmaya yardımcı olabilir.

Avokado: Avokado, cildiniz için inanılmaz derecede faydalıdır. Cildi nemlendirmeye ve hasardan korumaya yardımcı olan sağlıklı yağlar, E ve C vitaminleri ve antioksidanlarla doludur. Avokadodaki sağlıklı yağlar ayrıca hücre yenilenmesini destekleyerek cildinizin esnek ve genç kalmasını sağlar.

Nar: Nar, antioksidanların, özellikle de punicalaginlerin ve polifenollerin güçlü bir kaynağıdır. Bu bileşikler cildi UV hasarından korumaya, cilt dokusunu iyileştirmeye ve kolajen üretimini desteklemeye yardımcı olur. Nar suyu içmek veya salatalarınıza eklemek cildinize doğal bir parlaklık kazandırabilir.

Kivi: Kivi, kolajen üretimi için gerekli olan C vitamini açısından zengindir. Kolajen, cildin elastikiyetini ve sıkılığını korumaya yardımcı olur. Ayrıca kivi, cildi çevresel hasarlardan korumaya ve yaşlanma belirtilerini azaltmaya yardımcı olan antioksidanlar ve polifenoller içerir.

Papaya: Papaya, cilt gençleştirici özellikleriyle bilinen tropikal bir meyvedir. Cildi eksfoliye etmeye ve ölü hücreleri temizlemeye yardımcı olan papain gibi enzimler içerir. Papayadaki yüksek C vitamini içeriği kolajen sentezine yardımcı olurken, antioksidanları erken yaşlanmayı önlemeye ve cildinizin canlı görünmesini sağlamaya yardımcı olur.

Paylaşın

Sizin Felaket Endeksiniz Nedir?

Felaketleştirme, belirli koşullar altında, bir şeyi olumsuz olarak derecelendirme veya yargılama niyetiyle belirli sözcükleri düşünerek veya söyleyerek gerçekleştirilen bir edimsel (dilbilimsel) eylemdir.

Örneğin, ” Eşim beni terk ettiği için hayatım bitti” diye düşündüğünüzde veya söylediğinizde, eşinizin sizi terk etmesiyle ilgili felaketleştirme yaparsınız.

Felaketleştirme eylemi duygusal olarak etkilidir veya etkili olma eğilimindedir. Yani, olumsuz duygularla üretilebilir veya yoğunlaştırılabilir.

Örneğe dönecek olursak, “Eşim beni terk ettiği için hayatım bitti” ifadesi, eşinizin sizi terk ettiğine dair içsel (bedensel) olumsuz duygular üretir veya yoğunlaştırır. Bu nedenle eylem, duygunun dinamik sürecinin bir parçası olabilir.

Genellikle, felaketleştirme bir çıkarımsal çıkarımlar zinciri içinde gerçekleşir. Örneğe dönecek olursak, “Eşim beni terk ettiğinden beri hayatım bitti; bu nedenle yaşamaya devam edemiyorum.” Bu nedenle eylem, daha fazla kendini yok edici dilsel eyleme (varolmaya devam etme kapasitesini reddetme) yol açabilir ve potansiyel olarak kişinin hayatına son verme kararıyla sonuçlanabilir.

Depresyon durumunda, felaketleştirme edimsel eyleminin hedefi, yukarıdaki örnekte olduğu gibi, gerçekleşmiş veya gerçekleşme sürecinde olan bir şeydir; bir ilişkinin bozulması.

Kaygı durumunda, olası bir gelecekteki olaydır; örneğin, işini kaybetme olasılığı. Öfke durumunda, hedef, başkasının bir eylemidir; örneğin, çirkin bir söz veya güvenin suistimali. Suçluluk durumunda, kişinin kendi algıladığı ahlaki ihlaldir; örneğin, bir arkadaşına yalan söylemiş olması.

Felaketleştirmenin göreceliliği

“Felaketleştirme” terimi başka bir şey ima etse de, felaket yargısı “her şey ya da hiçbir şey”den ziyade görecelidir. Bu nedenle, işinizi kaybetme olasılığı hakkında az ya da çok felaketleştirebilirsiniz . Oluşan duyguların yoğunluğu, buna karşılık, böyle bir kaybı ne kadar olumsuz yargıladığınızla pozitif olarak ilişkili olacaktır.

Örneğin, ayrılığınızı “başınıza gelebilecek en kötü şey” olarak algılayabilirsiniz, bu da son derece yoğun, depresif bir duyguyu takip eder. Öte yandan, sınavda başarısız olmayı korkunç bir şey olarak algılayabilirsiniz, ancak başınıza gelebilecek en kötü şey değildir, bu da daha az yoğun bir duyguyu takip eder.

“Berbat” ve “korkunç” gibi kelimler felaketleştirmenin dilsel performatifleri olarak kullanılabilirken, niceliksel olarak belirsizdir; yani, felaketleştirme eğiliminiz varsa bunu tam olarak belirtmek için uygun olmama eğilimindedirler.

Bu, şeyler hakkında felaketleştirme eğiliminiz üzerinde çalışırken ilerlemenizin değerlendirilmesi için sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle, felaketleştirme eğiliminiz varsa bunu nasıl ölçeceğinize dair daha iyi bir anlayışa ihtiyaç vardır.

Felaket ölçme:

0 ile 10 arasında değişen “olumsuz değerler” ölçeğini düşünün; burada 10 “olası en kötü şey”dir. Söz konusu kötü olayı hayal edin ve bu olay hakkında felaket senaryoları yazarken yaşadığınız duygunun yoğunluğunu hissedin.

Söz konusu olayın 10 puanlık olumsuz değer ölçeğinde ne kadar kötü hissettirdiğini derecelendirin. (Örneğin, “Bu sınavda başarısız olmak beni çok büyük kaybeden hissettiriyor. Kötü ölçekte 10 veriyorum!”).

Söz konusu olayın ne kadar kötü olduğunu rasyonel bir şekilde değerlendirmeye odaklanın. (“Bir sonraki sınavda daha iyisini yapmaya çalışabileceğimi biliyorum, bundan daha kötü birçok şey var. Kötülük ölçeğinde 2 veriyorum.”)

(3) ve (4) adımlarından toplanan verilere dayanarak, felaketleştirme endeksini kontrol edebilirsiniz; örneğin, sınavda başarısız olmanın sonucunu, yani 10 puanlık derecelendirme ölçeğinde 8 puanı (10 – 2 = 8) ne kadar felaketleştirdiğini tam olarak ölçebilir.

Bu şekilde, bir şey hakkında felaketleştirme eğiliminizi aşmak için çalışırken, ilerlemenizi periyodik olarak kontrol edebilirsiniz. “Geçen sefer, felaketleştirme endeksim 8’di; şimdi 4’teyim.”

(3) ve (4) adımlar ayrıca duygusal olarak deneyimlediğiniz şey ile entelektüel olarak takdir ettiğiniz şey arasındaki bilişsel uyumsuzluğu da vurgulayabilir. Buradaki önemli nokta, bu adımları karıştırmamaya dikkat etmeniz.

Birçok duygusal rahatsızlık felaketleştirmeyi içerir. Ancak, olağan işleyiş biçimi, felaket düşüncesini tanımlamak için “korkunç”, “dehşet verici” ve “berbat” gibi terimler gibi felaket ifade eden kelimeler aramaktır. Ancak, bu terimler veya ilgili olanlar niceliksel olarak belirsizdir ve felaketleştirme eyleminde bile kullanılmayabilir.

Buna karşılık, burada önerilen metodoloji, felaketleştirme derecenizi niceliksel olarak kendi kendinize değerlendirmenize olanak tanıyabilir ve bu da daha sonra bu kendini yok eden bilişsel çarpıtmanın üstesinden gelmedeki ilerlemenizi izlemenize olanak tanıyabilir.

Bilişsel bir yaklaşım benimseyen terapistler için, danışanlarında felaketleştirmeyi azaltma müdahalelerinin işe yarayıp yaramadığını veya müdahalelerini değiştirmeleri veya iyileştirmeleri gerekip gerekmediğini ölçmenin bir yolunu sağlayabilir.

Gerçekten de, bu metodolojinin uygulanması nispeten hızlı ve kolay olduğundan, terapi seanslarına sorunsuz bir şekilde entegre edilebilir ve yararlı geri bildirimler sağlayabilir.

Paylaşın

Asla Pişman Olmayacağınız Kararlar Almak İçin “10 İpucu”

“Doğru” kararları vermek her zaman kolay değildir; aslında, çatışan seçenekler karşısında, genellikle zordur. Korku, endişe ve baskı gibi duygular ağır gelebilir, bunun en büyük nedeni ise pişmanlığın aşılması en zor yaşam deneyimlerinden biri olmasıdır.

Haber Merkezi / En iyi, en anlamlı, en yapıcı ve en etik kararları almak (çünkü evet, “doğru ve yanlış” sisteminizi takip etmek önemlidir) dikkatli bir yaklaşım gerektirir; bu yaklaşım, seçenekler arasında ayrım yapmanıza ve akıl, sağduyuyu ve içgüdü ile dengelemenize yardımcı olacaktır.

Daha iyi, daha bilinçli kararlar almanıza yardımcı olacak, kendinizi daha iyi hissedebileceğiniz ve pişmanlık duymadan yaşayabileceğiniz kararlar almanıza yardımcı olacak aşağıdaki ipuçlarını göz önünde bulundurun:

Zaman ayırın: “Doğruyu yapmaya” çalışırken aceleci olamazsınız. Düşünmek için üretken bir ortam bulun ve derin bir nefes alın, işe koyulun.

Zorluğu tanımlayın: Ne elde etmek istediğinizi tanımlayın. Düşündüğünüz şey hakkında net bir anlayışa sahip olduğunuzdan emin olun. Kendinize şunu sorun: “Bu, sorunu aşmanın en iyi, en doğru yolu mu? Neyi gözden kaçırıyorum?”. En az iki alternatifi değerlendirin ve sonra içgüdünüzle sağlam mantığınızı birleştireni seçin.

Hem kısa hem de uzun vadeli hedefler belirleyin: Kendinize şunu sorun: ” Bu karardan ne elde etmek istiyorum ve neye ihtiyacım var?”. Ardından, bunlardan hangilerinin en önemli olduğuna öncelik verin.

Gerçekleri bilin: Doğru olduğunu düşündüğünüz şeyleri değil; güvenilir kaynaklar ( güvenilir kelimesi burada önemli bir yer tutar) aracılığıyla belirlenebilecek şeyleri bilin. Bilgiyi sağlayan kişi veya kişilerin güvenilir olup olmadığını kendinize sorun. Bir kişi bir şeyin “doğru” olduğunu duyduğunu, gördüğünü veya bildiğini söylerse, dürüstlüğünü ve niyetini ölçün.

Önyargılarınızı kabul edin: Düşüncelerinizi etkileyebilecek veya bulandırabilecek neye karşı savunmasız olduğunuzu düşünün.

Değerlerinizi gözden geçirin: Bazen gerçekten sahip olduğumuz değerler, sahip olduğumuzu düşündüğümüz değerlerden farklı görünür. Değerlerinizi değerlendirirken kendinize şu soruları sorun:

“Ne için ayağa kalkıyorum ve neye karşı duruyorum?” “Neyi asla yapmam?” “Ne yapmayı hayal ediyorum?” “Ne yaptığım veya yapmadığım için kendimden nefret ederim?” “Ne (veya kim) olmadan yaşayamam?” “Neyi asla satmam veya vermem?” “Empati duygumu en çok ne harekete geçirir ve şefkatimi ortaya çıkarır?” “Neye öfkeleniyorum?” “Kime saygı duyuyorum ve neden?” “Korumak için büyük fedakarlıklar yapmaya değer bir şey ne olabilir?”

Seçenekleri keşfedin: Sorunu ele almak ve hedeflerinize ulaşmak için neler yapabileceğinizi belirleyin. En az üç fikir geliştirin. Daha azı varsa yeterince düşünmemişsiniz demektir. Seçenekleri hem nicelik hem de nitelik açısından gerçekçi tutun.

Eylemin sonuçlarını göz önünde bulundurun: Belirttiğiniz temel değerlerin yanındaki her seçeneğe bakın. Hangilerinin bu değerlerle uyumlu olduğunu ve hangilerinin olmadığını not edin. Bunları ihlal eden her şeyi ortadan kaldırın. Sonra, her seçenekle ne kazanacağınızı ve kaybedeceğinizi düşünün, sonra paydaşları düşünün, yani bu seçeneklerden kimlerin etkileneceğini ve nasıl etkileneceklerini.

Son olarak, sizin veya başka birinin ne tür fedakarlıklar yapması gerekeceğini, benzer şekilde, her seçeneği takip etmekten dolayı kimin zarar göreceğini belirleyin.

Kararınızı verin ve harekete geçmeyi taahhüt edin: Hem duygu hem de düşünce olarak “doğru” olduğunu düşündüğünüz ve inandığınız seçeneği seçin; bu cesaret gerektirse bile. Hala “doğru” kararı belirlemekte zorlanıyorsanız, bir profesyonele veya güvendiğiniz birine, özellikle de karakterine ve yargısına saygı duyduğunuz biriyle konuşmayı düşünün.

Zamanla kontrol edin: İleride kendinize şunu sorun: “Verdiğim kararın amaçladığım sonuçları oldu mu?” ve “Herhangi bir beklenmeyen veya olumsuz sonuca yol açtı mı?” Eğer öyleyse, durumu yeniden değerlendirmeyi ve stratejinizi yeniden ayarlamayı düşünün.

Paylaşın

Akşam Yemeğini Erken Yemenin Beş Şaşırtıcı Faydası

Tıpkı kahvaltı gibi, akşam yemeğinin de doğru bir zamanı vardır. Herhangi bir zamanda yemek yemek, vücuda zamanında yemek yemenin sağladığı faydaları sağlamaz.

Haber Merkezi / Akşam yemeği, akşamın erken saatlerinde, genellikle 17:00 ile 19:00 arasında, bireysel programlara ve kültürel normlara bağlı olarak yemek anlamına geliyor. İşte akşam yemeğini erken yemenin beş şaşırtıcı faydası:

Kilo vermeyi kolaylaştırır: Akşam yemeğini zamanında yediğinizde, vücut o yiyeceği daha iyi sindirir, bu da metabolizmanızı hızlandırır. Akşam yemeğini erken yemek  ayrıca kalori yakar, bu da kilo vermeyi kolaylaştırır.

Yiyecekler daha iyi sindirilir: Yemek ve uyku vakti arasında bir boşluk bıraktığınızda, yiyecekler daha iyi sindirilir.

Diyabetin kontrol altına alınmasına yardımcı olur: Diyabet (şeker) hastaları yemeklerini zamanında yemelidir. Akşam yemeğini zamanında yediğinizde, vücut tüketilen gıdaları glikoza dönüştürmek için gerekli zamana sahip olur. Bu da, diyabetin kontrol altına alınmasına yardımcı olur.

İyi bir uyku çekmenize zemin hazırlar: Sindirim süreci yemekten sonra başlar, geç yemek yemek uyku sürecinde kesintiye neden olabilir. Akşam yemeğini zamanında yediğinizde, vücut tüketilen gıdaları daha iyi sindirmek için yeterli zamana sahip olur. Bu da, iyi bir uyku çekmenize zemin hazırlar.

Mide sorunlarına neden olabilir: Geç yemek yemek, yiyeceklerin sindirilmesi için yeterli zamanı kısıtlar, bu da mide ekşimesi, gaz ve asitliğe neden olabilir. Ayrıca kalple ilgili hastalıklar riski de artar. Bu nedenle her zaman zamanında yemek yemek önerilir.

Paylaşın

Ebeveynlik Stresiyle Nasıl Başa Çıkılır? Beş İpucu

İster uykusuz gecelerde yolunu bulmaya çalışan yeni bir ebeveyn olun, ister iş, okul ve aile zamanını bir arada yürütmeye çalışan bir ebeveyn olun, ebeveynlik stresi hepimizin karşılaştığı bir gerçektir.

Haber Merkezi / Peki ya size bu stresi yönetmenin pratik ve etkili yolları olduğunu söylesem? Ebeveynlik stresiyle başa çıkmanıza yardımcı olacak 5 ipucu:

Kendinize bakımı önceliklendirin: Stresle başa çıkmak için kendinize iyi bakmanız şarttır. Egzersiz yapmak, okumak veya bir hobi edinmek gibi sizi canlandıran aktivitelere zaman ayırın. Yeterince uyuduğunuzdan, sağlıklı beslendiğinizden veya derin nefes alma gibi rahatlama tekniklerini uygulamak stres seviyenizi önemli ölçüde azaltabilir.

Bir destek ağı oluşturun: Neler yaşadığınızı anlayan diğer ebeveynlerle veya arkadaşlarla bağlantı kurmak paha biçilmez bir destek sağlayabilir. Deneyimleri ve tavsiyeleri paylaşmak daha yanlız hissetmenize yardımcı olabilir. Ailenizden, arkadaşlarınızdan veya bir destek grubundan yardım istemekten çekinmeyin.

Gerçekçi beklentiler belirleyin: Ulaşılabilir hedefler belirlemek ve mükemmelliğin gerekli olmadığını anlamak önemlidir. Her şeyi mükemmel yapamayacağınızı kabul etmek, baskının bir kısmını hafifletebilir. En önemli olana odaklanın ve gerçekçi olmayan hedeflerden vazgeçin.

Yapılandırılmış bir rutin oluşturun: Öngörülebilir bir günlük rutine sahip olmak hem ebeveynler hem de çocuklar için stresi azaltabilir. Tutarlı yemek saatleri, yatma saatleri ve günlük aktiviteler belirlemek, bir istikrar duygusu yaratmaya yardımcı olur ve strese katkıda bulunabilecek kaosu azaltır.

Olumlu iletişimi uygulayın: Aile içinde etkili iletişim yanlış anlaşılmaları ve çatışmaları önleyebilir. İhtiyaçlarınızı ve endişelerinizi eşiniz ve çocuklarınızla açıkça ifade etmek destekleyici bir ortam yaratır. Olumlu pekiştirme ve aktif dinleme aile ilişkilerini güçlendirebilir ve stresi azaltabilir.

Bu stratejileri uygulayarak ebeveynler stresi daha iyi yönetebilir ve daha sağlıklı, daha dengeli bir aile hayatı oluşturabilirler. Unutmayın, kendi refahınıza dikkat etmek nihayetinde tüm ailenize fayda sağlar.

Paylaşın