Göz Ardı Etmemeniz Gereken Sekiz Depresyon Belirtisi

Depresyonun tek bir gelişme çizgisi yoktur ve durum kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Belirtiler, bir arkadaşla yürüyüşe çıkmak yerine evde kalıp televizyon izlemeyi seçmek gibi hafiften, duş almak için yataktan bile çıkmamak veya sürekli intihar düşünceleri gibi daha şiddetliye doğru kademeli olarak ilerleyebilir.

Haber Merkezi / Kendinizde veya sevdiğiniz birinde depresyon olup olmadığını anlamanıza yardımcı olacak, bazılarını şaşırtıcı bile bulabileceğiniz, görmezden gelmemeniz gereken sekiz depresyon belirtisini aşağıda bulabilirsiniz.

Uyuma Sorunu: Depresyon gün içinde enerjiyi tüketse de, kişi geceleri uyuyamayabilir, Öte yandan, depresyonu olan bazı kişiler ise yataktan çıkmakta zorluk çekebilir ve gün içinde uzun süre uyuyabilir.

Favori aktivitelere ilgi kaybı: Bazı kişiler kendilerini kötü hissettiklerinde keyif aldıkları hobilere yönelir, ancak majör depresyonu olan kişiler bunlardan kaçınma eğilimindedir.

Enerji artışı: İronik olarak, depresyondaki kişiler kendilerine zarar vermek gibi sert bir karar aldıklarında çok daha enerjik olabilirler. Bunun nedeni, bir karara varmış olmanın verdiği rahatlama hissidir.

İştahta değişiklik: Bazı kişiler depresif veya kaygılı olduklarında aşırı yemek yerler, ancak şiddetli depresyonu olan kişilerde genellikle bunun tersi geçerlidir.

Sinirli hissetmek veya sinirli görünmek: Birçok kişide depresyon sinirlilik, sabırsızlık veya kaygı ve endişe ile kendini gösterebilir. Kadınlar özellikle depresyonla birlikte kaygı belirtilerine eğilimlidir. Konsantrasyon güçlüğü de bununla ilişkili bir diğer belirtidir.

Suçluluk duygusu: Aşırı suçluluk veya değersizlik hissetmek de depresyonun bir belirtisi olabilir.

Açıklanamayan fiziksel belirtiler veya değişimler: Beden ve zihin birbirine bağlı olduğundan depresyon, fiziksel yollarla da kendini göstermeye başlayabilir. Örneğin, sürekli baş ağrıları, sindirim sorunları veya açıklanamayan ağrılar.

Kasvetli konularla meşgul olmak: Ciddi şekilde depresyonda olan bir kişinin ölüm ve diğer kasvetli konularla meşgul olabilir.

Paylaşın

Stres Vücudunuzu Nasıl Etkiler?

Eğer kendinizi stresli hissettiyseniz (kim hissetmemiştir ki?), stresin vücudunuzu olumsuz yönde etkileyebileceğini de biliyorsunuzdur: Baş ağrısı, kaslarda gerginlik, çarpıntı, iştah kapanması gibi…

Haber Merkezi / Stresin bu belirtileri, kronik stresin sinir ve dolaşım sisteminizden sindirim ve bağışıklık sisteminize kadar vücudunuzdaki her organ ve sistem üzerinde yaratabileceği daha derin etkilerin yalnızca sinyalleridir.

Stres iltihaplanmaya neden olur: Araştırmalar, kronik stresin vücutta artan iltihaplanma ile bağlantılı olduğunu göstermiştir. Stresin etkilerinden biri, kalp hastalığı, diyabet, multipl skleroz gibi otoimmün bozukluklar ve hatta ağrı dahil olmak üzere birçok hastalığın altında yatan iltihaplanmayı tetiklemesidir.

Kalbe zarar verebilir: Kronik stres, enfeksiyon geçirdiğinizde vücudun savunma sisteminin bir parçası olan proinflamatuar sitokinlerdeki artışıyla bağlantılı görünüyor. Bir araştırmaya göre, bu sitokinler streste olduğu gibi kronik olarak aktive olduğunda kalbe zarar verebilirler.

Stres sindirim sisteminizi etkiler: Gastrointestinal sistem sinir uçları ve bağışıklık hücreleriyle doludur ve bunların hepsi stres hormonlarından etkilenir. Sonuç olarak, stres asit reflüsüne neden olabilir ve ayrıca irritabl bağırsak sendromu ve inflamatuar bağırsak hastalığı semptomlarını şiddetlendirebilir.

Stres bağışıklık sisteminizle dalga geçer: Birçok araştırma, stresin bağışıklığı düşürdüğünü göstermiştir. Otoimmün bozuklukları olan hastalar, genellikle stresli olaylar sırasında veya sonrasında alevlenmeler yaşadıklarını veya durumlarının özellikle stresli bir olaydan sonra başladığını söylüyorlar.

Stres beyninizi bulandırabilir: Kronik stres altında olan kişilerde gerçek yapısal, işlevsel ve bağlantıyla ilgili beyin değişiklikleri görülür. Bunların hepsi bilişi ve dikkati etkileyebilir, bu yüzden stresli olduğunuzda odaklanmayı veya yeni şeyler öğrenmeyi zor bulabilirsiniz.

Stres, tüm vücudunuzun berbat hissetmesine neden olabilir: Stres, bizi ağrıya karşı daha hassas hale getirir ve ayrıca kas gerginliğinden dolayı ağrıya neden olabilir.

Ayrıca stres altındakiler daha az uyumaya yatkındırlar, bu da durumu daha da kötüleştirir. Uyku, her hastalığı önlemeye yardımcı olmak açısından çok önemlidir. Uyku, bağışıklık sistemini yeniden başlatmaya yardımcı olur ve depresyonu, sinirliliği ve bitkinliği önler.

Stresten kanser olmak veya stresten ölmek mümkün mü?

Stresi doğrudan belirli bir hastalığa bağlamak zor olsa da, stresin ciddi hastalıklara katkıda bulunduğunu biliyoruz.

Kanserlerin yüzde kırkı yaşam tarzındaki değişikliklerle önlenebilir. Stres sigara ve alkol içmenizi, obeziteye yol açacak şekilde yemek yemenizi daha olası hale getirdiğinden, stres ile hastalık arasında bir bağlantı olduğunu söylemek doğru olur.

Belki de kalp krizlerinin çoğunun haftanın en stresli günü olan pazartesi günü gerçekleşmesi tesadüf değildir.

Paylaşın

Cilt Bariyeri Nasıl Onarılır? Beş İpucu

Cilt bariyeri cildin ve vücudun genel sağlığının önemli bir parçasıdır. Cilt bariyerini korumak, cildi, nem kaybına, çevresel tahriş edicilere ve zararlı UV ışınlarına karşı korur.

Haber Merkezi / Peki cilt bariyerinizi nasıl koruyabilir ve onarabilirsiniz?

Düzenli olarak nemlendirin: İlk yapmanız gereken: Cildinizi iyi nemlendirmektir. İçerikleri arasında hyaluronik asit, seramidler ve gliserin bulunan ve cilt bariyerini koruyabilen (veya gerektiğinde onarabilen) nemlendiricileri tercih edin.

Yumuşak bir temizleyici seçin: Cilt tipinize uygun temizleyiciyi seçmek çok önemlidir. Daha kuru bir cildiniz varsa, krem ​​bazlı bir temizleyici kullanın; daha yağlı bir cildiniz varsa, biraz yağ giderecek ancak tamamen yok etmeyecek köpüren bir temizleyici kullanın.

Retinoidleri hafifçe uygulayın: A vitamini türevleri olan retinoidler, kolajeni uyararak, ciltteki ince çizgileri ve kırışıklıkları dolgunlaştırmak ve ayrıca cilt hücrelerinin yenilenmesini artırmak için kullanılır. Kuru bir cildiniz varsa haftada bir kez, yağlı bir cildiniz varsa haftada üç kez retinoid kullanabilirsiniz.

Kolloidal yulaf ezmesi ile cildinizi yatıştırın: Cildiniz kırmızı ve iltihaplıysa, kolloidal yulaf ezmesi içeren bir nemlendirici sürmenizi öneririz. Araştırmalar, kolloidal yulafın cilt bariyerinin bütünlüğünü güçlendirdiğini ve ciltteki yağ üretimini düzenlediğini, bunun da cilt nemini iyileştirdiğini gösterilmiştir.

Güneş kremi konusunda ciddi olun: Son olarak, cildinizi zararlı ultraviyole ışınlarından korumak için her gün, hava bulutlu olsa bile güneş kremi uygulayın. SPF 30 veya daha yüksek bir değer seçin. Ancak dışarıda çok fazla zaman geçirip terliyorsanız veya havuza veya plaja gidiyorsanız, spor veya yüzme için tasarlanmış bir güneş kremi uygulayın.

Paylaşın

Baharatlı Yiyecekler Sağlığı Nasıl Etkiler?

Dünyanın birçok mutfağında olduğu gibi bizim mutfağımızda da baharatlı yiyecekler öne çıkmakta. Peki, baharatlı yiyecekler sağlığımızı olumlu veya olumsuz nasıl etkiler?

Haber Merkezi / British Journal of Nutrition’da baharatlardan acı biberin sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin yeni bir araştırma yayınlandı. Araştırmada, acı biberli yiyecek yeme sıklığının sağlık üzerinde farklı etkileri olabileceği belirtildi.

Çinli bilim insanlarının 50 binden fazla yetişkin üzerinde yaptığı araştırmada, haftada en az bir kez acı biberli yiyecek yiyen kişilerin, acı biberli yiyecek yemeyenlere kıyasla felç riskinin yüzde 13 arttığı tespit edildi.

Araştırmada ayrıca, haftada üç veya daha fazla kez acı biberli yiyecek yiyenlerin atardamar tıkanması veya daralması olasılığının yüzde 20 daha az olduğu görüldü.

Araştırma, obez bireylerin acı biberli yiyecekleri daha sık yemesinin daha fazla fayda sağladığını da ortaya koydu.

Bilim insanlarına göre, acı biberli yiyeceklerin faydaları asıl olarak acı biberde bulunan ve kapsaisin adı verilen bir maddenin etkisinden kaynaklanmaktadır.

Kapsaisin, metabolizma hızını yüzde 8 oranında hızlandırarak obezitenin önlenmesinde önemli rol oynuyor.

Kapsaisin ayrıca, boğaz kaslarını uyararak disfajiyi (yiyecekleri yutma güçlüğü) hafiflettiği, iltihabı azalttığı ve kanın pıhtılaşmasını önlediği de bilinmektedir.

2020 yılında ABD’de yapılan bir araştırma, düzenli olarak acı biberli yiyecekler yiyen kişilerin kalp hastalığından ölme riskinin yüzde 26 daha düşük olduğunu ortaya koymuştur.

Biberli yiyecekler faydalı olabilir ancak diğer her şey gibi bu da ölçülü ve makul miktarlarda tüketilmelidir. Çok fazla acı biberli yiyecek yemenin hafıza kaybı ve Alzheimer hastalığı riskini arttırdığı tespit edilmiştir.

Ayrıca aşırı kapsaisin tüketimi mide duvarını tahriş ederek mide kanseri riskini yüzde 50 artırdığı bilinmektedir.

Paylaşın

Bu 8 Gıda İle Kırışıklıklara Veda Edin

Kırışıklıklar birçok kadını endişelendiren kaçınılmaz bir yaşlanma sürecidir. Ancak gençliğin sırrı sadece pahalı kozmetiklerde değil aynı zamanda doğru beslenmede de gizlidir.

Haber Merkezi / Uzmanlara göre, 40 yaşına gelindiğinde insan vücudundaki bağ dokusundaki kolajenin yaklaşık dörtte biri kayboluyor.

Uzmanlar, “Vücut, amino asitlerden kolajen üretiyor ancak bu özellik 20 yaşından sonra giderek azalıyor. Bu nedenle belirli bir beslenme rejimini takip etmek önemlidir” diyor.

Genelde, cildin güzelliğini korumaya yardımcı olan gıdaların bir listesini sunan uzmanlar, özellikle kolajen oluşumunda “C” vitamininin önemini vurguluyorlar. Uzmanlar, bunun için vitamin zenginliği nedeniyle lahana turşusunu en uygun besin olarak kabul ediyorlar.

Karaciğer, yumurta sarısı ve tereyağı, kollajen üretimi ve kıkırdak, bağ ve tendonların sağlığının korunması için önemli olan K2 vitamininin ana kaynaklarıdır.

Çinko ve bakır, cildin elastikiyetini korumaya ve cildin iyileşmesini hızlandırmaya yardımcı olan minerallerdir. Çinko içeriği açısından deniz salyangozları, kırmızı et ve karaciğer önde geliyor.

Uzmanlar, “Cilt güzelliğinin ve sağlığının anahtarı proteindir. Bu bağlamda sığır eti özellikle tavsiye edilir” diye ekliyorlar.

Paylaşın

Cildin Susuz Kaldığını Gösteren Dört İşaret

Sağlıklı ve parlak bir cilt için optimum nemlendirmeyi sürdürmek esastır. Ancak su kaybı, kuru cilt tipi ve belirli cilt rahatsızlıkları gibi faktörler dehidrasyona yol açarak çeşitli cilt sorunlarına neden olabilir.

Haber Merkezi / Cilt susuzluğu, aşırı sıcak hava, yeterli su içmeme ve alkol tüketimi gibi yaşam tarzı tercihleri ​​nedeniyle epidermiste su kaybı olduğunda ortaya çıkar. Bu durum, ince çizgiler ve kırışıklıklar gibi yaşlanma belirtilerini daha da belirgin hale getirebilir.

Egzama veya sedef hastalığı gibi bazı cilt rahatsızlıkları cildin bariyer fonksiyonunu bozarak su kaybının artmasına ve susuzluğa yol açabilir.

Cilt susuzluğunun en önemli belirtilerinden biri sürekli kuruluk ve gerginliktir. Cilt kurumuş, esnekliğini kaybetmiş ve donuk görünüyorsa, bu cildin yeterli nemli olmadığının açık bir belirtisidir. Nemlendiriciler gibi besleyici cilt ürünleri, cildin su içeriğini yenilemeye yardımcı olur.

Cilt susuzluğunun diğer önemli belirtilerinden biri de, kızarıklık, kaşıntı veya batma hissidir. Bu durum, cildin koruyucu bariyerinin tehlikeye girmesi ve dış tahriş edicilerin daha kolay nüfuz etmesine izin vermesi nedeniyle oluşur. Bu belirtileri hafifletmek için cildi yatıştıran ve besleyen nazik cilt bakım ürünlerini tercih edilmeli.

Cilt susuz kaldığında, donuk görünebilir ve ince çizgilerin, kırışıklıkların görünümü daha belirgin olur. Susuzluk, ciltte dolgunluk ve elastikiyet kaybına yol açarak bu belirtileri daha belirgin hale getirir. Kırışıklıkların görünümünü azaltmak için cilt bakım rutinine besleyici serumlar veya yüz yağları eklenmeli.

Sağlıklı bir cilde sahip olmak için susuz kalmış cildin belirtilerini bilmek çok önemlidir. Cildi bütünsel formüllerle nemlendirerek nemi geri kazandırabilir, kuruluğu ve gerginliği giderebilir ve ince çizgilerin ve kırışıklıkların görünümü azaltılabilir.

Nemlendirme rutinine, hassas göz çevresini yatıştırmak ve nemlendirmek, şişkinliği ve koyu halkaları azaltmak için özel olarak formüle edilmiş kremler ile başlanmalı. Nemlendirmeyi yenilemek ve doğal ışıltıyı kazandırmak için bitkisel özler ve esansiyel yağlarla zenginleştirilmiş kremler ile devam edilmeli.

Yoğun nemlendirme için derinlemesine beslenme sağlayan kremler susuz kalmış cildi onarmaya ve canlandırmaya yardımcı olur. Nemlendirme seviyesi, nemi hapsetmek ve cildin elastikiyetini artırmak için güçlü bir antioksidan ve hyaluronik asit karışımı olan serumlar ile daha da artırılmalı.

Paylaşın

Antik Roma’nın 5 Ünlü Gladyatörü

Arenaya çıkmadan önce özel okullarda aylarca eğitim alan gladyatörlerin çoğu, dövüşmeye zorlanan kölelerdi. Para ve şöhret kazanma umuduyla dövüşen gönüllü gladyatörler de vardı.

Haber Merkezi / Gladyatörler, bilinenin aksine mutlaka ölümüne dövüşmezlerdi, yalnızca yüzde 10 ila 20’si dövüşler sırasında ölürlerdi. Dövüş, genellikle tek bir parmağını kaldırarak, birinin teslim olmasına kadar devam ederdi.

İşte yüzyıllar sonra bile hatırlanan Antik Roma’nın beş gladyatör:

Marcus Attilius: Romalı olan Marcus Attilius, gönüllü dövüşen gladyatördendir. Attilius, Pompeii’deki arenaya bir “tiro” olarak ilk adımını attığında, (“Tiro” yeni bir gladyatör için kullanılan bir terim), kariyerinde 14 maçtan 12’sini kazanmış gladyatör Hilarus ile karşı karşıya geldi. Attilius, Hilarus’u teslim olmaya zorlamakla kalmadı, bir sonraki dövüşünde 12 dövüş kazanmış başka bir gladyatörü yendi.

Spiculus: Bir köle olan Spiculus, İtalya’nın Capua şehrindeki gladyatör okuluna gitti ve ilk dövüşünde, 16 dövüş kazanmış Romalı Aptonetus’a karşı mücadele etti. Aptonetus’u öldüren Spiculus, Roma’nın o zamanki imparatoru Nero’nun dikkatini çekti. Nero, Spiculus’a bir sarayda dahil onlarca hediyeler verdi; bir saray da dahil.

Commodus: Commodus, MS 180 ila 192 yılları arasında Antik Roma’nın altın çağının (Pax Romana olarak da bilinir) sonunu getiren “çılgın” imparator olarak bilinir.

Tarihçi Aelius Lampridius’a göre zalim, ahlaksız ve sefahat düşkünü olan Commodus’un 600 erkek ve genç kadından oluşan bir haremi vardı ve kendini bir tanrı olarak görüyordu. Tarihçi Herodian ise, Commodus’un iyi bir dövüşçü olmadığını, ancak hiçbir dövüşçünün bir imparatoru yaralamaya veya öldürmeye cesaret edemeyeceğini yazar.

İddialara göre Commodus, ringe 735 kez çıktı ve genellikle hayvanlarla dövüştü, ancak ara sıra diğer gladyatörlerle de dövüştü.

Flamma: İmparator Hadrian döneminde (MS 117-138) ünlenen Suriye doğumlu Flamma, kariyerinin uzunluğu ve dört kez özgürlüğüne kavuşması ve bunu defalarca reddetmesiyle bilinir. Flamma, çoğunluğu Sicilya’da olmak üzere 34 maça çıktı. Flamma, 30 yaşında, akranlarının çoğundan daha yaşlı bir şekilde öldü.

Spartaküs: Antik Roma’nın en ünlü gladyatörü aslında hiç arenada dövüşmemiştir. Spartacus, büyük ihtimalle Balkanlar’da doğmuş ve Capua’daki bir gladyatör okulunda eğitilmek üzere köle olarak satılmıştır.

Gladyatör okulundan kaçan Spartacus, MÖ 73’te, antik Roma’daki en ünlü ayaklanmalardan birini organize etti: Üçüncü Köle Savaşı.

Paylaşın

Neandertaller Ve Cro-Magnonlar Arasındaki Farklar Nelerdir?

Popüler kültürde, tarih öncesine ait bir insan, genellikle mağarada yaşayan kalın kaşlı, kıllı ve uzun kollu olarak tasvir edilir. Ancak insan soyu tasvir edilenden çok daha çeşitlidir.

Haber Merkezi / Antropologlar, modern insanın atası olan ve soyu tükenmiş yirmiden fazla hominin türü tanımlarlar. Bu soyu tükenmiş türlerden ikisi de, Cro-Magnonlar ve Neandertaller’dir. Cro – Magnonlar ve Neandertaller, evrimsel olarak modern insana oldukça yakın türlerdir, ancak aynı tür değillerdir.

Neandertaller: Modern insanın ilk atası olarak kabul edilen Neandertallere ait ilk fosiller 1856 yılında Almanya’nın Neander Vadisi’nde keşfedildi. Neandertaller, yaklaşık 400 bin yıl önce Güney Avrupa ve Batı Asya’da evrimleştiler.

Anatomik olarak Homo Sapiens’lerden daha kaslıydı ve kafatasları daha yassıydı, ayrıca geniş burunları ve belirgin kaş çıkıntıları vardı.

Neandertaller, mağaralarda yaşıyorlardı, ama popüler kültürde tasvir edildiği gibi basit “mağara adamları” değillerdi. Bilim insanları, Neandertallerin takı ve müzik aletleri yaptıklarını, ölülerini cenaze törenleriyle gömdüklerini, engelli üyelerine baktıklarını keşfetmişlerdir. Ateş ve alet kullanabilen Neandertaller, ayrıca konuşabiliyorlardı.

Modern insanın doğrudan atası olmayan Neandertaller, daha önceki ortak bir atanın uzantısıydılar ve daha zeki, daha gelişmiş kuzenlerine, yani Avrupa erken modern insanına, yani Cro – Magnonlara yenildiler.

Cro-Magnonlar: Modern insanın tarih öncesi bir versiyonu olan Cro – Magnonlar, Homo Sapiens’in bilinen en eski Avrupa türüdür ve 35 bin ile 10 bin yıl önce yaşamışlardır. Cro – Magnonlar, anatomik olarak modern insandan daha geniş yüzlüydü, ayrıca daha fazla kaslı ve daha büyük bir beyni vardı.

Bilim insanları, Cro – Magnonların, kıyafet, alet ve silah yaptıklarını, kulübe inşa ettiklerini ve mağara duvarlarına resim yaptıklarını keşfetmişlerdir.

1868 yılında Louis Lartet adlı paleontolog Fransa’daki Cro – Magnon kaya sığınağında keşfedilen insan iskeletlerini inceledi. İskeletlerin bilinen modern insanın en eski fosilleri olduğu ortaya çıktı. Ayrıca, Orta Doğu da dahil olmak üzere Avrupa dışında da erken modern insanlara ait fosiller bulundu.

Neandertaller ve Cro – Magnonlar Avrupa’da birkaç bin yıl boyunca birlikte yaşadılar. Bu birlikte yaşama dönemi, modern insanın genomuna Neandertal DNA’sının izlerini bıraktı.

Paylaşın

Kediler Uyurken Neden Yüzlerini Kapatırlar?

Rahatlarına oldukça düşkün olan kediler, hayatlarının neredeyse üçte ikisini uyuyarak geçirirler. Eğer bir kediyi uyurken yüzünü kapattığını fark ettiyseniz, nedenini merak etmiş olabilirsiniz.

Haber Merkezi / Görünen o ki bu hareket, kedilerin uykuya dalmalarını kolaylaştırıyor. Uzmanlara göre, kedilerin yüzlerini kapatması, uykuya dalmalarına çeşitli şekillerde yardımcı oluyor.

Kediler genellikle şekerleme yapmak için güneşli yerler seçerler, ancak ışık parlaması kedilerin hassas gözlerini tahriş edebilir ve uyumalarını engelleyebilir. Kediler, yüzlerini kapatarak kendileri için karanlık bir ortam oluşturabilirler.

Kediler, ayrıca uyurken kıvrılarak vücut ısılarını korumaya çalışabilirler. Uzmanlara göre, bir top gibi kıvrılmak, kuyruğunu sarmak ve yüzünü kapatmak, kedilerin kendi vücut ısılarını korumalarına yardımcı olabilir.

Kedilerin uyurken güvenlik için yüzlerini kapattıkları da ifade ediliyor. Kediler, yüzlerinin savunmasız olduğunu biliyorlar, bu yüzden kediler yüzlerini kapatarak, kendilerini güvende hissediyor olabilirler.

Bazı kediler uyurken sadece rahatlık olsun diye de yüzlerini kapatabilirler. Bu, bizim bir şekerleme sırasında ekstra rahatlık için kollarımızı yastığın etrafına dolamamız veya bacaklarımızın arasına battaniye sıkıştırmamız gibi bir şey.

Kediler, vücutlarını “sahip oldukları” nesnelere ve alanlara sürterek bölgelerini işaretlemeyi severler. Kedi kendi bölgesini işaretlemek için başını yastığa, battaniyeye veya halıya sürtüyor olabilir, bu uyurken yüzünü kapatıyormuş gibi görünebilir.

Sonuncusu ve muhtemelen en komik olanı, kedilerin bakım yaparken uyuyabilirler. Kediler, kendilerini temizlemek için patilerini yalarlar ve yüzlerine sürerler. Bu kedileri yorabilir ve temizlik sırasında uyumalarına neden olabilir.

Paylaşın

Cinsiyetini Değiştirebilen Altı Hayvan!

Hayvanlar aleminde cinsiyet değiştirmek nadir görülen bir durum değildir: Binlerce tür bu inanılmaz özelliğe sahiptir. Bu hayvanlardan bazıları orta yaşta bir cinsiyetten diğerine geçiş yaparken, bazıları ise çevresel koşullar nedeniyle bir cinsiyetten diğerine geçiş yaparlar.

Haber Merkezi / Hayvanlar aleminde cinsiyet değiştiren altı hayvana bakalım.

Terlik Salyangozları: Terlik salyangozları ardışık hermafroditlerdir; hayata bir cinsiyetten başlarlar ve diğerine dönüşürler. Hayata erkek olarak başlayanlar terlik salyangozları dişiye dönüşürler. Hayata dişi olarak başlayan terlik salyangozları daha sonra erkeğe dönüşürler.

Mavibaşlı Balıklar: Bu renkli balıklar cinsiyet değiştirebilen yaklaşık 500 balık türünden biridir. Hepsi hayata dişi olarak başlar ancak en büyükleri daha sonra erkeğe dönüşürler ve kendilerine özgü mavi renge dönerler. Bu erkekler, her seferinde birer tane olmak üzere yumurtladıkları dişilerden oluşan bir harem kurarlar.

Palyaço Balığı: Bu balıklar için boyut gerçekten önemlidir. Aslında, kaderlerini büyük ölçüde bu belirler. Terlik salyangozları gibi palyaço balıkları da erkek olarak başlayıp dişiye dönüşen ardışık hermafroditlerdir.

Bir büyük erkek ve bir büyük dişi olmak üzere birçok küçük erkekten oluşan gruplar halinde yaşarlar. Büyük dişi ölürse, eşi ölen dişiye dönüşür ve onun yerini alır. Daha sonra küçük erkeklerin en büyüğü hızla büyür ve eşi olur.

Cüce Şahin Balığı: Bu balıklar 7,5 cm’den biraz daha uzundur. Dişinin cinsiyetini değiştirebildiği ve gerekirse erkek olarak çiftleşebildiği haremlerde yaşarlar. Örneğin, bir toplulukta çok fazla dişi varsa, daha iyi bir denge sağlamak için en büyük dişi erkeğe dönüşebilir. Bu balıklar gerektirdiğinde orijinal cinsiyetlerine geri dönebilirler.

Yeşil Kurbağalar: Bu amfibiler genetik olarak erkek veya dişi olarak doğarlar ancak belirli koşullar altında cinsel özelliklerini değiştirebilirler.

Avrupa Gölet Kaplumbağaları: Birçok kaplumbağa türünde, cinsiyeti sıcaklık belirler. Bilim insanları, Avrupa gölet kaplumbağası embriyolarının belirli sıcaklık eşiklerinde erkek veya dişiye dönüştüklerini ortaya koymuşlardır.

Paylaşın