Tokat: Ahi Yusuf Türbesi

Ahi Yusuf Türbesi; Tokat’ın Turhal İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Semercilerin piri olarak bilinen Ahi Yusuf’un mezarının bulunduğu türbe, Turhal ilçe merkezindedir. Türbenin doğu cephesindeki giriş kapısı üzerinde yer alan kitabesine göre H.723 (M.1323) yılında yapılmıştır.

Kareye yakın dikdörtgen planlı türbe, düz damla örtülüdür. Kuzey ve batı cephede dikdörtgen formlu pencere, güney duvarda mihrap nişi bulunan yapı, içten ve dıştan beton sıva ile sıvanmıştır. Kitabenin iki yanında birer çarkıfelek motifi bulunmaktadır.

Türbenin yayınlanmış olan kitabe metni şöyledir; “Emere hâzihi’z-zâviye…eş-şeyh hâzihi Ahi Yusuf Kuddise rûhuhû fî-şehri şa’beîn sene selâse ve ışrîn ve sebâ mî’e(h.723)”

Paylaşın

Tokat: Kırkkızlar Türbesi

Kırkkızlar Türbesi; Tokat’ın Niksar İlçesi, Kırkkızlar Mahallesi, Albayrak Sokak üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Türbenin hangi dönemde, kimin adına yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Bir görüşe göre, II.Kılıçarslan’ın oğullarından Nasıreddin Bekyaruk Şah (1186-1197) ya da II. Rükneddin Süleyman Şah (1196-1204) adına inşa edilmiştir. Başka bir görüşe göre de; I.İzeddin Keykavus Döneminde (1211-1220) inşa edilmiştir.

Türbenin güneydoğu cephesindeki pencere alınlığında yer alan usta kitabesinde adı geçen usta, Sivas I. İzzeddin Keykavus Kümbeti’nin de ustasıdır. 1219 tarihli Sivas I. İzzeddin Keykavus Kümbeti, mimari özellikleriyle de Niksar Kırkkızlar Türbesine benzemektedir. Ustalarının aynı kişi olması ve mimari benzerlikleri, Niksar Kırkkızlar Türbesi’nin Sivas I. İzzeddin Keykavus Kümbetiyle yaklaşık aynı tarihlerde inşa edilmiş olabileceğini akla getirmektedir.

Anadolu’nun tuğla ile inşa edilmiş önemli yapı örneklerinden olan türbe, içten ve dıştan sekizgen planlıdır. İçten kubbe, dıştan piramidal külahla örtülmüştür. İki katlı olan türbede altta mezar odası yer almaktadır. Dıştan yedi sıra kesme taşla örgülü subasmanı üzerinde yükselen türbenin girişi kuzeydoğu yönündendir. Ana yönlerdeki dört cephe ile kuzeybatı cephe sağır tutulmuş, güneybatı ve güneydoğu cephelere birer pencere yerleştirilmiştir.

İçten ve dıştan sekizgen planlı mezar odasının, ortadaki ayağa dayanan basık bir tonozla örtülü olduğu düşünülmektedir. Giriş kapısı türbe kapısıyla aynı yönde olan mezar odasının doğu, batı, güney ve güneydoğu yönlerde mazgal pencereleri bulunmaktadır. Mezar odası moloz taşla inşa edilmiş, dıştan düzgün kesme taşla kaplanmıştır.

Türbenin gövdesi ve örtüsü ise tuğladandır. Tuğla gövdede kapı ve pencerelerin dışında kalan cepheler aynı şekilde düzenlenmiştir. Dikdörtgen çerçeve içine alınmış sivri kemerli niş düzenlemeleri içinde düzgün tuğla örgüler yer almaktadır. Güneydoğu ve güneybatı köşelerde aynı çerçeveler içine pencere yerleştirilmiştir.

Güneydoğu cephedeki pencerenin sivri kemeri üzerindeki bölümde yer alan usta kitabesini, firuze renkli çiniler çerçevelemektedir. Pencere alınlığında çini mozaik tekniğinde geometrik süslemeler yapılmıştır. Güneybatı pencere alınlığında beşgen tuğlaların sıralanmasıyla elde edilmiş bir kompozisyon görülmektedir. Kuzeydoğuda yer alan kapı alınlığında ise altıgenlerin kesişmesiyle geometrik bir düzenleme oluşturulmuştur

Paylaşın

Tokat: Hubyar Tekkesi

Hubyar Tekkesi; Tokat’ın Almus İlçesi, Hubyar Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Hubyar Köyü, ilin tanınmış inanç merkezlerinden biri olup . yy. da yaşayan Hubyar Sultan’ın türbesi de burada bulunmaktadır. Hacı Bektaş’tan sonra en çok ziyaretçisi olan bir Alevi ocağıdır. Somut olmayan kültürel miras açısından da önemli bir merkezdir.

Elimizde bulunan belgelere göre türbenin bulunduğu merkez ilk kez 1540’lı yıllarda Hubyar’ın kendisi tarafından kuruldu. 1554 tarihli belgede burasının Hubyar Sultan tarafından baltası ile açılarak tasarruf edildiği ve zaviye kurduğu bildirilmektedir.

1562 ve 1566 tarihli Hubyar Sultan’ın kendisine verilen padişah fermanlarıyla bu bölgenin sınırları da belirtilerek kendisine vakfedldiği ve kurduğu zaviyesinin şeyhliği tasdik edilmektedir. 1572 yılına kadar Tokat, Tozanlı Kazası değeryer karyesine balı olan bu yerleşim birimii bu tarihten sonra köye dönüşmüştür.

1490 – 1582 tarihleri arasında yaşayan Hubyar Sultan, 1527 yılında Tokat Bölgesinde Osmanlı Devletine karşı yapılan Celali İsyanlarından Baba Zünnun ve Zünnünoğlu Halil ayaklanmasına katılmıştır.

Amasya şeriye sicillerine dayanarak yazılan “Amasya Tarihi”nde “bu isyan her ne kadar Zünnünoğlu Halil ayaklanması olarak bilinse de ayaklanın esas düzenleyicisi ve yöneticisinin Hubyar Sultan” olduğu yazılmaktadır.

Paylaşın

Tokat: Reşadiye Kaplıcaları

Reşadiye Kaplıcaları; Tokat’ın Reşadiye İlçesi, Çermik Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Reşadiye İlçe Merkezi’ne 1.5 km., Tokat İl Merkezi’ne 60 km., mesafededir. Kaplıcanın ortalama su sıcaklığı 48 C’dir. Kaplıcada oldukça modern tesisler yer almaktadır.

Sodyum ve kalsiyum açısından zengin olan kaplıca suyunun, romatizmal hastalıklar, dolaşım sistemi hastalıkları, kırık ve çıkıkların tedavisi, kireçlenme, eklem ve ortopedik rahatsızlıklar, kadın hastalıkları, sinirsel ve cilt hastalıklarının tedavisinde faydalı olduğu bilinmektedir.

Reşadiye Kaplıcalarının Sağlık Bakanlığınca tespit edilmiş tedavi özellikleri aşağıda belirtilmiştir: Hekim kontrolünde banyo uygulamaları şeklinde inflamatuvar romatizmal hastalıkların (romatiod, artrit, ankilozan, spondilit başta olmak üzere) kronik dönemlerde; kronik bel ağrısı, osteoartrit gibi noninflamatuvar eklem hastalıklarının; miyozit, tendinit, travma, fibromiyalji sendromu gibi yumuşak doku hastalıklarının tedavisinde tamamlayıcı tedavi unsuru olarak, ortopedik operasyonlar, beyin ve sinir cerrahisi sonrası gibi uzun süreli hareketsiz kalma durumlarında mobilizasyon çalışmalarında, kronik dönemdeki seçilmiş nörolojik rahatsızlıklarda, cerebral palsy gibi hastalıkların tedavisinde rehabilitasyon amacıyla, stres bozukluğu, nörovejetatif distoniler örneklerindeki gibi genel stres bozukluklarında ve spor yaralanmalarında tamamlayıcı tedavi unsuru olarak kullanılabilir niteliktedir.

Suyun içerdiği arsenik miktarı izin verilen değerlerin oldukça üzerindedir. Bu nedenle bu kaynaktan içme uygulamaları şeklinde yararlanılması sakıncalıdır. Suyun içme ve inhalasyon maksadı ile kullanımı kesinlikle engellenmelidir.

Paylaşın

Tokat: Sulusaray Kaplıcaları

Sulusaray Kaplıcaları; Tokat’ın Niksar İlçesi, Ilıca Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Sulusaray’a 3 km., Tokat’a 69 km., Artova’ya 30 km, Yeşilyurt’ta 11 km uzaklıktadır.

Tokat kent merkezden haftanın her günü buraya Sulusaray Kooperatifi dolmuşları saat başı kaplıcaya servis hizmeti yapılmaktadır. Bu servislerle ulaşım sağlayabilirsiniz. Ya da şahsi aracınızla tabelaları takip ederek buraya ulaşabilirsiniz.

Sulusaray Kaplıcaları, yöre halkının ve çevresinde bulunan ilçelerdeki insanların sürekli ziyaret ettiği yerlerden biridir. Kaplıcaların bulunduğu bölge, İç Anadolu hem de Karadeniz iklimi hakimdir.

Romatizma, cilt ve nevralji hastalıklarına iyi geldiği bilinmekte… Sulusaray Kaplıcaları’nın sularında sülfat, sodyumklorür ve bikarbonat mevcut. Termal sulardaki ilk incelemeler 1933 yılında yapılmıştır.

Eğer yakın bir zamanda tatil için bir kaplıca bölgesini tercih etmek istiyorsanız Sulusaray Kaplıcaları’nı rotanıza dahil edebilirsiniz. Sulusaray Kaplıcaları’nda konaklayabileceğiniz oteller bulunmakta. Aynı zamanda kamp yapabileceğiniz yerler de mevcuttur.

Paylaşın

Tokat: Artova, Yeraltı Yerleşimi

Yeraltı Yerleşimi; Tokat’ın Artova İlçesi, Boyunpınar Köyü, Özündürük Mevkii’nde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Yöre halkı tarafında Horun Mağarası olarak da bilinen Yeraltı Yerleşimi, ana kaya blokuna oyularak yapılmıştır. Bu yeraltı yerleşimi üç koridorlu ve üç katlı olup, salonlar, küçük odalar ve küçük bir tapınaktan oluşmaktadır.

Erken Hıristiyanlık dönemine ait bu yeraltı yerleşimi 1995 yılında Tokat Müzesi tarafından yapılan temizlik kazısı ile açılmış ve hizmete sunulmuştur.

Tokat’ın eski yerleşim yerlerini görmek ve şehrin geçmiş tarihiyle ilgili bilgi almak istiyorsanız bu ören yerlerini mutlaka görmelisiniz. Burada bütçenize uygun olarak konaklayabileceğiniz tesisler olduğu gibi, çadır kampı yapabileceğiniz yeşillik alanlarda bulunmaktadır.

Paylaşın

Tokat: Sebastopolis Antik Kenti

Sebastopolis Antik Kenti; Tokat’ın Sulusaray Merkez İlçesi yerleşim sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Antik yerleşme, Roma Dönemi’nde Sebastopolis ya da Hereakleopolis adıyla bilinmektedir. Yunanca bir kelime olan Sebastopolis; Sebasto (büyük, ulu, azametli, muhteşem) ve polis (şehir) kelimelerinden türetilmiş olup; “büyük, ulu şehir” anlamına gelmektedir. Herakleopolis ise, Herakles şehri anlamına gelmektedir. Herakles, Yunan ve Roma mitolojisinde gücü kuvveti simgeleyen yarı tanrı bir varlıktır. Antik kent, bu adı ile de, Sebastopolis ile aynı manayı ifade eder.

Sebastopolis, ilk defa Plinius (VI,8) tarafından Colopene’nin küçük bir şehri olarak anılır. Ptoleme, burayı Galat Pontusu’ndaki Dioscurias-Sebastopolis’ten ayırt etmek için, “Sebastopolis-Herakleopolis” demiştir. Herakleopolis ismi, Septimius Severus zamanından önce görülmez. Bu adı, belki de Commodus’un şerefine almıştı.

Sulusaray’da bulunan bu antik kentin, Sebastopolis adını almadan önce Karana adını taşıdığını Strabon’dan öğrenmekteyiz. Karana, Ateporix adlı yerel bir Galat beyinin başkenti durumunda iken, Ateporix’in ölümünden sonra bu küçük eyalet, Roma İmparatorluğu’na dâhil olur ve Pontus Galaticus Eyaleti’ne bağlanır. Bu bağlamda, şehrin tarihi M.Ö. 3 Ekim’inden itibaren başlamaktadır.

Sebastopolis, M.Ö. 3-2 yıllarında yeni takvim kullanma ayrıcalığı ve kentlerine imparator Augustus adını verme hakkı tanınmış olan önemli bir merkezdir. Sebastopolis, Traianus zamanında sikke basmaya başlamıştır. Bu bağlamda, söz konusu kent, İmparatorluk devrinde Traianus’dan Gallienus’a kadar darp yapmıştır. Pontus Galaticus Eyaletini Kappadokia topraklarına katan Traianus, Anadolu’da Sebastopolis’i Romalılaştırma merkezi yapmak istemiştir.

Roma Dönemi’nde zengin ve mamur bir kent olarak karşımıza çıkan Sebastopolis, Roma imparatorları tarafından ziyaret edilmiş ve burada imparatorlar onuruna gymnasium, stoa gibi yapılar inşa edilmiştir.

İmparator Hadrianus iki büyük seyahat programıyla M.S. 121-133 yılları arasında Roma İmparatorluğu’nu baştanbaşa dolaşmıştır. İlk seyahati M.S. 121-125 yılları arasında beş yıl, ikinci seyahati ise, M.S. 128-133 yılları arasında altı yıl sürmüştür. Hadrianus’un ikinci büyük gezisinde Doğu Anadolu’yu kat ederek Karadeniz’e ulaştığı ve Pontus kentlerini ziyareti ettiği bilinmektedir.

Bu ziyaret kapsamında, imparatorun Sebastopolis’e de uğradığı burada ele geçen yazıtlardan anlaşılmaktadır. Yine bu yazıtlardan, Hadrianus’tan itibaren Sebastopolis’te imparatorlar için kültler ve oyunlar düzenlendiği bilinmektedir. Hatta Sebastopolis Senatosu ve halkı, Atina’ya iki elçi vasıtasıyla I. Olimpiyatlarda Olimpia yakınlarında bir yere dikilmek üzere Hadrianus heykeli göndermiştir. Heykel, Hadrianus’un M.S. 131’deki Sebastopolis’i ziyaretinden sonra M.S. 132’de kutlanan olimpiyatlar sırasında dikilmiş olmalıdır.

Sebastopolis, Hadrianus Dönemi’nde yapılan bir gymnasium, tapınak, etrafında dükkân ve atölyelerin olduğu bir stoa, bir giriş kapısı, gladyatör ve hayvan dövüşlerinin yapıldığı bir stadyum gibi yeni yapılar ile gelişimini devam ettirmekle beraber, asıl önemini Flaviuslar zamanında yapılan yol şebekesi inşasıyla kazanmıştır. Önemli yollar kavşağında yer alan Sebastopolis, Galataia’yı Kappadokia’ya oradan da Pontus ve Ermenia’ya bağlayan yollar üzerindedir.

Bu önemli yol kavşağında M.S. 3. yy. sonu ile M.S. 4. yy. başlarına tarihlenen mil taşları ele geçmiştir. Bu mil taşları, Septimius Severus Dönemi’nden I. Constantinus Dönemi sonuna kadar uzanmaktadır (M.S. 193–337). Bizans Dönemi’nde bir piskoposun ikametgâhı durumunda olan Sebastopolis’te, Erken Hıristiyanlık Dönemi’ne ait Asya’nın en büyük kiliselerinden birisi inşa edilmiştir.

Bizans Dönemi’nde yoğun bir iskânın olduğu kent, Sasani ve Arap saldırılarına uğramıştır. Bölge İstanbul’un fethine girişen Arapların saldırısına da maruz kalmıştır. Malazgirt Zaferi’nden sonra Türk egemenliğine geçen kent, zamanla eski önemini yitirmiş ve küçük bir Türk köyü olarak anılmıştır. Sırasıyla Danişment, Selçuklu ve Osmanlı hâkimiyeti altına giren kent, yakınındaki sıcak su kaynaklarından dolayı Sulusaray adını almış, 19. yüzyılda Çerkez muhacirlerin yerleştiği bir köy haline gelmiş ve 20 Mayıs 1990 tarihinde ise ilçe olmuştur.

Sebastopolis Antik Kkenti’nde kazı çalışmaları, 1987–1990 yılları arasında “Kurtarma Kazı Çalışmaları” olarak Tokat Müze Müdiresi Birsel Özcan başkanlığındaki bir ekip tarafından başlatılmıştır. 2010 yılında ise, yine Tokat Müzesi başkanlığında Markus Kohl, Mesude Matoğlu ve Ali Alkan’dan oluşan bir ekip tarafından kazı, temizlik ve çevre düzenleme çalışması gerçekleştirilmiştir.

2013 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izinleriyle, Tokat Müze Müdürlüğü’nün başkanlığında ve Gaziosmanpaşa Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Şengül Dilek FUL’un bilimsel danışmanlığındaki bir ekip tarafından başlatılan Sebastopolis antik kenti kazı çalışmalarına 2015 yılında da devam edilmiştir.

Söz konusu yıllarda gerçekleştirilen kazı çalışmaları, daha önceden kamulaştırılan ve telle çevrilerek koruma altına alınan Roma Hamamı ve Bizans Kilisesi kalıntılarının bulunduğu 2 sektörde yürütülmüştür. Bu çalışmalar sonucunda söz konusu yapıların planlarına ait önemli bulgulara ulaşılmakla birlikte, kesin olarak planların açıklanabilmesi için kazı çalışmaların sistematik bir biçimde devam ettirilmesi gerekmektedir.

Paylaşın

Tokat: Horoztepe Höyüğü

Horoztepe Höyüğü; Tokat’ın Erbaa İlçesi, İmbat Deresi Mevkii’nde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Horoztepe’de MÖ. 2000-600 yıllarında irili ufaklı birçok yerleşim alanı bulunmaktadır.

Horoztepe’de M.Ö. 3000 yılına ait bir mezar ortaya çıkartılmıştır. Bu mezarlıkta bulunan madeni ve altın süs eşyaların yanı sıra, altın ve bronzdan yapılmış çocuğunu emziren kadın heykelciği, halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde teşhir edilmektedir.

Horoztepe, erozyon ve tarım nedeniyle düzleşmiş büyük bir höyüktür. Yüksekliği, doğu tarafında yol seviyesinden 5 m. batı tarafında dere seviyesinden yaklaşık 15 m. kadardır.

Üzerinde halen tarım yapılan höyükte bol miktarda Eski Tunç Çağı ve Hitit dönemine ait seramik parçalarına rastlanmaktadır.

Çevresinde yapılan yol çalışmaları ve erozyon nedeniyle meydana gelen kesitlerde seramik parçalarını ve kültür tabakalarını görmek mümkündür.

Paylaşın

Tokat: Beyazıt Bestami Camii

Beyazıt Bestami Camii; Tokat’ın Zile İlçesi, Ali Kadı Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Caminin 1206 ve 1305 tarihli iki ayrı kitabesi bulunmaktadır. Büyük olasılıkla Ertena döneminde burada yapılmış olan bir külliyeden arta kalan bu yapının Beyazıt Bestami tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.

Bayazıd-ı Bestamî torunlarından Şeyh Edhem Çelebi tarafından idare olunur talebeyi doyurmak için büyük bir teşkilât da bulunurdu Nitekim caminin içerisinde bulunan türbede Beyazıt Bestami’nin torunları gömülüdür.

Bayazıt-ı Bestamî Külliyesi bugünkü üniversite düzeyinde eğitim – öğretim hizmetlerini sürdürmüş ve pek çok değerli alimlerin yetişmesine vesile olmuştur.

Cami dikdörtgen planlı olup, ibadet mekanı oldukça yüksek kasnaklı kiremit çatılı bir kubbe ile örtülmüştür. Yanındaki minare taş kaide üzerine tek şerefeli, kısa boylu ve yuvarlak gövdelidir. XIX. yüzyılda yapılmış ahşap minare özelliklerini taşımaktadır.

Paylaşın

Tokat: Elbaşoğlu Camii

Elbaşoğlu Camii; Tokat’ın Zile İlçesi, Zincirli Ülya Mahallesi, Alparslan Türkeş Bulvarı üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Elbaşoğlu Camii, Zile eşrafından ve derebeyi Seyit Ahmet Ağa tarafından hicri 1795 yılında yaptırılmıştır. Kesme ve moloz taşlarla yapılan câminin üstü kiremit kaplı kırma çatı ile örtülüdür. Kuzey tarafında küçük bir avlusu, Kuzey batı köşesinde tek şerefeli bir minaresi  bulunur. İçinin önemli bir bölümü ahşap olan tarihi caminin onarımı sırasında boya yapan ustalar yağlı boyanın altından renkli kök boyalar ve işlemeler çıkınca durumu ilgililere haber verdiler.

Vakıflar Genel Müdürlüğü onarım işini durdurarak yaklaşık 50 yıl üst üste yağlı boyalarla kaplı alanları kazıyınca alttan eşine ender rastlanır kök boya ile yapılmış 220 yıllık nakış ve hat eserleri çıktı. Elbaşoğlu Camii girişi kuzey duvarı ortasına yakın bir yerdedir. Kesme taştan örülen ve yüksek tutulan bu cephe, dikdörtgen bir çerçeve içine alınmıştır. Kapı açıklığı yuvarlak kemerlidir.

Son cemaat bölümü camiye sonradan eklenmiştir. Altta dikdörtgen, üstte yuvarlak kemerli pencerelerle ışık alan caminin Güney duvarındaki taşlara işlenmiş rölyefler cepheye bir hareketlilik kazandırmıştır. Minare, cami bünyesiyle bütünlük sağlamıştır. Bunun avluya bakan basık kemerli bir girişi ve üstünde iki satırlık kitabesi vardır. Kara kaide üzerine  yükselen silindirik gövde yukarıya doğru incelmektedir. Gövdenin yüzeyinde caminin Güney duvarındakine benzer rölyeflerle daha üstte minarenin yapılış tarihi yazılıdır. Şerefe oldukça sadedir. Petek, üstte külah ve alemle nihayetlenmektedir.

Harime Kuzey’den yuvarlak kemerle bir kapı açıklığı ile geçilir. Yanlardan kaide ve başlıklı ince birer sütunçe ile desteklenen bu kemer, kırmızı, gri ve beyaz mermerden geçmeli olarak örülmüş, etrafı dikdörtgen bir çerçeve ile kuşatılmıştır. Üstte yapım tarihini ve banisini gösteren kitabesi yer almaktadır. Harime  girildikten sonra, tam karşıda kıble duvarına konulan yarım silindirik formlu mihrabda siyah ve beyaz mermerden yapılmış, kaliteli bir işçilik kullanılmıştır. Dikdörtgen bir çerçeve içine alınan  mihrabın taç kısmı barok tarzda işlenmiştir. Caminin minberi ağaçtan olup, oldukça sadedir.

Paylaşın