Erdoğan’dan “Suriye” Açıklaması: Aydınlık Dönem Başladı

Suriye’deki gelişmelere ilişkin konuşan Erdoğan, “Suriye’de aydınlık dönem başlamıştır. Türkiye billurlaşan devlet aklıyla hadiseleri okumakta, Suriye’deki duruma çok geniş perspektiften bakmaktadır. Türkiye’nin başka bir ülkenin toprağında ve egemenliğinde gözü yoktur” dedi ve ekledi:

“Sınır ötesi harekatlarımızın yegane amacı vatanımızı ve vatandaşlarımızı terör saldırılarından korumaktır. Ne PKK ve Suriye’deki uzantıları ne DEAŞ ülkemizin muhatabı değildir. Suriye dini, mezhebi kimlikleriyle Suriyelilerindir. Suriye’de karar verecek olan Suriye halkıdır. Bize düşen ülkelerini yeniden toparlama, ayağa kaldırma çabalarına güçlü şekilde destek olmaktır.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Arap, Türkmen, Kürt, Sünni, Alevi, Nusayri, Hristiyan fark etmeksizin Suriyelilerin tamamının sulh içinde yaşadığı Suriye Türkiye’nin en büyük özlemi, hayali ve hedefidir” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle: “Bu sabah Isparta Keçiborlu’da eğitim uçuşu esnasında kaza kırıma uğrayan şehit olan 6 kahramanımıza Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Milletimizin başa sağolsun.

Türkiye Yüzyılı’nı içeride ve dışarıda attığımız adımlarla gün be gün gerçekleştiriyoruz. Hem bugün halkımızın hem de yarın ruzi mahşerde Hakk’ın huzuruna görevini layıkıyla yerini getirmiş, eserler bırakmış olarak çıkmanın derdindeyiz, bunun peşindeyiz. İnsanımızın şöyle içinden gelerek söylediği bir ‘Allah ondan razı olsun’ cümlesi bizim için en büyük payedir, şereftir, gurur ve mutluluk kaynağıdır.

Diplomatik temaslarla, iyi hesaplanmış stratejik hamlelerle açılışını yaptığımız hizmet ve eserlerle Türkiye’yi her alanda yüceltmenin gayretindeyiz. Türkiye ayağına ve iradesine vurulan zincirleri tek tek parçalamaktadır. Özgüvenli, kararlı ve sabırlı bir şekilde hedeflerini gerçekleştirmektedir. Güçlü demokrasisi, büyüyen ekonomisi, köklü kurumlarıyla dünya meselelerinin seyrini değiştiren barışçı ve aktif politikalarıyla tarihe yön vermekte hem kendi hem insanlık tarihini yeniden yazmaktadır.

Bugün dünden daha güçlü, özgür, itibalı, daha özgüvenliyiz. İnşallah yarın her alanda çok daha iyi yerlerde olacağız. Milletimizi sığ sulara hapsetmek isteyen vizyonsuzlara inat umudu büyütmeye devam edeceğiz. Aziz milletimize mahçup olmayacak, milletimizi sukutu hayale biiznillah uğratmayacağız. Son 22 yıl olduğu gibi Türkiye’yi başarıdan başarıya koşturak, yeni rekorları, yeni sevinçleri yeni heyecanları yaşatacağız.

85 milyon olarak biz muazzam ve muhteşem bir aileyiz. Hepimiz daha mutlu daha müreffeh daha kudretli bir Türkiye hayal ediyoruz. Gerçekleştirdiğimiz her hedefi daha büyük hedeflerin mihenk taşı, başlangıç noktası olarak görüyoruz. Her eser yeni hizmet ve projeler için azmimizi kamçılıyor heyecanımızı artırıyor.

Kalbimizdeki vatan ve millet aşkı gökte bir şimal yıldızı gibi parlıyor. Büyük ve güçlü Türkiye davasında yolumuzu aydınlatıyor. Allah’ın izniyle bu millet her engeli aşacak millete ziyadesiyle sahiptir. Kardeşliğimize sıkıca sarıldığımız, istikrar ve güven ortamını koruduğumuz iç cephemizi aşılmak bir kale gibi sağlam tuttuğumuz müddetçe çok daha güzel günler göreceğimizden asla şüphe duymuyoruz.

Son kabine toplantımızdan bu yana iç siyasette ve dış politikada yoğun bir gündemle çalışmalarımızı sürdürdük. Diyanet İşleri Başkanlığımızın her 5 yılda bir düzenlediği din şuralarının 7’incisinde hocalarımız ve kanaat önderlerimizle bir araya geldik. Dijitalleşen dünyada Diyanet İşleri başlığıyla gerçekleştiren dünyada yapay din tehdidi ile mücadelede bir uyanışa vesile olmasını umut ediyoruz.

28 Kasım’da Umman’dan ülkemize devlet başkanı seviyesinde ilk resmi ziyareti gerçekleştiren Umman Sultanı Heysem bin Tarık’ı Türkiye’ye misafir etmekten özellikle bahtiyar olduğumu söyleyebilirim. Bu farklı ziyareti farklı alanda gerçekleştirdiğimiz 10 anlaşma ile taçlandırdık.

30 Kasım Cumartesi günü Kahramanmaraş’taydık. Maraş’ta hem il kongremizi yaptık hem de deprem konutların kura ve anahtar teslimini icra ettik. Toplamda 24 bin 559 yuvamızı daha hak sahibi kardeşlerimize teslim ettik. 2024 sonuna kadar 11 ilimizde toplam 201 bin 688 bağımsız bölümü afetzede kardeşlerimize teslim edeceğiz. Bir depremzedenin elinden tutmak yerine kimi zaman hakaret ederek kimi zaman afaki sözler vererek bu sürece köstek olanları tarih affetmeyecektir. ‘Erdoğan bu enkazın altında kalır’ diyerek tüm umudunu milletin sıkıntılarının çoğalmasına bağlayan kifayetsizleri hayal kırıklığına uğratmaya devam ediyoruz.

Bu sene Japonya ile diplomatik ilişkilerimizin tesisisin 100. yıldönümünü kutluyoruz. Bu anlamlı yıldönümü münasebetiyle Japonya Veliaht Prensi Akishinove refikasını ülkemizde misafir ettik. 6 Şubat deprem felaketinin ardından Japon hükümeti ve halkının milletimizle sergilediği dayanışmayı her zaman şükranla yâdediyoruz.

Gaziantep’te 5 bin 113 konutun anahtar ve tapu teslim törenini yaptık. Ardından partimizin 8. olağan il kongresini büyük bir coşkuyla gerçekleştirdik. Türkiye’nin ikinci büyük kütüphanesi olan Şahinbey Millet Kütüphanesi’ni açarak gençlerimizle hasbıhal ettik.

2024-2025 akademik yılında üniversite öğrencilerine verilen burs ve kredi oranında yüzde 50 oranında artışa gittiğimizin müjdesini paylaştık. Yeni burs miktarlarının üniversiteli öğrencilerimize ve ailelerine hayırlı olmasını temenni ediyorum.

“Baas diktarörlüğü tamamen çöktü”

Bölgemiz ancak demokrasi ve bunun için de bir dönüm noktası ifadesiyle tarif ve tahlil edilebilecek evsafta kritik gelişmelere sahne oluyor. Suriye’de 13 yıldır devam eden iç savaş dün itibarıyla yeni bir boyut kazandı. Halep, Hama, Humus ve son olarak Şam, asıl sahiplerinin kontrolüne geçerken, Baas diktarörlüğü tamamen çöktü.

Yıllardır bölücü örgütün işgali altında bulunan Tel Rifat ve Münbiç’in teröristlerden arındırılmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Eski rejimin kimi şehirleri bölücü terör örgütünün Suriye uzantılarına bırakması aralarındaki kirli ittifakı bir kez daha teyid etmiştir. Ülkemizdeki ana muhalefetin son ana kadar umudunu kesmediği Esed rejimi son ana kadar umudunu terk etmemiştir. Çağrılarımız eski rejim tarafından küstahça reddedilmiş, değeri bilinmemiş, manası anlaşılmamıştır.

Esed birçok şehri enkaza dönmüş bir Suriye bırakarak kaçmıştır. Zulüm ile abad olunamayacağı hakikati Suriye’de bir kez daha tecelli etmiştir.

Türkiye Suriye ihtilafının başından beri komşuluk hukukunu ve büyük devlet olmanın icaplarını harfiyyen yerine getirmiştir. Barış, özgürlük, diyalog, adaletten, Suriye’nin bir an önce huzura kavuşmasından yana olduk. Devrik rejimin hasmane tutumuna rağmen her şart altında Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve üniter yapısını savunduk. Haksız, hukuksuz, baskıya, zulme karşı sesimizi yükseltmekten hiçbir zaman çekinmedik.

Türkiye Suriye ihtilafının başından beri komşuluk hukukunu ve büyük devlet olmanın icaplarını harfiyyen yerine getirmiştir. Barış, özgürlük, diyalog, adaletten, Suriye’nin bir an önce huzura kavuşmasından yana olduk. Devrik rejimin hasmane tutumuna rağmen her şart altında Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve üniter yapısını savunduk. Haksız, hukuksuz, baskıya, zulme karşı sesimizi yükseltmekten hiçbir zaman çekinmedik.

Bunu açık bir düşmanlığa, kör husumete dönüştürmedik. Suriye’deki hadiselerin 13 yıllık serencamını bilen herkes Türkiye’nin verdiği hasbi mücadelenin en yakın şahididir. Suriye ile ilgili hassasiyetimiz hiçbir zaman menfaat eksenli olmamıştır. Bu konuya hep vicdan penceresinden baktık, merhamet nazarından yaklaştık. Bugün de aynı yerde sapasağlam duruyoruz. Suriye halkı bizim kardeşimizdir. Tüm kesimleriyle tüm inanç gruplarıyla can dostumuzdur. Bir uçtan diğer uca Suriye’yi karış karış süsleyen türbeler, köprüler, çeşmeler, hanlar, camiler bizim ezelden ebede uzanan kardeşliğimizin nişaneleridir.

Sınırlar ülkeleri fiziken birbirinden ayırabilir ama kalplere hangi güç sınır çizebilir? Asırlardır birlikte yaşadığımız aramızdaki sınır uzunluğu 910 kilometre. 910 kilometrelik sınırı paylaştığımız komşularımıza sırtımızı dönmemizi bizden kim bekleyebilir. Kalbimizin bir yarısı Antep, Hatay, Şanlıurfa ise diğer yarası Afrin, Hama, Humus, Şam’dır.

Tarihin ve coğrafyanın bize hatırlattığı bu gerçekleri son 13 yıldır ülke ve millet olarak bizzat yaşadık, bilfiil tecrübe ettik. Komşumuzun evinde yangın çıktığında ilk koştuğu yer biz olduk. Devrik rejimden kaçan Suriyeli kardeşlerimiz canlarını kurtarmak için ilk önce bizim kapımızı çaldı. Az değil, 4,5 milyon Suriyeli bizim evimizde misafir oldu. Bir dönem nüfusu 3 milyon 700 bine ulaşan ancak şimdi sayıları 2,9 milyona düşen Suriyeli muhacirlere 13 yıl boyunca ensarlık yaptık.

İnancımızın ve komşuluk hukukumuzun gereği olarak memnuniyetle yerine getirdik. Biz muhalefetle bu konuda ne kavgalar verdik. Onlar iktidar olur olmaz ‘sizi kovacağız’ derken biz tam aksine ‘Biz ensarız onlar muhacirdir’ demek suretiyle onları evimizde misafir etmenin erdemine ulaştık. Bu ülke Allah’a hamdolsun Suriyeli mazlumlara da güvenli, korunaklı, müşfik bir liman oldu. Bu misafirperverlik insanlık tarihine altın harflerle yazılacaktır.

Türk milleti kara günlerinde Suriyeli mazlumlara kucak açmasının izzetini şeref payesi olarak ebediyyen taşıyacaktır. Bugün bir kez daha muhalefetin kışkırtmalarına aldırmadan mazluma kol kanat geren necip milletimin her birine şahsım ve milletim adına teşekür ediyorum. Birlikte yol yürüdüğümüz ortaklarıma merhametli duruş için şükranlarımı sunuyorum. Oy hesabıyla nefret söylemlerine başvuran ırkçı lümpenleri, vicdan fukaralarını, sırf Meclis’te 3-5 koltuk kapabilmek uğruna faşizmin en pespaye biçimine haftalarca sessiz kalanları önce Allah’a sonra haklarına girdikleri Suriyeli mazlumlara ve elbette maşeri vicdana havale ediyorum.

Ülkemizde mülteci düşmanlığını körükleyen necis zihniyet de kaybetmiştir. Suriye’yi etkisi altına alan kuvvetli değişim rüzgarının başta muhacirler olmak üzere tüm Suriye halkı için hayırlı sonuçlara vesile olacağına inanıyorum. Onurlu, güvenli geri dönüşler de artacaktır. Suriyeli kardeşlerimizin 13 yılan vatan hasreti artık yavaş yavaş son bulacaktır. Yığılmaları önlemek, trafiği kolaylaştırmak amacıyla Yayladağı hudut kapısını geçişlere açıyoruz. Muhacirlerin gönüllü geri dönüş sürecini tarihimize, kültürümüze, ev sahipliğimize yaraşır şekilde yöneteceğiz.

Hiç kimsenin bu insani sürece leke bulaştırmasına müsaade etmeyeceğiz. Suriye krizi ile politikası dün itibarıyla iflas eden ana muhalefet kendilerini hesaba çekmek, hatalarıyla yüzleşmek yerine çirkin ve ırkçı dille yeni istismar alanları oluşturmaya çalışıyor. Ana muhalefetin eski ve yeni yönetimine devrik Şam rejiminden vazgeçip, Suriye halkının sevincine ortak olmalarını tavsiye ediyorum. Cam faunustan çıksınlar, dünyada olanlara kubak kabartsınlar. Bir kez olsun hadiseleri Ankara merkezli okumaları denesinler. Yoksa partilerini traji komik duruma düşürmeye devam ederler.

Dün itibariyle artık Suriye’de aydınlık dönem başlamıştır. Türkiye billurlaşan devlet aklıyla hadiseleri okumakta, Suriye’deki duruma çok geniş perspektiften bakmaktadır. Türkiye’nin başka bir ülkenin toprağında ve egemenliğinde gözü yoktur. Sınır ötesi harekatlarımızın yegane amacı vatanımızı ve vatandaşlarımızı terör saldırılarından korumaktır. Ne PKK ve Suriye’deki uzantıları ne DEAŞ ülkemizin muhatabı değildir. Suriye dini, mezhebi kimlikleriyle Suriyelilerindir. Suriye’de karar verecek olan Suriye halkıdır. Bize düşen ülkelerini yeniden toparlama, ayağa kaldırma çabalarına güçlü şekilde destek olmaktır.

Arap, Türkmen, Kürt, Sünni, Alevi, Nusayri, Hristiyan fark etmeksizin Suriyelilerin tamamının sulh içinde yaşadığı Suriye Türkiye’nin en büyük özlemi, hayali ve hedefidir.

İstikrara kavuşmuş bir Suriye hem kendi vatandaşları hem de bölgedeki diğer ülkeler için güven kaynağı olacaktır. Bölücü örgütün Suriye uzantısının kargaşayı fırsata çevirmeye dönük aşırı heveskâr tutumunu dikkatle takip ediyoruz. Atalarımız güzel söylemiş, çakal ne kadar hile bilirse kurt da o kadar yol bilir. Türkiye sınırlarının ötesinde yeni terör çıban başlarının ortaya çıkmasına göz yummayacaktır.

13 yıldır her türlü zulme maruz kalan Suriyeli kardeşlerimize yeni acılar yaşatmaya kimsenin hakkı yoktur. Aziz Suriyeli kardeşlerim, Türkiye ve Türk milleti dün olduğu gibi bugün de yarın da yanınızdadır. Siz tüm imkansızlıklara rağmen kanınızla, canınızla, dişiniz, tırnağınızla destan yazdınız. Zulme ve zalime asla boyun eğmediniz. En zor zamanlarda dahi yeise kapılmadınız. İlk günden itibaren hep Allah büyüktür dediniz. O rahman ve rahim olandır dediniz. O alemlerin Rabbidir dediniz. Yalnız ona güvendiniz ondan yardım dilenidiz. Düştüğünüz yerden çok daha güçlü şekilde ayağa kalktınız.

Yenilgi yenilgi büyüyen bu şanlı zaferin asıl sahibi sizlersiniz. Sizleri ülkem ve milletim adına saygıyla selamlıyorum, zaferiniz hayırlı mubarek olsun diyorum, inşallah kalkınma mücadelenizde de tüm imkanlarınızla sizi destekleyeceğiz, gönül gönüle verecek, zorlukların sıkıntıların üstesinden birlikte geleceğiz. Hama katliamından beri Suriye’nin özgürlüğü yolunda can veren şehitleri bugün bir kez daha rahmetle yadediyorum. Esaretten kurtulan şehirlerinde dua eden, şükür secdesine kapanan, yıllar sonra evlerine, yuvalarına, ailelerine, sevdiklerine kavuşan mutluluğunu yaşayan tüm kardeşlerime selam ediyorum.

Bugün enerjiden, eğitime ve sağlığa çeşitli konuları da ele aldık. Eğitimin altyapısına yaptığımız devasa yatırımların eğitimin kalitesine olumlu yansıdığını görüyoruz. Matematik ve fen bilimlerinde 4. ve 8. sınıf öğrencilerimizin sürekli yükseliyor. Eğitim modelimiz özellikle süratle gelişiyor. Bu iyileşme inşallah hızlanacaktır. Koronavirüs döneminde güçlü sağlık altyapımızın önemini tecrübe etmiştik. Koruyan, geliştiren ve üreten sağlık modeli ile sağlıklı Türkiye Yüzyılı programını hayata geçiriyoruz. Üçlü sarmal modelimiz ile TÜSEB öncülüğünde üniversite ve özel sektörümüzü buluşturuyoruz. Kritik ilaç, aşı, kit ve tıbbi cihaz ürünlerimizi belirledik.

Yeni modelimizin şimdiden hayırlı uğurlu olmasını diliyorum, yarından itibaren Asgari Ücret Tespit Komisyonu görüşmelerine bağlıyor. Çalışanlarımızın beklentisini gözetecek ülkemiz ekonomisine taşınması ağır gelecek anlayışının geliştireceğine şiddetle inanıyorum.

Muhalefetin de SGK’ya olan borçlarını ödemeye davet ediyorum. Sayın Bakan kendilerini bu konuda çok daha silkelemede fayda var. Tip 1 diyabet hastalığı ile mücadele eden evlatlarımız ve ailelerine yönelik olarak glikoz takibi için gerekli cihazlar geri ödeme kapsamındaydı. Buna ilave olarak artık 15 yaş altındaki Tip 1 diyabet hastası evlatlarımız için sensörlü cilt altı glikoz izleme cihazlarını geri ödeme kapsamına alıyoruz.”

Paylaşın

Hüseyin Çelik: AK Parti’nin Kürt Meselesini Çözmek Gibi Bir Derdi Yok

AK Parti kurucularından Prof. Dr. Hüseyin Çelik, “AK Parti’nin samimi şekilde Kürt meselesini çözmek gibi bir derdinin olduğunu düşünmüyorum. AK Partililer de meseleye pragmatik bir şekilde bakıyor” dedi ve ekledi:

“Yani örnek olarak, ‘Bundan sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimi için anayasa değişikliği yapılırsa biz nasıl DEM Parti’nin desteğini nasıl alırız, Güneydoğu’da kaybolan oyları nasıl toparlarız, burada hangi taktikleri uygulayabiliriz’ gibi bir eğilimler var.”

AK Parti kurucularından, eski Kültür ve Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Hüseyin Çelik, Karar TV’de Yıldıray Oğur’un ‘Bi’ Karar Ver’ programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Suriye’de yaşanan gelişmeleri değerlendiren Hüseyin Çelik, insanlık adına sevindirici olayların geliştiğini söyledi, Esad’ın yargılanmasını gerektiğine dikkat çekti, “Bütün diktatörlerin akıbeti bu şekilde olmuştur. Diktatörler gelir zulmederler, kendilerine oluşan muhalefeti yok etmeye çalışırlar. Gerekirse askeri silah gücü kullanırlar. Ama eninde sonunda yıkılmaya mahkumdurlar. Bu açından baktığımızda başta Suriye halkı ve insanlık adına sevindirici bir olay olmuştur. 61 yıllık BAAS rejimi ve 53 yıllık Esad saltanatı sona ermiştir. Keşke bu yapılanların hesabı verilebilse, elinde yüzbinlerce insanın kanı bulunan Esad’ın Rusya’da hayatını sürdürmesi adil değil. Mutlaka adil ve uluslararası bir mahkemede yargılanmalı.” dedi.

Suriye’de muhaliflerin tutumuna ihtiyatlı yaklaşılmasının önemini vurgulayan Çelik, kısa vadede büyük beklentiler içerisine girilmemesini söyledi, “Şimdiden çok sevindirici olmanın ve romantik iyimserliğe kapılmanın anlamı yok. Bu tür meselelerde realist iyimserlik daha tutarlı olur. ‘Esad gitti her şey güzel olacak, Türkiye’deki Suriyeliler gidecek’ söylemlerinin çok doğru olmadığını düşünüyorum. İran devrimi olduğu zaman da herkes çok sevinmişti. Tabi İran Şahı çok acımasız politikalar uygulamıştı ama günün sonunda mollalar geldi ve o rejim de çok zulümler uyguladı. Özellikle düşman müşterek olunca farklılıklar bir süre rafa kalkar. Abdülhamit dönemi büyük bir istibdat yarattı ve karşısında tüm kuvvetler birleşti. Sonra ne oldu, İttihat ve Terakki işleri tamamen eline alınca Ermeni Taşnak komiteleri ile İttihatçılar düşman haline geldiler. Bu açıdan bakınca Suriye’de her şey ‘süt liman’ olacak gibi bir beklenti içerisine girilmemesi gerekir. Muhalifler şu an farklılıklarını problem etmiyor gibi görünüyor. Ama Suriye’de şu an 36 tane silahlı örgüt var. HTŞ dediğimiz örgütte El Nusra’nın isim değiştirmiş halidir. El Nusra’da El Kaide ile çok yakındır.” diye konuştu.

‘Kısa vadede Suriye’nin istikrarlı hale gelmesini beklemiyorum’ ifadelerini kullanan Hüseyin Çelik, yaşanılan sürecin İsrail’e fayda sağlayacağını kayda geçirdi, “Bence burada en çok endişe etmemiz gereken durum, İsrail’in konumu ve tutumudur. İsrail, Golan Tepelerini uzun yıllardır işgal altında tutuyor. Şimdi Dürzi bölgelerini de içerisine alacak yeni bir yayılmacılık planına girmiş durumda. Biz Suriye’yi konuşurken Gazze unutuldu gitti. İsrail bundan yararlanmak isteyecektir. Esad’ın devrilmesini ben de çok sevinçle karşılıyorum ama şu an yaşananlar İsrail’e hizmet ediyor. Suriye’nin paramparça olması günün sonunda İsrail’e yarayacaktır. Bunun sebebi ise, İsrail’e en büyük engellerden birisi Saddam’dı. Saddam’da çok zalim bir insandı ama Irak, İsrail’e karşı bir tehdit unsuruydu. Amerikalılar Irak’ı kendi kuklaları haline getirdi ve İsrail için tehdit olmaktan çıkardı. Ardından Suriye, Türkiye’nin de yanlış politikalarıyla istikrarsız hale geldi ve İsrail’e tehdit olmaktan çıktı. Mısır’da da ABD destekli Sisi darbe yapıp yönetimi devraldı. İsrail’e yönelik herhangi bir yaptırımı olmayacak hale geldi. Lübnan’a girdiler ve Hizbullah’ı çökerttiler. Kaddafi’de İsrail için caydırıcı kişilerden biriydi, ortadan kaldırırdı. Suudi Arabistan prensi ‘Filistin meselesi için benim için problem değil, halkım ilgileniyor’ dedi. Ürdün ise hep ABD güdümünde olan bir ülkeydi. Yani uzun sözün kısası bölgede İsrail için caydırıcı olacak İran var. Ama onlarda bu konularda hiçbir zaman samimi olamadı. Eğer İsrail, Suriye’nin içlerine doğru ilerlerse bu en büyük sıkıntılardan birisi olur. Umarım muhalif gruplar bir araya gelip demokratik bir yönetim kurar. En azından bütün etnik unsurların varlığını kabul eden bir tarz olur. Suriye’de muhalifler iç savaşa girerse ve orada büyük devletlerin güç savaşı devam ederse, ki devam edecek gibi duruyor. Rusya, Lazkiye’de denize açılma imkanlarını bırakmak istemeyecektir. ABD, YPG üzerinden varlığını sürdürmeye devam edecektir. Trump’da Pentagon’a uyum sağlayacaktır. Türkiye’nin SMO üzerinde bir emeği ve iddiası var. Yani ben açıkçası kısa vadede Suriye’nin istikrarlı hale gelmesini beklemiyorum.” diye belirtti.

Hüseyin Çelik, ‘Türkiye’de yaşanan Suriyeliler memleketlerine geri döner mi?’ sorusunu da yanıtladı. Çelik, “Bu olaylar gelişince iyimserliğe kapılıp Suriyelilerin tek taraflı gönderileceği söylemleri başlatıldı. CHP’li Belediyelerin yaptıkları açıklamalar komik ve ironik şeyler, onların ayıplanması gerekiyor. Bu insanlar uzun yıllardır burada. Zaman içerisinde aşama aşama tabi ki gitmeleri gerekiyor. Ben de gitmelerini istiyorum ama bu şekilde rencide edici şekilde olmaması gerekiyor. Birde onların gitmesini ekonomik yansıması ne olacak? Bu durum konuşulmuyor. Birkaç sınıfta değerlendirmek gerekiyor bunu. Birincisi, gelip Türkiye’de yatırım yapan Suriyeliler var. Ben Gaziantep’i biliyorum, burada ciddi sayıda üretim atölyeleri ve işletmeler kuran Suriyeliler var. Türkiye’nin birçok tarafında bu tarz örnekler var. Suriye, ‘süt liman’ olmadan bu insanlar yaptıkları yatırımı Suriye’ye götürmezler. Vatandaşlık almak adına gayrimenkul satın alan Suriyelilerin de hepsi geri dönmeyecektir. Onlar da Suriye’deki yeni yönetimin faaliyetlerini izleyecektir. Diğer yandan yüzbinlerce Suriyeli bir anda çıkarsa şu anda Suriyelileri ‘ucuz iş gücü’ olarak gören birçok iş verenin durumu çok zorlaşacaktır. Maliyetler artacaktır, çünkü yerliler Suriyelilerin çalıştıkları maliyetlere çalışmayacaktır. Tabi Türkiye, Suriyelilere yaptığı harcamalardan kar edecektir. Ama diğer taraftan Suriyelilerin ekonomiye olan etkisini de göz ardı etmemek gerekir.” ifadelerini kullandı.

Çelik, MHP lideri Bahçeli’nin çözüm söylemleri ile Suriye’deki gelişmelerin ilişki olmadığını söyledi, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini işaret etti, “Ben Suriye’de olacak olaylar sebebiyle bu söylemlere girişildiğini düşünmüyorum. Cumhur İttifakının kurulması sonrasında AK Parti, MHP’lileşti. Küçük parti, büyük partiyi kendisine benzetti. Ben AK Parti’nin samimi şekilde Kürt meselesini çözmek gibi bir derdinin olduğunu düşünmüyorum. AK Partililer de meseleye pragmatik bir şekilde bakıyor. Yani örnek olarak, ‘Bundan sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimi için anayasa değişikliği yapılırsa biz nasıl DEM Parti’nin desteğini nasıl alırız, Güneydoğu’da kaybolan oyları nasıl toparlarız, burada hangi taktikleri uygulayabiliriz’ gibi bir eğilimler var. Yoksa Kürt meselesinin çözümü son derece basittir. Türkiye’de gerçek manada bir demokratikleşme yapılırsa tüm problemler çözülür. Kuzey Irak için federasyon bir çözüm oldu. Ama Türkiye için federatif yapı da derde deva değil. Çünkü Türkiye’deki Kürt nüfusunun 3/2’si batı illerinde yaşıyor, sadece 3/1’i Güneydoğu illerinde yaşıyor. Doğu da 13-14 ile ‘Kürdistan’ adını verip federatif yapıya dönüştürdüğünüz zaman bu durum Türkiye’nin derdini çözmez. Yapılması gereken tepeden tırnağa batı standartlarında bir demokratikleşmedir.” dedi.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Suriye” Açıklaması: Libya Ve Irak’ta Yaşanan Süreçlerden Farklı Değil

Suriye’deki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlü bir devlet olmak zorunda. Bulunduğu coğrafya olarak olmak zorunda. Ama bu bölgede olmanın bazı koşulları ve şartları var” dedi ve ekledi:

“Komşularınızın iyi bir yönetime sahip ülke-devlet olmalarına destek olmak gibi bir sorumluluğu var. Bugün, Suriye’de yaşanan olaylar baktığımızda aslında, yakın tarihe geri dönelim, Libya’da Kaddafi veya, Irak’ta Saddam Hüseyin’in yaşadığı süreçlerle çok farklı, çok birbirinden uzak süreçler değil.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın sorularını yanıtladı, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Suriye’de Beşar Esad’ın devrilmesi ve cihatçıların yönetimi ele geçirmesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan İmamoğlu, “Çok yönlü bakılması gereken Suriye meselesi bugün başka bir döneme evrilmiş durumda. İlk bakışta çoklu tepki okuyabiliyorum ya da çoklu tepkileri görebiliyorum. Ama, çok temkinli olmamız gereken, bizim ülke olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak, kurumlarıyla birlikte çok tarihsel sorumluluklarla yüklü bir döneme daha giriyoruz” diye konuştu.

“Türkiye’ye 82-83 plakaları ekleniyor. Sanki bir zafer narası atılırcasına bazı sosyal medya içerikleri üretiliyor” diyen İmamoğlu, “Bu zihnin altına itilen zaman içerisinde, o bilinçaltına verilen o kavramların bugün aslında su yüzüne çıkması hali. Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlü bir devlet olmak zorunda. Bulunduğu coğrafya olarak olmak zorunda. Ama bu bölgede olmanın bazı koşulları ve şartları var. Komşularınızın iyi bir yönetime sahip ülke-devlet olmalarına destek olmak gibi bir sorumluluğu var. Bugün, Suriye’de yaşanan olaylar baktığımızda aslında, yakın tarihe geri dönelim, Libya’da Kaddafi veya, Irak’ta Saddam Hüseyin’in yaşadığı süreçlerle çok farklı, çok birbirinden uzak süreçler değil” dedi.

“Gelişmeleri takip ediyoruz”

İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “İç çatışmalar, halkını hiçe saymak, ve belli bir kesimi koruyucu bir mekanizmanın altında tutup, kendi halkının farklı kesimlerine aynı derecede eşitlik hissini göstermemek, otoriter aklın, sonrasında geldiği sürecin özeti. Bugün Suriye’de de benzer bir şey yaşanıyor. Dolayısıyla, süreç çok hassasiyetle incelenmeli ve takip edilmeli ki biz de takip ediyoruz süreci. Baktığınızda, yüzde 90 oy alsanız ne olur yani? Esad yüzde 90’a yakın oy alarak seçiliyordu. Bugün bir anda pat diye ortada, bir Esad yok,  farklı gelişmeleri takip ediyoruz bölgede.”

“2011 yılından beri yapılan dış politika sürecimiz, gerçekten Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinin ne yazık ki en kötü yönetilen dış politika sürecidir” diyen İmamoğlu, “Özellikle Suriye için söylüyorum.  Esed’dı, Esad oldu. Sonra tekrar Esad oldu. Şimdi tekrar Esed oldu. Yani başka bir tarafına bakalım. Şam’da Emevi Camii’ne gitmekten bahsedildi burada. Ya bizim kültürümüzde yok. Bizim bakış açımızda yok. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1923’teki kuruluş değerleri açısından bütün komşularıyla iyi ilişki geliştiren, dostluk ve barış içerisinde olması ama aynı zamanda o devletlerin de kendi hak ve hürriyetleri kadar, kendi içinde yaşayan halkların da haklarının ve hürriyetlerinin korunduğu mekanizmalarla güçlendirilmesi gerektiği, ben hemen bir flash bellekle yaparım, yani geçmişe dönerim” dedi.

“Bu hassas davranılması gereken bir konudur”

Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu’nun İtalya gezisinde arkadaşlarıyla beraber şarkı söylediği anlar sosyal medyada paylaşıldı. Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, sosyal medya hesabından Dilek İmamoğlu’nun İtalya’da çekilen görüntülerine ilişkin paylaşımda bulundu. Gökçek, “Dilek İmamoğlu, İtalya’da kafası iyi ortalığı dağıtıyor. Ekrem gurur duymuştur. Ya İstanbullular ne düşünüyor” dedi.

İmamoğlu, eşi Dilek İmamoğlu’na yöneltilen eleştirilere ilişkin, “Çamura batmış bazı insanların, iktidarı temsil eden cümleler kurabilmesi ya da o temsiliyetle bazı siyasi görevlere gelmiş olması o kadar acı ki. Onların ‘rakip’ diye gözlerinin önüne koydukları bir insanın ailesini, eşini dahil bu tarz bir gündeme oturtmanın ne kadar büyük bir ayıp ve çirkinlik olduğunu görmemek mümkün değil. Benim eşim iyi yetişmiş bir Türk kadını. Kadınlar sokakta özgürce yürüyüp, şarkı söyleyebiliyor mu? Türkiye’nin her köşesinde bunu sağlayabildik mi? Ne yazık ki Sayın Cumhurbaşkanı dahil dönem dönem bu özel yaşamın parçası olacak söylemlerle kadınları da rencide ettiği anlar olmuştur, aileleri de… Bu hassas davranılması gereken bir konudur” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

ABD, Suriye’de SDG’yi Desteklemeye Devam Edecek

Üst düzey bir ABD’li yetkili, Beşar Esad rejiminin devrilmesinin, Irak Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı mücadelede Washington’ın en sadık müttefiklerinden birine verdiği desteği etkilemeyeceğini söyledi.

ABD Başkanı Joe Biden da, dün yaptığı açıklamada, Washington’un Suriye’yi ya da SDG’yi bu zorluklarla tek başına yüzleşmeye bırakmaya niyeti olmadığını söylemişti.

VOA Türkçe’de yer alan habere göre; Üst düzey Amerikalı yetkililere göre Suriye’de Esat rejiminin düşmesi, Washington’un terör örgütü IŞİD’e karşı mücadelede en sadık müttefiklerinden birine verdiği desteği en azından şimdilik etkilemeyecek.

Rus yetkililerin, eski Suriye lideri Beşar Esat’ın Şam’dan kaçarak Moskova’ya sığındığını doğrulamasından birkaç saat sonra ve isyancı güçlerin Suriye’nin başkenti Şam’a girmesinden bir gün sonra konuşan Amerikalı yetkililer, çoğu ülkenin kuzeydoğusunda Kürtler’in liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile birlikte çalışan yaklaşık 900 askeri bulunan ABD’nin, Suriye’deki askeri varlığını değiştirmeyi planlamadıklarını söyledi.

ABD yönetiminden üst düzey bir yetkili Pazar günü yaptığı açıklamada, hassas bilgileri tartışmak için isminin açıklanmaması kaydıyla gazetecilere bilgi verirken, ABD’nin Suriye’nin doğusundaki mevzilerini korumasının “yapmayı sürdürecekleri bir şey” olduğunu söyledi.

Yetkili, “ABD’nin varlığının o bölgelerin istikrarı ve IŞİD’in yeniden dirilme çabalarının engellenmesi ve aynı zamanda SDG’nin ve Doğu’da istikrarı korumak için birlikte çalıştığımız grupların bütünlüğü için kritik öneme sahip olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Kürt ve Arap milislerden oluşan bir ittifak olan SDG, 2015 yılında kuruldu ve 30 bin ila 40 bin savaşçıdan oluşan bir güç toplayarak DAEŞ olarak da bilinen terör örgütünün Suriye’de kendine başkent ilan ettiği Rakka dahil geniş toprak parçalarında hakimiyetini bozmada kilit rol oynadı.

Kuruluşundan dört yıl sonra, Mart 2019’da SDG, IŞİD’in Suriye’deki son kalesi olan Bağuz kasabasının düştüğünü duyurdu. Ancak IŞİD’in Suriye’de ilan ettiği hilafetin yenilgiye uğratılmasının bir bedeli oldu. SDG yetkilileri yıllarca süren operasyonlarda yaklaşık 11 bin savaşçının öldüğünü tahmin ediyor. Terör örgütünün kalıntılarıyla çatışmalar da devam etti.

“IŞİD faaliyetlerinde artış” uyarısı

Bu yılın başlarında hem ABD hem de Birleşmiş Milletler üyesi devletler tarafından paylaşılan istihbarat, özellikle Suriye’nin orta kesimlerindeki çöllük bölgede küçük hücrelerin IŞİD faaliyetlerinde bir artışa işaret ediyor ve burayı terör örgütü için büyüyen bir lojistik merkez olarak tanımlıyordu.

Çeşitli tahminler Suriye ve Irak’taki IŞİD savaşçılarının sayısının 2 bin 500 ila 5 bine ulaştığı yönünde. Suriye ve Irak’taki ABD güçlerini denetleyen ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), geçen Temmuz ayında, IŞİD’in “2023 yılında üstlendiği toplam saldırı sayısını iki katından fazla arttırma” yolunda olduğu uyarısı yaptı.

IŞİD ayrıca, Suriye’nin kuzeydoğusunda idaresi SDG’de olan 20 kadar hapishanede tutulan ve üst düzey bir Amerikalı yetkili tarafından “dünyadaki en büyük terörist savaşçılar topluluğu” olarak tanımlanan 9 bin kadar savaşçısını serbest bırakmak için defalarca girişimde bulundu.

SDG bir yandan da çoğu IŞİD’e sadık aileler ve 12 yaş altı çocuklardan oluşan yaklaşık 30 bin kişiyi barındıran El Hol ve El Roj gibi, yerlerinden edilmiş Suriyeliler’in yaşadığı kampların güvenliğini sağlamakla görevlendirildi.

ABD Başkanı Joe Biden Pazar günü yaptığı açıklamada Washington’un Suriye’yi ya da SDG’yi bu zorluklarla tek başına yüzleşmeye bırakmaya niyeti olmadığını söyledi. Başkan, “IŞİD savaşçılarının esir olarak tutulduğu gözaltı tesislerinin güvenliği dahil, IŞİD’e karşı görevimiz sürdürülecektir” dedi.

Biden, “IŞİD’in herhangi bir boşluktan faydalanarak kabiliyetlerini yeniden tesis etmeye ve güvenli bir sığınak yaratmaya çalışacağı konusunda gözümüzü dört açıyoruz. Bunun olmasına izin vermeyeceğiz” diye konuştu. Biden, ABD güçlerinin Pazar günü IŞİD kamplarına ve mensuplarına karşı onlarca hava saldırısı gerçekleştirdiğini söyleyerek, Washington’un kararlılığının altını çizdi.

CENTCOM, operasyonda uzun menzilli bombardıman uçakları, savaş uçakları ve yakın hava desteğinin birarada kullanılarak 75’ten fazla hedefin vurulduğunu açıkladı.

“IŞİD savaşçıları ve liderlerinden oluşan önemli bir topluluğu hedef aldık” diyen üst düzey yönetim yetkilisi, Pazar günü erken saatlerde onaylanan saldırılar sırasında ABD savaş uçaklarının yaklaşık 140 mühimmat attığını da sözlerine ekledi. Yetkili, “IŞİD’lilerin o bölgede toplanması ve alanın büyüklüğü göz önüne alındığında bunun önemli bir saldırı olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Ancak ABD’nin istikrarsızlıkla ilgili kaygıları IŞİD’den kaynaklanan tehdidin ötesine uzanıyor. SDG ile Türkiye arasında süregelen gerilimin de ek istikrarsızlık ve tehlike getirebileceğine dair korkular var. Daha şimdiden Suriye’nin kuzeyinde Türkiye destekli güçler ile SDG arasında çatışmalar yaşandığına dair haberler geliyor.

Türkiye ayrıca ABD’nin Kürtler’in öncülüğündeki SDG ile ittifakına uzun süredir itiraz ediyor ve savaşçıların birçoğunun hem Ankara hem de Washington’un terör örgütü listesindeki PKK’nin Suriye kolu olan PYD/YPG birlikleri olduğunu savunuyor. ABD, SDG ve YPG’yi farklı oluşumlar olarak görse de Türkiye’ye göre aynılar.

Amerikalı yetkililer Pazar günü yaptıkları açıklamada ABD Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin Türk mevkidaşlarıyla üst düzey görüşmeler gerçekleştirdiklerini ve bu görüşmeleri “yapıcı” olarak nitelendirdiklerini belirttiler. İsmini vermeyen yetkili, “Ek çatışmalar, ek cepheler açılması kimsenin çıkarına değil” dedi.

Ancak bazı analistler, Biden’ın Pazar günü ABD’nin Suriye’nin diğer komşularına ulaşma yollarını tartışırken Türkiye’den bahsetmemesine işaret ederek, Türk-Kürt geriliminin bu kadar kolay çözülmeyeceğinden endişelerini dile getirdi.

Suriye ve Irak’ta ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı koalisyonun eski sözcüsü Myles Caggins, “Bu da perde arkasında Amerikalı diplomatlar ile Türk yetkililer arasında Suriye’nin kuzey ve doğusundaki bazı bölgeleri işgal etme amaçlarına yönelik entrikaların devam ettiğini gösteriyor. Bu da Suriye Demokratik Güçlerini ve Kürtler’in liderliğindeki özerk yönetim altında yaşayan sivilleri tehlikeye atmak anlamına geliyor” dedi.

Çalışmalarını New Lines Enstitüsü’nde sürdüren Caggins, VOA’e yaptığı açıklamada, “Başkan Biden, ABD güçlerinin IŞİD karşıtı misyonu sürdürmek için öngörülebilir gelecekte Suriye’nin kuzeyinde ve doğusunda kalacağını çok açık bir şekilde ifade etti. ABD hükümeti, SDG’ye ve Kuzeydoğu Suriye halkına verdiği güçlü desteği sergileme ve vurgulama fırsatına sahip” diye konuştu.

Paylaşın

Isparta’da Askeri Helikopter Düştü: 6 Kişi Hayatını Kaybetti

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Isparta’da Kara Havacılık Okulu’na ait UH-1 tipi helikopterin eğitim uçuşu sırasında kaza kırıma uğraması sonucu 6 personelin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Haber Merkezi / Hayatını kaybedenlerden birinin Isparta Kara Havacılık Okul Komutanı Tuğgeneral İsa Baydilli olduğu belirtildi.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Isparta’da düşen bir askeri helikopterdeki 6 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. MSB’den yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Isparta’da eğitim uçuşu yapan bir UH-1 tipi helikopterimiz kaza kırıma uğramış, 5 personelimiz şehit olmuştur. Kazada 1 personelimiz de ağır yaralanmış ve derhal hastaneye sevk edilerek tedavisine başlanmıştır. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize başsağlığı, yaralı personelimize de acil şifalar diliyoruz.”

MSB daha sonra hastaneye kaldırılan bir personelin de hayatını kaybettiğini duyurarak, şu ifadeleri kullandı: “Isparta’da meydana gelen helikopter kazasında ağır yaralı olarak hastaneye sevk edilen personelimiz kurtarılamayarak şehit olmuştur. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize başsağlığı diliyoruz.”

Hayatını kaybedenlerden birinin Isparta Kara Havacılık Okul Komutanı Tuğgeneral İsa Baydilli olduğu belirtildi.

Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, Keçiborlu ilçesinde bir askeri helikopterin düştüğü bilgisini aldıklarını belirterek, belediyenin itfaiye ve arama-kurtarma tüm ekiplerinin bölgeye yönlendirildiğini açıkladı. Başkan Başdeğirmen, arama-kurtarma ekiplerinin yola çıktığını ve bilgi beklediklerini de kaydetti.

Isparta Valisi Abdullah Erin ilk açıklamasında olayda 5 askerin hayatını kaybettiğini söyledi. NTV yayınına bağlanan Erin, eğitim uçuşu sırasında bir askeri helikopterin düştüğünü, olay sonucu 5 askerin öldüğünü bildirdi.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, sosyal medya hesabından taziye mesajı yayımladı. Kurtulmuş, “Isparta’nın Keçiborlu ilçesinde askeri helikopterin düşmesi sonucu şehit olan kahraman askerlerimize Allah’tan rahmet; ailelerine, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum. Şehitlerimizin ruhları şad, mekanları cennet olsun” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Özgür Özel sosyal medya hesabından taziye mesajı yayımladı. Özel, “Isparta Keçiborlu’da eğitim uçuşu sırasında askeri helikopterin düşmesiyle şehit olan 5 askerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum” dedi.

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, sosyal medya hesabından taziye mesajı yayımladı. Dervişoğlu, “Isparta’da Kara Havacılık Okulu’na ait askerî helikopterin düşmesi sonucunda ne yazık ki 5 şehidimizin olduğunu büyük bir üzüntüyle öğrendim. Şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabırlar diliyorum. Ruhları şad, mekânları cennet olsun. Milletimizin başı sağ olsun” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

DEVA Partisi Lideri Babacan’dan Erdoğan’a Emeklilik Çağrısı

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Erdoğan’ın ülkeyi tek imzayla yönettiği 7 yıl oldu. 7 yılda gerçekten ülke bambaşka, adaletin hukukun olduğu, ekonominin parladığı bir yıl olsa anlarız. Öyle bir şey de yok” dedi ve ekledi:

“İş başında olduğun sürece artık son 10 yıldır bu ülke kötüye gidiyor. Yeter artık. Doğru değil yani. Bunun yönetim ilkesi açısından da baktığımızda, tarihi gerçeklere de baktığımızda, şu andaki diğer ülkelere de baktığımızda artık Erdoğan’ın emekli olması lazım. Keşke bunu 2014’te yapsaydı.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Now TV’de İlker Karagöz’ün sorularını yanıtladı. Babacan, Esad rejimi sonrası Suriye’deki genel tabloyu, asgari ücret zammını, TÜİK rakamlarını ve bütçe görüşmelerini değerlendirdi.

“Geçiş döneminin çok iyi tasarlanması gerekiyor”

“Suriye’yi yakından takip eden herkes gerçekten bu rejimin gittiğine seviniyor. Ama bu sevincin kimsenin kursağında kalmaması lazım. Özellikle Suriye vatandaşlarının kursağında bu sevincin kalmaması lazım. Bunun için ne yapılması gerekir? Bunun için acilen bir geçiş yönetiminin oluşturulması gerekiyor. Şimdi bu tür durumlarda bir rejim çöküp yeni bir sistem kurulana kadarki süreye geçiş dönemi denir. Bu geçiş döneminin çok iyi tasarlanması gerekiyor.

Geçiş dönemiyle ilgili bir adil temsile dayanan yönetim oluşturulması gerekiyor. Yani Suriye’de yaşayan bütün insanların temsil edildiği, farklı farklı grupların sesini ifade edebildikleri bir geçiş yönetimine ihtiyaç var. Bunun acilen yapılması gerekiyor. Çünkü bir atasözü var biliyorsunuz. ‘Su uyur, düşman uyumaz’. İşte ne oldu bu sabah? İsrail askeri birlikleri Suriye sınırını geçtiler ve Suriye içine doğru yürümeye başladılar. Suriye içerisinde bombalamalara başladılar. Fırsat bu fırsat deyip, İsrail bakalım nereye kadar gidebilecek, ne yapacak bunu dikkatle izlememiz gerekecek.

Rejimin devrilmesi, çökmesi çok önemli. Ama böyle bir zafer sarhoşluğuna girmemek lazım. Ben şu andaki bu tabloya bakıyorum, biraz zafer sarhoşluğu var. Allah korusun tarihimizde çok örneği vardır. İslam tarihinde çok örneği vardır. Böyle erken zafer sarhoşluğu hata yaptırır ve büyük yenilgileri arkasından getirir. Sevinelim ama sevincimiz kursağımızda kalmasın. Çok dikkat etmek gerekiyor ve adım adım izlemek gerekiyor. Keşke, keşke diyorum, Türkiye daha itibarlı bir aktör olabilseydi. Keşke Türkiye sözüne daha çok güvenilen bir aktör olabilseydi.

Nihai hedef çok önemli. Buradaki hedef toprak bütünlüğüdür. Siyasi birliği ve egemenliğine sahip bağımsız bir Suriye görmek istiyoruz. Bu Suriye nasıl yönetilmeli? Kendi sınırları içinde yaşayan bütün vatandaşlarının Arap, demeden, Kürt demeden, Türkmen demeden, Sunni-Alevi ayırt etmeden, Hristiyan demeden etnisitesi, mezhebi, dini ne olursa olsun yönetimde adil bir şekilde temsil edildiği bir yapıyı hedeflemek zorundayız Suriye’de. Fakat bu adil temsil mutlaka aynı zamanda eşit vatandaşlık ilkesine dayanmalı ve azınlık haklarının da korunmasına dayanmalı.

Biliyorsunuz, Baas rejimi aslında bir azınlık rejimiydi; bir azınlığın çoğunluğa tahakküm ettiği bir tablo vardı Suriye’de. Evet bir Nusayri azınlık var Suriye’de ve rejim de o Nusayri azınlık tabanına dayanan bir rejimdi. Yeni yapıda, Yeni Suriye’de mutlaka Nusayriler de dahil her azınlığın haklarının da sağlamca korunduğu bir yapı inşa etmek zorundayız. Yoksa sürdürülebilir olmaz. Herkesin ben bu ülkenin vatandaşıyım dediği, sahiplendiği ve hukukun üstünlüğüne dayanan bir yapı; eşit vatandaşlığa dayanan bir yapı…

Bizim coğrafyada bazı zihinlerde seçim değil de iş başında olmanın doğal bir hak, iş başında olmanın adeta ilahi bir gücün onlara verdiği bir hak olarak görme eğilimi çok kuvvetlidir. ‘Bu benim hakkım canım, seçim ne demek’ denilebilir bizim coğrafyada. Bu seçenek oldukça geniş bir sahiplenmeye de sahiptir. Dolayısıyla burada mutlaka seçimin tasarlanması gerekiyor. Daha önceki BM çalışmalarında 18 aylık bir sürede Suriye’de seçimin yapılacağı öngörüldü, 18 ayda ve bu seçim içinde Suriye dışında yaşayan Suriye vatandaşlarının da oy kullanmasına imkân veren bir seçim olması gerekiyor. Çünkü şu anda baktığımızda Suriye’den kaçan, göç etmek zorunda kalan, ağırlıklı olarak Sünni ve ağırlıklı olarak Arap insanlar. Sünni Arapların temsil edilmediği, yeterince adil bir şekilde oy kullanamadığı bir seçim de olmamalı bu.

Şu andaki HTŞ de Birleşmiş Milletler’in tanımladığı terör örgütlerinden bir tanesinin, Nusra Cephesi’nin devamı niteliğinde. Dolayısıyla bununla ilgili çok hızlı bir karar almak gerekecek. HTŞ bir terör örgütünün uzantısı mıdır yoksa artık meşru bir muhatap mıdır? bunun çok hızlı çözülmesi gerekiyor. Hukuk önemli, uluslararası hukuki zeminin sağlam oluşturulması gerekiyor. Bir örgütün terör örgütü olup olmadığı genelde eylemlerine bakarak ölçülür. Şu ana kadar HTŞ’nin şu son iki haftadır yaptığı operasyonlar ve kontrolü ele aldığı şehirlerdeki uygulamalara baktığımızda gayet makul uygulamalar olduğunu görüyoruz.

“Sınırlarımızın hemen ötesindeki yapılanmaları da çok dikkatli izlemek gerekiyor”

Türkiye açısından hudut, sınır güvenliği çok önemli. Sınırlarımızı güvenlik altında tutmamız çok önemli. Dolayısıyla sınırlarımızın hemen ötesindeki yapılanmaları da çok dikkatli izlemek gerekiyor. Onlarla nasıl diyalog süreçleri oluşturulacak, onlar Suriye içerisindeki sürece nasıl katılacaklar; bunları da böyle nakış işler gibi ince ince işlemek gerekiyor. Bunu yapmak için de itibarlı bir Türkiye lazım, bunu yapmak için de sözünün gücü olan bir Türkiye lazım. Ben de tam o konuda biraz tereddütlüyüm. Mevcut yönetim uzunca bir süre, özellikle belli bir tarihten sonra Suriye meselesine ideolojik bir prizmadan baktı. İdeolojik bir prizmadan baktığınızda da doğru kararlar alamazsınız.

60 yılı aşkın bir zamandır devam eden ve bir azınlığın çoğunluğa hükmettiği çok zalim bir rejim… Ve dün itibariyle artık bitti, çöktü. Buna sevinelim ama bu sevinç kimsenin kursağında kalmasın. Bundan sonraki süreci akıllı bir şekilde istişareyle yönetelim. İstişare, istişare, istişare. Özellikle de Dışişleri Bakanlığı’nın teknik birikiminden istifade. Bu yapılmıyor, hâlâ yapılmıyor. Başka kurumların etkisi dış politikada Dışişleri Bakanlığı’dan daha fazla olabiliyor. Dışişleri Bakanlığı yapmış birisi olarak ben bunu söylüyorum. Oradaki binlerce sapasağlam, pırıl pırıl yetişmiş bir kadro var. Biraz kulağınızı eğin ve o teknik kadrolar ne söylüyor dinleyin.

Siviller için can emniyetinin sağlanması ve bu geçiş dönemleri, ben az önce de söyledim, çok risklidir. Çünkü karşılıklı rövanşist hisler vardır. İntikam duyguları olabilir. Şam’a bakıyorsunuz; Şam’da yaşayan farklı farklı etnik gruplar var. Farklı mezhepler var. Diğer şehirlerde öyle. Dolayısıyla bu rövanşist ya da intikam hisleriyle olabilecek fevri olayların da önlenmesi lazım. Bunun için de çok acilen, bu geçiş döneminde yani bir buçuk yıllık, on sekiz aylık geçiş döneminde, çok hızlı bir şekilde millî polis ve millî ordunun oluşturulması lazım.”

“Sayın Bahçeli’nin söylediği her şey kendi kalemi değil”

Sayın Bahçeli’nin durup dururken, hiçbir şey ortada dururken, pat diye böyle bir konuya girebilmesi, kendi partisinin yıllarca devam ettirdiği çizginin, tutumun tam tersine istikamette sözler ifade etmesi; bu normal bir şey değil, bu sıra dışı bir şey. Burada bazı akademisyenlerin çalışmaları önüne konmuş olabilir. Bizim bazı devlet birimlerinden gelen bazı raporlar da önüne konmuş olabilir. Bunların hepsi ihtimal dahilinde. Çünkü bu konuyla ilgili Sayın Bahçeli’nin söylediği her şey kendi kalemi değil. Kendi ekibinden gelen metinler de değil. Çünkü cümleler farklı, ifadeler farklı.

Çatışma çözümü dediğimiz çok önemli bir alan var artık dünyada. Çatışma çözümünü bilen ve başarılı örnekleri gören ve oralarda bu işler nasıl yapılmış, onu bizim örneğimize taşıyan bir sürü cümle var Bahçeli’nin konuşmalarında. Onun için biz bunu ciddiye aldık. Onun için dedik ya, ‘Burada %5 bile burada bir ihtimal olsa biz destek veririz, bu çok önemlidir’ dedik.

Amerika nasıl bir gün Afganistan’ı aniden terk etti gitti… O Kabil’de son havalanan askeri uçağın kanatlarına insanlar nasıl yapıştı; tekerleklerine nasıl tutundu; uçak havalandıktan sonra insanlar nasıl patır patır döküldü öldü; nasıl bir anda terk ettiler; nasıl Afganistan’da insanları kendi halinde bıraktılar… Bunu unutmasınlar. PYD-YPG de unutmasın. PYD-YPG’ye belki sempati besleyen Suriye’de yaşayan Kürtler de bunu unutmasın. Amerika bugün vardır, yarın işine gelir bir anda yok olur.

Biz bu coğrafyada yaşayan insanlar olarak hep yan yana olacağız. Suriye’de yaşayan Kürtler de, Suriye’de yaşayan Araplar da, Sünniler de, Aleviler de… Biz bu coğrafyanın insanlarıyız, biz hep beraber olacağız. Onun için elin adamını şöyle bir ellerinin tersiyle itip, biz bu coğrafyanın insanları olarak, bu geniş coğrafyada yüzyıllarca yıldır beraber yaşayan insanlar olarak, kendi coğrafyamızın, kendi bölgemizin kaderini kendimizin tespit etmesi gerekiyor.

Bir insanlık dertleri olsa, Gazze’de yapılan o zulme, Gazze’deki o insanlık suçuna, savaş suçuna karşı dururlardı”
ABD’nin dış politikası, demokrasiymiş, insani değerlermiş, bunları bir kenara bıraktılar. Böyle bir dertleri yok. Bir insanlık dertleri olsa, Gazze’de yapılan o zulme, Gazze’deki o insanlık suçuna, savaş suçuna karşı dururlardı. İşlerine ne geliyorsa o. Suriye’de işlerine ne geliyorsa onu yapacak Amerikalılar, unutmayalım. Ama asıl bizim çıkarımız nerede? Bütün bu coğrafyada yaşayan halkların güvenliği, huzuru, refaha nasıl sağlanacak? Biz buna bakacağız yani.

“Asgari ücretle açlık sınırı arasındaki fark koptu gitti”

Bizim dönemimizde enflasyon çok düşükken bile 1 Temmuz’da mutlaka asgari ücrete ara zam verildi. Asgari ücretle açlık sınırı arasındaki fark koptu gitti. Açlık sınırı ne demek? Sadece gıda. Evin kirası yok hesapta. Üst baş yok. Çocukların okul masrafları yok. Sadece karın doyurmak için gereken para 20 bin lira, asgari ücret 17 bin lira.

Son bir yıldır Merkez Bankası’nda ve TÜİK’te bir çaba var. ‘Yıllarca yalan söylemişler, bari biz bundan dönelim’ diyorlar ama yıllarca yalan söyleyen bir kurumun birdenbire düzeldiğine, birdenbire doğru şeyler söylemeye başladığına da kimse güvenmez, inanmaz. Onun için biz dedik ki ‘Bakın TÜİK’in yönetimini değiştirin, atın bunları’. Çünkü bu adamlar talimata göre yalan rakam açıklayabiliyor. Böyle bir ekip. Bu da ispatlı yani. Hükümetin talimatıyla yalan rakamlar söylemişler.

TÜİK’in yönetimini atıp pırıl pırıl tertemiz bir ekip koymak lazım ve TÜİK’i de dışarıdan denetletmek lazım. Yani TÜİK ölçecek, birileri de arkadan denetleyecek. Çünkü atasözü ya, ‘Doğru hesaptan kaçmaz’. Doğru hesap vermekten kaçmaz. Bu kadar basit. Allah aşkına, Ali Babacan döneminde TÜİK Enflasyon sepetinde kullandığı ürünlerin fiyatını tek tek açıklarken; diyordu ki TÜİK o zaman; ‘Peynirin kilosu şu, sütün litresi şu. Elmanın fiyatı bu, biber bu, domates bu, fiyatlar bu’ diyordu. ‘Ben bu fiyatları alıp enflasyon hesabı yapıyorum’ diyordu. Millet de bunu görüyordu. Hangi akla hizmet siz o sepeti kapattınız?”

“Erdoğan’ın artık emekli olması lazım”

Erdoğan’ı emekli olmaya çağıran Babacan, şu ifadeleri kullandı: “Şimdi bu karar meclisin kararı. Ama Erdoğan’ın dönemi çoktan doldu. Benim siyasete beraber başladığım, AK Parti’nin kurulcusu olduğum dönemdeki Erdoğan ne diyordu? ‘Üç dönem kuralımız var’ diyordu. ‘Üç dönemden fazlası lider sultasıdır’ diyordu. 2014’te sayın Erdoğan’ın üç dönemi doldu. 2014’ten sonraki her görev yılı 2001’deki akitleşmeye aykırıdır. Üç dönemden fazla ben genel başkan olmayayım deyip de bütün ahaliye söz verip, yemin edip, akitleşip, yazılı olarak 2014’ten sonra hala devam, devam, devam diyorsa, bu 2001’deki aktine, sözüne aykırıdır.

Zaten Türkiye’deki sorunların bir kısmı da Erdoğan’ın gerekenden fazla uzun sürede iş başında olmasının getirdiği sıkıntılardır. Çünkü devlet gücünü uzun süre kullanmak güç zehirlenmesine yol açıyor. Mutlak güç mutlaka yozlaştırıyor. Dolayısıyla artık Erdoğan’ın makul bir geçiş süreciyle yeni nesillere ve yeni bir yönetim anlayışına ülkeyi bırakmanın hazırlığını yapması lazım. O zaman erken seçim… Şimdi diyor ki, ‘bir ben bir Putin kaldık. Demek ki bir sorun var. Türkiye’de her şey güllük gülistanlık olsa, her şey çok daha iyiye gidiyor olsa…

Erdoğan’ın ülkeyi tek imzayla yönettiği 7 yıl oldu. 7 yılda gerçekten ülke bambaşka, adaletin hukukun olduğu, ekonominin parladığı bir yıl olsa anlarız. Öyle bir şey de yok. İş başında olduğun sürece artık son 10 yıldır bu ülke kötüye gidiyor. Yeter artık. Doğru değil yani. Bunun yönetim ilkesi açısından da baktığımızda, tarihi gerçeklere de baktığımızda, şu andaki diğer ülkelere de baktığımızda artık Erdoğan’ın emekli olması lazım. Keşke bunu 2014’te yapsaydı.”

Paylaşın

Özel’den “Suriye” Çağrısı: Hatalar Tekrarlanmamalı

Suriye’deki gelişmelere ilişkin açıklamada bulunan CHP Lideri Özgür, “Suriye’nin tüm dostlarını, tüm Suriyelileri temsil edecek bir geçiş hükümetinin, ardından insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir rejimin kurulmasına destek vermeye çağırıyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Özgür Özel açıklamasında ayrıca, “Suriye’de tüm Suriyelileri temsil eden bir geçiş hükümeti kurulması elzemdir. Cumhuriyet Halk Partisi, Suriye’nin toprak bütünlüğünden, Suriye’de demokrasi, barış ve istikrar ortamından yanadır” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Suriye’de yönetimin Heyet Tahrir Şam (HTŞ) öncülüğündeki silahlı gruplara geçmesine ilişkin açıklamada bulundu. Özgür Özel, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Suriye’yi yıllardır otoriterlikle yöneten Esad rejimi, bugün itibarıyla son buldu. Şimdi Suriye’de tüm Suriyelileri temsil eden bir geçiş hükümeti kurulması elzemdir. Cumhuriyet Halk Partisi, Suriye’nin toprak bütünlüğünden, Suriye’de demokrasi, barış ve istikrar ortamından yanadır.

“Kapsamlı bir program derhal ortaya konulmalı”

Bizim Suriye’ye dair önceliğimiz, yurttaşlarımızın güvenliği ve huzurudur. Yıllardır Türkiye’de çeşitli statülerle bulunan Suriyelilerin evlerine dönüşlerini mümkün kılabilecek kapsamlı bir program derhal ortaya konulmalıdır.

Suriye’nin tüm dostlarını, Irak’ta ve Libya’daki hataların tekrarlanmaması adına, tüm Suriyelileri temsil edecek bir geçiş hükümetinin, ardından insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir rejimin kurulmasına destek vermeye çağırıyoruz.”

Paylaşın

ABD, Doğu Suriye’de Kalmaya Devam Edecek Mi?

ABD Savunma Bakanlığı’nın Ortadoğu’dan Sorumlu Bakan Yardımcısı Daniel Shapiro, ülkesinin doğu Suriye’deki varlığını sürdüreceğini ve IŞİD’in yeniden canlanmasını önlemek için gerekli önlemleri alacağını söyledi.

Suriyeli silahlı grupların Beşar Esad hükümetini devirdiklerini duyurmasından birkaç saat sonra konuşan Daniel Şapiro, tüm taraflara sivilleri, özellikle de azınlıkları koruma ve uluslararası normlara saygı gösterme çağrısı yaptı. Shapiro, “(IŞİD’in) kalıcı bir yenilgiye uğratılmasını, IŞİD savaşçılarının güvenli bir şekilde gözaltına alınmasını ve yerlerinden edilen kişilerin geri gönderilmesini sağlamakta kararlıyız” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı’na göre, 2024 itibarıyla yaklaşık 900 ABD askeri Suriye’de faaliyet gösteriyor. ABD güçlerinin çoğu, Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) desteklemek için kuzeydoğu Suriye’de konuşlandırılmış durumda.

ABD’nin seçilmiş Başkanı Donald Trump da yaptığı açıklamada “Esad gitti. Ülkesinden kaçtı. Onun koruyucusu Vladimir Putin liderliğindeki Rusya ve İran artık artık onu koruyamıyor” dedi. Trump, Rusya’nın Ukrayna ve kötüleşen ekonomisi, İran’ın İsrail’le savaş nedeniyle zayıflamış durumda olduklarını öne sürdü.

Suriye’yi ne bekliyor?

Suriye’nin yeni liderleri, ülkeyi yeniden inşa etmek için milyarlarca dolarlık yardım ve yatırıma ihtiyaç duyacak. Birbiriyle rekabet halindeki farklı grupların bulunduğu bu ülkeye istikrar getirmeye çalışmak gibi göz korkutucu bir görevle de karşı karşıya kalacak.

Olası zorluklardan biri IŞİD militanlarının yeniden güç kazanması olabilir. İlk zamanlarında Suriye ve Irak’ın geniş bölgelerinde terör estiren örgüt, ABD öncülüğündeki koalisyon tarafından yenilgiye uğratılmadan önce dış operasyonları yönetiyordu.

Yıllardır Esad liderliğindeki devletten uzak duran Batılı hükümetlerin, küresel çapta terörist olarak tanımlanan Heyet Tahrir el Şam’ın (HTŞ) etkili olmaya hazırlandığı yeni bir yönetimle nasıl başa çıkacaklarına karar vermeleri gerektiği konuşuluyor.

Suriye uzmanı ve Oklahoma Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Direktörü Joshua Landis “Asıl soru bu geçişin ne kadar istikrarlı olacağı ve Colani’nin istikrarlı olması için çok istekli olduğu çok açık görünüyor” dedi. Landis, “Yeniden inşa etmek zorunda kalacaklar… Avrupa ve ABD’nin yaptırımları kaldırmasına ihtiyaçları olacak” diye ekledi.

HTŞ Suriye’nin en güçlü silahlı grubu ve bazı Suriyeliler HTŞ’nin acımasız İslamcı bir yönetim getirmesinden ya da misilleme yapmasından korkuyor. Her ikisi de ABD’nin yakın müttefiki olan Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır gibi ülkeler İslamcı militan grupları varoluşsal bir tehdit olarak gördüklerinden HTŞ bölgenin ağır toplarının direnişiyle karşılaşabilir.

Paylaşın

CHP’nin Seçim Hazırlığı: Dört Gruba Özel Çalışma

CHP bir değişiklik olmazsa 2028 yılında yapılacak seçimde dört kesim üzerinden oylarını artırmayı hedefliyor. Birincisi dindar kadın seçmenler, ikinci kesim sandığa gitmeyen seçmenler, üçüncüsü kırsal yerleşimlerdeki seçmenler ve dördüncü ise yurt dışında yaşayan seçmenler.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel neredeyse katıldığı her programda CHP’nin son yerel seçimde birinci parti olduğunu hatırlatıyor, yapılan yeni anketlerde de bu tablonun devam ettiğine dikkat çekiyor. Ancak anketlerde yüzde 30 civarında görünen CHP oyu ne Meclis çoğunluğunu ne de 50+1 oy gereken Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak için yeterli. Bir genel seçimi kazanabilmek için oy artışı şart.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; CHP bir değişiklik olmazsa 2028 yılında yapılacak seçimde dört kesim üzerinden oylarını artırmayı hedefliyor. Birincisi dindar kadın seçmenler. Yerel seçim analizlerine göre CHP son yerel seçimde AK Parti’den 1.5 milyon oy aldı. Bu oyların büyük kısmı dindar kadın seçmenden geldi. Yeni dönemde CHP’nin belediyeler aracılığı ile kadınlara daha çok dokunan çalışmalar yapması, CHP’nin de onlara seslenen bir söylem içinde olması gerektiği ifade ediliyor. İkinci kesim sandığa gitmeyen seçmen. Bu seçmenlerin büyük kısmını ilk kez oy kullanma hakkı kazanan gençlerin oluşturduğu ifade ediliyor. Umutsuzluk düzeyi orta ve ileri yaş seçmene göre daha yüksek olan yeni oy kullanacak genç seçmene umut aşılayan bir çalışma da ayrıca önem taşıyor.

Yine yapılan analizlere göre CHP’ye kırsal seçmen desteğinin düşük olduğu biliniyor. Oy artırma hedefinde üçüncü kesim olarak kırsal yerleşimlerdeki seçmen bu nedenle önem taşıyor. Dördüncü kesim ise genel seçmen içinde yüzde 2 gibi bir oranı olsa da, tabloyu değiştirecek etkilerde bulunan yurt dışı seçmen var. Parti programı çalışması, hükümet programı olarak hazırlanan CHP’nin seçime giden süreçte bu dört seçmen grubuna yönelik özel çalışma yapıp, vaatlerde bulunması bekleniyor.

Paylaşın

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan: Suriyeliler Artık Ülkelerine Dönebilir

Suriye’de Beşar Esad’ın devrilmesi sonrası açıklama yapan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’nin Suriye’nin milli birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne çok büyük önem verdiğini vurgulayarak, “Ülkelerini terk etmek durumunda olan milyonlarca Suriyeli artık ülkelerine geri dönebilirler” dedi.

Haber Merkezi / Fidan, Suriye’de yeni yönetimin düzenli bir şekilde kurgulanmasının önemine dikkat çekerek, “Bölge ve bölge dışında bütün aktörlere dikkatli, sakin hareket etmeleri çağrısında bulunuyoruz. Bölgeyi daha fazla istikrarsızlığa götürmemek gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“DAEŞ ve PKK’nın Suriye’deki durumdan bir avantaj sağlamaması, durumu kötüye kullanmaması için Türkiye’nin elinden geleni yaptığını” belirten Fidan, şöyle devam etti: “Amerikalı dostlarımızla temas halindeyiz. Bizim bu konudaki hassasiyetimizi biliyorlar. Türkiye’ye bu gruplardan gelecek tehditlere cevap vereceğimizi biliyorlar. ABD’deki yeni idareyle de bu konuyla ilgili temaslarımız olacaktır”

Suriye’deki yeni yönetimin kapsayıcı olması gerektiğini belirterek silahlı gruplara birleşme çağrısı yapan Fidan, şunları söyledi: “Suriye devlet kurumları korunmalı ve muhalif güçler hemen birleşmeli. Bütün bu anlayışla Suriye’de barışın sağlanması için elimizden geleni yapacağız. Komşu ülkelerle birlikte Suriye’nin yeniden inşa edilmesi için elimizdeki her türlü kapasiteyi kullanarak yeni idareyle çalışmaya devam edeceğiz.”

Fidan, açıklamasının devamında, “Sayın Cumhurbaşkanımız (Recep Tayyip Erdoğan) son birkaç aydır Esed’e ulaşmaya çalıştı ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı. Biz Suriye’deki sorunları yakından biliyoruz. Rejim yavaş yavaş çöküyordu, biz de bunu görüyorduk. Onlarla herhangi bir temasımız olmadı” dedi ve ekledi:

“Suriye’nin istikrarı için çok uzun zamandır çaba gösteriyoruz. Bunlar zorlu ve yoğun çalışılması gereken zamanlar. Bölgesel ülkelerin yeni Suriye’yi zorluk çıkarmayan bir yapı olarak görmesi gerekiyor.”

“Rusya ve İran Esad’ı artık koruyamadı”

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Suriye’de Beşar Esad’ın devrilmesini “iyi haber” olarak yorumladı. Berlin’de bugün yaptığı açıklamada Esad’ın “kendi halkına acımasızca zulmettiğini, sayısız cana kıydığını ve birçoğu Almanya’ya gelen çok sayıda insanın Suriye’den kaçmasına neden olduğunu” belirten Scholz, bu nedenle Esad’ın hakimiyetinin sona ermesinin olumlu karşıladığını vurguladı.

“Şimdi önemli olan Suriye’de kanun ve düzenin hızla yeniden tesis edilmesidir” diyen Scholz, ülkedeki tüm dini toplulukların ve tüm azınlıkların korunması gerektiğine dikkat çekti.

Scholz, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı uyarınca Suriye’deki çatışmaya siyasi bir çözüm bulunmasının mümkün olduğuna inandığının altını çizdi. BM’de 2015 yılında kabul edilen karar, BM gözetiminde bir anayasa hazırlanmasını ve özgür seçimler yapılmasını öngörüyor.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Suriye liderinin düşmesinin ardından “Suriye’de tam olarak ne olacağını söylemenin imkansız” olduğunu dile getirdi. Baerbock sözlerini, “Ancak bir şey açık: Suriye’deki milyonlarca insan için Esad’ın sonu, Esad rejimi tarafından işlenen sonsuz zulümden sonra ilk büyük rahatlama anlamına geliyor” diye sürdürdü.

Suriye’deki iç savaşta yüz binlerce Suriyelinin öldürüldüğüne ve milyonlarcasının da kaçtığına dikkat çeken Baerbock, “Esad kendi halkını öldürdü, işkence etti ve onlara karşı zehirli gaz kullandı. Sonunda bundan sorumlu tutulmalı” ifadelerini kullandı.

Suriye’deki etnik ve dini azınlıkların korunması gerektiğini söyleyen Baerbock, ülkenin diğer radikallerin eline geçmemesi konusunda da uyarıda bulundu. Baerbock, Almanya’nın ABD, İngiltere ve Fransa’nın yanı sıra Suriye’nin komşuları Türkiye ve Ürdün’le yoğun bir koordinasyon içinde olduğunu da vurguladı.

ABD’nin seçilmiş Başkanı Donald Trump da Truth Social adlı platformdan yaptığı açıklamada “Esad gitti. Ülkesinden kaçtı. Onun koruyucusu Vladimir Putin liderliğindeki Rusya ve İran artık artık onu koruyamıyor” dedi. Trump, Rusya’nın Ukrayna ve kötüleşen ekonomisi, İran’ın İsrail’le savaş nedeniyle zayıflamış durumda olduklarını öne sürdü.

ABD’nin bir başka tepkisi de, Savunma Bakanlığı’nın Ortadoğu Sorumlusu Daniel Shapiro’dan geldi. Bahreyn’in başkenti Manama’da düzenlenen bir konferansta konuşan Shapiro, Suriye’de bulunmaya devam edeceklerini belirterek Suriye’deki tüm gruplara sivileri ve özellikle de azınlıkları koruma ve uluslararası normlara saygı gösterme çağrısı yaptı. Suriye’nin kuzeydoğu sınırında yaklaşık 900 ABD askeri bulunuyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da Beşar Esad rejiminin sona ermesini “Barbar devlet sonunda yıkıldı” şeklinde yorumladı. Fransa’nın Ortadoğu’daki herkesin güvenliği için çalışmaya devam edeceğini belirten Macron, “Suriye halkına cesaretleri ve sabırları için saygı duyuyorum, sabırlı olmalarını diliyorum. Bu belirsizlik anında, onlara barış, özgürlük ve birlik diliyorum” dedi.

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani de “Suriye’de yaşanan gelişmeleri endişeyle takip ediyorum. Suriye’deki temsilcilerimizle sürekli temas halindeyim” açıklamasını yaptı.

Katar Devlet Bakanı Muhammed el Hulafi de Suriye’deki süreci ilk günden beri desteklediklerini ve Suriyelilerin Suriye rejimine karşı savaştığını ifade etti. Hulafi, “Bu yolu tamamen destekliyoruz ve Suriye halkının toprak bütünlüğüne bağlıyız” dedi.

Çin Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen açıklamada ise Çinli yetkililerin Suriye’deki gelişmeleri yakından izlediği ve ülkenin kısa sürede istikrara kavuşmasını umduğunu dile getirdi. Bakanlık, “Suriye’deki ilgili tarafları, oradaki Çinli kuruluşların ve personelin güvenliğini sağlamak için sert önlemler almaya çağırıyoruz,” açıklamasında bulundu.

South China Morning Post’a göre, Çin Büyükelçiliği de vatandaşlarının Suriye’den ayrılmalarına yardımcı oluyor. “Şu anda Suriye’deki Çin Büyükelçiliği güçlü bir şekilde varlığını sürdürüyor ve ihtiyaç sahibi Çin vatandaşlarına tam yardım sağlamaya devam edeceğiz.”

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye temsilcisi Geir Pedersen, “Önemli olan, bu durumdan siyasi bir çıkış yolu bulabilmemizdir,” ifadelerini kullandı:

“Bu politik yolun daha önce olduğundan çok farklı olması gerekiyor, herkesi kapsayan bir süreç olması gerekiyor ve gerçekten birlik, istikrar, Suriye’nin egemenliğini ve topraklarını yeniden tesis edebilmesi ihtiyacına odaklandığımız bir süreç lazım. İyileştirilmesi gereken çok yara var.”

İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli, muhaliflerin Suriye’deki ilerleyişinin ülkesi için “kutlama sebebi olmaktan uzak” olduğunu belirterek, işgal altındaki Golan Tepeleri’ndeki Hermon Dağı’nda İsrail’in kontrolünün yenilenmesi ve Suriye ile 1974’teki ateşkes hattı temelinde yeni bir savunma hattının kurulması çağrısında bulundu.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı’nın diplomatik danışmanı Enver Gargaş, devlet dışı aktörlerin siyasi boşluklardan yararlanma fırsatı elde etmemesi gerektiğini söyledi. Gargaş, Bahreyn’in başkenti Bahreyn’de düzenlenen Manama Diyalog güvenlik forumunda yaptığı konuşmada, “Suriye’de yaşananlar aynı zamanda siyasi başarısızlığın ve çatışma ile kaosun yıkıcı doğasının açık bir göstergesidir,” dedi.

Filipinler Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen açıklamada ise, “Filipinler, daha fazla sivil kaybı ve ölümünü önlemek için ilgili tüm tarafları itidal göstermeye ve daha fazla şiddetten kaçınmaya çağırıyor” dendi: “Suriye’deki Filipinlilerimizin durumuyla ilgili endişelerimizi dile getiriyoruz ve gerekli önlemleri almalarını ve Şam’daki Filipinler Büyükelçiliği ile iletişim halinde kalmalarını tavsiye ediyoruz.”

Paylaşın