ABD, Suriye’de SDG’yi Desteklemeye Devam Edecek

Üst düzey bir ABD’li yetkili, Beşar Esad rejiminin devrilmesinin, Irak Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı mücadelede Washington’ın en sadık müttefiklerinden birine verdiği desteği etkilemeyeceğini söyledi.

ABD Başkanı Joe Biden da, dün yaptığı açıklamada, Washington’un Suriye’yi ya da SDG’yi bu zorluklarla tek başına yüzleşmeye bırakmaya niyeti olmadığını söylemişti.

VOA Türkçe’de yer alan habere göre; Üst düzey Amerikalı yetkililere göre Suriye’de Esat rejiminin düşmesi, Washington’un terör örgütü IŞİD’e karşı mücadelede en sadık müttefiklerinden birine verdiği desteği en azından şimdilik etkilemeyecek.

Rus yetkililerin, eski Suriye lideri Beşar Esat’ın Şam’dan kaçarak Moskova’ya sığındığını doğrulamasından birkaç saat sonra ve isyancı güçlerin Suriye’nin başkenti Şam’a girmesinden bir gün sonra konuşan Amerikalı yetkililer, çoğu ülkenin kuzeydoğusunda Kürtler’in liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile birlikte çalışan yaklaşık 900 askeri bulunan ABD’nin, Suriye’deki askeri varlığını değiştirmeyi planlamadıklarını söyledi.

ABD yönetiminden üst düzey bir yetkili Pazar günü yaptığı açıklamada, hassas bilgileri tartışmak için isminin açıklanmaması kaydıyla gazetecilere bilgi verirken, ABD’nin Suriye’nin doğusundaki mevzilerini korumasının “yapmayı sürdürecekleri bir şey” olduğunu söyledi.

Yetkili, “ABD’nin varlığının o bölgelerin istikrarı ve IŞİD’in yeniden dirilme çabalarının engellenmesi ve aynı zamanda SDG’nin ve Doğu’da istikrarı korumak için birlikte çalıştığımız grupların bütünlüğü için kritik öneme sahip olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Kürt ve Arap milislerden oluşan bir ittifak olan SDG, 2015 yılında kuruldu ve 30 bin ila 40 bin savaşçıdan oluşan bir güç toplayarak DAEŞ olarak da bilinen terör örgütünün Suriye’de kendine başkent ilan ettiği Rakka dahil geniş toprak parçalarında hakimiyetini bozmada kilit rol oynadı.

Kuruluşundan dört yıl sonra, Mart 2019’da SDG, IŞİD’in Suriye’deki son kalesi olan Bağuz kasabasının düştüğünü duyurdu. Ancak IŞİD’in Suriye’de ilan ettiği hilafetin yenilgiye uğratılmasının bir bedeli oldu. SDG yetkilileri yıllarca süren operasyonlarda yaklaşık 11 bin savaşçının öldüğünü tahmin ediyor. Terör örgütünün kalıntılarıyla çatışmalar da devam etti.

“IŞİD faaliyetlerinde artış” uyarısı

Bu yılın başlarında hem ABD hem de Birleşmiş Milletler üyesi devletler tarafından paylaşılan istihbarat, özellikle Suriye’nin orta kesimlerindeki çöllük bölgede küçük hücrelerin IŞİD faaliyetlerinde bir artışa işaret ediyor ve burayı terör örgütü için büyüyen bir lojistik merkez olarak tanımlıyordu.

Çeşitli tahminler Suriye ve Irak’taki IŞİD savaşçılarının sayısının 2 bin 500 ila 5 bine ulaştığı yönünde. Suriye ve Irak’taki ABD güçlerini denetleyen ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), geçen Temmuz ayında, IŞİD’in “2023 yılında üstlendiği toplam saldırı sayısını iki katından fazla arttırma” yolunda olduğu uyarısı yaptı.

IŞİD ayrıca, Suriye’nin kuzeydoğusunda idaresi SDG’de olan 20 kadar hapishanede tutulan ve üst düzey bir Amerikalı yetkili tarafından “dünyadaki en büyük terörist savaşçılar topluluğu” olarak tanımlanan 9 bin kadar savaşçısını serbest bırakmak için defalarca girişimde bulundu.

SDG bir yandan da çoğu IŞİD’e sadık aileler ve 12 yaş altı çocuklardan oluşan yaklaşık 30 bin kişiyi barındıran El Hol ve El Roj gibi, yerlerinden edilmiş Suriyeliler’in yaşadığı kampların güvenliğini sağlamakla görevlendirildi.

ABD Başkanı Joe Biden Pazar günü yaptığı açıklamada Washington’un Suriye’yi ya da SDG’yi bu zorluklarla tek başına yüzleşmeye bırakmaya niyeti olmadığını söyledi. Başkan, “IŞİD savaşçılarının esir olarak tutulduğu gözaltı tesislerinin güvenliği dahil, IŞİD’e karşı görevimiz sürdürülecektir” dedi.

Biden, “IŞİD’in herhangi bir boşluktan faydalanarak kabiliyetlerini yeniden tesis etmeye ve güvenli bir sığınak yaratmaya çalışacağı konusunda gözümüzü dört açıyoruz. Bunun olmasına izin vermeyeceğiz” diye konuştu. Biden, ABD güçlerinin Pazar günü IŞİD kamplarına ve mensuplarına karşı onlarca hava saldırısı gerçekleştirdiğini söyleyerek, Washington’un kararlılığının altını çizdi.

CENTCOM, operasyonda uzun menzilli bombardıman uçakları, savaş uçakları ve yakın hava desteğinin birarada kullanılarak 75’ten fazla hedefin vurulduğunu açıkladı.

“IŞİD savaşçıları ve liderlerinden oluşan önemli bir topluluğu hedef aldık” diyen üst düzey yönetim yetkilisi, Pazar günü erken saatlerde onaylanan saldırılar sırasında ABD savaş uçaklarının yaklaşık 140 mühimmat attığını da sözlerine ekledi. Yetkili, “IŞİD’lilerin o bölgede toplanması ve alanın büyüklüğü göz önüne alındığında bunun önemli bir saldırı olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Ancak ABD’nin istikrarsızlıkla ilgili kaygıları IŞİD’den kaynaklanan tehdidin ötesine uzanıyor. SDG ile Türkiye arasında süregelen gerilimin de ek istikrarsızlık ve tehlike getirebileceğine dair korkular var. Daha şimdiden Suriye’nin kuzeyinde Türkiye destekli güçler ile SDG arasında çatışmalar yaşandığına dair haberler geliyor.

Türkiye ayrıca ABD’nin Kürtler’in öncülüğündeki SDG ile ittifakına uzun süredir itiraz ediyor ve savaşçıların birçoğunun hem Ankara hem de Washington’un terör örgütü listesindeki PKK’nin Suriye kolu olan PYD/YPG birlikleri olduğunu savunuyor. ABD, SDG ve YPG’yi farklı oluşumlar olarak görse de Türkiye’ye göre aynılar.

Amerikalı yetkililer Pazar günü yaptıkları açıklamada ABD Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin Türk mevkidaşlarıyla üst düzey görüşmeler gerçekleştirdiklerini ve bu görüşmeleri “yapıcı” olarak nitelendirdiklerini belirttiler. İsmini vermeyen yetkili, “Ek çatışmalar, ek cepheler açılması kimsenin çıkarına değil” dedi.

Ancak bazı analistler, Biden’ın Pazar günü ABD’nin Suriye’nin diğer komşularına ulaşma yollarını tartışırken Türkiye’den bahsetmemesine işaret ederek, Türk-Kürt geriliminin bu kadar kolay çözülmeyeceğinden endişelerini dile getirdi.

Suriye ve Irak’ta ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı koalisyonun eski sözcüsü Myles Caggins, “Bu da perde arkasında Amerikalı diplomatlar ile Türk yetkililer arasında Suriye’nin kuzey ve doğusundaki bazı bölgeleri işgal etme amaçlarına yönelik entrikaların devam ettiğini gösteriyor. Bu da Suriye Demokratik Güçlerini ve Kürtler’in liderliğindeki özerk yönetim altında yaşayan sivilleri tehlikeye atmak anlamına geliyor” dedi.

Çalışmalarını New Lines Enstitüsü’nde sürdüren Caggins, VOA’e yaptığı açıklamada, “Başkan Biden, ABD güçlerinin IŞİD karşıtı misyonu sürdürmek için öngörülebilir gelecekte Suriye’nin kuzeyinde ve doğusunda kalacağını çok açık bir şekilde ifade etti. ABD hükümeti, SDG’ye ve Kuzeydoğu Suriye halkına verdiği güçlü desteği sergileme ve vurgulama fırsatına sahip” diye konuştu.

Paylaşın

Isparta’da Askeri Helikopter Düştü: 6 Kişi Hayatını Kaybetti

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Isparta’da Kara Havacılık Okulu’na ait UH-1 tipi helikopterin eğitim uçuşu sırasında kaza kırıma uğraması sonucu 6 personelin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Haber Merkezi / Hayatını kaybedenlerden birinin Isparta Kara Havacılık Okul Komutanı Tuğgeneral İsa Baydilli olduğu belirtildi.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Isparta’da düşen bir askeri helikopterdeki 6 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. MSB’den yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Isparta’da eğitim uçuşu yapan bir UH-1 tipi helikopterimiz kaza kırıma uğramış, 5 personelimiz şehit olmuştur. Kazada 1 personelimiz de ağır yaralanmış ve derhal hastaneye sevk edilerek tedavisine başlanmıştır. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize başsağlığı, yaralı personelimize de acil şifalar diliyoruz.”

MSB daha sonra hastaneye kaldırılan bir personelin de hayatını kaybettiğini duyurarak, şu ifadeleri kullandı: “Isparta’da meydana gelen helikopter kazasında ağır yaralı olarak hastaneye sevk edilen personelimiz kurtarılamayarak şehit olmuştur. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize başsağlığı diliyoruz.”

Hayatını kaybedenlerden birinin Isparta Kara Havacılık Okul Komutanı Tuğgeneral İsa Baydilli olduğu belirtildi.

Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, Keçiborlu ilçesinde bir askeri helikopterin düştüğü bilgisini aldıklarını belirterek, belediyenin itfaiye ve arama-kurtarma tüm ekiplerinin bölgeye yönlendirildiğini açıkladı. Başkan Başdeğirmen, arama-kurtarma ekiplerinin yola çıktığını ve bilgi beklediklerini de kaydetti.

Isparta Valisi Abdullah Erin ilk açıklamasında olayda 5 askerin hayatını kaybettiğini söyledi. NTV yayınına bağlanan Erin, eğitim uçuşu sırasında bir askeri helikopterin düştüğünü, olay sonucu 5 askerin öldüğünü bildirdi.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, sosyal medya hesabından taziye mesajı yayımladı. Kurtulmuş, “Isparta’nın Keçiborlu ilçesinde askeri helikopterin düşmesi sonucu şehit olan kahraman askerlerimize Allah’tan rahmet; ailelerine, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum. Şehitlerimizin ruhları şad, mekanları cennet olsun” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Özgür Özel sosyal medya hesabından taziye mesajı yayımladı. Özel, “Isparta Keçiborlu’da eğitim uçuşu sırasında askeri helikopterin düşmesiyle şehit olan 5 askerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum” dedi.

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, sosyal medya hesabından taziye mesajı yayımladı. Dervişoğlu, “Isparta’da Kara Havacılık Okulu’na ait askerî helikopterin düşmesi sonucunda ne yazık ki 5 şehidimizin olduğunu büyük bir üzüntüyle öğrendim. Şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabırlar diliyorum. Ruhları şad, mekânları cennet olsun. Milletimizin başı sağ olsun” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

DEVA Partisi Lideri Babacan’dan Erdoğan’a Emeklilik Çağrısı

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Erdoğan’ın ülkeyi tek imzayla yönettiği 7 yıl oldu. 7 yılda gerçekten ülke bambaşka, adaletin hukukun olduğu, ekonominin parladığı bir yıl olsa anlarız. Öyle bir şey de yok” dedi ve ekledi:

“İş başında olduğun sürece artık son 10 yıldır bu ülke kötüye gidiyor. Yeter artık. Doğru değil yani. Bunun yönetim ilkesi açısından da baktığımızda, tarihi gerçeklere de baktığımızda, şu andaki diğer ülkelere de baktığımızda artık Erdoğan’ın emekli olması lazım. Keşke bunu 2014’te yapsaydı.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Now TV’de İlker Karagöz’ün sorularını yanıtladı. Babacan, Esad rejimi sonrası Suriye’deki genel tabloyu, asgari ücret zammını, TÜİK rakamlarını ve bütçe görüşmelerini değerlendirdi.

“Geçiş döneminin çok iyi tasarlanması gerekiyor”

“Suriye’yi yakından takip eden herkes gerçekten bu rejimin gittiğine seviniyor. Ama bu sevincin kimsenin kursağında kalmaması lazım. Özellikle Suriye vatandaşlarının kursağında bu sevincin kalmaması lazım. Bunun için ne yapılması gerekir? Bunun için acilen bir geçiş yönetiminin oluşturulması gerekiyor. Şimdi bu tür durumlarda bir rejim çöküp yeni bir sistem kurulana kadarki süreye geçiş dönemi denir. Bu geçiş döneminin çok iyi tasarlanması gerekiyor.

Geçiş dönemiyle ilgili bir adil temsile dayanan yönetim oluşturulması gerekiyor. Yani Suriye’de yaşayan bütün insanların temsil edildiği, farklı farklı grupların sesini ifade edebildikleri bir geçiş yönetimine ihtiyaç var. Bunun acilen yapılması gerekiyor. Çünkü bir atasözü var biliyorsunuz. ‘Su uyur, düşman uyumaz’. İşte ne oldu bu sabah? İsrail askeri birlikleri Suriye sınırını geçtiler ve Suriye içine doğru yürümeye başladılar. Suriye içerisinde bombalamalara başladılar. Fırsat bu fırsat deyip, İsrail bakalım nereye kadar gidebilecek, ne yapacak bunu dikkatle izlememiz gerekecek.

Rejimin devrilmesi, çökmesi çok önemli. Ama böyle bir zafer sarhoşluğuna girmemek lazım. Ben şu andaki bu tabloya bakıyorum, biraz zafer sarhoşluğu var. Allah korusun tarihimizde çok örneği vardır. İslam tarihinde çok örneği vardır. Böyle erken zafer sarhoşluğu hata yaptırır ve büyük yenilgileri arkasından getirir. Sevinelim ama sevincimiz kursağımızda kalmasın. Çok dikkat etmek gerekiyor ve adım adım izlemek gerekiyor. Keşke, keşke diyorum, Türkiye daha itibarlı bir aktör olabilseydi. Keşke Türkiye sözüne daha çok güvenilen bir aktör olabilseydi.

Nihai hedef çok önemli. Buradaki hedef toprak bütünlüğüdür. Siyasi birliği ve egemenliğine sahip bağımsız bir Suriye görmek istiyoruz. Bu Suriye nasıl yönetilmeli? Kendi sınırları içinde yaşayan bütün vatandaşlarının Arap, demeden, Kürt demeden, Türkmen demeden, Sunni-Alevi ayırt etmeden, Hristiyan demeden etnisitesi, mezhebi, dini ne olursa olsun yönetimde adil bir şekilde temsil edildiği bir yapıyı hedeflemek zorundayız Suriye’de. Fakat bu adil temsil mutlaka aynı zamanda eşit vatandaşlık ilkesine dayanmalı ve azınlık haklarının da korunmasına dayanmalı.

Biliyorsunuz, Baas rejimi aslında bir azınlık rejimiydi; bir azınlığın çoğunluğa tahakküm ettiği bir tablo vardı Suriye’de. Evet bir Nusayri azınlık var Suriye’de ve rejim de o Nusayri azınlık tabanına dayanan bir rejimdi. Yeni yapıda, Yeni Suriye’de mutlaka Nusayriler de dahil her azınlığın haklarının da sağlamca korunduğu bir yapı inşa etmek zorundayız. Yoksa sürdürülebilir olmaz. Herkesin ben bu ülkenin vatandaşıyım dediği, sahiplendiği ve hukukun üstünlüğüne dayanan bir yapı; eşit vatandaşlığa dayanan bir yapı…

Bizim coğrafyada bazı zihinlerde seçim değil de iş başında olmanın doğal bir hak, iş başında olmanın adeta ilahi bir gücün onlara verdiği bir hak olarak görme eğilimi çok kuvvetlidir. ‘Bu benim hakkım canım, seçim ne demek’ denilebilir bizim coğrafyada. Bu seçenek oldukça geniş bir sahiplenmeye de sahiptir. Dolayısıyla burada mutlaka seçimin tasarlanması gerekiyor. Daha önceki BM çalışmalarında 18 aylık bir sürede Suriye’de seçimin yapılacağı öngörüldü, 18 ayda ve bu seçim içinde Suriye dışında yaşayan Suriye vatandaşlarının da oy kullanmasına imkân veren bir seçim olması gerekiyor. Çünkü şu anda baktığımızda Suriye’den kaçan, göç etmek zorunda kalan, ağırlıklı olarak Sünni ve ağırlıklı olarak Arap insanlar. Sünni Arapların temsil edilmediği, yeterince adil bir şekilde oy kullanamadığı bir seçim de olmamalı bu.

Şu andaki HTŞ de Birleşmiş Milletler’in tanımladığı terör örgütlerinden bir tanesinin, Nusra Cephesi’nin devamı niteliğinde. Dolayısıyla bununla ilgili çok hızlı bir karar almak gerekecek. HTŞ bir terör örgütünün uzantısı mıdır yoksa artık meşru bir muhatap mıdır? bunun çok hızlı çözülmesi gerekiyor. Hukuk önemli, uluslararası hukuki zeminin sağlam oluşturulması gerekiyor. Bir örgütün terör örgütü olup olmadığı genelde eylemlerine bakarak ölçülür. Şu ana kadar HTŞ’nin şu son iki haftadır yaptığı operasyonlar ve kontrolü ele aldığı şehirlerdeki uygulamalara baktığımızda gayet makul uygulamalar olduğunu görüyoruz.

“Sınırlarımızın hemen ötesindeki yapılanmaları da çok dikkatli izlemek gerekiyor”

Türkiye açısından hudut, sınır güvenliği çok önemli. Sınırlarımızı güvenlik altında tutmamız çok önemli. Dolayısıyla sınırlarımızın hemen ötesindeki yapılanmaları da çok dikkatli izlemek gerekiyor. Onlarla nasıl diyalog süreçleri oluşturulacak, onlar Suriye içerisindeki sürece nasıl katılacaklar; bunları da böyle nakış işler gibi ince ince işlemek gerekiyor. Bunu yapmak için de itibarlı bir Türkiye lazım, bunu yapmak için de sözünün gücü olan bir Türkiye lazım. Ben de tam o konuda biraz tereddütlüyüm. Mevcut yönetim uzunca bir süre, özellikle belli bir tarihten sonra Suriye meselesine ideolojik bir prizmadan baktı. İdeolojik bir prizmadan baktığınızda da doğru kararlar alamazsınız.

60 yılı aşkın bir zamandır devam eden ve bir azınlığın çoğunluğa hükmettiği çok zalim bir rejim… Ve dün itibariyle artık bitti, çöktü. Buna sevinelim ama bu sevinç kimsenin kursağında kalmasın. Bundan sonraki süreci akıllı bir şekilde istişareyle yönetelim. İstişare, istişare, istişare. Özellikle de Dışişleri Bakanlığı’nın teknik birikiminden istifade. Bu yapılmıyor, hâlâ yapılmıyor. Başka kurumların etkisi dış politikada Dışişleri Bakanlığı’dan daha fazla olabiliyor. Dışişleri Bakanlığı yapmış birisi olarak ben bunu söylüyorum. Oradaki binlerce sapasağlam, pırıl pırıl yetişmiş bir kadro var. Biraz kulağınızı eğin ve o teknik kadrolar ne söylüyor dinleyin.

Siviller için can emniyetinin sağlanması ve bu geçiş dönemleri, ben az önce de söyledim, çok risklidir. Çünkü karşılıklı rövanşist hisler vardır. İntikam duyguları olabilir. Şam’a bakıyorsunuz; Şam’da yaşayan farklı farklı etnik gruplar var. Farklı mezhepler var. Diğer şehirlerde öyle. Dolayısıyla bu rövanşist ya da intikam hisleriyle olabilecek fevri olayların da önlenmesi lazım. Bunun için de çok acilen, bu geçiş döneminde yani bir buçuk yıllık, on sekiz aylık geçiş döneminde, çok hızlı bir şekilde millî polis ve millî ordunun oluşturulması lazım.”

“Sayın Bahçeli’nin söylediği her şey kendi kalemi değil”

Sayın Bahçeli’nin durup dururken, hiçbir şey ortada dururken, pat diye böyle bir konuya girebilmesi, kendi partisinin yıllarca devam ettirdiği çizginin, tutumun tam tersine istikamette sözler ifade etmesi; bu normal bir şey değil, bu sıra dışı bir şey. Burada bazı akademisyenlerin çalışmaları önüne konmuş olabilir. Bizim bazı devlet birimlerinden gelen bazı raporlar da önüne konmuş olabilir. Bunların hepsi ihtimal dahilinde. Çünkü bu konuyla ilgili Sayın Bahçeli’nin söylediği her şey kendi kalemi değil. Kendi ekibinden gelen metinler de değil. Çünkü cümleler farklı, ifadeler farklı.

Çatışma çözümü dediğimiz çok önemli bir alan var artık dünyada. Çatışma çözümünü bilen ve başarılı örnekleri gören ve oralarda bu işler nasıl yapılmış, onu bizim örneğimize taşıyan bir sürü cümle var Bahçeli’nin konuşmalarında. Onun için biz bunu ciddiye aldık. Onun için dedik ya, ‘Burada %5 bile burada bir ihtimal olsa biz destek veririz, bu çok önemlidir’ dedik.

Amerika nasıl bir gün Afganistan’ı aniden terk etti gitti… O Kabil’de son havalanan askeri uçağın kanatlarına insanlar nasıl yapıştı; tekerleklerine nasıl tutundu; uçak havalandıktan sonra insanlar nasıl patır patır döküldü öldü; nasıl bir anda terk ettiler; nasıl Afganistan’da insanları kendi halinde bıraktılar… Bunu unutmasınlar. PYD-YPG de unutmasın. PYD-YPG’ye belki sempati besleyen Suriye’de yaşayan Kürtler de bunu unutmasın. Amerika bugün vardır, yarın işine gelir bir anda yok olur.

Biz bu coğrafyada yaşayan insanlar olarak hep yan yana olacağız. Suriye’de yaşayan Kürtler de, Suriye’de yaşayan Araplar da, Sünniler de, Aleviler de… Biz bu coğrafyanın insanlarıyız, biz hep beraber olacağız. Onun için elin adamını şöyle bir ellerinin tersiyle itip, biz bu coğrafyanın insanları olarak, bu geniş coğrafyada yüzyıllarca yıldır beraber yaşayan insanlar olarak, kendi coğrafyamızın, kendi bölgemizin kaderini kendimizin tespit etmesi gerekiyor.

Bir insanlık dertleri olsa, Gazze’de yapılan o zulme, Gazze’deki o insanlık suçuna, savaş suçuna karşı dururlardı”
ABD’nin dış politikası, demokrasiymiş, insani değerlermiş, bunları bir kenara bıraktılar. Böyle bir dertleri yok. Bir insanlık dertleri olsa, Gazze’de yapılan o zulme, Gazze’deki o insanlık suçuna, savaş suçuna karşı dururlardı. İşlerine ne geliyorsa o. Suriye’de işlerine ne geliyorsa onu yapacak Amerikalılar, unutmayalım. Ama asıl bizim çıkarımız nerede? Bütün bu coğrafyada yaşayan halkların güvenliği, huzuru, refaha nasıl sağlanacak? Biz buna bakacağız yani.

“Asgari ücretle açlık sınırı arasındaki fark koptu gitti”

Bizim dönemimizde enflasyon çok düşükken bile 1 Temmuz’da mutlaka asgari ücrete ara zam verildi. Asgari ücretle açlık sınırı arasındaki fark koptu gitti. Açlık sınırı ne demek? Sadece gıda. Evin kirası yok hesapta. Üst baş yok. Çocukların okul masrafları yok. Sadece karın doyurmak için gereken para 20 bin lira, asgari ücret 17 bin lira.

Son bir yıldır Merkez Bankası’nda ve TÜİK’te bir çaba var. ‘Yıllarca yalan söylemişler, bari biz bundan dönelim’ diyorlar ama yıllarca yalan söyleyen bir kurumun birdenbire düzeldiğine, birdenbire doğru şeyler söylemeye başladığına da kimse güvenmez, inanmaz. Onun için biz dedik ki ‘Bakın TÜİK’in yönetimini değiştirin, atın bunları’. Çünkü bu adamlar talimata göre yalan rakam açıklayabiliyor. Böyle bir ekip. Bu da ispatlı yani. Hükümetin talimatıyla yalan rakamlar söylemişler.

TÜİK’in yönetimini atıp pırıl pırıl tertemiz bir ekip koymak lazım ve TÜİK’i de dışarıdan denetletmek lazım. Yani TÜİK ölçecek, birileri de arkadan denetleyecek. Çünkü atasözü ya, ‘Doğru hesaptan kaçmaz’. Doğru hesap vermekten kaçmaz. Bu kadar basit. Allah aşkına, Ali Babacan döneminde TÜİK Enflasyon sepetinde kullandığı ürünlerin fiyatını tek tek açıklarken; diyordu ki TÜİK o zaman; ‘Peynirin kilosu şu, sütün litresi şu. Elmanın fiyatı bu, biber bu, domates bu, fiyatlar bu’ diyordu. ‘Ben bu fiyatları alıp enflasyon hesabı yapıyorum’ diyordu. Millet de bunu görüyordu. Hangi akla hizmet siz o sepeti kapattınız?”

“Erdoğan’ın artık emekli olması lazım”

Erdoğan’ı emekli olmaya çağıran Babacan, şu ifadeleri kullandı: “Şimdi bu karar meclisin kararı. Ama Erdoğan’ın dönemi çoktan doldu. Benim siyasete beraber başladığım, AK Parti’nin kurulcusu olduğum dönemdeki Erdoğan ne diyordu? ‘Üç dönem kuralımız var’ diyordu. ‘Üç dönemden fazlası lider sultasıdır’ diyordu. 2014’te sayın Erdoğan’ın üç dönemi doldu. 2014’ten sonraki her görev yılı 2001’deki akitleşmeye aykırıdır. Üç dönemden fazla ben genel başkan olmayayım deyip de bütün ahaliye söz verip, yemin edip, akitleşip, yazılı olarak 2014’ten sonra hala devam, devam, devam diyorsa, bu 2001’deki aktine, sözüne aykırıdır.

Zaten Türkiye’deki sorunların bir kısmı da Erdoğan’ın gerekenden fazla uzun sürede iş başında olmasının getirdiği sıkıntılardır. Çünkü devlet gücünü uzun süre kullanmak güç zehirlenmesine yol açıyor. Mutlak güç mutlaka yozlaştırıyor. Dolayısıyla artık Erdoğan’ın makul bir geçiş süreciyle yeni nesillere ve yeni bir yönetim anlayışına ülkeyi bırakmanın hazırlığını yapması lazım. O zaman erken seçim… Şimdi diyor ki, ‘bir ben bir Putin kaldık. Demek ki bir sorun var. Türkiye’de her şey güllük gülistanlık olsa, her şey çok daha iyiye gidiyor olsa…

Erdoğan’ın ülkeyi tek imzayla yönettiği 7 yıl oldu. 7 yılda gerçekten ülke bambaşka, adaletin hukukun olduğu, ekonominin parladığı bir yıl olsa anlarız. Öyle bir şey de yok. İş başında olduğun sürece artık son 10 yıldır bu ülke kötüye gidiyor. Yeter artık. Doğru değil yani. Bunun yönetim ilkesi açısından da baktığımızda, tarihi gerçeklere de baktığımızda, şu andaki diğer ülkelere de baktığımızda artık Erdoğan’ın emekli olması lazım. Keşke bunu 2014’te yapsaydı.”

Paylaşın

Özel’den “Suriye” Çağrısı: Hatalar Tekrarlanmamalı

Suriye’deki gelişmelere ilişkin açıklamada bulunan CHP Lideri Özgür, “Suriye’nin tüm dostlarını, tüm Suriyelileri temsil edecek bir geçiş hükümetinin, ardından insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir rejimin kurulmasına destek vermeye çağırıyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Özgür Özel açıklamasında ayrıca, “Suriye’de tüm Suriyelileri temsil eden bir geçiş hükümeti kurulması elzemdir. Cumhuriyet Halk Partisi, Suriye’nin toprak bütünlüğünden, Suriye’de demokrasi, barış ve istikrar ortamından yanadır” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Suriye’de yönetimin Heyet Tahrir Şam (HTŞ) öncülüğündeki silahlı gruplara geçmesine ilişkin açıklamada bulundu. Özgür Özel, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Suriye’yi yıllardır otoriterlikle yöneten Esad rejimi, bugün itibarıyla son buldu. Şimdi Suriye’de tüm Suriyelileri temsil eden bir geçiş hükümeti kurulması elzemdir. Cumhuriyet Halk Partisi, Suriye’nin toprak bütünlüğünden, Suriye’de demokrasi, barış ve istikrar ortamından yanadır.

“Kapsamlı bir program derhal ortaya konulmalı”

Bizim Suriye’ye dair önceliğimiz, yurttaşlarımızın güvenliği ve huzurudur. Yıllardır Türkiye’de çeşitli statülerle bulunan Suriyelilerin evlerine dönüşlerini mümkün kılabilecek kapsamlı bir program derhal ortaya konulmalıdır.

Suriye’nin tüm dostlarını, Irak’ta ve Libya’daki hataların tekrarlanmaması adına, tüm Suriyelileri temsil edecek bir geçiş hükümetinin, ardından insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir rejimin kurulmasına destek vermeye çağırıyoruz.”

Paylaşın

ABD, Doğu Suriye’de Kalmaya Devam Edecek Mi?

ABD Savunma Bakanlığı’nın Ortadoğu’dan Sorumlu Bakan Yardımcısı Daniel Shapiro, ülkesinin doğu Suriye’deki varlığını sürdüreceğini ve IŞİD’in yeniden canlanmasını önlemek için gerekli önlemleri alacağını söyledi.

Suriyeli silahlı grupların Beşar Esad hükümetini devirdiklerini duyurmasından birkaç saat sonra konuşan Daniel Şapiro, tüm taraflara sivilleri, özellikle de azınlıkları koruma ve uluslararası normlara saygı gösterme çağrısı yaptı. Shapiro, “(IŞİD’in) kalıcı bir yenilgiye uğratılmasını, IŞİD savaşçılarının güvenli bir şekilde gözaltına alınmasını ve yerlerinden edilen kişilerin geri gönderilmesini sağlamakta kararlıyız” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı’na göre, 2024 itibarıyla yaklaşık 900 ABD askeri Suriye’de faaliyet gösteriyor. ABD güçlerinin çoğu, Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) desteklemek için kuzeydoğu Suriye’de konuşlandırılmış durumda.

ABD’nin seçilmiş Başkanı Donald Trump da yaptığı açıklamada “Esad gitti. Ülkesinden kaçtı. Onun koruyucusu Vladimir Putin liderliğindeki Rusya ve İran artık artık onu koruyamıyor” dedi. Trump, Rusya’nın Ukrayna ve kötüleşen ekonomisi, İran’ın İsrail’le savaş nedeniyle zayıflamış durumda olduklarını öne sürdü.

Suriye’yi ne bekliyor?

Suriye’nin yeni liderleri, ülkeyi yeniden inşa etmek için milyarlarca dolarlık yardım ve yatırıma ihtiyaç duyacak. Birbiriyle rekabet halindeki farklı grupların bulunduğu bu ülkeye istikrar getirmeye çalışmak gibi göz korkutucu bir görevle de karşı karşıya kalacak.

Olası zorluklardan biri IŞİD militanlarının yeniden güç kazanması olabilir. İlk zamanlarında Suriye ve Irak’ın geniş bölgelerinde terör estiren örgüt, ABD öncülüğündeki koalisyon tarafından yenilgiye uğratılmadan önce dış operasyonları yönetiyordu.

Yıllardır Esad liderliğindeki devletten uzak duran Batılı hükümetlerin, küresel çapta terörist olarak tanımlanan Heyet Tahrir el Şam’ın (HTŞ) etkili olmaya hazırlandığı yeni bir yönetimle nasıl başa çıkacaklarına karar vermeleri gerektiği konuşuluyor.

Suriye uzmanı ve Oklahoma Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Direktörü Joshua Landis “Asıl soru bu geçişin ne kadar istikrarlı olacağı ve Colani’nin istikrarlı olması için çok istekli olduğu çok açık görünüyor” dedi. Landis, “Yeniden inşa etmek zorunda kalacaklar… Avrupa ve ABD’nin yaptırımları kaldırmasına ihtiyaçları olacak” diye ekledi.

HTŞ Suriye’nin en güçlü silahlı grubu ve bazı Suriyeliler HTŞ’nin acımasız İslamcı bir yönetim getirmesinden ya da misilleme yapmasından korkuyor. Her ikisi de ABD’nin yakın müttefiki olan Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır gibi ülkeler İslamcı militan grupları varoluşsal bir tehdit olarak gördüklerinden HTŞ bölgenin ağır toplarının direnişiyle karşılaşabilir.

Paylaşın

CHP’nin Seçim Hazırlığı: Dört Gruba Özel Çalışma

CHP bir değişiklik olmazsa 2028 yılında yapılacak seçimde dört kesim üzerinden oylarını artırmayı hedefliyor. Birincisi dindar kadın seçmenler, ikinci kesim sandığa gitmeyen seçmenler, üçüncüsü kırsal yerleşimlerdeki seçmenler ve dördüncü ise yurt dışında yaşayan seçmenler.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel neredeyse katıldığı her programda CHP’nin son yerel seçimde birinci parti olduğunu hatırlatıyor, yapılan yeni anketlerde de bu tablonun devam ettiğine dikkat çekiyor. Ancak anketlerde yüzde 30 civarında görünen CHP oyu ne Meclis çoğunluğunu ne de 50+1 oy gereken Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak için yeterli. Bir genel seçimi kazanabilmek için oy artışı şart.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; CHP bir değişiklik olmazsa 2028 yılında yapılacak seçimde dört kesim üzerinden oylarını artırmayı hedefliyor. Birincisi dindar kadın seçmenler. Yerel seçim analizlerine göre CHP son yerel seçimde AK Parti’den 1.5 milyon oy aldı. Bu oyların büyük kısmı dindar kadın seçmenden geldi. Yeni dönemde CHP’nin belediyeler aracılığı ile kadınlara daha çok dokunan çalışmalar yapması, CHP’nin de onlara seslenen bir söylem içinde olması gerektiği ifade ediliyor. İkinci kesim sandığa gitmeyen seçmen. Bu seçmenlerin büyük kısmını ilk kez oy kullanma hakkı kazanan gençlerin oluşturduğu ifade ediliyor. Umutsuzluk düzeyi orta ve ileri yaş seçmene göre daha yüksek olan yeni oy kullanacak genç seçmene umut aşılayan bir çalışma da ayrıca önem taşıyor.

Yine yapılan analizlere göre CHP’ye kırsal seçmen desteğinin düşük olduğu biliniyor. Oy artırma hedefinde üçüncü kesim olarak kırsal yerleşimlerdeki seçmen bu nedenle önem taşıyor. Dördüncü kesim ise genel seçmen içinde yüzde 2 gibi bir oranı olsa da, tabloyu değiştirecek etkilerde bulunan yurt dışı seçmen var. Parti programı çalışması, hükümet programı olarak hazırlanan CHP’nin seçime giden süreçte bu dört seçmen grubuna yönelik özel çalışma yapıp, vaatlerde bulunması bekleniyor.

Paylaşın

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan: Suriyeliler Artık Ülkelerine Dönebilir

Suriye’de Beşar Esad’ın devrilmesi sonrası açıklama yapan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’nin Suriye’nin milli birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne çok büyük önem verdiğini vurgulayarak, “Ülkelerini terk etmek durumunda olan milyonlarca Suriyeli artık ülkelerine geri dönebilirler” dedi.

Haber Merkezi / Fidan, Suriye’de yeni yönetimin düzenli bir şekilde kurgulanmasının önemine dikkat çekerek, “Bölge ve bölge dışında bütün aktörlere dikkatli, sakin hareket etmeleri çağrısında bulunuyoruz. Bölgeyi daha fazla istikrarsızlığa götürmemek gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“DAEŞ ve PKK’nın Suriye’deki durumdan bir avantaj sağlamaması, durumu kötüye kullanmaması için Türkiye’nin elinden geleni yaptığını” belirten Fidan, şöyle devam etti: “Amerikalı dostlarımızla temas halindeyiz. Bizim bu konudaki hassasiyetimizi biliyorlar. Türkiye’ye bu gruplardan gelecek tehditlere cevap vereceğimizi biliyorlar. ABD’deki yeni idareyle de bu konuyla ilgili temaslarımız olacaktır”

Suriye’deki yeni yönetimin kapsayıcı olması gerektiğini belirterek silahlı gruplara birleşme çağrısı yapan Fidan, şunları söyledi: “Suriye devlet kurumları korunmalı ve muhalif güçler hemen birleşmeli. Bütün bu anlayışla Suriye’de barışın sağlanması için elimizden geleni yapacağız. Komşu ülkelerle birlikte Suriye’nin yeniden inşa edilmesi için elimizdeki her türlü kapasiteyi kullanarak yeni idareyle çalışmaya devam edeceğiz.”

Fidan, açıklamasının devamında, “Sayın Cumhurbaşkanımız (Recep Tayyip Erdoğan) son birkaç aydır Esed’e ulaşmaya çalıştı ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı. Biz Suriye’deki sorunları yakından biliyoruz. Rejim yavaş yavaş çöküyordu, biz de bunu görüyorduk. Onlarla herhangi bir temasımız olmadı” dedi ve ekledi:

“Suriye’nin istikrarı için çok uzun zamandır çaba gösteriyoruz. Bunlar zorlu ve yoğun çalışılması gereken zamanlar. Bölgesel ülkelerin yeni Suriye’yi zorluk çıkarmayan bir yapı olarak görmesi gerekiyor.”

“Rusya ve İran Esad’ı artık koruyamadı”

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Suriye’de Beşar Esad’ın devrilmesini “iyi haber” olarak yorumladı. Berlin’de bugün yaptığı açıklamada Esad’ın “kendi halkına acımasızca zulmettiğini, sayısız cana kıydığını ve birçoğu Almanya’ya gelen çok sayıda insanın Suriye’den kaçmasına neden olduğunu” belirten Scholz, bu nedenle Esad’ın hakimiyetinin sona ermesinin olumlu karşıladığını vurguladı.

“Şimdi önemli olan Suriye’de kanun ve düzenin hızla yeniden tesis edilmesidir” diyen Scholz, ülkedeki tüm dini toplulukların ve tüm azınlıkların korunması gerektiğine dikkat çekti.

Scholz, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı uyarınca Suriye’deki çatışmaya siyasi bir çözüm bulunmasının mümkün olduğuna inandığının altını çizdi. BM’de 2015 yılında kabul edilen karar, BM gözetiminde bir anayasa hazırlanmasını ve özgür seçimler yapılmasını öngörüyor.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Suriye liderinin düşmesinin ardından “Suriye’de tam olarak ne olacağını söylemenin imkansız” olduğunu dile getirdi. Baerbock sözlerini, “Ancak bir şey açık: Suriye’deki milyonlarca insan için Esad’ın sonu, Esad rejimi tarafından işlenen sonsuz zulümden sonra ilk büyük rahatlama anlamına geliyor” diye sürdürdü.

Suriye’deki iç savaşta yüz binlerce Suriyelinin öldürüldüğüne ve milyonlarcasının da kaçtığına dikkat çeken Baerbock, “Esad kendi halkını öldürdü, işkence etti ve onlara karşı zehirli gaz kullandı. Sonunda bundan sorumlu tutulmalı” ifadelerini kullandı.

Suriye’deki etnik ve dini azınlıkların korunması gerektiğini söyleyen Baerbock, ülkenin diğer radikallerin eline geçmemesi konusunda da uyarıda bulundu. Baerbock, Almanya’nın ABD, İngiltere ve Fransa’nın yanı sıra Suriye’nin komşuları Türkiye ve Ürdün’le yoğun bir koordinasyon içinde olduğunu da vurguladı.

ABD’nin seçilmiş Başkanı Donald Trump da Truth Social adlı platformdan yaptığı açıklamada “Esad gitti. Ülkesinden kaçtı. Onun koruyucusu Vladimir Putin liderliğindeki Rusya ve İran artık artık onu koruyamıyor” dedi. Trump, Rusya’nın Ukrayna ve kötüleşen ekonomisi, İran’ın İsrail’le savaş nedeniyle zayıflamış durumda olduklarını öne sürdü.

ABD’nin bir başka tepkisi de, Savunma Bakanlığı’nın Ortadoğu Sorumlusu Daniel Shapiro’dan geldi. Bahreyn’in başkenti Manama’da düzenlenen bir konferansta konuşan Shapiro, Suriye’de bulunmaya devam edeceklerini belirterek Suriye’deki tüm gruplara sivileri ve özellikle de azınlıkları koruma ve uluslararası normlara saygı gösterme çağrısı yaptı. Suriye’nin kuzeydoğu sınırında yaklaşık 900 ABD askeri bulunuyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da Beşar Esad rejiminin sona ermesini “Barbar devlet sonunda yıkıldı” şeklinde yorumladı. Fransa’nın Ortadoğu’daki herkesin güvenliği için çalışmaya devam edeceğini belirten Macron, “Suriye halkına cesaretleri ve sabırları için saygı duyuyorum, sabırlı olmalarını diliyorum. Bu belirsizlik anında, onlara barış, özgürlük ve birlik diliyorum” dedi.

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani de “Suriye’de yaşanan gelişmeleri endişeyle takip ediyorum. Suriye’deki temsilcilerimizle sürekli temas halindeyim” açıklamasını yaptı.

Katar Devlet Bakanı Muhammed el Hulafi de Suriye’deki süreci ilk günden beri desteklediklerini ve Suriyelilerin Suriye rejimine karşı savaştığını ifade etti. Hulafi, “Bu yolu tamamen destekliyoruz ve Suriye halkının toprak bütünlüğüne bağlıyız” dedi.

Çin Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen açıklamada ise Çinli yetkililerin Suriye’deki gelişmeleri yakından izlediği ve ülkenin kısa sürede istikrara kavuşmasını umduğunu dile getirdi. Bakanlık, “Suriye’deki ilgili tarafları, oradaki Çinli kuruluşların ve personelin güvenliğini sağlamak için sert önlemler almaya çağırıyoruz,” açıklamasında bulundu.

South China Morning Post’a göre, Çin Büyükelçiliği de vatandaşlarının Suriye’den ayrılmalarına yardımcı oluyor. “Şu anda Suriye’deki Çin Büyükelçiliği güçlü bir şekilde varlığını sürdürüyor ve ihtiyaç sahibi Çin vatandaşlarına tam yardım sağlamaya devam edeceğiz.”

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye temsilcisi Geir Pedersen, “Önemli olan, bu durumdan siyasi bir çıkış yolu bulabilmemizdir,” ifadelerini kullandı:

“Bu politik yolun daha önce olduğundan çok farklı olması gerekiyor, herkesi kapsayan bir süreç olması gerekiyor ve gerçekten birlik, istikrar, Suriye’nin egemenliğini ve topraklarını yeniden tesis edebilmesi ihtiyacına odaklandığımız bir süreç lazım. İyileştirilmesi gereken çok yara var.”

İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli, muhaliflerin Suriye’deki ilerleyişinin ülkesi için “kutlama sebebi olmaktan uzak” olduğunu belirterek, işgal altındaki Golan Tepeleri’ndeki Hermon Dağı’nda İsrail’in kontrolünün yenilenmesi ve Suriye ile 1974’teki ateşkes hattı temelinde yeni bir savunma hattının kurulması çağrısında bulundu.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı’nın diplomatik danışmanı Enver Gargaş, devlet dışı aktörlerin siyasi boşluklardan yararlanma fırsatı elde etmemesi gerektiğini söyledi. Gargaş, Bahreyn’in başkenti Bahreyn’de düzenlenen Manama Diyalog güvenlik forumunda yaptığı konuşmada, “Suriye’de yaşananlar aynı zamanda siyasi başarısızlığın ve çatışma ile kaosun yıkıcı doğasının açık bir göstergesidir,” dedi.

Filipinler Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen açıklamada ise, “Filipinler, daha fazla sivil kaybı ve ölümünü önlemek için ilgili tüm tarafları itidal göstermeye ve daha fazla şiddetten kaçınmaya çağırıyor” dendi: “Suriye’deki Filipinlilerimizin durumuyla ilgili endişelerimizi dile getiriyoruz ve gerekli önlemleri almalarını ve Şam’daki Filipinler Büyükelçiliği ile iletişim halinde kalmalarını tavsiye ediyoruz.”

Paylaşın

Türkiye, Rusya Ve İran’dan Doha’da “Suriye” Görüşmesi

Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen 22’nci Doha Forum’u marjında, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye’de gerilimi dindirmek ve soruna siyasi bir çözüm bulmak amacıyla bir araya geldi.

Suriye’de silahlı grupları destekleyen Türkiye ile Suriye yönetimi destekçileri Rusya ve İran arasındaki görüş ayrılıkları ile muhalif grupların sahadaki kazanımlarının devam ediyor olması, soruna hemen bir çözüm bulunmasını zorlaştıran bir durum olarak değerlendiriliyor.

Dışişleri Bakanlığı kaynakları, görüşmeyi yapıcı olarak nitelendirdi. Görüşmede sahadaki durumun ele alındığını aktaran kaynaklar, siyasi sürecin yeniden başlatılmasının önemine değinildiğini belirtti. Görüşmede Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararı uyarınca hareket edilmesi gerektiğinin vurgulandığını ifade eden Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğine destek beyan edildiğini bildirdi.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, üçlü görüşmenin ardından açıklamalarda bulundu. Rusya, Türkiye ve İran Dışişleri Bakanları olarak Suriye’deki silahlı çatışmaların bir an önce sonlandırılması gerektiği konusunda görüş birliğine vardıklarını söyleyen Lavrov, Moskova’nın Suriye’de “meşru muhalefet” olarak tanımladığı gruplarla Esad rejimi arasında diyalog kurulmasından yana olduğunu belirtti.

Silahlı gruplardan Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) ise ismini ne şekilde değiştirirse değiştirsin “terörist” olarak kalacağını ifade eden Lavrov, “terörist grupların” Suriye topraklarını kontrol etmesine izin verilmesinin “kabul edilemez” olduğunu söyledi. Lavrov, Suriye’deki gelişmelerin ne yönde ilerleyebileceğine ve bu ülkedeki Rus askeri üslerine ne olacağına dair soruya ise “tahminler” üzerine konuşmayacağını belirterek yanıt verdi.

Lavrov’la benzer açıklamalarda bulunan İran Dışişleri Bakanı Erakçi de üçlü toplantıda Suriye’deki çatışmaların derhal durdurulması gerektiği konusunda fikir birliğine vardıklarını belirtti. Açıklamaları İran devlet medyası tarafından aktarılan Erakçi, “En önemlisi, Suriye hükümeti ve meşru muhalif gruplar arasındaki siyasi görüşmeleri başlatmak” dedi.

Astana süreci nedir?

Türkiye, Rusya ve İran, Suriye’de barışı konu edinen Astana toplantıları kapsamında Suriye’nin geleceği konusunda üçlü formatta düzenli görüşmeler gerçekleştiriyor.

Astana toplantıları, 2017 yılında Türkiye, Rusya ve İran’ın garantörlüğünde başladı. Süreç, adını ilk toplantıların düzenlendiği Kazakistan’ın başkenti Astana’dan (günümüzde Nur-Sultan olarak da biliniyor) aldı.

Bu zamana kadar toplamda 22 kez düzenlenen toplantılarından sonuncusu ise Suriye’de muhalif militanların yeniden saldırıya geçmesinden iki hafta önce Astana’da düzenlenmişti.

Bakan Fidan, 2 Aralık’ta İranlı mevkidaşı Arakçi ile Ankara’da bir araya gelmiş ve ardından düzenlenen ortak basın toplantısında İran ile koordinasyonu sürdüreceklerine vurgu yapmıştı.

Türkiye: Derin görüş ayrılıkları var

Türkiye, Rusya ve İran’ın son gelişmelere ilişkin derin görüş ayrılıkları dikkat çeken bir duruma işaret ediyor. Türkiye, olayların bu hale gelmesinin nedeni olarak Esad yönetiminin son 5 senede sağlanan çatışmasızlık ortamını muhalefetle uzlaşma sağlamak için kullanmaması ve Ankara’nın ilişkileri normalleştirme çağrılarına yanıt vermemesi olarak görüyor.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 6 Aralık’ta gazetecilerin sorularına yanıt verirken, Esad’a yaptığı çağrılara yanıt alamadığını bir kez daha anımsattı ve Türkiye’nin liderliğini Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) yaptığı saldırıları desteklediğini ima etti.

Erdoğan, “İdlib, Hama, Humus ve hedef tabii Şam. Muhaliflerin bu yürüyüşü devam ediyor. Temennimiz kazasız belasız bir şekilde Suriye’deki bu yürüyüş devam etsin,” ifadelerini kullandı. Ankara’da yapılan değerlendirmelerde, son saldırılar bağlamında Suriye sahasındaki statükonun değiştiği ve yeni bir uzlaşıya varılacaksa bu yeni gerçeklik üzerine inşa edilmesi düşüncesi ön plana çıkıyor.

HTŞ ve diğer muhalif grupların başlattığı sürece müdahil olmadığını, ancak Halkın Savunma Birlikleri’nin (YPG) karmaşadan yararlanıp Türkiye’ye dönük tehdit oluşturmasına izin vermeyeceğini belirten Ankara, önceliğinin Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması kapsamında bir siyasi çözüm olduğunu kaydediyor.

Rusya ise Türkiye’nin süreçteki etkisine vurgu yapıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefon görüşmesinde, Ankara’nın bölgedeki kapasitesine dikkat çekti ve olayların durdurulması çağrısında bulundu.

Rus Dışişleri Bakanı Lavrov ise doğrudan Türkiye’nin rolünden bahsetmek yerine İdlib’te çatışmasızlık bölgesinin oluşmasına yol açan 2019 ve 2020 anlaşmalarını anımsattı ve bu bölgede kontrolün Türkiye’de olduğunu kaydetti.

İran ise sahadaki gelişmelerden ABD ve İsrail yönetimini sorumlu tutuyor ve Türkiye gibi bölge ülkelerine dolaylı uyarıda bulunuyor. İran Dışişleri Bakanı Arakçi, Fidan ile Ankara’da yaptığı görüşmede, Suriye sahasında yaşanan son olayların komşu ülkelerin istikrarını da tehlikeye atacak türde gelişmeler olduğu uyarısında bulundu.

Rusya’ya oranla Esad yönetimine desteğini daha güçlü ifadelerle yansıtan Tahran yönetimi, Şam’a askeri olarak da destekte bulunacağını açıkladı. Suriye’de İran’a bağlı önemli sayıda milis gücü bulunuyor ancak bu grupların sahadaki mevcut çatışmaların seyrini ne kadar değiştirebileceği bilinmiyor.

İran’ın Astana Süreci toplantısında, muhalif grupların geri çekilmesi çağrısında bulunması ve mevcut Suriye yönetiminin egemenliğine saygı duyulması çağrısını yinelemesi bekleniyor.

Lavrov, görüşmede Türkiye ile Rusya arasında geçen yıllarda varılan İdlib anlaşmalarının kesin olarak uygulanması konusunu ele alacaklarını, “Çünkü Halep’i ele geçiren teröristler İdlib çatışmasızlık bölgesinden geldiler,” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Erdoğan: Suriye’de Yeni Bir Gerçeklik Var

Suriye’deki gelişmelere ilişkin konuşan Erdoğan, “Suriye’de artık siyasi ve diplomatik olarak yeni bir gerçeklik vardır. Suriye tüm etnik, mezhebi ve dini unsurlarıyla Suriyelilerindir. Kendi ülkelerinin geleceğine karar verecek olan Suriye halkıdır” dedi ve ekledi:

“Ateşe benzin dökmenin faydası yok. Jeopolitik hesaplar içinde koşmanın Suriye halkına faydası olmaz. Bölücü terör örgütünün selden kütük kapma hevesinde olduğunun farkındayız. Hiçbir hamleye izin vermeyeceğiz. Tüm aktörlerin, kuruluşların Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına destek vermesi tüm bölgemiz için en hayırlısı olacaktır.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Gaziantep 8. Olağan İl Kongresi’nde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan satır başları şu şekilde:

“Evlatlarını istiklali ve vatanı için toprağa veren siz kardeşlerimle bir kez daha bir araya gelmenin bahtiyarlığı içindeyim. 6 Şubat depremlerinden sonra ‘Erdoğan bu enkazın altında kalır’ diyen kifayetsizleri hayalkırıklığına uğratmaya devam ediyoruz. Maddi anlamda Antep’in kayıplarını telafi edecek imkana sahibiz. Söz verdiğimiz gibi en son hak sahibi kardeşimiz yuvasına kavuşana kadar durmadan çalışacağız.

Buradan Türkiye’ye öncülük eden iş insanları çıkar. Buradan tam 13 yıldır Suriyeli muhacirlere kol kanat geren ensarlar çıkar. Antep’in engin yürekli insanlarını içtenlikle tebrik ediyorum. Her birinizi kutluyor, sizlerle gurur duyduğumu bilmenizi istiyorum.

Antep halkı özellikle insanlığımızın sınandığı Suriye krizinde sergilediği vicdanlı duruşu için tebrik ediyorum. 13 yıl boyunca mazlumlara vakarla sahip çıktınız. Kardeşlik hukukunu gözettiniz. Muhalefetin kışkırtmalarına kulak asmadınız. Bu milletin başını yere eğdirmediniz. Tarih Antep’in ve Antepli kardeşlerimin misafirperverliğini yazacaktır.

İnanıyorum ki sizler de bizim gibi sınırımızın hemen ötesinde yaşanan kritik gelişmeleri takip ediyorsunuz. İdlib’deki saldırıların son hadiseleri tetiklediği anlaşılıyor. Türkiye’nin gözlerini kapatması elbette mümkün değildir. Bizim hiçbir ülkenin çakıl taşında dahi gözümüz yoktur. Türkiye olarak bizim temennimiz Suriye’nin 13 yıldır hasretini çektiği huzura, istikrara ve barış ortamına kavuşmasıdır.

Yaklaşık 1 milyon Suriyeli rejimin ve terör örgütünün saldırıları sonucu hayatını kaybetti. 12 milyona yakın Suriyeli evini, yurdunu, topraklarını terk etmek zorunda kaldı. DEAŞ’ından PKK’sına kadar terörün kanlı yüzünü Suriye sahasında gördük.

Türkiye kendisi için istediğini komşuları için de isteyen bir ülkedir. Ekonomik kalkınması, iç barışı, güvenliğiyle nasıl bir Antep görmek istiyorsak Halep için de aynı temennilerde bulunuyoruz. Hatay’ın esenliğine nasıl önem veriyorsak; Hama’nın, Şam’ın, Humus’un aynı güven içinde olmasını istiyoruz. Aramızda sınırlar olabilir ama kaderimiz de kederimiz de ortaktır.

Suriye’de artık siyasi ve diplomatik olarak yeni bir gerçeklik vardır. Suriye tüm etnik, mezhebi ve dini unsurlarıyla Suriyelilerindir. Kendi ülkelerinin geleceğine karar verecek olan Suriye halkıdır. Ateşe benzin dökmenin faydası yok. Jeopolitik hesaplar içinde koşmanın Suriye halkına faydası olmaz. Bölücü terör örgütünün selden kütük kapma hevesinde olduğunun farkındayız. Hiçbir hamleye izin vermeyeceğiz. Tüm aktörlerin, kuruluşların Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına destek vermesi tüm bölgemiz için en hayırlısı olacaktır.

“Şam rejimi Türkiye’nin uzattığı elin kıymetini idrak edemedi”

Suriye toprakları kana ve gözyaşına doymuştur. Suriyeli kardeşlerimiz barışı herkesten fazla hak etmektedir. Türkiye’nin yegane amacı da tüm kesimleriyle Suriye halkının refahı ve esenliğidir. Biz ilk günden beri bunu savunduk. Katliam ve zulümden kaçan kardeşlerimize kapımızı açarken Suriye krizine çözüm bulmak için elimizi uzatırken gayemiz buydu. Ama Şam rejimi Türkiye’nin uzattığı elin kıymetini idrak edemedi.

Türkiye’nin Gazze, Lübnan, Ukrayna ve Suriye’de barışın sağlanması için gösterdiği çabaları tüm dünya çok iyi biliyor. Her uluslararası toplantıda ülkemizin ağırlığına bizzat tanıklık ediyoruz. Ama muhalefete bu gerçeği görmüyor. Ülkemizin güvenliğini ilgilendiren meselelerde dahi hemen istismar siyasetine sarıldıklarını görüyoruz. Sayın Özel’in hükümetimizin Suriye politikasıyla ilgili sarf ettiği sözlerin elle tutulur hiçbir yanı yoktur.”

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan’dan “Suriye” İçin Dörtlü Masa Önerisi

Suriye’deki gelişmelere ilişkin konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Türkiye, İran, Amerika, Rusya’nın bir masada oturup beraberce çalışması gerekiyor ama aynı zamanda Suriye içerisindeki farklı grupların, farklı yapıların da bu sürecin içerisine şöyle ya da böyle katılması gerekiyor” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, haberler.com’a konuştu. Ali Babacan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“ABD’nin mevcut ya da gelecek yönetiminin PYD, YPG gibi derdi olduğunu düşünmüyorum. Onların derdi Ruslar buradalar, Suriye’yi Ruslara bırakmayalım, dengeli varlığımız olsun. İkincisi, İran üzerinden Suriye ve Lübnan’a uzanan Şii hilali etki altındakileri silahlı unsurlarla durduralım, engelleyelim, zorlaştıralım. Üç: Bu işten İsrail’in çıkarı gereği şunu, bunu yapalım. ABD derdi bu. Kendi askerlerinin canını tehlikeye atmadan başka silahlı unsurları kullanarak iş yapıyor Suriye’de. İşine ne geliyorsa onu yapıyor, işine kim geliyorsa onu kullanıyor.

Son bir haftadır olan gelişmeler Suriye rejimini nihayetinde masaya çekebilir. Burada amaç rejimi yıkmak mı, yoksa sıkıştırıp masaya oturtmak mı? Şu anda aslında Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin de vermesi gereken çok önemli bir karar bu. Yani yıkalım bu rejimi, sonrasına bakarız mı? Yoksa rejimi sıkıştırıp, masaya oturtup, nihai bir siyasi çözüm olmasını sağlamak mı? İki tane büyük tercih var. Umarım ki bu iki tercih arasında bizim hükümet yanlış yollara sapmaz.

“Türkiye, İran, Amerika, Rusya’nın bir masada oturup…”

 Türkiye’nin ve İran’ın içinde olduğu ama aynı zamanda maalesef uzaktan ya da yakından gelip Suriye’ye müdahil olan Amerika ve Rusya’yla da mutlaka konuşuyor olmak gerekiyor. Türkiye, İran, Amerika, Rusya’nın bir masada oturup beraberce çalışması gerekiyor ama aynı zamanda Suriye içerisindeki farklı grupların, farklı yapıların da bu sürecin içerisine şöyle ya da böyle katılması gerekiyor.

Bizim görmek istediğimiz Suriye toprak bütünlüğü olan, Suriye’de yaşayan tüm insanların temel hak ve özgürlüklerin yaşandığı, çoğulcu demokrasi ile Suriye halkının yönetime arzularının, iradelerinin yansıdığı bir Suriye. Biliyorsunuz Suriye’de etnik çeşitlilik, farklı dinler, mezhepler var. Bütün çeşitliliğin yansıtıldığı yönetim sistemi olmadı.

Suriye’de azınlığın çoğunluğa tahkim edildiği rejim var. Onların da haklarını gözetecek bir Suriye’yi hedeflemek gerekiyor. Böyle baktığımızda o hedefe ulaşmak için öncelikle iç diyalog sürecine ihtiyaç var. Önce insan dememiz gerekiyor. Yeni bir göç dalgasının, insanlık trajedisinin olmaması gerekiyor. Suriye’nin nihai çözümünde mutlaka doğal kaynakların adil paylaşıldığı bir hedefi de ortaya koymak gerekiyor.”

Paylaşın