Karamollaoğlu: Aç olan insan açtır, rakamları değiştirseniz ne yazar

Haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, “Rakamlarla oynamak, rakamları değiştirmek hiçbir zaman gerçeği değiştirmez. Aç olan insan açtır. Karnını doyuramayan insan, karnını doyuramamıştır. Bir eksiğini gideremeyen, çocuğunun ihtiyacını karşılayamayan insan bunu karşılayamamıştır. Rakamları değiştirseniz ne yazar.” dedi.

Haber Merkezi / Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamolloğlu, haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

SP Lideri Karamollaoğlu, açıklamasında, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın ’84 milyon suçlu’ açıklamasına tepki göstererek, “Evet buna uymayan vatandaşlar varsa bunlar kabahatlidir de uymayan yönetimler, topluluklar ne olacak?” dedi.

Karamollaoğlu, açıklamasının devamında, iktidara ekonomi üzerinden yüklenerek, “Rakamlarla oynamak, rakamları değiştirmek hiçbir zaman gerçeği değiştirmez. Aç olan insan açtır. Karnını doyuramayan insan, karnını doyuramamıştır. Bir eksiğini gideremeyen, çocuğunun ihtiyacını karşılayamayan insan bunu karşılayamamıştır. Rakamları değiştirseniz ne yazar.” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında, iktidara emekli ikramiyesine zam önerisinde bulunan Karamollaoğlu, özetle şunları şöyle;

“Başlangıçta belirttim Ramazan ayı dertlerimizi paylaşma ayıdır. Burada da önümüze ister istemez geçim meselesi önümüze çıkıyor. Toplumun az bir kesimi istisna olmakla beraber toplumun büyük kısmı geçim sıkıntısı çekmektedir. Marketlerde ve pazarlarda yaşanan zamlara baktığımız zaman bu Ramazan kurulan iftar sofralarının bedeli maalesef hepimiz için öncekilerden çok ağır olacak. Israrla bu konunun üzerinde duruyoruz, çünkü biz milletimizin derdini, sıkıntısını açık bir şekilde görüyoruz. Her ne kadar rakamlar aksini iddia etse de durum ortada; milletimiz geçinemiyor. Ramazan bir anlamda tefekkür ayıdır. Umarız iktidardaki arkadaşlarımız da milletimizin durumunu bir tefekkür etme fırsatı bulur bu vesileyle… Bakınız; TÜİK verilerine göre 2021 yılı Şubat ayı işsizlik oranı 0,7 puanlık artışla yüzde 13,4 seviyesinde gerçekleşti. İşsiz sayısı ise bir önceki aya göre 250 bin kişi artarak 4 milyon 236 bin kişi oldu.

İktidar algı için oynadığı rakamlarda bile artan işsizliği gizleyemiyor. Tabi gerçek rakamlar çok daha fecaat bir tablo ortaya koymakta. Ne demek istiyorum? Asıl işsizlik oranı olan, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 28,3’tür. TÜİK bu rakamı geniş tanımlı işsizlik olarak değil, atıl işgücü oranı diye açıklıyor. Bir şeyin nasıl tanımlandığı değil, ne olduğu önemli. Dolayısıyla gerçek işsizlik oranı yüzde 30’lara dayanmış durumdadır. Türkiye’de çalışabilir nüfus olarak bilinen 15 yaş ve üzeri nüfusun işgücüne katılım oranı yüzde 50 seviyesindedir. İLO verilerine göre bu oranın dünya ortalaması yüzde 60’lardadır. İşsizlik rakamlarındaki çarpıklık ve gerçek dışılık işte buradan başlıyor. İşgücüne katılma oranını düşük gösterdiğiniz sürece işsizliği de düşük gösterebiliyorsunuz. Böylece, aslında yüzde 25-30’lar düzeyindeki işsizlik oranını yüzde 10-14 aralığında imiş gibi kamuoyuna sunuluyor. Demem o ki; rakamlar ile oynayabilirsiniz ama gerçekleri değiştiremezsiniz. Millet canının nasıl yandığını biliyor!

Sizlere içinde bulunduğumuz durumun tam manası ile anlaşılabilmesi için iki fotoğraf sunmak istiyorum; birincisi; geçen yıl nisanda 527 milyar lira olan toplam tüketici kredileri yaklaşık bir yıl sonra mart ayında 682 milyar lira olmuştur. İnsanımızın 393,8 milyar lira ihtiyaç kredisi borcu ve 149,6 milyar lira bireysel kredi kartı borcu bulunmaktadır. Milletimiz borç batağına saplanmıştır. İkinci fotoğraf ise; ödediğimiz her 100 liralık vergimizin 16 lira 8 kuruşu faize gitmiştir. 2006-2020 dönemindeki son 15 yılda 5,58 trilyon lira vergi toplayıp 905.2 milyar lira faiz ödemişiz. Bu para milletimizin; emeğinden, cebinden, geleceğinden gidiyor! Sayın Erdoğan’ın da şiirlerini çok güzel bir şekilde okuduğu; ne diyordu Necip Fazıl; Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul, bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.

Bildiğiniz üzere emeklilerimize 2018 yılından bu yana bayramlarda 1000 lira ikramiye verilmektedir. Bu ikramiyeye ne yazık ki enflasyonun hızla arttığı ve paramızın değer kaybettiği 3 yıllık süreç içerisinde herhangi bir zam yapılmamıştır. Biz bu sene Covid-19’un getirdiği sıkıntıları da dikkate alarak emeklilerimize yönelik en az yüzde 50 zamla mümkünse 1550 lira gibi bir rakamla ikramiye verilmesini öneriyoruz. Büyük bir rakam değil emekliler için emin olun böyle bir ikramiye emeklilerimizi tahminlerin ötesinde memnun edecektir. Biz bu teklifimizin iktidar tarafından dikkate alınmasını arzu ediyoruz.

Hal böyleyken iktidar ne yapıyor? Çok değil kısa bir zaman önce yoksulluk diye bir problemimiz yok diyen iktidar, şimdi yoksullara ücretsiz soğan-patates dağıtacağını duyuruyor. Biz bunu memnuniyetle karşıladık. Ama bu bizim plansızlığımızın da ne kadar büyük boyutlarda olduğunu ortaya koydu. Nasıl olacak ki üretimle tüketim birbirini karşılayacak? Soğan patates dağıtımı çok büyük bir iş değil! Darda kalan çiftçimizin de imdadına yetişti tenceresi kaynamayan garibana da çare oldu. Bundan dolayı iktidara teşekkür ederiz ama bilmeliler ki sadece patates soğanla milletimizin ihtiyacı karşılanamaz. Bizim esas sıkıntımız şu; Türkiye’de küçük bir azınlık çok yemekten, israftan, hazımsızlıktan uyuyamazken; büyük bir çoğunluk ise açlıktan, yarın kaygısından, ekmek kavgasından uyuyamıyor. Düşünmeye davet ediyorum, lütfen! Cenab-ı Hakkın size bahşettiği bu nimeti değerlendirin; aklı, fikri, düşünceyi… 19 yıl iktidarda bulunan arkadaşların çıkıp da şimdi meseleleri düzelteceğiz demeleri aslında bir gerçeği itiraf etmektedir.

Ne diyordu Aşık Mahsuni Şerif;

Yoksulun sırtından doyan doyana

Bunu gören yürek nasıl dayana?

Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana

Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?”

 

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: İlk seçimde gideceksiniz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, konuşmasında iktidara yüklenerek, “Bu milleti aldattınız, bununla sizi yüzleştireceğim, üzgünüm. Ya bu ülkeyi seçime kadar adam gibi yöneteceksiniz ya da milletimize sizi öyle anlatacağım ki ilk seçimde bu ülkenin yönetiminden gideceksiniz.” dedi.

Haber Merkezi / İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Konuşmasında iktidara sert sözlerle yüklenen Akşener’in açıklamalarından satır başları şöyle;

“11 kişilik bir listemiz oluyor, teknik ekibimiz oluyor. Bir milletin kürsüsünde derdini anlatan arkadaşımız oluyor. Biz lebalep bu salonu doldurmuyor. Önlemlerimizi alıyoruz ama dün akşam 17.30’dan itibaren müthiş bir kriz yaşandı.

‘Kimse giremez’ denildi. Abiler bana çok kızmış. Üzgünüm rahatsız etmeye devam edeceğim. Anadolu’yu gezmeye devam edeceğim. Bu milleti aldattınız bununla sizi yüzleştireceğim. Yaptığınız her çirkinliği ifşa edeceğim.

Ya milletin emrinde hizmetkar olacaksınız, 5 maaşlarınızı söyleye söyleye milletin karşısına çıkamaz edeceğim ya da milletimize sizi öyle anlatacağım ki, milletimizin iradesiyle bu ülkenin yönetiminden demokrasiyle gideceksiniz. Üzgünüm

Anadolu’yu dolaşmaya devam edeceğim, üzgünüm. Sizin yaptırmadıklarınızı yapmaya gayret edeceğim. Yaptığınız her çirkinliği ifşa edeceğim üzgünüm.

Küçük ortak ve arkadaşlarına söyleyeyim, aranıza girmeye niyetim yok endişelenmeyim. Cumhur İttifakı, et-tırnak asla orada olmam, aranıza girmem merak etmeyin. TBMM’ye insan mı almıyorsunuz, biz milletin sesini duyurmaya gayret ederiz.

Bu milleti aldattınız, bununla sizi yüzleştireceğim, üzgünüm. Ya bu ülkeyi seçime kadar adam gibi yöneteceksiniz ya da milletimize sizi öyle anlatacağım ki ilk seçimde bu ülkenin yönetiminden gideceksiniz.

Salgının başından beri iktidarı defalarca uyardık, neler yapılması gerektiğini gün gün anlattık.

Bilim insanlarına kulak verin, milletimizin canı yanmasın dedik. Üç hafta tam kapanma için gecikmeyin dedik.

Aşı tedariğini ciddiye alıp, getirin dedik. Dar gelirli vatandaşlarımızı, öğretmenlerimizi öncelikli olarak aşılayın dedik.

Sağlık ordumuz yoruldu, yüklerini hafifletin dedik. Esnek mesai uygulamasına acilen dönün dedik. Ekonomik destek paketleri önerdik. Kaynaklarını gösterdik.

Bir kulaklarından girdi, birinden çıktı. Onlar lebaleb kongreler yapıp, virüse davetiye çağırdılar.

Türkiye dünyada en çok vaka görülen birinci ülke oldu. Biz bu tabloyu hak etmedik. Sağlık ordumuzun uyarısını dinlemeyenler, Türkiye’yi maalesef bu tablo ile baş başa bıraktı.

Büyük bir beceriksizliğin sonucudur. Bilim Kurulu’na sizi susturuyorlarsa istifa edin demiştim. Pazartesi yine toplanıldı. Bilim Kurulu’nun çözümü bir tavsiye muamelesi gördü. 24 saat daha heba edildi.

Sayın Erdoğan inceleyip, karar verecekmiş. Hangi bilgi, birikimle belli değil… Sen doktor musun? Sen enfeksiyon uzmanı mısın?

Böyle ciddiyetsizlik olmaz böyle devlet yönetilmez yazıktır günahtır aylardır acilen üç haftalık tam kapanmaya geçin diyoruz esnafımızı çalışanlarımızı koruyacak önlemleri alın ülkemizi üç haftalık bir kapanmayla rahatladın diyoruz bilim bunu söylüyor. İşin uzmanları bunu söylüyor sen hala kafana göre takılıyor Sayın Erdoğan ülkeler birer birer Türkiye uçuşları durduruyor.

Türkiye’nin en önemli gelir kaynağı olan turizm sezonu yaklaşırken milyonlarca çalışanın ekmeğiyle oynadın mutlu musun vatandaşlarımız hastanelerde yatak bulamıyor mutlu musun? Milletimiz aşı beklerken Libya’ya 150.000 aşı gönderip caka satmaya utanmıyor musun hiç mi Allah’tan korkmuyorsun yazıklar olsun!

Hadi bizi duymamazlıktan geliyorsun onu anladı ama Türk Tabipler Birliği çıktı ‘üçüncü ve en yüksek zirvedeyiz’ dedi onu da mı duymadınız… İstanbul Tabipler Odası ‘hastaneler doldu hastalar sıra bekliyor’ dedi onu da mı duymadınız.

Ankara Tabipler Odası seslendi ’12 saat sedyede bekleyen hastalarımız var’ dedi onu da mı duymadınız. Adana ‘bir yılın sonunda başa döndük tam kapanma şart’ dedi onu da mı duymadınız.

Bursa ‘sözün bittiği yerdeyiz durum tespiti işe yaramaz’ dedi onu da mı duymadınız. Giresun ‘vakalar pik yaptığı görmüyorlar mı’ diye sordu, Diyarbakır ‘vakalar 6-7 kat arttı bu yükü taşıyamayız’ dedi, Samsun ‘tükenme noktasındayız’ dedi onları da mı duymadınız.

Duymadınız, merak etmediniz umurunuzda bile olmadı çünkü milletimiz canı ile uğraşırken siz başka hesapların başka planların peşindeydiniz. Şimdi de çıkıp utanmadan salgının bu noktaya ulaşmasından 84 milyon hepimiz sorumluyuz diyerek suçu milletin üzerine atmaya çalışıyorsunuz.

Kurallara uymayanları önlem almayanları ayrı tutuyorum ama hayır bu tablonun sorumlusu milletimiz değil bu tablonun sorumlusu salgını yönetemeyen aşıyı getiremeyen milleti yokluğa mahkum eden sizsiniz. Bu kadar basit.

Yetti arkadaş ayıptır günahtır. Bırakın da millet biraz nefes alsın. Bir kere de milletimizin yüzünü nasıl güldürürüz onu konuşalım.

Nasıl öldüğümüzü değil nasıl ölmeyeceğiz onu konuşalım. Ama maalesef konuşamazlar, çünkü korkuyorlar, o saray sefalarını kaybetmekten, altlarındaki arabaları kaybetmekten, beş farklı yerden aldıkları maaşlar kesilir diye korkuyorlar.

Öyle korkuyorlar ki artık AK Partili belediye çalışanları bile bize duyduğu derin kıskançlıkla tanıdığımız Almanya’ya iltica ediyor. Malatya Yeşilyurt Belediyesi’nin AKP’li başkanının 42 kişilik grubu Almanya’ya eğitim için yollamış. 2 kişi hariç 40 kişi giden o gidiş.

Birkaç belediyede daha aynı şey olduğu söyleniyor. Sayın Erdoğan’ın yönettiği Türkiye’den ardına bakmadan kaçıyor. Zamanında Sovyetler’den kaçan devlet görevlileri gibi. Filmlerini izlerdik hatırlıyor musunuz? Herhalde Türkiye’de de bu kaçışların filmleri daha sonra yapılacaktır. İşte Erdoğan’ın Türkiye’yi düşürdüğü durum. Güler misin ağlar mısın!

Aylardır patatesler soğanlar depolarda çürüyor diyoruz. İktidardan çıt yok. Millet İttifakı belediyeleri patatesleri satın alıp ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza dağıttı.

Bunu gören Tarım Bakanlığımız nihayet harekete geçti. Sıkıntı sadece patates, soğanla sınırlı değil. Elma üreticilerinin de sıkıntısı var. İktidardan beklentileri açık.

Sadece kilo başına 30 kuruş destek istiyorlar. Buradan iktidara seslenmek istiyorum. Millet İttifakı belediyelerini beklemeyin, geç de olsa attığınız adımı elma üreticileri için de atın.

Sayın Erdoğan ve damadının el birliği ile zora soktuğu Türkiye ekonomisi, pandemi ile birlikte daha da zorluklarla karşı karşıya. Merkez Bankası’nın rezervlerini buharlaştıran beceriksizlik nereden, nasıl para bulurum diye çırpınıyor.

Turizm tek başında dış ticaret açığımızı kapatacak potansiyele sahip. Turizm, Türkiye’nin birinci derece öneme sahip sektörlerinden biri. Devletin kaynaklarından öncelikli olarak faydalandırılması demektir. Turizm ihmal edilmemelidir. Aşılama yapılacaksa, sektör çalışanları önceliklendirilmelidir.

Bugün turizm başlıklı, üçüncü grup konuşmamdır. Önlemlerinizi alın, Türk Turizmi bu sezonu kaçırırsa bedeli ağır olur diyoruz.

Avrupa’da asgari ücretle çalışan biri, Türkiye’de 5 yıldızlı otelde 15 gün tatil yapabiliyor. Ekonomi dehası damat ve kayınpederi sağ olsun, Türkiye’de tatil yapmak hiç bu kadar ucuz olmamıştı. Buna rağmen Türkiye’nin dünya turizminden aldığı pay değişmiyorsa bu düpedüz başarısızlıktır.

Ülkenizde demokrasi yoksa, turizm de olmaz. Ülkenizde adalet yoksa, turizm de olmaz. Ülkenizde huzur yoksa, turizm de olmaz. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıp Türkiye’yi dünya aleme rezil ederseniz, turizm de rezil olur.

Paylaşın

Yıldırım Akbulut hayatını kaybetti, Akbulut kimdir?

Yıldırım Akbulut, tedavi gördüğü Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 86 yaşında hayatını kaybetti. Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Üyesi olan Akbulut, geçen yılın Kasım ayında kalp rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırılmıştı.

Haber Merkezi / Eski Başbakan ve TBMM Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Üyesi Yıldırım Akbulut, tedavi gördüğü Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 86 yaşında yaşamını yitirdi.

Türk avukat, siyasetçi ve 20. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olan Yıldırım Akbulut, Başbakanlık ve Anavatan Partisi Genel Başkanlığı görevini 1989–1991 yılları arasında sürdürmüştü. Akbulut, 1987–1989 ve 1999–2000 yılları arasında ise Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı görevini üstlenmişti.

Yıldırım Akbulut kimdir?

Yıldırım Akbulut, 15 Kasım 1935 tarihinde Erzincan’da doğdu. Babasının PTT memuru olması nedeniyle ilkokulu Eskişehir’de, ortaokulu Samsun’da, liseyi ise Erzican’da okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi ve serbest avukatlık yaptı.

Akbulut, Adalet Partisi Erzincan il başkanlığı yaptı. Mayıs 1983 tarihinde Anavatan Partisinin (ANAP) kurucuları arasında yer aldı ve ilk defa 1983 Türkiye genel seçimlerinde ANAP Erzincan milletvekili olarak meclise girdi. 26 Ekim 1984 – 6 Eylül 1987 tarihleri arasında Turgut Özal tarafından kurulan 45. Türkiye Hükûmeti’nde İçişleri Bakanı olarak yer aldı. 1987 Türkiye genel seçimleri’nde tekrar ANAP Erzincan milletvekili olarak meclise girdi ve 1987 yılında yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı seçiminin üçüncü turunda 431 üyeden 250’sinin oyuyla TBMM Başkanı seçildi ve bu görevini 9 Kasım 1989 tarihine kadar sürdürdü.

Turgut Özal’ın 1989 Türkiye cumhurbaşkanlığı seçiminde Cumhurbaşkanı olarak seçilmesinin ardından aynı yıl Akbulut başkanlığında 47. Türkiye Hükûmeti kuruldu. 17 Kasım 1989’daki ANAP I. Olağanüstü Kongresi Turgut Özal’dan boşalan genel başkanlığa Akbulut’u getirdi. 15 Haziran 1991 tarihinde gerçekleştirilen ANAP Kongresi’nde Mesut Yılmaz’a karşı yenilerek genel başkanlık ve başbakanlıktan ayrıldı.

1992 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın istemiyle 17 arkadaşıyla birlikte ANAP’tan istifa etti, ancak bir süre sonra partiye döndü.

18 Nisan 1999 seçimlerinin ardından mayıs ayında yapılan TBMM Başkanlığı seçimlerini kazanıp 2000 yılına kadar TBMM Başkanlığı’nı sürdürdü. 2000 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday oldu ancak adaylığını 2. turun ardından geri çekti. 2002’de ANAP’tan istifa eden Akbulut, aynı yıl yapılan genel seçimlerde Doğru Yol Partisi’nden (DYP) İstanbul milletvekili adayı oldu, ancak DYP’nin barajı geçememesi nedeniyle seçilemedi.

Anayasa Mahkemesi eski üyelerinden Samia Akbulut’la (d. 1939) evli olan Akbulut 3 kız çocuğu babasıydı. 17., 18., 19. Dönem Erzincan ve 21. Dönem Ankara milletvekili oldu. Turgut Özal Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı olan Akbulut aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesiydi.

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Buldan: Saray’ın kepenk kapatacağı günler yakın!

HDP Eş Genel Başkanı Buldan, partisinin TBMM’deki Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “Cumhurbaşkanlığı Gidiş Sistemi” artık yolcudur değerli arkadaşlar! Halk bunların biletini çoktan kesmiştir. Saray’ın kepenk kapatacağı günler yakındır! Yazar kasa yok diye boş yere sevinmesinler. Sandıklar halkın elindedir, halk da dört gözle o günleri beklemektedir.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin TBMM’deki Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Buldan, konuşmasında, “Bu zorlu yolculukta tüm baskı ve engellemelere rağmen bir milim dahi geri atmadan Türkiye’yi karanlıktan kurtarmanın sözünü bir kez daha verdik. Toplumu faşizm karanlığıyla boğmaya çalışanların karşısında HDP programıyla, ilkeleriyle, özgür ve eşit yaşam fikriyatıyla, örgütlü gücüyle halklara çaresiz ve alternatifsiz olmadığını, değişimin her zaman mümkün olduğunu gösteren aydınlık bir yoldur. Demokratik bir alternatiftir” dedi.

Konuşmasında ‘ittifak’ iddialarına da yanıt veren Buldan, ”HDP’ye yeterince tanımayanlar ve tanımak istemeyenler üçüncü yol dediğimizde seçim ittifakı olarak anlamlandırmaktadır.  HDP’nin gündeminde bir seçim ittifakı şu an itibariyle yoktur” ifadelerini kullandı.

Konuşmasının devamında “”Cumhurbaşkanlığı Gidiş Sistemi” artık yolcudur değerli arkadaşlar! Halk bunların biletini çoktan kesmiştir. Saray’ın kepenk kapatacağı günler yakındır! Yazar kasa yok diye boş yere sevinmesinler. Sandıklar halkın elindedir, halk da dört gözle o günleri beklemektedir.” diyen Buldan’ın açıklamalarından satırbaşları şöyle;

“Bu amaçla tüm toplumsal ve siyasal muhalif kesimler; emek, barış ve demokrasi güçleri, aydınlar, sanatçılar, demokrat ve vicdan sahibi yurttaşlarla beraber yürüyor, üretiyor ve birlikte direniyoruz. Üçüncü yol; egemen sömürücü güçlerin dışında kalan demokratik kamuoyunun kendisidir. Ezilenlerin tümüdür. Klasik bir muhalefet tarzını benimsemez. Kısa vadeli düşünmez, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde ilkelerini korur, politikasını esnetir ve son seçimlerde olduğu gibi etkisi tarihi olur. Üçüncü yol, halkları, ezilenleri, demokrasiyi temsil eden, devleti demokrasiye duyarlı kılan, gençlik ve kadın mücadelesini içine alan, ekolojik olan devrimci demokrat bir duruş çizgisidir.

HDP olarak kim halkların kardeşliğinden, birlikte yaşamından yana ise onlarla stratejik ittifak halinde olmak bizim için önemlidir. Türkiye’ye dönük stratejik duruşumuz özetle budur. Bu inanç ve kararlılıkla direniyor, Türkiye halklarının demokratik geleceğinde inisiyatif alıyoruz. Demokratik yaşamı kurma yolunda hep birlikte mücadelemizi yükseltiyoruz. Bu zorlu süreçten daha da güçlenerek ve büyüyerek çıkacağımızdan hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır. HDP’ye yüzünü dönen herkes, aydınlığı ve güzel günleri görür. Yeni yaşamı görür. Özgürlüğe açılan projeyi görür. HDP’ye bakan, 7 Haziran’ın, 31 Mart’ın, 24 Haziran’ın büyük başarılarını görür. Buradan cesaret alır ve geleceğe umutla bakar. Evet, bu dönem biz muhalefetteyiz. Ama bilinmeli ki, ilk seçimde HDP sorumluluk alacak ve bu ülkenin yönetiminde mutlaka olacaktır. HDP’nin fikriyatı ülke yönetiminde mutlaka yaşam bulacaktır. Halklarımızın demokrasi rüyası mutlaka gerçekleşecektir.

Bir yanda yönetim krizi, diğer yanda ise ekonomik, toplumsal ve salgın krizi halkı canından bezdirmeye devam etmektedir. Bitmek bilmeyen seri krizler nedeniyle ülke tam bir çöküşü yaşamaktadır. Tek adam yönetimine geçiş olan 16 Nisan referandumunun 4’üncü yılındayız. Bu dört yıl içinde yapılanları yaşananları hep birlikte gördük. Bir kez daha hatırlatmakta fayda var. AKP-MHP ittifakı, referanduma giderken ülkeyi şöyle uçuracağız, böyle zenginleştireceğiz, işsizliği bitireceğiz, demokratik standartları yükselteceğiz diyerek Türkiye toplumuna büyük sözler verdiler, büyük vaatlerde bulundular. Aslında hayal sattılar. Kendi ikbal ve çıkarlarını halkın, ülkenin çıkarı gibi göstererek, halkı yanılttılar ve halka onlarca kez yüzlerce kez yalan söylediler. Tek adam yönetimine geçer geçmez, kırıntı düzeyindeki demokrasiyi dahi ortadan kaldırdılar.

“Türkiye bugün açık cezaevi halini yaşamaktadır”

Parlamentoyu halkın egemenliğinden çıkartıp sarayın egemenliği altına soktular. Hukuku lağvettiler, adalet saraylarını kelepçe saraylarına çevirdiler. Fabrikalar yerine yeni cezaevleri inşa ettiler. Yetmedi, Türkiye’nin 780 bin kilometrekarelik her bir alanını aslında açık cezaevine çevirdiler. Türkiye bugün açık cezaevi halini yaşamaktadır. Türkiye, Avrupa Konseyi’ne üye 47 ülke içerisinde en fazla tutuklu ve hükümlü oranına sahip bir ülke haline geldi. AKP MHP ortaklığı ile birlikte. Tabii ki bu sonuç şaşırtıcı değildir.

İmralı’da sürdürülen ağırlaştırılmış tecrit, hukuktan çıkışın, hukuksuzluk ve adaletsizlik rejimini yönetim biçimi haline getirme çabalarının bir sonucudur. Bu hukuksuzluğun devamı olarak kayyım darbesiyle seçme ve seçilme özgürlüğünü de ortadan kaldırdılar. Buna da tanıklık ettik. Ülke ekonomisini sarayın paralel ekonomisine dönüştürüp, kendilerini ve yandaşlarını kalkındırdılar.

Bir yanda haksız zenginlik içinde ihya olan Saray yandaşlarının Türkiye’sini, diğer yanda yani Kürşatlar’ın ülkesini yaratmaya çalışanlar ise yoksulların, işsizlerin, kepenk kapatan esnafların, şiddet gören kadınların, umutsuz gençlerin sefalet Türkiye’sini yarattılar. İşte bu nedenle tek adam yönetimi bir kriz ve çöküş sistemidir. Bu sistem adaletsizlik sitemidir, haksız zenginleşme ve rant sistemidir. Liyakatsızlık, yolsuzluk ve talan sistemidir.  Her gün adaletsizlik üreten bu vicdansız yönetim anlayışı 5 yıldır bu ülkeye neredeyse 50 yıllık zarar vermiştir. Dün patates dağıtmaya başladılar. İnsanların patates dahi alamayacak duruma getirilmesinin bir itirafıdır bu. İktidar ve yandaşları kasalarla, tonlarla götürürken, halkın payına ise sadece gramla hayata tutunmak kalmıştır. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle 12 kamu arazisi daha satışa çıkarıldı. Çünkü bunlar doymak bilmiyorlar. Bunların sistemi aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı emlak sistemidir. Sarayları, adeta kamu arazisi satış ofisi gibi çalışmaktadır.

“Cesaretiniz varsa buyurun Saray’a haciz gönderin”

Merkez bankasının 128 milyar doları ortada yok. Kaç gündür kamuoyu bunun peşinde soruyor soruşturuyor. 128 milyar doların nerede olduğunu haklı olarak araştırmaya başlıyorlar. Cevap veremiyorlar. Çünkü veremiyorlar. Aslında biz cevabı biliyoruz. Merkez Bankasının yedek anahtarı kimdeyse paralar ondadır diyoruz. Fazla söze gerek yoktur. Hırsız evin içindeyse kilit işe yaramaz. Vatandaşın üç kuruşluk borcu için kapısına haciz gönderirler, traktörüne, malına el koyarlar, ümüğüne çökerler. Ama 128 milyar dolar buharlaştırıldığında devlet kurumlarının, yargının gıkı dahi çıkmaz. Cesaretiniz varsa buyurun Saray’a haciz gönderin. Eğer bu ülkede vicdanlı hakim ve savcılar varsa 128 milyar doların hesabını halka vermek zorundadır.

19 yıl önce iktidara geldiklerinde sahip oldukları mal varlığıyla bugün kasalarında istifledikleri devasa zenginlik arasındaki fark işte yoksullaşmanın ve çöküşün temel nedenidir. ‘Umudum kalmadı’ diyerek çaresizlikten hayatına son veren her bir insanımızın faili haksız zenginleşen bu iktidar ve şürekâsıdır. Geleceğe umutla bakamayan, aylarca iş arayıp bulamayan, cebinde parası olmadığı için evine ancak çocukları uyuduktan sonra gidebilen insanların hayatını karartan bu iktidardır. İntiharlar bir sosyal cinayettir. İşsizlik, yoksulluk ve açlık sosyal bir ölümdür. Yüz binlerce kamu çalışanının KHK’yle işten atılması sosyal ölümdür. Son bir yılda 177 bin işçi kod 29’la işten çıkartıldı. Aileleriyle birlikte 1 milyon insanı açlığa mahkûm ettiler. İnsanların işiyle, ekmeğiyle, rızkıyla oynamak zulümlerin en büyüğüdür.

Halk, tüm bu zulümlerin hesabını sandıkta öyle bir soracak ki, bunların felekleri şaşacak, felekleri. Seçim sandıkları kurulduğunda, işsizliğin de, yoksulluğun da, yolsuzluğun da, adaletsizliğin de, haksız zenginleşmenin de hesabını halkımız bir bir sizlerden sandık başında soracaktır. O hesap günü de çok yakındır, yaklaşmaktadır. Sandıktan daha fazla kaçamayacaklar.  Bakmayın siz bunların korku salmasına, güç gösterisi yapmasına ve her gün yalan vaatler uydurmalarına. Aslında iktidarlarının son dönemlerini yaşadıklarının fakındalar. ‘Cumhurbaşkanlığı Gidiş Sistemi’ artık yolcudur değerli arkadaşlar. Halk bunların biletini çoktan kesmiştir. Sarayın kepenk kapatacağı günler yakındır. Yazar kasa yok diye boş yere sevinmesinler.

Bu iktidarın gerçek yüzü bir yıllık pandemi sürecinde daha net olarak görülmüştür. Pandemi, iktidarın yüzündeki maskeyi de aslında indirmiştir. Ortada yönetilemeyen bir salgın krizi, iktidar açısından büyük bir başarısızlık haritası vardır. Bu gerçeğin üzerine asla yalan rakamlarla örtemezler! Başından bu yana bu süreci şeffaf yürütmediler, yürütmediler. Hekimleri, sağlık meslek örgütlerini, bilim insanlarını dikkate almadılar. Bildiklerini okudular! Sorumluluğu da şu an itibariyle vatandaşa yüklediler! Salgını, tehdidin boyutuna göre değil, AKP’nin ekonomik siyasi gündemine göre yönetmeye çalıştılar. Halk sağlığını değil, iktidarlarının bekasını öncelikli tuttular. Sonuç ne oldu? Günlük vaka sayıları 60 bini geçti, günlük ölümler ise 300’ün üzerinde. Ki bu rakamların gerçeği yansıtmadığı da ortadadır. Vakalar bunun çok daha üstündedir.

İstanbul Sözleşmesinden çıkıldığı günden bu yana şiddetin katlanarak arttığını görüyoruz. Sadece çekilme kararından sonra 12 bine yakın şiddet olayının yaşandığını basından gördük ve takip ettik. Polisler şiddete uğrayan kadınların başvurularını almamakta, mahkemeler koruma kararları vermemektedir. Kamu görevlileri bu durumu ‘artık işler değişti, çünkü Sözleşme feshedildi eskiye dönüldü’ diyerek gerekçelendirmeye çalışmaktadır. Şiddet mağdurlarını geri çeviren kamu görevlileri, bu cesareti sözleşmenin feshedilmesinden almaktadır.

Yine geçen hafta Diyarbakır’da Roza Kadın Derneğine baskın yapıldı. Kadınlar gözaltına alındı, 8’i tutuklandı. Kadın düşmanları, İstanbul sözleşmesinin feshedilmesinden sonra kadınlara karşı her yerde saldırı dalgası, sürek avı başlatmış durumdadır. Devletin kadınlara dönük gözaltı tutuklama operasyonlarıyla, sokaklardaki erkek şiddeti kadınları eş zamanlı olarak hedef almaktadır. Tam bir işbirliği ve ittifak söz konusudur. Bunun önünü açan ise AKP-MHP’nin kadın düşmanı politikasıdır ve anlayışlarıdır. Fesih kararı Anayasaya aykırı olduğu için HDP olarak geçtiğimiz hafta Danıştay’a başvurduk ve bu hukuksuz kararın biran önce iptal etmesini istedik.

“Türkiye’ye demokrasiyi kazandıracağız”

Ne özgürlüklerimizden, ne yaşam hakkımızdan, ne de anayasal haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Ne elektronik kelepçeleriniz, ne rehin politikalarınız kadınlara geri adım attıramayacaktır. Kadınlar daha fazla örgütlenerek ve mücadele ederek kazanımlarına güçlü bir biçimde sahip çıkacaktır. Bir yandan şiddetle mücadele ederken aynı zamanda kadın yoksulluğuna karşı da bir mücadele içerisindeyiz. Hepinizin bildiği gibi HDP Kadın Meclisi olarak 10 Şubat’ta ‘Kadınlar İçin Adalet’ kampanyamızı başlatmıştık. Kampanyamızın ikinci ayağı olan ‘Kadın Yoksulluğuyla Mücadele’ için de startımızı 5 Nisan’da İstanbul’da verdik. Bugün de Kadın Meclisimiz İzmir’de çalışan kadınlarla birliktedir. Farklı bölgelerde, farklı heyet ve kişilerle; gidebildiğimiz bütün işyerlerine, tarlalara, fabrikalara, atölyelere, evlere gidecek, kadınları tek tek dinleyeceğiz. Bu yaratılan yoksulluktan etkilenen bütün kadınların diyeceklerini evlerden, sokaklardan, fabrikalardan, tarlalardan Meclis’e taşıyacağız.”

Kadın düşmanlarına bu sevinci asla yaşatmayacağız. HDP kadınların güvencesidir. HDP, kadınların ortak mücadele buluşmasıdır. HDP kadınların ittifakıdır. Ve bu ittifak mutlaka ama mutlaka kazanacaktır. Demokrasi bizimdir, adalet bizimdir, hukuk bizimdir, barış ve özgürlükler bizimdir. Alınterimiz, emeğimiz bizimdir. Yaşam bizimdir! Bizim olanı mutlaka ama mutlaka alacağız, kazanacağız ve tüm Türkiye’ye demokrasiyi kazandıracağız.”

Paylaşın

CHP’li Ağbaba: Yurttaşlar Ramazan sofrası kuramıyor

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, yaptığı yazılı basın açıklamasında, “Erdoğan’ın lebalep doldurduğu kongreler sayesinde, asgari ücretliler ve günlük 50 TL ile geçinmeye çalışan aileler bu yıl ramazanda açlığa terk edilmiş durumda.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgını ile birlikte ortaya çıkan ekonomik krize ilişkin yazılı bir basın açıklaması yaptı. Yurttaşların Ramazan sofrası kuramadığı belirtilen açıklama şöyle;

“Pandemi krizi ile birlikte ortaya çıkan ekonomik kriz en çok dar gelirli yurttaşın sofrasını vurmaya devam ediyor. Ekonomik krizin etkisi şaibeli TÜİK verilerinde dahi gizlenemiyor. Artan gıda fiyatları bu yılda yurttaşın ramazan sofrasında ki lokmaları azaltmaya devam ediyor.

Türkiye yüzde 16,19’luk enflasyon oranında Avrupa Ülkeleri arasında 1. Sıradayken, G-20 ülkeleri arasında ise yüksek enflasyonda Arjantin’den sonra 2. Sırada yer alıyor. Dünya’da 30’dan fazla ülkede yıllık enflasyon sıfır ya da sıfırın altında; 50 ülkede yıllık enflasyon yüzde 1’in altında yer alıyor.

Yani bir başka deyişle dünya genelinde 89 ülke, Türkiye’de aylık olarak enflasyonda yaşanan artıştan daha düşük yıllık enflasyona sahip. Erdoğan’ı ramazanda milyonlarca emekçiye verdiği 2,30 TL’lik zam sadece 2 adet daha fazla yumurta almaya yetebiliyor.

Erdoğan ramazan ayında yeni kısıtlamaları açıklarken virüsün yayılma hızından sanki kendisi sorumlu değilmiş gibi faturayı yine çalışanlara kesmişti. Erdoğan’ın fedakârlık istediği yurttaşlar ise ramazan ayında açlığa terk edildi. Sadece geçtiğimiz Mart ayında bugüne;

Yumurtaya yüzde 63, Tavuğa yüzde 44, Ay çiçek yağına yüzde 59, Mercimeğe yüzde 44, domates ve ekmeğe ise en az yüzde 20 oranında zam geldi. Artan zamlar karşısında Erdoğan ise 2,30 Kuruşluk zam ile günlük 50 TL aylık 1500 TL ücretsiz izin desteğini ise müjde olarak sundu.

Asgari ücret 2021 yılında yüzde 21,56 artarak 2825 TL olması alım gücündeki azalışı engelleyemedi. Geçtiğimiz yıl 2324 TL ile asgari ücret ile 4 bin 742 adet yumurta alınabiliyorken, asgari ücretin 2825 TL’ye çıkmasına rağmen yumurtadaki alım gücü 1211 adet daha düştü.

Asgari ücretteki artışa rağmen alım gücü pirinçte 15 kg, unda 10 Kg, Mercimekte ise 47 kg azaldı. Erdoğan’ın lebalep doldurduğu kongreler sayesinde, asgari ücretliler ve günlük 50 TL ile geçinmeye çalışan aileler bu yıl ramazanda açlığa terk edilmiş durumda.”

Paylaşın

İçişleri Bakanlığı’ndan ‘ramazan ayı tedbirleri’ genelgesi

Yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgını hayatı her alanda olumsuz etkilemeye devam ediyor… İçişleri Bakanlığı tarafından 81 il valiliğine gönderilen ‘ramazan ayı tedbirleri’ konulu genelgeye göre, kalabalık grupları bir araya getiren her türlü etkinliğe ve iftar çadırlarına müsaade edilmeyecek.

Haber Merkezi / İçişleri Bakanlığı, 81 il valiliğine ‘ramazan ayı tedbirleri’ konulu genelge gönderdi. Genelgede, mübarek Ramazan ayında, öteden beri uygulanması nedeniyle geleneksel hale gelen bazı davranış, etkinlik ve uygulamalar toplumsal hareketliliği artırdığından salgınla mücadele ve toplum sağlığı açısından risk oluşturacağı belirtildi.

Bu çerçevede, 12 Nisan 2021 Pazartesi günü kılınacak ilk teravihle beraber idrak edilecek mübarek Ramazan ayında alınacak tedbirler şu şekilde sıralandı:

1. Vatandaşlarımızın toplu katılım gösterdiği iftar, sahur gibi kalabalık grupları bir araya getiren her türlü etkinliğe ve iftar çadırlarına müsaade edilmeyecek. Bu noktada son dönemlerde salgının yayılımında ev içi bulaşma oranının yüksekliği hususu da göz önünde bulundurularak vatandaşlarımızın iftar veya sahurlarda misafir kabul etmemeleri konusunda farkındalıklarını artıracak faaliyetler ve duyurulara önem verilecek.

2. Diyanet İşleri Başkanlığının duyurusuna uygun şekilde geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da teravih namazlarının evde kılınmasına devam edilecek. Öte yandan salgının oluşturduğu riskin artırılmaması açısından teravih namazı nedeniyle evler başta olmak üzere çeşitli yerlerde bir araya gelinmemesi gerektiği konusu vatandaşlarımıza sık sık duyurulacak.

3. Ramazan pidesi ve ekmek satışı ile ilgili olarak; Ramazan ayı süresince iftar saati ve hemen öncesinde oluşabilecek pide kuyrukları ve yoğunluğun oluşturacağı riskin önlenmesi amacıyla fırınlardaki özel sipariş üretimi de dahil pide ve ekmek üretimi iftardan 1 saat önce sonlandırılacak ve iftar saatine kadar sadece satış yapılabilecek. İftardan sonra fırınlarda üretim, satış ve diğer hazırlık işlemlerine devam edilebilecek.

4. Ramazan ayının huzur ve güven ortamında geçmesi için her il kendi dinamiklerini değerlendirecek ve bu süreç içerisinde oluşması muhtemel yoğunluklar göz önünde bulundurularak il genelinde gerekli önlemler alınacak.

5. Ramazan ayı ile birlikte türbe ziyaretlerinde yaşanabilecek artış ve bu şekilde oluşabilecek kalabalıkların oluşturacağı riske karşı yetkili birimlerce fiziki mesafe kurallarının eksiksiz uygulanması başta olmak üzere gerekli önlemlerin alınması sağlanacak.

6. İftar vakitlerinin öncesinde oluşabilecek trafik yoğunluğu dikkate alınarak iftar saatinin en az 3 saat öncesinden itibaren belediyeler ile gerekli koordinasyon sağlanarak toplu taşımada kullanılan araç ve sefer sayılarının artırılması sağlanacak.

7. Ramazan ayı boyunca yoğunlaşan mezarlık ziyaretlerinin kontrollü olarak yapılabilmesi için mezarlıklara giriş ve çıkışlar ayrı olarak planlanacak, fiziki mesafe kuralı ve maske kullanımına ilişkin kontrollere ağırlık verilecek.

8. Ramazan ayı öncesinde/süresince alışveriş yoğunluğunun artabileceği göz önünde bulundurularak başta market ve pazar yerleri olmak üzere kalabalıkların oluşabileceği alanlarda fiziki mesafe koşullarının korunmasına yönelik her türlü tedbir alınacak. Bu kapsamda daha önce illere gönderilen genelgelerde belirtildiği üzere her AVM ve semt pazarı için aynı anda kabul edilebilecek müşteri sayısının İl/İlçe Umumi Hıfzıssıhha Kurulları kararı ile ayrı ayrı belirlenmesine ve denetimlerin buna göre gerçekleştirilmesine devam edilecek.

9. Ramazan ayını fırsat bilerek fahiş fiyat uygulaması yapan firma/işletmelere yönelik denetimler arttırılacak ve aykırı durumlarla karşılaşılması halinde gerekli adli/idari işlemler ivedilikle yapılacak.

10. İçerisinde barındırdığı şefkat ve merhamet duygularıyla birlikte bir sosyal sorumluluk ayı da olan Ramazan ayında Vali ve Kaymakamlarca ilgili kurumlar arasında gerekli koordinasyon sağlanacak. Başta öksüz/yetim çocuklar olmak üzere ihtiyaç sahibi tüm vatandaşlarımıza her türlü desteğin verilmesi hususunda azami gayret gösterilecek.

11. Hepimizin birbirimize karşı sorumlu olduğu bu süreçte, salgının yayılım hızının kontrol altında tutulması ve ülke genelinde günlük vaka sayılarının tekrar düşürülebilmesi için alınan tedbir ve belirlenen kurallara toplumun tüm kesimlerince eksiksiz uyulması ve dinamik denetim modeli çerçevesinde geniş katılımlı, etkin, planlı ve sürekli/kesintisiz şekilde denetim faaliyetlerinin sürdürülecek.

Bu esaslar doğrultusunda Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 27’nci ve 72 ‘nci maddeleri uyarınca İl/İlçe Umumi Hıfzıssıhha Kurulları kararları ivedilikle alacak. Uygulamada herhangi bir aksaklığa meydan verilmeyecek ve mağduriyete neden olunmayacak.

Paylaşın

Babacan’dan ‘Kanal İstanbul’ tepkisi: Rant projesi

Partisinin 1. Olağan Kozluk İlçe Kongresi’nde konuşan DEVA Lideri Babacan, ‘Kanal İstanbul’ projesine tepki göstererek, “Sayın Erdoğan çıkmış, Kanal İstanbul’u öve öve bitiremiyor. 500 bin kişilik kent kuracağız, diyor. Gayrimenkul, yine rant projesi…” dedi.

Haber Merkezi / Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Batman’da partisinin 1. Olağan Kozluk İlçe Kongresi’nde konuştu.

Konuşmasında Kürt sorununa değinen DEVA Lideri Babacan, “Bu topraklara ölümü layık görenlere karşı buradayız. Siyasetin önünü açmak için, Kürt meselesini siyaset kanalıyla çözmek için buradayız.” ifadelerini kullandı.

Babacan, konuşmasında ‘Kanal İstanbul’ projesine tepki göstererek, “Sayın Erdoğan çıkmış, Kanal İstanbul’u öve öve bitiremiyor. 500 bin kişilik kent kuracağız, diyor. Gayrimenkul, yine rant projesi…” dedi.

Konuşmasının devamında “Ülkeyi sorunlarda eşitlediler. Eşitlikten, çözümden anladıkları bu: Demokratik standartları ve ekonomik refahı yok etmek. Koskoca ülkeye sorun üstüne sorun bindirdiler. ” diyen Babacan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Fedakâr sağlık emekçilerimize ‘hain’ diyorlardı. Sonra Boğaziçi öğrencileri düşman panosuna yazıldı. Şimdi de Kanal İstanbul’a karşı çıkanları damgalıyorlar. Bugün Sayın Erdoğan çıkmış, Kanal İstanbul’u öve öve bitiremiyor. 500 bin kişilik kent kuracağız, diyor. Gayrimenkul, yine rant projesi… Çevre, deprem, dış güvenlik, uluslararası hukuk riskiyle ilgili kamuoyuyla paylaşılmış tatmin edici bir çalışma yok. Kafalarına koymuşlar, inatla ve ısrarla bu proje yapacağız diyorlar. Kendi istediklerini türden raporlar yazılsın diye sürekli olarak bürokrasiye baskı yapıyorlar. Önce raporlar ortaya konulur, ondan sonra siyasi karar alınır. Bunlar tam tersten çalışıyorlar, önce kafaya takıyorlar. Zaten rant varsa vazgeçirmek mümkün değil. Sonra da kafaya taktıkları proje için ne tür rapor gerekiyorsa onu istiyorlar.

Anlatacak tek kelimeleri kalmadı. Sunacakları bir tane başarı hikayesi bile kalmadı. Hazırda bekleyen büyük ihaleleri çabucak birilerine verelim diye acele ediyorlar. Çünkü vaktin daraldığını, gitme zamanlarının yaklaştığını çok iyi biliyorlar. İtiraz eden olunca ellerindeki iktidar gücünü kullanıyorlar. Aykırı fikirleri susturmaya çalışıyorlar. Kendileri çalıp kendileri oynamak istiyorlar. Ama lafla peynir gemisi yürümüyor.

“Ankara’da evinden ahkam kesmek kolay”

Cumhurbaşkanı’na sesleniyorum. Gelin hele bir Batman’a, Kozluk’a… Şırnak’a, Diyarbakır’a, Hakkari’ye gelin. Vatandaşlarımıza sorun da, Kürt meselesi var mıymış, yok muymuş, anlayın. Kürt gençlerimizle oturup çay içmeniz lazım. Ama yalnız gelmeyin. Krizlerin ortağı küçük ortağı da yanınıza alın. O da buralara hiç gelmiyor. Ankara’da evinden ahkam kesmek kolay. Hatta üçüncü ortağı da katın heyete. Öyle koruma ordularıyla gelmeyin. Başka şehirlerden otobüsle yandaş taşımacılığı da yapmayın. Halkın arasına çıkın.

Bu halkın, yöneticilerin hukuksuz baskı politikaları ile terör örgütünün tehdidi arasında sıkışmasına karşı olduğumuz için buradayız. Kalbinin sıcaklığı sesine yansıyan, her defasında yüreğimizi titreten ve 22 yaşında terör örgütünün katlettiği müzik öğretmenimiz Aybüke Yalçın için buradayız. Bu topraklara ölümü layık görenlere karşı buradayız. Siyasetin önünü açmak için, Kürt meselesini siyaset kanalıyla çözmek için buradayız.

“Anadillerini çatışma konusu olmaktan çıkaracağız”

Bunlar Kürtçeyi sadece partili cumhurbaşkanına ilan-ı aşk ederken hatırlıyorlar. Biz bu topraklarda konuşulan anadillerini çatışma konusu olmaktan çıkaracağız. Milyonlarca seçmenin oyunu yok sayan haksız kayyum politikasını sona erdireceğiz. Yerel yönetimlerin daha çok yetkiye sahip olması gerekir. İfade hürriyeti başta olmak üzere, vatandaşlarımızın bütün temel hak ve özgürlüklerini olduğu gibi tanıyacağız.

Ülkeyi sorunlarda eşitlediler. Eşitlikten, çözümden anladıkları bu: Demokratik standartları ve ekonomik refahı yok etmek. Koskoca ülkeye sorun üstüne sorun bindirdiler. Yoksulluk can alıyor. Bu ülkede yaşayan insanlar, bu ülkede yaşadıkları için yaşamaktan vazgeçiyor. Yaşatan değil, yaşamdan vazgeçiren bir ülke… Vatandaşlarımız bunu hak etmiyor. Yoksulluk intiharları Batman, Erzincan, Samsun, Kocaeli, İstanbul falan dinlemiyor. Yoksulluk hızla artıyor. Niçin? Ekonomi yönetiminde yanlış bir tez ısrarla, inatla dayatıldığı için. Tek bir kişi ‘İlla taraflı olacağım hem partinin genel başkanı hem de cumhurbaşkanı olacağım’ diye ısrar ettiği için. Şu yoklukta, şu yoksullukta milyarlarca dolar parayı Kanal İstanbul’a harcayacağız diye inat ediyorlar. Yazık, günah.”

 

Paylaşın

GP Lideri Davutoğlu’ndan Erdoğan’a ‘Çin’ tepkisi

Partisinin Kahramanmaraş İl Danışma Kurulu toplantısında açıklamalarda bulunan GP Lideri Davutoğlu, Çin’in Ankara Büyükelçisi’nin Meral Akşener ve Mansur Yavaş’ı hedef alan paylaşımları üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sert tepki göstererek, ‘Davos’ta one minute’ diyen Erdoğan bugün Çin’e niye ‘one minute’ diyemiyor?” dedi.

Haber Merkezi / Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, partisinin Kahramanmaraş İl Danışma Kurulu toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kanal İstanbul’u “vahim bir hata” olarak tanımlayan Davutoğlu, Montrö bildirisine ilişkin “Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açmamak gerekir. Herkes düşünce özgürlüğüne sahiptir ama 104 amiral ültimatom verir gibi bir bildiri yayımlarlarsa bunu makul olarak göremeyiz. Kim hangi maske altında olursa olsun darbe girişimi ya da planlamasında bulunurlarsa böyle bir şeyin karşısında dururuz.” dedi.

Çin Büyükelçiliği’nin İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile ilgili yaptığı açıklamaya tepki gösteren Davutoğlu, söz konusu davranışın diplomatik teammüllere aykırı olduğunu ifade etti.

“Dünyanın her yerinde başkentlerde oturan büyükelçiler o ülkenin egemenliğine saygı duymak zorundadırlar” diyen Davutoğlu, “Egemenliğe saygı duymayan büyükelçiler gerektiğinde “istenmeyen adam” ilan edilir ve ülkelerine geri gönderilirler. Küçük veya büyük, hangi ülke olursa olsun kimsenin büyükelçisi Ankara’da ahkam kesemez ve bu aziz millete ders verir gibi bir tweet atamaz” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sert tepki göstererek, ‘Davos’ta one minute’ diyen Erdoğan bugün Çin’e niye ‘one minute’ diyemiyor?” diyen Davutoğlu, konuşmasında özetle şunları söyledi:

“Dün karşı karşıya kaldığımız tablo beni derinden üzdü. Dün Ankara’da Çin Büyükelçisi bir tweet atarak Doğu Türkistan konusunda haklı kaygılarını dile getiren Mansur Yavaş ve Meral Akşener’e açıktan tehdit savunarak Türkiye’yi yönetenlere bir ayar vermeye çalıştı. Bütün diplomatik taammüllere aykırıdır. Haddinizi bilin, burası Ankara. Erdoğan Çin’e neden ‘one minute’ diyemiyor? Sayın Erdoğan 3-5 menfaat için Çin’in bu zulmüne sessiz kalmayın. Çin büyükelçisinin yaptığına da sessiz kalmayın. Hangi ülke olursa olsun Ankara’da büyükelçisi ahkam kesemez.

Bu devletin onurunu ve Uygur kardeşlerimizin çektiği çilelere karşı bu milletin vicdanını ayağa kaldırma vaktidir. Çin büyükelçisi bu cesareti nereden aldı? Büyükelçiler merkezden talimat almadan böyle şeyler yapmazlar. Cumhurbaşkanı kendisine ‘aptal olma’ diyen ABD başkanına sessiz kalırsa bugün de Çin’den gelen ayara sessiz kalmak zorunda kalır.

Uzun zamandır Erdoğan’dan ‘Dünya beşten büyüktür’ ifadesini duyuyor musunuz? Erdoğan, Çin’in bu haddinizi bilmez tutumuna sessiz kaldı çünkü aşıda Çin’e muhtaç. Nisan ayında yerli ve milli aşı tamamlanacak diyorlardı ama aşı yok.”

Davutoğlu’nun bir diğer gündem maddesi yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşısıydı. Daha 65 yaş üstü kişilerin aşılanmasının bitmediğini belirten Davutoğlu, “Daha 65 yaş üstü aşılanmadan AK Parti MKYK’sını neden aşıladınız? Nedir AK Parti MKYK’sının önceliği? Önce vatandaşlar aşılanır sonra yönetenler aşılanır. Bu sebeple yüzlerinin kızarması lazımken Erdoğan ’84 milyonu aynı görüyoruz’ diyor” dedi.

Kendisine AK Parti’den neden ayrıldığının sorulduğunu belirten Davutoğlu, “Geçmişte beraber olduğumuz bu arkadaşları ben tanıyamıyorum artık. Ben bu riyakarlıklarla, yolsuzluklarla, tutarsızlıklarla yan yana duramazdım da onun için uyardım, dinlemediler, ayrıldım. Biz hakikati dile getirdiğimiz için ihraçla tehdit ettiler” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Çin’ karşı çıkamamasının bir başka gerekçesinin ekonomik olduğunu dile getiren Davutoğlu, “Kaçıp giden Hazine ve Maliye Bakanı döneminde 1 milyar dolar SWAP yatırımı var. Çin’e el açmak zorunda kaldılar. Cumhurbaşkanı damadı karşısına çağırıp ‘128 milyar doları ne yaptın?’ diye soramıyor” ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, başbakanlığı bıraktığında ülkenin 32 milyar dolar net rezervi olduğu bilgisini paylaşarak, şunları söyledi: “Şimdi eksi 48 milyar dolarda rezerv. Merkez Bankası rezervlerini güçlendirmek için ülke ülke dolaştılar. Çin de sadece 1 milyar dolar verdi. Sırf Türkiye’nin ümüğünden tutabilmek için.”

Her yerde çiftçilerin, işçilerin, esnafın feryat ettiğini belirten Davutoğlu, şöyle konuştu: “Çiftçinin temel şikayeti ürünü para etmiyor. Alıcı olan vatandaş da şikayetçi. O da o paraya onu alamıyor.

Kısa Çalışma Ödeneği’ni de kestiler. Mevduat ve fonların muafiyetlerini 3 ay uzattılar. Bunlar faizcilere, rantçılara, yandaşa çalışıyorlar. Asgari ücret açlık sınırının altında kalacak. Uçan Türkiye, onların Türkiyesi. Siz ekonominin kaynaklarını cahil ve haddini bilmez bir ekibe ve damadınıza teslim ettiniz.

Esnafımız dert yanıyor. Esnaf ‘Neden onların kongrelerinde virüs dolaşmıyor da neden bizim lokantalarımızda dolaşıyor?’ diye soruyor. Esnafımız Ramazan’da da kepenk kapatacak. Esnaf nasıl iftar yapacak?”

Davutoğlu, Merkez Bankası başkanının Cumhurbaşkanı kararıyla değişimi sonrası TL’deki değişimi şöyle anlattı: “TL yüzde 11-12 değer kaybetti. Borsa yüzde 10 değer kaybetti. TL’nin değer kaybı dolayısıyla devletin döviz kaynaklı iç ve dış borçlarının toplamı 115 milyar TL arttı. Hazine garantili yatırımlar 135 milyar TL arttı. Özel sektöre binen yük ise 275 milyar TL. Toplam 525 milyar TL.”

Kanal İstanbul’u “vahim bir hata” olarak tanımlayan Davutoğlu, son olarak Montrö bildirisine ilişkin şunları söyleyerek sözlerini sonlandırdı: “Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açmamak gerekir. Herkes düşünce özgürlüğüne sahiptir ama 104 amiral ültimatom verir gibi bir bildiri yayımlarlarsa bunu makul olarak göremeyiz. Kim hangi maske altında olursa olsun darbe girişimi ya da planlamasında bulunurlarsa böyle bir şeyin karşısında dururuz.”

 

 

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener’den ‘Cumhur İttifakı’na sert sözler!

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan İYİ Parti Lideri Akşener, konuşmasında AK Parti ve MHP’yi hedef alarak, “Bu çarpık zihniyet, işler istediği gibi gitmeyince AYM’yi kapatma yeltenecek kadar şımarık, koltuğu tehlikeye girince Cumhuriyet’in kurucu değerlerini tartışmaya açacak kadar şuursuz. İktidarını korumak için milleti birbirine düşürecek kadar zalim bir zihniyet.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İYİ Parti Akşener, konuşmasında, 104 emekli amiralin Montrö bildirisi üzerine yaptığı “Zevzeklik” yorumu üzerine “Kim ne der kim ne düşünür diye düşünmeden hakkın ve hakikatin yanında durduk” dedi.

Konuşmasında, emekli amirallere seslenen Akşener, “Türkiye’ye dair endişeleri olanların, bu endişeleri, zamanını ve zeminini doğru ayarlayarak dile getirmelidir” diye belirterek, “Vesayetin üniformalısına da cübbelisine de karşıyız” ifadelerini kullandı.

Akşener, konuşmasının devamında iktidarı hedef alarak “Her itiraz edeni hainlikle, teröristlikle, darbecilikle suçlayıp buradan siyaset devşirmeyi alışkanlık haline getirmiş bir zihniyet yönetiyor. Bu çarpık zihniyet, işler istediği gibi gitmeyince AYM’yi kapatma yeltenecek kadar şımarık, koltuğu tehlikeye girince Cumhuriyet’in kurucu değerlerini tartışmaya açacak kadar şuursuz” dedi.

Konuşmasına, “Siyaset olanı bileni okuyabilme, gerçeği görebilme ve gösterebilme sanatıdır. Yaşananları doğru analiz etmek yetmez, akıntıya karşı kürek çekmeyi de gerektirir.” cümleleriyle başlayan Akşener’in açıklamalrından satır başları şöyle;

“Son üç buçuk yılda yaşadıklarımızı hatırladıkça bize koltuk hesabıyla değil millet ve demokrasi hesabıyla siyaset yaptıran Cenabı Allah’a şükürler ediyorum. En büyük gücümüz milletimize asla yalan söylememek, hakikatin izinden asla ayrılmamaktır. Bu bizim için pek seçenektir.

Bugün vesayete kafa tutuyormuş gibi duranlar dün 28 Şubat’ta masaların altında saklananlar dün biz yine aynı yerdeydik. Geçtiğimiz hafta sonu yaşadığımız olaydaki gibi kim ne düşünür ya da kimi kızdırırız diye düşünmeden hakkın ve hakikatin yanında durduk.

Son dönemde bir modadır gidiyor. Gece vakti ortalığı karıştırma modası. İstifa eden bakan mı dersiniz, görevden alan bürokrat mı, fesih edilen anlaşma mı dersiniz…

Uykusu kaçan acaba ne yapsam da ortalığı nasıl karıştırsam diye iş başına geçiyor, bedelini ödemek maalesef milletimize düşüyor. Bu modanın son örneği olarak 104 emekli amiral bir bildiri paylaştılar. İktidar, darbe edebiyatıyla 4 gün daha milletin dertlerini konuşmaktan kurtuldu.

“Millet olarak bazı hassasiyetlerimiz var”

Cumhur İttifakı’nın oyları her ay düşerken kimsenin iktidarın değirmenine su taşımasına müsaade edemeyiz, etmeyeceğiz. Kimse de kusura bakmasın. Bu işler böyle yapılmaz.

Kaygıları olanlar bireysel olarak her platformda, basında, yayında görüş ve önerilerini elbette açıklayabilirler ancak bunu gizemli gece yarısı bildirileri ile yapamazlar.

Yapanlar da karşılarında önce bizi bulurlar. Biz söz de karar da milletindir diyenleriz.

Son 60 yılda 9 darbe, post modern darbe, muhtıra ve e-muhtıra görmüş bir millet olarak bazı hassasiyetlerimiz var. Bu yüzden Türkiye’ye dair endişeleri olanların bu endişeleri usulünce, zamanını ve zeminini doğru ayarlayarak dile getirmeleri çok önemlidir.

Hele ki ülkesine yıllarca hizmet etmiş, çok kritik makam ve mevki bulunmuş olanların bu konuda çok daha sorumlu davranmaları gerekir. Her itiraz edeni hainlikle, teröristlikle, darbecilikle suçlayıp buradan siyaset devşirmeyi alışkanlık haline getirmiş bir zihniyet yönetiyor.

Bu çarpık zihniyet, işler istediği gibi gitmeyince AYM’yi kapatma yeltenecek kadar şımarık, koltuğu tehlikeye girince Cumhuriyet’in kurucu değerlerini tartışmaya açacak kadar şuursuz.

İktidarını korumak için milleti birbirine düşürecek kadar zalim bir zihniyet. Dolayısıyla milletini düşünen herkesin bu durumun bilinci, sorumluluğu ile hareket etmesi gerekir.

Türkiye’nin bunca sorunu varken, milletimiz siyasetçilerden çözüm talep ederken, Cumhur İttifakı’nın oyları her ay düşerken, kimsenin çıkıp da iktidarın değirmenine su taşımasına, milletinden tamamen kopmuş bitik siyasetine can suyu vermesine müsaade edemeyiz, etmeyeceğiz. Kimse de kusura bakmasın. Bu işler böyle yapılmaz.

Ülkeye dair kaygıları olanlar bireysel olarak her platformda ya da STK şemsiyesi altında görüş ve önerilerini açıklayabilirler ancak bunu gizemli gece yarısı bildirileriyle yapamazlar.

“Biz hürriyetin ve istikbalin partisiyiz”

Yapanlar da karşılarında bizi bulurlar. Biz söz de karar da milletindir diyenleriz. Dün 28 Şubat karanlığında da böyleydi, 27 Nisan gecesi de böyleydi, bugün de böyleydi.

Vesayetin cübbelisine de, üniformalısına da lacivert takımlısına da her zaman karşı durduk, durmaya devam edeceğiz. Biz hürriyetin ve istikbalin partisiyiz.

Millet seni oraya sarayda sefa sür diye oturtmadı. Bir kez olsun eşin dostun yandaşın yerine milletimize faydan dokunsun.

Milletimiz geçim derdinde kıvranırken bunlar hala darbe mi darbeci mi konuşturuyorlar, buna sebep olanları da fırsat bilenleri de kınıyorum. Aziz milletimizin çaresizliğini perdeleyen her tavrı reddediyorum.

Kim ne yazarsa yazsın, konuşursa konuşsun biz Hakkarili babalıların feryadını, Konyalı otizmli bir gencin ‘evde ekmek yok’ demesini konuşacağız. O gencin kulağına indim, ‘ne istiyorsun’ dedim. ‘Kuş istiyorum’ dedi. Bunları duyun be, herkes bunları duysun! Yazıktır günahtır!

Hem Konya’da hem Hakkari’de aynı yoksulluk, çaresizlik olamaz! Konya’da da küçücük çocukların hem tableti hem interneti yok, Hakkari’de de… Olamaz bu! Olamamlı…

Sayın Erdoğan, o sarayda gece nasıl uyuyorsun sen? Bunları çözme makamı sizsiniz. İnternet olmadığı için derslere katılamayan evlatlarımızın çaresizliğini konuşmaya devam edeceğiz.

Sabah 8’de açtığı dükkanda, 4’te hâlâ siftah yapamayan esnafı konuşacağız, insanlarımız iş yerlerini kapatmak zorunda bırakılırken, utanmadan yapılan lebalep kongreleri konuşmaya devam edeceğiz.

Nedense bu bildiriyle ilgili duruşumuza AK Parti değil, küçük ortağı daha çok bozulmuş. Sayın Erdoğan teşekkür etti diye olsa gerek, küçük ortak köpürdükçe köpürdü.

AYM’den sonra hızını alamayıp yakında Deniz Kuvvetleri’nin de kapatılmasını isterse şaşırmayın. Allah Sayın Erdoğan’a sabır versin, çok içtenlikle yapıyorum bu duayı.

Dün şerefsiz dediğine bugün mübarek deyip, dün mektup yazıp ‘iktidarı uyarın’ diye yalvardıklarına da bugün şerefsiz diyebilen tutarsız duruş ve söylemleriyle ülkeyi germekten başka fonksiyonu olmayan birinin üstünde gereğinden fazla durmak istemiyorum.

Ama Sayın Erdoğan’ı uyarmak zorundayım: Sakın ola, öfke kontrol problemi olan küçük ortağının dolduruşuna gelip, bildiriyi yazanlara abuk sabuk cezalar verdirmeye kalkma.

Buradaki anahtar kelime verdirme. Sağduyuyla yürüttüğünü zannettiğimiz bu süreci, böyle şaibeli bir yola sokup da milleti huzursuz etme.

Dün küçük ortağın haftalık öfke nöbetinin hemen sonrasında enteresan bir şey oldu. Çin Büyükelçiliği, Twitter’dan beni ve Sayın Mansur Yavaş’ı tehdit etti.

Bu tehditler bize sökmez. Biz, bu mücadeleyi bugün Türkiye’de bu kürsüden veririz. Yarın, gün gelip de iktidar olduğumuzda uluslararası toplumu karşınıza diker, öyle mücadele veririz. Ama bu mücadeleden asla vazgeçmeyiz.

Ve o pis elinizi, Uygur’un sinesinden çekene kadar da mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Bunu böyle bilesiniz.

Çiftçilerimizin durumu nasıl? Bir dokun bin ah işit. Toprağı işleyip karnımızı doyuran çiftçimiz borç batağında. Ne ekim, dikim yapacak parası, ne de hayvanına verecek yemi var. Kendi kaynağı ile işletmesini çevirecek parası yok.

Çiftçimiz borçla boğulurken, iktidar ithalat lobilerine teslim olmuş hatta esir olmuş. Türkiye’de tarım bitsin diye elinden geleni yapıyor. Çiftçimizin ocak ayı itibariyle bankalara borcu 143 milyar lira. Tarım Kredi Kooperatiflerine de 12 milyar borçları var. Çiftçimizin toplam borcu 200 milyar lirayı aşıyor.

Buradan Tarım Bakanı’na sesleniyorum. Çiftçi bu haldeyken ortalıkta bakanım diye gezmeye utanmıyor musun? Tarımla alakalası olmayan vasıfsız yönetim anlayışını hak etmiyor.

Senin bakan olmadan önce yönetim kurulunda yer aldığın şirkette 100 bin Avro huzur hakkı alınıyormuş. Huzura bakar mısınız? Bir an önce git Sayın Erdoğan’dan rica et seni huzura kavuştursun. Çiftçimizin de huzuru daha fazla kaçmasın.

“Varsa yoksa eş, dost, yandaş”

Biz yapacaklarımızı söyleyince, ilk sözleri hep aynı; Kaynak nerede? Türkiye’nin kaynağı var. Sorun şu: AK Parti iktidarı ve Sayın Erdoğan, memlekette üreten, istihdam sağlayan kim varsa hepsine düşman. Varsa yoksa eş, dost, yandaş.

Türkiye’nin kaynakları, o beş müteahhidin ayaklarına seriliyor. Bu kifayetsiz yönetim anlayışının, ve müteahhit aşkının sonucunda, ekonomide oluşan hasar ortada. Pandeminin etkisiyle de, artık her sektör dertli.

Peki, durum böyleyken, “Üreteni, istihdam yaratanı koruyayım, kollayayım.” demesi gereken iktidar ne yapıyor? Kurumlar vergisini artırıyor.

Yani iş dünyasına destek olacağına, sırtına yeni bir yük daha veriyor. Kurumlar vergisini, 2020 yılı için yüzde 23’e,2021 için de yüzde 25’e çıkarmaya hazırlanıyor. İşte size, AK Parti’nin olağanüstü ekonomi vizyonu.

“Özel sektör nasıl küstürülür?” temalı bir kanun çıkarın deseler, ortaya ancak bu çıkar. Allah aşkına, siz bu ülkenin çalışanından, üreteninden ne istiyorsunuz? Hakkıyla, helaliyle kazanmaya çalışana neden gıcık oluyorsunuz? Böyle iş bilmez bir ekonomi yönetimi olabilir mi?

Böyle ahmaklık olabilir mi? Bu akıl dolu adımlar yetmiyormuş gibi, Bir de üstüne, utanmadan kısa çalışma ödeneğini kaldırdılar. Neymiş, İşsizlik Sigortası Fonu’na çok yüklenmişler. O fon, sanki babalarının malı! Şubat 2021’de, 1 milyon 296 bin kişi kısa çalışma ödeneği aldı.

Bu çalışanlarımıza yapılan ödeme ortalama 1588 lira. Bu parayı kesince ne olacak? İşveren o işçileri çıkaracak. Peki o zaman devlet ne yapacak?

Ortalama 1360 lira işsizlik maaşı ödeyecek. Yani o fondan neredeyse aynı para çıkacak. Bir de üstüne, eğer 1 buçuk milyon kardeşimiz, işsiz kalırsa, yani üretimden çıkarsa, en az 45 milyar liralık bir milli gelir kaybıyla karşı karşıya kalacağız.

Sayın Erdoğan; Anladık, devlet yönetmeyi bilmiyorsun. Anladık, ekonomiden de anlamıyorsun. Allah aşkına matematik de mi bilmiyorsun? Böyle bir hesap kitap kabiliyetiyle, ülke mi yönetilir? Allah akıl fikir versin!

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Kendinize Bilim Kurulu demeyin ya, bilime ayıp

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM’de düzenlenen grup toplantısında yaptığı konuşmada, Bilim Kurulu’nu eleştirerek, “Bir de Bilim Kurulu var. Ne dedikleri, söyledikleri belli değil. 4 Nisan itibariyle ABD’yi geçtik vaka sayısında. Dün 193 kişi hayatını kaybetti. Nasıl yönetiliyor bu ülke? Bilim Kurulu hikaye tamamen. Hiçbirisinin bilim ile ilgisi yoktur. Bilim Kurulu dediğin senin dediğin kurallara iktidar uymazsa, izzeti ikbal ile çekileceksin oradan. Tam tersi oluyor. Bilim Kurulu ayrı havada, Sağlık Bakanı ayrı telden çalıyor. Allah aşkına kendinize Bilim Kurulu demeyin ya, bilime ayıp. Saray ise kaç kişi ölürse ölsün diyor” dedi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

Kılıçdaroğlu, konuşmasında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’yla (TCMB) ilgili ileri sürülen ‘rezervler azaldı’ iddiasına yer verdi. “Sordum, 128 milyar dolar nereye gitti? Bu sorunun cevabını almış değiliz. Cevabını veremiyorsa sarayın bekçisine söylesin, o cevap versin. Bizim için fark etmez” ifadesini kullanan Kılıçdaroğlu, “Esnafa sordum, ‘Biz almadık’ diyor. Simitçiye soruyorum, ‘Dalga mı geçiyorsun?’ diyor. 128 milyar dolar nereye gitti diye soran Merkez Bankası Başkanı’nı neden görevden aldınız?” dedi.

Konuşmasında, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi eleştiren Kılıçdaroğlu, “Onun tek derdi var, sarayın bekçiliğini yapmak. Ülkücü kardeşlerime şunu söylemek isterim. Hiç meraklanmayın, ben milliyetçiliğin ne olduğunu Bahçeli’ye de göstereceğim, dünyaya da göstereceğim. Ben saray beslemelerine asla itibar etmeyeceğim” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında, genç işsizlik sorununa da değinerek, “Ya gençlerimiz? İşsizler. Bunların hali ne olacak? Gençlere sözüm var, sizin elinizden alınan bütün hakları size iade edeceğiz ve tamamını telafi edeceğiz” diyen Kılıçdaroğlu’nun Grup Konuşması söyle;

“Evet, hepinize en içten sevgiler, saygılar sunuyorum. Değerli konuklarımız, bizleri televizyonları başında izleyen, radyolarında dinleyen, sosyal medya hesaplarında takip eden sevgili vatandaşlarım; hepinize Cumhuriyet Halk Partisi Grubu’ndan sevgilerimizi, saygılarımızı ve muhabbetlerimizi gönderiyorum. Huzurlu bir Türkiye’yi hep beraber istiyoruz.

İzin verirseniz önce bir durum tespiti yapmamız gerekiyor. Çünkü Türkiye farklı bir sürecin içine evrilmeye başladı. Sıkıntılı bir tablo var. Tümüyle yönetim erkini kaybetmiş bir siyasal iktidarla karşı karşıyayız. Kontrolünü kaybetmiş, Türkiye’yi yönetemiyor, ağır sorunların altında ezilen, çaresizlik üreten, çaresizliğini örtbas etmek için sağa sola saldıran, yapay gündemlerle toplumu meşgul etmek isteyen bir siyasi yönetimle, bir kişinin yönetimiyle, bir tek kişiyi hükümetiyle karşı karşıyayız. Cumhuriyet tarihinde ilk kez böyle bir tabloyla karşı karşıyayız. Dolayısıyla önce bir Türkiye tespiti yapmamız gerekiyor. Şu anda pandemi sürecindeyiz. İnsanlar can derdinde. Aşı bekliyorlar. Nerede aşılar? Isparta’ya giden arkadaşlarımız yaşlı bir kadına soruyorlar, kadının söylediği şu: “Bir türlü aşı sırası gelmedi. 70 yaşını aşkınım” diyor. Nerede bu aşılar? Kim bu aşıları bulacak? Kim Türkiye’ye getirecek? Kim halkın can güvenliğini sağlayacak? Bu ülkeyi kim yönetiyor, kim sorumlu bu ülkenin yönetiminden? Bu soruyu herkesin kendisine sorması lazım. Ama özellikle Ak Parti’ye geçmişte oy vermiş, şimdi kafası karışık olan vatandaşlarıma seslenmek istiyorum. Türkiye’nin gidişinden memnunsan, alkışla. “Bu gidiş, gidiş değildir” diyorsan beni dinleyeceksin kardeşim, bu kardeşini dinleyeceksin. Doğruları öğrenmek istiyorsan, bu kardeşini dinleyeceksin. Ben sana her zaman, her yerde, her ortamda doğruları söylemeye devam edeceğim.

Değerli arkadaşlarım; bakın hep beraber sağlık çalışanlarını alkışlıyoruz. Neden? Hiç onları sorguluyor muyuz? Hayır. Günün 24 saatinde çalışıyorlar mı? Evet çalışıyorlar. Çocuklarını bile göremiyorlar. Pandemi ile Covid-19’la mücadele ederken hayatlarını feda ediyorlar. Hayat kurtarmak için hayatını feda eden insanların elleri öpülmez mi değerli arkadaşlarım? Hayat kurtarmak için hayatını feda eden sağlık çalışanlarının elleri öpülmez mi? Bir istekleri vardı. Covid-19 dolayısıyla hayatını kaybedenler için, “meslek hastalığı olsun, bunu kabul edin” dediler. Yapmıyorlar. Niçin yapmıyorsunuz? Vicdan yok mu sizde? Bu insanlar günün 24 saati bizim insanlarımız için çaba harcarken, çalışırken bir taleplerini neden yerine getirmiyorsunuz? Hangi gerekçeyle yerine getirmiyorsunuz? Bunun sorgulanması lazım değerli arkadaşlarım.

Çok sayıda sağlıkçı hayatını kaybetti bu süre içinde değerli arkadaşlarım. Şu soruyu sormak gerekir yine: Bütün bunların sorumlusu kim? Bu ülkeyi yöneten kim? Bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olan kim? Böyle acı bir tabloyu Türkiye’nin önüne koyan kim? Ben soruyorum ama her vatandaşımın da sormasını istiyorum, her vatandaşımın da… Her vatandaşımız yeri geldiği zaman “dur arkadaş” demesi lazım. Dur arkadaş ya, yeter artık. Milleti canından bezdirdiler. Buna bakmak lazım.

Değerli arkadaşlarım; iki örnek vereceğim size, pandemi dolayısıyla nelerin yaşandığına dair sadece iki örnek vereceğim ve vicdan sahibi herkesin de bu iki örneği dikkatle dinlemesini isterim. Aslı Özkısırlar, İzmir’de elleriyle yaptığı takıları satarak geçimini sağlıyor. Bir hastalığı var, yatarak tedavi olması lazım ama bir türlü boş yatak bulamıyor. Yok diyorlar boş yatak ve sonunda şu Tweet’i atmak zorunda kalıyor: “Neredeyse 10 günden fazladır hastaneye yatış için bekliyorum. Yatak yok ama siz yapın kongrenizi. Benim çektiğim ağrının, eziyetin ne önemi var sonuçta? Sürünerek ölürsünüz umarım” diye de beddua da ediyor. 21’inci Yüzyıl’ın Türkiye’sinde Aslı Özkısırlar’a yatak bulunamadı ve hayatını kaybetti. Sorumlusu kim? Kim sorumlusu? Yine söyleyecek biliyorum, “Bay Kemal sorumlusu” diyecek. Beyefendi, bu işin baş sorumlusu sensin, sen! Hâlâ bilmiyor musun, sen yönetiyorsun memleketi!

Sırtı kalın olanlara, dayısı olanlara ambulans uçaklar hazır. Her taraftan hastalar getirilir, yatakları hazır, yataklara konur, tedavisi yapılır. Peki garibanlara, dayısı olmayanlara, fakire fukaraya; telefon açıp da bir türlü yatamayan hastaların sözcüsü kim olacak? Onların dertlerini kim dile getirecek? Ben getireceğim, biz getireceğiz. Diyorum ya, “dostlarımızla beraber.” Soruyorlar: “Dostlarınız kim?” Dostlarımız bu ülkenin garibanlarıdır, bu ülkenin işsizleridir, bu ülkenin esnafıdır, bu ülkenin kamyon şoförleridir, bu ülkenin apartman görevlileridir. Bu ülkenin esnafıdır bizim dostlarımız. Bizim dostlarımız bunlardır. Halktır, halk bizim dostlarımız.

İkinci örnek Kayseri’den: Sidar adında 16 yaşında bir kızımız, 16 yaşında. Evine giderken güvenlik görevlisi çağırıyor, “maskeyi nizami takmadın” diyor ve ceza kesiyor. Maskesi var ama nizami takmadı. O nizami hangi ölçü, bilmiyoruz. Nizami takmadın diye ceza yazıyor. Bu Sidar’ın, gencecik fidan gibi kızımızın babası esnaf. 900 lira ceza kesiyorlar. Nereden ödeyecekler 900 lirayı? Ödeyemiyorlar tabii. 22 Mart tarihinde kendisine bir mektup: “23 Mart’ta vergi dairesinde icra servisine geleceksin” diyorlar. Gidiyor kız ve kendisine bir ödeme emri tebliğ ediliyor. Açıklama şöyle: “Borcunuzun menkul veya gayrimenkul mallarınızla, her türlü hak ve alacaklarınızın haczedilerek paraya çevrilmek suretiyle tahsil edileceğini bilin” diyor. 16 yaşındaki kız maskeyi nizami takmamış, takmadığı için 900 lira ceza. 16 yaşındaki kız bunu ödeyemiyor. “Efendim, sen ödemezsen babandan ev haczi, gayrimenkul, menkul ne varsa haczedeceğiz, parayı alacağız” diyor. Peki, bu bir zulüm değil mi?

“Sözüm sözdür, bu ülkeye mutlaka adaleti, adaleti, adaleti getireceğim”

Bir de şuna bakın: Şu tablo neresi? Ak Parti’nin Kongresi. Ya maskesiz bir sürü adam var. Ceza yazan var mı buraya? Yok. Kim bunların dayıları? Sarayda oturanlar, beşli çeteler; dolarla avroyla oynayanlar bunların dayıları. Bunlara ceza yok ama 16 yaşında Kayseri’deki Sidar’a 900 lira ceza. Bunu vicdan kabul eder mi? Ak Parti’ye oy veren kardeşlerime sesleniyorum: Bunu vicdan kabul eder mi? Ahlak kabul eder mi bunu? 16 yaşındaki kıza 900 lira, bunlara sadece alkış, sadece alkış. Bunları doğru kabul etmiyoruz. Çifte standart, devlet yönetiminde olmaz. Birisi için farklı, dayısı olan için; dayısı olmayan için zulüm. Birisine ikramiye, birisine zulmedeceksin. Buna da devlet yönetimi diyeceksin. Devlet böyle yönetilmez. Devlet adaletle yönetilir, bilgiyle yönetilir. Farklılık yaratarak devlet yönetilmez. Vatandaşlar arasında ayrım yapılmaz. O zaman bunlara da 900 lira ceza keseceksin her birine, ben de diyeceğim ki: “Seni kutluyorum arkadaş; vatandaşlar arasında ayırım yapmadın.” Bu tabloyu eğer Ak Partili kardeşlerim, Milliyetçi Hareket Partisi’ne oy veren kardeşlerim içlerine sindiriyorlarsa bir şey demiyorum. İçlerine sindiremiyorlarsa, “burada bir adaletsizlik var” diyorlarsa, beni dinleyin kardeşim. Sözüm sözdür, bu ülkeye mutlaka adaleti, adaleti, adaleti getireceğim.

Bakın değerli arkadaşlar; tuttular ta Karadeniz’den başladılar, kalabalık kongreler… Ya, yanlış bu arkadaş? Kongreler yaptılar, yanlış arkadaş bu. Defalarca söyledik “bunlar yanlıştır” diye. Bakın şu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurultayı. Şu da Ak Parti’nin kurultayı. Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayı’nda bütün sosyal mesafeler korunmuştur, Ak Parti Kurultayı’nda yoktur. Cumhuriyet Halk Parti devleti yönetmemektedir. Ak Parti’nin bir kişisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetmektedir. Vatandaşa hangisi örnek? Bu tablodan hangisi örnek vatandaş? Bu mu, bu mu? Bu örnekse bilin ki Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni adalette yönetecektir. Böyle olduğu gibi Hiçbir vatandaşının geleceğini tehlikeye atmayacaktır.

Ayrıca bakın değerli arkadaşlarım; kurultay öncesi- gazeteciler burada, sorsunlar gazetecilere- Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurultayı nasıl oldu? Daha önemli bir şey söyleyeyim. Bütün Ak Parti’ye oy veren kardeşlerime seslenmek isterim: Kurultayı yapmadan önce Sağlık Bakanlığı’na yazı yazdık. Hiçbir partilimizin hayatını tehlikeye atmak istemeyiz. Kongremizi nasıl yapalım? “Kapalı yerde yapmayacaksınız, açık yerde yapacaksınız” dediler. “Sosyal mesafeyi koruyacaksınız.” Biz de yaptık. Hiçbir vatandaşımızın hayatını tehlikeye atmadık. Şimdi söyleyin bakalım, devleti kim daha iyi yönetir, kim adaletle yönetir ve kim vatandaşına değer verir? Diyorlar ya, efendim CHP gelse acaba memleketi yönetir mi? Bal gibi yönetir, adaletle yönetir, güzellikle yönetir. Açlık olmaz, sefalet olmaz.

“Kontrolü tamamen kaybetmişler ve devleti yönetemiyorlar”

Bir de Bilim Kurulu var Sağlık Bakanlığı’nda. Allah aşkına kendinize bilim kurulu demeyin. Bilime ayıptır ya, bilime ayıp. Ne dedikleri belli değil, ne söyledikleri belli değil; oturmuşlar koltuğa memlekete bakın arkadaşlar. 4 Nisan itibariyle vaka sayısında Amerika Birleşik Devletleri’ni geçtik. Dün 193 kişi hayatını kaybetti, bunlar da resmi rakamlar. Nasıl yönetiliyor bu ülke? Bilim Kurulu var; hikaye tamamı, hikaye tamamı… Orada oturanların hiçbirisinin bilimle ilgisi yoktur. Bir daha söyleyeyim: Orada oturanların hiç birisinin bilimle ilgisi yoktur. Bilim Kurulu dediğin, senin koyduğun kurallara siyasi iktidar uymazsa izzeti ikbal ile çekilecektir oradan. “Ben bilim insanıyım, sen siyasetçi değilim. Kuralları koydum, buna uyuyorsa hayhay. Uymuyorsan, kusura bakma; beni sadece burada göstermelik olarak tutamazsın” demesi lazım. “Benim bir kişiliğim var, benim bir onurum var, benim bir bilimsel altyapım var. Ben kendi onurumu ezdirmem” diyeceksin. Ama tam tersi oluyor. Oturmuşlar oraya, Bilim Kurulu ayrı havadan, ne dediğini kimse bilmiyor. Sağlık Bakanı ayrı telden çalıyor. Saray ise zaten, “kaç kişi ölürse ölsün, yeter ki benim koltuğun sağlam olsun” diyor. Bu mudur devleti yönetmek? Bir daha söylüyorum: Bu mudur devleti adaletle yönetmek? Bu mudur vatandaşının can ve mal güvenliğini korumak? Bu mudur vatandaşın sağlığını koruma? Kontrolü tamamen kaybetmişler ve devleti yönetemiyorlar. Sadece tek düşündükleri koltukları, bunu yapıyorlar… Peki bu fatura kime çıkıyor değerli arkadaşlarım? Öyle ya, bunun bir faturası vardır. Kime çıkıyor bu fatura? Saray ve beslemelerinin durumu çok iyi. Bir yerden değil, beş yerden maaş alıyorlar, avro üzerinden maaşlarını alıyorlar. Garantili maaşları; istifa etseler bile, işlerine son verilse bile dünyanın parasını alıyorlar. Vergi de ödemiyorlar bunlar. O da başkaları tarafından, başka kurumlar tarafından ödeniyor. Bir elleri yağda, bir elleri balda. 193 kişi hayatını kaybetmiş. Ya insan gece uyumaz ya, gece uyumaz. Bunların umurunda bile değil; 100 kişi değil, 100 bin kişi de ölse olsa umurlarında değil. Bekledikleri tek şey: “Benim cebim nasıl dolacak? Ben paramı nasıl alacağım? Londra’daki bankalara paramı nasıl yatıracağım?” Bunların derdi o. Bunlar tefecilere çalışıyorlar. Bakın beşli çete de çok memnun hayatından, onların da bir sıkıntısı yok. Garantilerin tamamı dövizle… Peki esnafın durumu, manavın durumu, taksicinin durumu, kamyon şoförünün durumu, apartman görevlisinin durumu, sokak satıcılarının durumu, simitçiler durumu, pastacıların durumu, yeşil saha çalıştıranların durumu? Bunların durumu nedir? Saray biliyor mu? Saray bilmiyor. Sarayın umurunda bile değil. “Bin lira verdim, idare edin.” E sen bin lirayla 1 ay geçin bakalım, nasıl geçiniyorsun? Sen bin liraya para ile demiyorsun. Senin gözünün önünde sadece dolar var, Amerikan Doları var, Avrupa’nın Avrosu var. Sen Türk Lirası’nı zaten çoktan boş vermişsin.

Değerli arkadaşlarım; arkadaşlarımızı illere gönderiyoruz, gidin alana bakın. Vatandaşın hangi sorunu var ve biz bu sorunlarla nasıl ilgileneceğiz, birebir görüşün. Isparta’ya gitti 20 milletvekilimiz ve parti meclisi üyelerimiz; 31 Mart-1 Nisan arası oradalardı. Bakın bir esnaf şunu söylüyor: “Ya Ramazan ayı geldi, en çok iş yapacağımız dönemde dükkanlar kapandı.” Bu esnaf kardeşime soruyorum: En çok para kazandığın dönemde, senin dükkanını kapatan kongreleri kim yaptı? Bak Cumhuriyet Halk Partisi kongre yaptı; bütün illerde yaptı, Ankara’da da yaptı. Bir kişinin burnu kanadı mı, bir kişinin? Bir kişi herhangi bir nedenle sağlık sorunu yaşadı mı? Hayır. Ama bunlar vatandaşın sağlığı hiç önemli değil, bunu yapıyorlar. Yine arkadaşların gözlemi: “Her 100 metrede bir dükkan kapatıldığını görüyoruz.” Tabela var, asmış oraya; ya satılıktır veya kapattık dükkanı… Geçinemiyor adam. Kirayı ödeyemiyor adam. Saraydakiler bunu biliyor mu? Bilse ne olur, bilmese ne olur? Onun gözünde esnaf yok ki zaten. Esnafı şöyle görüyor: Nasılsa vururum ensesine tokadı, alırım oyumu. Ama bu esnaf artık eski esnaf değil. Bu esnaf sana sandıkta hesabını soracak; ben bunu gayet iyi biliyorum.

2 bin nüfuslu Aksu İlçesinde “daha 6 aydır açığım” diyor, “dükkanı açtım. 25 bin lirayı bulan veresiye defterim var.” 2 bin nüfuslu küçücük bir yer. 6 ay, 25 bin lirayı bulan veresiye defteri… Millette para yok. Saray’a sormak lazım ve onların beslemelerine de sormak lazım. Bu vatandaşın yaşadığı travmadan, yaşadığı sorunları siz yeteri kadar biliyor musunuz? Travmalardan haberiniz var mı? İntiharlardan haberiniz var mı? Yoksulluk diz boyu, bundan haberiniz var mı?

Yine Aksu İlçesi’nde bir ayakkabıcı, aynen okuyorum söylediklerini: “30 yıldır ayakkabı satarım. İlk defa gelip bana ikinci el ayakkabı var mı diye soruyorlar. İlk defa… 30 yıldır ayakkabı satıyorum, ilk defa gelip bana ikinci el ayakkabı var mı diye sormaya başladı insanlar.” Halkın yeni ayakkabı alamayıp ikinci el sorduğu bir dönemi geçiriyoruz, bir dönemi yaşıyoruz. İkinci Dünya Savaşı’nda bile böyle olmamıştı. Diyorum ya, devleti yönetemiyorlar. Diyorum ya, dağılmış vaziyetteler, tamamen kontrolü kaybetmiş vaziyetteler, ne yapacaklarını bilmiyorlar. Sarayda Lale Devri yaşanıyor. Herkesin bir eli yağda, bir eli balda. Ahali felaket vaziyette, Erdoğan çıkıp esnafın önüne, esnafın dükkanına gidebilir mi? Aksu İlçesi’ne gidebilir mi? Isparta’ya gidip esnaflarla birebir konuşabilir mi? Hayatta gidemez. Belki elli bin korumayla gider, elli bin korumayla. Bu mudur devleti yönetmek? Bu mudur halkçı olmak? Bu mudur milliyetçi olmak? Aynı şeyi Bahçeli’ye de soruyorum. Bu tabloya Bahçeli de destek veriyor, ülkücüleri bunun dışında tutuyorum. Ülkücü kardeşlerimin ne yaptığını gayet iyi biliyorum. Çok rahatsız olduklarını da gayet iyi biliyorum. Bahçeli ayrı… Bütün bu yoksulluğun değirmenine su taşıyan kişidir. Bir daha söyleyeyim, bütün bu yoksulluğun değirmenine su taşıyan kişidir.

Emin olun bunlarda vicdan yok; vallahi de yok, billahi de yok. Kayseri’de Sahabiye Medresesi’nde dükkanlar var. Geçen yıl 9 bin 380 lira kira ödeyen bir esnaftan, bu yıl 20 bin 332 lira istiyorlar. 9 bin 380 liradan, 20 bin 332 lira. Yahu ne oldu da bu kadar büyük bir zam yapıyorsunuz? “Vakıflar Genel Müdürlüğü istedi” diyorlar. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün bilgisi yok. Büyükşehir Belediye Başkanı istiyor. Ha buradan yine sandık geldiğinde bütün vatandaşlarımın düşünmesini isterim. Bu Ak Partili belediye; Cumhuriyet Halk Partisi belediyesinde böyle garabetler olmaz. Onlar, halka hizmet ederler. Halk için çalışıyorlar. Görevlerini de, işlerini de tıkır tıkır yaparlar. Engel çıkarıyorlar, engelden şikayet etmezler. Engelleri aşmasını bilir, halka giderler. Kayserili kardeşime, bu esnaf kardeşime de. Orada görev yapan, çalışan, alın teri döken esnaf kardeşimize de söylüyorum: Sandık gelecek, bu kardeşine oy vereceksin, Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy vereceksin. O paraların tamamını sana iade edeceğim faizi ile beraber.

“Dünyadaki bütün mezarlıklar vazgeçilmez adamlarla doludur”

Devleti yönetiyorlar, perişan ettiler. Bakın değerli arkadaşlar, 2020 yılında, geçen sene, Esnaf ve Sanatkar Sicil Gazetesi var. 99 bin 588 esnaf, 2020 yılında iflas etti, dükkanını kapattı. Bu 99 bin kişi nasıl yaşıyor acaba? Devleti yöneten iradenin şunu sorması lazım: “Bu 99 bin kişi iflas etti, bunların aileleri, çocukları var. Bir sorun bakayım ya, bunlar geçimlerini neyle sağlıyor?” Saray bunu sorabilir mi? Soramaz, sormaz da saten. 99 bin kişi ölmüş, onun umurunda bile değil. İflas etmiş, umurunda bile değil. Onların çocukları var, umurunda bile değil. Umurunda olan tek şey var: Koltuğumu nasıl korurum. Koltuk insanı büyütmez, insanı büyüten akıldır akıl. İnsanı büyüten adalet duygusudur. Koltuğa oturdun, kendini vazgeçilmez adam görüyorsun. Dünyadaki bütün mezarlıklar vazgeçilmez adamlarla doludur. Yoktur öyle bir şey.

Son 14 ayda en az 124 bin 910 esnafımız iflas etti arkadaşlar. İzledikleri yanlış politikanın getirdiği fatura budur. Sadece esnaf mı? Çiftçiye bakalım, çiftçinin durumuna bakalım. Çiftçi de hayatından memnun mu? Hayır, onun da sıkıntıları var. Defalarca söyledim; Nevşehir’de, Kırşehir’de 400-450 ton patates depolarda duruyor, yeşillendi. Alacak kimse yok… Alacak kimse yok ama banka haciz gönderiyor traktörüne, hayvanına, arabasıyla, evine. Nasıl geçinecek bu adam? Zamanında taksitlendirin dedik, yapmadılar. Şimdi Tarım Kredi Kooperatifleri, “borcu dolayısıyla taksitlendireceğiz” diyorlar. Güzel. Yeniden yapılandıracağız, güzel. Faizi ne yapıyorlar değerli arkadaşlar? 11’den, 18’e çıkarıyorlar. Yahu neyin fiyatı düştü de sen bunu bu kadar yükseltiyorsun? Sen üreticinin elindeki patatesi aldın mı? Üreticinin elinde depolarda bekleyen elmayı aldın mı? Nasıl ödeyecek bu adam? Mal depoda, icra kapıda; banka gelmiş, Tarım Kredi gelmiş, “parayı öde.” “Malı al ki, parayı ödeyeyim. Malım satmadıktan sonra ben nasıl ödeyeceğim?” Çiftçinin de bu saray hükümetinden alacağı var. Saray hükümetinden çiftçinin alacağı var. Ödemiyor parasını. Değerli arkadaşlarım; eskiden yapılandırmada 5 taksitti, şimdi yüzde 30’u peşin 3 taksit. Nasıl ödeyecek bu adam? Çiftçi nasıl ödeyecek bunu? Çiftçi de memnun değil. O da biliyor başına gelenleri. Yaşıyor zaten. Traktöre haciz gelmiş, evine haciz gelmiş, hayvanına haciz gelmiş; nasıl geçinecek bu adam? Tarlasını haciz gelmiş.

Çiftçinin dışında, emekliler; peki, emekliler hayatımdan memnun mu? Soralım emekliye. Eğer emekli kardeşimiz hem Emekli Sandığı’ndan, hem yönetim kurulu üyeliklerinden, bir yerden değil beş yerden maaş alıyorsa hayatımdan memnun. Sarayda bunlardan dolu, lebâleb sarayda dolu, hepsi orada. Ne kadar bir yerden değil, 3 yerden, 5 yerden maaş alanların alayı orada, tamamı orada. Peki aşağıda? Hakkari’deki, Siirt’teki, Rize’deki, Çankırı’daki, Tekirdağ’daki, İzmir’deki emeklinin durumu ne? Perişan vaziyette. Bin lira ikramiye verdiler 2018’de; ya her şeye zam geldi kardeşim, her şeye zam geldi. Buna da zam yap. Enflasyon oranında zam yap. 1680 lira tutuyor olması gerekiyor, 1500 lira yap. “Yapmam” diyor. “Vermem” diyor. Niçin? “Emekli de hayatından memnun” diyor. “Beni görünce beni alkışlıyorlar emekliler. O zaman demek ki durumları çok iyi” diyor. Hepimizin oturup düşünmesi lazım. Emekli kardeşlerimin de oturup düşünmesi lazım. 2 maaş ikramiyeyi alman için verdiğimiz mücadeleyi düşünün. Emekli ikramiyesini en az bin 500 lira yapacağız, en az bin 500 lira. Emekliyi öyle bir hale soktular ki, gramla, gramla et alıyor. Tavuğu dörde bölüyor, bir parçasını alıyor Bursa’da anlattılar.

Değerli arkadaşlarım; 7 milyon 900 bin emekli, 7 milyon 900 bin emekli, asgari ücretin altında aylık alıyor. Bu emeklerin günahı ne? Bu emekliler 30-35 yıl çalıştılar, alın teri döktüler, sigorta primlerini ödediler, gelir vergisi ödediler, emekli oldular. Emekli oldular diye saray iktidarı bunlara zulmetmeye başladı. “Para vermem” diyor size. “Enflasyon yüzde 8 diyor, yüzde 8 vereceğim. Yüzde 7 diyor, yüzde 7 vereceğim.” Peki enflasyon kaç? Margarin; son bir yılda, son bir yılda margarinin fiyatı yüzde 39 arttı, tavuk eti yüzde 44 arttı, mercimek yüzde 50 arttı. Mısırözü yağı yüzde 55, ayçiçeği yağı yüzde 60, yumurta fiyatını yüzde 64 zam geldi. Emekliye yüzde 8, “bununla idare et” diyor. Neden? “Para yok” diyor. E saraya para var, malı götürenlere para var. Her türlü imkanı veriyorsun. Üstelik para var, dolarla para var, avroyla para var. Türk lirası da geçmiyor orada. Bu zulüm değil midir? Bu zulümdür.
Bakın değerli arkadaşlarım; ayrıca dul-yetim aylığı alanlar var, emekliler dışında dul-yetim aylığı alanlar var. 2 milyon 600 bin kişi; bunlar ayda kaç lira alıyor biliyor musunuz? 763 lira. 763 liraya dul ve yetim geçinmeye çalışıyor, 763 lira… Bunlarda vicdan var mı ya, bunlarda ahlak var mı? Bunlarda insan sevgisi var mı? Bunlar sefaleti bilmiyorlar. İstanbul’da Nişantepe’ye gittim. Erdoğan’ın gidip, orayı görmesini isterim. Diyecek: “Burası Türkiye mi, Afrika mı?” Afrika değil beyefendi, orası Türkiye ama senin haberi yok. Altında uçakların var. Hiçbir padişaha nasip olmayacak kadar sarayların var. Görmüyor musun milletin halini? Milletin perişanlığını görmüyor musun? 2002 yılında en düşük emekli aylığı ile yedi çeyrek altın alınıyordu. 2002 yılında, yani bunların iktidar olduğunda en düşük emekli aylığı ile yedi çeyrek altın alınıyordu, şimdi iki çeyrek… Emekliler de böyle. Onları da boş verdiler.
Ya gençlerimiz ve işsizlerimiz; bunların hali ne olacak? 19 yıl devleti yöneteceksin, 19 yıl 10 milyon 287 bin işsiz olacak. 10 milyon 287 bin işsiz yaratacaksın, sonra da çıkıp, “bu memleketi ben güzel yönetiyorum” diyeceksin. 10 milyonu aşkın işsizin olduğu bir yerde hangi güzellikten bahsediyorsun sen? Üniversiteyi bitirmiş pırıl pırıl çocuklar; senin bu çocukları, bu evlatlarımızı umutsuzluğa sevk etmeye hakkın var mı ya? Böyle bir hak sana verildi mi? Senin durumunu iyi, saraydakilerin durumu iyi, çocuklarının durumu iyi, beslemelerin durumu iyi; herkes birden fazla maaş alıyor, birden fazla yerden maaş alıyor. Üniversiteyi bitirmiş, üstelik en iyi okulları bitirmiş olanlar işsiz. İşsizliğin ne olduğunu acaba Erdoğan biliyor mu?

Değerli arkadaşlarım; gençlerle konuştum: “KPSS’den alsınlar bizi, sınavdan başarılıyız ama sözlüde eleniyoruz.” Bunu kesinlikle kaldıracağız. Ne mülakatı? Girmiş, sınavda başarılı olmuş, almış 93 puanı. “Gel kardeşim, çalış” diyeceksin. Dayın yoksa eleniyorlar, akraban yoksa eleniyorlar, siyasi yandaşın mı yoksa sözlüde eliyorlar. Bu haksızlığı gidereceğiz. Sayıştay raporlarına göre, 138 bin 393 öğretmen açığı var. Tamamını dolduracağız, tamamını. Ne demek 20 bin, 40 bin. Kardeşim, 138 bin 393 öğretmen açığı var. Bu öğretmenler ne yapacak? Evlatlarımızı yetiştirecekler. Eğitimden tasarruf edilir mi? Eğitimden tasarruf edilmeyeceğini en iyi anneler-babalar bilir; kendisi yemez çocuğuna yedirir, kendisi giymez, çocuğuna giydirir. Kredi Yurtlar Kurumu’ndan borç almışlar, aile durumu iyi değil üniversiteyi okurken. Şimdi hem faiz, hem işsiz. İş ver, parayı alacaksan ondan sonra al. Hem iş vermiyorsun ve diyorsun, “borcunu öde.” Nasıl ödeyecek, nasıl ödeyecek? “İcra göndereceğim, babanın malvarlığına el koyacağım.” Babanın ne günahı var? Zaten durumu iyi olsa kredi almazdı. Bunları bitireceğiz, tamamını bitireceğiz. Gençlere sözüm var gençlere, gençlere sözüm var: Sizin elinizden alınan bütün hakları size iade edeceğiz ve tamamını telafi edeceğiz.

“Bu tablo, Türkiye’nin kabul edeceği bir tablo değil”

Bakınız, 28 kez Türkiye şampiyonu olan bir kardeşim var, Elazığlı hemşerim, 28 kez… Pazarda yumurta satarak geçiniyor. Bu bir devlet ayıbı değil midir? Bu ayıp değil midir? Niye buna iş yok? Torpili olmadığı için, dayısı olmadığı için. Değerli arkadaşlarım; bir üniversite öğrencisi, işsiz mühendis, inşaat mühendisi, “üniversiteye gidip, diplomamı alırken çok üzüldüm” diyor. “İşsizim” diyor. “Bu diplomanın bir işe yaramadığını gördüm” diyor. Dayın yoksa arkanda, yakının yoksa bir siyasi, ister KPSS’den 100 puan al, yine de bir iş bulamıyorsun. Bunu yaratan kim? Gençlere soruyorum.: Bu tabloyu Türkiye’nin önüne, bu tabloyu gençlerin önüne koyan kim? Saraydakiler… Çok derin ve üzüntülüyüz değerli arkadaşlarım. Bu tablo, Türkiye’nin kabul edeceği bir tablo değil.

Değerli arkadaşlarım; zulüm var. Evet, zulümle yönetiyorlar. Evet, ben bunu gayet iyi biliyorum. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri eylem yapıyor. Silah var mı? Yok. Saldırı var mı? Yok. Saldırıyı yapan kim? Sarayın polisleri. Olmaz arkadaşlar… Boğazını sıkıyorsun, niçin? Birisini mi dövdü? Hayır. Elinde silah mı var? Hayır. Neden peki bunu yapıyorsun? “Talimat geldi.” Talimatı verene iyi dikkat edin. Sevgili gençler; talimatı verene iyi dikkat edin. Sizin nefesinizi kesiyorlar, boğazınıza biniyorlar, hak arama talebinizi kesmek istiyorlar. “Neden gençler haklarını arıyorlar” diye bir korku ve kaygı içindeler. Benim size sözüm var, bütün gençlere, benim size sözüm var. Türkiye Cumhuriyeti coğrafyasında Allah’ın izniyle iktidar olduğumuzda, bizi özgürce eleştirebileceksiniz, bu hakkı vereceğiz size.

Herkesi terörist ilan ediyorlar, herkesi darbeci ilan ediyorlar. En zor koşullarda yaşayanlar da Roman vatandaşlarımız. Değerli arkadaşlarım, 8 Nisan Dünya Romanlar Günü. Allah’ın verdiği bir yetenek var, bunların müzik kulakları çok iyi. Bunlar sokak ekonomisi dediğimiz, günlük yaşayan insanlar ama bunlar yaşamıyorlar şimdi açlık çekiyorlar. Dünya Romanlar Günü’nde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde romanlar en büyük açlığı ve yoksulluğu yaşayan kesim. Onların da haklarına sahip çıkmamız lazım.

Değerli arkadaşlar; tablo böyle. Diyorum ya, tamamen kontrolü kaybetmiş vaziyetteler. İşleri güçleri CHP’ye saldırmak, Cumhuriyet Halk Partisi’ne saldırmak. Geçen bir toplantıda söyledim, hep bize saldırıyorlar. Ya biz ne zaman iktidar olduk tek başımıza, ne zaman olduk? Hani iktidar olalım da bizi eleştirin. Şimdi olacağız ama halkın desteği ile olacağız, milletin desteği ile olacağız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti nasıl adaletle yönetilirmiş, bütün dünyaya göstereceğiz.

Ve Ak Parti’ye ve Milliyetçi Hareket Partisi’ne geçmişte oy veren vatandaşlarıma sormak isterim. Sordum, defalarca sordum: 128 Milyar dolar nereye gitti? Merkez Bankası’nın kasasındaki 128 milyar dolar nereye gitti? Bu sorunun cevabını almış değilim. O sormuyorsa, cevabını veremiyorsa, sarayın bekçisine söylesin, o bize cevap versin. Bizim için fark etmez, 128 milyar dolar nereye gitti? Kim aldı 128 milyar doları? Esnafa sordum, “yok biz almadık” diyor. Simitçiye sordum, “dalga mı geçiyorsunuz?” diyor. Manava soruyorsun, yok. Emekliye soruyorsun, “ne doları?” diyor, Türk Lirası bile bulamıyoruz. Kim aldı 128 milyar doları ve “128 milyar dolar nereye gitti?” diye soran Merkez Bankası Başkanı’nı neden görevden aldın? Neden görevden aldın? Gerçekler görülmesin diye mi?

Değerli arkadaşlarım; Bahçeli hiçbir zaman işsizlerin derdini dile getirmedi, esnafın derdini dile getirmedi, çiftçinin derdini dile getirmedi. Onun tek derdi var, sarayın bekçiliğini yapmak, Cumhuriyet Halk Partisi’ne saldırmak. O görevi vermişler, “sen bizim adımıza bunu yap” diye. Bu cevabı, bunu verirken üzülüyorum, gerçekten üzülüyorum ama ülkücü kardeşlerime şunu seslenmek, şunu söylemek isterim: Sevgili ülkücü kardeşim, hiç meraklanma; ben milliyetçiliğin ne olduğunu Bahçeli’ye de göstereceğim, dünyaya da göstereceğim. Ben saray beslemelerine asla ve asla itibar etmeyeceğim.

Bütün bunlar olurken, “vay efendim Türkiye’de darbeciler var.” Ne darbesi ya, ne darbesi kardeşim? Montrö Sözleşmesi dolayısıyla emekli büyükelçiler açıklama yaptı, tık yok. Emekli amiraller açıklama yaptı, mal bulmuş mağribi gibi “vay efendim yeniden darbe.” Ne darbesi kardeşim, ne darbesi kardeşim? Ne paranoyası kardeşim bu? Bütün bunların üstünü örtmek için. Esnafın derdi dile gelmesin, çiftçinin derdi dile gelmesin, işsizlik sorunu konuşulmasın, çiftçi sorunuyla baş başa kalsın, milletin dikkatini bir yere çekelim; koro halinde… Yahu zaten bunlar daha önce defalarca gazetelerde yazıldı, televizyonlarda söylendi. Sen çıkıp baştan, en baştan: “Ne Montrö Sözleşmesi kardeşim? Ne Lozan’ı kardeşim? Lozan da, Montrö de bizim güvencemizdir, Türkiye’nin güvencesidir” desen, zaten bir şey olmayacak. Sesini çıkarmıyorsun. Kalkıyorsun, ondan sonra da: “Vay efendim, nasıl olur bu? Bunlar darbeci.” Yok kardeşim, geçti onlar. Kimse yemiyor artık bu numaraları, millet de yemiyor artık bu numaraları. “Kardeşim ben açım, aç” diyor. Dükkan kapalı, dükkan; sen neden bahsediyorsun? Adam bir de emekli, emekli amiral. Ya emekliler dünyanın neresinde darbe yaptı? Bunlar akıllarını gerçekten peynir ekmekle yemişler. Bu kadar saçmalığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti hiç görmedi ve duymadı.

“Bu numaraların hiçbirisini bu millet yemiyor”

Şu gerçeği herkes bilsin: Artık ortada bizim anladığımız anlamda devleti sağlıklı yöneten bir iktidar yoktur. Devleti sağlıklı yöneten bir iktidar yoktur. Ortak da sağlıklı bir ortak değil. Bakanlar, bakan değil. Bürokratlar ise hiç bürokrat değil, tamamı yağcılardan oluşmuş, tamamı ve evet efendimci. Akıllarını kiraya vermişler. Gündemi büyütmek ve halkın gündemini çalmak için telefonla Yargıtay’a: “Siz de bir bildiri yayınlayın.” Hepsi esas duruşta. Ya ben bilirdim, esas duruş askerlikte olurdu. Bu sivil darbeden sonra, sivil hayatta da esas duruş başladı. “Derhal, emredersiniz” onlar bir açıklama. Danıştay’a telefon: “Hayhay.” Şuraya telefon, üniversiteye telefon, “sizler de açıklama yapın.” Ya Allah bunlara akıl fikir versin gerçekten ya. Diyorum ya, artık bunlar devleti yönetemiyorlar. Bu milletin yakasından düşmek zorundadırlar. Bu numaraların hiçbirisini bu millet yemiyor. Millet diyor ki: “Kardeşim bırak bağırmayı, bırak suçlamayı, sandığı getir sandığı” diyor.

Teşekkür ederim. Polis Haftamız var, polis kardeşlerimiz gerçekten de can ve mal güvenliğimizi sağlayan kardeşlerimiz. Onlara minnet borçluyuz. 176. yılını kutluyorlar. 10 Nisan Polis Haftası, Polis Günü, onlara şükran borçluyuz. Polis kardeşlerimiz diyorlar ki: “Biz şehit olmaktan korkmuyoruz ama emekli olmaktan korkuyoruz. Çünkü 3600 ek gösterge çıkmalı.” Bütün polis kardeşlerime sözüm sözdür, sözüm söz: 3600 ek göstergeyi çıkaracağım, hiç endişe etmeyin.

Efendim, bu darbe marbe hikayelerini güçlendirmek için bakıyorlar ki havuz medyasını yeteri kadar kullanamıyorlar, -çünkü itibarı yok- bir parça itibarı olan Hürriyet Gazetesi üzerinden bu sefer Cumhuriyet Halk Partisi’ne saldırmaya başladılar. İnsan üzülüyor, o gazetenin geçmişine üzülüyor insan. Halkın gazetesiydi, Türkiye’nin en çok satan gazetesiydi ve gerçekten medyanın amiral gemisiydi, şimdi kuyrukta sandal bile olamadı, sandal bile olamadı. Efendim: “CHP, bildiri, darbe bildirisi, bilmem neler…”, gündem yaratıyor sözde! O da, CNN Türk de; bu ikisi ne yaparsa yapsın, bildiğimiz yoldan dönmeyeceğiz, dönmeyeceğiz, dönmeyeceğiz!

Bir şey daha, bir şey daha… Teşekkür ederim. Hep Erdoğan’ı eleştiriyoruz, bir de Erdoğan’ı övelim. O kadar da olmaz yani. Açıklama yapmış Erdoğan: “Vatanı satmak, kendi dirayetsizliğiniz, kendi iş bilmezliğiniz yüzünden ülkeyi kriz üzerine krize sokmakla olur” diyor. “Dirayetsizliğiniz, iş bilmezliğiniz yüzünden ülkeyi krizden krize sokuyorsanız, bu vatanı satmaktır” diyor. Vatanı satmak demek, vatana ihanet etmek demektir. Erdoğan’ın bu sözünü tutacağım, Allah’ın izniyle iktidar olduğumuzda, bu vatan hainlerinin hepsinden hesap soracağım.”

Paylaşın