Abdullah Nefes hayatını kaybetti; Nefes kimdir?

Yaşlılığa bağlı olarak çeşitli hastalıkları nedeniyle bir süredir Ankara’da tedavi gören ünlü şair Abdullah Nefes, 79 yaşında hayatını kaybetti. Nefes’in naaşı Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Haber Merkezi / Sosyalizmin en büyük savunucuların biri olan ve uzun yıllar TKP üyesi olarak mücadelesini sürdüren Abdullah Nefes, yaşlılığa bağlı olarak çeşitli hastalıkları nedeniyle bir süredir tedavi gördüğü Ankara’da 79 yaşında hayatını kaybetti. Nefes’in naaşı Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Abdullah Nefes kimdir?

20 Ekim 1941 yılında Ilgaz’da dünyaya gelen Nefes, üniversite eğitimini Ankara’da DTCF’de ve Hukuk Fakültesi’nde aldı.

Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi olan Nefes, çok sayıda şiir kaleme aldı.

İlk şiirleri ve hikayeleri Varlık, Dost, Yeşil, Ilgaz, Çağrı, Yelken, Evrim, Dönem, Elif, Edebiyat ve Eleştiri, Sanat Emeği gibi dergilerde yayımlandı.

1964 yılında Sosyal Adalet Dergisi ve yayınlarına yazı işleri müdürlüğü yaptı.

1966 yılında Dönüşüm dergisinin sahibi olarak sorumlu yazı işleri müdürlüğünü üstlendi.

1969 yılında Ser yayınlarının kuruluşunda yer aldı.

Türkiye İşçi Partisi’ne üye olan Nefes, daha sonra Ankara’da parti yöneticiliği görevleri de üstlendi.

1971 yılında tutuklanan Nefes, üç yıl tutuklu kaldı. Nefes, Türkiye Yazarlar Sendikası’nda da uzun yıllar yöneticilik görevlerinde bulundu.

1990 yılında üç kitap gerekçe gösterilerek DGM’de yargılandı.

Yaşamı boyunca çok sayıda kitaba imza atan Nefes, birçok araştırma ve derleme kitabı da çıkardı.

Paylaşın

Akşener: Yeni Türkiye’nin karnını eski Türkiye doyuruyor

İktidarın ekonomi politikalarını sert şekilde eleştiren İYİ Parti Lideri Akşener, “AK Parti’nin ve Erdoğan’ın övündüğü “Yeni Türkiye” karnını, beğenmedikleri eski Türkiye’nin birikimleri doyuruyor. Erdoğan’ın yeni Türkiyesi’nde gençlerimiz çarkı eski Türkiye’nin büyüklerine verdiği hakların desteğiyle döndürüyor. Bu sıradan bir tespit değil. Bu, acıtan bir gerçeğimiz. Bu, AK Parti iktidarlarının bir gerçeği.” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Akşener, emekli amirallere ilişkin alınan kararları doğru bulmadığını ifade etti ve “Ülkelerine yıllarca hizmet etmiş, bu hizmetler dolayısıyla bazı ülkelerin, terörün hedefindeki emekli komutanların korumalarının çekilmesini, lojmandan çıkarılarak ailelerinin mağdur edilmesini ayıplıyorum” ifadelerini kullandı.

Akşener, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın İstanbul ve Montrö sözleşmeleri gibi konularda, “gerçekte olmadığı halde kendi kendine yetki verdiğini” vurguladı. Montrö tartışmaları ile başlayan ve emekli amirallerin bildirisiyle gelişen sürecin “muhalefeti kapsayan bir girişim olduğunu” savunan Akşener, “Bir kişi kendine bir yetki veriyor, sonra da o yetkiye dayanarak milletin Meclisi’nin attığı imzayı çekiyor. Bu milli irade gaspıdır. Montrö’nün konuşulmasına sebep olan Meclis Başkanı, ‘yanlış anlaşıldığını’ belirterek, durumu toparladı. Orada bir deneme mi yaptılar, bilemem” dedi.

Vesayetin her türlüsüne karşı olduklarını sürekli dile getirdiklerini anlatan Akşener, “Cumhurbaşkanı da (takkeli amiral konusunda) ‘Rahatsızız’ dedi ama o günden beri maşallah pek rahatlar” ifadelerini kullandı. Akşener, “yargının sinmiş durumda olmasına karşın muhalefetin sinmeyeceğine” de işaret etti.

İYİ Parti Genel Başkanı Akşener, amirallerin bildirisinden Montrö’ye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yetkilerinden yaşanan ekonomik ve salgın krizine dek pek çok konuda Cumhuriyet Gazetesi’nin sorularını yanıtladı…

İYİ Parti Genel Başkanı Akşener, partisinin seçimlere parti odaklı değil Türkiye odaklı baktığını söyledi ve şunları ifade etti:

“İYİ Parti olarak seçimlere parti odaklı değil, Türkiye odaklı bakıyoruz. Seçim sözü edilmeden, ülke o atmosfere girmeden yapılacak tüm değerlendirmelerin bir ayağı eksik olur. Bizim hedefimiz milletimizden yetkiyi alıp, iktidar olmak. İktidar olup, AK Parti’nin ve Erdoğan’ın keyfiyetinden doğan hasarları onarmak. Öncelik bu liyakatsiz, beceriksiz ve her geçen gün ülkemize, milletimize yük olan iktidardan kurtulmak. Bunu sağlayabilmenin yolu neyse, İYİ Parti olarak konuşmaya değer buluruz. Zaten Millet İttifakı’nın genel olarak bakışı, tespitleri de bu yönde. Millet İttifakı, ortak aklın etrafındaki bir beraberlik. Değerlerimizi korumak kaydıyla, milletine yabancılaşmış ve sadece şahsi ikbalinin peşine düşmüş bu iktidardan kurtulmak için gereken neyse İYİ Parti onu yapacak.”

‘Amiraller konusunu İYİ Parti’yle ilişkilendirmeye çalıştılar’

Akşener, “MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, bir emekli amiralin ismini de vererek, yayımlanan bildirinin ‘İYİ Parti le bağlantılı olup olmadığını’ sorguladı, ilginiz var mı?” sorusuna ise şu şekilde yanıt verdi:

“Sayın Bahçeli’nin önüne bir şeyler koyuyorlar, o da okuyor. Önüne konanı sorgulamıyor ki bizi sorgulasın. Amirallerin bildirisiyle ilgili olarak, ilk dakikadan itibaren dikkatimizi çeken bir nokta var. Kısa bir dönem partimizde görev almış ancak sonra kendi isteğiyle ayrılmış bir emekli amiral üzerinden bu mesele “İYİ Parti ile birlikte anılsın” istediler. Dikkat buyurun, MHP’nin gazetesi, televizyonu, yandaş yayın organlarında, ortak bir dille, emekli Amiral Ergün Mengi üzerinden, konuyu İYİ Parti’yle ilişkilendirmeye çalıştılar. Bunu 28 Şubat’ta, tankların, apoletlerin karşısında durmuş Meral Akşener’e rağmen yapmaya kalktılar. Bu gerçek ışığında baktığınızda “ölü doğmuş” bir siyasi çirkinlikti, tezgâhtı.”

‘Kurmay akıl hayati noktayı düşünemiyorsa yapılan iş yanlıştır’

İYİ Parti lideri Akşener, bildiriye yönelik ‘zevzeklik’ değerlendirmesine ilişkin de konuştu:

“Bakın; İYİ Parti olarak biz, diğer muhalefet partileri, Montrö ve Silahlı Kuvvetlerimizdeki bazı gelişmelere dair en yüksek tondan görüşlerimizi beyan ettik. Hatta Montrö’nün konuşulmasına sebep olan Meclis Başkanı da tepkiler üzerine “yanlış anlaşıldığını” belirterek, durumu toparladı. Orada bir deneme mi yaptılar, bilemem. Ama şu bir gerçek ki siyaset kurumu devrede ve gereğini yapmış. Bu konuda iktidara geri adımı da attırmış. Türkiye’deki her kişinin, kurumun, alanı ile ilgili görüş beyan etmek hakkı vardır elbette. Fikir hürriyeti her vatandaşımızın hakkı. Ancak bu hürriyeti kullanırken sorumlu ve dikkatli davranmak gerekir. Türkiye’ye uzun yıllar hizmet etmiş, kurmay akla sahip bir grup emekli amiralimizin bu hakkı kullanırken, “muhtıra ve darbe” konularında acı tecrübeleri dikkate alarak, daha akıllıca davranmaları gerektiğine inanıyorum. Milletimizin acı hatıraları var ve hafızalarda çok taze. Bu gerçek ortadayken, gece yarısı ilan edilen bir bildirinin nasıl etki yapacağı, nasıl bir algı yaratacağı ve iktidar tarafından da nasıl kullanılacağı belli. Bugün, “Böyle algılanacağını düşünemedik, bir iletişim kazası oldu” diyorlar ya, işte ben de tam olarak bunu dedim: Kurmay akıl, bu hayati noktayı düşünemiyor, hesap edemiyorsa, yapılan iş yanlıştır. Bir kurmay zekâ, sonuçlarını kestiremeden bir adım atmaya kalksa, muhtemelen komutanı da ona aynı tarifi yapar.”

‘İYİ Parti amiraller üzerinden oynanmak istenen oyunu bozdu’

Akşener, emekli amirallerin bildirisine ilişkin İYİ Parti’nin kritik bir adım attığına dikkat çekti:

“Bakın, biz İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına bambaşka bir noktadan itiraz ettik. Dedik ki: Erdoğan Cumhurbaşkanlığı kararıyla, yani kendi kendine verdiği yetkiyle uluslararası bir sözleşmeden çıkamaz. Hukuken mümkün değil. Aynı konu Montrö için de geçerli. Şimdi bu meseleyi sadece İstanbul Sözleşmesi ya da sadece Montrö üzerinden tartışmak, yapılabilecek en büyük hatadır. Ondan önce anayasa ve yasalar açısından sorun var. Bir kişi kendine bir yetki veriyor, sonra da o yetkiye dayanarak, milletin Meclisi’nin attığı imzayı çekiyor. Bu, milli irade gaspıdır ve asıl büyük sorun budur. Eğer bunu görmezden gelirseniz, aynı hukuk dışı yetkiyi öne sürüp, Montrö’yü de Lozan’ı da hatta anayasamızın ilk dört maddesini de tartışmaya açabilirler. Biz orada başka bir test etmeyi gördük. Bu pencereden bakıldığında, benim çıkışımdaki tonun, bir büyük oyunu bozduğunu bugün herkes kabul ediyor. İYİ Parti; gece yarısının seçildiği, Cumhurbaşkanı’nın Marmaris’te olduğu, besleme basının manşetlerinin bile hazır olduğu ve amiraller üzerinden oynanmak istenen bir oyunu bozmuştur. Siyaset tarihimiz bunu böyle yazacak.”

‘Amirallere ilişkin kararları doğru bulmuyorum’

Meral Akşener, amirallere yönelik alınan kararları onaylamadığının altını çizdi ve ekledi:

“Ben, olayın ardından Sayın Cumhurbaşkanı’nın pazartesi günü yaptığı ilk açıklamayı daha dikkatli ve isabetli buldum. Çok kırmadan, dökmeden konuştu. Ancak iki gün sonra, çarşamba günü gördük ki saray bürokrasisi yine devreye girmiş, videolar hazırlatmış ve “İşte darbeci CHP” başlıklı bir konuşma metni hazırlamış. Yani bir anlamda, “İYİ Parti olmadı, CHP verelim” demiş. Uzun zamandır Sayın Erdoğan’ı uyarıyorum: “Sarayın duvarlarını aş, çevrendeki iş bilmezleri uzaklaştır. Bu sana da ama daha önemlisi Türkiye’ye ve milletimize de zarar veriyor” diyorum. Amirallere ilişkin kararları doğru bulmuyorum. Silahlı Kuvvetler’in kendi içinde bazı kuralları olabilir. Ancak ülkelerine yıllarca hizmet etmiş, bu hizmetler dolayısıyla bazı ülkelerin, terörün hedefindeki emekli komutanların korumalarının çekilmesini, lojmandan çıkarılarak ailelerinin mağdur edilmesini ayıplıyorum. Hukuki olarak bir sorun varsa, yasalar ışığında gereği yapılır. Ama bu iş, mahalle aralarındaki çocuk kavgaları gibi yapılmaz. Ciddiyetle yapılır, özenle yapılır.”

‘Din temelli ilişkilerin devlet yönetiminde etkin olmasına karşıyız’

İYİ Parti lideri ‘insanların inançlarına karışmanın karşısındayız’ dedi ve şunları ifade etti:

“Öncelikle bizim fikrimizi paylaşayım. Bundan 5 yıl önce, bu tür ilişkilerin ya da yapıların güvenlik bürokrasimize, yargımıza sızmasının ne kadar tehlikeli olduğunu yaşayarak öğrendik. Dini mevzular, insanların özelidir. Dilediklerine inanır, içlerinden geldiği gibi de yaşarlar. Buna kimse itiraz edemez. Ancak dinimiz bile emreder ki mesele devlet idaresiyse, gereği neyse o yapılacak. Silahlı  Kuvvetlerimizin kendini “cemaat” olarak kabul ettiren bir yapının kontrolüne geçtiğinde başımıza neler gelebileceğini, 15 Temmuz ihanetinde yaşayarak gördük. Bu konuda da milletimizin hafızası taze. Dolayısıyla kanunlar, kurallar neyi gerektiriyorsa, sistem o şekilde işleyecek. Bakın, Cumhurbaşkanı da “Rahatsızız” dedi ama o günden beri maşallah pek rahatlar. Daha tek bir adım görmedik, bir karar duymadık. İnsanların inançlarına karışmanın da din temelli ilişkilerin devlet yönetiminde etkin ve belirleyici olmasına da karşıyız.”

‘Ayasofya İmamı milletvekillerine ayar vermeye kalktı’

Akşener, “Bazı din görevlilerinin toplumun bir kesiminin tepkisini çekecek şekilde açıklamalar yapması sizce doğru mu?” sorusuna ise şu şekilde yanıt verdi:

“Din görevlileri bazen toplumun bir kesiminin tepkisini çekeceğini bilse de aldıkları eğitim ve misyonları gereği sözlerini esirgememeli. Ancak bu, alanlarının dışına çıkmalarını, hatta saçmalamayı gerektirmez. Aldıkları eğitim, gördükleri terbiye ışığında vatandaşları bilgilendirmek gibi bir görevleri var evet, ama siyasete ayar vermek, milletimiz arasına nifak sokacak türden laflar etmek, alan ihlali yaparak, ekonomiden diplomasiye, siyasetten güvenliğe her konuda “bilen cakası satmak,” cumhuriyet rejiminin kabullenebileceği bir şey değildir. Kaldı ki burada ilk ders çıkarması gereken Sayın Erdoğan’dır. Sözgelimi Ayasofya İmamı, partisinin üst düzey isimlerine, milletvekillerine bile ayar vermeye kalktı. Bu ne demek?  Çok açık, “vesayet” demek.”

‘940 milyar lira nerede?’

Akşener, ‘128 milyar dolar’ tartışmalarına ilişkin de konuştu ve şu cümleleri kullandı:

“Görünen o ki milletimiz bu haklı soruyu özümsedi. Üstelik sadece muhalefet partilerine oy vermiş vatandaşlarımız değil, iktidar partilerine oy vermiş vatandaşlarımız da bu haklı sorunun yanıtını bekliyor. İktidar, bırakın soruyu cevaplamayı, hata üstüne hata yapmaya devam ediyor. Nurettin Canikli gibi tecrübeli bir siyasetçi çıkıp, “Nerede olacak, milletimizin cebinde” diyebiliyor. İşin şirazesi kaydı. Muhalefet iktidara “128 milyar dolar nerede?” diye soruyor, iktidar “Milletin cebinde” diyerek, milleti itham ediyor. Tıpkı Sağlık Bakanı’nın salgından milleti sorumlu tutması gibi… Bakın, çok daha vahim bir şey oldu. AK Parti’nin “trollükte mahir” bir ismi çıktı, yapılan sosyal yardımları ve pandemi desteklerini sıralayıp “128 milyar işte burada” dedi. Güler misin, ağlar mısın? Biri çıkıp, “Kaybolduğu yok, kasada” diyor, diğeri çıkıp, “Milletin cebinde” diyor. Bir başkası da “Sosyal yardım ve pandemide destek olarak dağıttık” demeye getiriyor. Birbirlerinden haberleri yok ki milletten haberleri olsun. Sosyal yardım ve destek dediklerinin toplamı da 60 milyar lira. Millet, “1 trilyon lira nerede” diyor, bunlar “60 milyar lira senin cebinde” diye cevap veriyor. Peki 940 milyar lira nerede? Türkiye böyle ciddiyetsizlik görmedi.”

‘Türk siyasetine taarruz etti’

Akşener, “Doğu Türkistan’a ilişkin açıklamanızın ardından Çin Büyükelçiliği doğrudan sizi hedef aldı. Bu, ‘diplomatik nezaketsizlik’ olarak yorumlandı. Hükümetin bu noktada gösterdiği tepki yeterli miydi?” sorusunu ise şu şekilde yanıtladı:

“Doğu Türkistan ve Uygur kardeşlerimizin yaşadıkları bizim için bir insanlık sorunu. Bu konunun ısrarla takipçisi olacağız. Çin Büyükelçiliği, diplomasinin teamüllerine ve nezakete aykırı bir tavır sergiledi. Beni ve Mansur Yavaş’ı tehdit etti. Edebilir. Doğu Türkistan’da insanlığı ayaklar altına alanların, Ankara’da nezaketi çiğnemelerine şaşırmam. Ancak Çin Büyükelçisi’ni Dışişleri Bakanlığı’na çağırıp, sonra da parmağını oynatmayan iktidarın tavrına şaşırırım. Bakın, o Büyükelçi o tavrıyla, Türkiye’nin başkentinde Türk siyasetine taarruz etti. Bunun bir bedeli olmalıydı. Bakın, İtalya Başbakanı Erdoğan’a hitaben kabul edilemez sözler ettiğinde biz; “İç siyasette kavgamızı veririz. Ancak Cumhurbaşkanlığı makamı bir dış saldırıya uğradığında duracağımız yeri biliriz” dedik. Biz, İtalya Başbakanı’nın nezaketsizliğine karşı durmamız gereken yerde durduk. Ancak Sayın Erdoğan, Çin’den gelen taarruzda, kayıplara karıştı.”

‘Vatandaşın ayağına gidiyorum’

Akşener, ‘İYİ Parti’nin çalışma gayretinin’ görüldüğünü de ifade etti ve ekledi:

“Saha çalışmalarımız parti propagandasını ya da siyasi nabzı ölçmeyi hedeflemiyor. Ben vatandaşın ayağına gidiyorum ve sorunlarını dinliyorum. Amacımız bu zor günlerde, onlara söz imkânı verip, dertlerini, sorunlarını iktidarın duymasına aracı olmak. Bunu Meclis’te, Milletin Kürsüsü’nde vatandaşlarımızı konuşturarak da yapıyoruz. O yüzden siyasi bir ölçüm için gezmiyorum. Ancak şunu da görüyoruz, daha önce de defalarca gittiğimiz yerlerde, partimize olan ilgi eskiye nazaran oldukça arttı. Bakın size bir şey söyleyeyim mi; milletimizin feraseti yüksektir. Siyaseti kim, ne amaçla yapıyor, anlar. Milletimiz gayretimizi görüyor, projelerimiz milletimize ulaşmaya başladı, sorumlu ve çözüm odaklı bir siyasetimiz var. Dolayısıyla, milletimiz bunu görüyor. Son kongremizde kullandığımız “Millet bizi çağırıyor” sloganı, üretilmiş bir slogan değildi. Vatandaşlarımızla buluştuğumuzda ortaya çıkan bir gerçekti. Milletimize şunu müjdeleyebilirim ki İYİ Parti iktidarına hazır olsunlar. Bu kadar ağır bir yükün, kısa zamanda ortadan kalkacağı, huzurlu bir Türkiye’ye hazır olsunlar.”

‘Yeni Türkiye’nin karnını eski Türkiye doyuruyor’

İYi Parti lideri, işsizlik rakamlarının arttığına da dikkat çekti ve “Vatandaşımızla sohbet ederken çok önemli bir gerçeği gördüm. Türkiye’de aile içi dayanışmanın seyri değişti. İşsizlik çok arttı. İş bulan da kazancının hesabını yapamıyor, sadece şükrediyor. Ve ne oldu biliyor musunuz? Sömürü sınır tanımadı, “en düşük” olarak algılanması gereken asgari ücret, ortalama ücret oldu. Bekâr ya da evli gençlerimizin çok büyük bir bölümü, anne ve babalarının emekli maaşlarından destek görüyor. Çocukların okul parasını büyükanneler, dedeler ödüyor. Ya da başka şekillerde evlatlarının ekonomisine destek oluyorlar. Bu o kadar yaygınlaştı ki. Bu ne demek biliyor musunuz? AK Parti’nin ve Erdoğan’ın övündüğü “Yeni Türkiye” karnını, beğenmedikleri eski Türkiye’nin birikimleri doyuruyor. Erdoğan’ın yeni Türkiyesi’nde gençlerimiz çarkı eski Türkiye’nin büyüklerine verdiği hakların desteğiyle döndürüyor. Bu sıradan bir tespit değil. Bu, acıtan bir gerçeğimiz. Bu, AK Parti iktidarlarının bir gerçeği. O yüzden yönetemiyorlar. Her planları, kendi ikballeri ve ülkeyi yağmalattıkları kodamanların menfaatleri üzerine bina ediliyor. Bu sebeple de “kesin bilgidir, yayalım”, bu iktidar miadını doldurdu” dedi.

‘Lebaleb kongrelerle sorumsuzluğun alasını yaptılar’

Meral Akşener’in Kovid-19 pandemisi yönetimine karşı da eleştirileri vardı. Akşener şunları ifade etti:

“Yönetemeyen iktidarların genel hastalığı budur. Planlı hareket edemezler. Uzun vadeli düşünemezler. Günü kurtarmanın hesabını yaparlar. Aşı konusunda verdikleri taahhütler yalan oldu. Esnafın kepengini indirip, yaş almışlarımızı, çocuklarımızı eve kapatırken, lebaleb kongrelerle sorumsuzluğun dik alasını yaptılar. Aylardır tarımla ilgili, üreticimizin perişanlığıyla ilgili uyarılarda bulunduk, kulak asmadılar. İş şova gelince de en önde koşanlar onlar. İşin özeti şu: Hayaller Ay’a çıkmak, gerçeğimiz önlerine bayrak asılmış patates-soğan kamyonları… İktidarın karnesi budur. Patates-soğan mevzuunda da depolarda çürümek üzere olan ürün miktarı 1.3 milyon ton ama satın alıp törenlerle şehirlere taşıdıkları ürün, 300 bin ton. Hayal kurarak geldiler, her şeyi sattılar, yediler-yedirdiler, şimdi sadece hayal satıyorlar. “Yeni Türkiye” diye pazarladıkları hayal işte bu. Her gün bir uçak dolusu vatandaşımızı kaybediyoruz. On binlerce vaka tespit ediliyor. Bilim, “Tam kapanma şart” diyor, oralı değiller. Doktor da ekonomist de çitçi de öğretmen de sanayici de sadece Erdoğan. Her şeyi o biliyor, her şeye o karar veriyor. Böyle olunca da ortak akıl yok, hatta hiç akıl yok. Bir ülke bu kafayla yönetilemez.”

‘Yargı sinmiş ama muhalefet sinmeyecek’

Akşener, ‘CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında hazırlanan fezleke’ konusunda ise “Bu hamle de muhalefeti korkutma, sindirme amacının bir parçası. Ama en başta söyleyeyim, Sayın Kılıçdaroğlu bizzat çıkıp, “Getirin” demiş, meydan okumuştu. Dolayısıyla, korkutabileceği ya da sindirebileceği biri yok karşısında. Ama vahim olan şu: Türkiye’de sorumluluk makamında olmayan herkes için fezleke hazırlanabiliyor. Ama sadece bütün bu kötü gidişin, kanunsuzlukların, soygunların tek sorumlu hakkında tek bir hukuki hamle yok. Tuz kokmuş ki koca ülkede. Cumhuriyetin tek bir savcısı çıkıp, bir soruşturma başlatmıyor. Muhalefeti sindirmek için her adımı atacaklarını biliyoruz. Doğru değil ama sıradan bir durum. Muhalefet sinmeyecek ama daha vahimi, yargı sinmiş” ifadelerini kullandı.

‘Herkes yanlış, kendisi doğru’

Akşener son olarak ‘adalet ve fezlekeler’ hakkında da eleştirilerde bulundu:

“Hani bir fıkra var, bilirsiniz. Nüktedan bir Karadenizli kardeşimiz Almanya’daki bir otoyola ters istikâmette girmiş. Bütün sürücüler ne yapacağını şaşırıyor, trafik altüstü oluyor. O sırada radyodan bir anons yapılıp, sürücüler uyarılıyor. Spiker diyor ki: Birisi otoyolda ters yönde ilerliyor, dikkatli olun. Karadenizli vatandaşımızın tepkisi: Ne birisi, hepsi, hepsi… Yani demem o ki Erdoğan’a göre herkes yanlış, sadece kendisi doğru. Türkiye’de herkesin bir kabahati var ama sorumluluk makamında olmasına rağmen, bir tek Sayın Erdoğan ve ortaklarının yok. Fezlekeler ya da adalet konusundaki durumumuz işte tam da bu.”

 

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu gençlere seslendi: Bunları artık yemeyin

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı video ile gençlere seslenerek, “Bakın sevgili gençler sizden bir isteğim var; bunları artık yemeyin. Çünkü bunlar gidici. Biz iktidara geliyoruz. Size sözüm söz. Sizden çalınan ne varsa, hepsini alıp size vereceğim. Çünkü ben sizleri çok seviyorum.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı bir video ile gençlere seslendi.

Evinin mutfağında çekildiği anlaşılan videoda CHP Lideri Kılıçdaroğlu, özetle şu ifadeleri kullandı;

“Size evimin mutfağından sesleniyorum. Biliyorum bu paylaşımın altına bir süre sonra bir troll ordusu saldıracak. Neymiş efendim, ‘Kılıçdaroğlu muhalefet yapamıyormuş, liderlik yapamıyormuş’. E haklılar! ‘128 milyar dolar’ ezberlerini bozdu. Bakın sevgili gençler sizden bir isteğim var; bunları artık yemeyin. Çünkü bunlar gidici. Biz iktidara geliyoruz. Size sözüm söz. Sizden çalınan ne varsa, hepsini alıp size vereceğim. Çünkü ben sizleri çok seviyorum.”

Paylaşın

Babacan’dan ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ paylaşımı

DEVA Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni eleştirerek, “Çözüm açık: Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” dedi.

Haber Merkezi / Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni eleştirdi.

Açıklamasında çözümün ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ olduğunu belirten Babacan’ın paylaşımı şöyle;

““İstikrar gelecek” dediler, kalmadı. “Yetkiyi verin faiz ve enflasyon düşecek” dediler, ikisi de yükseldi. “Demokrasi güçlenecek” dediler, zayıfladı. 4 yıl önce bugün değişen anayasa ile gelen sistemin sonucu: Zarar, Zarar, Zarar. Çözüm açık: Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”

 

Paylaşın

Demirtaş’tan ‘yeni ittifak’ açıklaması: HDP, üçüncü bir ittifakı harekete geçirebilir

‘Yeni ittifak’ tartışmalarına değinen Selahattin Demirtaş, “Eğer bugünkü muhalif ittifak bileşenleri, demokrasi mücadelesinde HDP ile yan yana durmaktan çekinirlerse HDP demokrasi mücadelesinden vazgeçecek değildir. Tek başına da kalsa ilkeleri doğrultusunda mücadele yürütmeye devam eder. Bunu yaparken de nicel durumuna bakmaksızın birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütüyle görüşerek üçüncü bir ittifakı harekete geçirebilir. Seçim zamanı gelince de demokrasi ittifakı olarak diğer ittifaklarla ilkeler çerçevesinde görüşmeler, işbirlikleri yapılabilir.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / 4 Kasım 2016 tarihinden beri Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, avukatları aracılığı ile Medyascope’tan Ferit Aslan’ın sorularını yanıtladı.

Demirtaş, Montrö Bildirisi’ni imzaladıktan sonra haklarında hukuki süreç başlatılan 104 amiralve ‘yeni ittifak’ tartışmalarına değindi.

‘Yeni ittifak’ tartışmalarına ilişkin Demirtaş, “Eğer bugünkü muhalif ittifak bileşenleri, demokrasi mücadelesinde HDP ile yan yana durmaktan çekinirlerse HDP demokrasi mücadelesinden vazgeçecek değildir. Tek başına da kalsa ilkeleri doğrultusunda mücadele yürütmeye devam eder. Bunu yaparken de nicel durumuna bakmaksızın birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütüyle görüşerek üçüncü bir ittifakı harekete geçirebilir. Seçim zamanı gelince de demokrasi ittifakı olarak diğer ittifaklarla ilkeler çerçevesinde görüşmeler, işbirlikleri yapılabilir.” dedi.

104 amirale ilişkin açıklamalarda bulunan Demirtaş, “Hükümet bu bildiriden önceden haberdarmış zaten. İsteseler bildirinin yayınlanmasını engelleyebilirlerdi. Fakat yayınlanmasını özellikle istediler çünkü buradan bir güç gösterisi yaparak toplumsal baskıyı artırmak gibi bir hedefleri vardı. Ama bu plan tutmadı” ifadelerini kullandı.

HDP’li Demirtaş, sorulara böyle yanıt verdi:

103 amiralin bildirisi ile yeniden bir darbe tartışması yaşandı ve soruşturma başlatıldı, bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hükümet bu bildiriden önceden haberdarmış zaten. İsteseler bildirinin yayınlanmasını engelleyebilirlerdi. Fakat yayınlanmasını özellikle istediler çünkü buradan bir güç gösterisi yaparak toplumsal baskıyı artırmak gibi bir hedefleri vardı. Ama bu plan tutmadı. Çünkü toplum, artık hükümetin hiçbir yalanına inanmıyor, hiçbir politikasına güvenmiyor. AKP’nin hiçbir entrikası seçmen desteğine dönüşmüyor. AKP vazosu kırıldı ve büyü bozuldu. Bunun geri dönüşü yok artık.

Bazı çevreler iktidara “mağduriyet yaratacak” malzeme verilmemesini isterken, bazı kesimler ise tam tersini düşünüyor, bu konudaki fikriniz nedir?

Muhalefet ne yaparsa yapsın AKP her halükarda oradan bir mağduriyet çıkarmaya çalışıyor. Dolayısıyla muhalefetin böyle bir kaygıyla hareket etmesi doğru olmaz. Bununla birlikte, tabii ki gereksiz ve politik olarak faydasız konuların üzerine fazladan düşerek AKP’ye istismar alanları sağlamamak da gerekir. Muhalefet, halkın beklentilerini ve halkın gündemini esas alırsa hata yapmaktan da kurtulmuş olur.

Yaklaşık beş yıldır cezaevindesiniz ve sizin hakkınızda televizyonlarda sürekli her türlü şey söyleniyor (hakaretler, terörist yakıştırması) ama sizin dört duvar arasındaki mesajlarınız da televizyonlarda tartışılıyor, gündem haline getiriliyor. Bunun neye bağlıyorsunuz?

Çünkü ben tek başıma bir birey değilim, Türkiye’nin üçüncü büyük partisinin uzun süre yöneticiliğini yaptım, şimdi de üyesiyim ve ayrıca büyük bir halk kitlesinin gönülden desteğini ve sevgisini yanımda hissediyorum. Gücümü de tüm bunlardan alıyorum.

Bana hakaret etme yarışına girenlerin söylemleri, örneğin bana yönelik “terörist” ithamları ve hakaretleri, kendi ahlaki seviyelerini ve siyasi pespayeliklerini gösteriyor. Bu hakaretleri, yapanlara iade ediyorum ama çok da umurumda değil zaten.

Üçüncü ittifak öneriniz ciddi bir tartışmaya neden oldu. Bunu biraz daha açar mısınız? HDP’nin öncülüğündeki bir ittifakın oluşma ihtimalini nasıl görüyorsunuz mevcut durumda?

HDP zaten kurumsal olarak demokrasi ittifakını uzun süre savundu. Bu siyasi bir modeldir, seçim ittifakı önerisi değildir. Daha ziyade, toplumsal mücadeleyi büyütmek ve siyasi işbirliklerini hayata geçirebilmek amacıyla mücadele ortaklığı kurmaktır. Yani demokrasi için birlikte mücadele etme iradesidir. Bunun bir seçim ittifakına dönüşüp dönüşmeyeceğine, seçim sürecinde duruma bakılarak karar verilir.

Eğer bugünkü muhalif ittifak bileşenleri, demokrasi mücadelesinde HDP ile yan yana durmaktan çekinirlerse HDP demokrasi mücadelesinden vazgeçecek değildir. Tek başına da kalsa ilkeleri doğrultusunda mücadele yürütmeye devam eder. Bunu yaparken de nicel durumuna bakmaksızın birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütüyle görüşerek üçüncü bir ittifakı harekete geçirebilir. Seçim zamanı gelince de demokrasi ittifakı olarak diğer ittifaklarla ilkeler çerçevesinde görüşmeler, işbirlikleri yapılabilir.

HDP herhangi bir ittifaka dahil değil diye mecburen ve kerhen başka bir ittifakı desteklemek zorunda değildir. HDP seçmeni ancak görüşmeler, ilkesel uzlaşmalar ve ahlaki bir zeminde kurulacak işbirlikleriyle harekete geçecektir. HDP’yi yok sayan, HDP kitlesine, seçmenine her gün hakaret eden kişi ve gruplar bizzat HDP seçmeni eliyle asla iktidar olamazlar. Bununla birlikte demokrasiyi savunan, barış ve özgürlüklerden yana olan, HDP’yi eleştirse de HDP’ye ve kitlesine saygılı yaklaşan herkesle işbirliği yapılabilir.

Tabii bunlar tümüyle benim kişisel düşüncelerimdir, kurumsal olarak HDP’yi bağlamaz. Ben fikrimi ifade ederim, elbette HDP yönetimi tüm düşünceleri, önerileri olduğu gibi benimkileri de tartışır ve alacakları karar ben dahil tüm HDP’lileri bağlar. Bizdeki demokrasi bu şekilde işliyor ve hepimiz buna saygılı yaklaştığımız için HDP kendi bütünlüğünü ve gücünü korumaya devam ediyor.

Bir gazeteci (Abdülkadir Selvi) üçüncü ittifak çıkışınızın siyasette karşılık bulduğunu ancak HDP ve Kandil’in bundan memnun olmadığını, sizde eksik olan tek şeyin yeteri kadar cesur olmamanız olduğunu yazdı. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

Gerçekten bir şeyler söylemek isterdim ama adını andığınız kişiye cevap vererek kıymetli kelimelerimi ziyan etmek istemiyorum.

Bugüne kadar mahkemelerde hiç tahliye talebinde bulunmadınız. Bu tavrınız böyle devam edecek mi? Cezaevinden çıkmanıza halkın karar vereceğini söylüyorsunuz, bunu yakın zamanda olası görüyor musunuz?

Evet, şimdiye kadar hiç tahliye talep etmedim, etmeyeceğim de. Belki iktidar bizleri bu şekilde içeride tutabilir ama kendisi de bunun bedelini halk desteğini kaybederek siyaseten ödüyor. Dolayısıyla hapisliğimiz boşuna çekilen zulümler değil. İktidar eriyor, halkın iradesi büyüyor. Bizleri özgür kılacak olan da işte halkın bu iradesidir.

Biz kimseden merhamet dilenmiyoruz, mahkemelerden sadece adalet bekliyoruz. Adalet yok diye de ağlayıp sızlanmıyoruz. Mücadele ediyor, direniyoruz.

Bizleri içeride tutanlar son yerel seçimlerden ders çıkarmamışlarsa yapacak bir şey yok. Biz direnmeye devam edeceğiz. Yani dewamke 🙂

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu’ndan ‘fezleke’ eleştirisi: Kabul edilemez

Sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile Meclis’e gönderilen fezlekeleri eleştiren SP Lideri Karamollaoğlu, “Ana Muhalefet Lideri Sn. Kemal Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılmasının gündeme gelmesi dahi ülkemiz açısından büyük bir ayıptır. Fezlekeler üzerinden demokrasimize darbe üstüne darbe vurma girişimleri kabul edilemez!” dedi.

Haber Merkezi / Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden gündemde öne çıkan konular hakkında açıklama yaptı.

Karamollaoğlu, Meclis’e gönderilen fezlekeleri eleştirerek, Fezlekeler üzerinden demokrasimize darbe üstüne darbe vurma girişimleri kabul edilemez!” dedi. ” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iftar ziyaretine de değinen Karamollaoğlu, “Mesele gariplerin sofrasında olmak değil, o garipliği bitirmektir” ifadelerini kullandı.

Karamollaoğlu, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:

Ana Muhalefet Lideri Sn. Kemal Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılmasının gündeme gelmesi dahi ülkemiz açısından büyük bir ayıptır.

Fezlekeler üzerinden demokrasimize darbe üstüne darbe vurma girişimleri kabul edilemez!

Konuşan, düşünen, sorgulayan, eleştiren, herkesi ‘hain ve suçlu’ olarak gören anlayıştan bir an önce vazgeçilmeli; tarihimize kara bir leke olarak geçecek yeni yanlış kararlar alınmamalıdır.

Bir Cumhurbaşkanı, vatandaşın sofrasına birkaç çeşit daha koyabiliyorsa o Cumhurbaşkanı her akşam vatandaşın sofrasındadır. Mesele gariplerin sofrasında olmak değil, o garipliği bitirmektir.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan ‘kripto para yönetmeliği’ tepkisi

Resmi Gazete’de yayınlanan kripto para yönetmeliğine tepki gösteren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada “Böyle kararlar verilmeden önce tüm paydaşlarla konuşulur. Kripto kararını kime danıştın ey iktidar?” diye sordu.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir açıklama ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) Resmi Gazete’de yayınlanan ve kripto varlıkların ödemelerde doğrudan ve dolaylı olarak kullanılamayacağını bildiren yönetmeliği eleştirdi.

Bunu ‘geceyarısı zorbalığı’ olarak niteleyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Kurtulamadılar bu zihniyetten. İlla geceyarıları bir akılsızlık yapacaklar” dedi. Kılıçdaroğlu, “Böyle kararlar verilmeden önce tüm paydaşlarla konuşulur. Kripto kararını kime danıştın ey iktidar? Bu konunun tüm paydaşları ile oturup, istişarelerde bulunacağım” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan ‘fezleke’ açıklaması: Hodri meydan

Kendisinin de arasında olduğu 10 milletvekili hakkında TBMM’ye gönderilen fezlekeler hakkında açıklama yapan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Ne yaparsanız yapın. Ne söylerseniz söyleyin. Yiğide savaş, bayramdır. Hodri meydan” dedi.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kendisinin de arasında olduğu 10 milletvekili hakkında TBMM’ye gönderilen fezlekeler hakkında sosyal medya hesabı üzerinden yayınladığı video ile cevap verdi.

“Fezleke göndermiş, dokunmazlığımı kaldıracakmış… Hodri meydan!” diyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, yayınladığı videoda özetle şunları söyledi;

”Ülke lebaleb hasta. Hastanelerde yer yok. 128 milyar doların nereye gittiği belli değil. Gece yarısı muhalefet partisinin ofislerini basıyorlar, vinçlerle. Gündemi değiştirmek gerekiyor, algıları tutmadı. Algıcıların algıları tutmadı. Şimdi ne yapıyorlar, fezleke düzenliyorlar Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığını kaldıracağız diye. Ya önemli olan Kılıçdaroğlu değil, önemli olan ülke. Kılıçdaroğlu fanidir. Ne yaparsanız yapın. Ne söylerseniz söyleyin. Yiğide savaş, bayramdır. Hodri meydan”

Paylaşın

Karamollaoğlu: Aç olan insan açtır, rakamları değiştirseniz ne yazar

Haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, “Rakamlarla oynamak, rakamları değiştirmek hiçbir zaman gerçeği değiştirmez. Aç olan insan açtır. Karnını doyuramayan insan, karnını doyuramamıştır. Bir eksiğini gideremeyen, çocuğunun ihtiyacını karşılayamayan insan bunu karşılayamamıştır. Rakamları değiştirseniz ne yazar.” dedi.

Haber Merkezi / Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamolloğlu, haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

SP Lideri Karamollaoğlu, açıklamasında, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın ’84 milyon suçlu’ açıklamasına tepki göstererek, “Evet buna uymayan vatandaşlar varsa bunlar kabahatlidir de uymayan yönetimler, topluluklar ne olacak?” dedi.

Karamollaoğlu, açıklamasının devamında, iktidara ekonomi üzerinden yüklenerek, “Rakamlarla oynamak, rakamları değiştirmek hiçbir zaman gerçeği değiştirmez. Aç olan insan açtır. Karnını doyuramayan insan, karnını doyuramamıştır. Bir eksiğini gideremeyen, çocuğunun ihtiyacını karşılayamayan insan bunu karşılayamamıştır. Rakamları değiştirseniz ne yazar.” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında, iktidara emekli ikramiyesine zam önerisinde bulunan Karamollaoğlu, özetle şunları şöyle;

“Başlangıçta belirttim Ramazan ayı dertlerimizi paylaşma ayıdır. Burada da önümüze ister istemez geçim meselesi önümüze çıkıyor. Toplumun az bir kesimi istisna olmakla beraber toplumun büyük kısmı geçim sıkıntısı çekmektedir. Marketlerde ve pazarlarda yaşanan zamlara baktığımız zaman bu Ramazan kurulan iftar sofralarının bedeli maalesef hepimiz için öncekilerden çok ağır olacak. Israrla bu konunun üzerinde duruyoruz, çünkü biz milletimizin derdini, sıkıntısını açık bir şekilde görüyoruz. Her ne kadar rakamlar aksini iddia etse de durum ortada; milletimiz geçinemiyor. Ramazan bir anlamda tefekkür ayıdır. Umarız iktidardaki arkadaşlarımız da milletimizin durumunu bir tefekkür etme fırsatı bulur bu vesileyle… Bakınız; TÜİK verilerine göre 2021 yılı Şubat ayı işsizlik oranı 0,7 puanlık artışla yüzde 13,4 seviyesinde gerçekleşti. İşsiz sayısı ise bir önceki aya göre 250 bin kişi artarak 4 milyon 236 bin kişi oldu.

İktidar algı için oynadığı rakamlarda bile artan işsizliği gizleyemiyor. Tabi gerçek rakamlar çok daha fecaat bir tablo ortaya koymakta. Ne demek istiyorum? Asıl işsizlik oranı olan, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 28,3’tür. TÜİK bu rakamı geniş tanımlı işsizlik olarak değil, atıl işgücü oranı diye açıklıyor. Bir şeyin nasıl tanımlandığı değil, ne olduğu önemli. Dolayısıyla gerçek işsizlik oranı yüzde 30’lara dayanmış durumdadır. Türkiye’de çalışabilir nüfus olarak bilinen 15 yaş ve üzeri nüfusun işgücüne katılım oranı yüzde 50 seviyesindedir. İLO verilerine göre bu oranın dünya ortalaması yüzde 60’lardadır. İşsizlik rakamlarındaki çarpıklık ve gerçek dışılık işte buradan başlıyor. İşgücüne katılma oranını düşük gösterdiğiniz sürece işsizliği de düşük gösterebiliyorsunuz. Böylece, aslında yüzde 25-30’lar düzeyindeki işsizlik oranını yüzde 10-14 aralığında imiş gibi kamuoyuna sunuluyor. Demem o ki; rakamlar ile oynayabilirsiniz ama gerçekleri değiştiremezsiniz. Millet canının nasıl yandığını biliyor!

Sizlere içinde bulunduğumuz durumun tam manası ile anlaşılabilmesi için iki fotoğraf sunmak istiyorum; birincisi; geçen yıl nisanda 527 milyar lira olan toplam tüketici kredileri yaklaşık bir yıl sonra mart ayında 682 milyar lira olmuştur. İnsanımızın 393,8 milyar lira ihtiyaç kredisi borcu ve 149,6 milyar lira bireysel kredi kartı borcu bulunmaktadır. Milletimiz borç batağına saplanmıştır. İkinci fotoğraf ise; ödediğimiz her 100 liralık vergimizin 16 lira 8 kuruşu faize gitmiştir. 2006-2020 dönemindeki son 15 yılda 5,58 trilyon lira vergi toplayıp 905.2 milyar lira faiz ödemişiz. Bu para milletimizin; emeğinden, cebinden, geleceğinden gidiyor! Sayın Erdoğan’ın da şiirlerini çok güzel bir şekilde okuduğu; ne diyordu Necip Fazıl; Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul, bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.

Bildiğiniz üzere emeklilerimize 2018 yılından bu yana bayramlarda 1000 lira ikramiye verilmektedir. Bu ikramiyeye ne yazık ki enflasyonun hızla arttığı ve paramızın değer kaybettiği 3 yıllık süreç içerisinde herhangi bir zam yapılmamıştır. Biz bu sene Covid-19’un getirdiği sıkıntıları da dikkate alarak emeklilerimize yönelik en az yüzde 50 zamla mümkünse 1550 lira gibi bir rakamla ikramiye verilmesini öneriyoruz. Büyük bir rakam değil emekliler için emin olun böyle bir ikramiye emeklilerimizi tahminlerin ötesinde memnun edecektir. Biz bu teklifimizin iktidar tarafından dikkate alınmasını arzu ediyoruz.

Hal böyleyken iktidar ne yapıyor? Çok değil kısa bir zaman önce yoksulluk diye bir problemimiz yok diyen iktidar, şimdi yoksullara ücretsiz soğan-patates dağıtacağını duyuruyor. Biz bunu memnuniyetle karşıladık. Ama bu bizim plansızlığımızın da ne kadar büyük boyutlarda olduğunu ortaya koydu. Nasıl olacak ki üretimle tüketim birbirini karşılayacak? Soğan patates dağıtımı çok büyük bir iş değil! Darda kalan çiftçimizin de imdadına yetişti tenceresi kaynamayan garibana da çare oldu. Bundan dolayı iktidara teşekkür ederiz ama bilmeliler ki sadece patates soğanla milletimizin ihtiyacı karşılanamaz. Bizim esas sıkıntımız şu; Türkiye’de küçük bir azınlık çok yemekten, israftan, hazımsızlıktan uyuyamazken; büyük bir çoğunluk ise açlıktan, yarın kaygısından, ekmek kavgasından uyuyamıyor. Düşünmeye davet ediyorum, lütfen! Cenab-ı Hakkın size bahşettiği bu nimeti değerlendirin; aklı, fikri, düşünceyi… 19 yıl iktidarda bulunan arkadaşların çıkıp da şimdi meseleleri düzelteceğiz demeleri aslında bir gerçeği itiraf etmektedir.

Ne diyordu Aşık Mahsuni Şerif;

Yoksulun sırtından doyan doyana

Bunu gören yürek nasıl dayana?

Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana

Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?”

 

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: İlk seçimde gideceksiniz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, konuşmasında iktidara yüklenerek, “Bu milleti aldattınız, bununla sizi yüzleştireceğim, üzgünüm. Ya bu ülkeyi seçime kadar adam gibi yöneteceksiniz ya da milletimize sizi öyle anlatacağım ki ilk seçimde bu ülkenin yönetiminden gideceksiniz.” dedi.

Haber Merkezi / İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Konuşmasında iktidara sert sözlerle yüklenen Akşener’in açıklamalarından satır başları şöyle;

“11 kişilik bir listemiz oluyor, teknik ekibimiz oluyor. Bir milletin kürsüsünde derdini anlatan arkadaşımız oluyor. Biz lebalep bu salonu doldurmuyor. Önlemlerimizi alıyoruz ama dün akşam 17.30’dan itibaren müthiş bir kriz yaşandı.

‘Kimse giremez’ denildi. Abiler bana çok kızmış. Üzgünüm rahatsız etmeye devam edeceğim. Anadolu’yu gezmeye devam edeceğim. Bu milleti aldattınız bununla sizi yüzleştireceğim. Yaptığınız her çirkinliği ifşa edeceğim.

Ya milletin emrinde hizmetkar olacaksınız, 5 maaşlarınızı söyleye söyleye milletin karşısına çıkamaz edeceğim ya da milletimize sizi öyle anlatacağım ki, milletimizin iradesiyle bu ülkenin yönetiminden demokrasiyle gideceksiniz. Üzgünüm

Anadolu’yu dolaşmaya devam edeceğim, üzgünüm. Sizin yaptırmadıklarınızı yapmaya gayret edeceğim. Yaptığınız her çirkinliği ifşa edeceğim üzgünüm.

Küçük ortak ve arkadaşlarına söyleyeyim, aranıza girmeye niyetim yok endişelenmeyim. Cumhur İttifakı, et-tırnak asla orada olmam, aranıza girmem merak etmeyin. TBMM’ye insan mı almıyorsunuz, biz milletin sesini duyurmaya gayret ederiz.

Bu milleti aldattınız, bununla sizi yüzleştireceğim, üzgünüm. Ya bu ülkeyi seçime kadar adam gibi yöneteceksiniz ya da milletimize sizi öyle anlatacağım ki ilk seçimde bu ülkenin yönetiminden gideceksiniz.

Salgının başından beri iktidarı defalarca uyardık, neler yapılması gerektiğini gün gün anlattık.

Bilim insanlarına kulak verin, milletimizin canı yanmasın dedik. Üç hafta tam kapanma için gecikmeyin dedik.

Aşı tedariğini ciddiye alıp, getirin dedik. Dar gelirli vatandaşlarımızı, öğretmenlerimizi öncelikli olarak aşılayın dedik.

Sağlık ordumuz yoruldu, yüklerini hafifletin dedik. Esnek mesai uygulamasına acilen dönün dedik. Ekonomik destek paketleri önerdik. Kaynaklarını gösterdik.

Bir kulaklarından girdi, birinden çıktı. Onlar lebaleb kongreler yapıp, virüse davetiye çağırdılar.

Türkiye dünyada en çok vaka görülen birinci ülke oldu. Biz bu tabloyu hak etmedik. Sağlık ordumuzun uyarısını dinlemeyenler, Türkiye’yi maalesef bu tablo ile baş başa bıraktı.

Büyük bir beceriksizliğin sonucudur. Bilim Kurulu’na sizi susturuyorlarsa istifa edin demiştim. Pazartesi yine toplanıldı. Bilim Kurulu’nun çözümü bir tavsiye muamelesi gördü. 24 saat daha heba edildi.

Sayın Erdoğan inceleyip, karar verecekmiş. Hangi bilgi, birikimle belli değil… Sen doktor musun? Sen enfeksiyon uzmanı mısın?

Böyle ciddiyetsizlik olmaz böyle devlet yönetilmez yazıktır günahtır aylardır acilen üç haftalık tam kapanmaya geçin diyoruz esnafımızı çalışanlarımızı koruyacak önlemleri alın ülkemizi üç haftalık bir kapanmayla rahatladın diyoruz bilim bunu söylüyor. İşin uzmanları bunu söylüyor sen hala kafana göre takılıyor Sayın Erdoğan ülkeler birer birer Türkiye uçuşları durduruyor.

Türkiye’nin en önemli gelir kaynağı olan turizm sezonu yaklaşırken milyonlarca çalışanın ekmeğiyle oynadın mutlu musun vatandaşlarımız hastanelerde yatak bulamıyor mutlu musun? Milletimiz aşı beklerken Libya’ya 150.000 aşı gönderip caka satmaya utanmıyor musun hiç mi Allah’tan korkmuyorsun yazıklar olsun!

Hadi bizi duymamazlıktan geliyorsun onu anladı ama Türk Tabipler Birliği çıktı ‘üçüncü ve en yüksek zirvedeyiz’ dedi onu da mı duymadınız… İstanbul Tabipler Odası ‘hastaneler doldu hastalar sıra bekliyor’ dedi onu da mı duymadınız.

Ankara Tabipler Odası seslendi ’12 saat sedyede bekleyen hastalarımız var’ dedi onu da mı duymadınız. Adana ‘bir yılın sonunda başa döndük tam kapanma şart’ dedi onu da mı duymadınız.

Bursa ‘sözün bittiği yerdeyiz durum tespiti işe yaramaz’ dedi onu da mı duymadınız. Giresun ‘vakalar pik yaptığı görmüyorlar mı’ diye sordu, Diyarbakır ‘vakalar 6-7 kat arttı bu yükü taşıyamayız’ dedi, Samsun ‘tükenme noktasındayız’ dedi onları da mı duymadınız.

Duymadınız, merak etmediniz umurunuzda bile olmadı çünkü milletimiz canı ile uğraşırken siz başka hesapların başka planların peşindeydiniz. Şimdi de çıkıp utanmadan salgının bu noktaya ulaşmasından 84 milyon hepimiz sorumluyuz diyerek suçu milletin üzerine atmaya çalışıyorsunuz.

Kurallara uymayanları önlem almayanları ayrı tutuyorum ama hayır bu tablonun sorumlusu milletimiz değil bu tablonun sorumlusu salgını yönetemeyen aşıyı getiremeyen milleti yokluğa mahkum eden sizsiniz. Bu kadar basit.

Yetti arkadaş ayıptır günahtır. Bırakın da millet biraz nefes alsın. Bir kere de milletimizin yüzünü nasıl güldürürüz onu konuşalım.

Nasıl öldüğümüzü değil nasıl ölmeyeceğiz onu konuşalım. Ama maalesef konuşamazlar, çünkü korkuyorlar, o saray sefalarını kaybetmekten, altlarındaki arabaları kaybetmekten, beş farklı yerden aldıkları maaşlar kesilir diye korkuyorlar.

Öyle korkuyorlar ki artık AK Partili belediye çalışanları bile bize duyduğu derin kıskançlıkla tanıdığımız Almanya’ya iltica ediyor. Malatya Yeşilyurt Belediyesi’nin AKP’li başkanının 42 kişilik grubu Almanya’ya eğitim için yollamış. 2 kişi hariç 40 kişi giden o gidiş.

Birkaç belediyede daha aynı şey olduğu söyleniyor. Sayın Erdoğan’ın yönettiği Türkiye’den ardına bakmadan kaçıyor. Zamanında Sovyetler’den kaçan devlet görevlileri gibi. Filmlerini izlerdik hatırlıyor musunuz? Herhalde Türkiye’de de bu kaçışların filmleri daha sonra yapılacaktır. İşte Erdoğan’ın Türkiye’yi düşürdüğü durum. Güler misin ağlar mısın!

Aylardır patatesler soğanlar depolarda çürüyor diyoruz. İktidardan çıt yok. Millet İttifakı belediyeleri patatesleri satın alıp ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza dağıttı.

Bunu gören Tarım Bakanlığımız nihayet harekete geçti. Sıkıntı sadece patates, soğanla sınırlı değil. Elma üreticilerinin de sıkıntısı var. İktidardan beklentileri açık.

Sadece kilo başına 30 kuruş destek istiyorlar. Buradan iktidara seslenmek istiyorum. Millet İttifakı belediyelerini beklemeyin, geç de olsa attığınız adımı elma üreticileri için de atın.

Sayın Erdoğan ve damadının el birliği ile zora soktuğu Türkiye ekonomisi, pandemi ile birlikte daha da zorluklarla karşı karşıya. Merkez Bankası’nın rezervlerini buharlaştıran beceriksizlik nereden, nasıl para bulurum diye çırpınıyor.

Turizm tek başında dış ticaret açığımızı kapatacak potansiyele sahip. Turizm, Türkiye’nin birinci derece öneme sahip sektörlerinden biri. Devletin kaynaklarından öncelikli olarak faydalandırılması demektir. Turizm ihmal edilmemelidir. Aşılama yapılacaksa, sektör çalışanları önceliklendirilmelidir.

Bugün turizm başlıklı, üçüncü grup konuşmamdır. Önlemlerinizi alın, Türk Turizmi bu sezonu kaçırırsa bedeli ağır olur diyoruz.

Avrupa’da asgari ücretle çalışan biri, Türkiye’de 5 yıldızlı otelde 15 gün tatil yapabiliyor. Ekonomi dehası damat ve kayınpederi sağ olsun, Türkiye’de tatil yapmak hiç bu kadar ucuz olmamıştı. Buna rağmen Türkiye’nin dünya turizminden aldığı pay değişmiyorsa bu düpedüz başarısızlıktır.

Ülkenizde demokrasi yoksa, turizm de olmaz. Ülkenizde adalet yoksa, turizm de olmaz. Ülkenizde huzur yoksa, turizm de olmaz. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıp Türkiye’yi dünya aleme rezil ederseniz, turizm de rezil olur.

Paylaşın