Türkiye, Sosyal Adalet Endeksi’nde Sondan İkinci Sırada

Türkiye, Sosyal Adalet Endeksi’nde Avrupa Birliği (AB) ile Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği (OECD) ülkelerini kapsayan 41 ülke arasında 40. sırada bulunuyor. Listenin son sırada ise Meksika yer almakta.

Alman Bertelsmann Vakfı’nın hazırladığı endeks 2019 yılı verilerini yansıtıyor. Sosyal Adalet Endeksi şu altı başlıkta yapılan değerlendirmelere göre hesaplanıyor:

  • Yoksulluğun önlemesi
  • Eğitimde fırsat eşitliği
  • İstihdam piyasasına erişim
  • Sosyal hayata dahil olma ve ayrımcılığa uğramama
  • Nesiller arası adalet ve sağlık

Araştırmada ülkelere bu 6 başlıkta puanlar verilerek Sosyal Adalet Endeksi oluşturuluyor. Yüksek puana sahip ülkelerde sosyal adalet yüksek iken puanı düşük ülkelerde sosyal adalet daha zayıf. Araştırmaya göre Türkiye 4,86 puan ile 41 ülke arasında 40. sırada yer aldı. Zirvede 7,9 puan ile İzlanda bulunuyor. 7,68 puan ile ikinci sırada olan Norveç’i Danimarka (7,67), Finlandiya (7,24) ve İsveç (6,98) takip ediyor. Zirvede İskandinav ülkelerinin olması dikkat çekiyor.

AB ve OECD ülkelerinin ortalaması ise 6,09 oldu. Meksika 4,76 ile sonuncu sırada yer aldı. Meksika’nın üzerinde ise sırayla şu ülkeler bulunuyor: Türkiye (4,86), Romanya (4,86), Bulgaristan (4,91) ve Şili (4,92).

ABD sondan 6. sırada

Araştırmada dikkat çeken sonuçlardan birisi ise Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) 5,05 puan ile sondan 6. sırada yer alması oldu. Diğer bazı ülkelerin sıralaması ise şöyle: Almanya (10), İngiltere (11), Fransa (15), Macaristan (21), Avustralya (26), Japonya (27), İspanya (28), İsrail (30), Yunanistan (35).

Türkiye eğitimde fırsat eşitliğinde son sırada

Alt başlıklarda Türkiye’nin en kötü olduğu alan eğitimde fırsat eşitliği. Türkiye bu alanda 41. sırada yer alarak sonuncu oldu. Türkiye yoksulluğun önlenmesi başlığında 31., istihdam piyasasına erişimde ise 37. ve sosyal hayata dâhil olma ve ayrımcılığa uğramada 39. sırada yer aldı. Türkiye’nin en iyi durumda olduğu başlık ise nesiller arası adalet. Türkiye bu alanda 41 ülke arasında 18. durumda. Türkiye sağlıkta 36. sırada bulunuyor.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

“Casusluk” Suçlamasıyla Tutuklanan İsrailli Çift Serbest

İsrail Başbakanı Naftali Bennett, İstanbul’da Çamlıca Kulesi’nden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Üsküdar’daki konutunu görüntüledikleri iddiası ile gözaltına alındıktan sonra tutuklanan İsrailli Mody ve Natali Oknin çiftinin serbest bırakıldığını duyurdu.

Başbakan Bennett, Dışişleri Bakanı Yair Lapid ile birlikte yaptığı ortak açıklamada, “Türkiye ile gösterilen ortak çabalar sonucunda, Mordi ve Natali Oknin cezaevinden tahliye edilerek, İsrail’e evlerine dönüyorlar” ifadelerini kullandı.

Ortak açıklamada, “Türk Cumhurbaşkanı ve hükümetine iş birlikleri nedeniyle teşekkür ediyor ve çiftin eve dönüşünü sabırsızlıkla bekliyoruz” denildi. Başbakan Bennett, Twitter hesabından da çiftin İsrail’e dönmelerinin ardından çekilen fotoğrafı paylaştı.

Mody ve Natali Oknin çifti ve beraberlerindeki Türk vatandaşı olan üçüncü bir kişi, Çamlıca Kulesi’nden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konutunu görüntüledikleri iddiasıyla 10 Kasım’da gözaltına alınmış ve 12 Kasım’da çıkartıldıkları nöbetçi mahkeme tarafından “siyasal ve askeri casusluk” suçundan tutuklanmıştı. Başlatılan soruşturmaya göre, çiftin 4 Kasım’da İstanbul Havalimanı’ndan Türkiye’ye giriş yaptığı ve gözaltına alınmadan önce İstanbul’un tarihi yerlerini gezdikleri belirtilmişti.

Çiftin tutuklanmasının ardından İsrail hükümeti “casusluk” suçlamasını reddetmiş, Başbakan Bennett, Mody ve Natali Oknin’in “hiçbir İsrail birimi için çalışmadığını” vurgulamıştı. Çiftin serbest bırakılması için çaba gösteren İsrail Dışişleri Bakanlığı tarafından Türkiye’ye bir heyet gönderilmişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Demirtaş’tan Kılıçdaroğlu’na ‘Helalleşme’ Desteği

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ açıklamasına HDP Eski Eş Genel Başkanı Demirtaş’tan destek geldi. Demirtaş, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıklamasını toplumsal uzlaşma ve ülkemizin iç barışı açısından çok önemsiyor ve yürekten destekliyorum” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ açıklamasını politikyol’da kaleme aldığı yazısında değerlendirdi.

Yazısında, “Geçmiş hatalarımızla samimi, dürüst ve cesur bir şekilde yüzleşip karşılıklı helalleşmeden hiçbir sorunumuzu kalıcı olarak çözemeyiz. Bu nedenle, Cumhuriyet’in kurucu partisi CHP’nin Genel Başkanı sıfatıyla yapılmış bu açıklama tarihi önemdedir ve mutlaka sahiplenilmesi, desteklenmesi ve güç verilmesi gereken ciddi bir adımdır” ifadelerine yer veren Demirtaş, şunları dile getirdi;

“Sayın Kılıçdaroğlu’nun çabası çok kıymetli. Toplum, devamının gelmesini bekleyecektir. Sadece şimdi değil, ileride iktidar değiştiğinde, bu helalleşme sürecinin devlet adına da kurumsal ve resmi olarak işletilmesi gerekir. Ancak bu sorumluluk ne sadece CHP’nin ne de sadece Sayın Kılıçdaroğlu’nundur. Başta siyasetçiler olmak üzere herkes samimiyetle ve cesaretle elini taşın altına koymak, kendi payına düşen sorumluluk gereğince yüzleşmeye dahil olmak zorundadır. Bunun basit oy hesaplarıyla yaklaşılacak bir konu olmadığını herkesin iyi anlaması gerekir. Kaldı ki samimiyetle özeleştirisini ortaya koyan siyasetçiyi, halk kesinlikle bağrına basacaktır. Yine de ahlaklı davranmak ve risk almaktan da çekinmemek gerekir. Başka türlü siyasi öncülük de yapılamaz, toplumsal değişim de sağlanamaz. Bu nedenle, Sayın Kılıçdaroğlu’nun inisiyatif alması kıymetlidir, helalleşme için yola çıkması önemlidir.”

“Sözümüz olsun, biz de kendi hatalarımızla yüzleşecek ve hep birlikte helalleşeceğiz”

Öte yandan “Halkımıza, tüm Türkiye toplumuna sözümüz olsun, biz de kendi hatalarımızla yüzleşecek ve hep birlikte helalleşeceğiz” diyen Demirtaş, şunları kaydetti:

“Evet, sorunları biz yaratmadık, sorunların kaynağı biz değiliz ancak siyasetçiler olarak eğer doğru ve başarılı bir politika izleseydik çözümsüzlükten beslenenlerin ekmeğine, istemeden de olsa yağ sürmemiş olurduk. Kendi adıma bu sorumluluğu her zaman kabul ettim ve halen aynı noktadayım. Kimlik siyasetini aşarak toplumun tamamını kucaklamayı başarmalıydık. Şiddetin tümden devre dışı kalması için siyasetçiler olarak daha fazla inisiyatif almalı, öne çıkmalıydık.

Halkımızın haklı taleplerini daha doğru ve ikna edici bir dille anlatmayı, temsil etmeyi başarmalıydık. Bize yönelik ağır saldırılara ve kara propagandaya rağmen hiçbir mazeretin arkasına sığınmadan barış politikalarını hayata geçirmeliydik. Bunlar bizim eksiklerimiz, hatalarımızdır. Ve eminim bizden dolayı kırılmış, incinmiş milyonlarca insan da var. Dolayısıyla helalleşme ve yüzleşme bizim de sorumluluğumuz. Unutmayın, helalleşme için samimiyetle özür dileyebilmek zayıflık değil, cesaret ve erdemdir.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu ve Akşener’den Ortak Çağrı: Bir An Önce Seçime Gidin

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i İYİ Parti Genel Merkezi’nde ziyaret etti. Kılıçdaroğlu ve Akşener görüşme sonrası yaptıkları ortak basın açıklamasında, iktidara bir an önce seçilme gidilmesi çağrısında bulundular.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Toplumun hangi kesimine sorarsanız sorun, her yerden bir feryat çıkıyor. Gecikilen her gün topluma maliyetini artırıyor. Ülkemizi seven, ülkemizin insanını seven, sorunların kısa sürede çözülmesi için çaba harcamayı kendisine görev edinen bir siyasal anlayışla açık ve net çağrımızı yapıyoruz: Ülkeyi yönetemiyorsunuz, yazıktır günahtır, daha fazla savurmayın, bir an önce seçime gidin.” derken İYİ Parti Lideri  Akşener’de “Sayın Genel Başkanımızın acil seçim, hemen seçim çağrısına katılıyorum. Çünkü seçimden başka yapacak çare yok.” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ekonomide yaşanan son duruma değinerek şunları söyledi;

“Değerli basın mensupları, ekonominin gidişi hiç de iyi değil. Aslında bunu politikacı olarak değil sıradan bir vatandaş olarak da hissediyoruz. Gerçek anlamda ifade etmek gerekirse mutfaklarda yangın var. Türk lirası olağanüstü değer kaybediyor. Fakat çözüm üretecek organ yok Türkiye’de. Normalde Merkez Bankasının fiyat istikrarıyla uğraşması gerekirken Merkez Bankası işlevini bırakmış, Türk lirasının değer kaybetmesi, dövizin yükselmesine seyirci olarak bakan bir kurum. Bu pozisyonda… Fiyat istikrarı konusunda yasal olarak yetkilendirilen bir kurum nasıl olur da sadece seyirci pozisyonda kalır? Müdahale edemiyor, müdahale araçları yok, rezervi yok, 128 milyar doları buharlaştırdılar nereye gittiği hala belli değil. Net rezervi eksi 35 milyar dolar. Müdahale edilemiyor.

“Tamamen akıldışı, bilgi dışı, bilim dışı böyle zırvalıklarla, saçmalıklarla bir ekonomi yönetilemez”

Bütün bunlara karşın bizim sorumluluğumuz var. Bu gidişe sessiz kalmak doğru değil, seyirci kalmak doğru değil. Çözüm üretsinler diyoruz, ekonominin gidişi konusunda bir şeyler söylesinler diyoruz, Türk lirasının erimesini nasıl durduracaklar bu konuda birisi çıkıp bir açıklama yapsın diyoruz karşımızda bir duvar var. Açıklama yok. Bizler de sorumluluk hisseden, bu ülkenin gidişatı konusunda sorumluluk hisseden Genel Başkanlar olarak bir araya geldik. Sonunda bütün fatura sokaktaki vatandaşa çıkıyor. Saraydakilerin keyfi yerinde. Türk lirası eriyor, döviz yükselince sadece seyirci kalıyorlar, gidişat konusunda “ya nasıl çözeceksiniz, bu gidişatı nasıl düzelteceksiniz” diye sorduğumuzda karşımızda bir duvar var. Garip bir yapıyla karşı karşıyayız. Ve tabi Türk lirası eridikçe Türkiye ekonomik standartların tamamen altında yoksul bir ülke görünümüne kavuşmuş oluyor, daha doğrusu o görünüme sahip olan bir ülke çıkıyor karşımıza. Her şeyi ucuzlamış, fabrikaları ucuzlamış, kurumları ucuzlamış, çok daha düşük bir dolarla tamamının satın alınabileceği yönündeki bir algı ortaya çıkmış. “Efendim ihracat yapacağız, ihracattan sonra Merkez Bankasının rezervi artacak, cari fazla vereceğiz, ekonomiyi düzelteceğiz…” Tamamen akıldışı, bilgi dışı, bilim dışı böyle zırvalıklarla, saçmalıklarla bir ekonomi yönetilemez.

Yine kendilerine çağrı yapıyoruz. Yönetemediğinizi biliyoruz yönetemiyorsunuz. Merkez Bankasının ya müdürü ol çık açıklama yap, ya da Merkez Bankasına eğer müdahale etmeyi ben doğru bulmuyorum diyorsan müdahale etme. Koskoca bir kurum sadece Türkiye’de değil dünyada itibarsızlaştırıldı. Kendisine açık ve net çağrıda bulunuyorum, yönetemiyorsun milletin sırtına daha fazla yük yükleme, bu kadar yükü bu millet çekemez. Bir an önce Türkiye’nin seçime gitmesi gerekiyor. Yazıktır, günahtır. Toplumun hangi kesimine sorarsanız sorun; ister esnafa, ister çiftçiye, ister emekliye, ister işçiye, ister memura, ister apartman görevlisine kime sorarsanız sorun her yerden bir feryat çıkıyor. Gecikilen her gün topluma maliyetini artırıyor. Bir zam yağmurudur geliyor. Ülkemizi seven, ülkemizin insanını seven, sorunların kısa sürede çözülmesi için çaba harcamayı kendisine görev edinen bir siyasal anlayışla açık ve net çağrımızı yapıyoruz. Ülkeyi yönetemiyorsunuz, yazıktır günahtır, daha fazla savurmayın, bir an önce seçime gidin. Yeni bir hükümet gelsin, doğru dürüst bu ülkeyi yönetelim, doğru dürüst bu ülke yönetilsin. Bunun yapılması lazım.

Bu nedenle Sayın Genel Başkanımızla ve arkadaşlarıyla görüştük. İYİ Partinin de iyi bir ekonomi kurmayı var, bizim de iyi bir ekonomi kurmayımız var. Dolayısıyla gidişattan duyduğumuz endişeleri karşılıklı paylaştık. Bu nedenle Sayın Genel Başkanı ve arkadaşlarını ziyaret ettim.”

İYİ Parti Lideri Akşener ise şunları söyledi;

“Ben de Sayın Genel Başkanımız ve arkadaşlarının bizi, partimize olan ziyaretlerinden çok büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim. Türkiye’de tencerenin kaynayamadığı, işsiz gençlerin iş bulamadığı ve umudunun da kalmadığı, üniversite mezunu çocuklarımızın garsonluk yapmak üzere Kanada’ya, Avusturalya’ya, Yeni Zelanda’ya gitmek için yol aradıkları, yol bulmaya çalıştıkları, tencere kaynatamayan kadınların dertlerini benim kulağıma anlattıkları ve 23 aydır ilçe ilçe, esnaf esnaf, il il yaptığım gezilerde gittikçe ağırlaşan bu ekonomik tabloyu bizatihi yerinde görmüş bir şahıs olarak şuan itibariyle Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik şartların tahminimizden öte vatandaşlarımızı etkilediğini ve bu şahsım devletinin, bu partili cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ülkemizi uçuracak, aşıracak, kaçıracak söylemlerinin dışında tam tersine yere çaktığı ve büyük bir ekonomik problemle yani fakirlik, yoksulluk anlamında büyük bir problemle karşı karşıya olduğumuzu, ekonomisi iyi olmayan devletlerin bağımsızlığının da kuvvetli olmayacağını bilen, olmadığını bilen insanlar olarak biz vatandaşlarımıza bir çare gösterebilir miyiz, bir araya gelip ekonomi kurmaylarımızın bir araya gelip doların şuanda gelirken sordum 10.50 olduğu…

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Türkiye’yi getirdiği nokta ortada”

Hani dolarla maaş almıyorum bana ne diyebilen 5 ve 10 maaşlı saray danışmanlarına söyleyecek sözümüz yok. Ama bu hem ihracatımızı, hem ithalatımızı, hem çiftçimizi, hem besicimizi, hem sanayicimizi, hem esnafımızı, üreten herkesi, üretmeye çalışan herkesi etkilediğini, etkileyeceğini ve elektrik faturalarından zaten bizar olan hem işletmelerimizin, hem esnafımızın, hem evlerin bu kışı nasıl geçireceğini, ısınma probleminin Türkiye’de çok ciddi bir biçimde karşımızda durduğunu, İstanbul merkezli Türkiye genelinde İYİ Parti olarak yaptığımız yoksulluk araştırmasında yoksulluğun öyle böyle değil, çocuklarımızı bodurluğa ittiğini, küçük çocuklarımızda protein eksikliğinin getirdiği bodurluğun ortaya çıktığını ve buna karşılık ekonomi kitabı yazıp onunla övünen ve devleti kendinin gören bir hükümet sistemiyle bir kişinin kararına, hislerine, duygularına, bilgisine, görgüsüne bağlı bir hükümet sisteminin Türkiye’yi getirdiği nokta ortada.

Dolayısıyla öncelikle vatandaşlarımızın, milletimizin derdine çözümleri üretip… Zaten her iki partide bunu yapıyor ama bir araya gelip acil çözüm reçetelerini ortaya koyup, kamuoyuyla paylaşıp bizim çözüm önerilerimiz biliyorsunuz minimal, kamu malı, alıp keşke kullansalar, keşke hayata geçirseler ama bu konuda bir çalışma yapma, ekonomi kurmaylarımızın bir araya gelmesine karar verdik. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu teklifini çok sevinçle karşıladığımı ifade etmek isterim. Millet İttifakının bugün itibariyle iki bileşeni olarak diğer siyasi partilerimizin de katılım göstermeleri halinde daha büyüyerek bu sistemi götürmemiz mümkün ama bugün itibariyle Cumhuriyet Halk Partisiyle İYİ Partinin ekonomi kurmayları bir araya gelip çalışacaklar.

Sayın Genel Başkanımızın acil seçim, hemen seçim çağrısına katılıyorum. Çünkü seçimden başka yapacak çare yok. Geçen sene kurban bayramıydı sanıyorum bir ağır krizle dış politikada karşı karşıya kaldığımız bir dönemde Sayın Erdoğan’a memleket masasını topla demiştim. Yani ister tek tek, ister bütün Genel Başkanları bir araya, muhalefet muhafık bir araya toplayın, görüşlerimizi alın ve devlet olarak ortak bir tutum alalım Türkiye devleti adına ortak bir tutum alalım dış politika açısından demiştim. Aslında bugün bu çağrıyı yapmam lazım ama o günden ağzım yandığı için yani bir inanılmaz hakarete uğradım o dönemde ben. Dolayısıyla artık yolun sonu görünmüştür. Daha fazla yıkıma, daha fazla yoksulluğa, daha fazla yoksunluğa bugün bir hocamızın eğitim konusunda uzman bir arkadaşımızın eğitim politikaları başkanlığına gönderdiği Sayın Şenol Sunat Hanımefendi’nin bana verdiği bir raporu okudum. Yoksulluğun yanında yoksunluk yani bunun ekonomik değeri var ekonomistler söylüyor gıda bulamamaya doğru giden, ihtiyaçları giderememeye, paran olsa dahi giderememeye doğru giden bir durum yoksunluk ama eğitimdeki yoksulluğa bağlı yoksunluk eğitime erişememe konusunda çok ağır bir problemle karşı karşıyayız. Bir yıl sonra hepimizin görüp eyvah diyeceğimiz bir konu bu. Bütün bunların ortadan kalkmasının yolu seçimin yapılması, hür ve bağımsız bir biçimde, tarafsız bir biçimde seçimlerin yapılıp milletimizin kimi tercih ediyorsa ona saygı duymanın yolunu açıp seçimlerin yapılması lazım. Ben de Sayın Kılıçdaroğlu’na katılıyorum.”

Soru / Cevap

Soru: Cumhurbaşkanının bugün açıklamaları oldu faizle ilgili bir sebep değil sonuçtur. Lütfü Elvan’ın da bu anlamda aslında bunun tersinde açıklamaları da olmuştu. Yarın da Merkez Bankasının bir faiz kararı olacak. Bağımsız, tarafsız bir karar olabilecek mi? Bu kararla ilişkili öngörüleriniz nelerdir?

Kemal Kılıçdaroğlu: Merkez Bankası müdürü Sayın Erdoğan konuşmuş sizin az önce söylediğiniz cümleyi kurarak. Artık durması lazım. Ya bu millete acıyın bari ya, bu millete acıyın. Kitabını yazdım diyor bu işin. Sen bırak kitabı kardeşim milletin defterini dürdün sen. Biz buraya niye geldik, niye konuşuyoruz iki Genel Başkan olarak. Ülke daha büyük acılar çekmesin, daha büyük felaketler yaşamayalım. Bakın kış geliyor yol, yöntem öneriyoruz şunları şunları şunları yapın hala Merkez Bankasına müdahale ediyor. Al kardeşim onu doğrudan doğruya Merkez Bankasını kendine bağla. Merkez Bankasının itibarını sıfırladılar Türkiye’nin de itibarını sıfırladılar. Türk lirası milli itibarımız değil miydi? Bakın bankalara bankalardaki mevduatın yarısından fazlası yabancı döviz. Hani bunlar milliydi, hani bunlar yerliydi? Doları olan kazanıyor, Türk lirasına sahip olan da kaybediyor.

Dolayısıyla bunların artık bu ülkeyi yönetme kapasiteleri yok, bilgileri yok, birikimleri yok, biran önce izzetü ikbal ile bab-ı hükümetten çekilsinler. Yönetemiyoruz desinler, bu millete daha fazla acı çektirmesinler. Yazıktır günahtır ya.

Meral Akşener: Şimdi Sayın Erdoğan’ın yaptığı konuşmayı izleyemedim ama arkadaşlar birazını söylediler. Gördüğüm şey şu, yani Merkez Bankası Başkanı yazlık ve kışlık olarak değiştiği için ömrünü doldurmuş gibi görünüyor. Belki Sayın Elvan’ı yani umarım istiskal etmeden görevinden kenara koyar. Çünkü o yapının içinde dürüst bildiğimiz bir insandır Sayın Maliye Bakanı. Bütün kurumları insanların şahsında yerle bir eden bir partili cumhurbaşkanımız var. Bütün mesele bu. Eğer ilkeler bu şekilde bir şahsa bağlıysa, ilkelerin dışında, hukukun dışında ben ne dersem o olur kardeşim diyen bir mantık var ise Sayın Erdoğan’ın bu konuşmalarının hiçbirini yadırgamak mümkün değil. Kendisi biliyorsunuz Nobel’e aday gösterilecek faiz sebep enflasyon sonuçtur tezi üzerinde. Kitabıyla beraber de bir ülke nasıl batırılır kitabıyla da umuyorum o da Nobel’e aday gösterilir. Türkiye maalesef parası pul olmuş, dış dünyada itibarı gitmiş, yerle bir diyemiyorum içim acıdığı için itibarı zedelenmiş ve yolsuzlukta marka olmuş bir ülke haline getirilmiştir. Dolayısıyla yani söylediklerinin bu çerçeveden okunduğu zaman hiç şaşırtıcı bir tarafı yok.

Soru: Efendim konuşmanızda sistem eleştirileri oldu ama bir de bir tartışma var 50+1 tartışması. Bununla ilgili de görüşlerinizi alsak?

Kemal Kılıçdaroğlu: Valla hangi oranı getirirlerse getirsinler bu millet bunlardan bıktı. 50+1, 20+1, 10+1 bilmem neyi getiriyorlarsa getirsinler bunlar artık gidici. Gideceklerini görüyorlar, ülkeyi yönetemediklerini herkes biliyor, saygınlıkları kalmadı, itibarları kalmadı, milletin arasına çıkamıyorlar. Üzüldüğüm nokta şu, seçimle gelen AK Parti milletvekilleri vatandaşın arasına giremiyor şu açıklamayı yapıyorlar; efendim tebdili kıyafetle gezeceklermiş. Ya hangi çağda yaşıyoruz Allah aşkına. Vatandaşın derdini dinlemek için tebdili kıyafetle mi gidip gezeceksin. Gir bakalım vatandaşın derdini bir dinle bakalım, öfkesini bir gör bakalım nedir bu vatandaşın durumu. Yönetemiyorlar. Biz ona iyilik yapıyoruz aslında. Seçim yap biran önce diyerek aslında ona iyilik yapıyoruz. Çünkü geçen her günün maliyeti onun için de, toplum içinde giderek ağırlaşıyor. Yazıktır, günahtır bu memlekete.

Meral Akşener: Şimdi tabi bu sorunun muhatabını şahsımı kabul etmiyorum onun muhatapları başka bu sorunun. Fakat bütün bunların arka planında sadece şu örnekle seçilemeyeceklerini gören bir siyasi iktidarın yani hangi yolu açıp hangi yolla kendime bir tekrar seçim kazandırabilirim endişesi var. Bu çok büyük bir endişe. Anahtar kelime endişe. Sadece şunu söyleyeyim, yer Kaman, gündüz pazarı var bir profesör arkadaşım iş yapmak üzere yani bir sosyal sorumluluk projesi için çalışmaya gitti, ses kaydı var. Bir taksiye bindi o takside şoföre bir şeyler sordu. Şoförün cevabı; hocam, kendisinin de hoca olduğunu söyledi. Hocam, sabahtan bugün Kaman’ın pazarı sabahtan şu saate kadar kazandığım para 50 lira, bunun 30 lirasını 30 yaşında ve işsiz oğluma vereceğim, 20 lirasıyla ben geçineceğim. Hocam 5 maaşlılar, 10 maaşlılar zehir zıkkım olsun hocam. Tokat bir gene veliler grubu. Torunu getirmiş hanımefendi, başı örtülü. Diyor ki, söyleyin onlara söyleyin 2 bin liralık başına eşarp bağlayanlara söyleyin, başında oyalı tülbent var. 2 bin liralık eşarp örtenlere söyleyin benim emekli maaşım bin 500 lira ben nasıl geçineyim. İnşallah aracılığınızla şahsım devletinin şahsı bunları duyar.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Bakan Koca’dan Uyarı

Kovid 19’da son 24 saatte 23 bin 867 yeni vaka tespit edilirken, 229 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Şartlar zamanla tedbir yorgunluğuna ve ciddi ihmale yol açtı. Mevsim kış. Tedbirleri makul şekilde tekrar uygulamaya koyalım.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 358 bin 784 test yapılırken, 23 bin 867 yeni vaka tespit edildi. 229 kişi hayatını kaybederken, 28 bin 543 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan açıklama

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı;

“Tedbir, gerekli olduğu yerde alınmalı. Örneğin yakınınızda kimse yoksa maske gereksiz, insan yoğunluğunun fazla olduğu ortamlardaysa maske vazgeçilmezdir. Şartlar zamanla tedbir yorgunluğuna ve ciddi ihmale yol açtı. Mevsim kış. Tedbirleri makul şekilde tekrar uygulamaya koyalım.”

Verilerde, aşılamada önde giden illere de yer verildi. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Ordu’yu Amasya, Osmaniye, Muğla, Kırklareli, Çanakkale,   Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Burdur takip ederken, bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Diyarbakır, Siirt, Muş, Bingöl, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Bayburt takip etti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Kendisini Hedef Alan Erdoğan’a Jet Yanıt

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “helalleşme” açıklaması üzerinden kendisini hedef alan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarına, sosyal medya üzerinden yaptığı bir paylaşımla yanıt verdi.

Voleybolcu Ebrar Karakurt ile özdeşleşen ‘dedim olabilir’ sözleriyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yanıt veren Kılıçdaroğlu, paylaşımında şu ifadeleri kullandı; Şahıs bugün grup toplantısında “Bay Kemal, kadir kıymetimi bilmedi” demiş; dedim olabilir.

Voleybolcu Ebrar Karakurt’un bir şampuan reklamında oynarken söylediği söz, Karakurt ile özdeşleşti. Karakurt, reklamda, “Şampuan reklamında kısa saçlı kız mı olur dediler, dedim olabilir” diye başladı ve “Dedim olabilir” sözü dillere pelesenk oldu.

Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin bugünkü grup toplantısında Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ açıklamasını eleştirerek, “Ey Kılıçdaroğlu sen önce başörtülü kızlarımızdan, bacılarımızdan helallik dile. Utanmadan, sıkılmadan, hala diyorsun ki ‘Onların hukukunu biz koruduk’. Hayatın yalan! Biz bu işin gerisindeki niyeti görmesek, diyeceğiz ki olabilir, insan değişebilir. Bay Kemal, ben seninle ilgili kazandığım davaları geri çektim mi? Çektim ama sen bunların kıymetini anlamadın. Sende bunu anlayacak bir yüz de yok. CHP aynı CHP, Kılıçdaroğlu aynı Kılıçdaroğlu, zihniyet aynı zihniyet. Sadece bunlara verilen rol değişti.” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’a ‘Ahlak Yoksunu’ Yanıtı: Bitlere Fısıldayan Adam

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Sen bir partinin lideri olarak, bayansın bayan. Meclis’te o nasıl bir küfürdür? Ahlak yoksunu. Nasıl sen böyle bir küfrü yaparsın?” sözlerine “Kendisi bana ‘ahlak yoksunu’ demişti. Hızını alamayıp dün de artık suyumuzun kaynadığını söyleyip beni ve sizleri tehdit etti. Bitlere fısıldayan adamı durdurabilene aşk olsun.” şeklinde yanıt verdi.

Haber Merkezi / Meral Akşener, ekonomiye ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirerek, “Sayın Erdoğan; asıl ahlak yoksunu; ülkenin yarısı, açlık sınırı altında yaşarken, dolar 10 lira 42 kuruş olmuşken, utanmadan, sıkılmadan, yüzü bile kızarmadan, ekonominin kitabını yazdığını söyleyebilendir” ifadelerini kullandı.

Can Göktuğ Boz tarafından öldürülen Başak Cengiz cinayetiyle ilgili konuşan Akşener, “Bu ülkede kadınlar ne zaman huzurla yaşayabilecek? Katil, istanbul sözleşmesini yırtıp atanlardan cesaret aldı. İYİ Parti döneminde kadınlarımızı yaşatacağız. İstanbul sözleşmesini hızla uygulamaya sokacağız” dedi.

Meral Akşener, dolar kurundaki yükselişe işaret ederek, “Asrın hatası Sayın Erdoğan şimdi de şuursuzca ‘Ekonominin kitabını yazdık’ diyor. Ekonominin nasıl batırılacağına dair kitap yazılmamıştı, onu yazmak da sana kısmet oldu. Sen ve beceriksiz yönetiminin bu ülke tarihinde yazdığınız başka kitaplar da var” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satır başları şöyle:

“Sözlerimin başından bizim için önem taşıyan bir dış politika başlığına, Türk dünyasındaki gelişmelere değinmek istiyorum. Geçtiğimiz 3 Mayıs günü, güçlü Türk dünyası için 9 ilke ve hedef isimli çalışmamızı paylaşmıştım.

Konseyin isminin Türk Devletleri İşbirliği Örgütü haline getirilmesi, bir yatırım fonu kurulması, ortak tarih ve coğrafya kitaplarının hazırlanarak tüm okullarımızda okutulması, ortak bir televizyon kurulması, ortak bir turizm paketi hazırlanması ve en önemlisi Türkmenistan ve KKTC’nin de örgüte dahil edilmesi çağrısında bulunmuştum.

Yaklaşan İYİ Parti iktidarında hiçbir kardeşin, bir diğerine üstünlüğü olmadığı, egemen ve eşit devletler olarak kalkınmanın ve demokrasinin taçlandığı bir Türk işbirliği meydana getireceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.

Milletimizden yetkiyi aldığımızda ivedilikle Türk Dünyası Bakanlığı kurarak tüm kurum ve kuruluşları tek çatı altında toplayacağız. Ülkemizde artık her gün yaşar olduğumuz kadın cinayetleri soluğumuzu kesmeye devam ediyor.

Ülkemizde kadınlar öldüreceklerini bilerek yaşıyorlar. Nerede, ne zaman, kim tarafından, ne sebeple öldürüleceğini düşünerek yaşıyor. Gün ortasında bile yalnız yürümekten korkar halde yaşıyoruz. Geçtiğimiz hafta bir cani genç bir kadını, Başak Cengiz’i aramızdan aldı.

Başımız sağ olsun. Eğer o psikopatla karşılaşmamış olsaydı, eğer ülkemizde bir kadını öldürmek bu kadar kolay olmasaydı Başak kızımız şimdi aramızda olabilirdi. Bu cani Başak’ı ‘savunmasız’ diye hedef alıyor. Kürsülerden nutuk atmakla olmuyor Sayın Erdoğan. “Bir kadın” diyerek beni tehdit etmekle de olmuyor Sayın Erdoğan. Bu zalimlik ne zaman bitecek?

Erdoğan’a ‘ahlak yoksunu’ yanıtı

Son olarak geçen haftaki grup toplantımızda arkadaşlarının ilçe ziyaretlerimize gönderdiği provokatörler için söylediklerimi nedense üstüne alınmış. Kendisi bana ‘ahlak yoksunu’ demişti. Hızını alamayıp dün de artık suyumuzun kaynadığını söyleyip beni ve sizleri tehdit etti. Bitlere fısıldayan adamı durdurabilene aşk olsun.

Bu sefer ‘bayan’ dememiş, ‘şu kadın, bu kadın’ demiş. Az da olsa ilerleme var. Hanımefendiler yavaş da olsa öğretiyoruz. Sayın Erdoğan unutma bir gün hepimizin suyu ısınacak. Biz Allah’ın emri olan o güne hazırlıklıyız.

Düştüğün bu durumda artık sen bizi ahlak konusunda ahkam kesecek durumda değilsin. Senin kendine hayrın yok. Elindeki patlak ampulle aklın sıra güneşi aydınlatmaya çalışıyorsun. Madem bizim için teneşiri hazır etmişsin, gel sen ve arkadaşlarının kardeşine birlikte bakalım.

Asıl ahlak yoksunu kimdir biliyor musun? Gerçek olmadığını bile bile, bir kişiye iftira atan, ve bu iftiraları yaymak için, karanlık odalarda, trol besleyendir.

Asıl ahlak yoksunu; sarayına, yılda 3 milyar lira masraf ederken, şehit ve gazilere, sadece 18 milyon lira bütçe ayırandır!

Asıl ahlak yoksunu; bir yandan, dindar pozları takınırken, diğer yandan, milletin hakkını, hukukunu, ayaklar altına alan, ve kul hakkı yiyip, kıs kıs gülendir!

Asıl ahlak yoksunu; terörist başının mektubunu okutup, kardeşini de devletin televizyonuna çıkartan, Ve ondan sonra da, pişkin pişkin, önüne geleni terörist ilan edendir!

Asıl ahlak yoksunu; Yüce Türk Milleti’ne küfredenin, vergi borcunu silip, bir de üstüne, ihale üstüne ihale verendir!

Asıl ahlak yoksunu; onlarca belgeli, bilgili, yolsuzluk varken; Savcılara, “soruşturma yapmayın” diye, baskı yapandır!

Asıl ahlak yoksunu; yandaşlarına, yüzlerce milyarlık ödeme yaparken, öğretmene, emekliye, ETY’liye gelince, “kaynak yok” diyendir!

Asıl ahlak yoksunu; Yabancı devlet başkanlarının hakaretlerini, sineye çekip, havuz medyası eliyle, kendini kahraman ilan ettirendir!

Sayın Erdoğan; asıl ahlak yoksunu; Ülkenin yarısı, açlık sınırı altında yaşarken, dolar 10 lira 42 kuruş olmuşken, utanmadan, sıkılmadan, yüzü bile kızarmadan, ekonominin kitabını yazdığını söyleyebilendir!

Biz ahlakı, kadim tarihimizden, şanlı ecdadımızdan, ve bizden önce bu kutlu yola çıkıp, “önce millet önce memleket” diyerek, dimdik yürümüş, nice büyüklerimizden öğrendik. Ruhları şad, mekanları cennet olsun. İşte o yüzden bizim; sen ve yandaşların gibi, ülkenin başına bela olmuşlardan, milletin zenginliğine, bitler gibi dadanmışlardan, memleketi, güve gibi kemirenlerden, alacağımız, en küçük ahlak dersi olamaz.

“Asrın hatası sayın Erdoğan şimdi de şuursuzca çıkmış, ‘Ekonominin kitabını yazdık’ diyor”

Sayın Erdoğan bir yandan kürsülerden ahlak tiradları atarken diğer yandan da akıl dışı teorilerini 83 milyonun rızkı ile test ediyor. Şimdiye kadar ki testler başarısız oldu. Kendisi bir kez bile ‘hem ekonomiyi batırdım hem de 500 milyon dolarlık uçakla geziyorum böyle olmaz’ demedi.

Dolar 10.36 kuruş olsa da yandaşlarının ödemelerini yapmayı ihmal etmedi. Asrın hatası sayın Erdoğan şimdi de şuursuzca çıkmış, ‘Ekonominin kitabını yazdık’ diyor. Ekonominin nasıl batırılacağına dair bir kitap yazılmamıştı onu yazmakta sana nasip oldu.

“İYİ Parti her geçen gün büyürken, sen tıpış tıpış gidiyorsun”

Siz öyle şeylerin kitabını yazdınız ki inan kütüphanelere sığmaz ama artık devriniz bitti istesen de istemesen de milletimiz artık mutlu yarınları konuşuyor ve o güzel yarınlarda sen yoksun. Sen ve iktidarın tarih kitaplarındaki keyifsiz bir bölümden başka bir şey olmayacak, bu gerçeği artık kabul et.

İYİ Parti her geçen gün büyürken, sen tıpış tıpış gidiyorsun. Sen artık Türkiye’nin geleceğinde yoksun, maalesef henüz farkında değilsin. Bizim, artık siyaseten var olmayan bir adamın, fiktif gündemleriyle, kaybedecek zamanımız yok.

O, istediği kadar hedef göstersin, biz dün de korkmadık, bugün de korkmayacağız. O, istediği kadar tehdit etsin, biz yolumuzdan dönmeyeceğiz. O, istediği kötülüğü yapsın, istediği hakareti etsin, istediği iftirayı atsın; biz, milletimizle buluşmaktan vazgeçmeyeceğiz.

Ne diyor Abdurrahim Karakoç; “Ben milletim uğruna adamışım kendimi, Bir doğrunun imanı, bin eğriyi düzeltir. Zulüm Azrail olsa, hep Hakk’ı tutacağım, Mukaddes davalarda, ölüm bile güzeldir.”

Partimizi kurduğumuz günden bu yana, ısrarla, Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesi için, kırsal kalkınmanın, hayati önem taşıdığını vurguluyoruz. Tarımdaki çözümlerimizi, her fırsatta paylaşıyoruz. Çiftçimizin, köylümüzün içine düştüğü durumu, bizzat kendilerine, bu kürsüyü açarak dile getiriyoruz.

Ama maalesef, bizim bütün bu uyarılarımıza rağmen, çiftçimizi görmezden gelen, yanlış tarım politikaları, ve Tarım Bakanı’nın bizzat kendisi; ülkemiz için bir kalkınma ve millî güvenlik problemi hâline geldi. Neden mi? Çünkü; Son 16 yılda; 4,2 milyon hektar tarım arazimiz, tarım dışına çıktı. Yani, Konya’nın tarım arazisine eşdeğer bir alanı kaybettik.

Son 10 yılda; Tarımın istihdamdaki payı, yüzde 23’ten, yüzde 17’ye geriledi. Bunun sonucu olarak da, tarımdaki kadın istihdamı, dörtte bir oranında azaldı. Yine son 10 yılda; Tarımın millî gelire katkısı, 70 milyar dolardan, 48 milyar dolara düştü. Litresi 1,1 lira olan mazot, 8 katına çıktı.

Tonu 237 lira olan üre gübresi, 38 katına çıktı.Süt ve besi yeminin kilosu, 6 katına çıktı. Kanunda, “en az yüzde 1” olarak taahhüt edilen, tarım desteği oranı, yarı yarıya düştü. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de, bütün akarsu ve derelere, HES yapılmasına müsaade edildiği için, çiftçimizin tarlasını sulaması, baraj sahibinin inisiyatifine kaldı.

“Tarım Bakanı ise, saçma sapan açıklamalarına devam etti”

Hatta bir DEDAŞ yetkilisi, “Borçlu olan çiftçiler, boşuna ekim yapmasınlar. Biz onlara elektrik vermeyeceğiz.” diyecek kadar ileri gitti. Ama iktidarın çıtı çıkmadı. Bütün bu anlattığım trajik tabloya, sadece bakmakla yetinen, Tarım Bakanı ise, saçma sapan açıklamalarına devam etti.

Adeta, bir fıkranın yardımcı karakteri izlenimi veren, Sayın Bakan, daha çiftçiyle, yetiştirici ve besicinin, aynı şey olduğunu bile bilmiyor. Çünkü eğer bilseydi, “Zarar eden hiç çiftçimiz yok, ancak duruma göre, fiyatlarda iniş çıkışlar yaşayan, yetiştirici ve besicilerimiz var.” demezdi.

Ya da çiftçimize, “Önümüzdeki dönem kepek ekin.” evet, yanlış duymadınız, “kepek ekin” demezdi. Buradan kendisine sormak istiyorum: Söyler misiniz Sayın Bakan, ektiğiniz kepekleri, ne zaman biçiyorsunuz acaba?…Eğer kepeklerinizi hasat ettiyseniz, çiftçilerimize de bir an önce dağıtın. Çünkü memleketimizin her yanında, inek kesimleri son sürat devam ediyor.

Paylaşın

Pervin Buldan: Bu Zam Ve Zulüm Dönemini Değiştireceğiz

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, patisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Verin yetkiyi ekonomiyi şahlandıralım diyerek halkı aldatan bu iktidarla ilgili yapılacak işlem bellidir. Yetkisini bir an önce elinden almaktır. Halk o yetkiyi geri almasını da iyi bilir ve öyle de olacaktır. Halkımız sandıkları bekliyor, halkımız seçimleri bekliyor. Bu ülkenin işçisiyle, emekçisiyle, ezilen halklarıyla, emeklisiyle, çiftçisiyle, EYT’lisiyle, esnafıyla, genciyle, öğrencisiyle, kadınıyla, köylüsüyle, kentlisiyle el ele verip hep birlikte bu kötülük düzenini, zam ve zulüm düzenini mutlaka değiştireceğiz. Bunda da son derece kararlıyız” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasında 50+1 tartışmalarına da değinen Buldan, “Şimdi tabii kaybedeceklerini anlayınca 50+1 sistemini değiştirmek için kıvranmaya başladıklarını da görüyoruz. Çünkü getirdikleri sistem ayaklarına dolandı. Çıkış yolu aramaktan başka çarelerinin kalmadığını görüyoruz. Çıkış yolu yoktur, halk o yolu kapatmıştır. Küçük ortakları da “biz hükümet ortağı değiliz” demeye başladı. Nasıl ortak değilsiniz, bal gibi de ortaksınız! Yolsuzlukların da çürümenin de işsizliğin de yoksulluğun da ortağısınız! Bunu herkes gayet iyi net bir şekilde biliyor.” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında kadın cinayetlerine ilişkinde değerlendirmede bulunan Pervin Buldan, “Bu cinayetler siyasi dilden, siyasi pratiklerden asla bağımsız değildir. Kılıçlı katilin kimlerden esinlendiği de gizli değildir. Elinde kılıçla Ayasofya’da şov yapan Diyanet Başkanından, iktidar kanallarındaki şoven milliyetçi kılıç kalkanlı, kanlı dizilere, kafa kesen IŞİD’lilerden kadınları yerlerde sürükleyen, sokak ortasında darp eden kolluk güçlerine varıncaya kadar iktidarın tüm mekanizmaları bu katillerin esin kaynağıdır. Bu cinayetlerin tek suçlusu ve faili elbette erkek katiller değildir, kadın düşmanı politikalarla onlara bu zemini sunan siyasal iktidar da şiddetin ortağı ve sorumlusudur.” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmede bulundu. Buldan’ın açıklamaları şöyle;

Konuşmama başlamadan önce Dersim direnişi öncülerinden Seyit Rıza ve arkadaşlarını saygıyla, minnetle ve hasretle  anıyorum. Seyit Rıza’nın oğlu Resik Huseyn ve beş mücadele arkadaşıyla beraber idam edilişinin üzerinden tam 84 yıl geçti. “Size diz çökmedim. Bu da size dert olsun” diyerek bıraktığı miras 84 yıldır Alevi, Kürt ve bütün direnen halkların sözü ve meşalesi olmaya ve yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Seyit Rıza şahsında tüm arkadaşlarına sözümüz olsun: Oyunlarla, hilelerle baş ediyoruz, etmeye devam edeceğiz! Baş eğmeyeceğiz, geri adım atmayacağız. Bu vesileyle insanlık onuru adına direnenleri tekrardan minnetle ve saygıyla anıyorum.

“Ahmet Kaya’nın mezarına yapılan saldırıyı kınıyor ve yapanları lanetliyorum”

Tarih 16 Kasım’ı gösterdiğinde sonbahar misali yaprak döker bir yanımız, ama umutlu yarınlar ve anısı adına da bir yanımız bahar bahçedir. Bugün, Sevgili Ahmet Kaya’yı Paris’te, sürgünde yitirişimizin yıl dönümüdür. Saygıyla, minnetle ve özlemle anıyorum. Sanatını halkla, sözlerini mücadeleyle ve yaşamını demokratik bir gelecekle harmanlayan bir sanatçı olarak sistemin deresinde sevilmedi, linç edildi, hor görüldü ve sürgüne zorlandı. Ahmet Kaya’ya saldırı henüz bitmiş değildir.

Paris’teki mezarına yine saldırdılar. Şiddetle ve nefretle bunu yapanları kınıyorum. Bu insanlıktan nasibini almamış faşist zihniyetli insanların mezarlara saldırmasının kaynağını iyi biliyoruz. Bunun sorumluları mezardan annelerimizi çıkartanlarla pozlar verenlerdir. Sevgili Ahmet, dostum dostum güzel dostum; mavi gökyüzünü sana dar etmeye çalışanlara karşı direnişimiz sürüyor, sürecektir. Bir menekşe kokusunda seni aramaya ve anmaya devam edeceğiz. Bir kez daha rahmetle, minnetle anıyorum.

Evet değerli arkadaşlarım, 15 Kasım Dünya Hapisteki Yazarlar Günüydü. Düşüncenin, kalemin en büyük güç olduğunu bize anlatan dünyadaki ve ülkedeki tüm yazarları saygıyla selamlıyorum. Düşünceye, edebiyata, sanata en büyük prangaların vurulduğu böylesi bir süreçte daha çok dayanışma içinde olacağız. Sansüre uğrayan, yasaklanan, engellenen her kelimelerine köprü olmak, onların sesinin yankısını her tarafa ulaştırmak bizim görevimizdir.

Seyit Rıza’nın “başa çıkamadım” dediği oyunların günümüzdeki versiyonlarından biri biliyorsunuz Kobanî komplosudur. Adı dava olabilir ama kendisi bir komplodur, kumpastır. İktidar blokunun partimize, geleneğimize, demokratik siyasetteki varlığımıza ve halkların ortak gelecek umuduna karşı Saray’da kurduğu siyasi komplonun adıdır Kobanî Davası. Komplo olduğunu kanıtlamaya gerek yoktur. Davanın her aşaması, dosyada yer alan belgelerin her biri acemice, panikle tezgâhlanan kumpası kanıtlamaya yeter de artar bile. Kobanî Davası gerek arka planı gerek suçlama konusu gerekse de artık dosyaya sığmayan hukuksuzlukları, yargılamadaki adaletsizlikleri itibari ile bu iktidarın adeta bir özetidir.

IŞİD’in ve iktidarın ortak hedefi HDP ve demokrasi güçleridir

Bu dava IŞİD karanlığının vekâlet davasıdır. Bakın IŞİD Kobanî’de yenilgiye uğradı. IŞİD’in başı Bağdadi sınırın 2 km ötesinde öldürüldü. Sonra ne oldu? Bir yıl sonra 27 Eylül 2020’de HDP’ye yönelik büyük Kobanî operasyonu düzenlendi. IŞİD’in Türkiye’deki hedefi kimdi? 5 Haziran saldırısında da Suruç ve Ankara katliamlarında da HDP ve demokrasi güçleri hedefti. İktidar blokunun hedefi kimdir? Yine HDP ve demokrasi güçleridir, halklar dayanışmasıdır. İşte bu nedenle vekâlet davası diyoruz. İçerideki komplocularla IŞİD’in hedef birliği söz konusudur. İşte bu dava da bunun kanıtıdır. Evet, bu dava iktidarın özetidir çünkü 7 Haziran’ın, 31 Mart’ın intikamını alma davasıdır; demokratik siyasete karşı bir darbe davasıdır.

Bu iktidarın özetidir, çünkü asıl failler değil öldürülenler yargılanmak istenmektedir. Bu iktidarın özetidir, çünkü “HDP binalarına neden saldırı yok” diyeni Kobanî Davasında mahkeme başkanı yaptılar. Her şey açık ve net olarak ortadadır. Bu iktidarın özetidir, çünkü dava dosyasında unutulan ve kimler tarafından yazıldığı bilinmeyen gayri resmi bir belgede yargıya yönelik “HDP’yi kapatın” talimatı verilmekte, tutuklanması istenen HDP’lilerin listesine yer verilmektedir. Yargı margı hikâyedir. Davanın savcısı da hâkimi de Saray’dır. Tezgâh tepede kurulmuştur. 3 bin 530 sayfalık, 324 klasörlük delilden yoksun iddianameyi oldubittiye getirip kabul ettiler. IŞİD katliamlarının dava dosyalarını toplasanız Kobanî iddianamesinin 10’da biri kadar yoktur. Ancak mesele HDP olunca binlerce sayfa doldurdular ama kanıt bulamadılar.

“Suçlarınızı, kirlerinizi Kobanî Davası ile örtemezsiniz”

Bakın Mehmet Eymür itiraflarda bulundu. “Devlet adına 18 kişi öldürüldü” dedi. İşte buyurun kanıt size. Var mı tek sayfalık bir soruşturma, yok. HDP hakkında binlerce sayfa iddianame yazan yargıçlar, 18 kişi öldürülmüş neden sesiniz çıkmıyor? Sedat Peker, yaşanan pislikleri, işlenen suçları bir bir ifşa etmeye devam ediyor. Var mı tek bir soruşturma, yok. Terfi almak için HDP’liler hakkında fezlekeleri otomatiğe bağlayan fezleke fabrikatörleri buradan size sesleniyorum; neredesiniz, tek bir soruşturma açmadınız, neden sesiniz çıkmıyor?

Türkiye’yi soyup soğana çeviren hırsızlar devlette, iktidarda, kamuda itibar sahibi olarak ortalıkta dolaşıyor. Tek bir soruşturma yok. Ama ne var, Kobanî Davası var. Hırsızlıkların önünü kapatma davası yok ama HDP’yi kapatma davası var. Buradan bir kez daha iktidara şunları söylüyoruz. Suçlusunuz, kirlisiniz ve suçlarınızı, kirli işlerinizi Kobanî Davasıyla örtemezsiniz! Örtemeyeceksiniz! 17-25 Aralık’ın üzerini 6-8 Ekim’le örtemeyeceksiniz!

Kumpası kuranların tek dayanağı sahte gizli tanık yalanlarıdır, arkadaşlarımızın dayanağı ise hakikattir. İşte bu dava aynı zamanda bir hakikat davasıdır. Ve sonunda hakikatin kazanacağını da Türkiye halklarının iyi bilmesi gerekir. Gizli tanıklığın arkasına sığınan korkaklar, sahtekârlar, komplocular değil tarihin de tanıklık ettiği gibi eğilmeyen başlar, dimdik ayakta duran ve direnen arkadaşlarımız kazanacaktır.

Kobanî Kumpas Davasını hızla sonuçlandırıp HDP hakkındaki kapatma davasına sahte dayanak yapmak isteyen komplocular iyi bilsin ki başaramayacaklar! Bu komplo kendi ayağınıza dolanacak, kurduğunuz tuzağa siz düşeceksiniz. Hakikatler ortaya çıktıkça, Kobanî Davasının arkasındaki karanlık örgütlenmeniz de bir bir ortaya çıkmaya devam edecektir. IŞİD karanlığı Ortadoğu’da nasıl kaybettiyse, siz de kaybedeceksiniz. Siz de aynı şekilde bu davaların sonunda kaybetmeye mahkumsunuz. Türkiye’nin geleceğini hukuksuz mahkeme salonlarında, kumpas davalarında şekillendiremeyeceksiniz. Buna gücünüz yetmeyecektir. Türkiye halklarının ortak geleceği demokrasi meydanlarında demokrasi, barış ve adalet mücadelesiyle kurulacaktır.

“OHAL Komisyonu bir sivil darbe komisyonudur”

Çökmekte olan iktidar bloku halkın karşısına siyasetle çıkamıyor, çünkü yürütebilecekleri bir siyaset kalmadı. Neyle çıkıyorlar? Hukuksuz yargı kararlarıyla, hukuksuz kararnameleriyle, baskıyla ve zorla topluma korku salmaya çalışıyorlar. Bakın iktidarın OHAL-KHK-yargı üçlüsüyle yürüttüğü bir başka kumpas da Barış Akademisyenlerine ve barış arayışlarına yöneliktir. Darbe girişimi sonrasında OHAL Komisyonu adında ucube bir kurum oluşturdular. Bu kurum KHK ihraçlarıyla ilgili başvuruları değerlendirmek üzere kuruldu. Komisyon, Aralık 2017’den bu yana OHAL dönemi KHK’leriyle ilgili 126 bin 758 hak ihlali başvurusundan 118 bin 415’i hakkında karar vermiş. Geride kalan 4 yıllık süreçte 103 bin 365 başvuru ret, 15 bin 50 başvuru ise kabul edilmiş. Komisyonun karar vermesi beklenen hâlihazırda 8 bin 343 başvuru bulunmaktadır.

İktidar güdümlü bir kurum olan OHAL Komisyonunun ret kararlarının oranları da bu kurumun adaletin geciktirilmesi amacıyla kurulduğunun açık bir kanıtıdır. Bu komisyon Barış Akademisyenlerinin başvurularına ilişkin 4 yıl sonra ilk kararlarını ilan etti. Bu kararlar ile 81 Barış Akademisyeninin işlerine geri dönmek için yaptıkları başvurulara “RET” cevabı verildi. Yani Komisyon, KHK’lara ekli listelere konup hiçbir somut ve resmi gerekçe sunulmaksızın kamu hizmetinden hukuksuzca men edilen akademisyenlere “işlerinize dönemeyeceksiniz” diyerek “sivil ölüm”ü tekrar gösterdi. Üstelik bu kararları, Anayasa Mahkemesinin barış bildirisini, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendiren kararına rağmen verdiler! Hukuk tanımaz bu komisyon “sivil darbe” komisyonudur, 12 Eylül cunta zihniyetinin devamıdır. Bu iktidar, her zaman söyledik bir kez daha söylüyoruz, darbecidir. Bu iktidar, demokrasi düşmanıdır, barış düşmanıdır!

“Barış Akademisyenleri yalnız değildir, arkalarında milyonlar var”

Barış Akademisyenleri bu ülkenin onurudur, gururudur, yüz akıdır. Yalnız değillerdir. Onların arkasında barışı savunan milyonlar vardır. Bu mücadele karanlığa karşı hepimizin ortak mücadelesidir. Ve onların yanında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz. Ve bilinmelidir ki; faşizmin bildirileri ve kumpas yargısının hukuksuz iddianameleri değil Barış Akademisyenlerinin barış bildirileri bu topraklarda mutlaka kazanacaktır ve yaşam bulacaktır.

Yaşamın her alanını zulme, işkenceye dönüştüren iktidarın son günlerde baskı ve hukuksuzluğu tırmandırdığı alanların başında cezaevleri gelmektedir. Bu iktidar, cezaevi sistemini ve hukuksuz tutuklamaları bir rejim haline getirdi. Tutuklayarak, cezaevlerinde işkence ve hukuksuzluk yaparak ayakta durmaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Geçtiğimiz hafta bir önceki dönem milletvekilimiz, aynı zamanda Adıyaman’ın sevilen doktoru Behçet Yıldırım arkadaşımız haksızca, hukuksuzca tutuklandı. Bir türlü anlayamadılar; bu baskı ve tutuklamalar ancak ve ancak HDP’yi büyütür, HDP’yi daha da güçlendirir, HDP etrafındaki kenetlenmeyi arttırır. 4 Kasım Darbesinden bu yana aynı politikayı sürdürüyorlar ama her defasında karşılarında direnen, boyun eğmeyen bir HDP’yi görüyorlar, görmeye de devam edecekler. Behçet Yıldırım vekilimiz de diğer arkadaşlarımız gibi başı dik bir biçimde mücadele etmeye devam edecektir. Buradan kendisine selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.

“16 yılda tutuklu ve hükümlü sayısı 5 misli arttı”

Hep söylüyorum, siyasete siyasetle karşılık verilir. Yenemediğiniz siyaseti, yargı, polis gücüyle durdurmaya çalışmak, siyasi korkaklıktır, siyasi acizliktir, siyasi basiretsizliktir, siyasi çürümüşlüktür. Bakın! 16 yıl içinde cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü sayısı yaklaşık beş misli artmış durumdadır. Bunun sorumlusu tutuklatma rejimiyle ayakta durmaya çalışan AKP iktidarıdır. Şaban Kaygusuz yüzde doksan engelli bir kolu bir bacağı yok ve tek başına giyinebilecek, ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda değildir. Ailesi ve avukatlarının  aktardığına göre çıplak aramadan darba varıncaya kadar birçok işkenceye de maruz kalmıştır.

“Birçok tutuklu infaz yakma nedeniyle keyfi olarak salıverilmiyor”

Yüzde 87 engelli olan ve defalarca kalp krizi geçiren Mehmet Emin Özkan cezaevinde tutulmaya devam etmektedir. Çürümüşlüğün bir başka örneği; Kandıra 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevinde tutulan Garibe Gezer’e yapılan işkence ve cinsel saldırıdır. Bir başka çürümüşlük ise Kürt ve Kürtçe düşmanlığıdır. Tutsakların Kürtçe yayınlara ulaşması keyfi olarak engellenmektedir. Artan infaz yakma uygulamaları, hukuksuzluk çukurunun en son örneğidir. Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulları adı altındaki yapı, mahkemelerin yerine geçerek karar vermekte ve infazları yakmaktadır. İşte paralel yapı dediğimiz tam da budur. 2015 yılından bu yana tutuklu bulunan ve beynindeki tümör nedeniyle ağır hasta olan Atilla Coşkun, hakkındaki “disiplin” cezaları gerekçe gösterilerek tahliye edilmemektedir. Yine kolon kanseri hasta tutuklu Aydın Değirmenci, 5 ay önce cezası bitmesine rağmen “iyi halli” olmadığı gerekçesiyle tahliye edilmemektedir. Daha birçok tutuklu infaz yakma nedeniyle keyfi olarak tahliye edilmemektedir.

Aysel Tuğluk arkadaşımızın ağır hastalığı nedeniyle aslında bir saniye dahi cezaevinde tutulmaması gerekirken tahliye edilmemekte, tedavisi engellenmektedir. Cezaevlerinde dört duvar arasında iradeleri dışında bir gücü olmayan tutuklulara zulmetmek faşizmi tüm ülkeye yayma politikasıdır. Cezaevleri bu iktidarın sorumluluğunda adeta insanlığa karşı işlenen suçların merkezi haline dönüştürülmüştür. Bu tablo düne kadar “çıplak arama yok” diyen AKP iktidarının eseridir. HDP’nin, demokratik kamuoyunun, insan hakları örgütlerinin, tutuklu ailelerinin ve vicdanlı insanların mücadelesi sayesinde şimdi o yönetmeliği değiştirdiler. Böyle bir karar aldılar. Hani çıplak arama yoktu! Bunu ortaya çıkaran milletvekilimiz Sevgili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na karşı her türlü hukuksuzluğu yaptılar. Hatta AKP’nin bir sözcüsü çıplak arama için iftira demişti. Şimdi suçlarını kabul ettiler ve yönetmelikte bu maddeyi değiştirdiler.

“Çıplak arama suçunu işleyenler yargı önüne çıkarılmalıdır”

Buradan Adalet Bakanlığına sesleniyorum: Madem yönetmelik değişikliğiyle çıplak aramayı kaldırdınız, bugüne kadar kim bu çıplak arama suçunu kim işlemişse derhal yargı önüne çıkarın. Sadece yönetmelik değiştirmek yetmez. Etkin bir soruşturma başlatılmalıdır. Hasta tutsakların tahliyesini engelleyen, infazları yakan, tutuklulara işkence yapanlarla ilgili olarak Adalet Bakanlığını derhal girişimde bulunmaya ve bu zulme bir son vermeye çağırıyorum. Aysel Tuğluk başta olmak üzere kritik durumdaki tüm hasta tutsaklar derhal tahliye edilmelidir. Derhal serbest bırakılmalıdır.

Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunu da cezaevlerinde yaşanan hukuksuzluklar ve ihlaller karşısında bir kez daha görevini yapmaya ve girişimde bulunmaya davet ediyorum. Son zamanlarda gerçi cezaevlerine gitmeler var ama bunun pratik sonuçlarını görmek istiyoruz. Bu komisyonda yer alan, cezaevlerinde gidip incelemelerde bulunan Mersin Milletvekilimiz Fatma Kurtulan başta olmak üzere bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum, çalışmalarında başarılar diliyorum. Biz bu suçların, bu ihlallerin peşini asla bırakmayacağız. Bir gözümüz daima cezaevlerinde olacaktır. Bir kez daha ifade ediyorum; demokrasiye, adalete ve barışa sahip çıkmak cezaevlerindeki zulme karşı çıkmayla başlar. Cezaevlerine karşı demokratik kamuoyu da mutlaka duyarlı olmalıdır.

“Medya ve yargı Başak Cengiz cinayetine kılıf bulmaya çalışıyor”

En can yakıcı gündemlerimizden biri tabii ki kadına yönelik artan şiddettir, ölümlerdir. Bakın daha geçen hafta yüreğimizi dağlayan ve gencecik bir kadını aramızdan koparan bir kadın cinayetiyle tüm ülke olarak bir kez daha sarsıldık. İstanbul’un göbeğinde, 28 yaşındaki mimar Başak Cengiz evine gitmeye çalışırken hiç tanımadığı bir erkek katilin kılıçlı saldırısı sonucu yaşamını yitirdi. Evet, samuray kılıcı denilen bir kılıçla gencecik bir kadın yol ortasında vahşice katledildi.

Kendisine Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabır ve başsağlığı diliyorum. Bakıyoruz medya ve adli merciler her zamanki gibi bu kadın cinayetine de bir kılıf bulmak için “zanlının psikolojik sorunları var” diyerek cinayeti sıradanlaştırmaya çalışmaktadır. Biz bu telaşı İzmir İl binamızda Deniz Poyraz yoldaşımızı katleden caninin sahiplenilmesinden ‘akli dengesi yerinde değil’ yalanıyla aklanmaya çalışılmasından biliyoruz. Katil Onur Gencer nasıl ki siyasi saiklerle, iktidarın yükselttiği ırkçı, Kürt ve kadın düşmanı zihniyetle Deniz Poyraz’ı katlettiyse, Başak’ı katleden erkek de iktidarın kadın düşmanı politikasından destek almıştır. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesinden cesaret almıştır. Nokta.

“Siyasi iktidar kadına yönelik şiddet dursun istemiyor!”

Bu cinayetler siyasi dilden, siyasi pratiklerden asla bağımsız değildir. Kılıçlı katilin kimlerden esinlendiği de gizli değildir. Elinde kılıçla Ayasofya’da şov yapan Diyanet Başkanından, iktidar kanallarındaki şoven milliyetçi kılıç kalkanlı, kanlı dizilere, kafa kesen IŞİD’lilerden kadınları yerlerde sürükleyen, sokak ortasında darp eden kolluk güçlerine varıncaya kadar iktidarın tüm mekanizmaları bu katillerin esin kaynağıdır. Bu cinayetlerin tek suçlusu ve faili elbette erkek katiller değildir, kadın düşmanı politikalarla onlara bu zemini sunan siyasal iktidar da şiddetin ortağı ve sorumlusudur.

Buradan soruyoruz; madem kadınları katleden katillerin akli dengesi yerinde değildir, peki kadın cinayetlerine karşı devletin, iktidarın aklı nerededir? İstanbul Sözleşmesi’ni fesheden akla ne demelidir? Buradan bir kez daha tüm kamuoyunun önünde bu soruyu sormak istiyoruz. Kadın katliamlarının ortaya çıkardığı tek bir sonuç var o da şudur: Siyasi iktidar kadına yönelik şiddet dursun istemiyor! Çünkü bu erkek egemen zihniyetten beslenen bir iktidar var. Baskıcı ortam yaratarak buradan nemalanmaya çalışan iktidar, kadın cinayetlerinin yarattığı şiddet iklimini kendi siyaseti için kullanmaktadır. Bizler bunu görüyoruz, kadınlar bunun farkındadır.

Kadınları sokakta hedef alan sistemli politikanın bir diğer ayağını ise erkek yargı yürütmektedir. Kadın katili erkek faillere iyi hal indirimi yapan, tecavüzcüyü serbest bırakan yargının kalemi ile Başak’ı katleden kılıç aynı noktada birleşmektedir. Aynı yargı, biliyorsunuz Sevgili Başak Demirtaş’a ceza verdi. Bu ceza, Kürt düşmanlığının ve kadın düşmanlığının sonucudur. Kadınları hedef alan erkek düzenin sahiplerine buradan sesleniyorum: Kadına yönelik şiddete ve bu şiddete geçit veren siyasi iktidara karşı mücadelemizden bir milim dahi geri adım atmayacağız. Biz kadınları kılıçlarınızla, silahlarınızla, cinayet şebekelerinizle, erkek yargınızla yıldıramayacaksınız, korkutamayacaksınız. Kadınları durduramayacaksınız! Ve kadınlar sizin erkek sisteminizi mutlaka ama mutlaka alaşağı edecektir. Ve o günler de çok yakındır. Ve her yıl olduğu gibi bu 25 Kasım’da daha güçlü bir biçimde “erkek-devlet şiddetine, savaşa, yoksulluğa karşı her yerdeyiz” diyerek alanları dolduracağız, her yerde haykıracağız!

“Barışın olmadığı bir ülkede ekonomi çöker”

Türkiye, bu iktidarın politikaları nedeniyle tarihinin en derin ekonomik ve sosyal çöküşünü yaşamaktadır. Demokrasinin, hukukun, bağımsız yargının, insan haklarının, denetimin, şeffaflığın, toplumsal barışın ve medya özgürlüğünün olmadığı bir ülkede ekonomi çöker. Dengenin yerini dengesizliğin, denetlemenin yerini denetimsizliğin aldığı bir sistem iflasa götürür. İflas etmiş siyasi sistemin sonucu ise iflas etmiş ve çökmüş ekonomidir, işsizlik ve milyonların yoksulluğudur. İflasın üzerini kapatmak için gece gündüz durmadan zam yapıyorlar. Türkiye’de fiyat etiketleri günlük değişir hale geldi. Bakın, son bir yıl içerisinde;

Gübreye yüzde 400,

Ayçiçek yağına yüzde 200,

Elektriğe yüzde 100,

Gaza yüzde 100,

Kiralara yüzde 100,

Yumurtaya yüzde 100,

Temel gıdaya yüzde 100,

Akaryakıta yüzde 50,

Şekere yüzde 25 zam,

Maaşlara ise yüzde 5 zam yapıldı.

İşte bu zam tablosu AKP’nin zulüm tablosudur. Her gün sofradan bir dilim ekmek daha azalmakta, bir kaşık yemek, bir yudum su Saray’ın faizi, israfı, rantı ve savaş politikaları için ayrılmaktadır. Her gün bir gencin hayallerine ipotek konulmaktadır. İşsizlik ve borçluluk düzeni ile gençlerin gelecekleri çalınmaktadır.

Dolar 10 TL’nin üzerine çıkmış, AKP Genel Başkanı “ekonominin kitabını yazdık” diyor. Buradan öneriyorum: Madem ekonominin kitabını yazdınız, filmini de çekin! Çünkü sizde oyuncu gerçekten çok. Bu filmi gayet rahat çekebilirsiniz. Nasıl olsa sizde oyuncu çok! 5’li çetenizle, müteahhitlerinizle, üçer maaşlı bürokratlarınızla, kendi bakanlığını çarpan bakanlarınızla, trollerinizle, çukur medyanızla batan ekonominin filmini gayet güzel çekebilirsiniz. Ne kitabı ya, filmini çekin! Yazdığınız kitaplar okunmuyor ki belki çektiğiniz filmler izlenir.

“Ülkenin parasını, dürbünle bakılsa görülemeyecek seviyeye getirdiler”

İşsizlik yükseliyor, yoksulluk ve açlık yükseliyor, geçim sıkıntısı yükseliyor, borç her gün yükseliyor, gıdadan enerjiye fiyatlar her gün yükseliyor, döviz kuru yükseliyor. Dürbünle baksanız göremeyecek seviyeye getirdiğiniz bu ülkenin parasının değeri AKP’nin ustalık eseri olarak karşımızda durmaktadır. AKP’nin lügatiyle torpil, atama sistemi olmuş. Rant, dağıtım sistemi olmuş. İsraf, itibar olmuş. Tügva, AKP’nin İŞKUR’u olmuş. TÜİK, AKP’nin yalan makinesi olmuş. Merkez Bankası zaten Saray’ın çelik kasası olmuş. Yağma ve talanın adı özelleştirme olmuş. Üçer maaşlar yandaşların maaşlı bordrosu olmuş!

Bunlarda ar kalmamış, bunlarda utanma kalmamış. Çete mafya düzeniyle ilgili her gün yeni suçlar ortaya saçılmakta. Kalkıp bir de ekonomiyi yalan dolanla yönetmeye çalışıyorlar. AKP’nin ekonomi anlayışı çocuklarına mama alamayıp şekerli su içiren, lapa yediren annelerin Türkiye’sidir. AKP’nin ekonomi anlayışı ataması yapılmadığı için, beden eğitimi dersi vermek yerine inşaatta çalışmak zorunda kalan Fedai Öğretmenin hayatını kaybetmesidir. AKP’nin ekonomi anlayışı gece yatağa aç giren çocuklardır. Borçlarını ödeyemediği için traktörünü satan çiftçi demektir. Evine doğalgaz alamayan, geçinemeyen emeklilerdir. AKP’nin ekonomi anlayışı öğrencilerin yurtsuz, barksız, kiracıların evsiz barksız kalmasıdır. Getirdikleri 2022 bütçesine bakıyoruz halk yok, kadınlar yok, gençler yok, yoksullar yok, emekçiler yok, çiftçiler yok. Kimler var? Saray ve yandaşları var, müteahhitleri var!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP Genel Başkanı Erdoğan’a bütçe hazırlamış, mesele budur! Bu bütçede huzur yok, refah yok, mutluluk yok; huzursuzluk ve mutsuzluk var, savaş ve yıkım var, rant ve talan var. Bu bütçeyle Hazine ve Maliye Bakanlığını “borç ve faiz bakanlığı” yapmışlar, Çevre, Şehircilik, İklim Bakanlığını “rant, talan ve felaket Bakanlığı” yapmışlar, Ulaştırma Bakanlığını “yandaşa ihale ve garanti ödemeleri bakanlığı” yapmışlar. Aile Bakanlığını kendi ailelerinin bakanlığına çevirmişler. Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlığını, TÜGVA’nın çiftliğine dönüştürmüşler. Dışişleri Bakanlığını dışarıyı, İçişleri Bakanlığını da içeriyi karıştırma bakanlığına çevirmişler! İşte bütçenin özeti budur. Çürümüş düzenin çürümüş bütçesidir.

“Bu zam ve zulüm dönemini değiştireceğiz”

Verin yetkiyi ekonomiyi şahlandıralım diyerek halkı aldatan bu iktidarla ilgili yapılacak işlem bellidir. Yetkisini bir an önce elinden almaktır. Halk o yetkiyi geri almasını da iyi bilir ve öyle de olacaktır. Halkımız sandıkları bekliyor, halkımız seçimleri bekliyor. Bu ülkenin işçisiyle, emekçisiyle, ezilen halklarıyla, emeklisiyle, çiftçisiyle, EYT’lisiyle, esnafıyla, genciyle, öğrencisiyle, kadınıyla, köylüsüyle, kentlisiyle el ele verip hep birlikte bu kötülük düzenini, zam ve zulüm düzenini mutlaka değiştireceğiz. Bunda da son derece kararlıyız. En geniş demokrasi güç birliğiyle; ezilenlerin, kadınların, gençlerin ittifakıyla yeni bir dönemi birlikte başlatacağız. Tek çıkar yolun bu olduğunu artık Türkiye halkları da biliyor, hepimiz biliyoruz. Bunu hep birlikte başaracağız. Başarmalıyız.

Şimdi tabii kaybedeceklerini anlayınca 50+1 sistemini değiştirmek için kıvranmaya başladıklarını da görüyoruz. Çünkü getirdikleri sistem ayaklarına dolandı. Çıkış yolu aramaktan başka çarelerinin kalmadığını görüyoruz. Çıkış yolu yoktur, halk o yolu kapatmıştır. Küçük ortakları da “biz hükümet ortağı değiliz” demeye başladı. Nasıl ortak değilsiniz, bal gibi de ortaksınız! Yolsuzlukların da çürümenin de işsizliğin de yoksulluğun da ortağısınız! Bunu herkes gayet iyi net bir şekilde biliyor. Kobanî kumpasında ortaksınız, kapatma davasında ortaksınız, zulümde ortaksınız. Halkın, emekçinin lehine ne varsa Meclis’te reddedilmesinde ortaksınız. Sorumluluktan kaçamazsınız! Bu ortaklık sizi götürecektir. Sandıkta AKP’nin yanında siz de gideceksiniz, o çöplüğün içinde kaybolacaksınız. Hiç boş yere uğraşmayın!

“50+1 değil, Erdoğan ve Bahçeli olarak 1+1 kalacaksınız”

Boş yere matematik hesapları yapmayın. Halkın matematiği ve zekâsı farklıdır. Bunu seçimlerde göreceksiniz. İlk seçimlerde çarpılacaksınız, sıfırlanacaksınız. 50+1 hayali kurmayın! İlk seçimlerin sonucu şimdiden bellidir. Erdoğan ve Bahçeli olarak 1+1 kalacaksınız. Buradan bunun duyurusunu da halkımıza yapıyoruz. Ülkenin başına bela olan çöküş sisteminiz değil, yeni döneme umutla bakan halklarımızın çıkış sistemi ve büyük değişim umudu kazanacaktır. Merak etmeyin bu ülkenin emekçi yoksul halkları talan düzenini değiştirmenin kitabını yazacaktır!

Bizler HDP olarak çalışıyoruz, çalışmalarımıza devam ediyoruz. 11-12 Kasım’da Ankara’da Parti Meclisimizle toplandık. Türkiye’nin halkları ve geleceği için tarihi bir dönemden geçtiğimizin farkındayız. Bu tarihi süreçte Parti Meclisi olarak HDP’nin üzerine düşen sorumlulukları değerlendirdik. HDP olarak en güçlü şekilde halkı savunmaya devam edeceğimize olan inancımızı bir kez daha yeniledik. Kapatma ve Kobanî davaları, her gün artarak süren iktidar saldırılarına karşı Ankara’dan Amed’e, Edirne’den Van’a kadar ülkenin her yerinde bizleri, vekillerimizi, PM ve MYK üyelerimizi, parti çalışanlarımızı büyük bir coşku ve inançla karşılayan her bir yoldaşımıza ve halkımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Gittiğimiz her sokak, misafir olduğumuz her ev geleceğe dair umudumuzu büyütmeye devam ediyor.

“20 milyon hanenin kazanacağı bir ülkeyi hep birlikte kuracağız”

Ekonomik, siyasi ve toplumsal krizlerin üst üste yaşandığı bu dönemde, “batarsa batsın, ben alacağımı aldım” diyenlere karşı tek adam ve bin odalı sarayın değil 84 milyonun, 20 milyon hanenin kazanacağı bir ülkeyi hep birlikte kuracağız. Bizler, her birimiz farklılıklarımızla bir arada oldukça, bu yozlaşmış düzen her gün sonuna bir adım daha yaklaşacak. Bizler, halklar, inançlar, kadınlar, gençler ve ezilenler olarak umudun adresi olan HDP’yi sahiplendikçe, AKP-MHP ittifakı erimeye devam edecektir. Biz mücadeleyi yükselttikçe iktidardaki düşüş, çözülme ve çürüme de hızlanacaktır!

Bizler; Kürtler özgürleşmeden Türkiye halkları, kadınlar özgürleşmeden insanlık özgürleşmeyecek bunu biliyoruz. Bu inançla; barışın, demokrasinin ve eşit yurttaşlığın yolunu açmaya hep birlikte devam edeceğiz. Açtığımız bu yolda, mücadele ortaklığını daha da büyüterek yürümeye devam edeceğiz. Bir kez daha HDP olarak bu ülkenin geleceği için üstümüze düşen ne varsa yapacağımıza dair sözümüzü yineliyoruz. “Dün çok erkendi, yarın çok geç” diyerek bugün ve her gün bu ülkenin geleceğini, son kullanma tarihi geçmiş ampuller yerine yeni yaşam umutlarıyla aydınlatacağımıza buradan bir kez daha söz veriyoruz. Hepinize geldiğiniz ve katıldığınız için teşekkür ediyor, selam ve saygılar sunuyorum.”

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Can Kaybında Korkutan Artış

Kovid 19’da son 24 saatte 25 bin 101 yeni vaka tespit edilirken, 227 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Yaşlıların gençlerle bir arada yaşadığı kalabalık ailelerin fertleri dışarıda tedbirlere daha çok dikkat etmeli ve eksik aşılarını tamamlamalıdır” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 356 bin 514 test yapılırken, 25 bin 101 yeni vaka tespit edildi. 227 kişi hayatını kaybederken, 27 bin 447 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan açıklama

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı;

“Kapalı mekânlarda artık daha fazla zaman geçireceğiz. Maske ve mesafe tedbirlerine uyum azaldığı için virüsün yayılma riski artacak. Yaşlıların gençlerle bir arada yaşadığı kalabalık ailelerin fertleri dışarıda tedbirlere daha çok dikkat etmeli ve eksik aşılarını tamamlamalıdır”

Aşılamada son durum

18 yaş ve üzeri nüfusun aşılanması verilerinde 1’inci doz Türkiye ortalaması yüzde 90.07, 2’nci doz ortalaması yüzde 80.20 olarak ölçüldü. Ayrıca, 1’inci dozda 55 milyon 904 bin 542, 2’nci dozda 49 milyon 777 bin 801 ve 3’üncü dozda 11 milyon 731 bin 634, toplamda da 118 milyon 727 bin 805 aşı uygulandı.

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu’ndan ‘Zam’ Tepkisi

Sosyal medya hesabı üzerinden bir açıklama yapan SP Lideri Karamollaoğlu, “Yıl içerisinde zam gelmeyen herhangi bir ürün kaldı mı? ….’ya zam geldi!’ cümlesindeki noktalı yer, her gün bir başka hatta birkaç ürün ile dolduruluyor.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Son dönemde gıda, enerji, akaryakıt başta olmak üzere pek çok alanda ve üründe peş peşe gelen zamlara Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile sert tepki gösterdi.

Açıklamasında, “Yıl içerisinde zam gelmeyen herhangi bir ürün kaldı mı? ….’ya zam geldi!’ cümlesindeki noktalı yer, her gün bir başka hatta birkaç ürün ile dolduruluyor.” ifadelerini kullanan Karamollaoğlu, şunları söyledi;

“Yıl içerisinde zam gelmeyen herhangi bir ürün kaldı mı? ….’ya zam geldi!’ cümlesindeki noktalı yer, her gün bir başka hatta birkaç ürün ile dolduruluyor. Şimdi de şekere %25 zam haberi! Artık market çalışanları da insanımız da bu zam yağmuru karşısında ne yapacağını şaşırdı.

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine şiddetle karşı çıkışımız, tarımda ithalata dayalı modeli reddedişimiz ve her fırsatta ve de zeminde “üretim” ısrarımızın nedeni bugün çok daha iyi anlaşılıyor zannediyorum. Biz ısrarlı ve kararlıyız; bu yanlış politikaları değiştireceğiz!”

Paylaşın