TBMM Genel Kurulu’nda Almanca Ve Kürtçe Gerilimi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Batman Milletvekili Feleknas Uca, Meclis Genel Kurulu’nda Milli Eğitim Bakanlığı ve bağlı kuruluşların bütçeleri görüşülürken anadilde eğitime ilişkin konuştu. Anadilde eğitim engelini eleştiren Uca, konuşmasını tamamladıktan sonra “Şimdi bu konuşmamı çok dilli bir vekil olarak Almanca ve Kürtçe tekrar yapacağım” dedi.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre; Uca bu sözlerin üzerine önce Almanca konuşmaya başladı. AK Parti ve MHP sıralarından tepkiler yükselirken TBMM Başkanvekili Haydar Akar, Uca’ya müdahale etti ve “Sayın hatip, belki bir kelime belki bir cümle olabilir ama hangi dil olursa olsun bir metin okunamaz. Resmi dilimiz Türkçe” dedi.

Uca Almanca konuşmasını bitirdikten sonra konuşmasının bir kısmını Kürtçe olarak da tekrar etti.  Akar, tepki gösteren MHP ve AK Partililere “Hatip iki dilde daha konuşmasını tekrarlayacağını söyledi. İlk konuşması Almancaydı, Almanca da olsa, İngilizce de olsa Fransızca da olsa ana dilde de olsa mutlaka birkaç kelime söylenebilir ama bir metin uzun süre kullanılamaz.  Çünkü Türkiye’nin resmi dili Türkçedir. Zaten hatip de bir metnin tümünü okumamıştır” diyerek oturuma devam etti.

“Eğitim kurumlarını kapatıyorsunuz”

Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine dair söz alan HDP Dış İlişkilerden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Feleknas Uca, Türkiye’de çok dilli bir kültür olduğunu ancak anadil de eğitimin yasak olduğunu söyledi. Uca, “Türkiye’deki tüm halkları bu haktan mahrum eden hükümetin, Kürtçeye yönelik baskıları ise anadilde eğitimin çok ötesindedir. Okullarda Kürtçenin seçmeli ders olmasıyla, Kürtçe Radyo-TV açmakla övünüyorsunuz ancak Kürtçe eğitim veren kurumları kapatıyorsunuz.

Kürt dili eğitimi veren akademisyenleri tutukluyorsunuz. Genel Kurul’da Kürtçeye tahammül edemediğiniz için mikrofonları kapatıyorsunuz. Kültür sanat etkinliklerini yasaklıyorsunuz. Kürtçeye duyduğunuz rahatsızlık öyle bir boyuta gelmiş ki ülke içindeki müdahaleler yetmemiş, Tokyo üniversitesinde başlayan Kürtçe derslerin kaldırılması için Japonya’ya baskı yaptınız” dedi.

“Neden Kürtçeden korkuyorsunuz?”

AB’nin başkentinin içinde olduğu Belçika’nın üç, İsviçre’nin dört, Hindistan’ın bölgelerde de konuşulmak üzere 22 resmi dili olduğunu belirten Uca, şunları söyledi: “Birleşmiş Milletlere üye yüz kırk üç ülkenin, birden fazla resmi dili var. İsveç eğitim sistemi, evde konuşulan dili eğitimde de geçerli dil olarak kabul etmekte ve en az beş kişilik grup oluştuğunda, belediyeler anadilde eğitimin verilmesiyle yükümlü oluyor.

Ancak bu ülkelerin bölünme korkusu yok. Çünkü çok kültürlü ve çok dilli olmanın bir ülkeyi bölmeyeceğinin, aksine zenginleştireceğinin, sizden başka herkes farkında. Cumhurbaşkanı Erdoğan Almanya’ya yaptığı ziyaretlerde sık sık, Türkler için anadilde eğitim talebinde bulunuyor.

Fakat Almanya’da ilkokuldan itibaren zorunlu anadil eğitimi veriliyor. Şimdi soruyorum size; Almanya’da talep ettiğiniz anadil eğitiminden, Türkiye’de neden rahatsızlık duyuyorsunuz? Siz neden Kürtçeden bu kadar korkuyorsunuz? İnsanların kendilerini anadilinde ifade etmesinin, eğitim almasının size ne zararı var?”

Paylaşın

Pervin Buldan: Bu Seçim Rejim Seçimi Olacak

Van’da katıldığı bir etkinlikte konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, açıklamasında, “Bu seçimler cumhurbaşkanlığı seçimi değil rejim seçimidir. Gelecek 100 yılı belirleme seçimidir. Bu seçim, halkın huzur ve refah içinde eşitçe yaşayacağı güçlü bir demokrasi ve herkes için adalet düzeniyle, hukuksuzluk, talan ve soygun düzeni arasındaki bir seçim düzenidir” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP)  Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Van’da “Birlikte kazanalım” sloganıyla gazeteci, yazar ve aydınlarla düzenlediği etkinliğe katıldı. Buldan, konuşmasına Kocaeli 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde şüpheli şekilde yaşamını yitiren Garibe Gezer’e ilişkin konuştu.

Gezer’in yaşadıklarına ilişkin HDP tarafından birçok çağrı yapıldığını ancak bu çağrılara kulak verilmediğini söyleyen Buldan, “Gezer’in şaibeli bir şekilde yaşamına yitirdiğine tanıklık ettik. Garibe’nin yaşamını yitirmesi şaibelidir.

Adli Tıp Kurumu’ raporunun aileye verilmemesi bile bu durumun şaibeli olduğunu ortaya koyuyor. Adalet Bakanlığı bu şaibeli ölüm ile ilgili olan tüm sorumluları ortaya çıkarması gerekiyor. Biz HDP olarak hukuken bu işin peşini bırakmayacağız. Bu şaibeli ölümün nasıl olduğunu ortaya çıkarılması için mücadele edeceğiz” dedi.

Buldan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Bugün tüm ülkeyi adım adım çöküşe götüren büyük bir demokrasi ve siyaset krizlerinin sonucu olan ekonomi, sosyal ve toplumsal bir buhranla karşı karşıyayız. Bu kriz Cumhuriyet tarihinin en büyük krizidir. Cumhuriyetin demokrasi ve barışla buluşturulması çabalarının her defasında otoriter rejimin darbe uygulamalarıyla akamete uğratılması, çoğulculuğun ve farklıkların reddi, yaşanan çoklu krizlerin, çöküşlerin temel nedenidir.

Demokratik siyaseti, katılımcılığı hak ve adalet arayışları ile barış çabalarını tasfiye ederek faşizmin her alanda kurumsallaştırılması çoklu krizin temel nedenidir. Tarihsel bir sorun olan Kürt sorunun 100 yıllık ret ve inkar politikasına, Alevi toplumunun sorununu inanç tekçiliğine, kadınların eşitlik taleplerini erkek düzene, emekçilerin sosyal adalet talebi sömürü çarkına, adil paylaşılması gereken ekonomik kaynakları yolsuzluk cenderesine, doğayı rant mekanizmasına mahkum etmeye çalışan bu ceberut düzen, tüm krizlerin, yıkımların ve kötülüklerin ana kaynağıdır.

Türkiye’nin artık bir yol ayrımında. Bir tarafta, yeni sahipleriyle kendisini gelecek yüzyıla taşımak isteyen bir asırlık ret ve inkarcı, tekçi düzenin faşizm dayatması vardır. Bunun karşısında ise, Cumhuriyete demokrasiyle taçlandırarak, barışı ve adaleti esas alan eşit ortaklığa dayalı yeni bir yaşam kurmak isteyen, Kürdüyle, Alevisiyle, tüm inanç ve kimlikleriyle, emekçileriyle, kadın ve gençleriyle umudu ayağa kaldıran Türkiye halklarının sımsıkı sarıldığı güçlü demokrasi vardır.

Köhnemiş bu sistemin karşısında mücadele üstünlüğü, demokrasiden, barıştan, adaletten ve halklardan yanadır. Rüzgar, bizden yanadır. Çünkü bu mücadele inkarcı sistemin politikalarında önemli kırılmalar yaratmaya başlamıştır.

“Çıtayı yükselttik”

En önemli başarı, farklılıkların, kimlik ve inançların tekleştirilmemiş olmasıdır. Bu başarı, kadınların ilmek ilmek örerek, bedel ödeye ödeye, ama bir an olsun vazgeçmeyen kararlılıkla sürdürdüğü eşitlik ve özgürlük mücadelesinde çıtayı daha da yükselmiş olmasıdır.

HDP’nin fikriyatı, çözüm politikaları ve örgütlülüğüyle Türkiye siyasetinde belirleyici bir güç. Kobanê kumpas davası, intikam amaçlı kapatma davasıyla gözaltı ve tutuklama operasyonlarıyla HDP’yi saldırmalarının nedeni budur, onlara kaybettirecek olmamızdır. Kendilerine HDP’nin olmadığı dikensiz bir gül bahçesi oluşturmak istediklerini görüyoruz. Vakti zamanında bir bakan ’Okullar olmasa maarifi ne güzel idare ederdik’ demişti.

AKP-MHP iktidarı da aynı akla sahiptir. Bu iktidarın tüm hukuksuzluklarını, usulsüzlüklerini, yolsuzluklarını, savaş ve rant düzenini teşhir eden, hakikatleri her gün iktidarın karşısına çıkaran HDP’dir.

İktidarın yalanları, çarpıtmaları karşısında hakikati dimdik ayakta tutan ‘kral çıplaktır’ diyen HDP’dir. Kürt sorunun demokratik müzakereyle çözümünü, bu sorun çözülürse demokrasinin de adaletin de ekonomik refahında büyüyeceği gerçeği siyasetin ve toplumun gündemine taşıyan HDP’dir.

“Rejm seçimi olacak”

Bu seçimler cumhurbaşkanlığı seçimi değil rejim seçimidir. Gelecek 100 yılı belirleme seçimidir. Bu seçim, halkın huzur ve refah içinde eşitçe yaşayacağı güçlü bir demokrasi ve herkes için adalet düzeniyle, hukuksuzluk, talan ve soygun düzeni arasındaki bir seçim düzenidir.

Bu seçim, karanlık ve aydınlık arasında bir seçimdir. Gasp edilen, yok sayılan tüm haklarımızı söke söke geri alacağımız, karanlığın kuşatması altındaki geleceğimizi kurtaracağımız bir sürecin önemli bir aşamasıdır.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Yeni ‘Helalleşme’ Açıklaması: Açık Yaralar Kapatılacak

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından, “Türkiye farklılıklarından ve özgürlüklerinden korkan değil, “farklılıklarını ve özgürlüklerini kutlayan” bir ülke haline gelecek. Bu videomda iktidarımızın ilk 6 ayında atacağımız özgürlük adımlarını açıklıyorum. Biraz uzun ama önemli:) Milletimizi şahit olmaya davet ediyorum…” notunu düştüğü yeni bir video paylaştı.

Haber Merkezi / Videoda, iktidar geldiklerinde ilk 6 ayda yurttaş özgürlüklerine yönelik sağlayacakları 6 düzenlemeyi açıklayan Kılıçdaroğlu,  “İktidarlar bu ülkede birbirlerinin özgürlüklerini kısıtladı, birbirlerini ezdi, hep beraber el ele yaptık bu hataları. Oysa insan özgürlükleri basittir ve kolay anlaşılır konulardır, biz anlamak istemedik,  hayatımın bu aşamasında zannedersem artık anlıyorum. Türkiye farklılıkları ve özgürlüklerinden korkan değil, bunları kutlayan bir ülke haline gelmelidir” dedi.

Daha önce ifade ettiği “helalleşmeyi” yineleyen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: “Uçmak istiyorsak, kanatlarımıza ağırlık yapan şeylerle ilgili helalleşmeli, bu bagajları atmalı. Türkiye’de insanlar özgür ve haklar bakımında eşit doğmalı, ömürlerinin sonuna kadar öyle yaşamalı. Mirasım bu olmalı benim, Türkiye’ye bırakmak istediğim miras tam da budur. İfade özgürlüğünü kullanmış ve bu yüzden yargılanan herkesin yargılanması durdurulacak. İfade ve fikir özgürlüğünden ceza alanların kayıpları tazmin ve telafi edilecek. Barış Akademisyenlerinin ve AYM’nin hak ihlali kararı verdiği tüm vatandaşlar da işlerine geri dönecek. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ‘propaganda aygıtı’ olarak çalışıyor. İktidarımızda devlet hiçbir siyasi partinin propagandasına alet olamayacağı için, o ucube propaganda aygıtına da ihtiyaç kalmayacak.”

Kılıçdaroğlu, atacakları adımları şöyle sıraladı:

“İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, İnsan Hakları, Eşitlik ve Özgürlük Kurumu adıyla yeniden yapılandırılacak. Toplumsal ayrımcılık, ötekileştirme, kötü muamele başta olmak üzere, tüm insan hakkı ihlalleri ile mücadele edecek. Tüm kurum ve kuruluşların uygulamaları, insan hakları çerçevesinde denetlenecek.

Kurum, herkes için eşit hak ve fırsatları teşvik edecek, gerektiğinde yaptırım uygulayacak. Bu kuruma tahsis edeceğim bina için gözüme saray hükumetinin propaganda aygıtı olan İletişim Başkanlığı’nın binasını kestirdim. Aramızda kalsın. İktidarımızda devlet hiçbir siyasi partinin propagandasına alet olamayacağı için, o ucube propaganda aygıtına da ihtiyaç kalmayacak.

Devlet adaletle yönetilecek, hiçbir yurttaşın özgürlüğüne müdahale edilmeyecek. Bu çerçevede fikir ve ifade özgürlüğü, inanç, yaşam tarzı özgürlüğü vb. tüm özgürlükler herkes için güvence altına alınacak.

İfade özgürlüğü, kamu otoritesinin müdahalesi olmaksızın, bilgi ve fikir alma özgürlüğünü de kapsayacak, ifade hakkı özgürlüğü ihlal edilen herkes, ihlali yapılanların kimliğine ve sıfatına bakılmaksızın  yargıya başvurma hakkına sahip olacak.

İfade özgürlüğünü kullanmış ve bu yüzden yargılanan herkesin yargılanması durdurlacak. İfade ve fikir özgürlüğünden ceza alanların kayıpları tazmin ve telafi edilecek. Barış akademisyenleri, AYM’nin hak ihlali kararı verdiği tüm vatandaşlarımız, iş başı yapacak. AYM ve AHİM kararları neyi zorunlu kılıyorsa o doğrultuda hareket edilecek. Karar, tahliyeyi gerekiyorsa tahliye gerçekleşecek; yeniden yargılamayı gerektiriyorsa yeniden yargılama süreci başlatılacak.

“Mağduriyetler giderilecek”

Birey olma özgürlüğü ve güvenlik hakkı sağlanacak. Tüm yaşam tarzları güvence altına alınacak. Geçmişte devletin bireysel hak ve özgürlüklere müdahalesine maruz kalmış vatandaşlarımın mağduriyetleri aralarında tazminat seçeneği de olacak şekilde giderilecek. Yani devlet vatandaşı ile helalleşecek, açık yaralar kapatılacak. Herkesin hayatını eşit haklarla ve özgürce yaşayacağı bir Türkiye olacak.

Sorulamayacak sorular kanunu çıkartılacak. Özgürlükler güçlendirilecek. Kamu ve özel sektör işe alımında her türlü ayrımcılığın önüne geçilecek. İşveren tarafından sorulamayacak ve bireyin beyan etmek zorunda olmadığı unsurlar, bu kanunda net şekilde tanımlanacak. Soranlar, kanuna aykırı hareket ettikleri gerekçesi ile cezalandırılacak. Basit bir örnek vereyim; kadınlara evlilik ya da doğum planları sorulamayacak.

Bilgiye erişim ilkeleri özgürlükler bağlamında netleştirilecek. Vatandaş denetimi mekanizması tesis edilecek. Vatandaşın devleti denetleme özgürlüğü ortaya konulacak. Devlet sırrı kavramı, evrensel kriterlere engel olacak. Devlet sırrı kapsamına giren konular dışında bilgiye erişimin önündeki tüm engeller kaldırılacak. Bağımsız medya kurumlarının yanı sıra kamuoyuna da resmi kayıtlarına erişim hakkı verilecek.

Adil devlet, yurttaşların hak ve özgürlüklerini kısıtlamayacak. Yasalar ve diğer tüm düzenlemeler, herhangi bir vatandaşı; kimlik, etnik köken, din, engellilik, cinsel yönelim veya yaş özellikleri nedeniyle dezavantajlı duruma düşürmeyecek şekilde hayata geçirilecek. Şimdi troller bunun üzerinden yürümeye çalışacaklar. Varsın yürüsünler, aynen öyle yapacağız. Adil bir devlet, evlatlarını ayırmaz.

Başaracağız sevgili halkım, bu zincirleri kıracağız. Geçmişin yaralarını kapatmayı vallahi de billahi de başaracağız. Çocuklarınız sizin yaşadıklarınızı yaşamayacak bu ülkede. Allah hepimize böyle güzel bir Türkiye nasip etsin.”

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’a: Artık Gerçekten Yeter Diyoruz

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Rabbimiz ‘Sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz’ buyurmaktadır” açıklamasına tepki gösteren DEVA Lideri Babacan, “Artık gerçekten yeter diyoruz. Bu milletin hassasiyetlerini istismar etmeyi bırakın. Sebepler alemine bir bakın, orada kendinizi göreceksiniz” dedi.

Haber Merkezi / DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İzmir’de partisinin Torbalı ilçe kongresinde konuştu. Babacan’ın gündeminde ekonomi ve sağlık vardı. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Merkez Bankası iki haftadır piyasaya doğrudan müdahale ediyor. Kuru aşağı çekebilmek için döviz satıyor. Madem kurun artması iyi bir şey, Merkez Bankası şimdi niye döviz satarak kuru düşürmeye çalışıyor? Hangi seviyedeki kur ‘rekabetçi kur’? Aklınızda bir kur seviyesi varsa, açıklayın. Kur fırlayıp gidince ‘Zaten ekonomi modelimizi değiştiriyorduk, yüksek kur istiyorduk, yüksek kur ihracatı artıracak’ gibi saçma sapan gerekçeler uydurup duruyorlar. Enflasyon yükselince Merkez Bankası ‘Bari döviz satıp kuru biraz kontrol etmeye çalışayım’ diyor. Ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Ne yaptıklarını bilmiyorlar.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Rabbimiz ‘Sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz’ buyurmaktadır” ifadelerini izleten Babacan şunları söyledi:

“Artık gerçekten yeter diyoruz. Bu milletin hassasiyetlerini istismar etmeyi bırakın. Halkımızın tertemiz dinî duygularını, millî duygularını şahsi siyasetinize alet etmeyin. Korku iklimini siz ürettiniz. Yoksulluk, açlık, sizin yanlış karalarınız yüzünden meydana geldi. Ürünlerin eksilmesine sebep olan, sizin kötü yönetiminiz. Tüm bu açlığın, korkunun, yokluğun, yoksulluğun kaynağı Beştepe’de. Başka yerde aramayın. Bizim inancımızda zorluk karşısında sabır vardır. Ama Sayın Erdoğan’a sesleniyorum; sebepler alemine bir bakın, orada kendinizi göreceksiniz.”

Tuvalet kâğıdı, yumurta, süt, toz deterjan, Türk kahvesi ve ayçiçek yağı fiyatlarındaki bir yıllık artışı ekrana yansıtan Babacan, ekonomik felaketin korkutucu bir boyutunun da sağlık sektöründe yaşanan kriz olduğunu söyledi. Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türk Tabipleri Birliği, Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde bazı ameliyatların durduğunu açıkladı. İlaçlar bulunamıyor, ameliyatlar yapılamıyor. Daha bir ay önce Sosyal Güvenlik Kurumu, 53 ilacı geri ödeme listesinden çıkardığını açıkladı. Bu ne demek? ‘Paran yoksa ilaç da yok’ demek. Bazı ilaçlarda para da kâr etmiyor. Türk Eczacılar Birliği geçen gün 650 ilacın piyasada bulunmadığını söyledi.

“Sağlıkta sosyal devlet diye bir şey artık kalmadı”

Medikal ürünlerde durum içler acısı. Devlet neredeyse iki yıldır medikal cihaz şirketlerinin alacaklarını doğru düzgün ödemiyor. ‘Kredi alın, idare edin, sonra öderiz’ diye oyalıyor. Devlette ciddiyet bırakmadılar. ‘Yaz tahtaya al haftaya’ diyen devlet mi olur? Bunların çoğu KOBİ statüsünde binlerce firma. Devletten vadesi geçmiş 9 milyar TL’lik alacağı var. Pek çoğu batma noktasında. Malzeme tedariki olamadığı için beyin, kalp-damar gibi çok ciddi ameliyatların bazıları devlet hastanelerinde yapılamaz hale geldi. Cebinde parası olan, özel hastaneye gittiğinde bile bunların kıtlığını çekiyor. Sağlıkta sosyal devlet diye bir şey artık kalmadı.

TTB verilerine göre ocak ile kasım arasında 1246 doktorumuz ülkemizi terk etmek için gereken bir belge başvurusunda bulunmuş. Çalışma koşullarındaki orantısız yük, aldıkları ücretlerin değersizliği ve belki de en önemlisi hekimlik mesleğinin itibarsızlaştırılması sebebiyle Avrupa’ya, Amerika’ya gidiyorlar. 18 ayda da 8 bin doktorumuz, devlet hastanelerinden istifa etti. Bu gidişle yakında, pek çok branşta, uzman doktor bulmakta zorluk çekeceğiz. Tıp son sınıf öğrencileri artık TUS sınavına çalışmıyor; yurtdışı denklik sınavına ve İngilizce, Almanca derslerine çalışıyorlar.Onca emekle yetiştirdiğimiz insan gücümüzü göz göre göre başka ülkelere hediye ediyoruz. Sadece doktorlar değil, teknikerler, mühendisler, hemşireler hepsi gitmek istiyor.

Sağlık çalışanlarını mesleklerinden soğutan koşulları ortadan kaldıracağız. Tedaviyi alanın da tedaviyi sağlayanın da memnun olduğu bir sistemi oluşturacağız. Bunu yapmak zorunda olduğumuzu ve yapabilecek bir kadroya sahip olduğumuzu biliyoruz.”

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Bakan Koca’dan Uyarı

Kovid 19’da son 24 saatte 19 bin 255 yeni vaka tespit edilirken, 191 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Aşı aleyhtarı söylemlerden etkilenenler, aşılarını eksik bırakanlar, genç olsalar da, kronik rahatsızlıkları bulunmasa da yıpratıcı günler yaşıyor. Aşının sonuçları ortada” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 349 bin 221 test yapılırken, 19 bin 255 yeni vaka tespit edildi. 191 kişi hayatını kaybederken, 23 bin 180 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Yaygın aşılamanın ardından süreç şunu gösteriyor: Tam aşılı olanlar Covid-19’u genellikle hafif geçirmekte. Aşı aleyhtarı söylemlerden etkilenenler, aşılarını eksik bırakanlar, genç olsalar da, kronik rahatsızlıkları bulunmasa da yıpratıcı günler yaşıyor. Aşının sonuçları ortada!

Verilerde, aşılamada önde giden illere de yer verildi. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Ordu’yu Osmaniye, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale,  Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Bartın takip etti.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Muş, Bingöl, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Bayburt takip etti.

Paylaşın

İki Doz Kovid Aşısı ‘Omicron’a Karşı Yeterli Değil

Koronavirüsün yeni varyantı Omicron hakkında dikkat çeken yeni bir açıklama geldi. İngiltere’de bilim insanları, iki doz Kovid aşısının, son koronavirüs varyantı Omicron’a karşı yeterli olmadığı uyarısında bulundu.

Ülkede Omicron ve Delta varyantları üzerine yapılan ilk analizler, aşıların son varyanta karşı daha az etkili olduğunu gösteriyor. Üçüncü doz aşı ise varyanta karşı yüzde 75’e varan oranda koruma sağlıyor.

İngiltere Sağlık Güvenliği Birimi, hastanelerde tedavi gerektiren ağır Kovid hastalığına karşı iyi düzeyde koruma sağlanması için aşıların kritik önemde olduğunu vurguladı.

BBC Sağlık ve Bilim Muhabiri James Gallagher, bilim insanlarının aşıların ne kadar etkin olduğuna yönelik son analizleri öncesi 581 Omicron ve binlerce Delta varyantını incelediğini aktardı.

Yapılan araştırma sonucu tek doz Oxford-AstraZeneca ve iki doz Pfizer-BioNTech aşısının, Omicron varyantına karşı etkinlik oranının önemli oranda düştüğü tespit edildi. Moderna ve Janssen aşılarıyla ilgili yeterli veri bulunmadığı, ancak onların farklı sonuç vereceğine dair bir neden olmadığı belirtildi.

İngiltere Sağlık Güvenliği Birimi, ülkede Aralık ayı ortası itibarıyla koronavirüs vakalarının çoğunu Omicron varyantının oluşturacağını ve mevcut şartlarda ay sonuna kadar 1 milyondan fazla kişinin daha virüse yakalanacağını hesapladı.

‘Derin endişe yaratan durum’

Hükümetin acil durum komitesinin toplantısı ardından konuşan ve İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda özerk yönetimleri başbakanları ile toplantıya başkanlık eden Bölgelerarası Eşitlikten Sorumlu Bakan Michael Gove, Birleşik Krallığın “derin endişe yaratan bir durumla” karşı karşıya olduğunu söyledi.

Şimdiye dek alınan önlemlerin “orantısal” olduğunu belirten Gove, gelişmelerin takip edilerek durumun sürekli gözden geçirildiğini vurguladı.

Yetkililer halka, öncelikle eğer iki doz aşı olmamışlarsa, aşılarını hızla tamamlamaları çağrısı yaptı. Sağlık Bakanı Sajid Javid de açıklanan son verilerin, takviye doz aşıların önemini gözler önüne serdiğini söyledi. Ülkede şu ana kadar takviye doz Kovid aşısı yapılanların sayısı 22 milyonu aştı.

Günlük vaka sayısı 60 bine yaklaştı

Öte yandan İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’dan oluşan Birleşik Krallık’ta son 24 saatte 58 bin 194 koronavirüs vakasına rastlandı. Bu, ülkede 9 Ocak’tan bu yana açıklanan en yüksek günlük sayı oldu.

Birleşik Krallık’ta yine son 24 saatte, virüsün neden olduğu Kovid 19 hastalığı sonucu 120 kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. Ülkede 448 Omicron varyantı vakası daha tespit edildi, yeni koronavirüs varyantı görülenlerin sayısı 1265’e yükseldi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Sancar’dan Dikkat Çeken ‘Sol İttifak’ Açıklaması

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Zor Soru’da Kemal Göktaş’ın ekonomide Çin modeli ve otoriterleşme tartışmaları, CHP’nin yeni muhalefet anlayışı, HDP hakkında açılan kapatma davası, ‘sol ittifak’ görüşmeleri ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun TBMM’deki davranışları ile ilgili sorularını yanıtladı.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, iktidarın ekonomide Çin modeline yönelmesiyle otoriterleşmenin kaçınılmaz hala geldiğini ve buna karşı “barış, demokrasi ve refah” hedefleyen bir programın şart olduğunu söyledi.

Sancar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Osman Kavala hakkındaki Avrupa Konseyi kararını tanımayacaklarını açıklaması ile ekonomik kriz arasında da bağ kurarak “İktidar, bu ekonomi modelinde kararlı ise Avrupa kurumları ile bağları koparmayı göze alabilir” dedi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Meclis bütçe görüşmeleri sırasında ortaya koyduğu davranışların “acizlik ve sefalet görüntüsü” olduğunu ifade eden Sancar, iktidarın yeni ekonomik modeli ve siyasi çizgiyi yürütmek için Soylu gibi sürekli kavga havasını canlı tutan ve hamaseti üst noktaya taşıyan kişilere ihtiyaç duyduğu için Soylu’yu koltukta tuttuğunu savundu.

Sancar, devam eden sol ittifak görüşmeleri için de “Karamsar olmak için bir neden olmadığını” ve görüşmelerin geldiği düzeyden memnun olduklarını da belirtti.

Sancar’ın Kısa Dalga’nın sorularına verdiği yanıtlar özetle şöyle:

“Çin modeli ve ucuz iş gücü için otoriterliği artırmak kaçınılmaz”

İçerde iş gücünü ucuzlatmanız için özgürlükleri ve demokrasiyi askıya almanız, sendikal hakları budamanız, toplumsal muhalefeti susturmanız, itirazları bastırmanız gerekiyor. Bu modelin daha fazla otoriterlik olmadan uygulanması mümkün değil.

Bu ülkeyi ucuz işgücü üzerinden daha fazla ihracat yapan bir ülke yapmak isterseniz, kaçınılmaz olarak otoriterliği artıracaksınız.

Türkiye’yi uluslararası pazarlar için ucuz işgücü cennetine çevirmek istiyorlar. Bu emekçiler için cehennem demektir. Daha fazla otoriterlik daha fazla yoksulluk, gelir dağılımında adaletsizlik, daha fazla baskı, daha büyük bir sömürü sistemi ve küçük bir sermaye grubunun zenginleşmesi ve daha geniş bir kesiminin yoksullaşması demek.

Böyle bir modelde büyüme devam edebilir ama bundan emekçilerin payına düşecek olan çok azdır. Büyümenin kaymağını yiyecek olan sermayedir. Ekonomi ile özgürlük arasında, iş ve aş ile demokrasi arasında kopmaz bir bağ vardır. Muhalefetin bu bağı işlemesi, dikkate alması ve bir gelecek perspektifi ile topluma sunması gerekiyor. Biz bunu yapmaya çalışıyoruz.

“Anketlere mutlak bir değer atfetmek yanıltıcıdır”

İktidarın bu anket sonuçlarına karşı neler yapabileceğini, muhalefetin iyi analiz etmesi gerekir. Hiçbir iktidar, hele 19 yıl süren, kaybetmesinin ciddi sonuçlar doğuracağını bilen bir iktidarın oy kaybını dikkate almadan politikalarını sürdüreceğini sanmak gerçekten gaflettir.

Siyaset, çoklu dinamikleri dikkate alan bir bakış ister. Bu çoklu dinamiklere ve çelişkilere uygun mücadele yöntemleri geliştirmeniz gerekir. ‘İktidarın oy tabanı eriyor ve zaten bu ilk seçimde iktidar kaybedecek seçimde’ şeklindeki yaygın algıyı esas almayan, iktidara kaybettirecek politik bir program ortaya çıkarma zorunluluğu ile karşı karşıyayız.

Evet, bir final dönemine giriyoruz. İktidar blokunun bu finali hazırlıksız, kendine kazandıracak başka yöntemler arayışına girmeden oynayacağını varsayamayız.

Biz halkın önüne inandırıcı alternatiflerle çıkmalıyız. İttifaklar bakımından da ortaya koyacağımız projeler bakımından da… Toplumu ikna eden, şu anda AKP’den kopmuş olan ama henüz başka yere de yönelmemiş olan geniş kitleyi kazanabilecek bir çalışmaya ve yaklaşıma ihtiyaç vardır.

“Sol ittifak konusunda karamsarlık için bir neden yok”

Demokrasi ittifakını sadece sol birlikten ibaret görmüyoruz ama solda mümkün olan en geniş birlikteliği demokrasi ittifakının çok önemli bir unsuru olarak değerlendiriyoruz. Türkiye’de bu gidişattan rahatsızlık duyan, mevcut sistemden canı yanan, kimliği itibariyle, sınıfsal konumu nedeniyle ve diğer bütün mağduriyetler açısından canı yanan bütün kesimleri bir araya getirecek bir çalışma yürütüyoruz. Bizim demokrasi ittifakından anladığımız budur. Sol ittifak bunun kesinlikle çok önemli bir unsurudur. Bugüne kadar geldiğimiz noktadan karamsarlığa kapılmamız için herhangi bir neden yok, hatta memnun olduğumuzu söyleyebilirim.

Ortak noktalarımız farklılıklarımızdan daha fazla. Bazı tartışmaların yaşanması ise kaçınılmaz.

TKP Genel Sekreterinin başlattığı tartışma yeni başlamış değil. Biz basın üzerinden bu tartışmayı yürütmeyi hiç tercih etmiyoruz. O nedenle biz HDP yönetimi olarak bu tartışmaya dahil olmak istemedik. Çünkü kamuoyunun önünde yürütülmesinin hiçbir faydası yok.

Selahattin Demirtaş, değerli bir siyasetçi, bir entelektüel olarak görüşlerini açıklayabilir. Biz de kendisiyle sürekli görüş alışverişi yapıyoruz.

En geniş birlikteliği sağlamak için sonuna kadar çalışmamızı yürüteceğiz. Bütün görüşeceğimiz kesimlerle mutabakata ulaşmak konusunda çok sabırlı ve esnek olacağımızı bir kez daha vurgulamak isterim.

“CHP, iktidarın ateş çemberinden ve kıskacından çıkmak için hamleler yapıyor”

İktidar, muhalefeti kendi oyun sahasında tutmaya uzun süre başardı. Bu iktidarın ömrünü uzatan bir faktördü. CHP’de daha öncekinden farklı bir çizginin, farklı bir tarzın denendiğini görüyoruz ve bunun olumlu yanları olduğunu düşünüyoruz. CHP’nin denediği tarzın önümüzdeki dönemde demokrasi mücadelesine katkı verdiğini görüyorsak elbette takdir ederiz.

Şimdiye kadar iktidarın çizdiği oyun tarzının dışına çıkmak ve çok farklı kesimlerle diyaloğu denemek doğru bir tarzdır. Bunu olumlu buluyoruz. Helalleşme açıklaması ve tezkeredeki tutumunu kastediyorum.

Halkın çıkarlarına uygun bir oyun kurmak ve kutuplaştırmayı yeniden üreten her yaklaşıma karşı bir anlayış ortaya koymak gerekir diyorduk ve muhalefete eleştirinin temel noktası buydu.

Muhalefet partileri, iktidarın Suriye politikasını, Libya’daki konumunu eleştiriyor ama tezkereler geldiğinde iktidarla aynı yönde oy veriliyordu. İktidar, Kürt sorununda güvenlikçi anlayışı, militaristleşme ve kutsal devlet üzerinden bir milliyetçi hamasetle yönetiyor ve muhalefeti de böyle bölmeyi hedefliyordu.

Biz, bütün toplum kesimleri ile diyaloğa ve müzakereye açık olduğumuzu deklarasyonumuzda vurguladık. Bunları önemsiyoruz ve muhalefetin iktidarın yarattığı ateş çemberinden, yarattığı kıskaçtan çıkması gerektiğini söylüyorduk. CHP bunun dışına çıkma konusunda hamleler yapıyor ve doğru yapıyor.

“İlkelerden önce adayın ismini konuşmak Cumhur İttifakının tuzağı”

Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusuna gelmeden önce üç aşama var. Birincisi, biz demokrasi ittifakını kurmaya çalışıyoruz. Bunun mücadele ortaklığı ve sonra da bu ortaklık zemininde seçim ortaklığı olmak üzere iki ayağı var. Ortak mücadele zeminini yarattığımız takdirde zaten seçim meselesini de yok sayma gibi bir şansımız bulunmuyor. Mücadele ortaklığı zemini toplumsal muhalefetin aynı zamanda seçim ittifakını kurma imkanını artıracaktır.

Cumhurbaşkanlığı seçimi ise farklı bir sistemle işliyor ve biz orada diyoruz ki, önceliklerimizi gözetirken bizim önerdiğimiz bir çerçeve var: Millet ittifakı ve diğer tüm partilerle öncelikle ortak ilkelerin ne olabileceğini konuşmak gerekir. Şimdiki dönemin tahribatlarını gidermek konusunda nasıl bir program ortaya koyacağız? Geçiş dönemi ilkelerini ortaya koymamız gerekiyor. Buluşacağımız ortak noktaları yürütebilecek isim konusunu sonra konuşuruz. Bunları konuşmadan aday meselesini konuşmayı doğru bulmuyoruz. Bunun aksi, büyük bir tuzaktır ve cumhurbaşkanlığı seçiminin sulandırılması ve Cumhur İttifakının istediği zeminde yürütülmesidir. Biz bunu bir risk ve tehlike olarak görüyoruz.

“HDP’nin kendisine koyduğu başarı barajı yüzde 15”

HDP’nin yüzde 15 hedefinin rasyonel temelleri var. HDP, barış ve demokrasi konusunda kimlik hakları ile emek haklarını buluşturmak konusunda kararlı bir çizgiyi bozmadan yürüdü. Son 20 ayı incelerseniz bunu görebilirsiniz. Kürt sorununa barışçıl çözümün bu ülkenin ekonomisi ve demokrasi için ve başka alanlarda da hayati önem taşıdığını söylüyoruz. Bunun öncülüğünü, muhataplığını üstlenmeye hazırız. Çalışmalarımızı da hiçbir faktörden etkilenmeden yürütme çabasındayız.

İkincisi, çok güçlü bir tabanımız var. Baskılarla kendi hedeflerinden ve değerlerinden vazgeçmeyecek, olgun bir tabanımız var. Acıyı olgunluğa, olgunluğu da kurucu siyasete tahvil edebilecek bir tabanımız var.

Analistler, yüzde 15 derken ayrıca yeni seçim kitlesi içinde çok sayıda Kürt genç nüfusun olmasını da hesaba katıyorlar. Ama genel olarak Kürt olsun olmasın bütün genç nüfusa geleceğin HDP’de olduğunu anlatabiliriz.

Kapatma davası: “Vicdanı ile hareket etmek isteyen AYM üyelerinin sayısının az olmadığına inanıyorum”

Kapatma davasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının esas hakkındaki mütalaasını sunması aşamasındayız. Mütalaayı bekliyoruz ve ardından biz de esas hakkındaki savunmamızı daha sonra somutlaştıracağız.

Ön savunmamız çok güçlü, hem çok güçlü hukuki argümanlar var hem de siyasi gerekçeleri var. Ben mahkemede küçümsenmeyecek sayıda üyenin hukuki gerekçeleri dikkate alma eğiliminde olduğunu düşünüyorum. Vicdanı ile hareket etmek isteyen Anayasa Mahkemesi üyelerinin sayısının az olmadığına inanıyorum.

Kapatma kararı çıkması halinde ne yapacağımıza dair çalışmalarımızı daha dava açılmadan yapmaya başlamıştık. Alternatiflerimiz, seçeneklerimiz var. Biz Türkiye’ye kazandırma amacıyla siyaseti yapıyoruz. Kötüye kaybettirirken iyinin de kazanmasına çaba gösteriyoruz.

İktidara iki kere çok ağır kaybettirdik. Şimdiki yönetme krizinin nedeni bu iki kayıptır. 7 Haziran 2015 genel seçimleri ve 2019 yerel seçimlerinde kötüye kaybettirme potansiyelimizi gördüler.

Kötüye kaybettirme hedefini bir kenara koymuş değiliz. Fakat sadece kötüye kaybettirme değil, iyiyi inşa etme yolunu da mutlaka bulacağız.

Siyaset yasağı verilmesi, bizim siyaset yapmamızı engellemez. Siyasi yasak gelirse daha fazla motivasyonumuz olur. Siyasi kadro bulmak konusunda da içinde olduğumuz siyasi geleneğin bir sıkıntısı olmadı şimdiye kadar. Düşünün ki on binlerce üyemiz içerde ama il ilçe örgütlerimiz çalışıyor.

Erdoğan’ın Kavala açıklaması ile Çin modelinin ilişkisi

Gerçekten ucuz emek gücüne dayalı bir modelle Avrupa’nın ve küresel piyasaların yatırımını ucuz işgücü üzerinden çekmeyi akıllarına koymuşlarsa demokrasiden ve uluslararası kurumların işleyişinden daha çok uzaklaşmaları karşımıza çıkacaktır.

Çin modeli demokrasi ve insan haklarından ayrılmak üzerine kuruluyor. Başka türlü yürümez.

Gerçekten bu iktidar, bu ekonomi modelini bütün tutarlıkları ile uygulamaya karalı ise Avrupa kurumlarından kopuşu da göze alacaktır. O yüzden önümüzde geniş bir demokrasi mücadelesi yükümlülüğü görevi var. Biz bunu 1,5 yıldır söylüyoruz, şimdi ne kadar önemli olduğu aşikâr hale geldi.

Bunu ciddiye almak gerektiği kanasındayım. Bu karamsarlık yaymak değildir. Bu tabloyu ortaya koyduktan sonra Gramsci’nin önem verdiğim sözü var: ‘Aklın karamsarlığı, iradenin iyimserliği.’ Umut ve umutsuzluk, iyimserlik ve karamsarlık aynı şey değildir.

“İktidar, bu ekonomi modelinde kararlı ise Avrupa kurumları ile bağları koparmayı göze alabilir”

Çin modeli demokrasi ve insan haklarından ayrılmak üzerine kuruluyor. Bu iktidar, bu ekonomi modelini hayata geçirmeye kararlı ise Avrupa kurumları ile bağları koparmayı göze alabilir.

Bizim yapacağımız şey en geniş demokrasi ittifakı ile bu gidişatı durdurmaktır. Bu gidişatı durdurmak mümkündür hatta hiç zor değildir. Yeter ki biz toplumun önüne demokrasi, barış ve refah hedeflerini birlikte, inandırıcı biçimde koyan bir program koyabilelim. Bunu yaparsak Türkiye’de demokrasi güçlerinin kazanması kolaydır ama çalışmak gerektirir. Bu güçlü alternatifin yaratılması gerekir.

“Soylu’nun davranışları acizlik ve sefalet görüntüsüydü”

Süleyman Soylu’dan beklenecek davranışlardı bunlar. Burada bir sürpriz yok ama Soylu da eski performansından uzaktı, özgüveni yoktu. Davranışları acizlikti ve bir sefalet görüntüsüydü.

Sanırım iktidar bu dönemde bu ekonomik modeli ve siyasi çizgiyi yürütecekse, Soylu’nun yaptığı gibi sürekli gerilim yaratan, sürekli kavga havasını canlı tutan, hamaseti en üst noktaya taşıyan, devlet, milliyetçilik, şehitler, gaziler üzerinden istismarı ün üst düzeye götürecek kişilere ihtiyacı olacaktır. Soylu’yu görevde tutuyorlarsa bunu daha işlevsel kullanabileceklerine ilişkin bir öngörüleri vardır. Ama gördük ki yanlış hesap yapıyorlar. Bu tür şahıs ve yöntemlerle toplumun karşısına çıkacaklarsa, kaybetmeleri daha da mukadderdir.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Bağışlara Göz Diken Zihniyetle Hesaplaşacağım

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Ahdimdir, terörü bu topraklardan temizleyeceğim; şehit yakınları için toplanan bağışlara göz diken zihniyetle de hesaplaşacağım!” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, İstanbul Beşiktaş’ta Vodafone Stadı yakınında 2016 yılında gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybedenleri anarak bir mesaj paylaştı. Kılıçdaroğlu, mesajında, şu ifadeleri kullandı:

“10 Aralık 2016’da, Beşiktaş’ta hain terör örgütünün saldırıları sonucu şehit olan polis ve vatandaşlarımızı rahmetle anıyorum. Ahdimdir, terörü bu topraklardan temizleyeceğim; şehit yakınları için toplanan bağışlara göz diken zihniyetle de hesaplaşacağım!”

 

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Koca’dan ‘Yüksek Hassasiyet’ Uyarısı

Kovid 19’da son 24 saatte 18 bin 561 yeni vaka tespit edilirken, 176 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Risk grubunda bulunan ileri yaştakiler, kronik hastalığı olanlar yine yüksek hassasiyet göstermeli” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 347 bin 232 test yapılırken, 18 bin 561 yeni vaka tespit edildi. 176 kişi hayatını kaybederken, 25 bin 129 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; “Covid-19’a yakalanma endişesi giderek azalıyor. Aşılarını tamamlamış ve tedbirli davranan gençler için bu anlaşılabilir. Fakat risk grubunda bulunan ileri yaştakiler, kronik hastalığı olanlar yine yüksek hassasiyet göstermeli. Aşıları eksik olan herkes aşılarını tamamlamalı”

18 yaş ve üzeri nüfusun aşılanması verilerinde 1’inci doz Türkiye ortalaması yüzde 91,02, 2’nci doz ortalaması yüzde 81,96 olarak ölçüldü. Ayrıca, 1’inci dozda 56 milyon 494 bin 740, 2’nci dozda 50 milyon 871 bin 127 ve 3’üncü dozda 12 milyon 580 bin 728 olmak üzere toplam 121 milyon 532 bin 728 aşı uygulandı.

En az 2 doz aşı olan kişi sayısının en yüksek olduğu iller; Ordu, Osmaniye, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Bartın olurken, 2 doz aşı yapılan kişi sayısının en az olduğu iller ise Şanlıurfa, Batman, Siirt, Diyarbakır, Muş, Bingöl, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Bayburt oldu.

Paylaşın

Bekir Ağırdır: Kimlik Siyasetinin Yerini Sınıf Siyaseti Aldı

Yoksulluk, gelir dağılımında eşitsizlik ve geçinme başlıklarının daha çok ön plana çıkmasıyla beraber kimlik siyasetinin ve gündeminin yerini sınıf siyasetinin aldığını söyleyen KONDA Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır, “İşsizlik, yoksulluk, gelir dağılımındaki eşitsizlikler arttığı için yeniden sınıfsal gerilimler gündeme geldi. Özetle kimlik geriliminin yerini, sınıfsal gerilim aldı.” dedi.

KONDA Araştırma, Civil Rights Defenders (CDR) için hazırladığı Ekim 2021 tarihli “Türkiye Toplumunda İnsan Hakları Algısı ve Farkındalığı” raporunu dün İstanbul, Taksim’de düzenlenen basın toplantısıyla paylaştı.

Türkiye’deki insan hakları ihlallerini, ayrımcılık türlerini ve Türkiye’nin insan hakları alanındaki faaliyetlerini ortaya koyan raporun sunumunu KONDA Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır yaptı.

Civil Rights Defenders Temsilcisi Ivana Randjelovic de kuruluşun araştırma kapsamında amaçladıklarını ve faaliyet alanlarını özetledi:

“Özellikle Avrupa’daki baskıcı toplumlarda siyasi hakların geliştirilmesine odaklanarak hukuk ve ifade özgürlüğü alanlarındaki hak ihlallerini ve bu alanlardaki insan hakları faaliyetlerini güçlendirmeyi hedefliyoruz.

“Benzer çalışmaları dört kıtada yürütüyoruz. Türkiye’dekine benzer bir çalışmayı ise tüm Balkan ülkelerinde sürdürüyoruz. Özellikle azınlık haklarının geliştirilmesi, ifade özgürlüğü ve ağ kurma konularında çalışmalarımıza özenle devam ediyoruz.”

“Bu sorunlar böyle gider”

Araştırmanın sonuçlarına göre, Türkiye’de en fazla siyasetçiler (yüzde 56) ve medya (yüzde 32) insan haklarını ihlal ediyor.

Türkiye’nin insan hakları alanındaki sorunlarını mevcut hiçbir partinin çözemeyeceği algısı toplum geneline hakim.

Toplumun yüzde 15’i AKP’nin, yüzde 9’u CHP’nin, yüzde 7’si İyi Parti’nin insan hakları sorununu çözebileceğini düşünüyor.

Ancak yüzde 38 gibi daha çarpıcı bir sonuç Türkiye’nin insan hakları alanında bir gelişme kaydedemeyeceğini ifade ederek “Bu sorunlar böyle gider” diyor.

En önemli üç hak

Topluma göre en önemli üç insan hakkı şöyle: Yaşama hakkı, ifade ve düşünce özgürlüğü ve iyi bir eğitime erişim hakkı. En az önem atfedilen üç hak ise: Örgütlenme, protesto, toplantı ve gösteri hakkı.

LGBTİ+’lar: İki kişiden birine uzak

Ayrımcılık yasağı, yasa önünde eşitlik, yasalar tarafından eşit derecede korunma gibi haklar Anayasa’yla korunsa da süregelen politikalar ve toplumun eksik ya da yanlış bilgilendirilişi yurttaşlar arasındaki ayrımcılığı körüklüyor.

Yurttaşlara yöneltilen ayrımcılık temelindeki sorular, ayrımcılığın sürdürülen politikalarla ilgisini açıkça ortaya koyuyor.

Araştırmanın sonuçlarına göre toplumun yüzde 50’si kendini LGBTİ+’lara uzak hissediyor. Her iki kişiden birinin kendini uzak hissettiği LGBTİ+’lar, toplumun kendini en uzak hissettiği kesim.

Kadınlar, yoksullar, Kürtler

Toplumda en çok haksızlığa uğradığı düşünülen gruplar ise şöyle: Kadınlar, yoksullar, Kürtler ve gençler.

Kadınlarla toplumun hiçbir uzaklık problemi yokken toplumun yarısının onların haklarının ihlal edildiğini belirtmeleri çarpıcı.

“Yoksulluk, gelir dağılımındaki eşitsizlikler arttı”

Bekir Ağırdır, toplumun Türkiye’ye insan hakları konusunda 5 üzerinden 2.7 puan verdiğini, 2012’de bu oranın 2.9 olduğunu söylüyor.

“Rapor kapsamında öne çıkan iki başlık toplumun muhatap olarak hâlâ siyasileri ve siyaseti işaret etmesiyle, bilgi eksikliği/eğitim düzeyi.

“Sorunun kaynağı olarak da çözümün adresi olarak da toplum, siyaseti işaret ediyor. Ülkenin kadim problemleri içinden baktığımızda dahi toplumun hâlâ serinkanlı bir yerden siyasetten çözüm beklediğini görüyoruz. Ki bunun önemli olduğunu düşünüyorum.”

Ağırdır, yoksulluk, gelir dağılımında eşitsizlik ve geçinme başlıklarının daha çok ön plana çıkmasıyla beraber kimlik siyasetinin ve gündeminin yerini sınıf siyasetinin aldığını söylüyor.

“Son on yılda kimlikler, yaşam tarzı gibi başlıklar tüm araştırmalarımızda öne çıkmıştı ve bu seçimlere de yansımıştı. Bugüne dek kimliklerimizden ötürü, bir nevi kimlik sayımına benzer şekilde oy kullanıyorduk.

“Ama 2019’dan beri KONDA olarak takip ettiğimiz şu oldu: İşsizlik, yoksulluk, gelir dağılımındaki eşitsizlikler arttığı için yeniden sınıfsal gerilimler gündeme geldi. Özetle kimlik geriliminin yerini, sınıfsal gerilim aldı.”

Ağırdır’a göre toplum, Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları konularındaki zaaflarının farkında. İfade özgürlüğünün ne denli gerekli olduğunun da.

Toplumun, insan hakları ihlallerinin bilincinde olması, mevcut hükümeti bundan sorumlu görüp eleştiriyor olması ve insan haklarını ihlal eden partilerden oyunu esirgeyeceğini belirtmesinin muhtemel bir seçimde önemli bir unsur olacağını işaret ediyor.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın