Babacan’dan ‘OHAL’ Açıklaması: Krizi Çöküşe Dönüştürür

‘Ekonomik OHAL’ iddialarını değerlendiren DEVA Lideri Babacan, “Bu tür düşünceler ve olası uygulamalar ekonomik krizi derinleştirip tam bir çöküşe dönüştürür. Hükûmetin acilen bu tür dedikoduları kesin bir dille reddetmesi gerekir.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Babacan, Merkez Bankası’nın aldığı faiz indirme kararı üzerinden Erdoğan’ı da sert sözlerle eleştirerek, “Madem nas diyorsun, sen Merkez Bankası’nın faizine karşısın da Hazine’nin ödediği faizine karşı değil misin? Senin anladığın şekliyle nas, sadece Merkez Bankası faizi için mi geçerli?” diye sordu.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında konuştu. Babacan’ın gündeminde ekonomik OHAL iddiaları, kurdaki artış, faiz tartışmaları ve sağlık çalışanlarının grevi vardı. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Yerli yersiz OHAL uygulamaları demokrasimize zarar veren uygulamalardır. OHAL’in özü anayasanın temel haklarla ilgili maddelerinin bir süre için askıya alınmasıdır. OHAL’in gibi ihtimallerin konuşulur hale gelmesi dahi hükûmetin ekonomiyi hangi noktaya getirdiğini göstermektedir. Bu tür düşünceler ve olası uygulamalar ekonomik krizi derinleştirip tam bir çöküşe dönüştürür. Hükûmetin acilen bu tür dedikoduları kesin bir dille reddetmesi gerekir.

Bir hafta, on gün önce ‘Çin modeli’ diyorlardı; şimdi ‘Bizim yerli modelimiz’ diyorlar. Ne yaptıklarını bilmiyorlar. Bir zamanlar dünyada Türkiye modeli vardı. 2011, 2012, 2013’te herkes Türkiye modelinden bahsediyordu. Gerçek Türkiye modeli o dönemde yaşandı. Şu anda bir modelden bahsediyorsak, illa bir model adı vereceksek, herhalde ‘Erdoğan’ın gerileme dönemi modeli’ diyebiliriz.

‘Benim kaybedecek çok şeyim var, senin bir maaşın var; olsa olsa enflasyon altında ezilirsin.’ diyor. Kafaya bakın. Bir ülkenin yöneticileri sadece varlıklı insanların varlığını koruma üzerinden bir ekonomik model oluşturabilir mi? Zihinlerinin gerisinde, zaten zengin olanın varlığını korumak var. Zihinlerinin gerisinde, zaten varlığı olanın varlığına varlık katma modeli var.

Somut, sağlam güven veren bir seçenek hem vatandaşlarımızın çok daha yoğun bir desteğini alacaktır hem de ekonomik aktörleri bugünden rahatlatacaktır. O alternatif hazırlandığı anda bu iktidarın gitme haberi piyasayı düzeltecektir. Şimdiden uyarmak istiyorum; böyle bir şey olduğunda seçime birkaç ay kala ‘Ekonomiyi düzelttik’ diyecekler. Ya siz gidiyorsunuz, nereye düzeltiyorsunuz? Sizin gitme haberiniz piyasayı düzeltiyor. Şimdiden söyleyeyim, kimse seçime birkaç ay kala düzelmeyi kendinden bilmesin.

“Bu kadar öğrenmeye kapalı bir zihin olabilir mi?”

Dün kur 14 lirayı geçince başladılar döviz satmaya. Kur zaten bulunduğu seviyeye çıktı. Bir tanesi de demiyor, diyemiyor ki ‘Biz bu borç aldığımız dövizleri neden yaktık?’ Kaç kere aynı deneyi yaptınız. Bu denemelerden bari öğrenseydiniz. Bu kadar öğrenmeye kapalı bir zihin olabilir mi? Öğrenmek için okuma, öğrenmek için ilme bakma, öğrenmek için düzgün iktisatçıları dinleme; ardından, büyük bir deneme-yanılma süreci başlat ve her seferinde batır.

Eylül ayında Merkez Bankası faiz indirince, kur arttı, enflasyon arttı. Hep beraber gördük mü?Ekim ayında Merkez Bankası faiz indirince, kur yine arttı, enflasyon arttı. Kasımda üçüncü kez Merkez Bankası yine faiz indirdi, yine kur arttı, yine enflasyon arttı. Bunlar ne yapıyor? Benzine kibrit çakıyor, patlayarak yanıyor. ‘Allah Allah, böyle olmaması lazımdı’ diyor. İkinci ay yine benzine kibrit çakıyor, yine patlıyor, yine ‘Allah Allah, niye böyle oluyor’ diyorlar. Üçüncü kere yine kibrit çakıyor, benzin yanıyor, patlıyor, ‘Niye oluyor bu?’ diyorlar. Anlamıyor musunuz? Haydi bilmiyorsunuz, yaptığınız deneylerden de en ufak bir fikir almadınız mı?

“Madem nas diyorsun, sen Hazine’nin ödediği faize karşı değil misin?”

Merkez Bankası’nın faizini talimatla 4 puan indiren Erdoğan, Hazine’nin borçlanma faizinin tam 6 puan artmasına sebep oldu. Madem nas diyorsun, sen Merkez Bankası’nın faizine karşısın da Hazine’nin ödediği faizine karşı değil misin? Senin anladığın şekliyle nas, sadece Merkez Bankası faizi için mi geçerli? Senin yanlışların yüzünden bu ülkenin hazinesi tam 6 puan daha fazla faiz ödemeye başladı. Üstelik bu faizler bütçeden, milletten toplanan vergilerle ödeniyor. Merkez Bankası’nınki aldığı faiz, Hazine’ninki verdiği faiz. Erdoğan’ın bundan bahsettiği yok.

Kendi vatandaşımız kendi paramıza haklı olarak güvenmiyor. Hükûmet de çözüm bulmuş; dövize endeksli tahvil. Merkez Bankası’nı döviz borcuna batırdıkları yetmiyormuş gibi, bir de ülkenin hazinesini, kendi vatandaşına, dövize endeksli bir şekilde borçlandırmaya başlıyorlar. Ülkeyi o eski döneme yeniden sürüklüyorlar. Bir ülkenin hazinesi, kendi vatandaşından borçlanırken, başka bir ülkenin para birimiyle borçlanır mı? Hani millîlik? Hani yerlilik?

Zor şartlarda çalışan sağlık çalışanlarımız sesini duyurabilmek için bugün grev yapıyor.Temennimiz, en kısa sürede bu adaletsizliğin sona ermesi ve sağlık çalışanlarımızın huzurlu çalışma ortamının tesis edilmesi. Ancak, bu iktidarın bunu yapma kapasitesi kalmadı. Bizim hedefimiz, bizim planlamamız çok açık: Sağlık çalışanlarını mesleklerinden soğutan koşulları ortadan kaldıracağız.  Tedaviyi alanın da verenin de memnun olduğu bir sistemi oluşturacağız.”

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Koca’dan Aşı Çağrısı

Kovid 19’da son 24 saatte 19 bin 872 yeni vaka tespit edilirken, 193 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Aşı, toplumsal hayatın normale dönmesini kolaylaştırıyor, önünü açıyor. HAYATI DESTEKLEMEK için de eksik aşılarınızı olun” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 357 bin 325 test yapılırken, 19 bin 872 yeni vaka tespit edildi. 193 kişi hayatını kaybederken, 25 bin 239 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan aşı çağrısı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; “Aşının sonuçlarını biliyoruz: Kişiyi koruma altına alıyor ve hastalığın genelde hafif geçirilmesini sağlıyor. Bu kadar mı? Hepsi sağlıkla mı ilgili? Değil. Aşı, toplumsal hayatın normale dönmesini kolaylaştırıyor, önünü açıyor. HAYATI DESTEKLEMEK için de eksik aşılarınızı olun.”

Verilerde, aşılamada önde giden illere de yer verildi. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Ordu’yu Osmaniye, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale,  Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Bartın takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Muş, Bingöl, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Bayburt takip etti.

Paylaşın

Seçim Sonrası İçin Dikkat Çeken Analiz: Üç Senaryo

Analistler ve uzamanlar “Türkiye nereye gidiyor?” sorusunun cevabını ararken, Avrupa Birliği destekli Carnegie Europe da Türkiye’nin yakın siyasi tarihi ele alarak, seçim sonrası için üç farklı senaryo geliştirildi. Senaryolar; Erdoğan yönetiminin daha da güçlenmesi, muhalefetin kazanması ve seçim sonuçlarının belirlenememesini içeriyor.

Analize göre, ülke Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) on dokuz yıllık kesintisiz yönetimine ulaşırken, retorik soru Türkiye’nin geleceği hakkında canlı bir iç tartışmaya dönüştü.

“Türkiye’nin yönü, yabancı gözlemcilerin ne düşündüğüne veya ne arzu ettiğine değil, vatandaşlarının oylarına bağlı” vurgusu yapılan analizde şöyle deniyor:

Bununla birlikte, 2019-2021’de benzeri görülmemiş askeri ve diplomatik girişimlerde bulunan ülke liderliği, ortaklarından sert tepkilere ve kınamalara maruz kalıyor.

Bu tür tepkiler, siyasi yelpazede milliyetçi açıklamalara yol açarak, Türkiye’nin siyasi geleceğine ilişkin her türlü spekülasyonları biraz tehlikeli hale getiriyor.

Bu makale, son gelişmeleri gözden geçirdikten ve Türkiye’nin mevcut politikalarının ana itici güçlerini değerlendirdikten sonra, Avrupalı ​​ve Batılı liderlerin teorik olarak Ankara’dan kısa ve orta vadede bekleyebilecekleri üç senaryoyu, hazırlanmaları gereken senaryoları sunuyor.

Senaryolar ve Batı’ya etkileri

Analizde şu senaryolar yer aldı:

2023’teki cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin bir sonraki turuna bakıldığında, Türkiye’nin Batılı ortakları üç teorik senaryo ile karşı karşıya kalacak: “mevcut olanın daha fazlası”, “bir devrin sonu” veya “sürpriz senaryo(lar)”.

İlk senaryo: Daha fazlası

Batılı politika yapıcılar her olasılığa hazırlıklı olmalı.

Muhalefete cömert bir liderlik sağlayan anketlerin yakın tarihli bir özetine rağmen, görevdeki cumhurbaşkanına yakın kaynaklar, Erdoğan/AKP’nin güçlü bir ihtimal olduğunu düşünüyor – sırf cumhurbaşkanı için risklerin çok yüksek olması sebebiyle.

Üçüncü bir seçim zaferi için ikinci gerekçe ise Erdoğan’ın Türk siyasetindeki son derece uzun kariyerinin tacı olacak ve onun merkezi otorite, kontrol ve dengenin olmadığı sandıkta demokrasi, kamu politikalarında sık sık dini referanslar, ve iddialı dış politika.

Buna ek olarak, Haziran 2023’te bir galibiyet, toplam cumhurbaşkanlığı görev süresini on dört yıla çıkaracak – on üç buçuk yıllık başbakanlığın ardından – ve Ekim 2023’te Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzüncü yıl kutlamalarına başkanlık etmesine izin verecek.

Takipçileri için bu etkinlik, Erdoğan’ın itibarını 1923’ten 1938’e kadar iktidarda olan eski cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ünkine yükseltir.

Bu senaryoya göre Batılı ülkeler, Yunanistan, Kıbrıs ve Afrika ülkeleri de dahil olmak üzere muhtemelen daha iddialı dış ve askeri politikalarla karşı karşıya kalacaklar.

Ayrıca NATO içinde artan zorluklarla ve AB ile devam eden gerilimlerle karşı karşıya kalacaklar.

Daha da önemlisi, Türkiye’nin Rusya ile ikircikli ilişkisi ve S-400 füze sistemi konuşlandırması, daha önce sonlandırılmadığı takdirde, Türkiye’nin Batılı ortakları için önemli bir olumsuz faktör haline gelecek.

Bu senaryoda, ihtiyatlılık ve çevreleme AB tarafında anahtar kelimeler olabilir.

İkinci senaryo: Bir dönemin sonu

Bu varsayıma göre, muhalefet koalisyonunun öngörülen zaferi sandıklarda teyit edilecek, AKP-MHP koalisyonu mecliste azınlık haline gelecek, Erdoğan cumhurbaşkanlığından çekilecek, ekonomi politikası önemli ölçüde değişecek ve eski durumuna getirilecek bir anayasa reformu yapılacak.

Parlamenter sisteme geçilecek. Bu senaryoyu değerlendirirken dikkat edilmesi gereken önemli bir not, geçmişte Erdoğan’ın son derece olumsuz seçim beklentilerini altüst etmeyi başardığı – bugün anketlerin öngördüğüne benziyor.

Bu, örneğin benzeri, Haziran ve Kasım 2015’teki iki seçim turu arasında oldu.

Bazı analistler, “Erdoğan dönemi. . . bitiyor”. Güya bu senaryo, Ankara’nın son yıllarda uyguladığı yıkıcı politikaların sonunun habercisi olacaktır. Yeni bir rejimin tonu muhtemelen daha ılımlı olacaktır.

Ancak Rusya ile açık bir kopuş şöyle dursun, mevcut politikaların tamamen tersine çevrileceği üzerine bahse girmek tehlikeli olacaktır, çünkü bu politikaların altında yatan faktörlerin hala yerinde olacağı basit bir nedendir:

Batı karşıtı duygular devam edecek ve Rusya Türkiye ile yapılan çok sayıda anlaşmada güvence altına alınan stratejik kazanımlarının yeni bir yönetimin devreye girmesiyle aşınmasını kabul etmeyecektir.

Bu senaryoda, AB’den yoğun diplomatik angajman gerekli olur.

Sürpriz senaryo(lar)

Günümüz siyaset sahnesindeki gerilimler ve Erdoğan’ın iktidarı kaybetmesiyle bağlantılı korkular düşünüldüğünde, bir takım beklenmedik gelişmelerin yaşanması imkansız değil.

Biri, görevdeki cumhurbaşkanının yüzüncü yıl kutlamalarına başkanlık etmesine izin vermek için seçimlerin birkaç ay ertelenmesi olabilir, ancak mevcut mevzuat ülke savaşta olmadığı sürece ertelemeye izin vermiyor.

Diğer bir belirsizlik, Türkiye’nin çevresindeki güvenlik gelişmeleri ile ilgili olabilir: Suriye’de Rusya ile bir çatışma, Ukrayna’da alevlenen bir savaş, Karadeniz’de Moskova ve Ankara’yı karşı karşıya getiren gerilimler veya Rusya’nın S-400 füze sisteminin operasyonlarına müdahalesi.

Gergin iç siyasi tartışma, mevcut anketlere göre AKP ile MHP arasında bir ayrılıkla sonuçlanabilir ve MHP’yi mevcut anketlere göre yaklaşık yüzde 30 oy alarak ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ın zaferini imkansız hale getirebilir.

Son olarak, daha sıradan bir senaryoda, başa baş bir başkanlık yarışının, Yüksek Seçim Kurulu önünde bir davayla sonuçlanacağı ve kendisinin de görevdeki kişinin şansını artırmaya yönelik son bir çaba olarak iptal ve kısa aralıklarla seçimlerin tekrarlanmasıyla sonuçlanacağı görülebilir.

Bu prosedür, planlanan Haziran 2023 oylaması ile Ekim 2023 yüzüncü yıl kutlamaları arasındaki dört aydan fazla sürebilir.

Tüm bu senaryolarda, Türkiye’nin Batılı ortakları birden fazla belirsizlik, ekonomik ve finansal risk ve artan uluslararası gerilimlerle karşı karşıya kalabilir.

Yurtiçinde, seçmenlerin çoğunluğunun, seçimlerinin sonunda görmezden gelineceğini veya açıkça reddedileceğini hissedenlerin çaresizliği, AKP seçmenleri de dahil olmak üzere ciddi bir hüsrana yol açabilir. Bu ilk olmayacak.

Ancak 2018 cumhurbaşkanlığı seçiminden farklı olarak, kamuoyu yoklamalarının hepsi aynı yönde ilerliyor ve muhalefet şu ana kadar cumhurbaşkanının değiştirilmesi ve parlamenter demokrasiye dönüş lehinde güçlü bir şekilde birleşti.

AB, özellikle bazılarının ağır bir güvenlik ve dış politika boyutuna sahip olabileceğinden, bu tür beklenmedik senaryolara karşı tamamen hazırlıklı olmalıdır.

Analiz: 2013 çok önemliydi

Avrupa perspektifinden Orta Doğu ve Türkiye’deki gelişmelere odaklandığı Carnegie Europe’da misafir araştırmacısı Marc Pierini’nin kaleme aldığı ilk senaryo şöyle:

Birincisi, 2013 çok önemli bir yıldı. O yılın Mayıs ayında başlayan Gezi Parkı protestoları, hükümetin bir parkı ortadan kaldırma planına karşı oturma eylemi olarak başladı.

Hızla tüm ülkede eşi görülmemiş bir kitlesel gösteri dalgasına dönüştü. Hala Türk hükümetine karşı en büyük protesto hareketi olma özelliğini taşıyor.

Aylar sonra, 2013’ün sonunda bir yolsuzluk skandalı AKP’ye bağlı onlarca kişinin tutuklanmasına yol açtı.

O zamana kadar siyasi müttefiki olan İslami vaiz Fethullah Gülen’in düzenlediği siyasi bir saldırı olduğuna inanan, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bir dizi tasfiye emri verdi.

Freedom House, soruşturmaya dahil olan 45 bin polis memuru ile 2 bin 500 hakim ve savcının görevden alındığını tahmin ediyor.

2013’ten bu yana, demokratik erozyon süreci, kilit seçim anlarıyla birlikte gitti.

Ağustos 2014’teki cumhurbaşkanlığı seçimleri, 2015’teki iki tur yasama seçimleri, Nisan 2017’deki anayasa referandumu ve Haziran 2018’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde şu gelişmeler yaşandı: Muhalefetin hakları giderek arttı. Ülkeyi bayrak ve liderlik etrafında toplamak için giderek daha fazla milliyetçi anlatılar kullanıldı; Kürt azınlıkla uzlaşma süreci terk edildi; ve zaman zaman Türkiye’nin Suriye’deki operasyonları kamuoyunu etkilemek, ülkenin moralini yükseltmek ve siyasi muhalifleri zayıflatmak için kullanıldı.

Temmuz 2016’daki başarısız darbe başka bir dönüm noktası oldu. Sadece ordunun siyasi etkisine kesin bir son verme fırsatı sağlamakla kalmadı, aynı zamanda hükümetin sözde düşmanlarına karşı kapsamlı tasfiyeleri tetikledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’deki insan hakları uygulamalarına ilişkin 2020 raporuna göre,

2016 darbe girişiminden bu yana, yetkililer 60 bin’den fazla polis ve askeri personeli ve yaklaşık 125 bin memuru görevden aldı veya askıya aldı, yargının üçte birini görevden aldı, 90 bin’den fazla vatandaşı tutukladı veya hapse attı ve bin 500’den fazla sivil toplum örgütünü terörle mücadele yasaları kapsamında kapattı.

Gerekçeler başta hükümetin darbe girişimini planlamakla suçladığı din insanı Fethullah Gülen hareketiyle bağlantılı olduğu iddiasıyla ilgili gerekçelerdi.

Türkiye’nin kendi Olağanüstü Hal Tedbirlerini İnceleme Komisyonu’nun 28 Ekim 2021 tarihli son raporuna göre 125 bin 678 kişi kamu görevinden ihraç edildi.

Daha yakın zamanlarda, Mart 2019 yerel seçimleri siyasi bir dönüm noktası oluşturdu. Muhalefet adaylarının aralarında Ankara, İstanbul ve İzmir’in de bulunduğu dokuz büyük ilde aldığı büyük zaferler Türk seçmenlerine güçlerini hatırlattı.

İstanbul’da hükümet, Yüksek Seçim Kurulu tarafından dayatılan bir yeniden oylama yoluyla oylamayı tersine çevirmeye çalıştı, ancak sonuçta başarısız oldu – bu, liderliğin muhalefete karşı her türlü aracı kullanma istekliliğini ve sivil toplumun gücünü gösteren bir bölüm.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Akşener’den Çok Sert ‘Ekonomik OHAL’ Açıklaması

Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde kendisini karşılamaya gelen vatandaşlara seslenen İYİ Parti Lideri Akşener, “‘OHAL ilan edilsin, sermaye kontrolü yapılsın’ deniliyor, yok öyle şey. Bu can bu bedende oldukça sizin üzerinizden rant elde ettirmeyeceğim. Sizin haklarınızın elinizden alınmasına müsaade etmeyeceğiz.” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, ilçe gezileri kapsamında Kahramanmaraş’ın Elbistan İlçesini ziyaret etti. Akşener’i, Elbistan’da çok sayıda partili ve vatandaş karşıladı. İYİ Parti Lideri Akşener, kendisini karşılayan kalabalığa hitaben de bir konuşma yaptı.

Meral Akşener, esnafın ve vatandaşın yaşadığı ekonomik sıkıntılara dikkat çekmek amacıyla 2 yıldır Türkiye’yi gezdiğini söyledi. Esnaf ziyaretlerinde ve gezilerinde toplumun her kesiminin dertlerini dinlediğini belirten Akşener: “O dükkanların içinde esnafın derdini duydum, işsiz gencin feryadını duydum; kayırılan dayısı olmadığı için atanamayan öğretmenler, devlet memurları gençleri gördüm. Tencere kaynatmakta zorlanan kadınları gördüm” dedi.

Vatandaşın ve esnafın içinde bulunduğu durumu, ‘çırak çıkmak’ şeklinde yorumlayan Meral Akşener, şöyle devam etti:

“Tam 24 aydır ilçe ilçe dükkan dükkan esnaf geziyorum. Her gün insanlar iş istiyor, aş istiyor. İşsiz gençler umutsuz. Onlar, bu durum konuşulsun istiyor. Ama tepede o bunu dedi bu şunu dedikçe siz çırak çıkıyorsunuz. Bu çırak çıkma halinin ortadan kaldırmanın yolunu bulmak lazımdı ben de esnaf gezerek aranıza gelmeyi tercih ettim. Tam 24 aydır o dükkanların içinde iktidar partisini yermedim. Kendi partimi övmedim. Propaganda yapmadım. Elbette oylarınıza talibiz ama o seçim zamanı. Yem fiyatlarının artması nedeniyle ineklerini kesime gönderen süt üreticilerini gördüm. Çiftçinin halini benden daha iyi biliyorsunuz. 1500-1600 lira emekli maaşı alanlar gördüm. 5 maaş alan danışmanlar varken 1600 lira emekli maaşı alan insan nasıl geçinir kardeşim. Bunların konuşulmasını sağlamak için yollardayım. Sizin derdiniz konuşulursa; sizin derdiniz üzerinden çözüm üretilirse seçen kazanır. Uzun zamandır şuculuk buculuk üzerinden kavga ettiriyorlar; birileri malı götürüyor siz çırak çıkıyorsunuz.”

‘Yeter artık, yetti artık’

Seçmenin velinimet olması için ülkeyi karış karış gezdiğini dile getiren Akşener, ‘5 maaşlı danışman, 11 maaşlı bürokrat olur mu?’ sorusunu da yönelterek, “Haram zıkkım olsun. Biz, ağaların bunu duymasını sağlıyoruz. Burada özne sizsiniz. Bizim derdimiz seçmenin velinimet olmasıdır. Seçmen velinimet olduğu gün, siyasetçinin cebinde keklik olmadığı gün herkes sizin ayağınıza gelir. Yapmak istediğimiz şey budur. El ele vererek bunu birlikte başaracağız” ifadelerini kullandı.

‘Yeter artık; yetti artık’ diyen İYİ Parti Lideri Akşener, kayıkçı kavgaları olarak nitelendirdiği çekişmelerden en çok zararı vatandaşın gördüğünün altını çizdi.

‘Size yalan söylersem Allah canımı alsın’

Akşener, sözlerini, “Ekonomik problemler nedeniyle olağanüstü hal ilan edilsin, sermaye kontrolü yapılsınlar konuşuluyor. Bu can bu tende olduğu müddetçe sizin üzerinizden rant elde ettirmeyeceğim. Bu tür meselelerle sizin haklarınızın elinizden alınmasına müsaade etmeyeceğim. Kayıkçı kavgalarında sizlerin çırak çıkmasına müsaade etmeyeceğim. Sizin dertlerinizi konuşup; çözüm üretildiği bir seçimin inşallah el ele verip birlikte başaracağız. Burada olmaktan çok mutlu oldum. Cenabı Hak beni sizlerin karşısında utandırmasın. Allah beni yalan söyleyenlerden eylemesin. Eğer size yalan söyleyeceksem Allah benim canımı alsın. Çünkü gelen vurdu giden vurdu. Buna hep beraber ‘hayır’ diyeceğiz. Bu harami düzeni birlikte yıkacağız” cümleleri ile tamamladı.

Akşener, konuşmasının ardından cadde üzerindeki esnafları İYİ Parti Elbistan İlçe Başkanı Hüseyin Gül’le birlikte ziyaret etti. Girdiği bir lokantada, esnafın sorunlarını dinleyen Akşener, ihtiyaç sahiplerine ‘askıda kebap’ verilmesi için destek oldu.

Erkek kuaföründe tıraş olan işsiz gençle de bir süre sohbet eden Akşener, diğer esnafların da yaşadıkları ekonomik sorunları dinledi. İYİ Parti Lideri Akşener, esnaf gezisinin ardından diğer ilçelerdeki ve il merkezindeki programlarına katılmak üzere Elbistan’dan ayrıldı.

Paylaşın

Altı Muhalefet Partisi Yeni Sistem Üzerinde Anlaşmaya Vardı

Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş çalışması yürüten altı muhalefet partisi anlaşmaya vardı. CHP, İYİ Parti, Gelecek Partisi, DEVA Partisi, Saadet Partisi ve Demokrat Partisi yasama, yürütme ve yargıda cumhurbaşkanının yetkilerinin sınırlandırılması konusunda uzlaştı.

Haber Merkezi / Anlaşmanın ardından Gelecek Partisi Seçim ve Hukuk İşleri Başkanı Ayhan Sefer Üstün, sosyal medya hesabından açıklamalarda bulundu. Üstün, “Şimdi rapor yazma aşamasındayız. Bütün kötülüklerin anası olan ucube cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden tez zamanda kurtulacağız inşallah.” dedi.

Yasama, yürütme, yargı, kamu yönetimi, demokratik sistemin temel esasları ana başlıklarından oluşan parlamenter sistem önerisi, son redaksiyon işlemlerinin ardından rapor haline getirilerek liderlere sunulacak.

Liderlerin önerileri doğrultusunda yapılacak son düzenlemenin ardından, yeni yılda parlamenter sistem önerilerinin kamuoyuna açıklanması planlanıyor. Ancak açıklamanın 6 siyasi partinin genel başkanının ortak toplantısı ile mi yoksa komisyon üyeleri tarafından mı kamuoyuna yapılacağı henüz netleşmedi.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Meclis’i ‘işlevsizleştirdiğini’ savunan muhalefet, seçimlere yeni sistem vaadiyle girmeyi planlıyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, İYİ Parti Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Bahadır Erdem, Saadet Partisi Seçim İşleri Başkanı Bülent Kaya, Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şahinalp, Gelecek Partisi Seçim ve Hukuk İşleri Başkanı Ayhan Sefer Üstün ile DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu’ndan oluşan komisyon, 5 ana başlık ve 75 konu başlığı üzerinde uzlaşma sağladı.

Paylaşın

DSÖ’den ‘Omicron’ Uyarısı: Görülmemiş Oranda Yayılıyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yeni tip koronavirüsün bir varyantı olan Omicron’un dünya çapında benzeri görülmemiş bir oranda yayıldığı konusunda uyarırken, şu ana kadar Omicron varyantı vakaları 77 ülkede doğrulandı.

Haber Merkezi / DSÖ Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, düzenlediği basın toplantısında varyantın muhtemelen henüz tespit etmemiş olan birçok ülkede olduğunu söyledi.

Varyantın üstesinden gelmek için yapılması gerekenlerin yeterince yapılmadığından endişe duyduğunu söyleyen Ghebreyesus, “Elbette, şu ana kadar bu virüs riskini hafife aldığımızı öğrendik. Omicron daha az ciddi hastalığa neden olsa bile, çok sayıda vaka hazırlıksız sağlık sistemlerini bir kez daha bunaltabilir” dedi.

Ghebreyesus, ülkeler arasındaki aşı eşitsizliğine de dikkat çekti ve bazı ülkelerin üçüncü doz aşıları yaparken bazı ülkelerde toplumun önemli bir kısmının bir doz bile aşıya erişemediğini söyledi.

Kovid 19’a karşı üçüncü dozun önemli olduğunu belirten Ghebreyesus, “Sıralama önemli. Ağır hastalanma riski düşük olan gruplara üçüncü doz yapılması, dünyanın başka yerlerinde hayati riski daha yüksek olan fakat aşıya henüz erişememiş kişilerin hayatını tehlikeye atıyor.” ifadelerini kullandı.

Omicron’la ilgili elde edilen ilk veriler, varyantın aşılara karşı dirençli olabileceğini ve Delta varyantından daha bulaşıcı olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, hatırlatma dozunun Omicron’a karşı koruyuculuğu artırdığına dikkat çekiyor.

Afrika’da vakalardaki rekor artışa rağmen ölüm oranlarının nispeten az olması konusundaki iyimserliğe karşı da uyaran DSÖ, bütün ülkeleri bulaşı dizginlemek ve sağlık sistemlerini korumak için hızlı hareket etmeye çağırdı. DSÖ uzmanı Bruce Aylward, “bunun hafif bir hastalık olduğuna dair sonuçlara varılmaması” yönünde uyarıda bulundu.

DSÖ yetkilileri, Omicron’un ilk tespit edildiği Afrika kıtasında düşük aşılama oranları nedeniyle yeni varyantların üreme ortamı bulduğuna dikkat çekti.

Paylaşın

AB Konseyi: Türkiye İle Müzakereler Donmuş Olarak Kalacak

Avrupa Birliği (AB) Konseyi, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin dondurulmuş olarak kalmasına karar verdi. Kararda, müzakerelerde yeni bir fasıl açılması ya da mevcut bir faslın kapatılmasının da söz konusu olmadığı belirtildi.

Yıl sonundaki Avrupa Birliği (AB) liderler zirvesine hazırlık toplantısında Türkiye ile ilerleme sağlanamayan tam üyelik müzakerelerinin dondurulmuş olarak kalmasına karar verildi. AB Genel İşler Konseyi’nde alınan kararda, “AB Konseyi, Türkiye’nin AB’den giderek daha fazla uzaklaştığını üzülerek not ediyor” ifadelerine yer verildi.

Kararda, müzakerelerde yeni bir fasıl açılması ya da mevcut bir faslın kapatılmasının da söz konusu olmadığı belirtildi.

Türkiye’nin dış politikası da eleştirildi

Türkiye’nin dış politikada AB çizgisinden giderek uzaklaştığı ve AB’nin öncelikleriyle bu konuda çatıştığı vurgulanan kararda, Libya örneği verildi. Türkiye’den Libya’daki hükümet güçlerine yasa dışı silah sevkiyatı yapıldığına dikkat çekildi. Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği anlaşmasını ihlal etmesinin kınandığı kararda Türkiye’deki insan hakları ihlalleri de eleştirildi.

İnsan hakları, demokrasi ve temel hakların yanı sıra düşünce özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı konularındaki gerilemelerin “derin endişe” yarattığı kaydedildi. Sivil toplum kuruluşlarının toplumun giderek zorlaşan bir ortamda baskı altında çalışmaya devam ettiği belirtildi.

AB ve Türkiye arasındaki müzakereler

Türkiye ile AB arasında 2005 yılında başlatılan üyelik görüşmeleri, son yıllarda yaşanan siyasi ve diplomatik krizler nedeniyle durma noktasına gelmiş durumda. Türkiye ve AB arasında yürütülen katılım müzakereleri teorik olarak 35 fasıl üzerinde yürütülüyor ve geçen 16 yılda katılım müzakerelerinde 16 fasıl müzakereye açılırken bunlardan sadece bir tanesi geçici olarak kapatıldı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

CHP, TBMM İklim Araştırma Komisyonu Raporuna Şerh Koydu

Çalışmalarını tamamlayan TBMM İklim Araştırma Komisyonu, raporunu önümüzdeki günlerde Meclis Başkanlığı’na sunacak. CHP’li komisyon üyeleri Murat Bakan, Jale Nur Süllü, Ahmet Vehbi Bakıroğlu ve Vecdi Gündoğdu, komisyon raporu muhalefet şerhi koydu. Ayrıca, muhalefet şerhine dayanılarak hazırlanan rapor da önümüzdeki günlerde CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na sunulacak.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; CHP’nin muhalefet şerhinde komisyon çalışmalarına ilişkin eleştiriler, iklim ve çevre sorunlarına ilişkin tespitlerin ile iklim kriziyle mücadeleye ilişkin çözüm önerileri yer aldı.

’37 uzmanın 29’u Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan’

CHP’li üyeler, iklim aktivistleri, gönüllü çevrecilerin dinlenmesi taleplerinin dikkate alınmadığı, başta Ankara, İstanbul, İzmir Büyükşehir Belediyeleri olmak üzere yerel yönetimlerin, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği dahil meslek örgütlerinin de görüşlerinin alınmamasını eleştirdi.

Komisyon çalışmalarına ve rapor yazımına katkıda bulunmak üzere görevlendirilen uzman dağılımına dikkat çekilen muhalefet şerhinde, şu görüşlere yer verildi:

“Komisyon çalışmalarına ve rapor yazımına katkıda bulunmak üzere görevlendirilen 37 uzmanın 29’unun Tarım ve Orman Bakanlığı, 1’inin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 1’inin Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, 2’sinin -Cumhuriyet Halk Partisi grubunun ısrarıyla- Millî Eğitim Bakanlığı uzmanlarından oluşması, raporda Tarım ve Orman Bakanlığı görüş ve önerilerinin ağırlıklı olması sonucunu yaratmıştır. “

‘Belçika kadar tarım alanı kaybedildi’

Muhalefet şerhinde, iktidarın çevreyi koruma ve iklim kriziyle mücadelede en arka saflarda yer aldığı bunun en önemli nedenlerinden birisinin 19 yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının “ekolojik yıkım politikalarından kaynaklandığı” savunuldu:

“Türkiye’nin dört bir yanında mega projeler, madenler, termik santraller, hidroelektrik santraller (HES) ve jeotermal enerji santraller (JES) geri dönülemez bir ekolojik yıkıma yol açmıştır.”

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında 41 milyon 196 hektar olan tarım arazilerinin 2020’de 3 milyon 484 hektar azalarak, Belçika büyüklüğünde bir alanın kaybedildiği vurgulandı:

“Orman Kanunu’nda, 1956’dan 2003 yılına kadar 15 kez, 2003’ten 2021’e kadar 29 kez değişikliğe gidilmiştir. Orman alanları hızla parçalanarak küçük alanlara dönüşmüş, ormanlar odun üretim merkezi olarak görülmeye başlanmıştır. İstanbul Havalimanı için en az 13 milyon ağacın kesildiği ve kesilen ağaçların yaklaşık 6 bin 500 hektarlık bir alan olduğu açıklanmıştır. Bu alanda yaşayan tüm yaban hayat canlıları, ağaçlar, hayvanlar, bitki türleri evlerinden yerlerinden olmuş ya da yaşamını kaybetmiştir.”

Kanal İstanbul eleştirisi: Karadeniz ve Ege’nin ekolojisi değişecek

Muhalefet şerhinde, Kanal İstanbul projesinin yaratacağı ekolojik krize de dikkat çekildi. Proje ile bölgedeki 134 milyon metrekare tarım alanının yok edileceği ve bu alanın 83 milyon metrekaresinin yapılaşmaya açılmasının planlandığı ifade edildi:

“İstanbul’un su kaynağı, Sazlıdere Barajı’nı ve Terkos Gölü’nün su toplama havzasının da yok olmasına neden olacak projeden etkilenecek toplam orman arazisi büyüklüğünün 13 bin 400 hektar olduğu ve 394 bin ağaç kesileceği öngörülmektedir. Uzmanlar, projeyle sadece Marmara’nın değil bu denize komşu olan Karadeniz ve Ege Denizi’nin de ekolojisinin tamamen değişeceğini, projenin başlamasıyla bölgenin on yıllar boyunca bir hafriyat ve inşaat sahası olacağını ve bunun daha fazla fosil yakıt ve sera gazı salımı anlamına geleceği uyarısında bulunmaktadır.”

Kazdağları’nın yüzde 79’u, Ordu’nun yüzde 74’ü maden ruhsatlı

Madencilik faaliyetlerinin doğa, tarım, su varlıkları ve kültürel mirası yok etme tehdidiyle karşı karşıya bıraktığı vurgulanarak, Kazdağları’nın yüzde 79’u, Ordu ilinin yüzde 79’u, Muğla’nın ise yüzde 59’unun madenlere ruhsatlandığına dikkat çekildi:

“Kârı şirketlere, dönüşü olmayan zararı ise ülkemizin bugününe ve geleceğine yükleyen anlayış sonucu, ülkemizin dört bir yanında su kaynaklarını, ormanları, tarım arazilerini, meraları, zeytinlikleri ve hatta binlerce yıllık arkeolojik mirası hiçe sayılarak sürdürülen vahşi madencilik, çevre felaketlerine ve geri dönüşü olmayan ekolojik yıkıma neden olmuştur.”

‘Göllerin yüzde 60’ı kurudu’

Kuraklık ve su kıtlığına ilişkin saptamalara da yer verilen muhalefet şerhinde Türkiye’nin kişi başına kullanılabilir su miktarı açısından su sıkıntısı çeken ülkeler arasında yer aldığı belirtildi.

Kuruyan göllere dikkat çekilen muhalefet şerhine göre, Marmara Denizi büyüklüğünde 300’e yakın göle sahip olan Türkiye’deki göllerin yüzde 60’ının kuruduğu, küçüldüğü veya kirlilik nedeniyle göl olma özelliğini kaybetti.

Beyşehir Gölü’nün derinliği 26 metreden 6 metreye, Eğirdir Gölü’nün derinliği de 14 metreden 5 metreye düştü.

Ayrıca göçmen kuşların konaklama alanı olan birçok gölün de yok olduğu veya yok olma tehdidiyle karşı karşıya kaldı.

Dünya Doğal Kaynaklar Enstitüsü’nün Su Riski Atlası’nda Türkiye’nin 32. sırayla, ikinci en yüksek riskli kategoride “yüksek derecede su sıkıntısı çeken ülkeler” arasında yer aldığı anımsatılarak, aynı rapora göre Türkiye’nin Türkiye’de su stresi seviyesinin 2040’ta yüzde 80’lere kadar ulaşacağını ifade edildi.

Erdoğan’a Glasgow eleştirisi

CHP’li üyeler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Glasgow’da yapılan COP 26 İklim Değişikliği Konferansı’na katılmamasını da eleştirdi.

Bu çerçevede Erdoğan’ın, konferansın sürdüğü 9 Kasım’da Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu hizmet binası ve enerji santralleri açılış törenine katıldığı ve burada “Ağaç bahanesiyle vizyon projelerimize kastedenlere nasıl fırsat vermediysek çevre diyerek enerji hamlemizi dinamitlemeye çalışanlara meydanı boş bırakmayız” sözleriyle önceliğini enerji politikalarına verdiği ifade edildi.

Türkiye Avrupa’nın çöp sömürgesi haline geldi’

Plastik atıkların yarattığı kirliliğe ilişkin değerlendirmelere de yer verilerek, Türkiye’nin Avrupa’nın en büyük plastik atık alıcısı ülkesi haline geldiği belirtilerek, “Bu iktidar döneminde Avrupa’dan gelen plastik atık miktarı -özellikle son 15 yılda- 173 kat artmıştır. Türkiye, deyim yerindeyse Avrupa’nın çöp sömürgesi haline gelmiştir” denildi.

Almanya’dan ithal edilen 141 konteyner çöpün Türkiye limanlarında beklediğine dikkat çekilerek, en büyük kirleticilerden birisi olan plastik çöp ithalatının yasaklanması önerisine yer verdi.

‘Kömür çıkılmalı, adil dönüşüm sağlanmalı’

CHP’nin muhalefet şerhinde, iklim krizi ile mücadele konusunda yer alan bazı önerileri ise şöyle:

  • İklim Yasası hızlı bir şekilde hayata geçmeli ve mevzuatın AB’nin iklim kriziyle mücadelede aldığı standartları da içeren kapsamlı şekilde düzenlenmeli.
  • Türkiye 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefini 2050’ye güncellemeli açık, net ve gerçekçi bir şekilde 2030 ve sonrası ara hedeflerini beşer yıllık dilimlerde ortaya koymalı.
  • Türkiye, ivedilikle kömürden çıkış yol haritasını belirleyip, açıklamalı ve bunun için eyleme geçmeli, fosil yakıtlara dayalı termik santrallerden vazgeçmeli, biyo kütle gibi yakma teknolojisine dayalı santraller ile ilgili yasal düzenlemeleri hayata geçirmelidir. Mevcut santrallerin “adil dönüşüm” ile 2035 yılına kadar kapatılacağını taahhüt etmeli.
  • Su Yasası, Biyolojik Çeşitliliği Koruma Yasası, İklim Yasası TBMM’de tam mutabakat ile gecikmeden çıkarılmalı.
  • Madencilik, taş ocakları, yanlış arazi kullanımı ile yapılacak her tür projenin hem ormanları hem su kaynaklarına zarar vermesini önleyecek yasal mevzuat değişiklikleri yapılmalıdır. Sayıştay raporlarında da yer aldığı üzere, Bakanlıkların denetimsizliği kaynaklı doğa talanı önüne geçilmeli.
  • Mevcut binaların karbon emisyonunu azaltacak tedbirler alınmalı 2030 yılından itibaren yapılacak tüm yeni binalar karbon nötr olmalı.
  • Şehirlerin imar planlarına bakanlığın müdahale etmesini önleyecek yasal mevzuatta düzenleme yapılmalı.
Paylaşın

CHP Lideri’nden ‘Cumhurbaşkanlığı Adaylığı’ Açıklaması: İttifak Kabul Ederse…

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Haber Global’de Candaş Tolga Işık’ın programına katıldı. Programda “Cumhurbaşkanı adayı olmayı ister misiniz?” sorusunu yanıtlayan Kılıçdaroğlu, “İttifak kabul ederse bir sorun yok. Bir ittifakımız var. İttifakın liderleri bu konuda hiç bir araya gelmedi ve bu konuyu hiç konuşmadık. Benim ittifak adına konuşma diye bir yetkim yok. İttifak kabul ederse adaylık konusunda, bundan onur duyarım” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, TÜİK’in kendisine randevu verilmemesine tepki göstererek kapıların saraydan talimat ile kapatıldığını söyledi. “Artık, vatandaşın canına tak etti. TÜİK enflasyonu düşük gösterince emeklinin, memurun, işçinin maaşına da az zam yapılacak. Rakamları düşük gösterin diye talimat veriyorlar. Siz siyasetçi olsanız buna göz yumabilir misiniz? TÜİK’e gittik. Milletvekili arkadaşlarım vardı. Ben geleceğim diye kapıyı kapatmışlar. Demir kapı vardı ve ‘Biz kapıyı açamayız’ dediler,” diyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“İlk kez seçimle gelen milletvekiline resmi devlet dairesi kapatılmıştır. Dünya kamuoyu buna şahit oldu. Normalde randevusuz gidilebiliyor. Ama ben gittiğim için kapıyı kapattılar. Bakan olarak kendilerine unvan verilen insanlar, bir kişinin verdiği talimatları yerine getirmek için getirilen insanlar. Bildiğimiz devlet memurları. Marmaris’te yangın çıkmış, demeç veriyorsunuz, ‘Sayın cumhurbaşkanımızın talimatıyla yangınları söndürmeye başladık!” Talimatla yangın mı söndürülür? Şimdi ortada bakan yok. Atamayla gelen kişiler bütçeyi sunuyorlar.

Yeni sistem kıl payı kazanıldı. Meclis daha güçlü olacak dediler. Halkı kendi medyalarıyla kandırdılar. Bütün bunlara rağmen geldiler. Halk şimdi bu sistemin ülkenin başına felaket getirdiğini görüyor. Türkiye bu kadar derin bir ekonomik buhran yaşamamıştı. İlk kez 84 milyon insan bir avuç insan için çalışıyor. Demokrasi tarihimizde Türk lirasının bu kadar pul edildiği bir dönemi yaşamadık.

Merkez Bankası görevlerinden uzaklaştı, müdahale edildi, başkanlar sık sık değiştirildi, itibarının yerle bir edildiğini gördüm. Naci Ağbal’ın neden görevden alındığını açıklaması lazım.

Merkez Bankası

“TCMB’ye itibar kazandırmak benim görevimdir. Fiyat istikrarı ve Türk lirasından sorumludur. Merkez Bankası’na talimat verebilirsiniz. Ama nasıl ineceğine kendi araçlarıyla müdahale ederler. 128 milyar doları iradesi dışında başkası satsın diyorsunuz.

TÜİK’E neden gittim? Çünkü emekli, memur ve çalışanın alacağı maaşlar enflasyon üzerinden belirleniyor.

Enflasyon yüzde 50 – 60’ı bulmuş. “Enflasyonu nasıl hesapladınız?,” diye soracaktık. Sizde vicdan yok mu? Bunlarla emekli aylığı, asgari ücreti bağlayacaklar. Verdiğiniz rakam doğru değil. Soramadık. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. İnsan hata yapabilir, hatasından erdemle döner, bunu anlayabilirim. Ama bile bile işçinin, emeklinin, memurun hakkıyla uğraşırsanız ben ona isyan ederim.

Merkez Bankasının bağımsız olması gerektiğini söyledim. Sayın başkan karşıladı. Merkez Bankası, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasıdır. Önemlidir. Fiyat istikrarından sorumludur. Sıcak siyaset müdahale etmemelidir. Müdahale durumunda güven kaybolur. Görevimiz itibarını sağlamaktır. Merkez Bankasının başında liyakatlı kişilerin olması gerekir. Merkez Bankasının M’sini dahi bilmeyen bir insanı başına getiriyorsunuz. İşi en iyi yapana teslim edeceksiniz. Kapısından içeri girmemiş insanı başkan yapıyorsunuz. İradesi var mı? İrade sıfır. Dünyada hangi devlet bir kişinin iki dudağından çıkacak söze teslim edilmiştir.

Hazine ve Maliye Bakanlarının bütçe çıkarken ağırlığını görürdük. Şimdi neredeler? Yok ki öyle bir bakanlık fiilen. Bütçeyi kamu hesaplarını kendisi yapmıyor. Bakan oturuyor orada, konuşmuyor. Yöneten kişi Merkez Bankasını bilmiyor. Kasada 128 milyar dolar para var. Bunu çıkarıp bir protokolle damadınıza veriyorsunuz. Paranın nereye gittiğini bilmiyoruz. Fakir fukaranın ahı yerde mi kalacak? Ben bunların hakkını savunmayacak mıyım? Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenden hesap sormamız lazım.

Başa gelince ilk adımım Ekonomik Sosyal Konseyi toplarım. Bülent Ecevit kurdu. Anayasal kurum haline geldi. En son 2009’da toplandı. Ekonomik toplumsal tarafların liderleri üyeleridir. Onlara, ‘Buyurun sorunlarınızı anlatın’ derdim.

Eskiden 3 ayda bir toplanırdı. Kanun kalktı. Anayasada var ama fiilen yok. Erdoğan Fiyat İstikrar Komitesi kurdu. Merkez Bankasının görevini başka bir kuruma teslim edebilir misiniz? Fiyatı indirecek ve fiyatları koruma altına alacak olan kim? Üreticiyi, stokçuyu suçlayacaklar. Ekonomik Sosyal Konsey’de önce bir anlaşacağız. Faiz yükseltilmeli mi, düşürülmeli mi? Merkez Bankasına görev verirsiniz ve o gerekeni yapar.

En son Erdoğan, ‘Nas var’ dedi. Siz ekonominin ne demek olduğunu bilmiyorsunuz demektir. Siyasi partiler devlet değildir. Rüşvet alan hırsızlık yolsuzluk yapanları devletin içinden temizleyeceğiz. Bu devlet sıradan bir devlet değildir. Bizi dünyada da rezil ettiler. Rüşvet alan birisi arabasında Türk bayrağı taşıyor ve siz onu bizi temsil etmesi için yurt dışına gönderiyorsunuz. Ne diyecekler? Bu anlayış devleti çürütür. En kolay şey devleti yürütmektir. Herkesin görevi tanımlanmıştır.

“TL alıp dolara yatıranlar ahlaksızdır” demişler. 128 milyar doları satarken ahlak mı vardı? Devlet içinde öyle bir noktaya geldik ki. Seçime kadar ne götürsek kardır. O noktaya geldik şu anda. Onların bürokratları, yöneticileri de öyle diyor. Tam bir soygun düzeni var şu anda.

Asgari Ücret

2021 başında net 2 bin 825 liraydı asgari ücret. O büyük kalkınma hamleleri onların olsun. İşçiye bugün 384 doları teslim edin. Şimdi bu parayı verirlerse bu yılın kayıpları önemli ölçüde telafi edilecek. 5 bin 376 TL işçiye vermek zorundalar. Aksi takdirde iktidarın eli işçinin cebinde. Sanayicinin korunması lazım. Asgari ücretin gelir vergisinden muaf olması lazım. Bu piyasanın canlanması için de çok önemli. Yoksa insanları açlığa mahkum edeceksiniz. 31 Aralık’ta dolar kuru neyse 384 dolar ile çarpıp tam karşılığını vereceksiniz.

Yasalar var. Eskiden devletin üç dört temel kurumu vardı. Devletin akademisi olarak tanımladığımız kurumlar vardı. Bunlar kapatıldı. Rüşvet alıyor, yolsuzluk yapıyorsanız yukarıya tırmanabiliyorsunuz. Bakan kendi bakanlığına şirketinden mal alabiliyor. Bir sefer işi en iyi yapan insanı getireceksiniz. Partisine bakmayacaksınız.

SGK batsa öyle bir kurum olmaz değil mi? Açık veriyordu SGK. İşin garibi şimdi daha çok açık veriyor. “Açıkça senin istediğin televizyonda tartışalım, SGK’yı kim batırdı?” dedim. Gelir mi, gelemez. Boğazdan aşağı haram lokma inmişse konuşmayacaksınız. Normalde daha prim yatırılırsa daha yüksek maaş almanız lazım değil mi? Öyle bir düzenleme yaptılar ki ne kadar çok yatırırsan o kadar az maaş alıyorsun. O yüzden EYT’li sayısı artıyor. EYT’lilerin hakkını verdirmek zorundayız. Ona rağmen olağanüstü büyük açıklar var. Çıkıp söylüyor mu? Neden açık olduğunu söylesin. Dünyanın her yerinde SGK açık verir. Çünkü tek gelir kaynağı primdir.

Fakirliğimizi satıyoruz. İhracat olsun ama hak ettiğimiz parayı alıyor muyuz? Fakirliğinizi ihraç ederseniz, Türkiye’yi batının egemen güçlerine teslim ederseniz bu iş yürümez. İhracatımız zaten var. Katma değeri yüksek ürün ihraç ediyor musunuz? O zaman dünyada söz sahibi olursunuz. Tekstil sattık güzele ama bu Türkiye’yi büyütmez. Üniversiteler bilgi üretmeli. İran üniversitelerinin ürettiği bilgi sayısı Türk üniversitelerini geçti. Üniversiteleri de perişan ettiler.

Vumhurbaşkanlığı adaylığı

İttifak kabul ederse bundan (cumhurbaşkanı adayı olmaktan) onur duyarım. Bu konu hiç konuşulmadı. Bireysel olarak karar vermek doğru değil.

İttifakın kendi içindeki özel görüşmeleri kamuoyu ile paylaşmak kolay değil. Akşener, başbakanlığa yakışır. Deneyimi vardır. Bakanlık da yapmıştır. Yetkilerin bir kişide toplanması asla ve asla doğru değildir. Evde eşimizle, çocuklarımızla bir karar alırken konuşuruz. Köyde muhtar ve ihtiyar meclisi var. biz koskoca devleti bir kişiye teslim ettik. Temel ve köklü bir krizimiz var aslında. Devletin bütün kurumlarda ciddi çürümeler. Parlamenter sistemin güçlenmesi lazım. Şu anda milletvekilleri ne yapıyor? Bir soru önergesi veriyorsunuz, Bakan soru sordunuz diye sizi mahkemeye veriyor veya hiç cevap vermiyor. Meclis Başkanı da yukarıdan talimat gelmeden konuşmam diyor. Hangi milli iradeden bahsediyoruz? İradesi ipotek altında vesayet altında olan bir parlamento. Bütün yetkileri olduğu gibi devrettik. Biz geldiğimizde bu yetkileri devredeceğiz. Demokratik yetkilere saygınız varsa parlamentoya yetkileri teslim edersiniz.

Paylaşın

Libya’da Görevli 56 Asker TSK’dan İhraç Edildi

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) bağlı Libya Görev Grubu Komutanlığı’nda görevlendirilen 56 uzman çavuş, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na (CİMER) toplu şikâyet dilekçesi verdi. Komutanlarının kendilerine psikolojik ve fiziksel mobbing yaptığını ileri süren askerler, Libyalı askerlerin çöplerini dahi kendilerinin topladığını iddia etti. Bunun üzerine haklarında disiplin soruşturması başlatılan askerlerin görevlerine son verildi. Türkiye’ye dönen askerler, daha sonra TSK’dan atıldı. Ayrıca haklarında adli soruşturma da başlatıldı.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre, CİMER’e yapılan şikâyet dilekçelerinde askerler yaşadıklarını anlattı. İddiaya göre, Yarbay rütbesindeki bir komutan, içtima sırasında askerlere, “Siz aldığınız parayı hak etmiyorsunuz, bu TSK ne generaller yedi, siz hiçbir şeysiniz. Beni istediğiniz yere şikâyet edebilirsiniz, 9 sene Hukuk Şube’de çalıştım. Sizi meslekten atmam 5 dakika. Dışarıda sizin yerinizde olmak isteyen binlerce kişi var” diyerek meslekten atmakla tehdit etti. Üsteğmen rütbesindeki bölük komutanı ise, “Size burayı dar etmezsem bu rütbeyi sökerim, size burada kan kusturacağım, sizi sahilde carettalar gibi süründüreceğim” dedi.

“Bu durum temsil ettiğimiz TSK’yı ayaklar altına almaktır”

Hastayken bile kendilerine spor yaptırıldığını belirten uzman çavuşlar, komutanlarının kendilerine Libyalı askerlerin çöplerini toplattığını da öne sürdü. Şikâyet dilekçesinde, Libyalı askerlerin kendilerine bu sırada küçümseyici ve alaycı gözlerle baktığını belirten askerler, “Bu durum temsil ettiğimiz Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ayaklar altına almaktır” dedi. Yaşadıkları nedeniyle meslekten soğuduklarını ifade eden askerler, “Severek başladığım ve devam ettiğim, ölürsek şehit, kalırsak gazi anlayışıyla hiçbir zaman yılmayıp görevimin gerektirdiği şekilde mesleğimi sürdürmüş bulunmaktayım. Burada gördüğüm fiziksel ve psikolojik baskılar beni mesleğimden soğutmaktadır” görüşünü kaydetti.

Askerlerin şikâyet dilekçeleri, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na iletildi. Komutanları hakkında soruşturma açılmasını bekleyen askerler, tersi bir durumla karşılaştı. Askerlerin Libya’da görevlendirilmeleri emri sonlandırıldı, 56 uzman çavuş Türkiye’ye gönderildi. Haklarında idari soruşturma başlatılan askerlerin tümünün sözleşmeleri 9 Aralık’ta feshedildi.

İdari tahkikat raporunda, askerler “koordineli ve işbirliği içerisinde aynı metni kullanarak, CİMER’e şikayette bulunmak, amirlerini sindirmeye yönelik tutum ve davranışlar sergilemek, birlik içinde disiplini bozmak ve askeri atmosferin oluşmasını engellemekle” suçlandılar. Raporda, askerlerin kusurlu oldukları belirtilerek, tazminatlarının da ödenmeyeceği vurgulandı.

Adli soruşturma da başlatıldı

Öte yandan askerler hakkında Milli Savunma Bakanlığı’nın izni üzerine Askeri Ceza Kanunu’na muhalefet etmekten adli soruşturma da açıldı. Birlikte şikâyette bulunmakla suçlanan askerler üç yıla kadar hapis istemiyle soruşturulacak.

37 askerin davasını üstlenen Avukat Murat Altay, sözleşmelerin feshedilmesi kararına karşı dava açtıklarını ifade etti. Mahkemeden adil bir karar beklediklerini belirten Altay, “Bu hukuksuzluğa son vermek maksadıyla arkadaşlarımıza verilmiş olan soruşturma izinlerine bölge idare mahkemesinde itiraz ettik. 37 arkadaşımızın sözleşmesi fesih davaları da geçen hafta tamamlandı. Uzman çavuş arkadaşlarımız için Edirne ve Hatay İdare Mahkemelerinde davalar açtık. Umarım en kısa sürede bu hukuksuzluk son bularak, adalet tecelli eder” dedi.

Askeri ceza hukuku doktoru olan Avukat Mehmet Erkan Akkuş, sözleşmelerin feshedilmesi kararıyla “Komutan her zaman haklıdır” mesajı verilmek istendiğini söyledi. Akkuş, şunları kaydetti:

“Burada sorun, 56 tane uzman çavuş arkadaşımızın aynı anda CİMER’e başvuru yapması değil. Burada sorun 56 tane uzman çavuş arkadaşımızın CİMER’e başvuru yapmak zorunda bırakılmasıdır. Amirler ve üstler hakkında usulüne uygun soruşturulmuş olsa, usulüne uygun işleme konulmuş olsa, hukuk devleti prensibi gereği adil yargılanmış olsalardı, bu çocuklar da CİMER’e başvuru yapmak zorunda bırakılmayacaktı. Mesleki kaderi bir amirin imzasına bırakılan uzman çavuş arkadaşlarımızın yeri geldiğinde ölüme gönderiliyor olmasındaki vicdanı adaletsizliği de kamuoyunun vicdanına bırakıyorum.”

Paylaşın