Uluslararası Hukukta Bir İlk!

16 Aralık 2021 tarihinde bir ilk gerçekleşti. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu 10 Kasım’da Brezilya, İspanya ve Katar’ın başını çektiği bir grup ülke tarafından sunulan Nadir Bir Hastalık ile Yaşayan Bireyler ve Ailelerinin Yaşadığı Zorlukların Dikkate Alınması başlıklı öneriyi, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 193 üye ülke ile birlikte kabul eden bir karar aldı.

Bianet’ten Cavidan Soykan’ın haberine göre; Bu karar nadir bir hastalık ile yaşayan benim gibi bireyler için çok önemli çünkü sorun uluslararası düzeyde (hukukta) ilk kez tanınmış oldu.

Dünya nüfusunun 300 milyonunu oluşturan nadir hastalık tanılı bireylerin ve ailelerinin yaşadığı ama kimsenin görmediği ve bilmediği pek çok sorunumuz var.

Türkiye’de SMA hastalığı ile bilinirlilik kazanan nadir hastalıklar nedir önce ona bakalım. Görülme sıklığı nüfusun geneline göre çok az olan, hastayı güçten düşüren, ilerleyici ve sıklıkla kişinin hayatını tehdit eden kronik hastalıklar olarak tanımlamak mümkün.

Nadir hastalıkların 72% si genetik kaynaklı ve çocuklukta başlıyor. Ama benim tanım gibi otoimmün kaynaklı olanları ve nadir görülen kanser türleri de bu tanım içerisinde sayılıyor.

Özel tıbbi uzmanlık gerekliliği

Bu hastalıklara nadir denilmesinin bir başka nedeni de tedavi için üzerine dünyada yeterli bilimsel araştırma olmayışı ve tanı için özel tıbbi uzmanlık gerektirmesi.

Türkiye tanımlama için Avrupa Birliği (AB) kriterlerini dikkate alarak, görülme sıklığı 2000’de 1’den az olan hastalıkları nadir olarak tanımlamakta. Bununla birlikte AB ülkelerinde görülme sıklığı 50 bin’de 1’den az olanlar ‘ultra nadir’ olarak tanımlanıyor.

Dünya genelinde 7000’den fazla nadir hastalık türü tespit edilebilmiş durumda. Örneğin, benim hastalığım ‘stiffperson sendromu’ 1 milyonda 1 görülen ultra nadir bir hastalık ve henüz üzerine araştırma olmadığı gibi, kesin bir tedavisi de yok.

Nadir bir hastalık ile yaşamak sadece bir sağlık sorunu değil. Bireyler ve aileleri dünya genelinde sosyal dışlanma, ayrımcılık ve yoksullukla da mücadele ediyor. En temel sorunların başında geç tanı alma ve bu nedenle sakat kalma var.

Bu hastalıklar özel uzmanlık gerektirdikleri için hastaların çoğu yıllarca yanlış tanı ve tedaviler ile vakit kaybediyor ve bu arada da özellikle kadın hastalar histerik damgası yiyerek sosyal dışlanmaya maruz kalıyor.

Çoğu hastalığın tedavisinin olmaması veya tedavi imkanlarının ya çok masraflı ya da ülke bazlı -bizde SMA tanılı bebekler ve bireylerde olduğu gibi- kısıtlı oluşu nedeniyle aileler ekonomik olarak büyük bir yükün altına girmek zorunda kalıyor.

Bir diğer mücadele alanı ise bireylerin ve ailelerinin sesini yetkililere duyurma çabası. Mekanlara ve gündelik hayata erişim ile eğitim ve sağlık başta olmak üzere çeşitli hak ve hizmetlerin kullanımında yaşanan ayrımcılıklar ise hiç görülmüyor.

Sağlık çalışanlarına tanı agresyonu

Kişisel bir deneyim olarak, hastalıkların nadir oluşu nedeniyle tanı almamızın özel uzmanlık gerektirmesi ve bu yüzden de tıbbi sürecin çok uzun sürmesi yüzünden kimi doktorlar dahil sosyal çevremiz, çalışma arkadaşlarımız ve ailelerimiz tarafından inanılmıyoruz ve mikro agresyona/saldırganlığa uğruyoruz.

Örneğin benim tanı almam beş yıl sürdü ve bu süreçte üç büyük şehirde onlarca doktor ile kamu ve özel hastaneleri dolaştım. Ekonomik olarak çok ciddi bir miktarı yanlış teşhis ve tedavilere harcadım.

Tanı alamadığım süre boyunca da çevrem tarafından hasta olduğumu uydurduğum ima edildi, hatta açıkça söylendi.

Kişisel bilgi eksikliğinden ve nadir hastalıklara dair kamusal farkındalığın yokluğundan kaynaklanan bu durum, hastalıkla yaşarken psikolojik olarak kişileri ve ailelerini yıpratan konunun bir başka boyutu.

BM’nin söz konusu kararı (resolution) uluslararası hukuk açısından bağlayıcı olmasa da, sorunun insan hakları açısından adının konulması, devletlere yol gösterici ilkeler sunması ve bu konuda savunuculuk yürüten derneklerin, hasta yakınlarının kampanyalarının görünürlük kazanması ve sonucunda da tedavi için bilimsel araştırmaların devletler tarafından mali olarak desteklenmesi için çok önemli.

Kararın taslak olarak Genel Kurul’a sunulmasında Türkiye’nin de desteği var. Şimdi kararda öne çıkan noktaları kısaca size özetlemeye çalışacağım.

Karar sosyal kalkınma başlığı altında ve ‘2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’ kapsamında yer alıyor.

Büyük çoğunluğunu çocukların oluşturduğu nadir hastalık tanılı bireylerin insan haklarının tanınması ve korunması ile onların fırsat eşitliğinden yararlanmasının altını çizerek; topluma anlamlı, eşit ve tam olarak katılmalarının ve potansiyellerini gerçekleştirmek için eşit imkanlardan yararlanmalarının önemine vurgu yapıyor.

Karar, nadir hastalık tanısı ile yaşayan bireylerin bir kısmının engelli olabileceğine dikkat çekerek, engelli bireyler olarak tutumlara ve çevresel faktörlere dayalı birtakım kısıtlamalarla karşılaşabileceklerinin kabul edilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Kararda sağlık sistemi içerisinde evrensel, adil ve kaliteli hizmete erişim için mali zorlukların tüm hastalar için ortadan kaldırılması gerektiği; yine adil, sosyal adalete ve sosyal koruma mekanizmalarına dayalı, tüm ayrımcılığın ve damgalamanın sebeplerini ortadan kaldıran bir sağlık sistemi kurmanın gerekliliğinin altı çiziliyor.

Bu noktada sayısı binlerle ifade edilen SMA tanılı bebekleri düşünmemek elde değil. Sosyal adalete dayalı bir sağlık sisteminde bu hastalığı önleyici tedbirlerin çok önceden alınmış olması ve bebek ölümlerine izin verilmemesi gerekirdi.

Kesişimsel bakış açısı

Bu yazıyı yazdığım sırada Sağlık Bakanı’ndan önemli bir açıklama geldi.

Bakan Koca, hastalığın önlenmesi için gerekli olan evlilik öncesi taşıyıcılık testinin tarama programı kapsamında aile hekimliklerinde 27 Aralık 2021 tarihi itibariyle uygulanmaya başlanacağını Twitter üzerinden bildirdi.

BM Kararı’nda kesişimsel bir bakış açısıyla nadir hastalık tanılı kadın ve kız çocuklarının, özellikle de Pandemi koşullarında çoklu bir ayrımcılığa, dışlamaya ve ötekileştirmeye maruz kaldığı; ev içi bakım yükünün de nadir hastalık tanılı bireylerin ailelerinde kadınların üzerine yıkıldığı belirtiliyor.

Nadir hastalıklara dair toplumdaki bilgi eksikliğinin ve tıp alanındaki uzman yokluğunun, hasta ve yakınlarını daha da yalnızlaştırdığı ifade ediliyor.

Hastalık tanısı eve kapanma ve yalnızlığı beraberinde getiriyor. Benim açımdan kamu görevinden KHK ile ihraç üzerine aldığım ultra nadir hastalık tanısı işsizlik sorunuma başka bir boyut kattı.

Mobilite kısıtım ve sürekli hastanede yatarak tedavi görmek zorunda olmam yapabileceğim işlere de başvurmamı engelledi. Bu da hastalık nedeniyle yaşanan ekonomik zorlukların tedavi masraflarından sonra gelen üçüncü boyutu.

Kararda nadir hastalık tanılı bireylerin özellikle insana yakışır bir ücret ve iş sahibi olmalarının önündeki engellerin ortadan kaldırılması için devletlere çağrıda bulunuluyor.

Özellikle uzun süren tedavi dönemlerinde iş kaybı yaşanmaması ve istihdama geri dönebilme konusunda, Karar devletlere hatırlatma yapıyor ve nadir tanılı hastalara esnek çalışma koşulları ve gerektiğinde hastalık izni sağlanması konusunda çağrıda bulunuyor.

Psiko-sosyal hizmetlere erişim 

Karar ile BM üyesi devletlerin nadir hastalıkların hızlı tanınması için uzman ekipler oluşturması; tanı alan hastaların ve yakınlarının psiko-sosyal destek hizmetlerine erişiminin sağlanması; onlara yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılması için gerekli tüm tedbirlerin alınması; bu konuda kamuya doğru bilgi verilmesi ve toplumda farkındalık arttırıcı tedbirlerin alınması isteniyor.

Son olarak bu konuda her üye devletin ayrıştırılmış veri toplaması ve bu verilerin devletler arasında paylaşılmasının önemi vurgulanıyor.

Böylelikle kesin tedavisi olmayan nadir hastalıklar için dünyada daha fazla araştırma ve bilgi paylaşımının yolu açılmış olacak.

Karar aslında çok daha uzun ama kendimce önemli bulduğum noktaları sizlere aktarmaya çalıştım. Son olarak nadir ve/veya kronik hastalık tanılı kadınlar üzerine sosyolojik bir araştırma yürütüyorum.

Türkiye’de ne yazık ki, bu konuda oluşturulmuş TBMM Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı rapor çok yetersiz. Raporda da ifade edildiği üzere, bir nadir hastalık kayıt sistemimiz bulunmamakta.

Bu da 7 bin’den fazla olduğu ifade edilen nadir hastalıkların hangilerinin ülkemizde görüldüğü ve her birinden kaç hasta olduğu konusunda veri toplanmasını ve tedavi amaçlı araştırma yapılmasını zorlaştıran bir etken.

TBMM raporu nadir hastalıkların büyük çoğunluğunun genetik kaynaklı olduğunu ve evlilik öncesi ve yenidoğan tarama programları ile birçoğunun görülme sıklığının azabileceğini ifade ediyor ama bu konuda önleyici sağlık hizmetleri açısından geride olduğumuzu da teslim ediyor.

Bu durumda da tanı almak güçleşir ve gecikirken, tedavi ve bakım hizmetlerinin maliyeti sağlık sistemi üzerine ek bir yük bindirmiş oluyor.

Çoğu nadir hastalık sadece ilaç ile tedavi edilemiyor ve birçok uzmanın birlikte çalışmasını gerektiren bütünsel bir tıp yaklaşımını zorunlu kılıyor.

Çoğu hastalık destekleyici bakım hizmeti ve evde tedavi gerektiriyor. Meclis raporu en sık görülen ALS, SMA, DMD, MS ve tedavisi bilinmeyen sadece on altı hastalığa odaklanıyor.

Örneğin milyonda bir görülen ve ultra nadir sayılan hastalığım raporda yer almıyor. Stiffperson Sendromu tanılı o kadar az kişiyiz ki, bir dernek kurarak bu konuda yazılan raporlara girebilecek bir temsiliyete erişebileceğimizi hiç sanmıyorum.

Umuyorum ki, BM’nin aldığı bu ilk karar, uluslararası hukukta ve insan hakları temelli çalışan örgütlerde konunun uzun vadede yer bulmasını sağlar ve sağlık hakkı kapsamında nadir hastalık tanılı bireylere yönelik hizmetlerin kalitesinin artmasına hizmet eder. Şimdilik sesimizin sonunda duyulmuş olmasına seviniyorum ama yapacak daha çok işimiz var.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Zamlara Sert Tepki: Ümüklerini Sıktın

Enerji fiyatlarına getirilen zamlara sert tepki gösteren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Erdoğan, en ufak bir tebessümü bile çok görüyorsun bu millete. Devasa zamları bu gece getirdin elektriğe, doğalgaza” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, elektirik ve doğalgaza getirilen zamları hatırlatarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslendi. “Erdoğan, en ufak bir tebessümü bile çok görüyorsun bu millete. Devasa zamları bu gece getirdin elektriğe, doğalgaza” diyen Kılıçdaroğlu, “İnsanlar yılı kapatırken, sessizce ümüklerini sıktın” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu paylaşımının devamında, “Bu millete huzur olmadıkça, Saray’ında sana ve senin çürüttüğün kurumlara da huzur olmayacak. Bu da benim 2022 sözüm olsun” ifadelerini kullandı.

Elektriğe Yüzde 50 İle Yüzde 125 Arası Zam

Elektrik faturalarında kademeli tarife sistemine geçildi. Kademeli tarife kapsamında mesken aboneleri için aylık 150 kilovatsaate kadar olan tüketim miktarları için nihai fiyat kilovatsaat başına 1 lira 37 kuruş, 150 kilovatsaatin üstü için ise kilovatsaat başına 2 lira 6 kuruş olarak uygulanacak.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) konuya ilişkin kurul kararı Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlandı.  EPDK’dan yapılan yazılı açıklamada, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından kabul edilen yasa kapsamında kademeli tarife uygulamasına geçildiği belirtilerek şu ifadeler kullanıldı:

“Kademeli tarifenin hedefi dar gelirli vatandaşlarımızı korumak ve enerji kullanımında tasarruf ve verimliliği artırmaktır. Bilindiği üzere pandemi koşulları sebebi ile hammadde fiyatlarında yaşanan artışlar sonucunda enerji maliyetlerinde de çok büyük artışlar meydana gelmiştir.

Dünya spot piyasalarında elektrik üretiminde kullanılan kömür fiyatlarında; 5 kat, doğal gaz fiyatlarında ise 10 katlık artışlar olmuştur. Türkiye enerji sektörü de bu süreçte, küresel düzeyde ortaya çıkan olağanüstü maliyet artışlarından etkilenmiştir. Ancak kurumlarımız arasındaki iş birliği ile bu artışlar tüketicilerimize asgari düzeyde yansıtılmıştır.

Ayrıca devletimiz vatandaşlarımızı bu artışlardan koruma amacıyla elektrik faturalarında yarısını, doğal gazda ise beşte dördünü karşılayarak 2021de toplamda 100 milyar liralık bir destekte bulunmuştur.

Gelinen noktada enerji piyasalarının sürdürülebilirliği, maliyet bazlı fiyatlandırmanın ve öngörülebilirliğin sağlanması için zorunlu hale gelen bir düzenleme yapıldığı aktarılan açıklamada, “Verimlilik odaklı kademeli tarifeye geçiş ile birlikte 1 Ocak 2022 tarihinden itibaren mesken aboneleri için aylık 150 kWhe kadar olan tüketim miktarları için nihai fiyat 1,37 TL/ kWh, aylık tüketimlerin 150 kWhın üstündeki kısmı için ise 2,06 TL/ kWh olarak uygulanacaktır” ifadelerine yer verildi.”

Doğalgaza yüzde 25 zam

Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ’nin (BOTAŞ) internet sitesinde 2022 yılı ocak ayı doğalgaz toptan satış fiyat tarifesiyle ilgili açıklama yapıldı. Açıklamaya göre, konutlarda kullanılan doğalgaza yüzde 25 zam yapıldı. Büyük sanayi ve ticari kuruluşlara sağlanan doğalgaza yüzde 50 zam geldi. Elektrik üretim amaçlı kullanılan doğalgaz tarifesi de yüzde 15 oranında arttı.

BOTAŞ’ın fiyat tarifesiyle ilgili açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

2021 yılı başından itibaren Dünya ve Avrupa enerji piyasalarındaki tüketicilerin, piyasalarda yaşanmakta olan olağan dığı ve olağanüstü dalgalanmalara bağlı olarak fahiş enerji fiyatlarına maruz kaldıkları kamuoyu tarafından da yakinen bilinmekte olup, bütün dünyada yaşanan yüksek enerji fiyatları bugüne kadar tüketicilerimize aynı oranda yansıtılmamıştır.

1 Ocak 2022 tarihi itibari ile tüketicilerimizi imkânlar çerçevesinde asgari düzeyde etkileyecek şekilde doğal gaz satış fiyatlarında bir düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

Bu kapsamda 1 Ocak 2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere;

  • Konutlarda kullanılan doğal gazın satış fiyatına yüzde 25
  • Elektrik üretimi için kullanılan doğal gazın satış fiyatına yüzde 15
  • Elektrik üretimi haricinde kullanılan doğal gazın satış fiyatına yüzde 50 oranında artış yapılmıştır.
Paylaşın

Selahattin Demirtaş: AKP’siz Bir Yıl Diliyorum

Avukatları aracılığıyla kullandığı sosyal medya hesabından yeni yıl mesajı yayınlayan  Selahattin Demirtaş, mesajında, “Hepimize zulümsüz, zamsız, soygunsuz ve AKP’siz bir yıl diliyorum” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Lafı hiç dolandırmayayım. Hepimize zulümsüz, zamsız, soygunsuz ve AKP’siz bir yıl diliyorum. Zaten öyle bir yıl, doğal olarak iyi bir yıl oluyor. O halde, iyi yıllar. Sersala we pîroz be. Sersereyê şima bimbarek bo” dedi.

Türkiye 2022’ye girmeye hazırlanırken, siyasetçiler de yeni yıl mesajlarını yayımladı. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, yayımladığı yeni yıl mesajında demokrasi vurgusu yaptı, “Gecenin en karanlık anındayız, yani şafak sökmek üzere” dedi:

“Bu yıl ekonomimiz gibi demokrasimiz de her gün yeni bir darbe aldı. Boğaziçi Üniversitesi’nin demir kapısına kelepçe vurulması ile “Merhaba” dediğimiz 2021 yılını, Milli Eğitim Bakanlığı kapısına takılan asma kilit ile uğurluyoruz. Ancak milletimiz unutmasın ki, gecenin en karanlık anındayız, yani şafak sökmek üzere…”

Kılıçdaroğlu, kendisini “siyasi eşkiyalık” yapmakla suçlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da yeni yıl mesajı ile yanıt verdi. Kılıçdaroğlu, “Hepsi geçecek. Güzelce dinlen, ilaçlarını sakın ihmal etme. Üzmesinler seni. İyi yıllar” dedi.

HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar yeni yıl dileklerini paylaşırken, “felakete dönüşen iktidar anlayışından kurtulacağımız umuduyla” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, yeni yıl mesajında “2022 için söz veremem ama 2023 hepimize DEVA olacak” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, “2022 yılı ufukta göründü. Hiç kimse tereddüt etmesin, hiç kimse karamsarlığa kapılmasın. Ülkemizin ve insanlığın ufkunda parlayacak Gelecek Güneşi hepimizin yüreğini ısıtacak. Sağlıklı, huzurlu, mutlu, hayırlı bir yıl diliyorum” mesajını verdi.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Günlük Vaka Sayısı 40 Bini Aştı

Kovid 19’da son 24 saatte 40 bin 786 yeni vaka tespit edilirken, 163 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Yeni yılı aile içinde kutlamayı tercih edin. 2022’de salgını geride bırakma dileğiyle. Sağlıklı yıllar.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 372 bin 516 test yapılırken, 40 bin 786 yeni vaka tespit edildi. 163 kişi hayatını kaybederken, 23 bin 968 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Yılbaşı uyarısı! Kısıtlama söz konusu olmasa da, varmış gibi davranmanızı öneriyoruz. Riskin arttığı bir dönemdeyiz. Kalabalık, havalandırması iyi olmayan ortamlardan kaçının. Yeni yılı aile içinde kutlamayı tercih edin. 2022’de salgını geride bırakma dileğiyle. Sağlıklı yıllar.

Aşılamada son durum

18 yaş ve üzeri nüfusun aşılanması verilerinde 1’inci doz Türkiye ortalaması yüzde 91,69, 2’nci doz ortalaması yüzde 83,14 olarak ölçüldü. Ayrıca, 1’inci dozda 56 milyon 914 bin 268, 2’nci dozda 51 milyon 604 bin 894 ve 3’üncü dozda 18 milyon 993 bin 403 olmak üzere toplam 131 milyon 646 bin 5 aşı uygulandı.

En az 2 doz aşı olan kişi sayısının en yüksek olduğu iller; Ordu, Osmaniye, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Bartın olurken, 2 doz aşı yapılan kişi sayısının en az olduğu iller ise Şanlıurfa, Batman, Siirt, Diyarbakır, Muş, Bingöl, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ oldu.

Paylaşın

Kitap Satın Almak Artık Bir ‘Lüks’

Türkiye’de geride bıraktığımız yılda TL’de yaşanan değer kaybı ve enflasyonda görülen artış kağıt sektörünü de etkiledi. Türkiye’nin ithal kağıda bağımlılığı artarken, artan maliyetler nedeniyle basın-yayın sektörü zor bir dönemden geçiyor.

Geçtiğimiz günlerde TBMM Başkanlığına araştırma önergesi veren CHP Milletvekili Abdurrahman Tutdere’ye göre “bazı kitaplar basılamayacak duruma geldi” ve birçok basımevi, yayınevi ve yerel gazeteler faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı.

Kağıt krizi ulusal basından yerel basına kadar tüm yazılı basında etkisini hissettiriyor. Bu durum ülkede kitap fiyatlarının yükselmesine neden oluyor ve akademik kariyer yapmak isteyen veya roman meraklıları için kitap satın almayı bir ‘lüks’ haline getiriyor.

Doktora talebesi Gülfer Ulaş, tezini bitirmek için satın almak zorunda kaldığı kitap fiyatlarındaki artışla ilgili AFP haber ajansına yaptığı açıklamada, “Fiyatlar patladı. Ben uluslararası ilişkiler okuyorum ve her ay yaklaşık bin lira (75 euro), asgari ücretin üçte birisi kadar harcama yapmak zorunda kalıyorum.” diyor.

Romanlarda fiyat artışına dikkati çeken İbrahim Olcay ise “Benim en büyük tutkularımdan birisi roman okumak, şu elimde tuttuğum Alman yazar Thomas Mann’ın kitabının ilk baskısı 33 liraydı şimdi yaklaşık 70 lira oldu” diyerek tepkisini dile getirdi.

Daha önce daha fazla kitap alarak arkadaşlarına da hediye ettiğini söyleyen Olcay, artan fiyat artışlarıyla birlikte bu tür jestler yapmasının artık imkansız hale geldiği şikayetinde bulundu.

Yayınevleri, kağıt fiyatlarındaki artıştan şikayetçi

“Kırmızı Kedi” yayınevi sahibi Haluk Hepkon ise “Bir yıl içinde, ton başına kağıt fiyatı 700 ila 800 dolardan 1.500 dolara yükseldi, bu artış kitapçılara da yansıdı” diyerek içinde bulundukları durumun ciddiyetini özetledi.

Vatandaşların geçim sıkıntısıyla birlikte kitap yerine yaşam için mutlak gerekli mallara yönelik önceliklerine dikkate çeken Hepkon görüşlerini şu şekilde dile getirdi: “30 liraya mal olan bir kitap yayınladığınızı varsayalım. İyi satarsa ve bir hafta sonra yeniden yayınlanırsa fiyat 35 liraya kadar çıkabilir. Üçüncü ya da dördüncü baskıdan sonra ne kadara mal olacağını yalnızca Allah bilir. Sonunda, insanlar kitap almayı bırakıp, temel ihtiyaçlarını gidermek için çalışıyor.”

AFP haberinde, krizle birlikte Türkiye’de yayınevlerinin de daha az kitap basma tehlikesi yaşayabileceği belirtildi.

Türkiye yılda 3 milyar dolar kağıt ithal ediyor

İstanbul Ticaret Odası tarafından 2018 yılında yaptırılan bir araştırmaya göre Türkiye, yılda 3 milyar dolar kağıt ithal ediyor. Hamur kağıt fiyatı dünyanın her yanında artarken, Türkiye’de bu artışlardan en fazla etkilenen ülkeler arasında yer alıyor.

Türk Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kacatürk ise SEKA’nın önce 2000’li yıllarda özelleştirilip sonra dağıtılmasının ardından kağıt krizinin daha da arttığı düşüncesinde; “Türkiye’de kağıt fabrikaları satıldı, sadece ikisi üretime devam ediyor. Diğerlerinde makineler hurda fiyatından satıldı”

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a ‘Siyasi Eşkiya’ Yanıtı: İlaçlarını Sakın İhmal Etme

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada “siyasi eşkiyalık” yapmakla suçladığı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından bu çıkışa yanıt verdi.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Siyasi eşkıya, kalibresi bozuk, cins, cibilliyeti bozuk, adam değil, kifayetsiz muhteris…” demişsin Erdoğan. Hepsi geçecek. Güzelce dinlen, ilaçlarını sakın ihmal etme. Üzmesinler seni. İyi yıllar.” mesajını paylaştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği’nin (ASKON) 12. Olağan Genel Kurulu’nda konuştu. Erdoğan, buradaki konuşmasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef aldı. Erdoğan özetle şunları söyledi;

“Önce Merkez Bankasından randevu istedi, randevu verildi. Kendisi brife edildi. Çıktı, yalan yanlış birçok şeyleri anlattı. Dürüst değil, kalibresi bozuk, cins, cibilliyet bozuk. TÜİK’ten randevu istedi, vermedi. Ne dedi? Siz imtihanı kaybettiniz. Niye? Merkez Bankası’na gittiniz, orada içeride başka dışarıda başka hareket ettiniz.

TÜİK sır kurumdur, burada da aynı şekilde hareket edersiniz. Talebinizi iletin, biz size cevap veririz dediler. Geldiler TÜİK önünde gösteri yaptılar. Kamu kurumlarına emrivaki ile gittiği için kapıda kalıyor. Bunun son örneğini MEB’de yaşadık.”

Paylaşın

Bakan Koca’dan ‘Omicron Varyantı’ Uyarısı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de baskın hale gelen Omicron varyantına ilişkin “son 10 gündeki vakaların yüzde 52,3’ünün İstanbul kaynaklı olduğunu söyledi. Bakan Koca, “10 gün içinde İstanbul’da vakalar 5 katına çıksa da hastaneye yatışlarda sadece yüzde 6,2 artış olduğunu” da belirtti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Omicron varyantının Türkiye’deki durumuyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamasında “Ülkemizde baskın hale gelen Omicron varyantı son 10 gün nasıl etki etti? Omicrona karşı ne yapmalı?” ifadelerini kullanan Bakan Koca, şunları belirtti:

“Ülkemizde giderek yaygın hale gelen omicron varyantı hakkında sizleri bilgilendirmek isterim. Takip ettiğiniz üzere ülkemizde son 1 hafta içinde günlük vaka sayılarında önemli bir artış gerçekleşti. Bu artış beklenen bir gelişmedir. Omicron varyantı önceki varyantlara göre çok daha hızlı bulaşmakta ve hızla baskın hale gelmektedir. Bununla birlikte gerek önce tecrübe eden ülkelerde gerekse ülkemizdeki 10 günlük tecrübede vaka sayılarındaki artış hastaneye yatışlara benzer oranlarda yansımamaktadır. Bu süreci yakından takip ettiğimizi bilmenizi isterim.

Son bir haftada ülkemizde görülen günlük vaka sayıları iki kat artmış durumdadır. Son 10 günde vaka sayıları ülke genelinde iki katına çıkmış olmasına rağmen hastaneye yatışlarda %4,6 artış yaşanmıştır. Yoğun bakım ve entübasyonda artış yaşanmamıştır. Son 1 ayda vefat eden vatandaşlarımızdan 60 yaş üzeri olanlar tüm vefatların %87,21’idir. Bununla birlikte vakaların ise %16,81’i 60 yaş üzeri vatandaşlarımızdır. Koruma altına almamız gereken en kritik grup 60 yaş üzeri ve kronik rahatsızlıkları olan kişilerdir.

Omicron varyantı kaynaklı vaka sayılarındaki artış en çok İstanbul’da gerçekleşti. Daha önce ülke genelinde görülen vakaların %22,4’ü İstanbul’da idi. Son 10 günde ise vakaların %52,3’ü İstanbul kaynaklıdır. Bu durum yakın gelecekte tüm illerimizde yaşanabilecektir. Son 10 gün içinde İstanbul’da vaka sayılarında yaklaşık 5 katlık artış görülmesine rağmen hastaneye yatışlarda %6,2 artış görülmüştür. İstanbulda’da yoğun bakıma yatış ve entübasyonda artış görülmemiştir.

Omicron salgının bu hali ile seyretmesi durumunda hastaneye yatışları henüz bulaşma oranı kadar belirgin artırmayacağı öngörülmektedir. Bu ön değerlendirmeler rehavete sebep olmamalıdır. Henüz omicron daha az hasta ediyor diyebilmek için erken bir dönemdeyiz. Ayrıca oransal olarak durum aleyhte görünmese de çok kişinin enfekte olması riskleri artırmaktadır.

Ne yapmalı?

Salgında birçok varyant ve mutasyon görülmesi beklenen bir durumdu. Bunları tecrübe ettik. Ancak farklı mutasyon ve varyantlar salgına karşı alınabilecek tedbirleri değiştirmiyor. Sevdiklerimizi korumak ve sağlıkla yarınlara ulaşmak için salgının yeni sürecinde;

1. Kapalı ve havalandırması kısıtlı ortamlarda vakit geçirmemeli

2. Her durumda maske kullanımından taviz vermemeli

3. Aşı hatırlatma dozlarını ihmal etmemeli

4. Sosyal mesafeye azami dikkat göstermeliyiz. Omicron varyantının bulaşma hızı dikkate alındığında sosyal mesafeyi 3 metreye kadar artırmalıyız.

5. Hijyen kurallarına her zamankinden çok daha titiz uymalıyız.

Unutmayın, virüs mutasyona uğrasa da tedbirler değişmiyor. Kişisel tedbirler bugün dünden daha önemli bir duruma geldi. Endişelenmemeli ancak çok daha tedbirli olmalıyız.

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanları Buldan Ve Sancar: 2022’yi Güzelleştireceğiz

Yeni yıla ilişkin yazılı bir mesaj paylaşan HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, “2022 yılının, tüm halkların ve inançların, emekçilerin, ezilenlerin, kadınların, gençlerin ve çocukların yılı olmasını diliyor, tüm dünya halklarının ve Türkiye toplumunun yeni yılını kutluyoruz. Tarihsel mücadele geleneğimizin gücüyle 2022 yılını güzelleştireceğiz. Umutluyuz, kararlıyız.” ifadelerini kullandılar.

Haber Merkezi / Zulme karşı direnişle geçen bir yılın daha geride bırakıldığına vurgu yapılan mesajda, “2021 yılı maalesef ülkemizde baskı, sömürü ve yoksulluk, işsizlik, pandemi ve insan hakları ihlallerinin dört bir yanda kol gezdiği bir yıl oldu” denildi. “AKP-MHP iktidarına karşı ortak demokratik mücadelenin güçlü bir şekilde inşası ve büyütülmesi gerektiğinin bilinciyle hareket edecek ve 2022 yılını bu temelde verilecek ortak mücadele ile iktidar blokundan kurtuluşun yılı haline getireceğiz” ifadelerine yer verilen Buldan ve Sancar’ın yeni yıl mesajı şöyle:

“Zulme karşı direnişle geçen bir yılı daha geride bırakıyoruz. 2021 yılı maalesef ülkemizde baskı, sömürü ve yoksulluk, işsizlik, pandemi ve insan hakları ihlallerinin dört bir yanda kol gezdiği bir yıl oldu. Yoksulluktan intihar edenler, Meclis’in önünde kendini yakanlar oldu. En güzellerimizi, en değerli ve iyi insanlarımızı yitirdik. Arkadaşlarımız, yoldaşlarımız bir yılı daha ağır cezaevi koşulları altında mahpusluk içinde geçirdi. Tüm hukuksuzluklarla birlikte tecrit bir siyasal sistem halini alarak ağırlaştırıldı. Kumpas davaları ile HDP’yi sindirmeye çalıştılar, ülkeyi bir karanlığın içine sürüklemek istediler. Türkiye’ye tarihinin en derin ekonomik, toplumsal ve siyasal krizlerini yaşatan AKP-MHP iktidarı, 2021 yılında ülkenin felaketi haline geldi.

“Umutluyuz, kararlıyız”

Tüm bunlara rağmen 2021 yılı aynı zamanda mücadelenin ve direnişin sürdüğü bir yıl da oldu. Umudu asla elden bırakmadan, bir an bile baş eğmeden ve diz çökmeden büyüttük mücadelemizi. Yeni yıla değişim rüzgarları ve umutla giriyoruz. Demokrasi, barış ve özgürlüğün egemen olduğu Demokratik Cumhuriyeti inşa edecek olmanın kararlılığı içindeyiz. 2022 yılında demokrasi, barış, emek, özgürlük ve eşitlik güçlerinin birlikteliğini büyütecek, ezilenlerin ve halkların özgürlük ve adalet taleplerini gerçekleştirmek için azimle çalışmaya devam edeceğiz. Ülkeyi uçuruma sürükleyen AKP-MHP iktidarına karşı ortak demokratik mücadelenin güçlü bir şekilde inşası ve büyütülmesi gerektiğinin bilinciyle hareket edecek ve 2022 yılını bu temelde verilecek ortak mücadele ile iktidar blokundan kurtuluşun yılı haline getireceğiz.

2022 yılının, tüm halkların ve inançların, emekçilerin, ezilenlerin, kadınların, gençlerin ve çocukların yılı olmasını diliyor, tüm dünya halklarının ve Türkiye toplumunun yeni yılını kutluyoruz. Tarihsel mücadele geleneğimizin gücüyle 2022 yılını güzelleştireceğiz. Umutluyuz, kararlıyız.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: 2022, Demokrasi Zaferinin Yılı Olacak

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, yayımladığı yeni yıl mesajında, 2022’nin “demokrasi zaferinin yılı” olacağını söyledi. Kılıçdaroğlu, mesajında ayrıca, “2022 milletimizin ayağa kalktığı, görkemli Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılına hazırlandığı bir yıl olacak. Yeter ki milletimiz ‘yeter’ desin” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yeni yıl nedeniyle bir mesaj yayımlandı. Kılıçdaroğlu, mesajında özetle şu ifadeleri kullandı;

“2021 yılı, ülkemiz ve dünyamız açısından pek de iç açıcı olmamıştır. Bir yandan corona virüsü salgını can almaya devam ederken, diğer yandan ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi buhran, etkisini giderek artırmıştır. Öyle ki döviz kurunun her gün, hatta her saat rekor yenilediği günler halkımızı yoksulluğa mahkûm etmiştir.

Saray Hükümeti’nin bir avuç yandaşı için sırt çevirdiği milletimize, Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimiz, “Sosyal Devlet” ilkesine tam bir bağlılıkla sahip çıkmış, “Kara Kış” boyunca çıkmaya da devam edecektir.

Bu yıl ekonomimiz gibi demokrasimiz de her gün yeni bir darbe aldı. Boğaziçi Üniversitesi’nin demir kapısına kelepçe vurulması ile “Merhaba” dediğimiz 2021 yılını, Milli Eğitim Bakanlığı kapısına takılan asma kilit ile uğurluyoruz. Ancak milletimiz unutmasın ki, gecenin en karanlık anındayız, yani şafak sökmek üzere…

2022 yılında başta gençler ve kadınlar olmak üzere, çiftçiyle, emekliyle, esnafla, sanayiciyle, apartman görevlileriyle, devletine bağlı namuslu bürokratlarla el ele vereceğiz. Güzel Cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırmak üzere çıktığımız bu yolda, inanıyorum ki, milletimizle birlikte zafere ulaşacağız.

İnanıyorum ki 2022, umudun yılı olacak. İnanıyorum ki 2022, birlikteliğin yılı olacak. İnanıyorum ki 2022, barışın, kucaklaşmanın yılı olacak. İnanıyorum ki 2022, insan onuruna yaraşır bir yaşamın yılı olacak.

İnanıyorum ki 2022, demokrasi zaferinin yılı olacak. İnanıyorum ki 2022, liyakatin, şeffaflığın, kuvvetler ayrılığının, kirlilikten arınmış namuslu siyasetin yılı olacak. İnanıyorum ki 2022, “Yaşasın tam bağımsız Türkiye” diyen gerçek vatanseverlerin yılı olacak.

“Yeter ki milletimiz “Yeter” desin”

Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandırdığımızda, milletimiz demokrasi ve hukukun üstünlüğüyle; çiftçimiz tarlasıyla; evlatlarımız bilimle, çağdaş ve laik eğitimle buluşacak.

2022 milletimizin ayağa kalktığı, görkemli Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılına hazırlandığı bir yıl olacak. Yeter ki milletimiz “Yeter” desin.

Bu duygu ve düşüncelerle, terörle mücadelede hayatını kaybeden şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize mutlu bir yaşam diliyorum. 2022 yılının, ülkemiz, bölgemiz ve tüm dünyaya sağlık ve huzur getirmesini diliyorum. Tüm milletimizin yeni yılını, yürekten kutluyorum.”

Paylaşın

Reuters: Türk Lirası 4 Gündür Değer Kaybediyor, Enflasyon Canlanabilir

Türk Lirası geçtiğimiz hafta güçlü şekilde değer kazanmasının ardından son dört gündür düşüşünü sürdürüyor. TL’nin günlük değer kaybı yüzde 6’ya kadar çıktı. Merkez Bankası’nın net döviz varlıkları da neredeyse yirmi yılın en düşük seviyesine geriledi.

Perşembe günü TL/Dolar kuru 13.4 olurken günlük değer kaybı da yüzde 4.7 olarak gerçekleşti. Geçen hafta TL mevduat hesaplarına kur garantisi verilmesi sonrası, Dolar 18.4’lük rekor seviyeden 10,27’ye kadar gerilemişti.

İsveçli yatırım kuruluşu SEB AB’in gelişen piyasalar baş stratejisti Per Hammarlund, perşembe günkü verilerin, geçen hafta liranın değer kazanmasının Merkez Bankası müdahalesinden kaynaklandığını gösterdiğini söyledi. Hammarlund, “Halk, dolar birikimlerini liraya çevirmek için acele etmiyor” dedi.

Reuters’in haberinde, hızla ilerleyen kur krizinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ihracat ve kredi odaklı “yeni ekonomik programı” kapsamında istediği bir dizi agresif faiz indirimiyle başladığı kaydedildi.

“Yeni plan enflasyonu canlandırabilir”

Ekonomistler ve siyasi analistler, liranın değer kaybetmeye devam etmesi durumunda, planın enflasyonu canlandırabileceği ve devletin mali yükünü artırabileceği konusunda uyarıyor.

New York Eyaleti’ndeki St. Lawrence Üniversitesi’nde Orta Doğu tarihi doçenti Howard Eissenstat, “Uygulanan acil durum önlemleri yalnızca kısa vadeli rahatlama sağlayacak; uzun vadede krizi daha da kötüleştirecek gibi görünüyor” diye konuştu.

“Erken seçimin önü açılabilir”

Bazı analistler, planın ve yüzde 50 asgari ücret artışının Erdoğan’ın 2023’te planlanandan önce erken seçim yapmasının önünü açabileceğini söylüyor.

Liranın önümüzdeki haftalarda daha fazla dalgalanmayla karşı karşıya kalacağını tahmin eden Hammarlund, “Şapkadan birbiri ardına tavşan çıkarıyorlar, bu yüzden bir sonraki önlemin ne olabileceğini söylemek zor.” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, ‘analistlerin beklentilerinden çok daha iyimser bir şekilde’ 2023 yılında tek haneli enflasyon beklediklerini söyledi. Nebati, ayrıca geçen hafta dolar satmak ve lirayı yükseltmek için herhangi bir devlet müdahalesi olmadığını kaydetti.

Bakan Nebati kur korumalı TL mevduata katılımla ilgili “Bugün 59,8 milyar lira. Bireysellerin döviz mevduatı 169 milyar dolardan 162 milyar dolara düşmüş durumda.” demişti.

Societe Generale’den Marek Drimal, planın para birimi için bir miktar destek sağladığını, ancak “piyasa katılımcılarının ekonomideki temel sorunları ele almak için somut adımlar görmeleri gerektiğinin” altını çizdi.

Merkez Bankası rezervleri 110,9 milyar dolar oldu

Bu arada TCMB, toplam rezervleri 24 Aralık haftasında 5 milyar 948 milyon dolar azalarak 110 milyar 926 milyon dolara geriledi.

TCMB tarafından Haftalık Para ve Banka İstatistikleri yayımlandı. Buna göre, 24 Aralık’ta Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 5 milyar 812 milyon dolar gerileyerek 72 milyar 555 milyon dolara düştü. Brüt döviz rezervleri, 17 Aralık’ta 78 milyar 367 milyon dolar seviyesindeydi.

Söz konusu dönemde altın rezervleri, 136 milyon dolar azalarak 38 milyar 507 milyon dolardan 38 milyar 371 milyon dolara geriledi. Böylece Merkez Bankası’nın toplam rezervleri, 24 Aralık haftasında bir önceki haftaya kıyasla 5 milyar 948 milyon dolar azalışla 116 milyar 874 milyon dolardan 110 milyar 926 milyon dolara indi.

(euronews)

Paylaşın