CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Erdoğan Tefecilere Hizmet Ediyor

Partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “AK Parti’nin ve MHP’nin milletvekilleri fakirin değil soyguncuların yanında yer almıştır. Hem hak, hukuk diyecekler 84 milyon insan soyuluyor kim soydu bunları deyince hayır diyorlar. Siz ortak mısınız onlara? Siz o soyguncuların ortağı mısınız? Erdoğan tefecilere hizmet ediyor” dedi.

Haber Merkezi / Ekonomiye ilişkin eleştirilerini sıralayan Kılıçdaroğlu, “Şu anda devlet yönetilmiyor. Hükümet çoklu organ yetmezliği yaşıyor. Adalet, devleti ekonomik bağlamda sağlıklı yönetim istiyorsanız ekonomide de adalet olması lazım. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi lazım” diye konuştu.

“Yargının en tepesindeki başkan, Anayasa Mahkemesi Başkanı da adaletsizliği söylüyor” diyen Kılıçdaroğlu, Zühtü Arslan’ın sözlerini aktardı. Kılıçdaroğlu, “Evet, temel bir meselemiz var. Adaleti sağlamazsınız devleti yönetemezsiniz, güveni sağlayamazsınız, bir araya gelemezsiniz, toplumsal bilinciniz gelişmez. Devletin dini adaletse bunların yaptığı ne? Her yerde adaletsizlik var” diye konuştu.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, “20 Aralık gecesi dolarda ciddi düşüş oldu. Birileri 18 liradan dolarını bozdurdu, 13 liradan dolar aldı. Milyarlarca lira para kazandı birileri. Bunu Meclis’te araştıralım dedik. AK Parti ve MHP milletvekilleri ‘Bunu araştırmayın’ dedi. Milletime şikayet ediyorum. Hem hak, hukuk diyecekler; bu milleti kim soydu? Siz ortak mısınız onlara?” ifadelerini kullandı.

Son dönemde gelen zamları eleştiren Kılıçdaroğlu, “Bir yılda akaryakıta gelen zam 46 kez. Dolar artar zam gelir, dolar düşer yine zam gelir. Dolar yükselince zam yapıyorsun ama dolar düşünce niye zam yapıyorsun? Galiba trafik sorununu böyle çözecekler. Elektriğe yüzde 127 zam. Bir de dükkan kirası var, bir de eleman masrafı var… Nasıl geçinecek bu işletme? Bir avuç insana milyarları kazandırdılar” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bugün partisinin grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle;

“Elbette ki hepimiz huzur içinde yaşamak istiyoruz. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir, kimliklerimiz, yaşam tarzlarımız farklı olabilir ama bir arada huzur içinde yaşamak istiyoruz. Güzel Türkiye’mizde, güzel coğrafyada huzur içinde yaşamak istiyoruz, birlikte yaşamak istiyoruz. O kadar güzel hasleti var ki bu toplumun, komşu komşunun külüne muhtaçtır denir. Komşuluk ilişkilerimiz vardı, dostluklarımız vardı… Neredeyse herkes birbirine düşman olmaya başladı ama Türkiye’yi bu atmosferden çekip çıkaracağız, o eski güzel günlerine, anlayışlı günlerine yeniden kavuşturacağız. Bunun sözünü 84 milyon vatandaşıma veriyorum. 84 milyon vatandaşım umutsuzluğa kapılmasın.

“Barış Akademisyenleri”nin kanun hükmünde kararname ile atılmalarının, görevlerinden atılmalarının altıncı yılı; unutmadık onları, unutmayacağız. Üniversitelerde her türlü düşünce özgürce tartışılabilmeli, üniversiteyi üniversitede yapan budur. Eğer üniversitede siz düşünceyi sınırlarsanız üniversite, üniversite olmaktan çıkar, orası bildiğimiz normal ilkokul, ortaokul, lise gibi bir kuruma dönüşmüş olur. O nedenle üniversitenin önemini ve değerini bilmemiz gerekiyor.
Bursa Orhaneli’nde 4 itfaiyeci can kurtarmaya giderken hayatlarını kaybettiler, onlara Allah’tan rahmet diliyoruz. Konyaspor’da sevilen, sayılan milli futbolcumuz Ahmet Çalık hayatını kaybetti. Konyaspor’a, Konyalılara, spor camiasına da başsağlıklarımı diliyorum.

Efendim dün 10 Ocak’tı, Dünya Çalışan Gazeteciler Günüydü. Basın özgürlüğü raporu çıktı bu konuda Basın Konseyi’nin. Sadece raporun bir bölümünü okuyacağım. Kapanan gazeteler ve 2021 tablosuyla ilgili şunu söylüyor: “Kapanan gazeteler ve televizyonlar çok sayıda işsiz kalan 12 bini aşkın basın emekçisi; gözaltına alınan, yargılanan, mahkûm edilen gazeteciler; saldırıya uğrayan, sokak eşkıyalarınca öldüresiye dövülen gazeteciler; gazetecileri hedef alan polis şiddeti; habere erişimin kamu gücüyle engellenmesi, ifade ve bazı basın özgürlüğünün hiç olmadığı kadar kısıtlanması, halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkından mahrum bırakılması demokrasilerde kabul edilemez” diyor.

Evet, aslında siyasetçiler için basın özgürlüğü kadar değerli bir şey yoktur. Çünkü biz siyasetçiler Türkiye genelinde, hatta dünyada nelerin olup bittiğini belki yeteri kadar öğrenemeyebiliriz belli bir zaman dilimi içinde. Ama medya, hele bugünkü medya, sosyal medya da dahil olmak üzere medya bize bütün doğruları araştırır ve önümüze koyar, haberi önümüze koyar ve bizler de gerçekleri öğreniriz. Bir yerde bir hata mı yapıldı? Bir yerde bir haksızlık mı yapıldı? Bir yerde birisine hakkı mı yenildi? Siyasi otorite hemen müdahale edip o haksızlığı gidermek ister. Ama siz tek sesli bir basın yaratırsınız, o zaman haksızlığı veremezsiniz. Tam tersine sizi öven, sizi alkışlayan gazeteciler… Oysa siyasetçinin alkışa değil, siyasetçinin sağlıklı ve tutarlı eleştiriye ihtiyacı var. O zaman siz devleti adaletle yönetmiş olursunuz.

Ama buradan basın dünyasına da bir şeyler söylemek isterim: Hiç meraklanmayın, az kaldı zaten. Göreceksiniz önümüzdeki süreçte kim olursa olsun, hangi kalem olursa olsun, ahlaklı davrandığı sürece basın özgürlüğünü görecekler. İstediklerini yazabilecekler, istedikleri gibi siyasetçiyi eleştirecekler, biz de o eleştirilerden ders almasını bileceğiz. Bunun altını özellikle çizmek isterim.

Efendim Adıyamanlılar, Adıyaman tütün üreticileri “illa bizim derdimiz mutlaka dile getirin” diye söylediler, onların dertlerini dile getireceğiz. Sadece Adıyaman’da değil, Adıyaman başta olmak üzere Malatya, Çanakkale, Artvin, Bitlis, Düzce, Mardin, Muş, Bingöl, Batman, Diyarbakır, Hakkari ve Hatay illerinde kıymalık tütün üretiliyor, kıyılıyor ve bu piyasada satılıyor. 3 yılla 6 yıl arasında hapis cezası “belli kurallara uymasınız” diyor. Kuralların temelinde de bir kooperatif kurun. Kooperatifler bugüne kadar kurulmadı. Şimdi 3 yılla 6 yıl arasında insanlar hapse atılacak. Ya hapishaneler dolu kardeşim ya, dolu kardeşim. Bu insanların ekmeğini niye ellerinden alıyorsunuz? Bu insanları neden hapisle tehdit ediyorsunuz? Tütün üreticileri de meraklanmasınlar, onların da sorunlarını çözmek benim boynumun borcu olacaktır. Herkes bunu bilsin.

Efendim; mağdur olan ya da hak arayan ama hakkını yeteri kadar alamayan bir grubumuz var: Engeliler. Engellilerle ilgili Anayasa’da özel bir düzenleme var. “Devlet, sakatların korunmasını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirler alır” diyor. Alabilir değil, “alır” diyor, “alacak” diyor. “Sakatları koruyacaksın, toplum hayatını, hayatına intibaklarını, uyumunu da sağlayacaksın” diyor. Bunu Anayasa iktidarların, yapması gereken temel bir kural olarak önüne koymuş vaziyette. Toplum hayatına uyumunu sağlamak iktidarların görevidir, engelliler için bunlar yapılacak. Tabii şöyle bir şey: Parlamento, zaman zaman gelen yasa teklifleriyle ilgili görüşlerini beyan ediyor. Örneğin engellilerin istihdamı için özel sektörde yüzde 3, kamu sektöründe de yüzde 4 kontenjan var. Bütün engelli kardeşlerim de biliyor ki, binlerce engelli kadrosu şu anda boş. Dışarıda pek çok engelli var işsiz ama bunlar istihdam edilmiyorlar. O kadroları da Allah nasip eder, iktidar olduğumuzda göreceksiniz bütün engellilere hakkaniyetli, adalet ölçüsü içinde kadrolarını teslim edeceğiz. Onlar da çalışacak, onlar da üretecek, onlar da alın teri dökecek, onlar da evlerine helal ekmek götürecek. Ne zaman? Bizim iktidarımızda, milletin iktidarında.

Tabii engellinin eğitilmesi lazım, eğitim kurumları lazım. Bununla ilgili kamunun eğitim kurumları var. Özel sektörün de engellileri eğitmesiyle ilgili özel bir yasa çıkmış vaziyete, 5580 sayılı yasa. Bu yasaya göre özel sektör de engelliler için özel eğitim kurumları açıyor ve bu özel eğitim kurumlarında engellileri eğitiyor. Özel eğitim kurumları, özel eğitim olduğu için burada görev yapan öğretmenlerin bazı özelliklerinin olması lazım. Örneğin işitme engeliyle ilgili nasıl ders verecek, görme engelli ile ilgili nasıl ders verecek gibi özel niteliklerinin olması lazım ve özel programlarının olması lazım. Bunların okuyup çalışıp, sınavlara girip, mezun olmaları lazım. Bu konuda özel eğitim kurumları da ellerinden gelen çabaları gösteriyorlar. Özel eğitim kurumlarında çalışan sayısı 47 bin. Ortalama 47 bin kişi özel eğitim kurumlarında şu anda çalışıyor; kimisi öğretmen olarak, kimisi yönetici olarak, kimisi engellilere yardımcı olmak açısından çalışıyor. 425 bin engelli özel eğitim kurumlarında eğitiliyor. Engelli çocukların servis hizmetlerini bu kurumlar ücretsiz kendileri sağlıyorlar. Ailelerden de hiçbir ücret alınmıyor; her bir birey için devlet belli bir para ödüyor bunlara, özel eğitim kurumları engelleri eğitsin diye.

2006 yılında her bir engelliyi için Milli Eğitim Bakanlığı, asgari ücret kadar özel eğitim kurumlarına bir para ödüyordu. Ama bugün bu rakam asgari ücretin yüzde 20’sine kadar indi. Dün bir tebliğ yayınlandı, yüzde 35 zam yapmışlar bu ücretlere. Ya arkadaş, asgari ücret yüzde 50 arttı, elektrik fiyatları yüzde 127 arttı, mazot fiyatları yüzde 50 arttı. Peki bu insanlar nasıl yapacaklar bu eğitimi? Engellinin eğitimine bile yeteri kadar kaynak ayıramayan bir iktidar var. Bütün engelli anne babalara sesleniyorum: Bizim iktidarımızda göreceksiniz, bütün engelliler okullarında rahat huzur içinde eğitim alacaklar. Devlet her türlü desteği yapacak onlara ve o çocuklar mezun olduklarında da inşallah işleri de hazır olacak ve çalışacaklar.

Efendim, 10 Ocak zirai eğitimin başlangıcının 176’ıncı yılı. 176 yıl önce, 10 Ocak 1846’da İstanbul’da Mektebi Zirai Şahane kuruldu ve eğitime başladı. 176 yıldır bu topraklarda çiftçiye yardımcı olmak açısından ziraat mektepleri, şimdi ziraat fakülteleri görevi yapıyor. Daha önce atama bekleyen öğretmenlerle çok sohbet ettik. Çok geldiler; sadece bize değil bildiğim kadarıyla bütün siyasi partilere gidiyorlar, haklarını arıyorlar. “Okullardan mezun olduk ama bize iş lazım.” Dolayısıyla atama bekleyen öğretmenler vardı, atama bekleyen sağlık çalışanları vardı, şimdi atama bekleyen ziraat mühendisleri var. Onlar da bana geldiler, “siz dillendirin” dediler. “Siz dillendirirseniz beyefendi duyabilir” dediler. “O sesi dikkatle dinliyor” dediler. Dikkatle dinleyecek tabi, çünkü doğruları sadece ben ona söylüyorum. Başka kimse doğruları söylemiyor ona.

2 yılda bir KPSS sınavı var ziraatçılar için; 9 Eylül 2020’de yapılmış, 6 ay sonra bitecek ama bir türlü açılmıyor, ziraat mühendisleri yerleştirilmiyor. Onlar da diyorlar ki, “ya 2 yıl geçti, 6 ay kaldı 2 yılın dolmasına; yüksek puanlar aldık, atama bekliyoruz, atama niye yapılmıyor?” diye. Tabii Tarım Bakanı’na bakmak lazım. Tarım Bakanı’nın bunları atama kapasitesi var mı, bilgisi var mı, becerisi var mı, gücü var mı? Bunların hiçbirisi yok. Büyük bir ihtimalle Tarım Bakanı şunu söyleyecektir: “Gidin pazarda limon satın yahu. Siz bir de mühendissiniz, ziraat fakültesini bitirdiniz. Limon satın, tarım işiyle uğraşın.” Belki bunu söyleyecektir. Söylediği başka bir şey daha var: “Devlette çalışmak bir kızıl elmadır” diyor. Yani ayrıcalıklı bir iştir. Doğru, ayrıcalıklı bir işi olabilir. Sınava girdi, KPSS’ye girdi. Sınavı yapan devlet; başarılı olan öğrenci var, daha doğrusu mezun ziraat mühendisi var. Bunları istihdam et. “Hayır ben istihdam etmeyeceğim” diyor. Tarım Bakanı: “Yine benim onlara tavsiyem, bir yerde mutlaka toprağı eşelesinler.” Beyefendi eşelemekten çok memnunsan, git sen eşele. O kişi fakülteyi bitirdi, ziraat fakültesini bitirdi, toprakla da uğraşır, ağaçla da uğraşır, bitkiyle de uğraşır, hayatın her alanıyla da uğraşır. Senin görevin ona istihdam olanağını sağlamaktır, onunla dalga geçmek değildir. Ama buradan da atama bekleyen öğretmenler gibi, atama bekleyen sağlık çalışanları gibi, atama bekleyen ziraat mühendislerine ve teknisyenlerinin de seslenmek isterim: Allah’ın izniyle iktidarımızda kırsalın bulunduğu her yerde mutlaka bir ziraat teknisyeni veya ziraat mühendisi olacaktır. Besiciliğin yapıldığı herhangi bir yerde, nerede olursa olsun Türkiye coğrafyasında orada da bir veteriner görev yapacaktır. Çiftçiye her türlü destek verilecektir. Bunlar yapamadı, yapmak istemiyorlar; bunların derdi başka, bizim derdimiz başka. Bunları her türlü imkanı sağlayacağız, bunu da bilmelerini isterim.

Gelelim ekonomiye: Daha önce ifade etmiştim; bu iktidar, yani tek kişilik hükümet çoklu organ yetmezliği ile karşı karşıyadır. Şu anda devlet yönetilmiyor. Güçler aslında siyasi otoriteye yön veriyor. Bu güçlerin bazıları uyuşturucu baronları, bazıları dolar baronları, bazıları tefeci baronları ve bunlar yön veriyorlar. Şimdi size rakamları da açıklayacağım, bilgeleri de vereceğim. Benim ne kadar doğruları söylediğimi bütün milletimin bilmesini isterim.

Adalet… Devleti ekonomik bağlamda sağlıklı yönetmek istiyorsanız ekonomide de adalet olması lazım. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi lazım. Gencecik evlatlarımız evleniyor, anneler-babalar büyük bir umutla düğünlerini yapıyorlar, borçlanıyorlar. Anne babalardan ayrı olarak ev açılıyor, evler tutuluyor. İkisi de işsiz, ne yapıyorlar biliyor musunuz? Evi bırakıp, anne ve babanın yanına geliyorlar. Kimi düşüneceksiniz. Anne babayı mı düşüneceksiniz? Yeni evli çiftleri mi düşüneceksiniz? “Ekonomik olarak geçinemiyoruz, geçinme imkanımız yok. Mecburen baba evine sığınıyoruz, bari hiç değilse orada geçinelim” diye. Ekonomiyi bu hale getirdiler, insanları da bu hale getirdiler.

Değerli arkadaşlarım; SODEV’in bir anketi var. Soruyorlar: “Türkiye iyiye gidiyor mu, kötüye gidiyor mu?” diye. Nereye gidiyor Türkiye ekonomik olarak? “İyi gidiyor” diyenlerin oranı yüzde 10,8. Demek ki bu toplumun yüzde 90’ı “ekonomi kötüye gidiyor” diyor. Gerçek öyle mi? Evet, gerçek öyle. Gerçeği her birimiz tek tek görüyor muyuz? Evet, tek tek görüyoruz. Görmenin ötesinde yaşıyor muyuz? Evet, tek tek bu zamları da, fakirliği de, birilerinin zenginliğini de tek tek görüyoruz. Mülakat dolayısıyla haksızlığa uğrayanlar vardı. Onlarla toplantılar yaptım, onların hakkını hukukunu savunmak istedim. Cahide diye bir kardeşimiz bir mesaj göndermiş. Ordu milletvekilimize gönderiyor:

“Size KPSS mülakat mağduru yüzlerce gençten biri olarak Ordu’dan yazıyorum. Ben iki branşta öğretmenlik bitirmiş, iki yüksek lisansı olan KPSS’den de kendi branşında 96 puan alan birisiyim” diyor. “Mülakatım da çok iyi geçmesine rağmen elendiğimi öğrendim. Elenme nedenlerini hiçbirimiz bilmiyoruz. O puanlar hiç kolay alınmıyor sayın vekilim” diyor. “Örneğin ben her gün Ordu’dan Giresun’a gidip geldim okul için, ki bunun 7 ayını da hamile olarak geçirdim. Bir yandan okul dersleri, bir yandan ev işleriyle, bir yandan küçük çocuğumla gecemizi gündüzümüze katarak aldım o puanı. Birkaç dakikalık bir mülakatın bunca emeği hiçe sayması çok büyük bir adaletsizlik ve haksızlık. Bu konuda sesimizi ilk kurak veren de yine adalet ve hakkaniyet noktasında hassasiyetiyle Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu oldu. Ben bu konuda sesimize ses olmanızı, hakkımızın iadesi noktasında bizi yalnız bırakmamanızı arzu ve rica ediyorum. Sayın vekilim, hürmet ve selamlarımı iletir, iyi mesailer dilerim” diyor.

Biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan Cahide’ye ve bütün Cahidelere selamlarımızı, saygılarımızı gönderiyoruz ve diyoruz: Asla umutsuzluğa kapılmayın, adalet mutlaka gelecektir bu ülkeye ve mutlaka adaleti geri getireceğiz. Adaletsizlik o kadar yüksek boyutlara ulaştı ki, kişinin elinden ekmeğini almaya başladılar, onu açlığa mahkum etmeye başladılar. Cahide bunlardan birisidir işte.

Adaletsizlik var mı? Var… Adalet Yürüyüşü yaptık, Adalet Kurultayları yaptık ama şu da bir gerçek: Sadece biz mi söylüyoruz bunu? Hayır, yargının en tepesindeki başkan da söylüyor, Anayasa Mahkemesi Başkanı da söylüyor adaletsizliği. Şöyle diyor: 2021’de 66 bin 121 başvuru yapıldı, bireysel başvuru. Bunların yüzde 73’ünden fazlası adil yargılanma hakkı için. Bu sayı ve oranlar bize aslında vahim bir durumu işaret ediyor.” Evet, vahim bir durumu işaret ediyor. “Adil yargılanma hakkıyla ilgili bir meselemiz var” diyor. Evet, temel bir meselemiz var. Adaleti sağlayamazsınız devleti yönetemezsiniz, adaleti sağlamazsanız güveni yaratamazsınız, adaleti sağlamazsanız bir araya gelemezsiniz, adaleti sağlamazsanız toplumsal bilincimiz gelişmez. Adaleti sağlamazsanız dostluk kuramazsınız, düşmanlık yaratırsınız. E devletin dini adaletse, bunların yaptığı ne? Bunun sorgulanması lazım. Yargıda adalet yok, ekonomide adalet yok, istihdamda adalet yok, eğitimde adalet yok. Her yerde adaletsizlik var. Toplum bunun farkında ve bunu biliyor.

Bakın 20 Aralık gecesi malum dolarda ciddi bir düşüş oldu. Birileri 18 liradan dolarını bozdurdu, 2 gün sonra gitti, 13 liradan dolar satın aldı. Milyarlarca lira para kazandılar; milyon demiyorum bakın, milyarlarca lira para kazandı bazıları. Dedik ki, bunu araştıralım Meclis’te; kim parayı kazandı, kim kaybetti? Ak Parti’nin ve MHP’nin milletvekilleri “hayır, bunu araştırmayın” dediler. Buradan açıkça milletime şikayet ediyorum: Ak Parti’nin milletvekilleri, MHP’nin milletvekilleri fakirin fukaranın yanında değil, soyguncuların yanında yer almıştır.

Hem hak diyecekler, hukuk diyecekler; 84 milyon insan soyuluyor. Ya kim soydu bunu, bu devleti kim soydu? Araştıralım, “hayır araştırmayın, dokunmayın buna” diyorlar. Siz ortak mısınız onlara? Bu soruyu sormak benim hakkım, size o soyguncuların ortağı mısınız? Niye izin vermiyorsunuz? Yine SODEV araştırma yapıyor, diyor ki: “Bu önergenin kabulü ve reddi konusundaki görüşünüz nedir?” diye. Ankete katılanların yüzde 80,9’u, yani yüzde 81’i “kesinlikle bu önergenin kabul edilmesi lazımdı” diyor. Soygunu bu milletin bilmesi lazımdı. Kim malı götürdü bilmesi lazımdı. Ak Parti seçmeninin yüzde 66,2’si “önergenin kabul edilmesi lazımdı” diyor. MHP seçmeninin yüzde 74,5’i “önergenin kabul edilmesi lazımdı” diyor.

Şimdi ben haklı olarak geçmişte AK Parti’ye ve MHP’ye oy veren bütün kardeşlerime sesleniyorum: Soygunun arkasında duran, soyguncuları destekleyen, onları koruyan AK Parti’nin ve MHP’nin sizi sürüklediği çıkmaz yoldan bu kardeşiniz kurtaracaktır. Hiç endişe etmeyin. Herkesin hakkını hukukunu savunacağız. Öyle AK Partili ayrım yapmayacağız, MHP’li ayrımı yapmayacağız. Kim devleti soyuyorsa, araştırıp bulacağız kardeşim. Devlet soyulan bir organ değil ya da soyulacak organ değil devlet. Devlet vatandaşa hizmet eder. Bunun yapılması lazım.
Efendim fakirlik, yoksulluk artıyor; evet, doğru artıyor. Bir milletvekili arkadaşımız bir önerge vermiş, “kaç kişi doğalgaz faturalarını ödeyemedi diye?” Ankara’da. 2019 yılında 74 bin 61 kişi doğalgaz faturasını ödemediği için kapatılmış. 2020 yılında 74 binden, 87 bin 626’ya çıkıyor. 2021 ilk 8 ayında, ağustos ayına kadar, ocak-ağustos arasında 87 binden, 107 bin 679 da çıkıyor. Şimdi saray ve şürekası ona sormak zorundayız: Beyefendi sen orada rahat oturuyorsun. Bir elin yağda, bir elin balda. Ev kirası vermiyorsun, doğalgaz parası vermiyorsun, ulaşım parası vermiyorsun, su parası vermiyorsun, elektrik parası vermiyorsun. Bu adamcağızın ve doğalgaz faturasını ödeyemediği için 107 bin 679 kişinin doğalgaz saati kapatılıyor. Kim soracak bunu? Kim bunun hesabını soracak? Kim doğalgazı kapatılan fakirden, fukaradan yana olacak? Saray mı olacak? Saray görmüyor ki bunları… Biz olacağız, beraber olacağız, halkın partisi olarak onların yanında olacağız.

Akıl alacak şey değil, 1 yılda akaryakıta gelen zam tam 46 kez, bir yılda ya… Cumhuriyet tarihinde hiç böyle bir şey yaşamadık. Dolar artar zam gelir, dolar düşer yine zam gelir. Sormak lazım Ak Parti’ye, Milliyetçi Hareket Partisi’ne geçmişte oy veren kardeşlerimize, sormak lazım. Hadi dolar yükselince zam yapıyorsun biz bunu anladık, dolar düşünce niye zam yapıyorsun? Hazine tam takır oradan mı? Galiba trafik sorununu böyle çözecekler, öyle anlaşılıyor.

Elektriğe yüzde 127 zam. İnsaf ya, yüzde 127 zam! Şimdi bir kasabı düşünün veya dondurucusu olan bir esnafı düşünün; yüzde 127 zam geldiği zaman bu adam ne yapacak? Ya eti kaçtan satacak bu adam? Bir de dükkanın kirası var, bir de yanında birisi çalışıyorsa onun masrafı var. Nasıl geçinecek bu esnaf? Küçük fason iş yapan aile işletmeleri var. Denizli Babadağ Kelleci Mahallesi’nde çok sayıda kişi fason iş yapıyor. Elektriğe gelen yüzde 127 zamdan sonra yüzde 90 fason işletmeler kapatıldı. Kimse belki farkında bile değil. Belki bunların tamamı AK Parti’ye oy verdiler.

Değerli arkadaşlarım; Denizli Babadağ yine Kelleci Mahallesi’nden İbrahim Karakaya şöyle diyor: “Yaklaşık 14 yaşından beri bu mesleğin içindeyim. Bu zamana kadar hiç böyle bir darboğazla karşılaşmamıştık. Benim altı tane makinem var. Eşimle beraber işletiyoruz, kapattık makineleri, yapılır gibi değil. Ben hayatımda böyle bir şey görmedim, yüzde 127 zam… Hadi yüzde 100’ünü gördük de, yüzde 127’sini görmedik, kapattık” diyorlar.

Şahin Çetin: “Kelleci Köyünde oturuyorum, yaklaşık 35 yıldır bu mesleği yapıyorum. İşlerimiz iyi bir şekilde gidiyordu. Bu elektrik faturası, elektrik fiyatının artması, dükkanı kapatmak zorunda kaldık” diyor.

Yine Babadağ Molla Ahmetler Mahallesi’nden 63 yaşında bir kadın, Zeliha Karakaya diyor ki: “Ben Zeliha Karakaya, 63 yaşındayım. Bu tezgahlar oğlumun. Elektrik çalıştığımızı kurtaramadığı için çalışmayı bıraktık. Bıktık artık… Daha önce çiftçilik yapıyorduk. Gübreye, her şeye zam geldi, bıraktık; şimdide tekstil bitti. Bunun neresi iyi bilemedim. Kim iyi yapacaksa, o gelsin artık” diyor. Zeliha; kardeşim hiç meraklanma geliyor gelmekte olan ve düzelteceğiz.

Bir şeyi daha bütün milletvekili arkadaşlarımın unutmamasını isterim: Ne diyorlardı? Bütün bu döviz dalgalanmalarıyla cumhuriyet tarihin en büyük soygununu gerçekleştirdiler. Bir avuç insana milyarları kazandırdılar. Ne dediler? “Faizi düşürüyoruz” dediler. Öyle değil mi? Herkes dedi ki: “Erdoğan faizi düşürecekse, her türlü desteği verelim” diye. Kasım başında devletin 5 yıllık borçlanması faiz oranı yüzde 19,44. Kasım ayının başında devlet 5 yıllık tahvili veriyor, borç alıyor vatandaştan. Aralık başında 19,44 olan faiz 22,70’e çıkıyor. Ocak başında -yeni dün galiba açıklandı- devletin 5 yıllık borçlanma faizi 22,70’ten 26,34’e çıktı. Hani faizler düşüyordu? Peki bu faizleri kim ödeyecek? 84 milyonu ödeyecek. Faiz artıyor, dolar da yükseliyor. Yani bu vatandaş iki ayrı yerden negatif olarak etkileniyor ve geliri eriyor ve fakirleşiyor. Bilinmesini isterim: Tefecilere hizmet eden kişinin adı Erdoğan’dır, hiç kimse unutmasın. Öyle “faize karşıyım, faiz olmaz” bunların hepsi hikaye. Çıksın şunu söylesin: “Ey Kılıçdaroğlu” desin. Ya da onun ifadesiyle diyeyim: “Bay Kemal; sen faiz yükseldi diyorsun, devletin borçlanma faizi senin dediğin rakamlar değil, tam tersine düştü” desin. Desin, “sen doğruları söylemiyorsun” desin. Diyebilir mi? Diyemez. Duyabilir mi? Duyamaz. Haksızlık olduğunu biliyor mu? Biliyor. Kime hizmet ediyor? Açık ve net söylüyorum: Tefecilere hizmet ediyor, 84 milyona değil. Dolar baronlarına hizmet ediyor, vatandaşa değil. Bakın tam bir çöküş yaşanıyor ekonomide. Dedim ya çoklu organ yetmezliği, tam bir çöküş yaşanıyor. 3 ayrı yerden çöküşü paylaşacağım sizlerle:

Birincisi yüksek mevduatı olanlara verilen rüşvet. Kur garantili mevduat var ya… 1 milyar liran var, 1 milyon liran var, 10 milyon liran var ama “döviz kuru artınca ben tamamlayacağım” diyor. Fakirin mi bu, fukaranın mı bu? Hayır. Garibin mi bu? Hayır kimin? Bir avuç zenginin bankada biriktirdiği mevduata “ben sana para vereceğim, sen yeter ki paranı orada tut” diyor. Bu nedir? Fakir fukaradan aldığını zengine aktarmaktır. Yani ona rüşvet vermektir. Vatandaşın sırtından rüşvet veriyor.

İkincisi, baktılar yine maya tutmuyor, bu dolar yukarıya doğru gidiyor, o zaman dediler ki ihracatçılara: “Kardeşim ihracat mı yapıyorsun? Alkışlıyorum seni ama ihracat bedelinin yüzde 25’ini getireceksin, Merkez Bankası’na yatıracaksın.” İhracatçının sırtına çöktüler şimdi. Ya ihracatçı kardeşim; parasını ödeyecek, geliri olacak, gideri olacak, borcunu ödeyecek, dolara ihtiyacı olacak… “Yüzde 25’ini getireceksin, yatıracaksın” diyor.

Üçüncüsü -bu Bahçeliye kapak olsun- vatandaşlığı satmak. Konut alana vatandaşlık veriliyordu. Baktılar bu çok fazla tutmadı, “bankaya 500 bin dolar para yatırsan, sana Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı vereceğim” diyor. 500 bin dolara vatandaşlığı satıyorsun ya. Uyuşturucu baronları niye bunları satın alıyorlar? İnsan ticareti yapanlar, vergi cennetlerinde milyar dolarları olanlar, kendilerini aklamak için “500 bin dolar yatırsan, ben sana vatandaşlığı veriyorum” diyor. Hani siz milliyetçiydiniz? Hani siz ülkücüydünüz? Hani siz vatanseverdiniz? Ya biz insanımızın tırnağına zarar gelmesin diye mücadele ederken, sen dolar baronlarına getir parayı, uyuşturuculara getir parayı, tefecilere “getir parayı, koy 500 bin doları ben sana vatandaşlık vereceğim” diyor. Bunların tamamını düzelteceğim ve o beylerin burnundan fitil fitil getireceğim; hiç kimse endişe duymasın.

Türkiye’yi öyle bir itibarsızlaştırdılar ki, içim acıyor gerçekten. Şimdi bir Merkez Bankası Kanunu teklifi getirdiler, Merkez Bankası Kanunu’nda bir değişiklik getirdiler. Bir maddelik bir değişiklik, gerekçeyi okuyorum: “Bu maddeyle merkez bankaları arasında kurulan ilişkilerin işin gerektirdiği diplomatik hassasiyet ve ekonomik güven temelinde yürütülmesini teminen diğer merkez bankalarının banka nezdinde para, alacak, mal, hak ve varlıklarının haczedilmemesi amaçlanmaktadır.” Yani Katar Merkez Bankası bizim Merkez Bankası’na para gönderdiği zaman bizden herhangi birisi gidip o parayı haczedemeyecek, kanun getiriyorlar. Gerekçesi ne? Diyor ki, “güven temelinde yürütülmesini teminen.” Demek ki hiç kimse sana borç para vermeye güvenmiyor. Türkiye’yi en güvensiz, en itibarsız devlet haline getirdiler. Bir daha ifade edeyim: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni dünyadaki bütün merkez bankaları nezdinde en itibarsız, en güvensiz ülke haline getirdiler ve diyorlar ki: “Sen haczedilmeme garantisini verirsen, ben ancak getiririm oraya.” Cumhuriyet tarihinde böyle bir şey yoktu, Merkez Bankası Kanunu’nda da böyle bir şey yoktu. Yurtdışından paralar gelirdi, paraları öderdik. Şimdi öyle bir noktaya geldi ki, parayı vereceğim; ya ödemezse? Tabii soru şu: Gelen bu paralar kimin parası? Kimin parası? Niye o ülkeler size güvenmiyorlar? Başka bir ülkenin parasını biz niye haczedelim? Bu sorunun cevabı hala açıkta. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda görüşülecek. Şimdi ben yine bütün ülkücüler adına, bütün milliyetçiler adına Sayın Bahçeli’ye soruyorum: Bu maddeye hangi gerekçeyle siz evet diyeceksiniz? Hadi Ak Partilileri saymıyorum, onları saymıyorum.

Çünkü sultanın sofrasına oturan alimin bilgisine itibar edilmez. Onlar sultanın sofrasına oturdular. Ben MHP milletvekillerinin sultanın sofrasına oturduğunu düşünmüyorum ama onların vicdanına sesleniyorum: Bu memleket sadece benim memleketim değil, hepimizin memleketi. O zaman başka bir ülkenin Merkez Bankası, bizim Merkez Bankası’na para yatırdığında biz bunu haczetmeyeceğiz garantisi veriyorsunuz. Kimden korkuyor bu devletler? Niye korkuyorlar? Neden Türkiye’ye güven duymuyorlar? Neden Türkiye’nin itibarı bu kadar ayaklar altında? E sorun kardeşim, bir sorun bakalım. Soracaklar mı? El kaldırıp indirecekler. Sormayacaklar, sormazlar… Zaten Türkiye’nin sorunu da o. Ne dedik? Adalet ve ahlak, adalet ve ahlak… Hem adaleti kaybediyorsunuz; adaleti kaybettiğinizde zaten ahlak olmaz. Ahlakı kaybettiğinizde itibarı olmaz, itibarı kaybettiğinizi dünya size farklı bir gözle bakar. O nedenle kimse umutsuzluğa kapılmasın, sözlerimi öyle bitireyim.

Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın, bütün bunların tamamını düzelteceğiz. 6 ay içinde Allah’ın izniyle göreceksiniz; Türkiye’nin bütün çarkları “adalet” diye dönecek. Türkiye’nin bütün çarkları üretim diye dönecek, Türkiye’nin bütün çarkları Türkiye’nin itibarı için dönecek. Bunları yapacağız.

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Sancar: İktidar Kaos Planlarına Başvuracak

“İktidar kaos planlarına başvuracaktır. İktidarın için de ve devletin içinde kaos planlarından medet umanlar oyunlarını sürdüreceklerdir” diyen HDP Eş Genel Başkanı Sancar, Deniz Poyraz’ın katledilişini ve Bahçelievler saldırısını hatırlatarak, “Halka korku salarak ve kaos havası yaratarak halkın iradesini teslim alma hesaplarının bir provasıdır. Bunlara ve bundan sonra girişimlere hep birlikte net tepki göstermek zorundayız” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) ‘bazı çalışanların terör örgütleriyle iltisaklı/irtibatlı olduğuna yönelik iddialar’  gerekçesiyle başlatılan ve kamuoyunca ‘siyasi sebeplere’ dayandırılan teftişle ilgili konuşan Sancar, “İstanbul ve diğer büyükşehir belediyelerini gasp etme yoklamalarını yapmaktadırlar. Eğer, hatırlatmak istemem ama, bu ülkede ilk belediyeye kayyum atandığında tereddütsüz bir şekilde ortak irade konabilseydi ne iktidar kayyum operasyonları düzenleyebilirdi ne de kirli oyunlarına başvurabilirdi” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘faiz sebep, enflasyon netice’ şeklindeki teziyle uygulamaya konan ‘yeni ekonomi modelini’ ve beraberinde getirdiği hayat pahalılığını da eleştiren Sancar, “Ekonomik krizi sözü artık yaşananları açıklamaya yetmiyor. Ortada çöküş var, yaşam mücadelesi var” ifadelerini kullandı.

Sancar, Diyarbakır’da valilik ve kayyım yönetimindeki büyükşehir belediyesi tarafından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli adına hatıra ormanı hazırlanmasına, “Bahçeli Kürt halkına ne verdi? Her gün Kürt halkına hakaret eden, nefreti körükleyen söylemden başka ne yaptı” sözleriyle sert tepki gösterdi.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında konuşuyor. Sancar’ın konuşmasından başlıklar şöyle:

“2021 yılı karanlık bir dönemdi. Hem ülkemiz için hem de dünya halkları için 2022 yılını umut yılı haline getirmeye kararlıyız. Dünyadaki gelişmeler de bu yönde ve Türkiye’deki mücadele azmi ve yürüyüşü de bu yönde. 2022 yılının adalet, barış ve demokrasi getireceğine olan inancımla hepinize iyi seneler diliyorum. Dünya halklarının yeni yılını kutluyorum.

İktidarın politikalarına bakarak karamsar olmaya gerek yok. Baskı ve zulüm yok mu. elbette var. Hukuksuzluklar diz boyu, saymak bile gereksiz. Örgütlü kötülük gece gündüz devrede. Bizlerin ise kazanmaya odaklanmış demokrasi ve adalet yürüyüşü var. Onlarda korku, bizlerde ise büyük cesaret var, daha da büyüyen bir mücadele azmi ve kararlılığı var. Zulmün karşısında boyun eğmeyen milyonların temiz vicdanı var. Hakikatin yanında esaslı demokratik bir duruş, cesaret, kararlılık, inanç ve başarma isteği var. Açılan bu umut dolu yolda halklarımızla birlikte güçlü ve kararlı bir biçimde ilerlemeye devam edeceğiz kazanıncaya kadar. Mutlaka kazanacağız, asla vazgeçmeyeceğiz.

“Yeni yıla bütün zamanların en büyük zam operasyonuyla girdik”

Artık ekonomik kriz sözü yaşananları anlatmaya yetmiyor, ortada bir çöküş var ve bu çöküşün faturasını halka ödetmek isteyen iktidar anlayışı var. Bir avuç sermayedara, yandaşa, Saray’a, savaşa kaynak aktararak halkı enkaz altında nefessiz bırakmaya azmetmiş bir yönetim var. Artık bir geçim mücadelesi de değil söz konusu olan, ortada bir yaşam mücadelesi var. Açlık sınırı 4 bin lira, yoksulluk sınırı 13 bin lira. Böyle bir ülkede geçim değil yaşam derdi artık söz konusu. Yeni yıla da bütün zamanların en büyük zam operasyonuyla girdik. İktidar gece yarısı operasyonuyla kendini var ediyor, bunu biliyoruz. Gündüzleri bol bol hamaset ve nutuk, geceleri ise kararnamelerle halkın cebine, sofrasına, hayatına ve nefesine pusu kurmak var. İktidarın gün ışındaki hayal satan sözlerine değil gece karanlığında yaptıklarına bakın. En nihayetinde karanlıktan beslenen bir zihniyet ile karşı karşıyayız.

“Temel gıdaların 250 gramdan sonrası lüks tüketim haline getirildi”

Elektrik, doğalgaz, akaryakıt, temel gıdalar kalem kalem saymaya gerek yok, iğneden ipliğe bir insanın asgari yaşamı için zorunlu olarak tüketmesi gereken her şeye yüzde 1000 ve daha yukarıda zamlar yapıldı. Bu zamlarla temel gıdaların 250 gramdan sonrası lüks tüketim haline getirildi. İktidarın yandaşları ve ortakları ise halkla dalga geçmeye devam ediyorlar. En son olarak da ufacık bir ortakları var ya bunların tek işi bize sataşmak olan, et tüketimine çarenin koyun alıp kesmekten geçtiğini söyledi. Utanmazlığa bakın! Bundan önce söylenen sözleri hatırlatmıyorum bile. Halkla dalga geçen, ülke gerçekliğinden kopmuş, kendi çıkarları dışında hiçbir şeyi gözü görmeyen iktidar ve avanesi ile karşı karşıyayız. Bugün etin, sütün, peynirin mutfaklara giremediği bir yoksulluk ülkesi yaratıldı; açlık yaygınlaşıyor, yoksulluk derinleşiyor. Artan ulaşım zamları ile insanları bir yerden bir yere gidemez hale getirdiler. Yüksek doğalgaz zammı ile haneleri dondurucu karakışla baş başa bıraktılar.

“Halkın mutfağına, tenceresine, sofrasına darbe yapan bir iktidar var”

2022’ye girerken asgari ücrete yüzde 50, memura 30,5, emekliye yüzde 25 zam yaptılar. Daha o zamlı maaşlar halkın cebine yansımadan iktidar, bunların üzerine bu zamlarla ve diğer operasyonlarla çöktü. Veriyormuş gibi yapıyorlar, vermeden alıyorlar. Aldıklarıyla yetinmiyorlar cepte kalanı da gasp etmeye çalışıyorlar. Halkın mutfağına, tenceresine, sofrasına darbe yapan bir iktidar var. Bu iktidar sadece siyasal darbelerle ayakta kalmaya çalışmıyor, aynı zamanda ekonomide de darbecidir. Gece yarısı operasyonlarıyla darbeler yapmakta, Merkez Bankasının kaynaklarını çarçur etmekte, Hazineyi talan etmekte ve zamlarla halkı soymaya devam etmektedir. Yapılan zamların akacağı yer neresi peki? AKP iktidarının faiz ödemelerine, savaş harcamalarına, israfına, yandaşa, ihalelerine ve müteahhitlerine, garanti ödemelerine gidecek bu paralar. Halkın sofrasından, aşından, cebinden aldıklarını yandaşa, savaşa ve saraya aktaracaklar.

“Elektrikte şirketlerin alış ve satış fiyatları arasındaki fark yüzde 330”

Ortada halka kurulmuş büyük bir tezgah ve kumpas var. Bakın 1 Ocak 2022 itibariyle elektriğe yüzde 127 zam yapıldı. 150 kilovat altında tüketim için yüzde 50 zam yapıldığını söylüyorlar ancak bugün bir hanede tek bir elektronik cihaz günde sadece bir defa kullanılsa bile 150 kilovat sınırı aşılıyor. Aynı zamanda yalan, hile, hurda ile halkı kandırabileceklerini sanıyorlar. 1 Ocak 2022 itibariyle Elektrik Üretim Anonim Şirketi 100 kilovat elektriği tedarik şirketlerine 31 lira 86 kuruştan satıyor. Tedarikçiler ise 31 lira 81 kuruştan aldıkları elektriği 137 lira 33 kuruşa halka satıyorlar. Aradaki fark yüzde 330. Hani diyoruz ya “yandaşa aktarılıyor bunlar” işte hesap ortada. Şirketlere satış fiyatları ile şirketlerin halka yansıttıkları fark yüzde 300’ün üzerinde. Bu fark yandaş şirketlerin, bir avuç sermayedarın cebine ve kasasına giriyor.

“2022 yılı bu soygun, talan ve yalan düzeninin son bulacağı yıl olacaktır”

Bugün Türkiye elektrik dağıtımı açısından 21 bölgeye ayrılmış. TEDAŞ özelleştirildikten sonra 21 bölge özel şirketleri elektrik dağıtıyor. En büyük elektrik tüketimi ve aboneliğinin olduğu bölge İstanbul Avrupa Yakası. Dağıtım yapan şirket kim? Biraz önce söylediğim yüzde 330 civarında farkı cebe indiren kim? CLK Elektrik diye bir şirket yani 5’li çetenin bileşenleri Cengiz Limak Kolin. İhale deyince bu çete, rant deyince yine bu çete, vergi affı deyince yine bu çete, teşvik garanti ödemeleri deyince yine aynı çete. İşte Türkiye’yi bu çetelerin üstüne resmen tapulamaya çalışıyorlar. Halkın bütün gelirlerini ve emeklerini bu çetelere peşkeş çekme derdindeler. Bu çeteler sadece kendi sermayelerini büyütmek için bu rantlardan yararlanmıyorlar. Hayır, iktidarı ayakta tutacak sermaye gücünü, iktidarın bu kirli oyunlarıyla yaratma planıdır bu. Bu sermaye gücüyle ayakta kalabileceklerini, bu sermaye gücüyle yine topluma kumpaslar, hileler kurarak iktidarlarını sürdürebileceklerini düşünüyorlar. Yok böyle bir imkanları, yok artık. Bu ülkenin kaynaklarını dibine kadar tükettiler, halkı dibine kadar soydular, yoksulluğu ve açlığı bu ülkeye hakim kıldılar ama işte buraya kadar. 2022 yılı bu soygun, talan ve yalan düzeninin son bulacağı yıl olacaktır. Bunu bizler yapacağız, halkların ve emekçilerin ortak mücadelesi yapacak.

“2500 TL emekli maaşı vermek, emekliyi insan yerine koymamaktır”

Emekli maaşlarıyla ilgili de rakamlar sıralayacağım. En düşük emekli maaşını 2500 TL’ye çıkardıklarını söylüyorlar ve bunu da bir lütuf gibi sunuyorlar. Bugün en düşük elektrik faturası 250 TL. En düşük doğalgaz faturası 600 TL, en düşük kira 1500 TL. Geriye ne kalıyor bütün bunları çıkardıktan sonra 2500 alan bir emeklinin maaşından 150 lira. Bakın ekmeği ve diğer zorunlu gıdayı saymadık. Bu 150 lira ile geçinmesi gerektiğini söylüyorlar. Bu halka hakarettir, bu halkı açlığa mahkum etmektir, milyonlarca emekliyi insan yerine koymamaktır. Bizim hakça, adaletli, insanca bir düzen kurma mücadelemizin temel hedefi ve sebebi budur. İstiyoruz ki bu ülkede yaşayan bütün insanlar onurlu bir hayat sürsünler. Herkes emeğinin karşılığını alsın. Ülkenin refahından adil eşit bir pay alma sistemi kurulsun. İşte emekçilerle, ezilenlerle, ötekileştirilenlerle kurduğumuz ve daha da büyüteceğimiz demokrasi ittifakının mücadelesinde hedef budur. Ekmek ve demokrasi talebini, aş ile özgürlük hedefini mutlaka birleştireceğiz. İşte o zaman bu düzen mutlaka gidecek.

“Halka açlığı dayatan zihniyet cezaevlerini de ölüm evlerine çeviriyor”

Cezaevlerindeki uygulamaları tekrar tekrar hatırlatmak zorundayız. Bu uygulamaları hayata geçiren zihniyet ile ekonomiyi bu hale getiren uygulamalar birbirinden koparılamaz. Tekrarlıyorum; aş, iş, özgürlük, ekmek ve demokrasi birbirinden koparılamaz. Bugün halka ekonomik sömürü, açlık, yoksulluk dayatan zihniyet cezaevlerini ölüm evlerine çeviriyor. Hasta mahpusların ölüme terk edilmesi fiili idam cezasıdır. Güya idam cezası Anayasadan ve kanunlardan çıkarıldı ama cezaevinde kalması, ölmesi demek olan yüzlerce, binlerce mahpusu orada tutmak, fiili idam cezasıdır. Cezaevlerinde yaşanan bu büyük haksızlıklara ve adaletsizliklere birlikte karşı çıkmak zorundayız. Bunlara karşı çıkmadıkça, bu rejimin özüne ilişkin mücadeleyi doğru yürütmemiz mümkün değil. 12 Eylül rejimi kendisini nerede var etti? 12 Eylül rejimi kendisini Diyarbakır zindanındaki uygulamalarla var etti.

“Aysel Tuğluk derhal serbest bırakılmalıdır”

Sadece Türkiye’de değil, Diyarbakır’da değil dünyanın pek çok yerinde diktatörler, zalimler esas politikalarını cezaevlerinde pişirirler ve oradan bütün topluma yayarlar. O nedenle cezaevlerinde yaşanan hak gasplarını ve zulmü mutlaka ve mutlaka durdurmak zorundayız. Bunu da ancak hep birlikte yapabiliriz. Demokrasi, adalet, özgürlük isteyen herkes sesini çıkarmalıdır. Aysel Tuğluk bunların sembolüdür. Aysel yoldaşımızı orada ölüme mahkum etmek isteyen bir zihniyet ve uygulama var. Aysel Tuğluk özgür kalmalı, derhal serbest bırakılmalıdır. Onun şahsında bütün hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalıdır. Bu talebi her zeminde dile getirmeye devam edeceğiz. Ta ki başta hasta mahpus arkadaşlarımız olmak üzere siyasi rehine olarak tutulan bütün yoldaşlarımızı özgürlüklerine kavuşturana kadar.

“İktidar kayyım siyasetini yaymak için direnç yoklamaktadır”

Bu düzen bir kumpas düzenidir. Her gün yeni kumpaslarla, hile ve oyunlarla ayakta kalma çabası sürdürmekte ve bunlara yenilerini eklemektir. Bunların en önemlileri de kayyım sistemidir. Kayyım sisteminin ne demek olduğunu yıllardır anlatmaya çalışıyoruz. Kayyım sistemi bu ülkede sandıksız bir rejim ve halksız bir yönetim kurma hedefinin anahtarıdır. Bu iktidar sandıksız bir rejim ve halksız bir rejim kurmak için kayyım uygulamalarını başlatmıştır. Kayyım uygulamalarını, Kürt halkının iradesini gasp ederek başlatmıştır ama bu sistemi bütün ülkeye yayma çabasını sürdürmektedir. Her gün bunlara yeni örnekler eklemektir. Şimdi İstanbul ve diğer büyükşehir belediyelerini bu şekilde gasp etme yoklamalarını yapmaktadır bu iktidar. Zemin yoklamaktadır, direnç yoklamaktadır.

“İlk kayyım atamalarında ortak iradenin ortaya koyulmayışı ile yüzleşelim”

Hatırlatmak istemem ama bu bizim görevimizdir. Bu ülkede ilk belediyeye kayyım atandığında tereddütsüz demokrasiden yana en ufak derdi olan bütün çevreler ortak irade koyabilseydi, iktidar ne kayyım uygulamasını o gün sürdürebilirdi ne de bugün kayyım zeminini hazırlayacak kirli oyunlara başvurabilirdi. O gün yapmadığımızı bugün yapalım. Geciktik, bizler elimizden geleni yaptık, mücadelemizi ettik ama Türkiye demokrasisi açısından bir zaafın olduğunu kabul etmek zorundayız. Yüzleşmek bunu gerektirir. Bu acı gerçekle samimi bir yüzleşme gerçekleştirebilirsek, yani ilk kayyım atandığında gerçekten kuvvetli bir demokratik irade ortaya konamadığı, bunun da bugünkü gelişmelerin önünü açtığı gerçeğiyle yüzleşebilirsek onu telafi edecek yolları bugün kolay buluruz.

“Yolsuzlukları halka anlattığımız için kayyım atandı”

Kayyım uygulamaları demişken en önemli örnek Diyarbakır’la ilgili olarak yapılan tartışmadır. Demokratik siyasette bizler barış ve eşitliği, ortak yaşamı kurmak için uğraşıyoruz. Bu iktidar zorbalık ve savaş politikalarıyla diktatörlük hevesini yürütmektir. Diyarbakır’da yaşanan budur. Diyarbakır’da kayyım atandıktan sonra ilk kayyım döneminde neler yaşandığını biliyoruz. O yolsuzluk ve talan yönetiminin gerçek yüzünü halka gösterdiği için ve göstermeye devam edeceğini bildikleri için belediye eşbaşkanlarımız Selçuk Mızraklı ve Hülya Alökmen arkadaşlarımızı görevden aldılar, yerlerine kayyım atadılar. Yerlerine kayyım atama hazırlıklarının başlangıcını hatırlatalım 1 Nisan 2019, yani 31 Mart’ta seçimler yapılmış, resmi sonuçlar açıklanmamış, mazbatalar ,hazırlanmamış ama İçişleri Bakanlığına kayyım atanması için yazı yazılmış. Demek ki sonradan isnat ettikleri her şey yalandır. Buradan da anlaşılıyor, biz yalan olduğunu biliyoruz. Kayyım operasyonu; Kürt halkının, Diyarbakır halkının iradesini gasp etme operasyonudur ve bunun hazırlıklarını çok önceden yapmışlardı.

Eski kayyım, biliyorsunuz, pek çok yolsuzlukla anılıyor. Her gün arkadaşlarımız bunları paylaşıyorlar. Belki bunlara kulak kabartmayanlar vardır. Belki yeterince yaygınlaşmamış bu bilgiler ama biz anlatmaya devam edeceğiz bu soygun düzenini. Tuttular 2019 yerel seçimlerinde kayyımı aday gösterdiler ve Diyarbakır halkının iradesini bu sefer seçimle -seçime de her türlü zorbalığı karıştırarak- alabileceklerinin hesabını yaptılar. Diyarbakır halkından öyle bir cevap aldılar ki felekleri şaştı. 2019 seçimlerinden kayyımlarının aldığı ağır darbe içlerine öyle bir oturduk ki, Selçuk Mızraklı arkadaşımız başta olmak üzere pek çok arkadaşımıza bunun bedelini özgürlük gaspıyla ödetmeye çalıştılar.

“Bahçeli adına Diyarbakır’da hatıra ormanı yapacağız” demek Kürt halkına hakarettir

Kayyım ise uygulamalarını sürdürüyor, halk iradesine bu saygısız yaklaşımını sürdürüyor. “Diyarbakır halkını biz temsil ediyoruz” diyor. Utanmazlığın dik alası! Nereden aldın bu hakkı? Diyarbakır halkı nereden sana verdi bu hakkı? Nasıl Diyarbakır halkının iradesine biz temsil ediyoruz diyebiliyorsunuz? Diyarbakır halkının kaynaklarını talan etmekle kalmıyorsunuz, kültürüne ve kimliğine saldırılarınızı sürdürüyorsunuz. Bir hatıra ormanı kuracaklarmış adı da Devlet Bahçeli Hatıra Ormanı olacakmış. Bu artık gerçekten Diyarbakır halkına, Diyarbakır halkının kültürüne, kimliğine, onuruna saldırılarda pervasızlığın son örneğidir. Devlet Bahçeli, Diyarbakır halkına ne verdi? Her gün Kürt halkına hakaret eden, Kürt halkının siyasi temsilcileri olan bizleri, onların meşru iradesini Türkiye halklarının meşru iradesi ile birleştiren HDP’yi her gün hedef gösteren, haklar arası düşmanlığı körükleyen söylem ve politikadan başka ne yapıyor? Diyarbakır’a onun adıyla bir hatıra ormanı hangi gerekçeyle kuruluyor?

“31 Mart’ta nasıl yaptıysak kayyımları göndereceğiz, iktidarı da birlikte göndereceğiz”

Bakın söyleyelim, bu kayyımlar gidecek. Bu kayyımları bu iktidarla birlikte göndereceğiz, bunda kararlıyız. Nasıl 7 Haziran’da o yenilgiyi tattırdıysak, 31 Mart ve 23 Haziran’da ağır bir yenilgi tatmalarını sağladıysak, bu kararlı mücadelemizle bu iktidarı göndereceğiz, kayyımlarını da göndereceğiz. O kayyımları, yarın öbür gün bizim kuracağımız özgürlük ormanlarında, ortak yaşam ormanlarında fidan dikmekle görevlendireceğiz. Bununla da kalmayacağız kayyım uygulamalarının hepsini utanç müzesi kurarak sergileyeceğiz unutulmasın diye. Kayyımlar, kayyımların icraatları halkın hafızasında canlı kalsın diye yaptıklarını sergileyeceğimiz utanç müzelerini kuracağız, bunu da bilsinler. Her türlü hırsızlığı ve yolsuzluğu yapıyorlar, bunun temelinde irade hırsızlığı yatıyor. Halkın iradesini çalışıyorsanız, onun her şeyini çalma hakkını kendinizde görürsünüz. İşte bu iktidar halkın iradesini çaldıktan sonra kayyım aracılığıyla halkın hem kaynaklarını hem de değerlerini gasp etme hakkını kendinde görüyor. İşte buna dur diyeceğiz, bunu durduracağız.

“Amed ya ye me; Diyarbakır, Diyarbakır halkınındır”

Diyarbakır halkı sesleniyor: Bu kent sahipsiz değildir. Diyarbakır halkı sesleniyor: Diyarbakır bizimdir. Gelê Amedê dibêje Amed ya ye me. Hûn nikarin îradeya Amed’ê bişkînin. Amed li hemberî êrişên we serî natewîne. Amed ya me ye, ne ya diza ye. Hunê biçin wê Amed azad bibe, hunê biçin em tên, îradeya gel tê. Bir kez daha söylüyoruz: Amed, Amed halkınındır. Bu irade sonuna kadar iradesini, inancını sürdürecektir, kayyımlar tarihin çöplüğüne bu iktidarla birlikte gönderilecektir. Diyarbakır, Diyarbakır halkınındır, Amed ya me ye.

“Her türlü imkanla demokratik siyaseti savunacağız”

Bütün bu oyunlar, bütün bu rezillikler halkın ekmeğini aşını gasp eden ekonomi politikalarının yürütülmesini sürdürmek içindir. Bunu unutmayalım. İrade hırsızlığına, savaş politikalarına, halkı tehdit ve korku ile yönetme planlarına karşı ortak demokratik mücadeleyi büyütmek zorundayız. Aksi takdirde bütün bu soygun düzeni, savaş politikaları ve tehdit-şantaj-korku oyunlarıyla sürdürülmek istenecektir. Bunu boşa çıkaracağız, bunu nasıl boşa çıkaracağımızı her gün anlatıyoruz. Halkı demokratik siyasetin her alanında, bütün demokratik ve meşru haklarımızı kullanarak savunmaya devam edeceğiz. HDP’yi de öyle. Çünkü HDP halktır, HDP halkın umudu ve geleceğidir. Bize yönelik kapatma davasına karşı hukuk ofisimizde savunma yazacağız ama savunmayı meydanda yapacağız, halklarımızla birlikte yapacağız. HDP’yi halklarla, demokrasi güçleriyle birlikte meydanlarda ve hayatın her alanında savunacağız. Bundan kimsenin tereddüdü ve kuşkusu olmasın.

“İktidara dur demek ahlaki ve vicdani borcumuzdur”

Savaş politikalarına karşı çıkmak zorundayız. Çıkmazsak bu iktidar oyunlarını devam ettirir. Siyasal muhalefete hatırlatmak istiyoruz. Bu iktidarın her türlü kirli yöntemi kullanarak oyandığı ayrıştırma ve düşmanlaştırma oyunlarına gelmeyin, bu iktidarın kurduğu oyun sahasına girmeyin. On yılların üzerine, insanlık hikayeleri üzerine kirli kumpaslar kuran bu iktidara asla inanmayın. Asla onun politikalarına destek verecek veya yol açacak en ufak bir tutum sergilemeyin. Çünkü her şeyi talan etme üzerine kurduğu bu kumpaslara, muhalefetten de toplumun çeşitli kesimlerinden de küçücük bir onay olursa iktidar bu oyunlarını sürdürecektir. Bu oyunları bozmanın yolu ortak demokratik irade ve birleşik demokratik mücadeledir. Bunu unutmayalım. Seviyesizleşen ve alçalan basınıyla, pervasızlaşan uygulamalarıyla bu iktidara dur demek bizim sadece siyasi değil ahlaki ve vicdani borcumuzdur. Halklara karşı borcumuzdur, tarihe karşı borcumuzdur ve bu borcu mutlaka ödeyeceğiz.

“Gelin hep birlikte irademizi birleştirelim ve iktidarı gönderelim”

Bugün Barış Akademisyenlerinin “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzalamalarının 6’ncı yılı. 11 Ocak 2016’da o ağır şartlar altında barışa sahip çıkan akademisyenler bir bildiri yayımladı. Bu, cesaretin çok önemli bir örneğiydi. O gün o cesareti göstermek de kolay iş değildi. Bugün iktidarın maskesi daha fazla düşmüşken, o gün Barış Akademisyenlerinin gösterdiği o büyük cesareti, o kadar büyük cesarete gerek kalmadan hepimiz gösterebiliriz. Aydınıyla sanatçısıyla, kadınlarıyla gençleriyle herkes bu iradeyi daha kolay gösterebilir. O nedenle “bu iktidarın savaş suçlarına, sömürü ve talan suçlarına ortak olmayacağız” diyerek sesimizi, irademizi, mücadelemizi birleştirmenin zamanıdır. Gecikmeye, bu halkın ve tarihin tahammülü yoktur. Hiç kimsenin bahaneler üretme, gerekçeler yaratma lüksü yoktur. O nedenle gelin diyoruz; hep birlikte irademizi birleştirelim, bu düzeni değiştirelim ve bu iktidarı gönderelim.

“Sandık güvenliği için bütün demokratik çevrelerin şimdiden çalışması gerekiyor”

Erken seçimi birlikte halkın gündeminde tutalım ve toplumun büyük talebi haline dönüştürelim. İşte o zaman göreceksiniz sandık gelecektir. Ama sandık gelecek her şey bitecek diye rehavete kapılmayalım. Şimdiden sandık güvenliğinden, seçmen kayıt güvenliğine kadar her alanda bir seferberlik başlatma zorunluluğu vardır. Hepimizin seçim ortamında halkın tercihlerinin sandığa yansımasını sağlayacak imkanları birlikte yaratma yükümlülüğü vardır. Bu iktidar kaos planlarına başvuracaktır. En azından bu iktidarın içinde veya devletin bünyesinde kaos planlarından medet umanlar oyunlarını sürdüreceklerdir. Deniz Poyraz yoldaşımızı katletme olayı buydu, kaos planlarının bir parçasıydı. Büyük demokratik tepkiyi, ortak iradeyi sergilemeyi başarabildiğimiz için durdurduk. Bahçelievler ilçe binamıza saldırı da yeni bir yoklamadır. Halka korku salarak, kaos havası yaratarak halkın iradesini teslim alma hesaplarının bir provasıdır. Bunlara ve bundan sonra benzer girişimlere hep birlikte çok net ve açık tepki göstermek zorundayız. Ortak irade ve ortak mücadele yaratmak zorundayız. Seçim istemek tabii ki doğru bir politika tercihi, biz de istiyoruz fakat seçime giden yolda halkın güvenliğinden özgürlüğüne, seçmen kayıtlarının sağlamlığından sandıkların güvenliğine bütün önemli alanlarda siyasal ve toplumsal muhalefet güçlerinin, demokrasi çevrelerinin birlikte çalışması gerekiyor. Oturup bekleyerek, sadece konuşmalar yaparak seçime hazırlanamayız. Eğer iktidarı bu seçimle göndermek istiyorsak, saydığım bütün alanlarda halkı ezen bütün politikalarda ortak duruşu ve çalışmayı daha fazla gecikmeden yapmak zorundayız.

HDP, bu konuda üzerine düşen her türlü görevi yapmaya hazırdır. HDP, her türlü demokratik imkanla geleceği barış üzerine, demokrasi içinde, eşit özgür yaşam olarak kurma konusunda üzerine ne düşerse yapmaya hazırdır. Bu ülkede barışın da demokrasinin de adaletin de güvencesiyiz. Bu güvence sözümüzü yerine getirmek için bize ne görev düşüyorsa yapmaya hazırız. Bunu herkes böyle bilsin ve iktidar bu iradeyi gördükçe korkmaya devam etsin!

“Nefret ve karanlık bu iktidarın özüdür”

Martin Luther King’in bir sözü var onu da hatırlayım. “Karanlık, karanlığı uzaklaştıramaz; bunu ancak ışık yapabilir. Nefret, nefreti uzaklaştıramaz; bunu ancak sevgi yapabilir”. Bunun altına başka kelimeler de koyabilirsiniz. Nefret ve karanlık bu iktidarın özüdür. Hiç kimse bu öze yanaşma anlamı gelecek herhangi bir tutum ve tavır içinde olmasın. Bunu yapan karanlığa ve nefret politikalarının devamına maalesef ortak olur. O nedenle diyoruz; karanlığa karşı ışığı, nefrete karşı eşit, ortak, adil, özgür yaşamı savunmaya devam edelim. Bunu yaparken de en ufak bir tereddüt göstermeyelim. Bu kötülük düzeni, bu ülkeden kötülükleri ve karanlıkları uzaklaştıramaz. Bu ülkeyi karanlıktan uzaklaştıracak ışık adalet, barış demokrasi temelinde yeni inşa ve değişim isteyen milyonların iradesinde mevcuttur. HDP, bu ışık kaynağıdır. 2021 yılındaki bütün çalışmalarımız bunun içindi. İktidarın bütün çabaları bu mücadeleyi ezmek içindi ama başaramadı. Dimdik ayaktayız, yürümeye devam ediyoruz, büyüyerek yürüyoruz. HDP geliyor, adalet geliyor, barış geliyor, demokrasi geliyor.

“Halklarımıza tekrar sesleniyoruz: Birleşelim”

Bizler ekmek ve demokrasi mücadelesinde ortaklığımızı büyüttüğümüz oranda kazanacağız. Toplumsal muhalefet mücadele ortaklığı, siyasal muhalefetle müzakere zemini yaratma azmindeyiz. Toplumsal muhalefet mücadele ortaklığını büyüteceğiz, siyasal muhalefetle müzakere zeminini genişleteceğiz. Demokratik siyasetin kurucu, sorumlu yapıcı aktörü olarak HDP, geleceği aydınlıkla buluşturmanın güvencesidir. Tekrar söylüyorum bunu herkes lütfen iyice belleğine ve bilincine kazısın. Halklarımıza tekrar sesleniyoruz: Birleşelim. Emekçilere sesleniyoruz; ekmeğimiz için, demokrasi için mücadeleyi ortaklaştırma çağrılarının temeli sağlamdır. Demokrasi olmadan ekmek olmaz. Özgür olmayan toplum onurlu bir yaşam sürme imkanına da sahip olmaz. O özgür toplumu, demokratik yaşamı hep birlikte kuracağız. Başta Kürt halkı olmak üzere bütün halkların ortak iradesiyle kuracağız. Emekçilerin, ötekileştirilenlerin ve ezilenlerin ortak mücadelesiyle kuracağız.

Geleceği çalmak isteyen bu düzenin karşısında bizler, bütün toplum, tüm ezilenler, demokrasi güçleri ortak geleceği kurmak için artık harekete geçme değil hareketi hızlandırma dönemindeyiz. Harekete geçme zamanı geçti şimdi birlikte yürümeyi daha da sağlamlaştırmak ve büyüterek ilerletmek zorundayız. Barışın, adaletin, özgürlüğün yılı yapacağız 2022 yılını. Yolumuz açıktır. Riya me vekiriye. emê bi ser bikevin. Em bawer in. Sizleri hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Hak yardımcımız, Hızır yoldaşımızdır.”

Paylaşın

TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Üçüncü Bir İttifak Kurabiliriz

Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Kadıköy’de gazetecilerle buluştu. Genel Başkan Erkan Baş, milletvekilleri Sera Kadıgil, Barış Atay ve Ahmet Şık, soruları yanıtlayarak gündemdeki siyasi tartışmalara dair açıklamalarda bulundu.

İttifak tartışmalarının ana gündem olduğu toplantıda konuşan Erkan Baş, hedeflerinin sol sosyalist bir ittifak ile 20 milletvekilini alarak grup kurmak olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk turda ortak adayla çıkma arzusunda olduklarını dile getiren Baş, Ekmeleddin İhsanoğlu profili haricinde, bugünkü Cumhurbaşkanlığı sistemini değiştirebilecek bir adaya destek verebileceklerini söyledi. Baş, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni referanduma götürecek bir aday olmalı. Biz o koltuğu ‘yakmak’ istiyoruz” dedi.

Milletvekilliği adaylığını da yerellerde ya da merkezdeki platformlarla beraber karar vereceklerini söyleyen Baş, “Örneğin LGBTİ bir milletvekili de olmalı, ancak ona biz şu kişi olsun demeyeceğiz. Örgütlü oldukları dernekleri var Ancak onların işaret ettiği isim olabilir” diye belirtti.

Önümüzdeki dönem parlamentosunun bir nevi kurucu bir görev üstleneceğini ifade eden Baş, amaçlarının bu seçimlerde parlamentoya en az 20 milletvekili sokmak ve bu kurucu mecliste ana muhalefet olmak istediklerini belirtti.

Bu güne kadar sol içi tartışmalara girmediklerini söyleyen Baş “Çağrımız şudur: Seçime girme hakkı olan bütün partiler, kendi listeleriyle bu ittifakın çatısı altında buluşmalı. Gerginlik artırmayacağız ama korku politikalarına da teslim olmayacağız.” dedi.

“Sandıkları koruyacağız”

TİP Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, sandık güvenliğini çok önemsediklerini ve çok fazla insan gücüne ihtiyaç olacağını belirtirken diğer partilerle ortak bir güvenlik ağı oluşturmak için çalışmalara başladıklarını söyledi.

“Gidebileceklerinin kanıtı ortada”

TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ise seçim döneminde bir sertleşmenin olacağını, HDP’nin ya da başka partilerin kapatılması gibi konuların gündemde olduğunu ancak Türkiye Barolar Birliği seçiminde Metin Feyzioğlu’nun kaybetmesi gibi bir örneğin de bulunduğunu hatırlatarak, “Kenetlenildiğinde tek adamların nasıl gidebildiğini çok yakın zamanda baro seçimlerinde gördük. Aynı İBB seçiminde olduğu gibi genel seçimde de birçok hilenin ve baskının olacağını düşünüyorum ama şu da bir gerçek: Evet gidecekler, gidebileceklerinin kanıtı ortada” dedi. Şık, “Ayrıca Kürt meselesine mesafeli bir siyaset ile yanyana durmak çok mümkün değil” dedi.

(Kaynak: Evrensel)

Paylaşın

CHP, Katarla İlişkiler İçin Araştırma Komisyonu İstedi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türkiye ile Katar arasında geliştirilen ilişkilerin, “Türkiye’nin çıkarlarını zedelediği” gerekçesiyle Meclis tarafından incelenmesi için Araştırma Komisyonu kurulmasını istedi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; CHP Grup Başkanvekilleri Engin Altay, Özgür Özel ve Engin Özkoç tarafından hazırlanan araştırma önergesi TBMM Başkanlığı’na sunuldu.

TBMM Genel Kurulu’nda bugün görüşülmesi istenecek önergede, Türkiye-Katar ilişkisinde iktidarın attığı adımların, Katar’ın Türkiye’deki çıkarlarını korumaya yönelik olduğu vurgulandı.

Önergede,“İktidarın yıllardır uygulamaya koyduğu kimi siyasi ve ekonomik karar ve tercihlerin, Katar’ın Türkiye’deki çıkarlarını korumaya yönelik olduğu açıkça görülmektedir” denildi.

Önergede araştırılması istenen bazı iddialar şöyle ifade edildi:

  • Türkiye’nin ulusal tank projesinin, tank üretimi konusunda hiçbir birikimi olmayan Katar Ordusunun ortak olduğu bir şirkete teslim edilmesi ve bu projeyle ilgili olarak Tank Palet Fabrikasının ihalesiz ve bedelsiz olarak devredilmesi,
  • Katarlıların da işletmecisi olduğu limanların işletme hakkı sürelerinin 49 yıla uzatılması,
  • Hiçbir geçerli gerekçesi ve ihtiyacı olmadığı halde Katarlıların arsa topladığı Kanal İstanbul Projesiyle ilgili anlamsız ısrarlar,
  • Katar’ın Exxon Mobil-Katar Petrolleri Ortaklığı aracılığıyla, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminden, bir bölümü Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı içinde kalan bir bölgede ve Ada’nın ortak sahibi Kıbrıs Türklerinin haklarını ihlal ederek doğalgaz arama izni almasına sessiz kalınması,
  • Türkiye’de de maç yayınlarını alan Katar merkezli medya kuruluşunun, spor kulüplerine yapması gereken 300 milyon liralık ödemenin Devlet tarafından yapılması,
  • Bir rekabet ortamı oluşturulmadan Borsa İstanbul’un yüzde 10 hissesinin Katara satılması.
Paylaşın

10 Yeni Dokunulmazlık Dosyası Meclis’te

7 HDP’li (Halkların Demokratik Partisi), 1 DBP’li (Demokratik Bölgeler Partisi) ve 1 TİP’li (Türkiye İşçi Partisi) olmak üzere toplam 9 milletvekiline ilişkin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Tezkereleri, Meclis Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayımlandı.

10 yeni dokunulmazlık dosyası, Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon’a havale edildi. Dokunulmazlıklarının kaldırılması talep edilen vekiller ve haklarındaki dosya sayıları şöyle:

  • HDP Van Milletvekili Muazzez Orhan Işık (1)
  • HDP Van Milletvekili Murat Sarısaç (2)
  • HDP Ağrı Milletvekili Berdan Öztürk (1)
  • HDP Diyarbakır Milletvekili Remziye Tosun (1)
  • HDP Diyarbakır Milletvekili Dersim Dağ (1)
  • DBP Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydeniz (1)
  • HDP Şanlıurfa Milletvekili Ayşe Sürücü (1)
  • HDP Mardin Milletvekili Ebrü Günay (1)
  • TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık (1)

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’de Gelecek Partisi Çatlağı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nin Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e ilişkin yürüttükleri çalışma kapsamında hedeflenen son redaksiyon toplantısı iki haftadır yapılamayınca, kulislerde imza krizi yaşandığı iddia edildi.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; 6 muhalefet partisinin genel başkan yardımcıları, ortak metin için 21 Aralık’ta TBMM’de bir araya gelirken, toplantı sonrasında yapılan açıklamalarda tüm başlıklarda uzlaşıldığı belirtilmişti. Parti temsilcilerinin 28 Aralık’ta son olarak redaksiyon için toplanacakları ve sonrasında ortak metnin genel başkanlara sunulacağı açıklanmıştı.

Ancak o günden bu yana TBMM’de bir toplantı yapılmaması Ankara kulislerini de hareketlendirdi. Muhalefet bloku içerisinde yer alan bazı partilerin üst düzey yöneticilerinden alınan bilgiye göre, Gelecek Partisi, “Ortak metin çalışması, ittifak görüntüsüne neden oluyor” endişesini dile getirdi. İddiaya göre Gelecek Partisi yetkilileri, bu gerekçeyle “Son toplantıyı ve ortak metne imza atılmasını bir süre askıya alalım” talebinde bulundu.

İkna çabası sürüyor

Buna karşın başta CHP, Demokrat Parti ve bazı İYİ Partili yetkililerin ortak metni imzalaması için Gelecek Partisi’ne yönelik ikna çabası içerisinde oldukları belirtildi. Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, 6’lı toplantılarda çok güzel bir ürün ortaya çıktığını ifade etti. Üstün, “Bu ürünün, çıkan bu ortak metnin, heba olmasını hiç kimse istemez, Gelecek Partisi hiç istemez” dedi.

“Akamete uğrayacağını tahmin etmiyorum”

Ortak metinle ilgili parti başkanlık kuruluna kapsamlı bir sunum yaptığını ve genel başkanın da bazı notlar aldığını ifade eden Üstün, “Metin üzerinde ciddi bir çalışma yürüttük. Varsa değişiklik önerileri, liderler toplantısında sunulabilir. Biz bu metnin ilk yazarıyız, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemini ete kemiğe büründüren parti, Gelecek Partisi’dir” ifadelerini kullandı. Üstün, “Redaksiyon toplantısı henüz neden yapılamadı?” sorusunu ise şu sözlerle yanıtladı: “Redaksiyon toplantısı her zaman yapılabilir. Metin kamuoyuna tam sunulacak noktaya geldiğinde yapılabilir. Bizim 6 partinin temsilcileri açısından son aşamaya geldi. Yapılacak işlem neredeyse kalmadı gibi.”

Üstün, “Gelecek Partisi, ortak metne imza atmak istemiyor mu?” sorusu üzerine de, çalışmaya son şeklinin genel başkanlar tarafından verileceğini belirterek, şunları söyledi: “Parti liderleri, imza atılıp atılmayacağını, çalışmanın kamuoyuna ne şekilde sunulacağını kendi aralarında belirleyecektir. Süreci şu ana kadar sağlıklı yürüttük. Zaman zaman yavaşlar, zaman zaman hızlanır. Sadece bizim karar vereceğimiz konular değil. Partilerin kendi iç programları var. Böylesi önemli bir çalışmanın akamete uğrayacağını tahmin etmiyorum.”

Üstün: “İttifak görüntüsü” endişemiz yok

Üstün, “Gelecek Partisi, ittifak görüntüsü içerisinde yer almaktan endişe duyuyor mu?” sorusu üzerine de şunları söyledi: “Biz bu meselenin bir siyasi ittifakla alakalı olmadığını söylüyoruz. Bir siyasi ittifak arayışı başka bir şeydir, böylesi bir konuda iş birliği yapmak da başka bir durumdur. Bu aslında siyasi partiler arasında iş birliğidir. İş birliği ile siyasi ittifakları ayırmak lazım. Bu anlamda bir endişemiz yok. İttifak süreçleri olacaksa bunlar ayrı zeminde yürür.”

Uzlaşılan ilkeler ortak metne işlendi

6 muhalefet partisinin, seçim sonrasında parlamenter sisteme dönüşe ilişkin yol haritası ve ilkelerin belirlenmesi amacıyla ilkini Eylül ayında başlattığı toplantılara CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün, DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya ve Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şahinalp katılıyordu. “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” önerisi doğrultusunda yasama, yürütme ve yargı alanlarında kapsamlı düzenlemelere gidilmiş, bu alanlarda önemli olan ve üzerinde uzlaşılan ilkeler öngörülerek ortak metne işlenmişti.

Paylaşın

Salgın Döneminde Çocuklara Karşı İşlenen Cinsel Suçlar Arttı

İzmir Barosu, çocukların maruz kaldığı cinsel suçlara ilişkin 2020-2021 verilerini açıkladı. Buna göre 2021’de bir önceki yıla göre kent genelinde cinsel suç mağduru çocukların sayısı arttı. 1 Ocak 2020-31 Aralık 2021 tarihleri arasını kapsayan verilere göre, kent genelinde ‘çocuğun cinsel istismarı suçu’ 1078’den 1874’e, ‘reşit olmayanla cinsel ilişki suçu’ 336’dan 340’a, ‘cinsel taciz suçu’ 336’dan 359’a çıktı. Veriler, cinsel suç̧ mağduru çocuklar için Baro tarafından yapılan zorunlu avukat görevlendirmelerinin sayısından derlendi.

Verileri derleyen İzmir Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nden Avukat Zerrin Şenyıl Kale, Corona virüsü salgınında kısıtlamalar nedeniyle eve kapanmanın çocuklara karşı işlenen cinsel suçların artışına neden olduğunu kaydetti. VOA Türkçe’ye değerlendirmelerde bulunan Kale, “Ev içi ortamlar çocuklar için her zaman güvenli olamıyor. (Salgında) çocuklar destek mekanizmalarına ulaşamadılar. Özellikle İzmir ilimizde rehber öğretmenlerimizin bu konudaki rolü çok büyük. Çocuklar genelde ya arkadaşlarına ya öğretmenlerine ya da ailede çok güvendikleri birine bunu anlatabiliyorlar. Çünkü cinsel istismarı dile getirmek çok zor bir olay. Rehber öğretmenlerimiz bu konuda eğitimli. Okulda farklı nedenlerle öğretmenlerine başvuran çocuklar konuştuklarında öğretmenler bunu açığa çıkarabiliyor. Öğretmenlerin bildirim yükümlülüğü var. Corona’da bu da mümkün olmadı. Okulların kapalı kalması, kısıtlamalar, çocukların sokağa çıkamaması yüzünden çocuklara erişmekle yükümlü olan kişiler de çocuklara erişemedi. Çocuklar sağlık ve eğitim hakkından mahrum kaldı. Bunlar beraberinde aile içi ve yakın çevreden gördükleri, maruz kaldıkları istismar sayılarını artırdı” dedi.

“Ne yazık ki devletin böyle bir veri tabanı yok”

Devletin bu kapsamdaki suç verilerini toplamadığı için bu sayıların en az olduğuna dikkat çeken Kale, “Gerçekten de bu istatistikler bize durumun son derece vahim olduğunu ortaya koydu. Bu sadece İzmir iline özgü bir istatistik. Neredeyse iki katına çıkan bir sayı sözkonusu. Ne yazık ki devletin böyle bir veri tabanı yok. Çocuklara yönelik şiddet suçlarıyla ilgili olarak ulusal bir veri tabanı oluşturulması gerekiyor. Böyle bir veri tabanı olmadığı için de olayın vahameti anlaşılamıyor” dedi.

Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelerin bu suçlar kapsamında veri toplanmasını zorunlu kıldığını dile getiren Kale, “Aslında Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, Lanzarote Sözleşmesi gibi tarafı olduğumuz bütün uluslararası sözleşmeler ve bunların ek protokolleri devlete bu konuda veri toplama yükümlülüğü yüklemektedir. Ancak ne yazık ki biz 2017’den beri bu konuda sağlıklı verilere ulaşamıyoruz” sözlerini kullandı. Kale, çocuklara karşı cinsel suçları önlemek için ulusal eylem planı oluşturulabilmesi amacıyla ülke genelinde bu verilerin mutlaka çıkarılması gerektiğini de söyledi.

“Gerek jandarma gerek emniyet kendi içinde bir suç tanımlaması yapıyor”

Adalet Bakanlığı’nın en son 2020 yılına ait açıkladığı Adalet İstatistikleri ’ne göre, 2020 yılında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) cinsel dokunulmazlığa karşı suçları hüküm altına alan maddelerinden TCK ve özel kanunlar uyarınca ceza mahkemelerine acılan davalarda işlenen suç sayısı toplamda 40 bin 819. Bu sayı hem çocuklara hem de yetişkinlere karşı işlenen cinsel suçları kapsıyor. İstatistiklerde çocukların cinsel istismarı suçu 17 bin 948, reşit olmayanla cinsel ilişki suçu 1211 ve yetişkinleri de kapsayan cinsel taciz suçu 14 bin 107 kez işlenmiş görünüyor. Ancak Kale, Bakanlığın sanıklara ait uyruk, yaş grubu ve cinsiyete göre kamuoyuyla paylaştığı bu istatistikler üzerinden, işlenen suçların ne kadarının kovuşturma aşamasına yansıdığını ne kadarının soruşturma aşamasında kaldığının bilinemediğini belirtti.

Çocuklara karşı işlenen cinsel suçlara devlet kurumlarının yaklaşımında da sıkıntı olduğu için verilere yansımadığını söyleyen Kale, “Gerek Jandarma Genel Komutanlığı gerek Emniyet Müdürlüğü kendi içinde bir suç tanımlaması yapıyor. Örneğin ‘aile düzenine karşı suçlar’ diyor. Aile düzenine karşı suçların aslında altında yatan çocuğun cinsel istismarı da olabiliyor. Örneğin İzmir’de zorla evlendirilmek istenen bir kız çocuğu 2017’de emniyet birimlerine başvurmuştu. Ama sonuçta o anne baba, aile düzenine karşı suçlar bölümünde yer alan ‘aile yükümlülüğünü yerine getirmemek’ suçundan ceza aldı. Biz erken yaşta zorla evlendirmelerin bir cinsel istismar olduğunu biliyoruz. Yani eğer bu çocuk güvenlik birimlerine başvurmamış olsaydı, bu çocuk cinsel istismara maruz bırakılmış olacaktı” dedi.

“Koruyucu, önleyici mekanizmalar kurulması bizim için ivedi”

Çocuklara yönelik cinsel istismar suçunun bir şiddet suçu olduğunu söyleyen Kale, “Aslında cinsel istismar küresel bir sorun ama önlenebilir bir toplumsal sorun. Bunun temelinde şiddetin olduğunu gözden uzak tutmamamız gerekiyor. Hak temelli politikalar geliştirilmemesi bunun artış nedenlerinden birisi. Toplumdaki yanlış çocuk algısı yani çocuklarla yetişkinler arasında hiyerarşiye ve güce dayalı bir ilişki kurulmuş olması, çocukların katılma haklarına saygı duyulmaması bunun nedenlerinden bazıları. Çocukların fikri sorulmuyor. Çocukların susması bekleniyor, itaat etmesi bekleniyor. Bu anlamda, yapılan çalışmalar, cinsel istismarın yüzde 70’inin, çocukların yakın çevresinden, güvendiği kişilerden geldiğini ortaya çıkarıyor. Çocukların güven ilişkisi duyduğu kişiler tarafından istismara maruz bırakılması, söyleyememelerine de yol açıyor” diye konuştu.

Türkiye’nin cinsel istismar suçunda dünyada üçüncü sırada geldiğini öne süren Kale, cinsel istismarın yaşanmadan önlenebilmesi için koruyucu mekanizmaların geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Kale, “Koruyucu, önleyici mekanizmalar kurulması, harekete geçirilmesi bizim için ivedi. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Lanzarote Sözleşmesi zaten bunu önceler. Öncelikle koruma ve önleme. Bunun için çok etkin mekanizmaların kurulması gerekiyor. Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın koordineli bir şekilde hareket etmesi gerekiyor. Örneğin mahallelerde çocukların kolay erişebildikleri sosyal destek birimleri, başvuru mekanizmaları kurulabilir. Bu hiç zor değil. Oralarda psikologlar görevlendirilebilir” dedi.

Çocuk Bakanlığı kurulması için çağrıda bulunan Kale, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesindeki Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün yeterli olmadığını söyledi. Çocukların ulaşabileceği acil çağrı hattı kurulması gerektiğini de belirten Kale, siber zorbalığa karşı ise Türkiye’de henüz mevzuat oluşturulmadığını kaydederek bir an önce harekete geçilmesini istedi.

“Sorun mevzuatta değil uygulamada”

Türkiye’de yargı aşamasında ise sorunun mevzuatta değil uygulamada olduğunun altını çizen Kale, “Aslında yasalarımız çok iyi, yasalarımızda sorun yok. Yargı aşamasında soruşturmanın etkin sürdürülememesi, mevzuata uygun bir şekilde çocukların lehine delillerin toplanmaması sıkıntı. Yani orada sanık odaklı hareket ediliyor ne yazık ki. Çocuk adalet sisteminde çocuk odaklı hareket etmek zorundayız. Cezasızlık politikası ne yazık ki Türkiye’de son yıllarda kamu vicdanını yaralayan bir hale dönüşmüş durumda. Özelikle bu aflarla, sık sık dile getirilen infaz yasalarıyla ve iyi hal indirimleriyle çeşitli şekillerde cezalarda indirim sağlanıyor. ‘Nasıl olsa, yargılama sonucunda çok az bir cezaya mahkum oldu. Ben söylesem ne olacak?’ denmesini de beraberinde getiriyor” dedi.

Bu suçlar kapsamında yargılama sırasında çocuklara yönelik koruma politikalarının olmadığını da sözlerine ekleyen Kale, “Çocukların cinsel istismarı soruşturma ve kovuşturma aşamasına girdiği andan itibaren korumanın başlaması gerekiyor” dedi. Kale, bu konudaki haberlerde çocuğun kimliğinin hiçbir şekilde açığa çıkarılmaması ve fail odaklı habercilik yapılması için medya kuruluşlarını da uyardı.

(Kaynak: Amerika’nın Sesi)

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Günlük Vaka Sayısı 65 Binin Üzerinde

Kovid 19’da son 24 saatte 65 bin 236 yeni vaka tespit edilirken, 141 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Maske, ağzı ve burnu kapatacak şekilde takılmalı; sosyal mesafeye daha çok dikkat edilmelidir.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 403 bin 104 test yapılırken, 65 bin 236 yeni vaka tespit edildi. 141 kişi hayatını kaybederken, 38 bin 242 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Omicron varyantının hızlı bulaştığını belirtmiştik. Bu özellik, kişisel tedbirlerin önemini artırdı. Maske, ağzı ve burnu kapatacak şekilde takılmalı; sosyal mesafeye daha çok dikkat edilmelidir. Teste bile ihtiyaç duymamak, hastalığın en hafifinden de çok daha iyi değil mi?

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 9 Ocak verilerine göre, dün 384 bin 49 test yapılmıştı. Dün, 61 bin 727 vaka tespit edilirken, 173 kişi hayatını kaybetmiş ve 35 bin 163 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Boğaziçi Eylemleri Davasında Beş Kişi Hakkında Yakalama Kararı

Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) eylemlerinde gözaltına alınan 97 kişinin yargılandığı davada savunmalar verildi. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuksuz yargılanan öğrencilerden bazıları ve avukatları katıldı.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre; Mahkemede savunma yapan öğrenciler, olay tarihinde basın açıklamasına yapılan çağrıyı sosyal medyadan duyduklarını ve üniversitenin Güney Kampüs Kapısı önüne gittiklerini söyledi.

Avukat sanık Ezgi Önalan, “1 Şubat günü eylem olacağını öğrendiğimizde avukat arkadaşlarla öğrencilerin yanında olalım dedik. Bir öğrencinin üzerinde birçok polis olduğunu görüp yanına gittiğimde ben de gözaltına alındım. Bizim suç duyurularımız soruşturmaya ve kovuşturmaya konu olmalıydı. Adli sicil ile ilgili olarak da devam eden soruşturmalar ve yargılamalar, hatta beraat ile sonuçlanan davalar bile, kanaat oluşturması için dosyaya konuluyor. Bunun hukuksuz olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Mahkeme, 5 sanık hakkında yakalama kararı çıkarılmasına karar verdi. Mahkeme sanık avukatlarının beraat talebinin reddine karar vererek duruşmayı erteledi.

Boğaziçi Üniversitesindeki eylemlerde, 1 Şubat günü basın açıklaması yapmak isteyen öğrencilere yapılan müdahalede, Etiler, Bebek ve üniversitenin Güney Kampüsünde 108 kişi gözaltına alınmıştı. Emniyetteki işlemleri tamamlanan 10 kişi serbest bırakılmış, 98’i ise İstanbul Adalet Sarayı’na sevk edilmişti. Bir kişinin 18 yaşından küçük olması nedeniyle dosyası ayrılmış, 97 kişi hakkında ise iddianame hazırlanmıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 97 şüphelinin ‘toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet’ suçundan 1,5 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istenmişti.

Paylaşın

HDP Bahçelievler İlçe Binasına Saldıran Kişi İtiraz Üzerine Tutuklandı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Bahçelievler İlçe Binası’na 28 Aralık 2021’de yapılan saldırı sırasında kurusıkı tabancayla binaya ateş ettiği ve bıçak kullandığı belirtilen, gözaltına alındıktan sonra ev hapsi kararıyla adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Muhammed E.S. savcılığın itirazı üzerine tutuklandı.

Kurusıkı tabanca ve bıçakla HDP Bahçelievler İlçe binasına giren Muhammed E.S. bina içerisindekilere tehditler savurmuş ve iki kişiyi de yaralamıştı. Olay sonrası kaçan Muhammed E.S. yan tarafta bulunan bir fırına sığınmış; daha sonra olay yerine gelen polis ekipleri tarafından gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından 3 Ocak’ta İstanbul Adalet Sarayı’na çıkarılan Muhammed E.S. savcılıkça, “Kasten yaralama” ve “Silahlı tehdit” suçlarından tutuklanması talebiyle mahkemeye sevk edilmişti. Nöbetçi İstanbul 3. Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkarılan Muhammed E.S. hakkında ev hapsi şeklindeki adli kontrol kararının uygulanmasına karar verilmişti.

Savcılık, ev hapsi kararına itirazda bulunarak şüphelinin tutuklanmasını talep etmişti. HDP, saldırganın serbest bırakılması kararını “Katillerin sırtının sıvazlandığının ve saldırganların teşvik edildiğinin göstergesidir” ifadeleriyle değerlendirmişti.

Paylaşın