Son Bir Ayda 52 Binden Fazla Suriyeli Ülkesine Geri Döndü!

Hatay sınırında açıklama yapan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “8 Aralık’tan bugüne 52 bin 622 Suriyeli ülkelerine gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli bir şekilde dönüş yaptı” dedi ve ekledi:

“Bu 52 bin 622 dönen Suriyeli kardeşimizin 41 bini aile, geriye kalanlar ise tek giden kişiler olduğunu ifade etmek istiyoruz.”

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Hatay Cilvegözü sınırında açıklamalarda bulundu. Karar Gazetesi’nin aktardığına göre; Yerlikaya, açıklamasında özetle şu ifadeleri kullandı:

“Bugün itibarıyla 2 milyon 880 bin Suriyeli bulunuyor. Onurlu, güvenli bir şekilde geri dönüşleri devam ediyor. 2017’den bugüne güvenli, onur dönenlerin sayısı 792 bin 625 olmuştur. Suriye özgürlüğüne kavuşmadan önce dönüşlerde aylık ortalama 11 bin 66’tü.

8 Aralık’tan bugüne 52 bin 622 Suriyeli ülkelerine gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli bir şekilde dönüş yaptı. Bu 52 bin 622 dönen Suriyeli kardeşimizin 41 bini aile, geriye kalanlar ise tek giden kişiler olduğunu ifade etmek istiyoruz.

8 Aralık’tan sonra gönüllü ve güvenli geri dönüşle ilgili Suriyeli sivil toplum kuruluşlarıyla istişarelerde bulunduk. Bizden bir ricası vardı. Kış zamanı çoluk çocuk gitmeyelim, önden eksikleri giderelim. Buna bir isim konuldu: Öncü Göçmen.

1 Ocak-1 Temmuz arasında öncü göçmenler, diğerleri adına Göç İdaresi’ne müracaat ettikleri zaman aynı gün içinde izin veriliyor. 6 ay içinde 3 kere giriş çıkış yapabilecekler. 10 günlük sürede bin 766 öncü göçmen gitti.”

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan MHP’ye Sert Sözler: Rakibimiz Ve Muhatabımız Değil

Ankara Çukurambar’da konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Biz hep konuşan Türkiye ve demokrasi çağrısı yaptık. İktidara payanda olmakla yetindiği için MHP bizim siyasi rakibimiz ve muhatabımız bile değildir” dedi ve ekledi:

“Kendilerini bugün karşı karşıya bulundukları panik halinden uyanmaya davet ediyorum. Şahsımın tehdit edilmesi umurumda değildir. Üniter devlet yapımıza halel getirecek her adıma karşı çıkacağıma söz veriyorum.”

Dervişoğlu, konuşmasının devamında, “Bu cüret nereden kaynaklanıyor? Nereden beslenmektedirler? Bu ucube rejim, tek adamlık anlayışı tetikçileri içeri yollayıp azmettiricileri dışarıda gezdiriyorsa yazıklar olsun bu memleketin adalet nizamına. Bizi yıldırmak, korkutmak istiyorlar. Biz ilk kez tehdit ve saldırıyla karşılaşmadık. Türkiye’de istibdada asla geçit vermeyeceğiz ve yolcuğumuzu adalet, eşitlik ve hürriyet için sürdürmeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Ülkü Ocakları Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım’a yanıt amacıyla Sinan Ateş’in öldürüldüğü yerde açıklama yaptı. Dervişoğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Ben bu ahlaksızlığa cevap verirsem onlara paye vermiş olurum. Siyasi muhataplarım bellidir. Sorumluluğu olanları sorumluluklarını hatırlatmak için buradayım. Bir tehditle karşı karşıya bırakıldım. Adresimi bilemeyebilirler, onların en iyi bildiği yer basın toplantısını düzenliyorum. Tehdidin üzerinden 16 saat geçti.

Üzerinden 16 saat geçmiş olmasına rağmen Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı tarafından atılmış bir adım yoktur. Bir tweet’ten, dil sürçmesinden, köşe yazısından insanları sabaha karşı evinden alıp savcılığa götüren sorumlular bugün neden vaziyet almıyorlar bunun cevaplanmasını istiyor ve kendilerini görevlerini doğru biçimde yapmaya davet ediyorum.

Korkuyorlar mı? Öyleyse kimden? Bu katillerin, tehditkarların hamilerinden mi çekiliyorlar? Biz anayasal hakkımızı kullanarak siyaset yapıyoruz. Bu suçlar sıradan suçlar değil. Bazı insanların suç işleme veya suça azmettirme imtiyazları ve özgürlükleri mi var? Can ve mal güvenliğimiz TBMM’deki sıfatlarımızdan değil vatandaşlık haklarımızdan kaynaklanıyor.

Şahsıma yöneltilen saldırılar ne zaman başladı? Her şeyin miladı 22 Ekim’dir. Abdullah Öcalan’a TBMM’de kürsüde söz hakkı verilmesine talep edildiği noktada ona karşı duruşumdan dolayı bir tehdidin muhatabı oldum. Abdullah Öcalan TBMM’ye gelip konuşacak ona umut hakkı vaat edilecek ama Müsavat Dervişoğlu Ankara’nın sokaklarında gezemeyecek öyle mi? Havanızı alırsınız.

Biz hep konuşan Türkiye ve demokrasi çağrısı yaptık. İktidara payanda olmakla yetindiği için MHP bizim siyasi rakibimiz ve muhatabımız bile değildir. Kendilerini bugün karşı karşıya bulundukları panik halinden uyanmaya davet ediyorum. Şahsımın tehdit edilmesi umurumda değildir. Üniter devlet yapımıza halel getirecek her adıma karşı çıkacağıma söz veriyorum.

Bu cüret nereden kaynaklanıyor? Nereden beslenmektedirler? Bu ucube rejim, tek adamlık anlayışı tetikçileri içeri yollayıp azmettiricileri dışarıda gezdiriyorsa yazıklar olsun bu memleketin adalet nizamına. Bizi yıldırmak, korkutmak istiyorlar. Biz ilk kez tehdit ve saldırıyla karşılaşmadık. Türkiye’de istibdada asla geçit vermeyeceğiz ve yolcuğumuzu adalet, eşitlik ve hürriyet için sürdürmeye devam edeceğiz.”

Tartışma nasıl başladı?

Tartışma, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 7 Ocak Salı günü düzenlenen grup toplantısı sırasında, isim vermeden İYİ Partililere atıfta bulunmasıyla başladı. Bahçeli, “Kurt, kurdu tanır ancak biz bunları tanımıyoruz ve hiç de takmıyoruz. Bizim dava ve vatan sevdamızı tartıya çıkaracak, bununla da kalmayıp tartışmaya açacak, ülke ve ülkü heyecanımızı kurcalayıp aşındıracak bir siyasi fırıldağı henüz hiçbir kundak sarmamıştır” dedi.

İYİ Parti, 25 Ekim 2017’de, eski MHP’li Meral Akşener, Koray Aydın, Ümit Özdağ, Nuri Okutan gibi isimler tarafından kuruldu.

Müsavat Dervişoğlu, Bahçeli’nin açıklamalarına cevap olarak 8 Ocak Çarşamba günü düzenlenen İYİ Parti Grup Toplantısı sırasında Bahçeli’ye seslendi: “Şahsına bu zamana kadar gösterdiğim saygıyı, o koltuğun gerçek sahibine duyduğum vefanın sadakası saymanı da temenni ediyorum. Bu kadarı sana yeter, fazlası da zaten bana yakışmaz. Biz seni topaç gibi kimlerin çevirdiğini biliyoruz.”

Bunun üzerine Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım, aynı günün akşamı sosyal medyadan bir video yayınladı. Bu videoda Yıldırım’ın, “Bizim değerlerimize, bizim davamıza, bizim liderimize laf söyleyene biz haddini bildiririz. Kimse bizim sınırlarımızı ihlal etmeye kalkışmasın” dediği görülüyor.

Ülkü Ocakları, Türk milliyetçiliğini, Türk kültürünü ve tarihini savunan, Türk gençliğini idealist ve milli değerlerle yetiştirmeyi amaçlayan, MHP’nin ideolojik temellerine yakın bir çizgide faaliyet gösteren bir kuruluş.

Paylaşın

DEVA Partisi, Saadet Partisi Ve Gelecek Partisi “Yeni Yol”da Buluşuyor

Meclis’te güçlü bir grup kurmayı hedefleyen Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi, “çatı parti” kuruluşunda anlaştı. Edinilen bilgilere göre, “çatı parti” için ağırlık kazanan isim ise “Yeni Yol Partisi”.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan ve DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, çatı partiye son biçimini vermek için yarın bir araya gelme kararı aldı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın‘ın parti kaynaklarından edindiği bilgilere göre, her üç parti kurumsal kimliklerini koruyacak ve mevcut genel başkanlar da partilerinin başında kalacak. Ancak milletvekilleri , TBMM’de yeni parti çatısı altında grup kurarak temsil edilecek.

Partinin kuruluş dilekçesinin Cuma günü İçişleri Bakanlığı’na verilmesi, gelecek hafta başında da Meclis Başkanlığı’nda grup kuruluşuna ilişkin başvurulması hedefleniyor.

Çatı partinin logosunun netleştiği, ismi üzerinde de büyük ölçüde uzlaşma sağlandığı öğrenildi. Parti ismi için “Demokrasi İçin Birlik”, “Türkiye İçin Birlik” ve “Yeni Yol” Partisi isimleri gündeme geldi. Ancak parti kulislerinden yansıyan bilgilere göre, “Yeni Yol Partisi” ismi ağırlık kazandı.

Çatı parti formülü üzerinde üç partinin uzlaştığı bildirilirken, Gelecek Partisi’nin ardından DEVA Partisi’nde de arka arkaya istifalar yaşandı.

Ankara Milletvekili Nedim Yamalı’nın geçen ay istifasıyla Saadet Partisi çatısı altında Gelecek Partisi’nin katılımıyla oluşturulan Meclis grubu düşmüş, DEVA Partili Mehmet Emin Ekmen ve Ertuğrul Kaya’nın bu partiye katılımıyla, grubun yeniden oluşması sağlanmıştı.

Çatı parti oluşumu, DEVA Partisi’nden de istifaları getirdi. İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “atalet içinde olmakla” eleştirdiği partisinden 26 Aralık’ta istifa etti.

Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın ise “DEVA Partisi bir çatı bünyesinde farklı bir yola giriyor” açıklamasıyla, Salı günü partisinden ayrıldı. Dalgın’ı, Çarşamba günü ise eski Devlet Bakanı da olan Selma Aliye Kavaf izledi. Kavaf, “Çatı parti kararını doğru bulmadığını” belirterek, istifasını açıkladı.

Son istifalarla, DEVA Partisi’nin milletvekili sayısı resmi olarak 10’a düştü. Çatı Parti kuruluşuna kadar yeni istifalar olmazsa, yeni Meclis grubunun 30 üyeli olması bekleniyor.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’nun ‘Siyasi Yasak’ Davası 11 Nisan’a Ertelendi

Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde ‘ihaleye fesat karıştırdığı’ iddiasıyla yargılandığı ve yargılama kapsamında siyasi yasak ve hapis cezası talep edilen dava 11 Nisan 2025 tarihine ertelendi.

Davaya ilişkin hazırlanan iddianamede, Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 7 kişinin ‘ihaleye fesat karıştırma’ iddiasıyla 3’er yıldan 7’şer yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edilmişti. Ayrıca 7 kişi hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi gereğince siyasi yasak uygulanması da istenmişti.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde ‘ihaleye fesat karıştırdığı’ iddiasıyla yargılandığı davanın sekizinci duruşması bugün Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Saat 15:00’da başlayan duruşmada savcı, mütalaa vermek için ek süre istedi. Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat ise savcının dosya birleştirme talebine itiraz ederek duruşmaya ara verilmesini ve mütalaanın açıklanmasını istedi. Kararını açıklayan mahkeme, davayı 11 Nisan saat 15.00’a erteledi.

Siyasi yasak davası nedir?

Ekrem İmamoğlu, ilk kez İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığına seçildiği 2019 yılının kasım ayında Fransa’nın Strazburg kentinde düzenlenen Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’ne davetli olarak katılmış ve bir konuşma yapmıştı.

O dönem Türkiye İçişleri Bakanı olarak görev yapan AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, İmamoğlu için “Avrupa Parlamentosu’na gidip, Türkiye’yi şikayet eden ahmağa söylüyorum. Bunun bedelini bu millet sana ödetecek” demişti.

İmamoğlu ise Soylu’ya “31 Mart’ta seçimi iptal edenler ve dünyada, Avrupa’da, onların gözünde nereye düştüğümüz noktasında, o olan şeylere, biten şeylere baktığımızda, tam da işte 31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır. Önce ona bir odaklansın” cevabını vermişti.

Bunun üzerine Türkiye’deki seçimleri organize eden Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) üyeleri hakarete uğradıklarını ve mağdur olduklarını belirterek İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazılı suç duyurusunda bulunmuştu.

Başsavcılığın hazırladığı iddianamede “kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı görevlerinden dolayı alenen hakaret” suçundan İmamoğlu’nun 1 yıl 3 ay 15 günden 4 yıl 1 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenmişti.

İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk ayağında Ekrem İmamoğlu’na 2 yıl 7 ay 15 gün hapis ve siyasi yasak cezası verilmişti.

Dava, son iki yıldır Türkiye’de “Temyiz Mahkemesi” olarak da kabul edilen Yargıtay’ın bir alt basamağı İstinaf Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor.

Paylaşın

Saadet Partisi Lideri Arıkan: 85 Milyonun Kazandığı Bütün Süreçlerin Yanında Oluruz

Saadet – Gelecek ortak grup toplantısında konuşan Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan, DEM Parti İmralı heyetinin ziyaretleriyle ilgili, “Bu süreçte temel bir ilkemiz var; çözümün olduğu, milletin menfaatinin olduğu, birkaç kişinin değil herkesin, 85 milyonun kazandığı bütün süreçlerin yanında oluruz. Sürecin en önemli parametresinin şeffaflık olduğuna inanıyoruz. Hangi düzeyde olursa olsun, böyle önemli bir konuda ‘kapalı kapı’ siyasetini desteklemiyoruz.” dedi.

Sürece katkı sağlayabileceklerini ancak bazı kaygıları da olduğunu dile getiren Arıkan, “Adada konuşanların siyasete katıldığı ama salonda konuşanların nezarete atıldığı bir süreç kimseye fayda getirmez. Sürecin amacının siyasi hesaplar değil, meseleye kalıcı çözüm üretmek olduğu ve tüm tarafların samimiyeti konusunda kamuoyu ikna edilmelidir. Bu süreçte; kaygıların giderilmesine bakacağız, şehit analarına bakacağız, şehit çocuklarına bakacağız, en önemlisi milletimizin arzusuna bakacağız. Zaten bunlar sağlanırsa, çözüm kolay demektir. Bunlar sağlanmazsa bir çözüm yok demektir.” ifadelerine yer verdi.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Saadet – Gelecek Grup Toplantısında yaptığı konuşmada önemli mesajlar verdi. Ülkenin temel sorunlarına yönelik kapsamlı bir değerlendirme yapan Arıkan, gündemin sıcak başlıklarını ele aldı. Engelli vatandaşların sorunlarından Filistin meselesine, gazetecilerin haklarından ekonomik sıkıntılara kadar geniş bir yelpazede açıklamalar yapan Arıkan, iktidarın politikalarını sert bir dille eleştirdi.

Konuşmasına, Saadet Partisi’nin TBMM’deki duruşuna destek veren siyasi partilere teşekkür ederek başlayan Arıkan, “Sesimize ve sözümüze destek veren, parlamento tarihimiz açısından tarihe geçen bir duruş ortaya koyan Sayın Özgür Özel’e ve çok değerli çalışma arkadaşımız Sayın Ali Fazıl Kasap Bey’e içtenlikle teşekkür ediyorum. Ayrıca yine tüm parlamentolara örnek olacak bir tavır gösteren, bundan sonra yapacağımız güzel çalışmaların temelini atan, DEVA Partisi Genel Başkanı Sayın Ali Babacan’a, milletvekili arkadaşlarımız Mehmet Emin Ekmen ve Ertuğrul Kaya vekillerimize teşekkür ediyorum.” dedi.

Arıkan, konuşmasının önemli bir bölümünü Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası’na ayırarak, bu haftanın toplumsal farkındalığı artırma potansiyeline dikkat çekti. Görme engelli bireylerin karşılaştığı zorluklara ve toplumsal hayata tam katılımlarının önemine vurgu yapan Arıkan, bu konuda şunları ifade etti: “İçerisinde bulunduğumuz bu hafta Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası. Bu vesileyle bu anlamlı haftanın bir farkındalığa vesile olmasını temenni ediyorum. Görme engelli vatandaşlarımızın hayatın her alanında olması, güvenli ve bağımsız bir şekilde yaşamaları için devlete ve topluma büyük bir ödev düşmektedir.”

Ayrıca, engellilerin hayatını daha da zorlaştıran ÖTV düzenlemesine de değinerek, “Yakın zamanda başta görme engelliler olmak üzere engellilerimizin önüne yeni engeller konuldu. 2024 yılının son günlerinde Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nda yapılan değişiklik engelli vatandaşlarımızı üzdü. Mecliste bunun sakıncalarını belirtmemize rağmen, bu düzenleme maalesef Ak Parti ve MHP oylarıyla meclisten geçti. Bu düzenleme; gelir kriteri bahanesiyle binlerce bakıma muhtaç bireyin kaderine terkedilmesi, KDV kanunu değişikliği ile ithal protez, ortotik cihaz ve tekerlekli sandalyelere erişemez hale gelmesi, ehliyet kodları ile ortopedik ve işitme engellilerin ehliyetlerinin iptal edilmesi, hafif zihinsel engellilerin eğitim haklarının yok sayılması demektir. Tüm bunlar doğrudan olmasa da dolaylı yollardan, engellilerimizin haklarının gasp edilmesi demektir.” dedi.

Arıkan, basın özgürlüğünün ve doğru haberciliğin önemine vurgu yaparak, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutladı. Özellikle dezenformasyonun yaygınlaştığı bir dönemde, etik ve tarafsız haberciliğin önemine dikkat çeken Arıkan, bu konuda şunları söyledi: “Toplumun haber alma hakkı için gece gündüz çalışan, doğru, etik ve tarafsız bir habercilik örneği ortaya koyan tüm gazetecilerimizin çok önemli bir vazifeyi icra ettikleri unutulmamalıdır. Dezenformasyonun ve yandaş muhabirliğin geçer akçe olduğu bir dönemde gerçekten ve meslek etiğinden ödün vermeyen tüm gazetecilerimize teşekkürü bir borç biliyoruz.”

Ayrıca, Gazze’deki gerçekleri dünyaya duyuran gazetecilere de özel bir selam göndererek, “Siyonizm’in vahşeti altında canını hiçe sayarak yaşanan soykırımı, tüm dünyaya duyuran kahraman gazetecilerimize selam ediyor; bu uğurda hayatını kaybedenleri rahmet ve minnetle yâd ediyorum.” dedi.

Arıkan, Saadet Partisi’nin önceliklerinden birini oluşturan Gazze konusuna tekrar değinerek, bölgedeki insani krize dikkat çekti. Uluslararası toplumun ve özellikle İslam ülkelerinin sessizliğine tepki gösteren Arıkan, “Gündemimiz; bombalardan, kimyasal silahlardan, sağ çıkıp donarak ölen Gazzeli masum çocuklardır. Savaşla ve açlıkla sınanan el kadar yavruların bedenleri soğuğa yenik düşüyor. 2025 yılında, tüm dünyanın gözü önünde çocuklar donarak can veriyor. Bunda sessiz kalan herkesin suçu var. Kemal Advan Hastanesi’nin boşaltılmasında, yaralıların ölüme terk edilmesinde herkesin suçu var. Bu apaçık bir savaş suçudur. Savaş suçu işleyenlerle kol kola yürüyenler de bu kara lekenin ortaklarıdır.” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, iktidarın Filistin ve Gazze’ye yönelik politikalarını eleştirerek, iktidarın asıl görevinin protesto düzenlemek ve algı yönetmek olmadığını, aksine yaşanan soykırımı engellemek için etkin diplomasi yürütmek, İslam ülkelerine önderlik etmek ve caydırıcı kararlar almak olduğunu ifade  eden Arıkan, “Çok şeyler söyledik ama iktidarın İsrail politikasını birkaç cümle ile ifade edecek olursak; Üstü hamaset, ortası ticaret, alt tarafı nedamet olan politikayı takip ediyorlar. Böyle oluncada Filistin’de hamaset sebep, sefalet sonuç oluyor.” dedi.

Arıkan, Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu zor durumu rakamlarla ortaya koyarak, iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi. Özellikle enflasyon ve maaş zamları arasındaki uçuruma dikkat çeken Arıkan, vatandaşların alım gücünün ciddi şekilde azaldığını vurguladı. Bu konuda Arıkan, “Nereye giderseniz gidin Dünyanın her yerinde zamlar, mevcut enflasyona göre yapılırken, iktidar tarihte ilk kez beklenen enflasyon yani 2025 enflasyon oranlarına göre zam vererek 85 milyon insanımızın hakkını, emeğini, alınterini çaldı. Bakınız; kira artışı %5851, gıda enflasyonu %43,5, yeniden değerleme oranı %43,93, akaryakıt fiyat artışı %50, elektrik ve doğalgaz zam artışı %38 olarak gerçekleşti. Fakat maaş zammı bununla doğru orantılı olmadı. Asgari ücrete: %30, emekliye: %15,75, memur ve memur emeklisine: %11,55 zam artışı gerçekleşti. Şu rakamlar, bu tablo ne demek biliyor musunuz? Maaş 22.000 lira, açlık sınırı 22.000 lira demektir. Böyle bir şey hiçbir lisanda açıklanamaz.” diyerek iktidarı sert bir şekilde eleştirdi.

Emeklilerin yaşadığı geçim sıkıntısına dikkat çeken Arıkan, en düşük emekli aylığının yetersizliğini vurguladı. Geçmiş dönemdeki düzenlemelerle kıyaslama yaparak, emeklilerin hak kaybına uğradığını savunan Arıkan, “Bakınız sadece 2008’de yapılan düzenlemeler bile korunsaydı, bugün en düşük emekli maaşı 30.000 TL’nin üzerinde olacaktı. Fakat sisteme yapılan saçma sapan müdahalelerden dolayı, bugün en düşük emekli maaşı 7-8 bin liraya kadar düştü. Milyonlarca emekli ve asgari ücretlinin açlık sınırının altında bir maaşla yaşam mücadelesi vermesi haksızlıktır, zulümdür.” ifadelerini kullandı.

Arıkan, iktidarın ekonomi anlayışını “asansör modeli” olarak tanımlayarak, bu modelin eşitsizliği derinleştirdiğini savundu. Bir kesimin zenginleşmesi pahasına geniş halk kitlelerinin yoksullaştığını belirten Arıkan, “Bilirsiniz asansörlerin yukarı çıkması için yan taraflarına bağlanan ağırlıkların aşağı inmesi lazım. İşte iktidarın yaptığı tam olarak bu. Faiz lobileri, ihale sahipleri, rantçı iş insanları asansörde yükseliyor; aziz milletimiz diğer taraftan zemine çakılıyor.” dedi.

Kuzey Marmara Otoyolu’na yapılan örtülü zamma ve iktidarın ekonomi politikalarına sert eleştirilerde de bulunan Arıkan, “Kuzey Marmara Otoyolu’na yapılan örtülü zam oranı %65. Araç geçiş ücretine zam yapmayan iktidar; garanti araç geçiş sayısına %65 zam yaptı. Bu Beşli çetenin cebine girecek olan zam oranıdır. 208 milyon adet olan garanti geçişi, bu sene 344 milyona çıkarıldı. Bu da şu anlama geliyor. Şu anda Türkiye’deki mevcut olan bütün araçlar otoyolu 22 defa kullansa bile bu rakama ulaşılamıyor. Asgarî ücretliye %30, memura %11, emekliye %15  zam yapılırken; Ekonomi çetelerine giden paraya da %65 zam yapılıyor. Şimdi niçin ‘büyüyoruz’ dediklerini daha iyi anlıyoruz. Çünkü onlar gerçekten büyüyorlar, uçuyorlar, yükseliyorlar. Ama emekçimiz gittikçe yoksullaşıyor.” dedi.

“2024’te emeklinin başına gelen, 2025’te Ailenin başına gelmez!”

Arıkan, ekonomik sorunların toplumsal dokuyu da olumsuz etkilediğini vurgulayarak, aile kurumunun zayıflaması, kadına şiddet ve çocuklara yönelik suçların artması gibi sorunlara dikkat çekti. Toplumsal değerlerin erozyona uğradığını savunan Arıkan, “2025 yılını Aile Yılı ilan ettiler. Çökmek üzere olan aile kurumu bu kararla birlikte tamamen çökecektir. Çünkü iktidar neresi en çok bozulmuşsa, orada iş yapıyormuş gibi görünmeyi sever. 2024 yılını Emekliler Yılı ilan etmişlerdi. Cumhuriyet tarihi boyunca emeklinin bu kadar mağdur olduğu bir yıl olmamıştı. Şimdi sıra aileye geldi. İnşallah 2024’te emeklinin başına gelen, 2025’te Ailenin başına gelmez!” ifadelerini kullandı.

“Biz ekonomiyi düzeltiriz. Fabrikalar açarız, enflasyonu bitiririz, üretimi artırırız. Milli Görüş için ekonomi yönetimi elbette zor değildir. Çünkü biz bunu yaptık, aziz milletimiz razı oldu, ülkemiz kalkındı. Biz yine yaparız. Ama bozulan bir nesilse, bir anlayışsa orada iş zordur. Her nesil bir sonraki nesillerin mayası ve hamurudur. Siz bu nesli bozarsanız sonrasında toparlaması imkânsız olur. Kötülüğün cezalandırılmadığı toplumlarda ahlaklı nesil yetiştirmek imkansızdır. Bizim nesil kaybetme lüksümüz yok, bizim kötü alışkanlıklara teslim edeceğimiz tek bir insanımız yok. Bütün bunlardan görüyoruz ki; Türkiye’nin tek çözüm yolu ‘Önce Ahlak ve Maneviyat’ ilkesine geri dönmektir.”

Arıkan, DEM Parti heyetinin ziyaretini değerlendirerek, siyasi diyalogun önemine vurgu yaptı. Başlayan sürecin şeffaflık içinde yürütülmesi gerektiğini belirten Arıkan, “Bu süreçte temel bir ilkemiz var; çözümün olduğu, milletin menfaatinin olduğu, birkaç kişinin değil herkesin, 85 milyonun kazandığı bütün süreçlerin yanında oluruz. Sürecin en önemli parametresinin şeffaflık olduğuna inanıyoruz. Hangi düzeyde olursa olsun, böyle önemli bir konuda ‘kapalı kapı’ siyasetini desteklemiyoruz.” dedi.

Sürece katkı sağlayabileceklerini ancak bazı kaygıları da olduğunu dile getiren Arıkan, “Adada konuşanların siyasete katıldığı ama salonda konuşanların nezarete atıldığı bir süreç kimseye fayda getirmez. Sürecin amacının siyasi hesaplar değil, meseleye kalıcı çözüm üretmek olduğu ve tüm tarafların samimiyeti konusunda kamuoyu ikna edilmelidir. Bu süreçte; kaygıların giderilmesine bakacağız, şehit analarına bakacağız, şehit çocuklarına bakacağız, en önemlisi milletimizin arzusuna bakacağız. Zaten bunlar sağlanırsa, çözüm kolay demektir. Bunlar sağlanmazsa bir çözüm yok demektir.” ifadelerine yer verdi.

Paylaşın

DEM Parti İmralı Heyeti’nin Demirtaş Ve Yüksekdağ’ı Ziyaret Edeceği Tarih Netleşti

DEM Parti İmralı Heyeti, Edirne F Tipi Cezaevi’nde bulunan Selahattin Demirtaş’ı 11 Ocak Cumartesi günü, Kandıra Cezaevi’nde bulunan Figen Yüksekdağ’ı 12 Ocak Pazar günü ziyaret edecek.

Haber Merkezi /  28 Aralık’ta İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşme yapan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) milletvekilleri Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder ile yerine kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’ten oluşan heyet görüşme turlarına devam ediyor.

DEM Parti kaynaklarından edinilen bilgiye göre, DEM Parti İmralı Heyeti, Edirne F Tipi Cezaevi’nde bulunan Selahattin Demirtaş’ı 11 Ocak Cumartesi günü, Kandıra Cezaevi’nde bulunan Figen Yüksekdağ’ı 12 Ocak Pazar günü ziyaret edecek.

DEM Parti İmralı Heyeti, yılbaşından sonra siyasi partilerle temaslara başlamıştı. 2 Ocak’ta TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşen DEM Parti heyeti, daha sonra MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret etmişti. DEM Parti heyeti bu hafta ise AK Parti, CHP, Gelecek Partisi, Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Yeniden Refah partisine ziyaretler gerçekleştirmişti.

28 Aralık’ta İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan’a ilk ziyareti yapan DEM Partili Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder’in ikinci kez İmralı’ya gitmesi bekleniyor.

Çözüm Süreci: Çözüm süreci, Türkiye’de 2013-2015 yılları arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı.

Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı. Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor. PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın

DEVA Partisi’nde İstifa Depremi: Meclis’teki Sandalye Sayısı 11’e Düştü

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın, partisinden istifa ettiğini açıkladı. Burak Dalgın’ın istifasıyla birlikte DEVA Partisi’nin Meclis’teki sandalye sayısı 11’e düştü.

Haber Merkezi / Dalgın, istifa açıklamasında, uzun süredir eleştirilerini parti yönetimine ilettiğini belirterek, “DEVA Partisi bir çatı bünyesinde farklı bir yola giriyor” dedi ve ekledi:

”Milletimizin önce anketlerde beyanlarıyla, sonra 2023 ve 2024 seçimlerinde oylarıyla işaret ve talep ettiği köklü değişim maalesef gerçekleşmedi. Halbuki, aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar bekleyemeyiz.”

Ekim ayındaki büyük kongrede parti yönetiminde görev almadığını hatırlatan Burak Dalgın, son süreçte de ‘karmaşık mekanizmaların siyaset mühendisliği olarak algılanma, kimlik erozyonunu hızlandırma ve geniş kitlelere erişimi zorlaştırma riskleri’ni vurguladığını söyledi.

DEVA’nın programını yazarken amaçlanan ‘vatandaşlarımızın ortak meselelerine somut çözümler sunmak, Türkiye’yi yönetme’ hedefinin arkasında olduğunu belirten Dalgın ”Türkiye’mizin vasatlığı yenmesi, fırsat pencerelerini değerlendirmesi ve dünyayla her alanda yarışabilmesi için çalışmayı artan bir şevkle sürdüreceğim” dedi.

Burak Dalgın kimdir?

1978 yılında Bursa’da dünyaya gelen Burak Dalgın, kariyerine Koç Topluluğu’nun erken aşama teknoloji girişim yatırımlarında başladı, daha sonra McKinsey danışmanlık firmasının New York ve Boston ofislerinde yöneticilik yaptı.

2008’de Türkiye’ye dönen Burak Dalgın, Orta ve doğu Avrupa’yı kapsayan iki girişim sermayesi fonu yönetti. Türkiye’nin muhtelif yerlerindeki yatırımlarıyla yeni fabrikalar açılmasına ve binlerle ifade edilen istihdam oluşturulmasına öncülük eden Burak Dalgın, yatırımlarından biri Harvard Üniversitesi’nde vaka çalışması olarak okutulmaktadır.

Burak Dalgın, Türkiye ve Avrupa ülkelerinde çeşitli şirketlerde ve sivil toplum kuruluşlarında (EDAM düşünce kuruluşu, Keiretsu melek yatırım ağı) yönetim kurulu üyeliği yapmaktadır. TEV yurtdışı bursiyeri ve Eisenhower Fellow’dur.

Burak Dalgın, Boğaziçi Üniversitesi Makina Mühendisliği (lisans) ve Harvard Business School MBA (işletme yüksek lisans) mezunudur.

Paylaşın

Beş Partiden “Cumhuriyetçi Cephe” Kurma Hazırlığı

Aralarında ATA Parti ve Memleket Partisi’nin de olduğu beş siyasi partinin, İYİ Parti şemsiyesi altında bir araya gelerek, “Cumhuriyetçi Cephe” kurma hazırlığında olduğu öğrenildi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yaptığı çağrı ile başlayan İmralı süreci, kendini milliyetçi – cumhuriyetçi olarak tanımlayan siyasi partilerin tepkisini toplamaya devam ediyor.

İYİ Parti ise Meclis’te grubu olan partiler arasında ise sürece ilişkin en net tavrı koyan parti olarak yorumlanıyor.

Sürece karşı tavır koyan 5 siyasi partinin, İYİ Parti şemsiyesi altında “Cumhuriyetçi Cephe” kurma hazırlığında olduğu ve İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun yarın TBMM’de gerçekleşecek grup toplantısında siyasi partilere bu yönde çağrı yapacağı öğrenildi.

Yaşanan gelişmelerin detaylarını ATA Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, Cumhuriyet’ten Merve Kılıç‘a değerlendirdi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerine bağlı ve bu konuda duyarlı olan siyasi partiler olarak bir araya geldiklerini söyleyen Zeybek, “ATA Parti, Adalet Partisi, Doğru Parti, Memleket Partisi ve Yurt Partisi olarak birlikte hareket edelim diye toplantılar yapıyoruz. Ancak dedik ki bizimle aynı çizgide söylemleri olan, DEM Parti ile görüşmeye karşı olan İYİ Parti var. Çünkü biz DEM’le görüşmenin bölücülüğe katkı olduğunu düşünüyoruz. Meclis’te grubu var. Yukarıya doğru tırmanan ve yüzde 5 ile 9 arasında oyu olan bir parti. İYİ Parti’nin de böyle bir çağrısı oldu” dedi.

Zeybek, “Çağrıya biz uyalım ve sonra başka aynı değerlerde olan başka partiler de katılabilir. Biz oluşuma ‘Milliyetçi Cephe’ değil, ‘Cumhuriyetçi Cephe’ dedik. Tabi ki Cumhuriyetin temel tezlerinden biri milliyetçiliktir. Ancak biz burada ön plana Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerini bağlı kalarak birliğini sürdürmesi konusunu aldık” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti’den kendilerine Genel Başkanlık düzeyinde çağrının gerçekleştiğinin altını çizen Zeybek, gözlerin yarınki İYİ Parti Meclis Grup toplantısında olduğunun altını çizdi.

“Türk siyasetinde ağırlığı olan bir güç haline geleceğiz”

Çağrının açık çağrı olacağını belirten Zeybek, “Tek tek partilere değil, açık çağrı olacak. Tabi İYİ Parti böyle bir çağrı yaparken, gelecekler arasında da seçme yapma hakkına sahiptir. ‘Ben geleceğim’ diyen bir parti emel değerlerde örtüşmüyorsa ya da ortada ciddi bir oluşum yoksa buna göre değerlendirirler. Ama biz 5 parti olarak zaten görüşme halindeyiz” dedi.

Zeybek, “Beklentimiz İYİ Parti’nin bir kurultay düzenlemesi ve temel değerleri ortaya koyan bildirgenin açıklanması. Bunu yapacağız ve Cumhuriyetçiler birliği ile Türk siyasetinde ağırlığı olan bir güç haline geleceğiz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

CHP Lideri Özel: 2025 Mücadelenin Yılı Olacak

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “2025 yılı mücadelenin, emeğin ve emekçinin yılı olacak” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özgür Özel’in açıklamalarından başlıklar şöyle:

“Enflasyona ezdirilen milyonların sesini dile getirmeye çalıştık. Bundan sonra CHP bu sorunları dile getirmeye, çözüm önerileri sunmaya ve mücadele etmeye devam edecek. Ancak bize oy veren, canına tak eden milyonlarla olmaya, sorunları dile getirmeye dile getireceğiz. 2025 mücadelenin, emeğin ve emekçinin yılı olacak.

13 yıl önce söylediği söz sanki o gün olmuş gibi ‘zafer var orada’ diyor. Senin söylediğin zafere Ardahan’da, Kars’ta, Erzurum’da inanan yok. Evlerin ısınması için verilen doğal gaza bu bölgede indirim yapılmalı. Sayın Erdoğan rahatsız olmuş, verdiği destekleri hatırlatıyor. Ben ne destek verdiğini biliyorum. Seçim zamanı Putin ile konuşup doğal gaz toplam faturasını bir yıl erteletip herkese 25 metreküp bedava doğal gaz verdi.

Hali vakti olanlara verme, ihtiyacı olana ver dedik. Seçim rüşveti olarak verdiler, şimdi neden yok? Kış daha mı yumuşak, alım gücü daha mı arttı? Doğal gazı seçim rüşvetine çevirdi, şimdi Özgür Bey bilmez diyor. 1 milyon 7 bin konutun doğal gazı borçtan dolayı kesilmiş. Kars’ta gelen 5 bin TL ile Manisa’daki 2 bin TL aynı asgari ücretle ödenemez.”

Salon adamı Erdoğan, sıcak seven Erdoğan, kendini atadıklarına alkışlatıp sevinen Erdoğan, biz -20 derecelerde gezerken sıcak salonlarından bize laf atıp durdu. ‘Hızlı demiryolu projesine CHP karşı çıkıyor’ dedi. Kuyruklu yalan. Biz neden yapılmadığını sorduk, onun üzerine yaptılar. CHP’nin karşı çıktığı falan yok. ‘Millet 6 kat dolandırılıyor’ diyoruz, o ‘CHP karşı çıkıyor’ diyor. Sahtekarsınız.

Erdoğan, ‘Özgür bey altın hesabını çok seviyor. Hazır elinde hesap makinesiyle kuyumcu kuyumcu dolaşırken CHP’li belediyelerin SGK borçlarının kaç altın ettiğini de hesaplaşın’ demiş. Bu noktaya gelmiş olmaları iyidir, bize küfür etmek yerine espri ile cevap vermeleri iyidir. Madem istedi hesap yaptım. Belediyelerin SGK borcu 10 birim, diğer şirketlerin 90 birim. Gelecek ay şirketlere faiz affetmeyi, borcu bölmeyi planlıyor ama o zamana kadar CHP’li belediyelerden borcu almayı planlıyor.

Hizmeti durdurabilmek için CHP’li belediyelerin hesaplarına haciz uyguluyor. SGK’nın toplam alacağı 270 ton altına karşılık geliyor, 30 tonu belediyelerden 240 tonu ilk 100’deki yandaş şirketlerden. Bütün partilerden belediyelerin toplam borcu 1 kamyon altın. Bunların 3’te 2’i AK Partili, 3’te 1’i muhalefet belediyelerinin. 9 kamyon da yandaş şirketlerin borcu. 9 kamyon altını çek SGK’nın önüne 3’te 1 kamyon altını vermeyen namussuzdur.

Çalışma Bakanı, ‘en düşük emekli maaşını 14 bin 469 liraya yükselttik’ demiş. Bunu yapmak için kanun çıkması lazım güzel kardeşim. Sen oturduğun yerden rakamı açıklayamazsın. Ben konuşmama hazırlanırken en düşük emekli maaşının 12 bin 500 TL olduğunu, kanunla yükseltilmesi gerektiğini, 22 bin TL’den aşağı emekli maaşı olmasın önerisini söyleyecektik.

Geçen sene 10 bin TL’yi 12 bin TL yaptınız 105 miting yaptık O gün anlamanlar 14 bin 469 yapıyorlar. Bütün emeklilere sesleniyorum, bu sefer daha fazlasını yapacağız, sarı kartı değil kırmızı kartı alınlarına çakacağız. Emekli maaşına yüzde 15’lik artışa için emeklilerle birlikte meydan meydan dolaşıp büyük bir mücadeleyi başlatacağız.

“Göstermelik süreçlerin içinde yer almayacağız”

CHP olarak Kürtlerin yaşadığı sorunların demokratik yollarla çözülmesi gerektiğini yıllardır ısrarla savunuyoruz. Tarihsel tutarlılığı sapmamış tek partiyiz. Kısa vadeyi değil, uzun vadeyi de düşünmek zorundayız. Ülkemizin çıkarlarının önüne kendi dar siyasi ajandalarını ekleyen hiçbir planın parçası olmayız. Türkiye’nin adalet sistemini düzeltmek ve demokrasiyi yukarı çekmek temel önceliğimiz.

Cumhur İttifakı meşru bir siyasi partiye ve seçmenlerine bile terörist muamelesi yaparken biz demokrasiden yana olduk, DEM Parti ile seçmenine saygımızdan ötürü görüşmeler, ziyaretler yaptık. Seçim kazanmak için yer yolu mubah görenler, sahte videolardan medet umdular. Biz ne yaptıysak milletin gözünün önünde yaptık. Kürt sorununa Kürt sorunu dedik, terörle mücadeleye sonuna kadar hak ve destek verdik. DEM Parti kapatılsın diyen, hala Kürt sorunu diyemeyen, kapalı kapılar ardında pazarlık edenlere karşı kendi pozisyonumuzu koruduk.

22 Ekim’den itibaren yaşananları yakından takip ettik. Eğer bundan sonraki süreç sorunların çözülmesi için adımların atılacağı sürece evrilirse en hazır parti biziz. Bu çıkarcı iktidar gider, samimi CHP iktidarı gelir, Kürdün de Alevinin de sorununu çözecek iradeye CHP sahiptir. Ne yapılacaksa Meclis çatısı altında yapılmalı. 1 kişinin özgürlüğü 1 kişinin siyasi kariyeri için işletilen göstermelik süreçlerin içinde yer almayacağız.

Bugün DEM Parti’nin heyetiyle görüşme yaptık, teşekkür ediyorum. yaptığımız öneride hiçbir siyasi partinin dışlanmadığı tam yetkili komisyonun kurulmasını önerdik. Tanımı ne olduğu belli olmayan ‘süreç komisyon’ gibi değil, demokratik standartları yükseltecek, Alevilerin, Kürtlerin sorunlarını çözecek bir komisyona önderlik, katkıya hazırız. TBMM Başkanlığı bu çalışmaya önderlik etmeli. Toplumsal mutabakat için sivil toplumun, akademinin katkılarının alınması gerek. Şehit ailesi ve gazi dernekleri komisyonda doğrudan temsil edilmeli.

Birilerinin koltuk hesabının teminatı olmayacağız. Ahmet Türk’e 3 kez kayyım atanların samimiyetinin sorgulanmasından, Türkiye’nin en büyük ilçesinin belediye başkanı Ahmet Özer’in Silivri’de yatıyor oluşu, Gezi davası tutukluları orada yatarken birilerinin demokrasi oyununa soyunurken vatandaşların sürece şüpheyle yaklaşmasına anlayış göstermek gerekir.

‘Akil insanların’ değil, ‘makul insanların’, toplumun genelinin ikna edilmeleri, sürece dahil edilmeleri gerekir. Geçen sefer yine çözüm süreci işletirken ona en sert şekilde itiraz eden Bahçeli’ye kimse karşımıza Türklükle çıkmasın diyordu. Bugün birlikte bu noktaya geldiler. Her türlü adaletsizliği ayaklar altına almak üzere yola çıkmalıyz, her türlü eşitsizliği, ayrımcılığı ayaklar altına almaya varsanız biz varız. Hep birlikte adaletsizliği ayaklar altına alalım, adil güçlü bir Türkiye’yi kuralım.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Hayat Pahalılığına Karşı “Boykot” Çağrısı

Kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan Erdoğan, hayat pahalılığına karşı vatandaşların katkı vermesi gerektiğini belirterek, fahiş fiyatlarla mücadele için boykot yapmanın etkili bir yöntem olduğunu söyledi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu. Erdoğan, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bölgesel gelişmeler bağlamında sancılı ve sarsıntılı yılı geride bıraktık. Yeni beklentiler ve büyük umutlarla 2025 yılına merhaba dedik. Yeni miladi yılın ülke, bölge ve dünyadaki tüm insanlar için hayırlara vesile olması için Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Son asrın en barbar soykırımlarından birini yaşayan Gazzeli kardeşlerimiz için 2025 senesinin ateşkese, huzura, barışa ve felaha vesile olmasını diliyorum. Türkiye olarak ilk günden beri kanın ve katliamın durması için tüm yolları deniyoruz.

Uluslararası toplumun İsrail hükümeti üzerindeki baskıyı artırması için diplomatik temaslarımızı yoğunlaştırdık. Gazze’de barış umutlarını yeşertecek kapının aralanması için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Netice alıncaya kadar da buna devam edeceğiz. 1 Ocak Sabahı ‘Bir Güneş Doğuyor’ sloganıyla bir araya gelen tüm vatandaşlarıma buradan hasseten teşekkür ediyorum. Yaklaşık yarım milyon kardeşimiz Gazze’nin kimsesiz ve sahipsiz olmadığını İstanbul’dan tüm dünyaya bir kez daha haykırmıştır.

Şunu büyük bir tahaccüple ifade etmek durumundayım; bu sivil toplum buluşmasından birileri hemen rahatsız oluyor. İnsanlık ittifakına tepki gösterenler açık söyleyeyim, insanlıktan nasibini almamış vicdan fukaralarıdır. Kalbinde zerre merhameti olan hiç kimse bu gaddarlık karşısında tepkisiz kalamaz. Biz şu ilahi müjdeye tüm kalbimizle iman ediyoruz, Allah sabredenlerle beraberdir. 61 yıllık Baas zulmünün ve 13 yıllık katliamların ardından Suriye’de nasıl inanç, iman, sabır kazanmışsa, inşallah Filistin’de de hak yolunu bulacak, adalet güneşi zulmün karanlığını delip geçecektir.

Başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen Filistin devleti mutlaka kurulacaktır. Rabbim içinde bulunduğumuz mübarek günler hürmetine mazlum Filistin halkının yâr ve yardımcısı olsun diyorum. İktidar sorumluluğunu üstlendiğimiz 2002’den beri siyasetteki gayemiz insanımıza hizmet oldu. Eser ve hizmet siyaseti diyerek kavramsallaştırdığımız bu ilkemizden hiçbir zaman ödün vermedik. Gelip geçici başarılara değil ülkeye ve millete uzun vadeli fayda sağlayacak kalıcı kazanımlara odaklandık. İnsan ve hizmet odaklı bir yönetim anlayışına sahibiz. 2024 yılını başta dış ticaret olmak üzere birçok alanda rekorlarla, büyük başarı ve sevinçlerle kapattık. Bölgemizde ve dünyamızda nükseden krizlere ve olumsuzluklara rağmen 2024 yılına göre yüzde 2,5 artışla 262 milyara ulaştı.

Gelecek sene için çıtayı biraz daha yukarı çekiyoruz. 2025 yılında mal ve hizmet ihracatı hedefimizi 390 milyar olarak belirledik. İnşallah bunun da üzerinde bir rakamla yılı kapatacağız. İhracatçılarımızla el ele, omuz omuza vereceğiz ve Türk ürünlerinin tanınmadığı, satılmadığı, girmediği hiçbir ülke bırakmayacağız. İhracatçılarımızı bir kez daha tebrik ediyor, kendilerinden daha fazla çaba beklediğimizi vurgulamak istiyorum.

Enflasyon ve istihdamda da hamdolsun çok iyi noktadayız. Son enflasyon verileri enflasyonla mücadelede doğru yolda olduğumuzu teyit etmiştir. Enflasyon Aralık’ta aylık bazda yüzde 1,03 olurken yıllık bazda yüzde 44,38’e gerilemiştir. Senelik enflasyon 2023 sonuna kıyasla 20 puan, 2024 Mayıs ayında zirve seviyesine göre 31 puan düşmüştür. Enflasyonda düşüş trendi inşallah 2025’de daha da hızlanacaktır. Para politikasının enflasyona gecikmeli etkisi zamanla daha net görülecek. Maliye politikası kanalı enflasyonla mücadeleye çok güçlü destek verecek. Bütçe imkanları elverdikçe yönetilen ve yönlendirilen fiyatları enflasyon hedefi ile uyumlu olarak belirleyeceğiz.

Dezenflasyonu sadece talep yönlü politikalarda değil gıda, konut, enerji gibi bir çok alanda arz yönlü tedbirlerle destekleyeceğiz. Hayat pahalılığıyla ilgili olarak en başında konut fiyatları ve kiralar geliyor. 6 Şubat depremleriyle beraber ortaya çıkan ilave konut talebinin bunda şüphesiz etkisi var. Belli başlı alanlarda sadece dönemsel etkilerle açıklanamayacak fırsatçılık ve aşırı kâr hırsıyla olanlarla mücadele ediyoruz.

Enerji, yakıt, döviz kuru, işçilik maliyetlerinde oluşan farkla satılan ürün, sunulan hizmetin arasında bağ kopma noktasına gelmiş. İşçilik maliyetinde yaşanan artışla ürüne yansıyan fiyat farkı arasında kimi zaman uçurum oluşuyor. Asgari ücretteki artış sebebiyle maliyet belki 2-3 birim artarken bu artış bahane edilerek fiyatlara 5 birim 10 birim zam yapılabiliyor. Bu artışların aç gözlülük, tamahkarlık ve vicdansızlıktan kaynaklandığı aşikardır. Dürüst, ahlaklı, vicdanlı işletmelerimiz çoğunluktadır bunlar sözlerimizin muhatabı değildir.

Fırsatçılıkla mücadelede devlet elbette gerekeni yapmakta mükelleftir. Geçen yılki denetimlerde fahiş fiyat uygulayan 224 bin firmaya yaklaşık 5 milyar liralık idari para cezası kesilmiştir. Denetimlerde 1555 gerçek ve tüzel kişiye toplam 366 milyon lira ceza uygulanmıştır. Vatandaşlarımızın sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişimi için de yoğun çaba harcıyoruz. 2024 yılında 1,3 milyon denetim yaptık. 1.4 milyar lira para cezası tatbik ettik. Sattığı ürünlere hile hurda karıştıranlara, milletin cebine el atanlara asla tolerans göstermiyoruz. Bu denetimlerimiz 2025 senesinde daha da artacak.

“Pahalı ürün satanları dize getirecek en etkili yöntemlerden birisi…”

Serbest piyasa ilkeleri çerçevesinde 85 milyonun tamamının hakkını, hukukunu, çıkarını en üst düzeyde koruyacağız. Serbest piyasa kuralsızlık demek değildir. Serbest piyasa başı bozukluk asla değildir. Denetimlerimizin amacı serbest piyasaya müdahale değil işleyişin sağlıklı zeminde yürümesini temin etmektir. Hayat pahalılığı ile mücadeleye vatandaşlarımızın destek olması sürecin başarısı açısından önemlidir. Bunun yolu fahiş fiyat uygulayanları boykot etmekten geçiyor. Pahalı ürün satanları dize getirecek en etkili yöntemlerden birisi muhalefet rahatsız olsa da hiç şüphesiz boykottur.

En büyük kozumuz fırsatçılık yapanlara karşı satın almamama özgürlüğümüzü kullanmaktır. Dünyada geniş yelpazede bunun çok sayıda örneğiyle karşılaşıyoruz. Bu konuda devlet millet el ele vererek çok daha etkin sonuçlar alabiliriz. Enflasyonla mücadelede son 1,5 senede hakikaten önemli mesafe kat ettik. İşçimiz , memurumuz, emeklimiz, çiftçimiz, esnafımız enflasyon düştükçe alım gücü de artacaktır. 2025 yılında hedefimiz bu meseleyi büyük ölçüde çözüme kavuşturmaktır.

Asrın felaketinin ardından bölgede asrın inşa seferberliğini başlattık. Bu amaçla günümüz fiyatlarıyla toplam 2,6 trilyon lira harcadık. Yani bugünkü kurla 75 milyar dolar tutarında harcama yaptık. 155 bininci yuvamızın anahtarlarını Kahramanmaraş’ımızda hep birlikte afetzede kardeşlerimize teslim etmiştik. İnşallah 201 bininci yeni yuva ve işyerimizin anahtarlarını da yakında hak sahibi kardeşlerimize teslim edeceğiz.

Bugün depremzedelerimizin barınma başta olmak üzere temel ihtiyaçlarını giderdiğimiz umut dolu tabloyla karşı karşıyayız. 2025 yılında deprem bölgesi öncelikli gündemimiz olmayı sürdürecek. Aynı gayret ve azimle çalışarak kalan 252 bin konut ve işyerimizi 365 gün içerisinde tamamlayacağız. 2025 yılı içinde toplamda 453 bin yuva ve işyerimizi afetzede kardeşlerimize teslim edeceğiz.

Yıl bitmeden deprem bölgesindeki 11 ilimizde tüm vatandaşlarımız huzur, güvenli, dayanıklı yuvalarına kavuşacaktır. İşyerini açmayan hiçbir depremzede kardeşimiz kalmayacak. 2025 yılı bütçesinden 584 milyar lira kaynak ayırdık. ‘Erdoğan bu enkazın altında kalır’ diyerek milletin acılarına duyarsız olduklarını gösteren müflis siyasetçileri Allah’ın izniyle 2025 yılında da mahçup edeceğiz.

Böyle bir coğrafyada hayatta kalmanın biricik şansı caydırıcılıktır. Burada haklı olmak yetmez, hakkınızı korumak için aynı zamanda güçlü olmak zorundasınız. Romantikler ve ülkemizdeki muhalefet anlamasa da bu coğrafyada masadaki gücünüz bileğiniz gücünden gelir. Sendelediğimiz her dönemde yanı başımızda ilk biten adeta kanımıza susamış hasımlarımız oldu. Hasta düştüğümüzde döşümüzden bir parça et koparmak için kimlerin, hangi devletlerin sıraya girdiğini unutmadık, unutmayacağız.

Milli mücadeleyle Sevr’i yırtıp, atmakla kalmadık. Bu ülkeyi bir daha böyle bir travma ile karşı karşıya bırakmamak için yemin ettik. 2002’den bu yana temel hedefimiz, milletimizin bir daha asla beka sorunu yaşamamasıdır. Ecdadın hikmet dolu şu sözleri 22 yıldır bize rehberlik ediyor; ‘hazır ol cenge eğer ister isen sulhü salah’, eğer barış ve kurtuluş istiyorsan, savaşa her an hazır olacaksın. Türkiye dostları için bir güven ve emniyet kaynağı, vatanımıza uzanan kirli elleri de kimin olduğuna bakmadan kıracak kudrete fazlasıyla sahiptir.

2002’de sadece 56 firma varken bugün bu sayısı 3 bin 500’ü geçti. Savunma projelerin sayısı son 22 yılda 62’den yüzde 80 yerlilik oranıyla 1132’ye yükseldi, büyüklüğü de 100 milyar doları aştı. Sektörün cirosu 1,1 milyar dolardan 2023’te 15,5 milyar dolara çıktı. İHA, SİHA, elektronik harp, savaş gemisi üretiminde dünyanın sayılı ülkeleri arasındayız. 248 milyon dolar olan ihracatımız 2024 yılında bir önceki yıla göre yüzde 29 artışla 7 milyar 154 milyon dolara ulaştı.

Geçen yıl uzay, hava, kara, deniz, elektronik harp ve arge alanlarında birçok önemli projeyi hayata geçirdik. Milli muharip uçak KAAN ve Hürjet’in uçuş testlerine devam edilmiş, Gökbey helikopteri ilk teslimatını gerçekleştirmiştir. Kızılelma testleri sürerken Anka 3, Bayraktar TB3, TB2, Akıncı, Aksungur İHA’ların kabulleri yapılmıştır. TB3, TGC Anadolu’ya destek ekipmanı kullanmadan iniş ve kalkış yapmıştır. İlk SİHA olarak tarihe geçmiştir. Piri Reis denizaltısını hizmete aldık. Hızır Reis denizaltısı deniz denemelerine başladı. Murat Reis’in donatım çalışmalarına devam ettik.

Yerli ve milli olarak geliştirilen çelik kubbe projesine bismillah dedik. Hem 800 kilometre ve üzeli menzilli füze stokumuzu güçlendirmeyi, 2 bin kilometre ve üzeri menzilli füze geliştirme programımızı hızlandırmayı kararlaştırdık. 2025 yılında inşallah bunlara yenilerini ekleyeceğiz. Geçtiğimiz hafta ana muhalefetin safsata diyerek burun kıvırdığı ülkemizin fırkateynini yüzde 100 yerli ve milli olarak tasarladık. 7 milgem fırkateynimizin inşası devam ediyor. TF 2000 hava savunma harbi muhribimizin ilk kaynağını tersanede gerçekleştirdik. Dosta güven aşılayan, düşmana korku salan bir Türkiye için savunma sanayi sektörümüzün tüm paydaşlarıyla çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.

2024 yılına dair karnemizi 20 ana başlık 239 farklı infografikle 31 Aralık’ta sosyal medya hesabımızdan paylaştık. 2025’te de 85 milyon demeden gece gündüz çalışacağız. Terörsüz Türkiye hedefine ulaşmak yakın gelecekteki en önemli hedeflerimizden biridir. Arkasına terörü ve teröristi alarak siyaset olmaz, olamaz. Hiçbir medeni ülke buna izin vermez. Terörün karanlık gölgesi ülkemiz siyaseti üzerinden çekildikçe Türkiye daha sağlıklı, olgun ve özgürlükçü zemine kavuşacaktır.

Komşumuz Suriye’de gerçekleşen epik devrimle hem bu ülkede hem bölgemizde artık yeni bir dönem başlamıştır. Yeni Suriye yönetiminin ülkenin toprak bütünlüğü, birliği temelinde Suriye inşa etmeye çalıştığını ve bunda kararlı olduğunu görüyoruz. Bizim de beklentimiz bu yöndedir. Suriye’nin parçalanmasına, üniter yapısının bozulmasına rıza göstermeyiz. Bu konuda risk görürsek gerekli adımları süratle atarız. Suriye’deki ihtilafı ve DEAŞ tehlikesini fırsata çevirenler kadim gerçeklerle yüzleşmiştir. Bu gerçek bölgenin geleceğinde teröre yer olmadığıdır.

Açık söylüyorum, silahları ile birlikte toprağa gömülmelidir. Türkiye nasıl tavizsiz bir iradeye sahip olduğunu pek çok kez göstermiştir. İş o raddeye varırsa bir gece ansızın yine gelebiliriz. Allah’a şükür bunu yapacak gücümüz, kapasitemiz ziyadesiyle vardır. Sorumlulukta bulunanlar ne provokasyonlara gelmeli ne de milleti provoke edecek cümleler kurmalıdır. Kimi il ve ilçelerimizde açtıkları hendeklerle kantonculuk peşinde koşanları nasıl o çukurlara gömdüysek, bugün de aynı niyeti taşıyanlar çıkarsa bunların bedelini onlara misliyle ödetiriz.

Biz iktidar ve ittifakı olarak terörsüz Türkiye hedefimizi öyle veya böyle ama mutlaka gerçekleştireceğiz. Elbette bunu suhulet ve sükunetle olmasını temenni ederiz. Bu yıl veya bu yol tıkanır veya dinamitlenirse o zaman devletimizin kadife eldivene sarılı demir yumruğunu kullanmakta çekinmeyiz. Sonuçta kardeşliğin, birliğin, beraberliğin kazanacağına inanıyoruz.

Güçlü toplum güçlü ailelerle mümkündür. Bu konuda ciddi meydan okumalarla karşı karşıyayız. Cinsiyetsizleştirme politikaları herkesin malumu. LGBT meselesi bugün aileye dönük en ciddi tehlikelerin başında gelmektedir. Ülkemizde doğurganlık seviyesi gerilemiştir. Bu durum alarm vericidir. Türkiye açısından varoluşsal tehdittir. En az 3 çocuk çağrımızın ne kadar önemli olduğunu böylece görmüş oluyoruz. 2025 senesini Aile Yılı ilan etmeyi kararlaştırdık. Yıl boyunca Aile ve Sosyal Hizmetleri Bakanlığımız koordinasyonunda aile yapımızın güçlendirilmesi ve korunması için kapsamlı çalışmalar yürüteceğiz.

Şimdi internet ve dijital altyapımızı güçlendirecek yeni adım atıyoruz. 5 G ihalemizi 2025 senesi içinde yapacağız. 2026 yılında ilk sinyalimizi almayı hedefliyoruz. Bu hafta vesilesiyle her bir vatandaşımızdan enerjiyi daha tasarruflu ve verimli kullanmalarını istirham ediyorum. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla.”

Paylaşın