Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Günlük Vaka Sayısı 70 Bin Sınırında

Kovid 19’da son 24 saatte 67 bin 023 yeni vaka tespit edilirken, 156 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Aşınızı olarak yarın için umutlu olun. Salgın gündemden çıkacak.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 401 bin 636 test yapılırken, 67 bin 023 yeni vaka tespit edildi. 156 kişi hayatını kaybederken, 78 bin 362 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Omicron varyantı salgının son bulmasının umudu olabilir. Bilimsel çalışmaların sonuçlarına göre aşı olmuş kişiler omicron ile karşılaştıklarında hem hastalığı kolay atlatıyor hem de bağışıklık seviyesi yükseliyor. Aşınızı olarak yarın için umutlu olun. Salgın gündemden çıkacak.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Ve Babacan’dan Kritik Görüşme: Ortak Basın Açıklaması

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ı DEVA Partisi Genel Merkezi’nde ziyaret etti. Görüşmenin ardından iki lider ortak açıklama yaptı.

Haber Merkezi / DEVA Lideri Babacan, “Görüşme gündemimizde ülkemizin sıkıntıları, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişin yol haritası vardı. Merkez Bankası’nın rezervini tüketen hükümet aynı savruklukla ülkenin doğal gaz rezervlerini de düzgün yönetmemiş, tüketmiş” diye konuştu.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Organize sanayi bölgelerinde üç gün süreyle doğal gazın kesilmesi cumhuriyet tarihinde karşılaştığımız ilk olay, bu kadar vahim bir tabloyu Türkiye hak etmiyor” ifadesini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu, “Diyarbakır’a 27’sinde gideceğim… Bu ülkeye demokrasi gelecekse, herkes kimliğinden, inancından ötürü ötekileştirilmeyecekse bunun yolu Diyarbakır’dan geçer” dedi.

Kılıçdaroğlu, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’nin muhalefet partilerinin TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’na Cumhurbaşkanlığı adaylığı teklifi götürdüğüne ilişkin iddiasına,”Sayın İnce’nin yaptığı açıklamayı bilmiyorum; hangi haber kaynağına dayanıyor onu da bilmiyorum. Yorum yapma şansım da yok, öyle bir konu da yok” yanıtını verdi.

“Üçüncü ittifakla ilgili herhangi bir partiyle görüşmemiz yok”

Üçüncü ittifak tartışmalarıyla ilgili olarak da CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Üçüncü ittifak olabilir. Demokratik standartlarımızın gelişmesi açısından önemlidir” ifadesini kullandı.

DEVA Lideri Babacan ise, “Siyasi partiler arasındaki iş birliklerinin farklı boyutları olabilir. Bazen ittifak, bazen seçim sonrası koalisyon şeklinde olabilir. DEVA Partisi adına söyleyeyim: Üçüncü ittifakla ilgili herhangi bir partiyle herhangi bir görüşmemiz yok. Öyle bir çalışmamız da yok” dedi.

Kılıçdaroğlu ve Babacan, ziyaret sonrasında DEVA Partisi Genel Merkezinde yaptıkları ortak basın açıklamasında şöyle konuştu:

DEVA Lideri Babacan’ın açıklamaları;

“Değerli basın mensupları, bugün Demokrasi ve Atılım Partimizin Genel Merkezinde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu ve değerli heyetini ağırladık. Öncelikle bu nazik ziyaretleri için hem Sayın Genel Başkana, hem de çalışma arkadaşlarına teşekkür etmek istiyorum.

Ülkemizin çok çok yoğun bir gündemi var. Her alanda sorunlar var ve bu sorunların hepsi büyüyor. Son dönemde de çözüm üretilen bir sorun maalesef yok. Her alanda sıkıntılar büyüyor, her alanda krizler çoğalıyor, derinleşiyor ve şuanda ülkeyi yönetenlerin de artık bu ülkenin sorunlarına çare üretme, bu ülkenin sorunlarına çözüm üretme kapasitesi kalmadı.

İşte böyle bir dönemde Türkiye’nin gerçekten bu büyük potansiyelini, bu güçlü ülkenin büyük potansiyelini açığa çıkaracak ve bu ülkenin demokraside de, ekonomide de hak ettiği yere gelmesini sağlayacak büyük değişime ihtiyaç var. Bu değişimin en önemli alanlarından bir tanesi sistem yani güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş. Hatırlayacak olursanız tam bundan bir sene önce 28 Ocak 2021 tarihinde ben Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezine arkadaşlarımızla beraber bir ziyarette bulunmuştum ve o ziyaretin sonunda yaptığımız ortak basın toplantısında değerli Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu’yla beraber güçlendirilmiş parlamenter sistemle ilgili ikili bazda işbirliği süreci, bir çalışma sürecini başlattığımızı ortak bir şekilde ilan etmiştik. Tam bir sene sonra bu ikili bazda başlayan çalışmanın daha sonra 6 partinin masasında yer aldığını ve 6 partinin beraberce üzerinde çalıştığı ve üzerinde mutabakat oluşturduğu bir çalışma haline gelmesinden biz tabi çok mutlu olduk. Türkiye’nin siyaset tarihinde herhalde çok önemli bir noktadır bu. Güçlendirilmiş parlamenter sistemle alakalı oldukça güzel ve detaylı bir çalışmanın 6 siyasi partinin mutabakatıyla belli bir noktaya getirilmesi son derece önemli bir başarıdır. Bundan sonraki süreçte de artık bunun uygulanmasıyla alakalı konuları yine beraberce çalışmaya başlamamız gerekecek. Uygulamak istediğimiz en önemli konu tabi ilk seçimle parlamenter sisteme geçiş arasındaki o geçiş sürecinin yol haritası. O geçiş sürecinin nasıl çalışacağı. Bu konuyla ilgili de yine ortak bir çalışma başlatmanın önemli olacağını düşündük. Bu konuda da bugünkü görüşmemizde mutabık kaldık. Tabi ki, tüm siyasi partilerle yani 6 siyasi partiyle de bu konunun görüşülmesi ve geçiş süreciyle ilgili de yine 6 partinin beraberce çalışacağı bir sürecin başlatılmasının önemli olacağı konusunda görüş birliğine vardık. Ve önümüzdeki süreçte, süreç nasıl işleyecek adım adım bunun takibini yine ilgili arkadaşlarımızla beraber yapacağız.

Bugünkü görüşme gündemimizde baştan da söylediğim gibi ülkemizin sıkıntıları, bu sıkıntılı ortamdan çıkış, güçlendirilmiş parlamenter sistem ve güçlendirilmiş parlamenter sistemle ilgili geçiş sürecinin yol haritası vardı. Bu şekilde güzel, oldukça verimli ve kapsamlı bir görüşmeyi gerçekleştirmiş olduk. Ben tekrar bu ziyaretleri için değerli Genel Başkana teşekkür ediyorum ve sözü şimdi kendisine bırakıyorum.”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları;

“Teşekkür ederim Sayın Genel Başkan. Efendim son derece verimli ve güzel bir görüşme gerçekleştirdik. Sayın Genel Başkan az önce ifade etti, güçlendirilmiş parlamenter sistem dolayısıyla 6 siyasi partinin bir araya gelip Türkiye’nin ufkunu açması, yeni bir yol haritası, ciddi bir yol haritası açması son derece değerli. Bizim siyaset tarihimiz açısından da son derece değerli bir çalışma. Bu çalışmayı önümüzdeki süreç içinde kamuoyuyla paylaşacağız. O konuda da liderler olarak bir araya gelip bunu kamuoyuyla paylaşacağız ve bizim içinde son derece değerli, toplum için son derece değerli, bizleri dinleyen vatandaşlarımız için son derece değerli. Dolayısıyla Türkiye’ye yeni bir ufuk açma konusunda kararlılığımızı gösteriyor.

Geçiş süreciyle ilgili de Sayın Genel Başkanın bir önerisi oldu. İktidar olduğumuzda geçiş sürecinde neler yapmalıyız, neler olmalı diye. O konuda son derece değerli. Bizim açımızdan da, diğer bileşen partiler açısından da son derece değerli. Neyi nasıl yapacağımızı bugünden düşünmek ve toplumun önüne sağlıklı bir yol haritası koymak aslında bir anlamda bizim sorumluluğumuz, bu sorumluluğun gereğini önümüzdeki süreçte inşallah güçlendirilmiş parlamenter sistemde nasıl bir başarı sağladıysak ve bunu önümüzdeki süreçte kamuoyuyla paylaşacaksak yol haritasında da gene ciddi, tutarlı bir çalışma umarım bütün siyasi partiler bir araya gelerek yapacaklardır.

Bu arada tabi Sayın Genel Başkanla ekonomiyi de konuştuk, diğer konuları da konuştuk. Ekonomideki tabloyu da konuştuk. Özellikle enerji konusu, elektrik fiyatları, enerji, doğalgaz fiyatları, bu fiyatların sanayiye getirdiği maliyet, o maliyetin vatandaşa yansıması bunlarda elbette görüşüldü. Organize sanayi bölgelerinde 3 gün süreyle doğalgazın kesilmesi, üretimin aksaması bizim cumhuriyet tarihinde karşılaştığımız ilk olaydır. Bu kadar vahim bir tabloyu Türkiye hak etmiyor. Bu şunu açık ve net olarak gösteriyor, Türkiye yönetilmiyor Türkiye savruluyor. Sorunları çözme iradesi yok ortada, sorunların arkasına takılıp giden ve savrulan bir iktidar var. Her açıdan, bizim açımızdan özellikle son derece kaygı verici bir tablo. Hiçbir öngörülerinin olmadığını da net olarak ortaya koyan bir tablo.

Değerli basın mensupları, size şu rakamları veriyim. Bakın, 2021 yılının Ekim ayında depolama kapasitemiz yüzde 54. 2021’in Ekim ayında. 2018’in Ocak ayında depolama kapasitemiz daha doğrusu depoda bulunan doğalgaz miktarı 2018 Ocak’ında yüzde 73, 2019 Ocak’ında yüzde 72, 2020’nin Ocak’ında yüzde 60, 2021’in Ocak’ı açıklanmadı ama Ekim’inde yüzde 54, 2022’nin Ocak ayında depolama kapasitesi değil var olan doğalgaz yüzde 32 seviyesine inmiş durumda. Devleti yöneten kişi, irade şunu görmek zorunda, bu kışın doğalgaz kesilirse ne olacak? Var olan depolar doldurulmuyor niçin doldurulmuyor, neden sanayi üretiminde bu kadar ciddi bir aksaklığın ortay acıkmasına izin veriliyor. Bu Türkiye’nin yönetilmediğini gösteriyor. Böyle bir acı tablo var bunu da bu vesileyle değerli basın mensuplarıyla paylaşmış olayım.”

Soru / Cevap

Soru; Sorum her ikinizi de olacak. Efendim ikinizde konuşmanızda değindiniz ama birazcık açmak gerekirse İran kaynaklı olarak elektrik ve doğalgazda kesinti yaşanacağı ifade edildi. Gerekçe olarak İran’daki gaz akışındaki sıkıntı gösterildi ama sizce asıl gerekçe ne olabilir bir değerlendirmede alabilirsek ikinizden de?

Kılıçdaroğlu; İran hükümetinin yaptığı resmi açıklamaya inanmak zorundayız. Bir devlet bir açıklama yapıyorsa o açıklamanın doğru olduğuna inanmak zorundayız. Burada sorun yeni bir sorun değil aslında geçmişte de kış aylarında zaman zaman doğalgaz kesintileri oldu ama depolarımız doluydu. Sorun var olan depoların doldurulmaması. Düşünün 2018 Ocak’ında var olan depolardaki gaz yüzde 73 oranında depolar dolu şimdi yüzde 32 seviyesinde niçin? O dönemin iradesiyle bu dönemin iradesi arasında ciddi bir fark var çünkü o dönem kısmen olsa acaba yönetilebiliyor muydu diye ülke en azından liyakatli kadrolar kısmen de olsa vardı şimdi kimse yok yüzde 32 seviyesine inmiş. Fatura kime çıkıyor? Fatura sanayiciye çıkıyor. 3 gün süreyle ben doğalgaz vermeyeceğim size, elektrik üretimi olmayacak diyor. Fatura kime çıkıyor? Sanayiciye çıkıyor. Sonuçta hepimize çıkıyor fatura.

Babacan; Yani bu gerçekten doğalgaz depoları varken hele hele kışa girerken bu depoların tam kapasiteyle kullanılmamış olması affedilebilir bir hata değil. Yani şuandaki sistemin yürümediğini, ülkeyi yöneten sistemin ve zihniyetin bu ülkeyi artık yönetemediğinin bir örneği daha. Stratejik petrol rezervleri yani depoları, stratejik doğalgaz depoları bunlar bir ülke için çok önemlidir. Yani dışa bağımlılığın olası risklerine karşı ülkeyi korur. Bunun için o kadar depolama kapasitesi oluşturuldu, bunun için o kadar yatırım yapıldı. Eğer kışın ortasında elimizdeki doğalgaz depoları boş bir şekilde ya da tam kapasite kullanılmayan bir şekilde bu kışa girdiysek bu çok ciddi bir yönetim zafiyetidir ve şuandaki ülkeyi yöneten sistemin, zihniyetinde artık işlemediğinin bir başka vahim örneğidir maalesef.

Soru; 6 muhalefet partisinin yaptığı çalışmanın tamamlandığı belirtildi. Bu konuda Ocak başında bir kamuoyuna açıklanması beklentisi vardı ama Ocak ayı neredeyse bitmek üzere. Ne zaman açıklanacak, Genel Başkanların katılımıyla mı, bu konuda nasıl bir takvim işletilecek?

Kılıçdaroğlu; Güçlendirilmiş parlamenter sistemle ilgili çalışmalar yeni sonuçlandı. Büyük bir uyum var. Önümüzdeki süreç içinde diğer Sayın Genel Başkanlarla da konuşacağız. Umarım bütün Genel Başkanların katılımıyla kamuoyuyla paylaşacağız sonucu.

Babacan; Yarın akşam biliyorsunuz bu 6’lı komisyon yine bir araya gelecek yarın akşam. O komisyonda iletişimin takvimi, yöntemi bütün bunları beraberce… Düzeltiyorum Çarşamba akşamı. Çarşamba akşamı bir araya gelecekler arkadaşlar. Bunların hepsini konuşup bir karara bağlayacaklar. Biz zaten arkadaşlarımıza yetki devrini çoktan yapmış durumdayız. Komisyon neye karar verirse en azından biz DEVA Partisi olarak komisyonun kararına uyarız. Öyle deyim yani.

Soru; Efendim Maliye Bakanı Nurettin Nebati’nin hafta sonu bazı açıklamaları olmuştu. Merkez Bankasını ve politika faizini önemsizleştirdik. Merkez Bankasının bağımsızlığı yok öyle bir şey siyasetçi olarak biz sorumluyuz dedi. Hem bu açıklamaları, hem de enflasyonla ilgilide bir açıklaması oldu. 2022 sonuna kadar yüzde 30’un altına enflasyonun inme potansiyeli yok dedi. Her iki lidere de olacak değerlendirmeniz?

Kılıçdaroğlu; Sayın Nebati, aslında hepimizin bildiği bazı gerçekleri rahatlıkla dile getiriyor Merkez Bankasının bağımsızlığı yok diyor. Ben sorumluysam diyor ne demek bağımsızlığı. Dolayısıyla ben ne talimat verirsem Merkez Bankası da onu yapmak zorunda. Ama yasası öyle demiyor. Önemli değil. Zaten anayasa askıdaysa yasalarda askıdadır. Dolayısıyla böyle bakıyor. Politika faiziyle ilgili söylediği, eğer politika faizi sorun olmaktan çıktıysa diyorlardı zaten bu faiz doğru değil diye. O zaman sıfırlasınlar faizi. Talimat versinler faizi de sıfırlasınlar mesele de bitmiş olur yani.

Babacan; Bu Merkez Bankasının politika faizi önemsizde Eylül’den buyana yüzde 19’dan yüzde 14’e Merkez Bankasının faizinin düşmesiyle eş zamanlı olarak ki, Merkez Bankasının faizi nedir? Bankaların ödediği faizdir. Bankaların Merkez Bankasına ödediği faizdir. Eş zamanlı olarak vatandaşın faizine ne oldu birde ona bakmak lazım. Eş zamanlı olarak vatandaşın faizi yani asıl ticari kredilerin faizi, ihtiyaç kredilerinin faizi 5 puan, 6 puan, 7 puan arttı. Hazinenin borçlanma faizi daha Eylül ayında yüzde 17’yken yılsonunda yüzde 25’e çıktı. Dolayısıyla Merkez Bankasının uyguladığı faiz önemsizde niye döviz kuru Eylül ayında 8.30’da bugün 13,5 civarında dolaşıyor? Yani bunları da herhalde hükümetin açıklaması lazım. Yani yanlış zamanda, yanlış iş yapmanın bedelini tüm toplum çok ağır ödüyor. Bu bedeli şuanda inanılmaz yüksek elektrik faturaları olarak her hane halkı ödüyor, inanılmaz yüksek doğalgaz faturaları olarak toplumumuzun büyük bir kesimi bu yanlış kararların faturasını ödüyor. Yani döviz kuru 4 aylık bir sürede 8.30’dan 13,5’a çıkmasaydı ne elektrik fiyatları bu kadar artardı, ne de doğalgaz fiyatları bu kadar artardı. Yani bir tek kişinin yanlış bir tezinin inatla, ısrarla koskoca bir ülkeye dayatılmasının sonucunda 84 milyon bedel ödüyor. Bu yanlış uygulamanın sonucunun bedelini herkes ödüyor. Vatandaşlarımız şuanda sadece sabrediyor. Yani seçim günü nasıl olsa bir gün gelecek diye vatandaşlarımız sadece sabrediyor. Eğer hala bugün itibariyle vatandaşlarımızda eğer pasif bir isyan varsa, pasif bir haykırış varsa bu pasif duruşun tek sebebi bir gün seçim sandığının insanların önüne geleceği beklentisi doğrusu.

Soru; Merkez Bankasının bağımsızlığıyla ilgili böyle bir şey yok sorumlu siyasetçiler dedi.

Babacan; Yani açıp bir Merkez Bankasının kanununu okumalarında büyük fayda var. Yani hukuk dışı çalışmaya çok alıştıkları için yani bir ülkenin Cumhurbaşkanı çıkıyor ben Anayasa Mahkemesinin kararlarına uymuyorum diyor, saygı duymuyorum diyor. Alt mahkeme Anayasa Mahkemesinin kararına uymuyor, uymayabilir diyor. Zaten anayasayı yok sayan, hukuku hiçe sayan bir yönetim zihniyeti varsa Merkez Bankasının kanununda bağımsız yazdığı halde bağımsız değil diyen bir bakanın olması bu resim içerisinde çok da şaşırılması gereken bir şey yok yani. Hukuka bağlılık, hukukun üstünlüğü böyle bir şey artık aramayın bugünkü hükümette yani. Bugünkü hükümette hukuk yok, keyfilik var. Yani kural yok, ben yaptım oldubitti demek var yani. Dolayısıyla açsınlar Merkez Bankasının kanununu okusunlar ne yazıyormuş kanunda yani. Dolayısıyla bu konuda gerçekten herkese zarar veriyor. Sadece ülkeyi yöneten üç beş kişi kendi kararlarının, yanlış işlerinin sonucunu, ceremesini çekse de öyle değil. 84 milyon şuanda ağır bir bedel ödüyor bu yanlış işler yüzünden.

Soru; Efendim bugün RTÜK olağanüstü bir toplantı sonrasında Tele1’e ve başka kurumlara da yine ağır cezalar verdi. Bununla ilgili her iki Genel Başkan neler söylemek ister? Ayrıca birde üçüncü ittifakla ilgili iki Genel Başkanın da değerlendirmelerini alabilir miyiz?

Kılıçdaroğlu; RTÜK’ün bir infaz kurumu haline dönüştüğünü biliyoruz zaten. Normal gününü bile beklemeden aldıkları talimatın gereğini yerine getiren, bağımsız iradesi olmayan bir kurum. Öyle düşünüyoruz. Yaptığı uygulamalarda bu görüşümüzü haklı kılıyor. Dolayısıyla televizyonların yayınlarına müdahale etme, onları cezalandırma ve bu cezalandırmayı yaparken sadece iktidarı eleştiren kanallara bu cezayı verme, iktidarı öven kanallara ise hiçbir yaptırımın uygulanmaması, bir çifte standardın uygulanması orayı bir infaz kurumu haline dönüştürmüş durumda. Başındaki kişinin de bağımsız bir iradesinin olduğunu düşünmüyorum. Alınan talimatın gereğini yerine getiriyor diye düşünüyorum.

Diğer sorunuz üçüncü ittifak. Olabilir demokrasilerde üçüncü ittifakta olabilir. Siyasal partiler iki ittifakın dışında kalan ya da iki ittifaka mesafeli olan diğer partiler bir araya gelebilirler, bir üçüncü ittifakı oluşturabilirler. Demokratik standartlarımızın gelişmesi açısından, demokrasinin daha sağlıklı bir zeminde yürümesi açısından önemsiyorum önemlidir.

Babacan; RTÜK yoluyla televizyon kanallarına verilen cezaların önemli bir kısmı, büyük bir ağırlığı aslında hükümetin elindeki denetim sopasını kendi istediği çizgide yayın yapmayan kuruluşları kendilerine göre yola getirme çabası olarak ben görüyorum. Ağırlıklı olarak maalesef kararlar böyle. Normalde bağımsız işlemesi gereken RTÜK sadece biliyorsunuz kararlarla işlemiyor bazen direk telefon ediliyor yani resmi karara dökemedikleri konularda da telefonla uyarıyorlar, tehdit ediyorlar. Bazen teşvikler oluşturabiliyorlar kendileri kafalarına göre. Fakat bir ülkede sorunların çözülmesini istiyorsak sorunların çözülmesi öncelikle ifade özgürlüğüyle başlar, basın özgürlüğüyle başlar. Sivil toplumun ve meslek örgütlerinin bağımsız ve özgür bir şekilde kendilerini ifade etmeleriyle ancak sorunların çözümüne başlayabiliriz. Sorunları konuşmanın yasak olduğu, eleştirileri ifade etmenin yasak olduğu, eleştirel yayın çizgisi izleyen kuruluşların sürekli ceza gördüğü bir ülke sadece demokrasinin ve ifade özgürlüğünün iyi işlemediği bir ülke olarak kalmaz aynı zamanda hiçbir sorununu çözemeyen bir ülke olur. Çünkü önce sorunları konuşmanız lazım ki çözüm üretin. Önce hastalığı teşhis edin ki tedavi aşamasına geçebilelim. Bu kabul edilebilecek bir şey değil.

İkinci sorunuza gelince, tabi ki bu her siyasi partinin kendi hür, bağımsız kararıdır. Siyasi partiler arasındaki işbirliklerinin farklı boyutları olabilir, bu işbirliğinin boyutu bazen ittifak, bazen seçim sonrası koalisyon şeklinde olabilir. Bu demokrasinin özgürlükler içerisinde değerlendirilmesi gereken bir husustur. Ama biz kendi adımıza, DEVA Partisi adına söyleyeyim, bizim öyle bir üçüncü ittifakla ilgili herhangi bir partiyle, herhangi bir görüşmemiz yok, öyle bir çalışmamızda yok onu ifade etmekte de fayda görüyorum kendi partimiz açısından.

Soru; Biliyorsunuz ki, bugün 24 Ocak Uluslararası Eğitim Günü ve şuanda Türkiye’de devam eden bir Kürtçe seçmeli ders süreci var. Her iki Genel Başkanda bu Kürtçe seçmeli ders konusundaki görüşlerini almak isteriz?

Kılıçdaroğlu; Kürtçe seçmeli ders konusunda eğer bir engel varsa engelin giderilmesi lazım yoksa insanlar bağımsız olarak herhangi bir yabancı dili, herhangi bir ana dili öğrenebilirler, o konuda eğitimde verilebilir. Bir engel varsa bu engelinde kaldırılması gerekir.

Babacan; Evet yani bu topraklarda en çok konuşulan, en çok kullanılan ikinci dilin, bir ana dilinin böyle vesilelerle gündeme gelmesine gerçekten biz çok üzülüyoruz. Yani normal bir demokraside, işleyen bir demokraside bunların konu dahi olmaması lazım. Gereken neyse yapılması lazım. Zaten biz daha önce yaptığımız açıklamalarla son birkaç günde sosyal medya paylaşımlarımızda bu konudaki duruşumuzu çok açık, net ifade ettik.

Soru; Bugün Muharrem İnce’nin bir açıklaması oldu ısrarla vurgulu bir şekilde. Muhalefetin TOBB Genel Başkanıyla görüşüp ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı teklifi götürdüğüne dair bir yaklaşımı oldu. Bu konuda ne düşünürsünüz? Birde Diyarbakır’da CHP’nin mitingi olacak. Bu konuda özel bir mesajınız olacak mı?

Kılıçdaroğlu; Sayın İnce’nin yaptığı açıklamayı bilmiyorum hangi haber kaynağına dayanıyor onu da bilmiyorum, herhangi bir bilgim yok. Dolayısıyla yorum yapma şansımda yok. Çünkü böyle bir olayda yok.

İkincisi evet Diyarbakır’a gideceğim ayın 27’sinde gideceğim Diyarbakır’a. Diyarbakırlılara buradan selam gönderiyorum. Şuna kesinlikle inanıyorum, bu ülkeye demokrasi gelecekse, bu ülkede demokrasi olacaksa, bu ülkede herkes kimliğinden ötürü ötekileştirilmeyecekse, inancından ötürü ötekileştirilmeyecekse bunun yolu Diyarbakır’dan geçer. Diyarbakırlılara bunu anlatacağım, bunu söyleyeceğim. Düşüncelerimi aktaracağım. Onların sorularını da ayrıca büyük bir samimiyetle yanıtlayacağım.

Soru; Efendim sorum Sayın Kılıçdaroğlu’na olacak. HDP’nin içinde bulunduğu üçüncü ittifak konusuna değinmiştiniz bu konuyu biraz açar mısınız efendim?

Kılıçdaroğlu; Üçüncü ittifakı siz nasıl okuduysanız gazetelerden bende öyle okudum. Yani üçüncü ittifak kurulabilir mi? Kurulabilir tabi yani biz kurulmasın diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Ayrıca kurulursa bunun demokrasi açısından da önemli bir açılım olduğunu da söyledim. Yani bir üçüncü ittifak olur, ne bileyim bir dördüncü ittifak olur bilemiyoruz tabi. Ama işin özü şu, demokrasiyi büyütme konusunda bizler, Sayın Genel Başkan, biz elimizden gelen bütün çabayı gösteriyoruz. Yani bu ülkede gerçek anlamda demokrasi olmalı, bu ülkede gerçek anlamda insanlar düşüncelerini özgürce ifade edebilmeli, gerçek anlamda bu ülkede gazeteciler yazı yazabilmeli, attığı tweet dolayısıyla bir kişinin sabahın köründe evi basılmamalı. Bütün bunları düşünüyoruz ama dediğim gibi üçüncü ittifak ne olur, bir araya gelirler mi, anlaşırlar mı, anlaşamazlar mı bilemem. Ama demokrasi varsa ittifak kurmak istiyorlarsa elbette kurulmalı ve bizde ona saygı göstermeliyiz. CHP olarak görüşümüz bu.

Paylaşın

Türk Tabipleri Birliği’nden Aşırı Soğuklardan Korunma Önerileri

Aşırı soğuklardan korunma yöntemlerine dair bir açıklama yayınlayan TTB, açıklamasında, “Her türlü kötü koşul gibi yoğun kar ve aşırı soğukları da dayanışma ile atlatabileceğimizi biliyoruz. Biz hekimler, sağlık kurumlarında sizin için görevimizin başında olacağız. Yeterince önlemlerimizi alabilirsek tedaviye gereksinim de kalmayacaktır” ifadelerine yer verdi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), kişisel ve kamusal önerileri de sıralandığı açıklamada şu noktalara dikkat çekti;

Donma Nedir ve Belirtileri Nelerdir?

Vücudun bir bölümünde soğuk kaynaklı hasara donma denir. En sık olarak evsizlerde, kışın açık havada mahsur kalanlarda, soğukta çalışanlarda, dağcılar ve diğer kış sporlarını yapanlarda görülür. Donma, en çok yüzde, kulaklarda, burunda, parmaklarda ve ayak parmaklarında oluşur ve -15 °C’nin altında risk çok yüksektir.

Donmanın en önemli belirtisi soğuk ve uyuşmuş cilttir. Etkilenen bölge beyaz-grimsi sarı renkte olabilir ve örneğin parmaklar etkilenmişse el becerilerinde bozulma olabilir. Yeniden ısıtmadan sonra ciltte kanlı veya berrak sıvı içeren kabarcıklar oluşabilir. Cildin renginin siyaha dönmesi ise ölü dokuyu temsil eder.

Hipotermi Nedir ve Belirtileri Nelerdir?

Hipotermi, vücut sıcaklığının 35 °C’nin altına düşmesidir. Titreme ve normal bilinç durumundan, bilinçte bozulmaya ve ölüme kadar giden belirtiler görülebilir. Titreme, bazı hastalarda 30 °C’ye kadar görülebilir. Vücut sıcaklığı düştükçe titreme kaybolur ve bilinç bozulur. İlk aşamada solunum hızı ve kalp hızı artar, konuşma ve muhakeme bozukluğu görülebilir. Şiddetli hipotermide ise vücut fonksiyonları azalarak ölüme gidiş vardır. Hipotermiden ölümlerde en riskli gruplar; ileri yaş, alkol ve uyuşturucu kullanımı, psikiyatrik hastalık ve evsizliktir.

Hipotermi ve Donmadan Korunmak İçin Neler Yapılmalıdır?

Kişisel Önlemler:

– Aşırı soğuk ve rüzgârlı havalarda, hava ile mümkün olan en az temas süresi sağlanmalıdır.

– Rüzgâr ve ıslaklık, soğuk stresinin en önemli belirleyicilerindendir. Mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.

– İyi beslenmeli, yeterli sıvı alınmalı, alkol ve uyuşturucu kullanılmamalıdır.

– Havaya uygun giyinmek yapılacak en gerekli davranışlardan biridir; eller, ayaklar, kulaklar ve burunun korunması için şapka, kar maskesi veya yüz koruması, bere, eldiven, suya dayanıklı ayakkabılar giyilmelidir. Çok sıkı, yetersiz örten, rüzgâr geçiren ve terlemeye neden olan giysilerin kullanımından kaçınılmalıdır.

– Uzak bölgelere seyahat eden kişiler rotaları ve alternatif rotaları hakkında yakınlarını bilgilendirmelidir. Yola çıkılırken acil durumlar için içerisinde battaniye, yiyecek ve su gibi maddelerin olduğu acil durum seti hazırlanmalıdır.

– Uyuşukluk gibi belirtiler hissedildiğinde mümkün olan en kısa sürede sıcak bir mekâna geçilmelidir.

– Vücutta ıslak olan giysiler varsa çıkarılmalıdır. Su ve metal ile mümkün olduğunca az temas edilmelidir.

– Donma belirtisi varsa, daha kötü hasara neden olabilecek şeylerden kaçınılmalıdır. Donmuş bölge ısıtılırken yakılmamaya dikkat edilmelidir, donduğu düşünülen bölge ovalanmamalıdır. Ayaklarda donma belirtisi varsa, donmuş ayaklar üzerinde yürünmemelidir. Hipotermideki sarsıntılar kalbi etkileyebileceğinden, hipotermi düşünülen kişiler çok sarsılmamalıdır.

– Etkilenen bölgenin ısıtılması için vücut ısısı (örneğin parmaklar koltuk altı ile ısıtılabilir) veya ılık su kullanılabilir. Gerektiğinde veya donma belirtileri düzelmezse hızlıca bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır.

– Donmayı önlemek için cilde yumuşatıcı merhem veya losyon kullanılmasının, donma riskini artırabileceğini gösteren bilimsel yayınlar olduğu için önermemekteyiz.

Kamusal Önlemler

– Toplumu donma ve hipotermiden koruyabilecek en kıymetli düzenleme; barınma, ısınma, beslenme, ulaşım konusundaki destektir. Toplumun temel ihtiyaçlarına yapılan zamlar geri çekilmeli, hatta bu ihtiyaçlar parasız karşılanmalıdır.

– Evsizlerin barınacağı koşullar kamu eliyle oluşturulmalıdır. Ücretsiz besin ve su sağlanmalıdır.

– Özellikle – 10-15 °C’nin altına düşebilecek sıcaklıklarda ve ulaşımda problemlerin oluşabileceği zamanlarda riskli çalışanlara (sağlık çalışanları dâhil) idari izin verilmelidir. İdari izin verilmeyen çalışanların ulaşımları ücretsiz ve kamu tarafından sağlanmalı, evde bakmak zorunda olduğu kişilerin bakımından kamu sorumlu olmalıdır.

– Oluşabilecek riskler açısından toplum sürekli bilgilendirilerek hazırlıklı olmaları sağlanmalıdır.

– İnsanlar dışında kalan canlıların yiyebilecekleri besinler, su ve barınabilecekleri koşullar kamu eliyle oluşturulmalıdır.

Her türlü kötü koşul gibi yoğun kar ve aşırı soğukları da dayanışma ile atlatabileceğimizi biliyoruz. Biz hekimler, sağlık kurumlarında sizin için görevimizin başında olacağız. Yeterince önlemlerimizi alabilirsek tedaviye gereksinim de kalmayacaktır.

Paylaşın

HDP’li Güzel Hakkında Hazırlanan Yeni Fezleke TBMM’ye Gönderildi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Semra Güzel hakkında ‘terör örgütü üyeliği’ ve ‘terörün finansmanı’ suçundan hazırlanan fezleke TBMM’ye gönderildi. Güzel, medyada yayınlanan fotoğraflarla kendisine karşı yargısız infaz yapıldığını belirten bir açıklama yapmıştı.

Haber Merkezi / 2017’de Adıyaman’da öldürülen bir PKK’lı ile fotoğrafı çıkan HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel hakkında, “teröre finansman” sağladığı gerekçesiyle yeni bir fezleke TBMM’ye ulaştı. Güzel hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan önceki fezlekede de “terör örgütü üyeliği” suçlaması yöneltilmişti.

HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle geçtiğimiz hafta hazırlık komisyonu kurulmasına karar verilmişti. Geçen hafta Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından fezleke hazırlanan ve dokunulmazlıklarının kaldırılması için TBMM’ye gönderdiği 28 milletvekili arasında Semra Güzel de yer alıyordu.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Dikkat Çeken ‘İttifak’ Yorumu

Muhalif partiler bir yandan erken seçim tartışmalarıyla gündemdeki yerini korurken, bir yandan da üçüncü ittifak görüşmelerini sürdürüyor. Son zamanlarda sık sık partiler arası ziyaretler gerçekleşirken CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Cumhur ve Millet İttifakı dışında kalan partilerin bir araya gelmesini olumlu karşılayan Kemal Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

Üçüncü bir ittifak oluşturmalarını, demokratik zeminin gelişmesi açısından son derece olumlu bulduğumu ifade edeyim. Birden fazla nedeni var. Birinci nedeni şu: Az önce ifade ettim, üçüncü ittifak, diğer iki ittifak içinde yer bulamayan partiler, üçüncü bir ittifak oluşturarak parlamentoya daha güçlü gelmenin yollarını arıyorlar. O da bunların demokratik hakkı ve bu haklarını kullanıyorlar.

İkincisi; ittifaka dahil olmadığı halde bir parti, ittifaka dahilmiş gibi gösterilerek bir anlamda, bir partinin suçlanmasını veya birden fazla partinin, yani HDP’nin suçlanmasını ortadan kaldıracaktır. Kimin nerede, hangi ittifak içinde olduğu daha net görülecektir. Dolayısıyla gereksiz suçlamalar ve tartışmalar da bitmiş olacaktır. İkinci büyük yararı da bu. Bu açıdan ben, üçüncü bir ittifakın kurulmasını gayet güzel ve doğru buluyorum.

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’e konuşan CHP Lideri, sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı: Bize, diğer partilere yararı oluyor. Dolayısıyla vatandaşa vadedeceği bir şeyi kalmayan, sürekli zemin kaybeden, siyasal zemin kaybeden, vatandaşla arasındaki güvensizliği her geçen gün büyüyen bir parti ve onun küçük ortağı, Millet İttifakı’nı suçlayarak ve Millet İttifakı’nın, içinde olmadığı bir partiyi ittifakın içindeymiş gibi göstererek suçlamasının önüne geçilecek. Yani bu açıdan bence iyi bir şey.

“Bu iktidar bu ülkeye bunu da yaşattı”

Ayrıca, sanayiye yönelik doğalgaz ve elektrik kesintisi kararlarına da sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile tepki gösteren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “”Sanayi tesislerine 3 gün boyunca enerji verilemeyecek. Bu iktidar bu ülkeye bunu da yaşattı. Tabii daha önemli işleri var. Gece yarısı sanatçıların evine baskın yaptırmak, gazetecileri atasözü paylaştılar diye hapse attırmak, dil koparmak… Beceriksizler!” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

RTÜK’ten TELE 1’e Ve FOX TV’ye Ceza

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla tutuklanan gazeteci Sedef Kabaş’ın konuk olduğu TELE 1’in Demokrasi Arenası’na 5 hafta program durdurma ve yüzde 5 para cezası, FOX TV Ana Haber Sunucusu Selçuk Tepeli’nin açıklamaları nedeniyle de FOX TV’ye de yüzde 3 para cezası verdi.

Haber Merkezi / Cezaları RTÜK üyesi Okan Konuralp sosyal medya hesabından duyurdu. Okan Konuralp şunları kaydetti:

“RTÜK, “Toplumu kin ve düşmanlığa tahrik ettiği; nefret duyguları oluşturduğu” iddiasıyla Uğur Dündar’ın sunduğu Demokrasi Arenası’na 5 hafta program durdurma ve %5 para cezası cezası verildi. Ceza, yorumları nedeniyle tutuklanan Gazeteci Sedef Kabaş’ın konuk olduğu program için…

RTÜK Başkanının açıklamaları ile Kabaş’ın gözaltına alınmasına gösterilen tepkilere sahne olan ikinci yayın nedeniyle de yayıncı kuruluş TELE1’e ek olarak % 3 para cezası daha verildi.

RTÜK Başkanı Şahin’in basın etiğine uymamakla itham ettiği Selçuk Tepeli’nin yorumları gerekçe gösterilerek Fox için de % 3 para cezasına hükmedildi.Sezen Aksu’nun yorumladığı Kemal Burkay’ın dizelerine atfen son sözüm: Hiç merak etmeyin! İklim değişecek, Akdeniz olacak. Gülümseyin!”

RTÜK, basın özgürlüğünün önündeki en büyük engele dönüştü”

RTÜK üyesi İlhan Taşçı, kurul toplantısının ardından yaptığı açıklamada ise şu ifadelere yer verdi:

“RTÜK, Sedef Kabaş’ın sözleriyle “toplumu kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” iddiasıyla Tele 1’e % 5 idari para, 5 kez de program durdurma cezası verdi. Uğur Dündar’ın RTÜK Başkanı Şahin’i eleştirmesi nedeniyle de %3 idari para cezasına oyçokluğuyla hükmedildi.

RTÜK kararı uyarınca Demokrasi Arenası programı 5 kez yayınlanamayacak. Program 1 aylığına kapatılmış oldu! Aynı dönemde Uğur Dündar da ne TELE1’de ne de başkaca bir kanalda program yapamayacak. İşte düşünce özgürlüğü, işte ifade özgürlüğü. Siz misiniz RTÜK başkanını eleştiren.

TELE1 bu yıl içinde yasanın 8/1/b bendinden bir ceza daha alırsa bu kez kanalın yayını 10 gün boyunca durdurulacak; RTÜK’ün belirlediği yayınları yapacak. Kanal 3. Kez aynı maddeden ceza alırsa lisansı iptal edilecek. Yani fişi çekilecek ve kanalın ekranı tamamen karartılacak!

Olağanüstü toplantıda, Selçuk Tepeli’nin ana haberde AKP Genel Başkanının icraatına yönelik eleştirileri nedeniyle Fox TV’ye “toplumda özgür kanaat oluşmasını” engellediği iddiasıyla % 3 idari para cezasına hükmedildi. Karar oyçokluğuyla alındı. Cezaların toplamı 6 milyon lira.

RTÜK, hükümetin son günlerde sanatçı, aydın ve gazetecileri hedef alan politikasının cezalandırıcı aparatına dönüştü. Düşünce ve ifade özgürlüğü ile televizyonların özgürce yayıncılık yapması için ortam sağlaması gereken RTÜK, basın özgürlüğünün önündeki en büyük engele dönüştü.”

Ne olmuştu?

Gazeteci Sedef Kabaş  bir hafta önce yayınlanan TELE 1’de katıldığı programda, “Çok meşhur bir söz vardır. Taçlanan baş akıllanır diye. Ama görüyoruz ki gerçek değil. Ya da tam tersi bir söz vardır. Büyükbaş hayvan bir saraya girdiği zaman o kral olmaz. O saray ahır olur” demişti.

Bu sözler üzerine 21 Aralık’ı 22 Aralık’a bağlayan gece saat 02.00 sıralarında İstanbul’da yaşadığı evinde polislerce gözaltına alınan gazeteci Kabaş, Cumartesi günü çıkarıldığı Çağlayan Adliyesi’nde Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla tutuklanmıştı. Tutuklama kararının gerekçesinde “Kuvvetli suç şüphesi, kaçma ve saklanma ihtimalinin yüksek olması, bu nedenle adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı, bu doğrultuda tutuklama tedbirinin ölçülü olacağı” savunulmuştu. Kabaş’ın açıklamalarının ardından RTÜK kanal hakkında inceleme başlatmıştı.

Paylaşın

Kovid 19’da Haftalık Vaka Sayıları Açıklandı: İstanbul Zirvede

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından vaka yoğunluğu bir önceki haftaya göre en çok artan 10 ilin İstanbul, Bingöl, Kocaeli, Bilecik, Bolu, Rize, Trabzon, Ankara, Erzurum, Tunceli olduğunu açıkladı.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 8-14 Ocak’ta il bazında her 100 bin nüfusa karşılık gelen Kovid 19 vaka sayılarının yer aldığı haritayı paylaştı.

Haritaya göre, 8-14 Ocak arasında vaka yoğunluğu bir önceki haftaya göre en çok artan 10 il Bingöl, İstanbul, Bolu, Rize, Kocaeli, Erzurum, Ankara, Bilecik, Tunceli ve Trabzon oldu.

100 bin kişide görülen Kovid 19 vaka sayısı 1-7 Ocak haftasına kıyasla İstanbul’da 1222,37’den 1571,46’ya, Ankara’da 386,15’ten 629,65’e, İzmir’de ise 574,85’ten 714,29’a yükseldi.

Haritaya göre vaka yoğunluğu en az iller 16,44 ile Van, 19,61 ile Hakkari ve 37,82 ile Urfa oldu.

10 ilin verileri

8-14 Ocak arasında vaka yoğunluğu bir önceki haftaya göre en çok artan 10 ilin verileri şöyle:

  • İstanbul: 1571,46
  • Bingöl: 1410,74
  • Kocaeli: 800,55
  • Bilecik: 769,03
  • Bolu: 708,06
  • Rize: 676,91
  • Trabzon: 643,43
  • Ankara: 629,65
  • Erzurum: 328,77
  • Dersim: 349,94

Haritaya göre, vaka yoğunluğu 700’ün üzerinde olan iller ise şöyle:

  • İstanbul 1571,46
  • Eskişehir 1427,50
  • Bingöl 1410,74
  • Kırklareli 910,88
  • Kocaeli 800,55
  • Bilecik 769,03
  • İzmir 714,29
  • Tekirdağ 707,54

Aşılama oranı ve 24 saatlik veriler

Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, 23 Ocak Pazar saat itibariyle 24 saatte 392 bin 281 Covid-19 testi yapıldı, 65 bin 503 kişinin testi pozitif çıktı, 185 kişi yaşamını yitirdi. 75 bin 422 Covid-19 hastası ise iyileşti.

Türkiye’de bugün itibariyle 57 milyon 3336 bin 203 kişiye birinci doz, 52 milyon 262 bin 703 kişiye ikinci doz, 24 milyon 278 bin 269 kişiye üçüncü doz olmak üzere toplam 140 milyon 743 bin 552 doz aşı uygulandı.

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan’dan ‘Fatura’ Tepkisi

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımlarla elektrik ve doğal gaz faturalarına gelen zamlara tepki gösterdi.

Vatandaşların sosyal medyada paylaştığı faturaları okuyan DEVA Lideri Babacan şu mesajları paylaştı:

“Bugün sosyal medyada faturalarını paylaşan vatandaşlarımızı okuyorum. Bu ay gelen faturalar bu ülkenin normali olamaz. Bu pahalılığa alışmayacağız. İpe sapa gelmez teorilerini dayatarak başımıza döviz kuru krizini kim açtıysa, enerji politikasında kim çuvalladıysa, bu anormal artışların sorumlusu da odur.”

Cumhuriyet’ten Zehra Özdilek’e konuşan vatandaş Ayşe D.’nin sözlerini paylaşan Babacan, “Doğalgaz faturası 250 liradan 1000 liraya çıkan Ayşe Hanım’ın sözleri iç parçalıyor: ‘Bir bebeğimiz dünyaya geldi ve doğal olarak doğalgazı biraz açmak zorunda kaldık. Gerçek anlamda ısınsak ne olacaktı düşünemiyoruz’. Yeni doğan bebekler bile bu kötü yönetimin bedelini ödüyor” ifadelerini kullandı.

Babacan, işletmesine geçen ay 300 TL, bu ay 740 TL elektrik faturası geldiğini paylaşan bir vatandaşı “Gelecek ay ne olacağı meçhul. İnsanlar geçinemiyor, aileler dağılıyor, ocaklar sönüyor. Ülkenin gündemi bu olmalı” sözlerini ise, “Geçmiş olsun. Koskoca ülke Survivor setine döndü. Hayatta kalmaya çalışanların ülkesi olduk” diye yanıtladı.

Babacan, aralık ayında 222 TL, ocak ayında 414 TL elektrik faturası geldiğini söyleyen bir vatandaşa da şu sözlerle karşılık verdi:

“Sayın Erdoğan, hiç olmazsa eve girip çıkarken halkın yaşadığı bu zorlukları duyabilirdi. Ama o kendisini Beştepe’de izole etti. Tek bir komşusu bile yok. En son kaç yıl önce bir elektrik veya doğalgaz faturası gördü acaba?”

“Geçen ay 444 TL gelen faturayı ödeyemezken bu ay gelen bin 500 TL faturayı nasıl ödeyeceğim? Evde engelli evladım var” diyen bir vatandaşın mesajını alıntılayan Babacan,

“Çarşıya inip esnafı dükkânında ziyaret edemeyen Cumhurbaşkanı, bari vatandaşın sosyal medyadaki feryadını okusa da öğrense. Millet ile esnafı karşı karşıya getireceğine, şapkasını önüne koysa” ifadelerine yer verdi.

Babacan ayrıca BOTAŞ’ın sanayi ve santrallerde doğalgaz kısıtlaması talimatını şu sözlerle eleştirdi:

“Bunlar hep otoriter ittifakın ülkemize yıktığı acı sonuçlar. Sanayinin doğalgazını kısmak, elektrik santrallerine daha az gaz vererek elektrik kesintilerine neden olmak, üretimi ve ihracatı azaltacaktır. ‘Karadeniz’de keşfettik’ dedikleri doğalgaz ne oldu? Haberi olan var mı?”

Paylaşın

Sancar: Bu Sistemden Kurtulmanın Tek Yolu Birlikte Mücadele Etmektir

‘Deniz Poyraz Davası’ duruşması öncesi açıklamalarda bulunan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Bu sistemden, iktidardan, bu kanlı talancı düzenden kurtuluşun tek yolu birlikte mücadele etmektir” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Yargı, iktidarın elindedir ve muhalefeti bastırmak, demokrasi güçlerini sindirmek için bir sopa olarak kullanılmaktadır. Elbette susarak beklersek adalet mahkeme salonlarında gerçekleşmeyecek. Susmuyoruz; örgütlü adaletsizliğe karşı örgütlü mücadeleyi, sistemli kötülüğe karşı en geniş dayanışmayı ve ortak mücadeleyi kurmaya devam ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Bu sistem, suçluları aklayan ve hakikati karartan bütün mekanizmalarıyla demokrasi mücadelesinin önüne dikilmektedir. Biliyoruz ki adalet ancak herkes için talep edildiğinde bir hedefe amaca yönelik olur, adalet mücadelesi herkes için verildiğinde anlam kazanır. Ya herkes için vardır ya da hiç kimse için yoktur.” diyen Mithat Sancar’ın ‘Deniz Poyraz Davası’ duruşması öncesi yaptığı açıklamalar şöyle;

“Bugün burada Deniz Poyraz arkadaşımızın katledilmesiyle ilgili davanın 2. duruşması için bulunuyoruz. Deniz Poyraz arkadaşımız 17 Haziran’da katledildi. O kurşunlar elbette onun o güzel, o mücadeledeci bedenine yöneldi, önce onun kanı akıtıldı ama saldırının tek hedefi Deniz Poyraz değildi. Saldırı aynı zamanda HDP’yeydi. Saldırı aynı zamanda demokratik siyaseteydi, Türkiye’deki kadın ve demokrasi mücadelesine, barış mücadelesine yönelikti. O kuruşunlar barışı, demokrasiyi, kadın mücadelesini, emek mücadelesini hedef almıştı. Arkasında güçlü bir örgütlü plan vardı, sistemli bir cinayet hazırlanmıştı ve belki de onlarca kişinin katledilmesi hesaplanmıştı.

“Korkutmak istediler ama başaramadılar, bundan sonra da başaramayacaklar”

O gün orada Deniz Poyraz arkadaşımız bulunuyordu ona kıydılar, onu aramızdan aldılar ama onlar da biliyor ki sadece bir arkadaşımızın katledilmesiyle veya başka arkadaşlarımızın katledilmesiyle bu mücadele durmaz. Kimse korkmaz, kimse yılmaz. Gözdağı vermek, sindirmek istediler. Ama hiçbiri bu tür saldırılarla başaramadılar, başaramayacaklar. Adalet, hakikat ve barış için buradayız. Biliyoruz ki karşımızda sistemli ve örgütlü bir kötülük düzeni, adaletsiz bir sitem var. Bu uygulamalara, bu sisteme, bu zihniyete ve iktidara karşı tek etkili yol da sistemli ve örgütlü mücadeledir. Kötülüğe karşı iyiliği örgütlemek, adaletsizliğe karşı adalet mücadelesini büyütmek tek çıkar yoldur.

“Bu sistemden kurtulmanın tek yolu birlikte mücadele etmektir”

Bu sistemden, iktidardan, bu kanlı talancı düzenden kurtuluşun tek yolu birlikte mücadele etmektir. Yargı, iktidarın elindedir ve muhalefeti bastırmak, demokrasi güçlerini sindirmek için bir sopa olarak kullanılmaktadır. Elbette susarak beklersek adalet mahkeme salonlarında gerçekleşmeyecek. Susmuyoruz; örgütlü adaletsizliğe karşı örgütlü mücadeleyi, sistemli kötülüğe karşı en geniş dayanışmayı ve ortak mücadeleyi kurmaya devam ediyoruz. Bu sistem, suçluları aklayan ve hakikati karartan bütün mekanizmalarıyla demokrasi mücadelesinin önüne dikilmektedir. Biliyoruz ki adalet ancak herkes için talep edildiğinde bir hedefe amaca yönelik olur, adalet mücadelesi herkes için verildiğinde anlam kazanır. Ya herkes için vardır ya da hiç kimse için yoktur.

“Başkasına yapılan haksızlığa susanlar son zamanlarda yaşananlardan ders çıkarmalıdır”

Bekleyerek, başkalarına yapılan adaletsizliklere sessiz kalarak, onları görmezden gelerek devam edeceğini düşünen herkes son zamanlarda yaşadığımız örneklere bakarak mutlaka uyanmak zorundadır. Başkasına yapıldığında başını kenara çevirenler de bu sistemden, adaletsizlikten, zulümden, baskıdan gün gelir nasibini alır. Yıllardır bağırıyoruz; adalet ancak herkes için varsa, herkes için talep ediliyorsa gerçekleşebilir.

“Kim saldırıya uğruyorsa hep birlikte onun yanında yer almalıyız”

Yoksa adaletsiz düzenin içinde bütün ötekiler, muhalifler, ezilenler mutlaka payını alacaktır. Çağrımız bütün adalet isteyenleredir, bütün eşitlik isteyenleredir, bütün ezilenleredir. Bütün ötekileştirilenleredir. Kimliğine bakmadan adaletsizliğe kim maruz kalıyorsa onun yanında yer almalıyız. Kim bu adaletsiz sistemin saldırılarına maruz kalıyorsa dayanışmayı orada hızla bir şekilde örmek zorundayız.

“Saldırı bu ülkenin barış umudunu kırmaya, bu mücadeleden vazgeçirmeye yönelikti”

Sadece kendimiz için adalet istiyorsak, bu düzenin devamına katkı sağlarız. Kendisi için adalet isteyenler, adaletsizliğin devamına ortak olmaktan başka bir şey yapmaz. İşte son örnekler ortada. Bu sistemi değiştirmek, bu zalim baskıcı iktidarı göndermek için ortak mücadeleden ve demokratik mücadeleyi birlikte büyütmekten başka yol yok. Adaleti de ancak bu şekilde sağlayabiliriz. Deniz Poyraz’a, HDP’ye yönelik saldırı bu ülkede barış umudunadır. Barış mücadelesinden vazgeçirme çabalarının sistemli uygulamalarıdır. Oysa biz barışı getirmekte kararlıyız. Barışı da ancak adalet ve hakikat üzerine kurabiliriz. Adalet ve hakikatin olmadığı yerde barış da olmaz. Barışın olmadığı yerde demokrasi de olmaz. Demokrasinin olmadığı yerde eşitlik de olmaz huzur da olmaz. Bunu hepimizin görmesi lazım.

“Yargı cinayeti münferit göstermek için elinden geleni yapıyor”

Deniz Poyraz’a yönelik cinayet, sistemli bir cinayettir. Soruşturmanın başından beri hem emniyet hem savcılık bu cinayeti münferit, bireysel göstermek için ellerinden geleni yaptı. Tıpkı bundan önceki saldırılarda olduğu gibi. Hakikati, örgütlü kötülüğü örtmek için ellerindeki imkanları kullandılar. Biz de irademizi, örgütlü gücümüzü bu karanlığın arkasındaki gücü ortaya çıkarmak için kullanmaya devam edeceğiz. Bu sistemi değiştirene kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Bu ülkeyi aydınlığa çıkaracağız. Karanlığın üstüne halkların iradesini ve ışıklarını mutlaka yönelteceğiz. Bizlere yönelik saldırılarda bütün güçleriyle hakikati örtmek ve suçluları aklamak için uğraşan bu sistem, bize yönelik yargılamalarda ise her türlü kumpası, hileyi, oyunu oynamakta bir beis görmüyor. Sıra bizlere, demokrasi güçlerine, sıra emekçiye, ezilene gelince hiçbir delile gerek kalmadan en ağır baskıları uygulayan sistem, apaçık işlenen cinayetleri, soygunu ve talanı gizlemek için seferber olmaktadır.

“Bu gidişatı değiştirmenin yolu, adalet mücadelesini büyütmekten ve demokrasi mücadelesini ortaklaştırmaktan geçiyor”

İşte bu gidişatı, bu döngüyü değiştirmenin yolu adalet mücadelesini büyütmekten, demokrasi mücadelesini ortaklaştırmaktan geçiyor. Ya en geniş demokratik mücadele ortaklığını kuracağız ya da bu kötülük düzeni devam edecek. Bu ülkede barışın ve demokrasinin, adaletin gerçekleşmesini önlemek için yoluna devam edecektir. Biz burada bu gidişe dur demek için varız. Adaletsizliğin olduğu her yerde, kime yönelirse yönelsin adaletsizliğe karşı birlikte mücadele etmek için varız, var olacağız. En büyük gücü kadın mücadelesinden aldığımızı hatırlatalım, Deniz Poyraz cinayeti kadın mücadelesine saldırının da sembolüdür. O nedenle en büyük direnci kadınlar göstermektedir. En etkili mücadeleyi kadın hareketi yürütmektedir. Hep birlikte barışa, demokrasiye, adalete yürüyüşümüz devam edecek. Hakikati ortaya çıkaracağız, adaleti gerçekleştireceğiz, hakikatle adaletin üstüne barışı inşa edeceğiz. Bu ülkeye demokrasiyi mutlaka getireceğiz. Bütün dostları; dayanışma için, mücadele için her an her şekilde yoluna devam eden tüm güçleri selamlıyorum. Adalet, hakikat, barış ve demokrasi mücadelesinin başarıya ulaşacağına inanıyorum. “

Paylaşın

203 Sanatçıdan Sezen Aksu’ya Destek Bildirisi: Asla Yalnız Yürümeyecek

Yaşar Gaga ile beraber seslendirdiği “Şahane Bir Şey Yaşamak” şarkısındaki “Adem ve Havva” göndermesi nedeniyle hedef gösterilen Sezen Aksu’ya 203 sanatçıdan destek geldi. Bildiride, “Sezen Aksu asla yalnız yürümeyecek ve bizler bir kişi dahi eksilmeyeceğiz” denildi.

Sezen Aksu’nun “Avcı” şiiriyle yaşadığı saldırılara yanıt vermesinin ardından aralarında Latife Tekin, Elif Şafak, Ece Temelkuran, Birhan Keskin, Hayko Cepkin, Şükrü Erbaş ve Sema Kaygusuz gibi yazar, gazeteci, akademisyen, müzisyen ve şairlerin olduğu 203 sanatçı imza metni yayınladı.

“Sezen Aksu asla yalnız yürümeyecek ve bizler bir kişi dahi eksilmeyeceğiz” ifadelerinin yer aldığı imza metni şöyle:

“Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sanatçı Sezen Aksu’yu hedef gösteren ve ifade özgürlüğünü yok sayan sözlerini büyük bir tepkiyle izliyoruz. 47 yıldır yazan, söyleyen ve bu toprakların kültürel birikimine onlarca şarkı armağan eden Sezen Aksu’ya karşı başlatılan bu saldırının tam karşısındayız.

“Aksu’nun ifade özgürlüğünün kısıtlandığı ve ‘dilinin koparılması’ ile tehdit edildiği bir ülke istemiyoruz. Girişilen bu saldırıya karşı hep birlikte ve dayanışma içinde olduğumuzu bildiriyoruz.

“’Koparılmak’ istenen dil Anadolu’nun kadim halklarının dilidir. Pir Sultan’ın, Yunus Emre’nin, Karacaoğlan’ın, Köroğlu’nun, Âşık Veysel’in, Sinem Bacı’nın, kısacası binlerce yıldır bizi temsil eden, sevinçlerimizi, üzüntülerimizi, ağıtlarımızı söylediğimiz dildir. Hoca Nasreddin gibi ağlayan, Bayburtlu Zihni gibi gülen kadim halkların, emekçilerin, kadınların ve her türlü zorbalığa karşı sazıyla, sözüyle mücadele edenlerin dilidir. ‘Koparılmak’ istenen dil, özgür sanatın dilidir.

“Biz sanatçılar olarak bu topraklarda yaşayan tüm dilleri korumak için mücadele ettik ve bundan sonra da aynı kararlılıkla mücadele etmeyi sürdüreceğiz. Sezen Aksu asla yalnız yürümeyecek ve bizler bir kişi dahi eksilmeyeceğiz.”

İmzacılar

Aslı Biçen, Aslı Solakoğlu, Aslı Tohumcu, Aslı Uluşahin, Ayşe Çavdar, Akif Kurtuluş, Altay Öktem, Anıl Mert Özsoy, Ali Seçkiner Alıcı, Akın Yanardağ, Ayla Turan Tan, Adnan Gerger, Ayşen Şahin, Arife Kalender, Aydan Yalçın, Aliye Özlü, Ayşegül Devecioğlu, Atiye Kalkan, Ahmet Murat Aytaç, Ahmet Telli, Birol Tezcan, Bade Osma Erbayav, Baran Güzel, Burhan Şeşen, Birhan Keskin, Büşra Sanay, Burcu Ünlü, Barış İnce, Belgin Bıyıkoğlu, Birgül Oğuz, Bircan Değirmenci, Buket Uzuner, Bülent Tekin, Barış Atay, Belma Fırat, Betül Yılmaz, Batuhan Dedde, Can Uçar, Cem Erciyes, C. Hakkı Zariç, Çağlayan Çevik,

Çayan Okuduci, Cenk Kolçak, Çağrı Sinci, Cihan Ülsen, Cem Vazo, Cafer Solgun, Çetin Ali Nergis, Devrim Horlu, Deniz Durukan, Dündar Hızal, Deniz Ulkat, Derya Ulkat, Duygu Kankaytsın, Devrim Dirlikyapan, Dilruba Nuray Erenler, Diyar Atak, Ezgi Polat, Ercan Mehmet Erdem, Emrullah Alp, Esin Özbek, Emirali Türkmen, Erdoğan Emir, Ece Temelkuran, Eylem Te, Engin Turgut,  Eray Sargın, Emrah Polat, Erkan Karakiraz, Erbil Doğan, Figen Şakacı, Fatih Tan, Fadıl Öztürk, Fahri Özdemir, Fatma Aras, Gaye Boralıoğlu, Gökhan Bakar, Grup Adalılar, Gonca Özmen, Gülşen İşeri, Giray Kemer, Gökhan Bakar, Haydar Ali Albayrak, Hıdır Işık, Hüseyin Bul, Haydar Ergülen, Haden Öz, Hüseyin Gökçe, Hilal Karahan,

Haluk Tolga İlhan, Hüseyin Turan, Hayko Cepkin, Hatice Meryem, Ilgın Sönmez, Latife Tekin, Tekgül Arı, Nil Sakman, Sevim Erdoğan,  Onur Bütün, Mahmut Çınar, Umay Umay, Sırma Mirzaoğlu, Sibel Oral, Mahir Ünsal Eriş, Murat Özyaşar, Özlem Akcan, Sercan Meriç, Mehmet Said Aydın, Metin Solmaz, Merve Göntem, Umut Altınçağ, Volkan Yosunlu, Sinem Sal, M.K. Perker, Murat Uyurkulak, Pelin Buzluk, Murat Meriç, Metin Yetkin, Muzaffer Gezer, Gönül Kıvılcım, Pınar Aydınlar, Nesimi Aday, Sevengül Sönmez, Kemal Varol, Ferhat Tunç, Fatoş Avcısoyu Ruso, Zerrin Saral, Nimet Mızraklı, Levent Karataş,

Vecdi Erbay, Nadir Göktürk, Muzaffer Gezer, Şükrü Erbaş, Niyazi Koyuncu, Tunca Çaylant, Ünal Ersözlü, Sina Akyol, Tuğrul Keskin, Namık Kuyumcu, Semih Çelenk, Mazlum Mengüç, Tuba Torun, Orhan Alkaya, Suzan Samancı, Utkucan Akyol, Kazım Gündoğan, Mustafa Ergin Kılıç, Sema Kaygusuz, Oğulcan Kütük, Yücelay Sal, Ömer Ferhat Özmen, Serhad Raşa, Yücel Tunca, Muammer Ketencoğlu, Nalan Çelik, Esat Şenyuva, Nilay Özer, Müge Koçak, Sonat Yurtçu, Mehmet Özer, Kerem Görkem, Taçlı Yazıcıoğlu,

Narin Yükler, Mesut Varlık, Nalan Kuruçim, Pınar Doğu, Hüseyin Akcan, Nur Sürer, Elif Şafak, Sedef Erken, Turan Parlak,  Özlem Armen, Şahin Altuner, Eren Aysan, Murat Gür, Senem Gezeroğlu, Nur Saka, Metin Atik, Zeynep Altıok, Zeynep Ezmen, Tuncay Birkan, Hüsamettin Küçük, To256603zan Alkan, Mahir Karayazı, Yılmaz Şener, Mehmet Aras, Çetin Ali Nergis, Gül Kaçar, Nurani Ersoy, Zafer Türker, Levent Kaçar, Sıtar Sertaç Şanlı, Mazlum Çetinkaya, Tacim Çiçek, Hakan Güngör, Nurhan Suerdem, Okan Çil.

Ne olmuştu?

Sezen Aksu’nun 2017 yılında çıkardığı “Şahane Bir Şey Yaşamak” şarkısında geçen “Binmişiz bir alamete. Gidiyoruz kıyamete. Selam söyleyin o cahil Havva ile Adem’e…” sözleri önce Yeni Şafak gazetesinde ardından iktidara yakın isimlerce sosyal medyada hedef gösterildi.

Ankara’da Mikail Yılmaz isimli bir avukat ile beraberindeki bir grup Aksu hakkında, “dini değerlere hakaret ve tahrik veya aşağılama” suçunu işlediği iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu, iktidara yakınlığıyla bilinen Milli Beka Hareketi de Sezen Aksu’nun evinin önünde eylem düzenledi.

İktidar kanadından açıklamalar da gecikmedi. Vekiller ve bakanların ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de partisinin grup toplantısında Aksu’yu hedef aldı. Bu sırada Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) yönetimi kanalları tek tek arayarak Sezen Aksu’nun “Şahane Bir Şey Yaşamak” şarkısının yayınlanmaması konusunda uyarıda bulundu.

Son olarak AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 21 Ocak cuma namazı sonrası mihraba çıkarak yaptığı açıklamada “Hakaretlerin bini bir para. Bütün bunların karşısında dimdik duracak olanlar sizlersiniz. Hz. Adem efendimize kimsenin dili uzanamaz. O uzanan dilleri yer geldiğinde koparmak bizim görevimizdir. Havva validemize kimsenin dili uzanamaz. Onlara da had bildirmek bizim görevimizdir” diye konuştu.

Erdoğan’un bu tehditlerinin ardından Sezen Aksu, bir açıklama yayımladı ve “Avcı” adlı yeni şarkı sözlerini paylaştı. Şarkı şimdiye kadar 53 dile çevrildi.

Paylaşın