Türkiye, İfade Özgürlüğü İhlallerinde Yine İlk Sırada

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) 2021 yılında karar için bekleyen davalar sıralamasında Türkiye, daha daha önceki yıllarda olduğu gibi yine Rusya’nın ardından ikinci sırada yer aldı.

Türkiye’den yapılan başvuruların önemli bir kısmını OHAL dönemindeki gözaltı, tutuklama ve adil yargılanmayla ilgili şikayetler oluştururken, geçen yıl AİHM’in verdiği kararlarda en fazla ifade özgürlüğünden mahkum olan ülke yine Türkiye oldu.

Strasbourg Mahkemesi’nde karar için bekleyen şikayetlerde, Rusya 17 bin 13 başvuruyla ilk sırada yer alırken, Türkiye 15 bin 251, Ukrayna 11 bin 372 ikinci ve üçüncü sıraları aldı. Romanya 5 bin 690 ve İtalya 3 bin 646 ile daha sonra 4. ve 5. sıralarda yer aldı.

OHAL davaları çoğunlukta

Türkiye’den gelen ve karar için bekleyen davaların önemli bir kısmını OHAL ilanıyla birlikte yapılan insan hakları şikayletleri oluşturuyor. OHAL ile birlikte Türkiye’den gelen şikayetlerin sayısı 11 bin civarında. Bu şikayetlerin önemli bir kısmını, makul kanıt olmadan gözaltı, uzun tutuklama süresiyle, adil yargılanma hakkından yapılan şikayetter oluşturuyor.

Türkiye ifade özgürlüğü ihlalinde ilk sırada

AİHM’de 2021’de açıklanan mahkeme kararlarında daha önceki yıllarda olduğu gibi Türkiye, ifade özgürlüğü alanında yine en fazla mahkumiyeti alan ülke oldu. AİHM, geçen yıl 31 davada Türkiye’yi ifade özgürlüğü şikayetinde insan hakları ihlalinden mahkum etti.

2021 yılında Türkiye ile ilgili 78 karar açıklayan AİHM, bunlar içinde 76 davada en az bir maddeden Türkiye aleyhine insan halkları ihlal kararı verdi.

AİHM Başkanı’nın basın toplantısı

AİHM Başkanı Robert Spano, yıllık verileri değerlendirmek için yaptığı basın toplantısında 2020 yılı sonu itibarıyla AİHM gündeminde olan dava sayısının 62 bin iken, 2021 yılı sonunda bu rakamın yüzde 13 artışla 70 binin üzerine çıktığı duyurdu. Spano, bu 70 bin davanını yüzde 70’ini Rusya, Türkiye, Ukrayna ve Romanya’dan gelen başvurular olduğunu söyledi.

Paylaşın

HDP’li 11 Milletvekiline Ait 13 Fezleke Meclis’te

Halkın Demokratik Partili (HDP) 11 milletvekiline ait 13 dokunulmazlık dosyası Meclis’e ulaştı. Dosyalar Karma Komisyon’a sevk edildi. Yeni gelen fezlekeler arasında dokunulmazlığının kaldırılması için hakkında komisyon kurulan Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel de yer aldı.

Meclis’e yeni gelen dokunulmazlık dosyaları Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydeniz (2), Diyarbakır Milletvekili Remziye Tosun (2), Siirt Milletvekili Sıdık Taş, Iğdır Milletvekili Habip Eksik, Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran, Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel, Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Şanlıurfa Milletvekili Nusrettin Maçin, Şırnak Milletvekili Nuran İmir, Mardin Milletvekili Ebru Günay ve Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz oldu.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

Türk Tabipleri Birliği’nden ‘Aşı Olun’ Çağrısı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi ve TTB Pandemi Çalışma Grubu bugün yazılı açıklama yaptı: “Tüm yurttaşlarımızı da aşı takvimlerini en hızlı ve kısa sürede tamamlamaya; kendilerine, sevdiklerine, topluma karşı sorumlulukları kapsamında aşılanmaya, aşılarını tamamlamaya davet ediyoruz.”

Açıklamada, “Türkiye 24 Ocak 2022 tarihi itibariyle, toplam olgu sayısında dünyada yedinci; Avrupa’da beşincidir. Bunun yanı sıra ülkemiz, yeni olgu sayısında dünyada dokuzuncu” bilgisi verildi.

“Ölümlerin yüksek seyri devam ediyor”

Sağlık Bakanlığı verilerine göre dahi ölümlerin yüksek seyrinin devam ettiğini belirten TTB, hastaların önemli bölümünün son altı ayda kaybedildiğine dikkat çekti:

“Toplam ölümlerin yüzde 24,2’si 11 Mart 2020 ile 31 Aralık 2020 arasında, yüzde 33,5’i 1 Ocak 2021 ile 30 Haziran 2021 arasında ve yüzde 42,3’ü 1 Temmuz 2021 ile 18 Ocak 2022 arasında kaydedildi.

İlk dokuz ayda bu rakam toplam ölümlerin dörtte birine denk düşerken, son altı ayda ilk dokuz ayın neredeyse iki katına yakın insanımız kaybedildi.”

“Hastaneye yatış ve ölüm riski”

Hastalığın, ileri yaşlar veya bağışıklığı baskılananlar için ağırlaşma olasılığına dikkat çekildi:

“Omicron varyantının daha hafif hastalık beklentisiyle eşleştirilmesi, yaşanan sürecin yıkıcı etkilerini belirginleştirme tehlikesini barındırıyor.

Sağlık Bakanı’nın 24 Ocak 2022’de sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada da hem sağlık sisteminin aşırı yükü hem de tam aşılı olsalar dahi hastalığı ağır geçirebilen gruplar göz ardı edildi.

Özellikle kırılgan gruplarda, aşısız/hatırlatıcı dozu eksik, yetersiz koruyuculuk sürecine girmiş, ileri yaşta, bağışıklığı baskılanmış hastalıkları olanlar varyanttan bağımsız olarak ağır hastalık, hastaneye yatış ve ölüm riskiyle yüzleşiyor.

Beklenti ve dileklerimizi gerçeklerle değiştirip rehavete yol açacak çıkarımların, telafisi zor kayıp ve zorlu süreçlere neden olacağı düşünülüyor.”

Maske-mesafe-havalandırma

TTB, topluma şu çağrıda bulundu:

“Tüm yurttaşlarımızı aşı takvimlerini en hızlı ve kısa sürede tamamlamaya; kendilerine, sevdiklerine, topluma karşı sorumlulukları kapsamında aşılanmaya, aşılarını tamamlamaya davet ediyoruz.

Hava yoluyla bulaşma özelliği artık net olarak ortaya konulan bu etkene karşı salgın koşullarında iyi havalandırılan ortamlarda, maske ve mesafeyi de dikkate alarak sosyal buluşmalarımızı yapma konusunda özenimizden vazgeçmeyelim.”

Paylaşın

Siyasette ‘Diyarbakır’ Tartışması: İYİ Parti’den Sert Eleştiri

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Demokrasinin yolu Diyarbakır’dan geçer” sözü siyasette yeni bir tartışma başlattı. Halkların Demokrasi Partisi’nin (HDP) “Olumlu, ancak yetersiz” ifadeleriyle değerlendirdiği açıklamaya İYİ Parti’den sert eleştiri geldi.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ı ziyaretinde dile getirdiği “Bu ülkeye demokrasi gelecekse, bunun yolu Diyarbakır’dan geçer” ifadeleri siyasetin yeni tartışma konusu oldu. HDP’li Meral Danış Beştaş, açıklamayı olumlu bulduğunu ancak yetersiz karşıladığını ifade etti. İYİ Parti’li Yavuz Ağıralioğlu ise Kılıçdaroğlu’nu “Bin 212 evladımızı şehit verdik” sözleriyle eleştirdi.

Ağıralioğlu: Her problemin çözüm mercii Ankara’dır

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yavuz Ağıralioğlu, “Diyarbakır fantezilerinden başlayan ifadelerden bin 212 evladımızı şehit verdik. Demokrasinin yolu TBMM’den geçer” dedi. Kılıçdaroğlu’nun ifadelerini “Erdoğan’dan aşina olduğumuz ifadeler” sözleriyle değerlendiren Ağıralioğlu, “Buna mukabil başlayan çözüm süreci, müteakip ödediğimiz büyük bedeller bizim için ders olmalı.  Her problemin çözüm mercii Ankara’dır” diye konuştu.

“Memlekete demokrasi gelecekse, 81 vilayetimize hukuk gelecekse, kalkınmış müreffeh bir ülke olacaksak, bunun yolu sadece ve sadece TBMM’den geçer” ifadesini kullanan Ağıralioğlu, şöyle devam etti: “Memleketin çözüm mercii Meclis’tir. İradesi, kanunu, kuralı kayıt altında, demokrasisi taçlanmış, güçlü bir müreffeh bir ülke istiyorsak, bunu 84 milyonu bir araya getirecek bir hukukla yapacağız. Bunu merkezi mercii Ankara’dır, başkenttir, TBMM’dir. Bunun dışında her yelteniş daha önce defalarca denenmiş bedeli çok ağır ödenmiş işlerdir.”

Beştaş: Kürt halkı sözünün gereğini yerine getirilmesini bekler

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, açıklamayı olumsuz değerlendirmediğini ancak yetersiz bulduğunu söyledi. Beştaş, şunları söyledi:

“Mesut Yılmaz’ın da AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer diye bir sözü vardı. Çiller döneminden beri Kürt meselesinin çözümüne dair farklı metaforlarla bu tip açıklamaları çok duyduk. Artık bu sözlerin uygulanması zamanı. Kürt halkı bu şekilde mesajlarla bu sorunun çözülemeyeceğini çözülemediğini on yıllardır deneyimliyor.”

Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır’dan kastının Kürt meselesinin çözümünün olduğuna dikkat çeken Beştaş, “Yani Kürt halkı, Kılıçdaroğlu’ndan bu sözünün gereğini yerine getirilmesini bekler. Bu sözde kalan iyi niyet beyanı olmamalı” dedi.

Açıklamayı yadsımadığını ancak yetersiz bulduğunu ifade eden Beştaş, “Evet doğrudur demokrasinin yolu Diyarbakır’dan Türkiye’nin tamamının demokratikleşmesinin yolu Kürt meselesinin çözümünden geçiyor. Bunu Kılıçdaroğlu’na atfen söylemiyorum ama Kürtler, sadece seçim zamanlarında oy olarak görülmekten, ‘bizim kardeşimiz’ söylemlerinden illallah etmiş durumdalar. Bu konuda eşit, özgür ve yurttaş olarak herkes gibi bu ülkenin yurttaşı olarak ortak vatanda yaşamak istiyorlar. Biz tam da bunun mücadelesini veriyoruz” ifadesini kullandı.

Beştaş, “Kılıçdaroğlu’ndan, sözünün gereğini yerine getirmesi için beklentiniz tam olarak nedir?” sorusu üzerine şu yanıtı verdi: “Önümüzde Semra Güzel fezlekesi var. CHP, fezlekeye ‘evet diyeceğiz’ diyor. Bu, Diyarbakır’da çok büyük kırılma yapıyor. İktidar olmadan da atılacak adımlar vardır. Daha dün Millet İttifakı’nın ortağının genel sekreteri ‘HDP kapatılmalıdır’ dedi. İYİ Parti, MHP’den koptu doğru. Ama MHP’nin başka şekliyle karşı karşıyayız. CHP’nin bu konuda kendi ortağına söz söylemesi gerekir.”

Üstün: Demokrasi eksikliği bir çok alanda

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün ise, Türkiye’de bir demokrasi eksikliği yaşandığını belirterek, “Ama bu demokrasi eksikliği bir çok alanda kendini gösteriyor. Seküler kesim de, muhafazakar kesim de, Alevi kesim de sorun yaşıyor. Yıllardan beri can yakıcı bir sorun olan Kürt meselesi de bir demokrasi eksikliğinin tezahürü olarak ortaya çıkıyor” dedi. Üstün, “Elbette ki bu söylem, bir açıdan bakıldığında doğru ama sadece demokrasi eksikliğinin tamamını tarif etmiyor. Zaten muhtemelen kastı, tamamını tarif etmek olmamış olabilir” ifadesini kullandı.

Hedeflerinin tüm kesimlerin maruz kaldığı demokratik hak taleplerinin yerine getirilmesi olması gerektiğini dile getiren Üstün, şöyle devam etti: “Amacımız, bu demokrasi açığını kapatmak olmalıdır. Meseleye biraz bu açıdan bakıyorum. Son zamanlarda zaten Sayın Kılıçdaroğlu, helalleşmek gibi sözlerle de aslında herkesin herkesle helalleşeceği bir ortamdan durumdan bahsediyor. Tek bir yere atıfta bulunduğunu tahmin etmiyorum. Demokrasinin demokratik hakların Kürt meselesi üzerinden açığını dile getirmek istemiş olabilir. Demokrasi açığı sadece bir yerde yok. Maalesef her alanda bu açık son yıllarda derinleşerek artmıştır.”

Kaya: Kürtleri memnun edecek, Türkleri rahatsız etmeyecek çözüm

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya da, bölge halkının yaşadığı sorunlara temel hak ve hürriyetler çerçevesinde bakılması gerektiğini belirterek, şöyle konuştu: “Özellikle toplumsal birlik ve kardeşlikle alakalı, terörün sona erdirilmesiyle alakalı, Kürt meselesine demokratik çözümle alakalı değişik dönemlerde bazı çalışmalar yapıldı. Belli konularda sonuç alındı, belli konularda sonuç alınamayıp tekrar eski politikalara dönüldü. Her iktidara talip her siyasi parti ve lider mutlaka bu konunun demokrasi çerçevesinde çözülmesinin önemli olduğuna inanır.”

“Geçmişte de zaman zaman bazı siyasilerin Kürt meselesi ile ilgili samimi mesajları olduğunu” ifade eden Kaya, “Dilerim ve umut ederim ki bu kez, bu manada bir fırsat oluşacaksa Türkiye’de bu meselenin artık Kürtleri memnun edecek, Türkleri de rahatsız etmeyecek ortak bir uzlaşıyla ortadan kalkacağı bir sürece hep beraber girmiş oluruz” dedi.

Yeneroğlu: Kılıçdaroğlu’nun cümlesi çok önemli

“Kürt meselesi, Türkiye’nin neredeyse kuruluşundan beri en can yakıcı sorunlarından birisidir” diyen DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu da, “Demokrasimizi geliştirecek pek çok düzenleme de maalesef Kürt meselesi nedeniyle çözümsüzlüğe hapsedilmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bugün sarf ettiği cümle de bu açıdan çok önemlidir diye düşünüyorum” ifadesini kullandı.

Yeneroğlu, “Diyarbakır sadece Diyarbakır değil; Kürt meselesi de sadece Kürtlerin meselesi değildir. Bu coğrafyada yaşayan herkesin, hepimizin sorunudur” dedi. Demokratik devletin tüm vatandaşların eşit haklara sahip olduğu devlet olduğunun altını çizen Yeneroğlu, şunları söyledi: “Dolayısıyla gerçek anlamda demokratikleşme ancak eşit vatandaşlık ilkesinin uygulanmasıyla sağlanacaktır. Etnik ayrımcılığın olmadığı, her fikrin hukuk devleti güvencesinde ifade edilebildiği bir ülkede demokratikleşmemizi ilerletmemiz mümkün olacak. Buna yürekten inanıyorum.”

Paylaşın

AİHM’den Türkiye’ye ‘Deniz Yücel’ Cezası

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Şubat 2017’de Türkiye’de 367 gün cezaevinde tutulan Die Welt gazetesinin eski Türkiye Temsilcisi Deniz Yücel‘in tutukluluğuna ilişkin ‘hak ihlali’ kararı verdi.

Mahkeme Yücel’in ifade ile özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiğine hükmederek Türkiye’yi 13 bin 300 Euro tazminata mahkum etti. Yüksek mahkeme kararında Yücel’in “örgüt propagandası” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” suçlamalarıyla Silivri Cezaevinde tutulmasına karşı Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı başvuruyu ve AYM’nin 28 Mayıs 2019’da verdiği kararını hatırlattı.

Anayasa Mahkemesi’nin Yücel’in özgürlük ve güvenlik hakkı ile ifade ve basın özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmettiğini, bu kapsamda da mahkemeden Yücel’e manevi tazminat verilmesi kararı çıktığını belirten AİHM, AYM’nin tazminat kararının yetersiz olduğuna karar verdi.

Bu nedenle de Yücel’in mağduriyetinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 34. maddesiyle koruma altına alınan bireysel başvuru hakkının devam ettiği belirten AİHM Yücel’in başvurusunu karara bağladı.

Yücel’in AİHS’yle güvence altına alınan özgürlük ve güvenlik hakkının (5. madde 1. paragraf), hukuksuz tutukluluk için tazminat hakkının (5. madde 5.paragraf) ve ifade özgürlüğü hakkının (10. madde) ihlal edildiğine hükmetti.

AİHM karar hükmünü beşe iki oy çokluğuyla kurdu. Yücel’e 1000 Eurosu mahkeme masraflarını karşılamak üzere 13 bin 300 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırdı.

Bu kararla birlikte AİHM, 2021’den beri toplam 9 tutuklu gazeteci dosyasında Türkiye’yi mahkum etmiş oldu.

Ok: Tutukluluğun keyfi ve hukuksuz olduğu tescillenmiş oldu

Başvurunun 2017’de yapıldığını ve AİHM kararının gecikmiş bir karar olduğuna söyleyen Yücel’in avukatı Veysel Ok, kararın Yücel’in tutukluluğu sırasında verilmiş olması gerektiğini söyledi.

Ok, “Deniz Yücel’in gazetecilik faaliyetleri gerekçe gösterilerek tutuklanmasının keyfiliği ve hukuksuzluğu AİHM tarafından tescillenmiş oldu. AİHM’in Deniz Yücel’in ifade özgürlüğünün ve hürriyet hakkının ihlal edildiği tespiti, Türkiye’de gazetecilerin işlerini yaptıkları için yargılanıp hapsedildiklerini göstermesi açısından önemli” dedi.

Yücel’in dosyasının Yargıtay’da olduğuna dikkat çeken Ok, “Yücel, AYM kararı çıktığında düşmesi gereken, hukuksuzluğu tescillenmiş ve dahası siyasi saiklerle bir gazeteciyi cezalandırmak amacıyla açılmış bir davada mahkum edildi. Dahası, bu davadan iki dava daha çıkarıldı. AİHM kararıyla birlikte Yargıtay, Yücel’e verilen mahkumiyet kararını bozmalıdır. Mahkemeler de diğer iki davada derhal beraat kararı vermelidir” diye konuştu.

Ne olmuştu?

Deniz Yücel, dönemin Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın özel e-posta adresinin RedHack tarafından hacklenmesine ilişkin kaleme aldığı haberiyle ilgili soruşturma ekiplerine ifade vermek üzere 14 Şubat 2017’de İstanbul’da gözaltına alındı. “Örgüt propagandası ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla sevk edildiği mahkemece 27 Şubat 2017’de tutuklandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuyla ilgili “Bütün bu olayların nedeni meğerse bu teröristmiş. Bu adam terörist, gazeteci değil ve Alman yönetimi ne yazık ki, benim bakanlarımı böyle bir teröristle aynı teraziye oturtuyor. Sıkıntı burada. Almanya Başbakanı Angela Merkel, bana ‘Serbest bırakırsanız memnun oluruz’ dedi. Dedim ki o gazeteci değil terörist. Deniz Yücel bir ay Almanya Başkonsolosluğu’nda saklandı. Bu adam terörist, gazeteci değil” açıklaması yaptı.

Yücel yaklaşık bir yıl tutuklu kaldı. Hakkında hazırlanan iddianame sonrası İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi 16 Şubat 2018’de Yücel’in tahliyesine karar verdi. Yücel tahliye olduktan sonra Almanya’ya gitti.

Tutuklu bulunduğu dönemde cezaevinden Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruda bulunan Yücel’in dosyasını olaydan iki yıl sonra 28 Haziran 2019’de incelendi. AYM, Yücel’in tutuklu kaldığı bir yıllık süreyi hak ihlali saydı ve 25 bin lira manevi tazminat ödenmesine hükmetti ama yerel mahkeme Yücel’in Berlin’de alınan ifadesinin beklenmesine karar verdi.

13 Şubat 2020’de görülen duruşmada savcı, esasa ilişkin mütalaasını verdi. Yücel’in 15 yıl 3 aya kadar hapisle cezalandırılmasını talep eden savcı, Yücel’in 2016’da Welt gazetesinde yayımlanan çeşitli yazılarında PKK/KCK propagandası yaptığını öne sürdü.

16 Temmuz 2020’de görülen duruşmada da kararını açıklayan mahkeme, Deniz Yücel’in “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasından beraatine hükmederken, basın yayın yoluyla “PKK/KCK silahlı terör örgütünün propagandasını yaptığı” gerekçesiyle 2 yıl 9 ay 22 gün hapis cezasına çarptırdı.

Mahkeme ayrıca, Yücel hakkında 2016’da Die Welt’te yayınlanan iki yazısı nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret” ve TCK’nın 301. maddesinde düzenlenen “Türkiye Cumhuriyet Devletini, hükümetini, yargı organlarını ve devletin emniyet teşkilatını aşağılama” suçları uyarınca suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.

Suç duyurusu sonrası Yücel’e yeni bir dava açıldı. Savcılık Deniz Yücel’in 6 aydan 2 yıla kadar hapsini istedi. Bu davanın görülmesine 12 Mayıs 2020’de başlandı.

Paylaşın

IPI’dan Sedef Kabaş Çağrısı: Serbest Bırakın

Viyana merkezli Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve IPI Türkiye Ulusal Komitesi, “cumhurbaşkanına hakaret” suçlaması ile tutuklanan gazeteci, yazar Sedef Kabaş’ın derhal serbest bırakılması için çağrı yaptı.

Bianet’te yer alan habere göre; Sedef Kabaş’ın bakanlar ve AKP’li siyasilerce hedef gösterilmesine ilişkin IPI Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Emre Kızılkaya “Suya sabuna dokunmayan haberler veya rahatsız edici olmayan yorumlar her ülkede yapılabilir. Gelişmiş demokrasilerin ayırt edici özelliği şudur: Bu ülkelerde basın ve ifade özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin deyişiyle ‘şoke edici ve huzur kaçırıcı’ haber ve yorumları kapsar. Bu demokrasilerde özellikle kamu yöneticilerinin eleştiriye tahammül sınırlarının daha da geniş olması beklenir” dedi.

“Susturarak demokrasi olmaz” diyen Kızılkaya, “IPI 72 yıldır Türkiye’de siyasetçilerin gazetecileri susturmaya çalıştığı sayısız basın özgürlüğü ihlali kaydetti. Gazeteciler ise susmadı, yılmadı. Kendi koltuğu için demokrasiyi ateşe atmaya kalkan siyasetçilerin hepsi bir gün gitti, yeni yetişen kuşaklarla gazetecilik aşkı bâki kaldı. Önemli olan gazetecilerin dayanışması ve okurlarla izleyicilerin ucuz siyasetin tuzağına düşmeyip nitelikli gazeteciliğin kıymetini bilmesi” ifadelerini kullandı.

“Cumhurbaşkanına hakaret suçu kaldırılmalı”

IPI Direktör Yardımcısı Scott Griffen da Kabaş’ın tutuklanmasını kınadı. Griffen, “Gazeteciler ve de tüm vatandaşlar eleştirinin içeriği rahatsız veya şoke edici olsa dahi, seçilmiş siyasileri eleştirme hakkına sahiptir. Demokrasinin çalışma şekli budur” dedi.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi imzacısı olarak Türkiye’nin bu gibi yerleşik prensiplere saygı duymakla yükümlü olduğunu hatırlatan Griffen, “Sedef Kabaş’ın derhal serbest bırakılmasını ve kendisine yönelik tüm suçlamaların düşürülmesini talep ediyoruz. Ayrıca, Türkiye’yi uluslararası insan haklarına standartlarına uygun biçimde cumhurbaşkanına hakaret suçunu kaldırmaya çağırıyoruz” diye konuştu.

Griffen şu ifadeleri de ekledi:

“RTÜK’ün TELE1’i cezalandırmak için verdiği karardan da son derece rahatsızız. Bu karar, RTÜK’ün Türkiye’deki bağımsız, eleştirel yayıncılara yönelik orantısız cezalandırma tutumunun da davem ettiğinin bir göstergesidir. RTÜK de ifade özgürlüğü gibi temel haklara saygı göstermeli ve TELE1’e verilen cezaları gecikmeden kaldırmalıdır.”

Hak örgütleri bu konu üzerine temaslarda bulunmuştu

Dünyanın önde gelen gazetecilik örgütleri geçen yıl Ekim ayında IPI liderliğinde bir ortak basın özgürlüğü misyonu düzenlemiş, 6-8 Ekim’de İstanbul ve Ankara’da temaslarda bulunmuştu.

Heyette IPI, ARTICLE 19, Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECPMF), İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Osservatorio Balcani e Caucaso Transeuropa (OBCT), PEN International, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) ve Güney Doğu Avrupa Medya Örgütü’nden (SEEMO) temsilciler yer almıştı.

Heyet, tutuklu gazetecilerin yanı sıra, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun (RTÜK) ve Basın İlan Kurumu’nun (BİK) eleştirel gazeteciliği cezalandıran uygulamalarına, dijital sansüre, merkez medya üstündeki siyasi tahakküme ve yayıncılık sektöründe yaygın otosansüre de dikkat çekmişti.

Ancak girişimlerden bir sonuç çıkmadı. Gazeteciler gözaltına alınmaya, tutuklanmaya, yargılanmaya devam ediyor. RTÜK ve Basın İlan Kurumu da kamu eliyle sansür uyguluyor.

Paylaşın

ABD Başkanı Biden, Enflasyonu Soran Gazeteciye Küfür Etti

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, düzenlediği basın toplantısı sırasında bir gazetecinin enflasyondaki yükselişiyle ilgili sorusuna karşılık küfür etti, “Ne aptal bir o… çocuğu” dedi.

ABD Başkanı Joe Biden, dün Beyaz Saray’da Rekabet Konseyi’yle yaptığı toplantının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Toplantı sırasında selefi Donald Trump’a yakınlığıyla bilinen Fox News kanalının muhabiri Peter Doocy, Biden’a enflasyondaki yükselişte mesuliyet kabul edip etmediğini sordu.

Mikrofonun kapatılmadığını fark etmeyen Biden, “Hayır, daha fazla enflasyon bence bizim için mükemmel bir kazanç. Ne aptal bir o….. çocuğu” dedi. Biden’ın sözleri salonda duyuldu.

Öte yandan Biden’ın küfürlü cümlesi, Beyaz Saray’ın resmi internet sitesinde yayınlanan metinde de yer buldu. Biden’ın çıkışı, sosyal medya kullanıcıları tarafından sert şekilde eleştirildi.

Özür telefonu

Öte yandan Biden, küfür ettiği muhabir Doocy’i arayarak, söylediği sözler için kendisinden özür diledi. Amerikan basınına değerlendirmede bulunan konuya yakın kaynaklar, Biden’ın söz konusu olayın ardından Doocy’i aradığını ve özür dilediğini belirtti.

34 yaşındaki Beyaz Saray Muhabiri yaşananları çalıştığı kurum olan Fox News’ün canlı yayınında anlattı. Doocy, katıldığı canlı yayında başlangıçta başkanın hakaretini duymadığını söyledi.

‘Tepkim gecikti çünkü gördüğünüz gibi Beyaz Saray çalışanları o esnada bizi dışarı çıkarıyorlardı’ diyen Doocy sözlerine şöyle devam etti; “Daha sonra birisi ‘Hey, başkanın senin hakkında dediğini duydun mu?’ dedi. Hayır dedim, ve ne dediğini sordum.”

Biden’ın kendisini aradığını söyleyen Doocy, ABD Başkanı’nın “Bu kişisel bir şey değil dostum” dediğini belirtti.

“Biden, aramızdaki havayı yumuşattı. Bundan son derece memnunum. Güzel bir telefon görüşmesi gerçekleştirdik” ifadelerini kullanan Doocy, “Biden özür diledi mi?” sorusu üzerine, “Kimsenin benden özür dilemesine ihtiyacım yok” yanıtını verdi.

Paylaşın

AİHM’de 15 Temmuz Davaları Dönemi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gündemindeki Türkiye davalarının 3’te 2’sini 15 Temmuz darbe girişimine bağlı tutuklama ve yargılamalarla ilgili hak ihlali iddiaları oluşturuyor.

DW Türkçe’den Kayhan Karaca’nın haberine göre; AİHM gündemine Türkiye’den taşınmış dava başvurularının yaklaşık 11 bini, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ortamıyla bağlantılı hak ihlali iddialarından oluşuyor. Bunların 5 bini gözaltı ve tutuklamalar, 6 bini ise yargılamalarla ilgili.

Türkiye’de yargı süreçleri tamamlanan bu başvurularla ilgili pilot davalarda kararlar açıklamaya başlayan AİHM, oluşan içtihat üzerine dosyaları gruplaştırarak Ankara’ya tebliğ etmeye başladı. AİHM gündemindeki 15 Temmuz sonrası hak ihlali iddiaları temelli dava başvurularıyla ilgili sürecin 2022 yılında daha da yoğunlaşarak hızlanması bekleniyor.

Bir Avrupa Konseyi organı olan AİHM’nin 2021 bilançosu bugün Strasbourg’da mahkeme başkanı İzlandalı yargıç Robert Spano tarafından düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.

İlk 5 değişmedi

İstatistiklere göre Mahkeme gündeminde Avrupa Konseyi üyesi 47 ülkeye karşı hâlihazırda toplam 70 bin 156 dava başvurusu bulunuyor. Hakkında en fazla dava başvurusu bulunan ilk 5 ülke sıralaması bir önceki yıla oranla değişmedi. Rusya 17 bin 13 başvuruyla ilk sırada yer alıyor. Rusya’yı sırasıyla Türkiye (15 bin 251), Ukrayna (11 bin 372), Romanya (5 bin 690) ve İtalya (3 bin 646) izliyor. Bu 5 ülkeye yönelik dava başvuruları AİHM’nin iş yükünün yüzde 75’ini oluşturuyor.

Buna karşılık Fransa (660), Almanya (168), İspanya (136) ve Birleşik Krallık (118) gibi önemli nüfusa sahip ülkeler sıralamanın ortalarında bulunuyor.

Nüfusa orantılı klasman

AİHM’de geçen yıl işleme konulan dava başvuruları nüfusa orantılı ele alındığında ise az nüfuslu veya Balkan coğrafyasındaki ülkelerin başı çektiği görülüyor. Bu sıralamada Karadağ (10 bin kişiye 6.14 dava başvurusu) ilk sırada yer alıyor. Bu ülkeyi sırasıyla San Marino (5.29), Sırbistan (2.90), Bosna-Hersek (2.39), Lihtenştayn ve Monako (2.05), Kuzey Makedonya (1.90), Hırvatistan (1.73), Moldova (1.56), Romanya (1.55) ve Litvanya (1.53) izliyor.

Avrupa ortalamasının 0.53 olduğu bu sıralamada Türkiye 10 bin kişiye 1.14 dava başvurusuyla 47 ülke arasında 15’inci sırada yer alıyor. Nüfusa oranla en az dava başvurusu olan ülkeler ise Birleşik Krallık (0.03), Almanya (0.07) ve İrlanda (0.07).

AİHM 2021’de toplam bin 105 dava kararı açıkladı. Rusya, Ukrayna ve Romanya’dan sonra hakkında en fazla karar açıklanan devlet Türkiye oldu. 2020’de Türkiye hakkında 97 karar açıklayan AİHM, geçen yıl 78 karara hükmetti. Bu kararlardan 76’sında AİHS’nin en az bir maddesinin ihlal edildiği sonucuna varıldı, 2 davada ihlal bulunmadı.

Türkiye ve ifade özgürlüğü

Bir önceki yıl olduğu gibi geçen yıl da Türkiye hakkında açıklanan kararlarda ifade özgürlüğü başı çekti. Mahkeme 2021’de Avrupa geneli için AİHS’nin ifade özgürlüğü maddesinin 85 davada ihlal edildiğine hükmetti. Bu ihlal hükümlerinden 31’i Türkiye’ya karşı açılmış davalarda verildi. Türkiye böylelikle bir kez daha, hakkında en çok ifade özgürlüğü ihlaline hükmedilen Avrupa ülkesi oldu.

İfade özgürlüğünün ardından Türkiye hakkında en çok ihlal kararı AİHS’nin özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5’inci (29 ihlal), adil yargılanmayla igili 6’ncı (22 ihlal), özel ve aile hayatına saygıyla ilgili 8’inci (10 ihlal) ve mülkiyet hakkıyla ilgili ek protokol (10 ihlal) maddeleri temelinde hükmedildi.

2021 reform yılı oldu

Pandemiye rağmen 2021 AİHM için reform yılı oldu. Dava başvurularının ele alınmasında değişikliğe giden Mahkeme, davacılar ve davalı devlet açısından özellikle önemli görülen, “hassas” ve “karmaşık” nitelikli başvurular için “etki davaları” adlı yeni bir strateji geliştirdi. Yeni strateji söz konusu dava başvurularının hızla belirlenip işleme konulmasını hedefliyor. Kaynakları kısıtlı olan Mahkeme böylelikle önemli gördüğü davalara daha fazla zaman ayırmayı hedefliyor.

AİHM gündeminde şu anda bu kapsama giren yaklaşık 530 başvuru bulunuyor. Bu başvurular daha ziyade ifade özgürlüğü, adil yargılanma, telefon dinleme, gazetecilerin gizlice gözetlenmesi, pandemiyle ilgili sorunlar, cinsel azınlıklara yönelik ayrımcılık, haber edinme özgürlüğü ve çevre koruma gibi konuları içeriyor.

Mahkeme Başkanı Spano, 2021 bilanço raporunun sunumunda, Avrupa’nın eşi görülmemiş bir dönüşüm döneminden geçtiğini, Avrupa ülkelerinde uzun süredir görülmedik ölçüde kutuplaşma ve bölünmeye tanık olunduğunu ve Covid-19 salgınının bu durumu daha da yoğunlaştırdığını dile getirdi.

Paylaşın

Erdoğan’dan CHP’li İki Vekil Hakkında Suç Duyurusu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP Grup Başkanvekili ve Sakarya Milletvekili Engin Özkoç ve CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu hakkında “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlamasıyla suç duyurusunda bulundu.

Erdoğan’ın, avukatı Hüseyin Aydın aracılığıyla yaptığı suç duyurusu dilekçesinde, TELE 1’de 14 Ocak 2022 tarihinde gerçekleşen programda Engin Özkoç ve Aykut Erdoğdu’nun söylediği sözlerin, “kişilik haklarını ihlal eder nitelikte iftira ve hakaret boyutuna vardığı, ifade özgürlüğünün sınırlarının aşıldığı” ileri sürüldü.

Dilekçede Engin Özkoç ve Aykut Erdoğdu hakkında “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçundan soruşturma açılarak kamu davası açılması talep edildi.

BİA Medya Gözlem Raporuna göre, son 7 yılda 70 gazeteci “Cumhurbaşkanına hakaret”ten mahkum edildi.

Ne olmuştu?

Tele1’de katıldığı programda “Çok meşhur bir söz vardır. Taçlanan baş akıllanır diye. Ama görüyoruz ki gerçek değil. Ya da tam tersi bir söz vardır. Büyükbaş hayvan bir saraya girdiği zaman o kral olmaz. O saray ahır olur” diyen gazeteci Sedef Kabaş, sabaha karşı 02.00’da sıralarında gözaltına alındı.

Kabaş bu sözleri nedeniyle, AKP Sözcüsü Ömer Çelik, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın tarafından hedef gösterildi.

Sedef Kabaş “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 22 Ocak’ta tutuklanarak Bakırköy Cezaevine gönderildi.

İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliğine çıkarılan Kabaş, ifadesinde, “Sözün orijinali bir atasözüdür. Hatta sözün orijinalini de değiştirerek sarf ettim. Bundan da anlaşılacağı üzere hakaret etme gibi bir kastım yoktur. Kastetmek istediğim, toplumu kucaklayan, birleştirici bir üslup olması gerektiğidir. Bunu vurgulamak istedim. Atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Serbest bırakılmayı talep ederim” dedi.

Ancak hakimlik, Kabaş’ın üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, öngörülen cezanın alt ve üst sınırı dikkate alındığında, kaçma ve saklanma ihtimalinin yüksek olması ve adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı hususlarını göz önünde bulundurduğunu ifade ederek tutuklama kararı verdi.

Tele1’e ceza

RTÜK, tutuklanan gazeteci Sedef Kabaş’ın sözleriyle, “Toplumu kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” iddiasıyla Tele 1’e yüzde 5 idari para cezası, beş kez de program durdurma cezası verdi. Uğur Dündar’ın RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’i eleştirmesi nedeniyle de kanala, yüzde 3 idari para cezası verildi.

RTÜK’ün oy çokluğuyla aldığı karar kapsamında TELE 1’de yayınlanan Demokrasi Arenası programı beş kez yayınlanamayacak. Programın sunucusu Uğur Dündar, bir ay boyunca TELE 1 ve başka bir kanalda program yapamayacak.

Kanal, 2022 yılı içinde yasanın, “8/1/b” bendinden bir ceza daha alırsa bu kez kanalın yayını 10 gün boyunca durdurulacak. Kanal üçüncü kez aynı maddeden ceza alırsa lisansı iptal edilecek.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Yolsuzluk Algı Endeksi Açıklandı: Türkiye, Son 10 Yılın Dibinde

Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International), 2021 Yolsuzluk Algı Endeksi’ni açıkladı. Buna göre, Türkiye, 180 ülke arasında 96. sırada yer aldı. Türkiye, 2012’den bu yana 42 basamak gerileyerek son 10 yılın en düşük puanını aldı.

Yolsuzluk Algı Endeksi 180 ülkeyi kamu sektörü yolsuzluğuna göre sıralıyor. Endekste yolsuzluk, 0 ila 100 arasında derecelendiriyor. Buna göre, 0 yolsuzluğun çok yoğun olduğu, 100 ise tamamıyla yolsuzluktan arınmış ülkelere işaret ediyor.

Bir yılda 10 basamak düştü

Endekste Türkiye 38 puanla 180 ülke arasında 96. sırada yer aldı. Türkiye ile aynı puanı paylaşan ülkeler, Arjantin, Brezilya, Endonezya, Sırbistan ve Sahra-Altı Afrika’da küçük bir krallık olan Lesoto oldu.

Geçen yıl yayınlanan 2020 Endeksi’nde Türkiye, yolsuzluk algısında 40 puanla 180 ülke arasında 86’ncı sırada yer alıyordu. Buna göre Türkiye, son bir yılda bu alanda 2 puan düşüşle 10 basamak geriledi.

2021 Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre son 10 yılda 25 ülkenin puanı yükselirken, 23 ülkenin puanı düştü. Türkiye ise karşılaştırılabilir en eski tarih olan 2012’den bu yana en düşük puanını aldı. 2012’de açıklanan endekste 49 puanla dünya genelinde 54′üncü sırada yer alan Türkiye, 10 yılda önemli ölçüde gerileyerek 42 basamak birden düştü.

Yetkinin tek elde toplanması

Raporda “Batı Balkanlar ve Türkiye’de yetkinin otokrat liderlerde toplanması yargının bağımsızlığını baltalarken bu durum, kişisel menfaat gruplarının daha zengin ve güçlü olmasını sağlayan sistemin devam etmesine katkı sağlıyor” ifadelerine yer verildi.

Türkiye’nin de yer aldığı Doğu Avrupa ve Orta Asya grubundaki ülkelerin ortalama puanı ise 36 oldu. Rapora göre bu bölgedeki hükümetler, COVID-19’u, eleştirel sesleri daha fazla bastırmak, ifade özgürlüğünü ve bilgiye erişimi engellemek, kısıtlayıcı yasalar çıkarmak ve yargı bağımsızlığını baltalamak için bir bahane olarak kullandı.

Puanı ortalamanın altında

Açıklanan listede yer alan 180 ülkenin puanı 88 ile 11 arasında değişti. Ülkelerin üçte ikisi 50’nin altında puan alırken, puan ortalaması geçen yıl olduğu gibi 43’te kaldı. Türkiye ise bu ortalamanın da altında yer aldı. Veriler, Türkiye’nin küresel sıralamada ekonomik, sosyal ve politik istikrarsızlıkların yoğun olduğu, demokrasi ile tanışamamış birçok ülkenin gerisinde kaldığına işaret etti.

Türkiye 2021’de önceki yıl aynı puanı paylaştığı ülkelerin de gerisine düştü. Burkina Faso, Türkiye’nin 17 basamak üzerine çıkarken, Trinidad ve Tobago ile Doğu Timor ülkeleriyle 14 basamak, Hindistan ile 11 basamak, Fas ile 9 basamak fark oluştu.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne bağlı (OECD) Mali Eylem Gücü (FATF) de Kasım 2021’de kara para aklama ve terörizmin finansmanının engellenmesinde yetersiz kaldığı gerekçesiyle Türkiye’yi gri listeye aldığını duyurmuştu.

2021 Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre yolsuzluğun en az olduğu ilk on ülke Danimarka, Finlandiya, Yeni Zelanda, Norveç, Singapur, İsveç, İsviçre, Hollanda, Lüksemburg ve Almanya oldu.

Danimarka, Finlandiya ve Yeni Zelanda 88 puanla ilk sırayı paylaşırken Norveç, Singapur ve İsveç 85 puanla dördüncü; İsviçre 84 puanla yedinci, Hollanda 82 puanla sekizinci, Lüksemburg 81 puanla dokuzuncu ve Almanya 80 puanla onuncu sırada yer aldı. Geçen yılki endekste sekizinci sırada bulunan Almanya’nın da iki basamak gerilemesi dikkat çekti.

Yolsuzluk en fazla Güney Sudan’da

Yolsuzluğun en fazla olduğu ülkeler ise Güney Sudan, Suriye, Somali, Venezuela, Yemen, Kuzey Kore, Afganistan, Libya, Ekvator Ginesi ve Türkmenistan şeklinde sıralandı.

Güney Sudan’ın puanı 11, Suriye ve Somali’nin ise 13 olarak gerçekleşti. Ortalama puan Batı Avrupa ve Avrupa Birliği’nde 66 olurken, Sahra-Altı Afrika’da 33’te kaldı.

Rapora göre yolsuzluk, demokrasi ve insan hakları arasındaki bağlantıyı vurgulayan endeksin bu yılki sonuçları, temel örgütlenme hakkı ve ifade özgürlüğünü koruyan ülkelerin yolsuzluğu genel olarak kontrol ettiklerini gösteriyor. Endekste en üstte yer alan Danimarka, Finlandiya ve Yeni Zelanda; Demokrasi Endeksi’nde insan hakları puanı en yüksek ülkeler arasında yer alıyor.

“İnsan haklarıyla ilişkili”

Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 2012’den bu yana puanı önemli ölçüde düşen 23 ülkeden 19’unun ise insan hakları puanında da düşüş yaşanması dikkat çekiyor. Raporda 2020’de hak savunucularının ölümüyle sonuçlanan 331 vakanın yüzde 98’inin, Yolsuzluk Algı Endeksi puanı 45’in altında olan ülkelerde meydana geldiğine işaret ediliyor.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü Başkanı Delia Ferreira Rubio, insan haklarının yolsuzlukla mücadeledeki önemine dikkat çekerek “Otoriter yaklaşımlar, kuvvetler ayrılığı ilkesini yok ederek yolsuzlukla mücadele çabalarını bir elitin kaprislerine bağımlı hale getirir. Yolsuzluktan arınmış bir topluma giden tek sürdürülebilir yol, insanların özgürce konuşabilmelerini ve iktidara hesap sorabilmelerini sağlamak” diyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın