Bakırhan Ve Hatimoğulları: Boyun Eğmedik, Eğmeyeceğiz

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Mersin Akdeniz Belediyesi eş başkanları Hoşyar Sarıyıldız ve Nuriye Aslan’ın gözaltına alınması ve yerlerine “kayyım” atanmasına tepki gösterdi.

Haber Merkezi / Tülay Hatimoğulları, “Her seçimde yenilgiye uğrasa da iktidar, kayyım darbesinde ısrarcı. Bu ısrar halkın seçme ve seçilme hakkının elinden alınmasıdır” ifadelerini kullanırken, Tuncer Bakırhan ise, “Sizlerin darbeci pratiklerine, zulmünüze hiçbir zaman boyun eğmedik, eğmeyeceğiz” dedi.

Mersin’in Akdeniz Belediyesi DEM Partili eş başkanları Hoşyar Sarıyıldız ve Nuriye Arslan gözaltına alındı. Gözaltına alınan Hoşyar Sarıyıldız ve Nuriye Arslan’ın yerine kayyım atandı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, gözaltı ve kayyım kararına tepki gösterdi. Hatimoğulları, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Akdeniz belediye Eş Başkanlarımız Nuriye Aslan ve Hoşyar Sarıyıldız’ın gözaltına alınması, halk iradesine yönelik gerçekleştirilmiş açık bir darbedir. Her seçimde yenilgiye uğrasa da iktidar, kayyım darbesinde ısrarcı.

Bu ısrar; halkın seçme ve seçilme hakkının elinden alınmasıdır. Birlikte yaşama ve yönetme modeli olarak bir demokrasi anahtarı olan kent uzlaşısına saldırıdır. Biz barış için yol almak isterken, halkın iradesine bir kez daha el uzatılmıştır. Her yerde bu kayyımcı anlayışa karşı durmaya, halkların iradesini savunmaya devam edeceğiz. Asla mücadeleden geri durmayacağız.”

Tuncer Bakırhan, ise sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Akdeniz Belediye Eşbaşkanlarımız Nuriye Arslan ve Hoşyar Sarıyıldız ile Meclis üyelerimiz siyasi kumpasla gözaltına alındı. Akdeniz’de yaşayan halkların siyasi iradesine yönelik sergilenen bu düşmanca tutumla demokratik siyasetin ve yerel yönetimlerin tasfiyesi hedeflenmektedir.

Darbelerle bizi hizaya getirmeye çalışacağını zanneden acizlere, bir elinde kadife diğer elinde demir eldivenle dolaşan iktidara bir çift sözümüz var. Bu iki eli de çok iyi tanıyoruz ama siz de bizi çok iyi bilirsiniz. Sizlerin darbeci pratiklerine, zulmünüze hiçbir zaman boyun eğmedik, eğmeyeceğiz. Bedeli ne olursa olsun kayyım darbelerine karşı mücadele edeceğiz, halkımızın iradesini her koşulda savunacağız.”

DEM Parti, Sarıyıldız ve Aslan ile dört belediye meclis üyesinin gözaltına alınmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı. “AKP iktidarı halk iradesine karşı darbeci pratiklerinden vazgeçmiyor” diyen DEM Parti, açıklamanın devamında şunları kaydetti:

“Gözaltı ve kayyım gerekçesi yapılan soruşturmanın 2024 yılına ait olduğu söyleniyor. Bu yöntemlerin tamamını iktidarın yıllardır halk iradesine karşı yürüttüğü darbe pratiklerinden gayet iyi biliyoruz. İçeride ve dışarıda Kürt düşmanlığı yürüten, halk iradesine tahammül edemeyen iktidar ne yaparsa yapsın daha büyük kaybetmeye mahkûmdur. Her yerde bu kayyımcı anlayışa karşı durmaya, halkımızın iradesini savunmaya devam edeceğiz.”

DEM Parti tarafından yapılan açıklamada dört belediye meclis üyesinin de gözaltına alındığı belirtildi.

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, “terör örgütü propagandası yapmak”, “silahlı terör örgütüne üye olmak”, “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunu’na aykırılık” ve “2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” suçlarına yönelik soruşturma başlattığı belirtildi.

Paylaşın

DEM Partili Akdeniz Belediyesi’ne Kayyım Atandı; Eş Başkanlar Gözaltında

Mersin’in Akdeniz Belediyesi DEM Partili eş başkanları Hoşyar Sarıyıldız ve Nuriye Arslan gözaltına alındı. Gözaltına alınan Sarıyıldız ve Arslan’ın yerine kayyım atandı.

Haber Merkezi / Konuya ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yapan DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan “Akdeniz Belediye Eşbaşkanlarımız Hoşyar Sarıyıldız ve Nuriye Arslan ile Meclis üyelerimiz siyasi kumpasla gözaltına alındı” dedi ve ekledi:

“Mersin’in huzuru yine kayyumla bozulmaya çalışılıyor. Bu irade gaspı girişimini Mersin kabul etmeyecektir. Başta Mersin’in seçilmişleri olmak üzere tüm halkımızı, Akdeniz Belediyesi’nin gasp edilmesine karşı iradesine sahip çıkmaya davet ediyoruz.”

DEM Parti, Sarıyıldız ve Aslan ile dört belediye meclis üyesinin gözaltına alınmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı. “AKP iktidarı halk iradesine karşı darbeci pratiklerinden vazgeçmiyor” diyen DEM Parti, açıklamanın devamında şunları kaydetti:

“Gözaltı ve kayyım gerekçesi yapılan soruşturmanın 2024 yılına ait olduğu söyleniyor. Bu yöntemlerin tamamını iktidarın yıllardır halk iradesine karşı yürüttüğü darbe pratiklerinden gayet iyi biliyoruz. İçeride ve dışarıda Kürt düşmanlığı yürüten, halk iradesine tahammül edemeyen iktidar ne yaparsa yapsın daha büyük kaybetmeye mahkûmdur. Her yerde bu kayyımcı anlayışa karşı durmaya, halkımızın iradesini savunmaya devam edeceğiz.”

DEM Parti tarafından yapılan açıklamada dört belediye meclis üyesinin de gözaltına alındığı belirtildi.

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, “terör örgütü propagandası yapmak”, “silahlı terör örgütüne üye olmak”, “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunu’na aykırılık” ve “2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” suçlarına yönelik soruşturma başlattığı belirtildi.

Paylaşın

DEVA Partisi, Saadet Partisi Ve Gelecek Partisi’nden “Yeni Yol” Hamlesi

TBMM’de güçlü bir grup kurmayı hedefleyen Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi, çatı partide anlaştı. “Yeni Yol” ismiyle kurulacak çatı partinin resmi kuruluş süreci, 10 Ocak Cuma günü başlayacak.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Gelecek Partisi Ahmet Davutoğlu ve DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, akşam saatlerinde bir görüşme gerçekleştirdi.

Görüşmede, partiler arasında oluşturulan ortak komisyonun önerisi doğrultusunda, kurulacak partinin tüzel kişiliğinin isminin “Yeni Yol” olmasına karar verildi. Ayrıca, kurucular kurulunda yer alacak isimler ile partinin program ve tüzük taslakları da genel başkanlar tarafından onaylandı.

Partinin kuruluş dilekçesinin, 10 Ocak Cuma günü İçişleri Bakanlığı’na sunulmasıyla resmi sürecin başlayacağı açıklandı. Bu adımla birlikte, Gelecek Partisi, DEVA Partisi ve Saadet Partisi’nin Meclis’te güçlü bir grup oluşturma hedefinin somut bir aşamaya geçtiği vurgulandı.

Üç partinin genel başkanları tarafından yapılan ortak açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Üç partinin Genel Başkanı bugün akşam saatlerinde buluşmuş ve ortak grup yapısıyla ilgili çalışmaları mutabakatla tamamlamıştır. Genel Başkanlar, partiler arasında kurulan ortak komisyonun önerisi üzerine, ortak grup amacıyla kurulacak parti tüzel kişiliğinin isminin ‘Yeni Yol’ olmasına karar vermiş, kurucular kurulunda yer alacak isimleri ve program ve tüzük taslağını onaylamışlardır.”

Üç parti, çatı parti formülü üzerinde uzlaşırken, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nde arka arkaya istifalar yaşandı.

Ankara Milletvekili Nedim Yamalı’nın geçen ay istifasıyla Saadet Partisi çatısı altında Gelecek Partisi’nin katılımıyla oluşturulan Meclis grubu düşmüş, DEVA Partili Mehmet Emin Ekmen ve Ertuğrul Kaya’nın bu partiye katılımıyla, grubun yeniden oluşması sağlanmıştı.

Çatı parti oluşumu, DEVA Partisi’nden de istifaları getirdi. İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “atalet içinde olmakla” eleştirdiği partisinden 26 Aralık’ta istifa etti.

Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın ise “DEVA Partisi bir çatı bünyesinde farklı bir yola giriyor” açıklamasıyla, Salı günü partisinden ayrıldı. Dalgın’ı, Çarşamba günü ise eski Devlet Bakanı da olan Selma Aliye Kavaf izledi. Kavaf, “Çatı parti kararını doğru bulmadığını” belirterek, istifasını açıkladı.

Son istifalarla, DEVA Partisi’nin milletvekili sayısı resmi olarak 10’a düştü. Çatı Parti kuruluşuna kadar yeni istifalar olmazsa, yeni Meclis grubunun 30 üyeli olması bekleniyor.

Paylaşın

MHP’li Yalçın’dan Müsavat Dervişoğlu’na Yanıt: Ateşle Oynama

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu’nun açıklamalarına yanıt veren MHP’li Semih Yalçın, “Müsavat Dervişoğlu bilmelidir ki Sinan Ateş üzerinden ateşle oynamaktadır” dedi.

Haber Merkezi / Semih Yalçın, MHP camiası olarak, vaktiyle saflarında yer alıp çeşitli nedenlerle aralarından ayrılarak farklı partilerde siyasete soyunan “tatlı su milliyetçilerinin perişanlık ve derbederliklerini dehşet ve ibretle izlediklerini” ifade etti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in öldürüldüğü yerde yaptığı açıklamalara yanıt verdi.

Semih Yalçın, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı yazılı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “MHP camiası olarak; vaktiyle saflarımızda yer alıp doku uyuşmazlığı, aidiyet hissi yokluğu, mensubiyet şuuru mahrumiyeti, ahlak düşkünlüğü ve muhtelif çıkar hesapları gibi saiklerle aramızdan ayrılarak farklı partilerde siyasete soyunan tatlı su milliyetçilerinin perişanlık ve derbederliklerini dehşet ve ibretle izlemekteyiz.

Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’nin başlattığı terörsüz Türkiye hamlesi millet ve devlet nezdinde karşılık bulmaya başlayalı beri, bundan rahatsız olan malum politika atıkları; ter ter tepinmekte, gürültü çıkarmakta, bir tiyatro sahnesindeymişçesine bol bol rabarba yapmaktadır. Bunlar o kadar şaşkın, kızgın ve hırslılardır ki nefislerini yenemeyerek saldırgan ve küfürbaz bir üsluba başvurmaktadırlar. MHP’nin siyasi itibarına dönük içlerinde yükselen öfkeyi küfür, istiskal ve istihkârla teskin etmeye çalışmaktadırlar.

Seviyesizlikleri, kalitesizlikleri, zavallılıkları büsbütün dışa vurmuş; sefaletleri paçalarından akmaya başlamıştır. Siyasi ihtirasları boylarını aştığı için, boğulmak üzeredirler. Çırpındıkça batmakta, debelendikçe tükenmektedirler.

Son günlerde MHP aleyhtarlığı ve hazımsızlığı kervanının başını, Ümitsiz Vaka Özdağ ile Müsait Dervişoğlu çekmektedir. Bu ikisinin çıkardıkları avaza, yaydıkları kuru gürültüye bakmayınız. Bunların çığlıkları, aslında nefessiz kalmış iki kara vicdanın boğaz hırıltılarından ibarettir. ‘Kör bıçak ele yavuz, ehliyetsiz ve liyakatsiz siyasetçi dile yavuz.’ misali, tahammülsüzlükleri ve hazımsızlıkları üsluplarına vurmuştur.

Adama sorarlar: Taş mısın ki baş yarasın? Özdağ da Dervişoğlu da, ateş olsalar cürümleri kadar yer yakarlar. Onların sözleri bizim için birer kıvılcım, birer küçük çıngı bile değildir. Hele partisi sele giderken namert köprüsünde balık avlamaya çalışan Dervişoğlu; değil balık, solucan bile yakalayamaz. Partisindeki çözülmeyi durdurmak için sağa sola efelenmesinin hiç faydası yoktur. Müsait Dervişoğlu; ne kendisini, ne de dağılma sürecine giren partisini kurtarabilecektir.

Dervişoğlu; anut, haşin ve uyumsuz biridir. Tabiatı ve seciyesi, siyaset yapmaya pek müsait değildir. Müsait Dervişoğlu, MHP ile yetinmeyip hızını alamayarak Ülkü Ocakları’nın ismetine dadanmaya, Ocaklı Ülkücülere tasalluta cüret etmektedir. Kendisine birinci sorumuz şöyledir:

Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in öldürüldüğü yerde basın toplantısı düzenlemeye yeltenen Dervişoğlu, cinayet mahallini ‘iyi’ bildiğine göre, saldırının ayrıntıları hakkında da malumat sahibi midir? Müsait Dervişoğlu, bilmelidir ki Sinan Ateş üzerinden ateşle oynamaktadır. Sahte kahramanlığa soyunan Dervişoğlu’na, bu provokasyon girişiminin milletin ilgisini değil, nefretini çekeceğini hatırlatırız. Ayrıca, bu çirkin ve alçakça provokasyon hamlesinin doğuracağı sonuçlardan sorumlu olacağının da şimdiden altını çizmek isteriz. Kendisine tavsiyemiz, binlerce şehidimizin hanesi ve okulu olan bu güzide kuruluşumuzu denî siyasetine alet etmemesi, Ülkü Ocakları’ndan uzak durması, pis ellerini üzerinden çekmesidir.

İkinci sorumuz şudur: Müsait Dervişoğlu; MHP ve Ülkü Ocakları aleyhtarlığını, CHP’ye iltihak ve sığınma için mi, yoksa yeni bir kirli ittifak için mi bahane olarak kullanmak istemektedir? Gelelim Ümitsiz Vaka Özdağ’a… Bu kaçık şahıs; lakabının tam manasıyla Ümitsiz Vaka, klinik vakadır.  Davranışları ve sözleri, psikosomatik rahatsızlığını ele vermektedir. Tedaviye muhtaçtır. Ümitsiz Vaka Özdağ’ın klinik bir fenomen olduğu artık kamuoyunda da genel kabul gören bir realitedir. Ne davranışları normaldir, ne de üslubu ve söylemleri… Partimize saldırırken ‘dişi karakterli’ ifadesini kullanması göstermektedir ki; Ümitsiz Vaka, çarpık siyaset anlayışını yeni bir cinsiyet türü üzerinden şekillendirmiştir. Buna göre; kendisi, LGBTİ benzeri bir eda içinde, siyasette üçüncü cinsi temsil etmektedir.

Politikayı iki bacağın arasına indiren bu ahlak düşkünü âdem, yeni mevkiini, âdeta pavyon pavyon gezer gibi, masa masa, parti parti dolaşarak konsomasyon yapmasına borçludur. En küçük erdemi, ahlakı, şerefi, haysiyeti olan bir adam; vaktiyle birlikte çalıştığı bir partinin genel başkanına, hem de Başbuğ Alparslan Türkeş’in makamında oturan bir insana galiz ifadelerle saldırmaz. Saldırdığı takdirde hakkını avucuna veririz.

Anladığı dilden konuşur, kendisini de layık olduğu üslupla tarif ve tasnif ederiz. Esasen Ümitsiz Vaka’nın partimize karşı sergilediği tutum; politik sinizminin olduğu kadar, ahlaki çürümüşlüğün de ifadesidir. Elbette siyasetin tabiatında kavga, mücadele, atışma, çatışma, eleştiri vardır; ama siyasetin temeli de ahlak, edep, uyum ve diyalog üzerine kuruludur. Siyasetçi; kavga adamından çok, etrafına ‘usulet ve suhulet’le muamele eden, ahlaklı ve iyi insan olmalıdır. Sorumluluk sahibi olmalıdır.

Aynı camiadan yetiştiği insanlarla bile diyalog kuramayan, empati yapmayan, karşısındakini anlamaya çalışmayan, sürekli başkalarına hakaret eden Dervişoğlu ve Özdağ’ın; bırakınız ülkeyi veya partilerini yönetmeyi, iki keçiyi bile güdemeyecekleri açıktır. Müsait Dervişoğlu ve Ümitsiz Vaka Özdağ gibi Devlet Bahçeli aleyhtarlığından ve MHP düşmanlığından beslenenlere, onun adı üzerinden makam tartışması çıkaranlara  hatırlatırız.

Devlet Bahçeli, Genel Başkanlık makamına gökten zembille inmemiştir. Kendisini bulunduğu makama, mevkie getiren Milliyetçi-Ülkücü iradedir. Devlet Bahçeli’ye karşı çıkmak, Milliyetçi-Ülkücü iradeye karşı çıkmaktır. Hem Ülkücülük taslamak, hem de Ülkücülerin yıllardır defalarca sergilediği iradeye başkaldırmak; kötü niyet, samimiyetsizlik, cahillik ve fesat işaretidir. Aslında bunların MHP hakkındaki sızlanmalarının, yakınmalarının, sancılanıp kıvranmalarının nedeni bellidir: Sayın Genel Başkanımızın ‘terörsüz Türkiye’ için gösterdiği gayretler, millet ve devlet nezdinde karşılık bulmuştur. Kamuoyunda çok büyük destek görmüştür.

Alkışlanmıştır. Demek ki taş gediğine konulmuştur. MHP’nin milletin gönlündeki mümtaz yer daha bir perçinlenmiş ve partimizin saygınlığı yükselmiştir. MHP’nin isabetli ve tutarlı politikalarının sonuç vermeye başlaması adı geçenleri kudurtmuştur. Huşunetleri, küfürbazlıkları, düzenbazlıkları bundandır. Bunlar; rol çalamadıkları, etkin olamadıkları için hırçındır. MHP’nin gölgesinde ve gündemin gerisinde kalıp nal topladıkları için öfkelidir.

Oysa atalarımız, ‘Öfkeyle kalkan zararla oturur.’ demiştir. Bunlar, sergiledikleri hazımsızlık, huşunet yüzünden sürekli ayak altında kalmaya, masa altına süpürülmeye mahkûmdur. Eski MHP atıkları, şimdi altılı masa artığı olmuştur. Zaten parçalanmış olan siyasi prestijleri, büsbütün yırtılmıştır. Yırtık dikiş tutmayacaktır. Bahsettiğimiz isimler ve partileri, birbirleriyle de kavgalıdır. Ancak şimdi MHP aleyhtarlığında ittifak etmektedirler.

Siyasi rant uğruna birbirini yiyen, birbirinin izine kurşun sıkan bu fikir, inanç ve bağlılık yoksunları, MHP’ye karşı birleşmiştir. Teşbihte hata olmaz, kurt düze inince mahallenin küskün itleri kardeş olurmuş. Siyasi çıkar uğruna Türk milliyetçiliği davasına zarar verenleri tarih de, millet de affetmez. Türk milliyetçiliği davasının bütün siyaset gemilerinin dümeni MHP’dedir. Dümeni dinlemeyen gemi şapa oturur. Lakin siyasi ihtirastan gözleri kör olanlara gerçeği göstermek, okyanusta devasa dalgalarla boğuşmaktan zordur. Bunların gözleri görmediği gibi; kalpleri körelmiş, vicdanları da kararmıştır.

Kararan vicdanları, körelen yürekleri arıtmanın çaresi; pişmanlıktır, nedamettir, tövbedir. Lakin bunların tövbesi de dikiş tutmayacaktır. Çünkü aynı hatayı işlemekte, aynı yanlışlar ummanında boğulmakta, aynı kirli günahın batağında debelenmekte ısrarcıdırlar. Her vicdan sahibi Türk bilir ki Türk milliyetçiliği ile kirli siyaset aynı kefeye konmaz. Kirli siyaset, milliyetçiliğe sığmaz. Milliyetçi çamura yatmaz. Milletini seven, millet sevdalılarına çamur atmaz. Eğer varsa; davasına inanan, siyasi rant ve menfaat uğruna milletin mukadderatını satmaz. Türk milliyetçiliği davasının alemdarı, bayraktarı olan MHP’nin samimiyetini, ciddiyetini ise hiç kimse sorgulayamaz.

MHP, sadece millete hesap verir. MHP olarak muhatabımız, derdimiz millettir. MHP; milletin hayrına, milletin menfaatine olmayacak hiçbir adımı atmaz. MHP’nin gayesi; daima milletimizin bekası, devletimizin güvenliği, insanımızın refah ve saadeti, huzur ve sükûnu için çalışmak olmuştur. Bu gerçek, hiçbir zaman değişmeyecektir.

Millet, terör belasından kırk yıldır çok çekmiştir. Şehitlere, şehitler kervanı eklenmiştir. Buna bir son verilmesinin zamanı çoktan gelmiştir. Sayın Genel Başkanımızın, terörün bitmesi ve anaların ağlamaması için ortaya koyduğu tavır; bu açıdan çok ama çok kıymetlidir. Bu tavır; müzakere, pazarlık gibi kavramlarla iğdiş edilemez.

Bu tutum; haksız isnat, suçlama, aşağılama ve çamur atmalarla değersizleştirilemez. MHP aleyhtarlığını köpürtmek için olanca marifetlerini kullanmaya çalışanlar; başarısız olmakla kalmayacaklar, çırpındıkça  batacaklardır. Sık sık müracaat ettikleri problemli dil, MHP muarızlarının sonunu getirecektir. Uyum gözetmeyen, diyalog üretmeyen, halkı tatmin etmeyen ve sürekli kavga atmosferini körükleyen ahlaksız siyasi telakki, yolda kalacaktır. MHP’nin tekerleğiyse asla tümsekte kalmayacaktır.”

Tartışma nasıl başladı?

Tartışma, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 7 Ocak Salı günü düzenlenen grup toplantısı sırasında, isim vermeden İYİ Partililere atıfta bulunmasıyla başladı. Bahçeli, “Kurt, kurdu tanır ancak biz bunları tanımıyoruz ve hiç de takmıyoruz. Bizim dava ve vatan sevdamızı tartıya çıkaracak, bununla da kalmayıp tartışmaya açacak, ülke ve ülkü heyecanımızı kurcalayıp aşındıracak bir siyasi fırıldağı henüz hiçbir kundak sarmamıştır” dedi.

İYİ Parti, 25 Ekim 2017’de, eski MHP’li Meral Akşener, Koray Aydın, Ümit Özdağ, Nuri Okutan gibi isimler tarafından kuruldu.

Müsavat Dervişoğlu, Bahçeli’nin açıklamalarına cevap olarak 8 Ocak Çarşamba günü düzenlenen İYİ Parti Grup Toplantısı sırasında Bahçeli’ye seslendi: “Şahsına bu zamana kadar gösterdiğim saygıyı, o koltuğun gerçek sahibine duyduğum vefanın sadakası saymanı da temenni ediyorum. Bu kadarı sana yeter, fazlası da zaten bana yakışmaz. Biz seni topaç gibi kimlerin çevirdiğini biliyoruz.”

Bunun üzerine Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım, aynı günün akşamı sosyal medyadan bir video yayınladı. Bu videoda Yıldırım’ın, “Bizim değerlerimize, bizim davamıza, bizim liderimize laf söyleyene biz haddini bildiririz. Kimse bizim sınırlarımızı ihlal etmeye kalkışmasın” dediği görülüyor.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Ülkü Ocakları Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım’a yanıt amacıyla Sinan Ateş’in öldürüldüğü yerde açıklama yaptı. Dervişoğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Biz hep konuşan Türkiye ve demokrasi çağrısı yaptık. İktidara payanda olmakla yetindiği için MHP bizim siyasi rakibimiz ve muhatabımız bile değildir.

Ülkü Ocakları, Türk milliyetçiliğini, Türk kültürünü ve tarihini savunan, Türk gençliğini idealist ve milli değerlerle yetiştirmeyi amaçlayan, MHP’nin ideolojik temellerine yakın bir çizgide faaliyet gösteren bir kuruluş.

Paylaşın

DEM Parti’den “Süreç” Açıklaması: Kimlerin Çözüme Karşı Olduğunu Biliyoruz

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin açıklama yapan DEM Parti, açıklamasında, “Çözüm karşıtlarının kim ya da kimler olduğunu gayet iyi biliyoruz” ifadelerine yer verdi:

Haber Merkezi / Açıklamanın devamında, “Bütün yapıcı yaklaşımlarına ve çabalarına rağmen partimize ve değerlerine hakaret edenler, her gün halkları tehdit edenler en büyük çözüm ve süreç karşıtıdır” denildi.

Açıklama, “Yalan, iftira ve çarpıtma konusunda Hitler zihniyetine ve Goebbels taktiklerine rahmet okutan, gazeteciliği emir erliği sanan ve ekranlarda savaşçılık oynayan yandaş kalemşörlerin yazdıklarını reddediyoruz. Süreci büyük bir fedakarlık ve kararlılıkla yürüten Sayın Öcalan’a yaklaşım konusunda ilgili herkesi ciddiyete davet ediyoruz” ifadeleriyle devam etti.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin, provokatif yayınlara ilişkin açıklamada bulundu. DEM Parti Basın Bürosu’ndan yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“DEM Parti İmralı Heyetinin Sayın Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşme kamuoyunda iyimser bir hava oluşturdu. Çözüm ihtimalinin kendisi bile toplumda rahatlama yarattı, umutların yeşermesine neden oldu. Barış ve çözüm mücadelesinde yıllardır ağır bedeller ödeyen partimiz, sadece bu dönemin siyasi bir aktörü değil aynı zamanda emektarıdır. Dolayısıyla partimiz savaşa karşı barıştan yanadır, çözümsüzlüğe karşı çözüm üretendir. Hiç kimse bu gerçeği çarpıtamaz, farklı bir yere çekemez.

Bu vesileyle malum çevrelere bir kez daha hatırlatıyoruz: Israrla ve inatla partimizin ve siyasi aktörlerimizin yaptığı kimi siyasi değerlendirmeleri ‘aman tehdit ediyorlar’, ‘aman DEM Parti süreç karşıtıdır’ diyerek oyunbozanlığın ve kaçışın gerekçesini şimdiden oluşturmaya çalışanların farkındayız. Ancak buradan kimseye ekmek çıkmaz. Hiç kimse DEM Parti’den ‘süreç karşıtlığı’ çıkaramaz.

Çözüm karşıtlarının kim ya da kimler olduğunu gayet iyi biliyoruz. Bütün yapıcı yaklaşımlarına ve çabalarına rağmen partimize ve değerlerine hakaret edenler, her gün halkları tehdit edenler en büyük çözüm ve süreç karşıtıdır.

Yalan, iftira ve çarpıtma konusunda Hitler zihniyetine ve Goebbels taktiklerine rahmet okutan, gazeteciliği emir erliği sanan ve ekranlarda savaşçılık oynayan yandaş kalemşörlerin yazdıklarını reddediyoruz. Süreci büyük bir fedakarlık ve kararlılıkla yürüten Sayın Öcalan’a yaklaşım konusunda ilgili herkesi ciddiyete davet ediyoruz. Süreci yalan ve basit magazine indirgeyenlerin, bu konuda uydurulan yalanlara iman edip ısrarla dolaşıma sokanların amacı, Sayın Öcalan’ın ideolojik ve politik kimliğine saldırmaktır.

Kimse kurnazca elindeki medya gücüne güvenerek ve her türlü algıyla şimdiden sorumluluktan kaçmanın hesabını yapmasın. Çözüm talep eden halkımız kesinlikle bu ucuzluklara prim vermeyecektir.

Bu topraklara demokratik çözüm ve onurlu barış mutlaka gelecektir. DEM Parti, bu kesimlerin olası bir çözüm ihtimalini zehirlemesine asla izin vermeyecektir. Partimiz her zamankinden daha hassas ve duyarlı yaklaşarak bu sürecin bütün sorumluluğunu omuzlamaya devam edecektir. Partimiz ilgili bütün çevreleri de aynı duyarlılıkla hareket etmeye, tehdit ve şantaj dilini terk etmeye davet ediyor.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den Emeklilere “Kırmızı Kart” Çağrısı

Mersin Büyükşehir Belediyesi (MBB) tarafından düzenlenen toplu açılış etkinliğinde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, emeklilere ve geçim sıkıntısı yaşayan tüm kesimlere AKP iktidarına ‘kırmızı kart’ göstermesi çağrısında bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen toplu açılış etkinliğinde konuştu. Özgür Özel, konuşmasında şunları söyledi:

“Burada biraz önce bir rekortmeni dinlediniz. 2019 yılındaki seçimlere giderken Mersin sokaklarında maalesef huzurun değil kaygının olduğu, belediyecilik namına hemen hiçbir şeyin olması gerektiği gibi olmadığı, çetelerin gezdiği, hesaplaşmaların olduğu, bu güzel kentin sahilinin tehdit altında olduğu, büfelerin, kafelerin bir siyasi partinin yan örgütlerine, onların gelirine yönlendirildiği, Mersinlilerin huzurunun kalmadığı günlerde Cumhuriyet Halk Partisi güvendiği bir evladını, kente milletvekili olarak hizmet etmiş birini Mersinlilerin huzuruna çıkardı.

O günlerde tüm parti bunun mümkün olduğuna inanıyordu ve Mersin de bu inanca, bu çabaya destek verdi. Vahap Seçer seçildiği günden sonra işe öyle bir başladı ki hem dayanışma belediyeciliğini, sosyal belediyeciliği, hem refah belediyeciliğini, hem de hizmet belediyeciliğini bir anda götürmeye başladı. Gitmediği köy, dokunmadığı insan, derdiyle dertlenmediği kimse olmadığı gibi toplumun bütün kırılgan kesimlerine sahip çıkan bir anlayışla beş yıl boyunca durmadan koştu. Şüphesiz tek başına değil, örgütümüzle, o gün sayıları üç olan belediyelerimizle, diğer başkanlarımızla beraber muazzam bir mücadele verdiler.

Sonunda yeniden kantara çıkmak, yeniden Mersinlilere sorma vakti geldiğinde diğer partiler Vahap Seçer’in karşısında kimi aday göstereceklerini değil Vahap Seçer’in bu hizmetlerinin karşısında ne diyeceklerini şaşırmışlardı. Seçim akşamı hiç şaşırtmayan bir şey oldu. Aylar öncesinden Mersin, kimi seçeceğine zaten karar vermişti. Ama seçim gecesi Mersin’den gelen haber rekordu; Türkiye rekoruydu. İşte o rekortmen, bugün kışın ortasında, haftanın ortasında, günün ortasında, bir açılış için bizi davet ettiğinde şuraya bir bakın Mersinliler. Türkiye bir görsün. Buradan bakıyorum, en arkada duranların yüzünü göremiyorum.

Gözün alabildiğine insan var burada. Memnun, gururlu, şehrini seven, başkanını seven Mersin’e selam olsun. Hepinizi çok seviyoruz. Mersin’deki kıymetli milletvekillerime… Hepsini siz seçtiniz. Grup başkanvekilimize, milletvekillerimize, üç olan belediyemiz Mezitli, Tarsus, Yenişehir’in yanına Toroslar’ın, Anamur’un, Aydıncık’ın, Silifke’nin eklenmesinde emeği olan kıymetli örgütüme, il başkanıma, ilçe başkanlarıma, kadın kollarına, gençlik kollarına ve Mersin’in bütün güzel insanlarına yürekten teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.

Vahap Başkan’ın neler yaptığını ben anlatacak değilim. Anlat anlat bitmez. Kendi de yetiştiremedi. Yani belediyecilik anlamında bir kentte ne yapılabilecekse Mersin’de var. Türkiye’de kim belediyecilikte ne yaptıysa, Mersin’de var. Mersin’den örnek alınanlar var, Türkiye’de yapılıp da Mersin’de yapılmayan neredeyse hiçbir hizmet yok. Bugün pek çok hizmetin yanında Toroslar’da, burada bir Spor Parkı tesisinin açılışını yaparken bir yandan Çiftlikköy Okuma Salonu’nun, Güvenevler Okuma Salonu’nun, diğer yandan Mezitli’deki Çocuk Kampus’ünün, diğer taraftan yine Tarsus’taki Matematik Evi’nin, yine buradaki Çocuk Gelişim Merkezi’nin açılışını aynı anda yapıyoruz.

Her birinde kreşler var. Anneler evde kalıp çocuk bakmak yerine çocuk gelişsin, yetişsin; anne de sosyal hayata, iş hayatına katılsın diye her detayı düşünülmüş bu altı projeyi birden buradan açacak olmak her birimiz için büyük bir mutluluk. Ancak ben yapılan işler yazıldığında; ‘Geçmişte Mersin’de neler yapıldı?’ Çok önemli bir işin atlandığını fark ettim. 6 Şubat’ta, bundan neredeyse iki yıl önce, gelecek ay ikinci yılı dolacak büyük bir deprem yaşandı. Fay hattı önüne kattığı 10 şehri yerle bir etti. Mersin, o şehirlere en yakın ilimizdi. Vahap Başkan ve Mersin’deki üç belediyemiz tam 450 bin depremzedeye hepimiz adına ev sahipliği yaptılar. Bu iktidar, bu ev sahipliği için Mersin’e bir kuruş ilave bir şey yollamadı. Depremden önce 1 milyon 950 bin olan nüfusu o dönemde 2,5 milyon ölçüldü. Baz istasyonlarından, su tüketiminden, 500 bin depremzedenin bulunduğu, hizmet aldığı kentte beklersiniz ki diğer hizmetler aksasın. Bu olsun diye ellerinden gelen her engellemeyi yaptılar.

Meclis’te kanun teklifleri verdik, ‘Yeni nüfusa göre katkı sağlayın’ dedik. Kabul etmediler. Yurtdışından çeşitli kuruluşlardan destek bulundu, imza atıp o paraların gelmesine dahi engel oldular. Depremzedeler için yeni tesislerin, yeni olanakların kurulmasına, sırf bunları yapacak olan Vahap Seçer diye; Cumhuriyet Halk Partili bir büyükşehir belediyesi diye engel oldular. Şimdi dahi Mersin’de 240 bin depremzede var. 240 bin depremzede halen daha Mersin’de, Mersin’in deprem öncesi rakamlarına göre yollanan kaynaklarla bakılmaya çalışırken, bir yandan da halen daha Recep Tayyip Erdoğan hazımsızlığından bütün belediyelerimizle birlikte kendi deyimiyle belediyelerimizi ‘silkelemeye’, SGK’ya olan borçları faiziyle birlikte tahsil etmeye, maalesef sadece ve sadece ‘Onları parasız, zor durumda bırakayım ki hizmet edemesinler’ anlayışı ile Mersin’in önüne takoz olmaya, köstek olmaya devam ediyor. Biz buradan Tayyip Erdoğan’a şunu söylüyoruz. Geçmişte bunu yaptın. Ne oldu?

31 Mart akşamı Mersinliler geldi, kararını verdi. Senin engellemelerine değil; hizmete, gayrete, çalışkanlığa, alın terine, bir kenti sevmeye oy verdiler. Bundan sonraki seçimde de istediğin kadar bize engel olmaya çalış Mersinliler de Türkiyeliler de artık neyin ne olduğunu ve bundan sonra kimin gideceğine, kimin geleceğine çoktan karar verdiler. Nasıl olmasın ki, nasıl olmasın. Mersin, narenciye üretiminde en önemli kent. Biraz önce Mersin’in dört bir yanında narenciye üretenlerle görüştüm. Limonda yaşananlar gerçekten utanç verici. Limonun fiyatı her geçen gün geriledi, 1 liranın altına kadar geldi ve dalında kaldı. Olanları Sayın Başkan aldı, başka şehirlere yolladı, yardımcı olmaya çalıştı. Ama marketlerde limon 100 liraya çıktı ama dalındaki limona Vahap Seçer dışında sahip çıkan kimse olmadı. Şimdi limonu dalında bırakanlar bir tarafta, dalında kalan limonu toplayıp hemşerilerine sahip çıkanlar başka bir tarafta duruyorlar.

Erdoğan, fahiş fiyat uygulamalarına bakıp, kendi hatalarını görmek yerine yüksek fiyatlara ‘Bunları protesto edin, bunlardan alışveriş yapmayın. Fahiş fiyatlara tepki gösterin’ diyor. Oysa bugün TÜİK’e göre enflasyon yüzde 44’ken, gerçek enflasyon yüzde 80’ken, dar gelirlinin, güç durumda olanın enflasyonu yüzde 100’ü geçmişken, Mersin’de kiralar ikiye katlanmışken ve tüm giderler ikiye katlanmışken bugün asgari ücretliye yüzde 30, emekliye yüzde 11 – yüzde 15 zam verenler, en düşük emekli maaşını 12 bin 500 liradan 14 bin 500 lira yapmaya, utanmadan sokağa çıkmaya, emeklinin yüzüne bakmaya kalkıyorlar. Buradan bütün Türkiye’ye sesleniyorum.

Bakın Tayyip Erdoğan diyor ki, ‘’Yüksek fiyatların sorumlularını boykot edin.’ Ben bu çağrıyı duyuyorum, bu çağrıyı sahipleniyorum. Enflasyon yüzde 80’ken, kendi TÜİK enflasyonu yüzde 44’ken, iğneden ipliğe her şeye zam yapılırken; asgari ücretliyi yüzde 30’a, emekliyi yüzde 15’e razı etmeye çalışıp, çorbayı kaynattırmayanlara, evde yanacak doğalgazın faturasını ödenemez hale getirenlere, ‘evin kiraysa, maaşla kirayı versen aç kalırsın, karnını doyursan sokakta kalırsın’ çıkmazına emekliyi, emekçiyi sürükleyenlere, tarımda çiftçiyi, limon üreticisini perişan edenlere, esnafı siftahsız kepenk kapatmaya mahkum edenlere karşı evet bundan sonra protesto haktır.

“Tüm ezilenleri bu iktidara kırmızı kart göstermeye davet ediyorum”

31 Mart seçimlerinde ‘Bugün bu iktidarı uyarmanın, bugün iyi belediye başkanları seçmenin, bugün bu iktidara ‘Aklını başına al, beni gör, görmezsen bu iş kötü’ demenin ve bir sarı kart göstermenin zamanı’ demiştim. O gün siz sarı kartı gösterdiniz ama Tayyip Bey anlamadı. Soruyorum… 31 Mart’ta sarı kartı gösterdiniz, Tayyip Bey anladı mı? Sizin sesinizi duydu mu? Peki bu verdiği maaşla 14 bin 500 lirayla geçim olur mu? Bu asgari ücretle geçim olur mu? O zaman anladığı dilden konuşacağız. O zaman söylediğini ve hak ettiğini yapacağız. Hazır mısınız? Mersin’den başlıyoruz ve bütün Türkiye’deki emeklileri, asgari ücretlileri, tüm ezilenleri bu iktidara kırmızı kart göstermeye davet ediyorum.

Bu elimizdeki kartlar Türkiye’nin umududur. Emekliler, bundan sonra Türkiye’nin dört bir yanında, cebinizde bir kırmızı kartı bulundurmaya, bu yüksek fiyatları gördükçe, bu düşük maaşları çektikçe, bu zammı, bu zulmü gördükçe, bu iktidar gidene kadar bu kırmızı kartları ona göstermeye var mıyız? Türkiye kırmızı kartı göstermeye hazır mıyız? Biz bu iktidarı değiştireceğiz. O seçim sandığını getireceğiz. Bu iktidar gidecek; emeklinin, halkın, esnafın, çiftçinin ve yoksulun iktidarı gelecek. Biz geleceğiz, Mersin’i nasıl güldürdüysek Türkiye’nin yüzünü öyle güldüreceğiz.

Bugün sabah Mersin’de çarşıyı gezdim. Tek tek esnafların dükkanlarına girdim. Yanımda siyaset arkadaşlarımız, belediye başkanlarımız olduğu halde tek tek dolaştık. Tayyip Erdoğan’ın en sevmediği, en rahatsız olduğu şeyi yaptık. Diyor ya, ‘Özgür Bey eline almış bir hesap makinası. Kuyumcu kuyumcu geziyor, altın hesabı yapıyor. Mersin’deki kuyumculara sordum. Önlerine koyduk. 22 yıl önce emekli maaşı, çeyrek altın kaç para, bugün kaç para? Emekliler için hesap son derece felaket bir durumda. 22 yıl önce, Tayyip Bey geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücret. Yani bugünkü para ile en az 33 bin lira. Ama bugün 12 bin 500 verdi, ‘Ocakta 14 bin 500 verelim’ diyor ve ‘Bununla geçinsinler’ diyor. O geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyormuş. Oysa bugün söylediği emekli maaşıyla ancak ve ancak 3 çeyrek altın alınabiliyor; 2,8 çeyrek altın. Yani emeklinin cebinden 5 çeyrek altını Tayyip Erdoğan iktidarı çalmış durumda.

geldiğinde asgari ücretli 7 çeyrek altın alabiliyordu. Bu ay verdiği, verilmesini söylediği asgari ücretle ancak 4,5 çeyrek altın alınacak. O da altın, ocak ayı boyunca artmazsa. 7 çeyrek altından 4,5 çeyrek altına. Her bir asgari ücretlinin cebinden 2,5 çeyrek altını almış. Her bir emeklinin cebinden 5,5 çeyrek altını almış. Bu şartlar altında bizlerden sessiz kalmamızı, sizlerden bu şartlara boyun eğmenizi istiyor. Ben altın hesabını Türkiye’nin dört bir yanında yapıyorum, çıldırıyor, ‘Altın hesabını bırak’ diyor.

Ben de ona gittiğim yere göre ‘Haydi bakalım’ diyorum, ‘Burada ne meşhur? Onun hesabını yapalım.’ Mersin’de herkesin eskiden alıp yiyebildiği, şimdi artık onun da mümkün olamadığı neyi ile meşhur? ‘Tantuni’ diyorlar. Ey Tayyip Erdoğan, ben Mersin’deyim, meydandayım, sokaktayım. Ben bugün Mersin Çarşısı’ndaydım, şimdi de sokaktayım. Sen yine salonlardasın, kendi atadıklarına kendini alkışlatmakla meşgulsün. Ben, senin aç bıraktıklarına, yoksul bıraktıklarına, oyunu alıp sırtını döndüklerine, oyunu alıp yüzüne bakmadıklarına senin yaptıklarını anlatmakla ve onları senden kurtarmakla meşgulüm.

Bugün Mersin’de sordum; tantuniciye, sokaktaki insana. ‘Geçen sene tantuni kaç liraydı?’ dedim, ‘110 lira’ dediler. Doğru mu? Mersinliler söylüyor, Erdoğan dinle. Tantuni geçen sene 110 liraydı. Bu sene tantuni kaç para oldu? 240 lira oldu. Doğru mu? Geçen sene tantuni 110 lirayken, asgari ücret 17 bin lirayken, 155 tantuni alıyordu. Bu sene asgari ücret 22 bin 104, tantuni 240; 92 tantuni alıyor. 155’ten 92’ye düşmüş. Ayrıca eğer ki en düşük emekli maaşı olan birisi tantuniciye geçen sene gitse 90 tantuni alıyordu, bu sene 60 tantuni alıyor. 90’dan 60’a düşmüş. Mersinlinin tantuni hesabıyla alım gücü. Altını beğenmedin, gittik fındıkla yaptık. Onu beğenmedin; Gaziantep’te fıstıkla yaptık, Malatya’da kayısı ile yaptık, Manisa’da üzümle yaptık, Kars’a gittik kaşardan yaptık. Mersin’e geldik, tantuni hesabında da sınıfta kaldın Tayyip Erdoğan, sınıfta kaldın. 90 tantuni alan emekli maaşını 60’a indiriyorsun, alım gücünü ortadan kaldırıyorsun.

Para lazım olduğunda parayı vatandaşa değil yandaşa buluyorsun. Geçen sene ‘Bir asgari ücret verelim’ dediğimde bana ‘10 bin lirayı 12 bin 500 lira yaptık, 33 milyar lira maliyeti var. Özgür Özel’in dediğini yapmamız için 66 milyar liraya daha ihtiyaç var’ dedi. Bu paranın olmadığını söyledi. Geçen sene büyük şirketlerin, beşli çetelerin, 40 Haramiler’in tam 660 milyar ödemesi gereken kurumlar vergisinden vazgeçti; almadı. Emekliye bulamadığı paranın 10 katını kendi müteahhitlerine buluyor. Bu sene bütçeye 701 milyar lira koymuş alınmayacak vergiler için.

Ama emekliye verecek 100 milyar lirayı, asgari ücreti 30 bin lira yapmak için gerekli 250 milyar lirayı bulamıyor. Onun için bütün Mersinlilere ve bütün vatandaşlarımıza söylüyorum. Para var, yok değil. Ama siyaset tercih belirleme işi. Onun tercihi zenginden yana. Eğer bu iktidarı değiştirirseniz, yerine halkı koruyacak, emekliyi koruyacak, asgari ücretliyi koruyacak, çiftçiyi koruyacak bir iktidar getirirseniz; 250 milyar lira verir, asgari ücret 30 bin lira olur. 100 milyar lira verir, her emekliye asgari ücret vermiş olur.

400 milyar lira verir, bütün çiftçilerin cebinden çalınan para, onu da koyar toplamı yine de 700 milyar lira yapar. Bunun 40 kişiye verdiği para, bu memleketteki herkesin sorununu çözer. Bugün 30-35 bin lira asgari ücret olsa, 30-35 en düşük emekli maaşı olsa, çiftçiye verilen destekleme kanunda yazdığı gibi yüzde 1 olsa… Bunlar 0,2 veriyor. Herkesin yüzü gülse, beş kat destekleme olsa bugün bu para AK Parti’nin yaptığı bu bütçede yerinde duruyor. Vazgeçilen kurumlar vergisi toplamı 701 milyar lira. O yüzden ‘Para yok’ diyenlere, ‘Kriz var’ diyenlere inanmayın.

Onlar ki bu ülkenin başına 4.5 milyon Suriyeli sığınmacı getirdiler. Dedik ki ‘Biz sığınmacı düşmanı değiliz ama sığınmacı yaratan politikaların düşmanıyız, politikacıların da tam karşısındayız.’ Şimdi Suriye’de sorun bitti, Esad gitti. Onun hep söylediği gerekçeler ortadan kalktı. Diyoruz ki ‘Suriye hızla askeri ve siyasi istikrara kavuşsun, hızla Suriyeli sığınmacılar için Avrupa Birliği’nden de kaynaklar alınsın, Suriyeliler memleketine gitsin.’ Bana diyor ki ‘Hayır. İsteyen gider, dileyen kalır.

Kalanların yeri başımın üstünedir.’ Ben de ona diyorum ki ‘Tayyip Erdoğan, Suriyeliler senin başının üstünde değil ama Mersinlilerin aşının ve işinin üstünde oturmaktadırlar.’ Bunun için düşmanlık yapmadan, kabalık yapmadan, ama zaman da kaybetmeden Suriyeliler için bir dönüş takvimi hızla planlanmalı, hepsi birden hızla memleketlerine dönecekleri sürece dahil edilmelidirler. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak belediyelerimizle zor günlerinde her zaman destek olduklarımıza yine destek olmaya, ancak yurtlarına, memleketlerine dönmek için her teşviki yapmaya ve artık Türkiye’yi bu sorundan kurtarmaya kararlıyız.

Şimdi buradan Mersin’den, bundan sonra gittiğimiz her yerde diyeceğiz ki, Mersin’de böyle başlamıştık. Bir kez daha size soruyorum, bu iktidarın yaptıklarından memnun musunuz? Verdiği zamdan memnun musunuz? Bu ülkede Erdoğan’ın emekliye yaptığından memnun musunuz? Asgari ücretliye yaptıklarından memnun musunuz? Mersinli çiftçiye yaptıklarından memnun musunuz? Geçim var mı? Geçim yoksa, seçim var. Seçimi getirene kadar Erdoğan’a kırmızı kartı gösteriyoruz. Onu gördüğünüz yerde ona kırmızı kartı gösterin. Bu kırmızı kart, ay yıldızlı al bayraktan renklerini alan, millet ittifakının varlığıdır, bayrağıdır, sembolüdür.

Bundan sonra Türkiye İttifakı kırmızı kartı çekecek, halkın iktidarını kuracaktır. Buradan bütün sosyal demokratlara, bütün milliyetçi demokratlara, bütün muhafazakar demokratlara, bütün Kürt demokratlara selam olsun. Kırmızı kartı çakın alınlarına, getirin sandığı. Bıktık artık sizden! Gidiyorsunuz, halkın iktidarı geliyor. Hepinize selam olsun. Kırmızı kartı elinizden, cebinizden eksik etmeyin. Canı sıkılan, yolda bunalan, daralan… Kartı çıkarın. Karşınızda biri daha olacak. Bu kartı cebinizden, gönlünüzden eksik etmeyin. Bu kart, Türkiye İttifakı’nın bayrağıdır, bu kart, halkın iktidarının müjdeleyicidir. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun.”

Paylaşın

Son Bir Ayda 52 Binden Fazla Suriyeli Ülkesine Geri Döndü!

Hatay sınırında açıklama yapan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “8 Aralık’tan bugüne 52 bin 622 Suriyeli ülkelerine gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli bir şekilde dönüş yaptı” dedi ve ekledi:

“Bu 52 bin 622 dönen Suriyeli kardeşimizin 41 bini aile, geriye kalanlar ise tek giden kişiler olduğunu ifade etmek istiyoruz.”

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Hatay Cilvegözü sınırında açıklamalarda bulundu. Karar Gazetesi’nin aktardığına göre; Yerlikaya, açıklamasında özetle şu ifadeleri kullandı:

“Bugün itibarıyla 2 milyon 880 bin Suriyeli bulunuyor. Onurlu, güvenli bir şekilde geri dönüşleri devam ediyor. 2017’den bugüne güvenli, onur dönenlerin sayısı 792 bin 625 olmuştur. Suriye özgürlüğüne kavuşmadan önce dönüşlerde aylık ortalama 11 bin 66’tü.

8 Aralık’tan bugüne 52 bin 622 Suriyeli ülkelerine gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli bir şekilde dönüş yaptı. Bu 52 bin 622 dönen Suriyeli kardeşimizin 41 bini aile, geriye kalanlar ise tek giden kişiler olduğunu ifade etmek istiyoruz.

8 Aralık’tan sonra gönüllü ve güvenli geri dönüşle ilgili Suriyeli sivil toplum kuruluşlarıyla istişarelerde bulunduk. Bizden bir ricası vardı. Kış zamanı çoluk çocuk gitmeyelim, önden eksikleri giderelim. Buna bir isim konuldu: Öncü Göçmen.

1 Ocak-1 Temmuz arasında öncü göçmenler, diğerleri adına Göç İdaresi’ne müracaat ettikleri zaman aynı gün içinde izin veriliyor. 6 ay içinde 3 kere giriş çıkış yapabilecekler. 10 günlük sürede bin 766 öncü göçmen gitti.”

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan MHP’ye Sert Sözler: Rakibimiz Ve Muhatabımız Değil

Ankara Çukurambar’da konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Biz hep konuşan Türkiye ve demokrasi çağrısı yaptık. İktidara payanda olmakla yetindiği için MHP bizim siyasi rakibimiz ve muhatabımız bile değildir” dedi ve ekledi:

“Kendilerini bugün karşı karşıya bulundukları panik halinden uyanmaya davet ediyorum. Şahsımın tehdit edilmesi umurumda değildir. Üniter devlet yapımıza halel getirecek her adıma karşı çıkacağıma söz veriyorum.”

Dervişoğlu, konuşmasının devamında, “Bu cüret nereden kaynaklanıyor? Nereden beslenmektedirler? Bu ucube rejim, tek adamlık anlayışı tetikçileri içeri yollayıp azmettiricileri dışarıda gezdiriyorsa yazıklar olsun bu memleketin adalet nizamına. Bizi yıldırmak, korkutmak istiyorlar. Biz ilk kez tehdit ve saldırıyla karşılaşmadık. Türkiye’de istibdada asla geçit vermeyeceğiz ve yolcuğumuzu adalet, eşitlik ve hürriyet için sürdürmeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Ülkü Ocakları Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım’a yanıt amacıyla Sinan Ateş’in öldürüldüğü yerde açıklama yaptı. Dervişoğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Ben bu ahlaksızlığa cevap verirsem onlara paye vermiş olurum. Siyasi muhataplarım bellidir. Sorumluluğu olanları sorumluluklarını hatırlatmak için buradayım. Bir tehditle karşı karşıya bırakıldım. Adresimi bilemeyebilirler, onların en iyi bildiği yer basın toplantısını düzenliyorum. Tehdidin üzerinden 16 saat geçti.

Üzerinden 16 saat geçmiş olmasına rağmen Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı tarafından atılmış bir adım yoktur. Bir tweet’ten, dil sürçmesinden, köşe yazısından insanları sabaha karşı evinden alıp savcılığa götüren sorumlular bugün neden vaziyet almıyorlar bunun cevaplanmasını istiyor ve kendilerini görevlerini doğru biçimde yapmaya davet ediyorum.

Korkuyorlar mı? Öyleyse kimden? Bu katillerin, tehditkarların hamilerinden mi çekiliyorlar? Biz anayasal hakkımızı kullanarak siyaset yapıyoruz. Bu suçlar sıradan suçlar değil. Bazı insanların suç işleme veya suça azmettirme imtiyazları ve özgürlükleri mi var? Can ve mal güvenliğimiz TBMM’deki sıfatlarımızdan değil vatandaşlık haklarımızdan kaynaklanıyor.

Şahsıma yöneltilen saldırılar ne zaman başladı? Her şeyin miladı 22 Ekim’dir. Abdullah Öcalan’a TBMM’de kürsüde söz hakkı verilmesine talep edildiği noktada ona karşı duruşumdan dolayı bir tehdidin muhatabı oldum. Abdullah Öcalan TBMM’ye gelip konuşacak ona umut hakkı vaat edilecek ama Müsavat Dervişoğlu Ankara’nın sokaklarında gezemeyecek öyle mi? Havanızı alırsınız.

Biz hep konuşan Türkiye ve demokrasi çağrısı yaptık. İktidara payanda olmakla yetindiği için MHP bizim siyasi rakibimiz ve muhatabımız bile değildir. Kendilerini bugün karşı karşıya bulundukları panik halinden uyanmaya davet ediyorum. Şahsımın tehdit edilmesi umurumda değildir. Üniter devlet yapımıza halel getirecek her adıma karşı çıkacağıma söz veriyorum.

Bu cüret nereden kaynaklanıyor? Nereden beslenmektedirler? Bu ucube rejim, tek adamlık anlayışı tetikçileri içeri yollayıp azmettiricileri dışarıda gezdiriyorsa yazıklar olsun bu memleketin adalet nizamına. Bizi yıldırmak, korkutmak istiyorlar. Biz ilk kez tehdit ve saldırıyla karşılaşmadık. Türkiye’de istibdada asla geçit vermeyeceğiz ve yolcuğumuzu adalet, eşitlik ve hürriyet için sürdürmeye devam edeceğiz.”

Tartışma nasıl başladı?

Tartışma, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 7 Ocak Salı günü düzenlenen grup toplantısı sırasında, isim vermeden İYİ Partililere atıfta bulunmasıyla başladı. Bahçeli, “Kurt, kurdu tanır ancak biz bunları tanımıyoruz ve hiç de takmıyoruz. Bizim dava ve vatan sevdamızı tartıya çıkaracak, bununla da kalmayıp tartışmaya açacak, ülke ve ülkü heyecanımızı kurcalayıp aşındıracak bir siyasi fırıldağı henüz hiçbir kundak sarmamıştır” dedi.

İYİ Parti, 25 Ekim 2017’de, eski MHP’li Meral Akşener, Koray Aydın, Ümit Özdağ, Nuri Okutan gibi isimler tarafından kuruldu.

Müsavat Dervişoğlu, Bahçeli’nin açıklamalarına cevap olarak 8 Ocak Çarşamba günü düzenlenen İYİ Parti Grup Toplantısı sırasında Bahçeli’ye seslendi: “Şahsına bu zamana kadar gösterdiğim saygıyı, o koltuğun gerçek sahibine duyduğum vefanın sadakası saymanı da temenni ediyorum. Bu kadarı sana yeter, fazlası da zaten bana yakışmaz. Biz seni topaç gibi kimlerin çevirdiğini biliyoruz.”

Bunun üzerine Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım, aynı günün akşamı sosyal medyadan bir video yayınladı. Bu videoda Yıldırım’ın, “Bizim değerlerimize, bizim davamıza, bizim liderimize laf söyleyene biz haddini bildiririz. Kimse bizim sınırlarımızı ihlal etmeye kalkışmasın” dediği görülüyor.

Ülkü Ocakları, Türk milliyetçiliğini, Türk kültürünü ve tarihini savunan, Türk gençliğini idealist ve milli değerlerle yetiştirmeyi amaçlayan, MHP’nin ideolojik temellerine yakın bir çizgide faaliyet gösteren bir kuruluş.

Paylaşın

DEVA Partisi, Saadet Partisi Ve Gelecek Partisi “Yeni Yol”da Buluşuyor

Meclis’te güçlü bir grup kurmayı hedefleyen Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi, “çatı parti” kuruluşunda anlaştı. Edinilen bilgilere göre, “çatı parti” için ağırlık kazanan isim ise “Yeni Yol Partisi”.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan ve DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, çatı partiye son biçimini vermek için yarın bir araya gelme kararı aldı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın‘ın parti kaynaklarından edindiği bilgilere göre, her üç parti kurumsal kimliklerini koruyacak ve mevcut genel başkanlar da partilerinin başında kalacak. Ancak milletvekilleri , TBMM’de yeni parti çatısı altında grup kurarak temsil edilecek.

Partinin kuruluş dilekçesinin Cuma günü İçişleri Bakanlığı’na verilmesi, gelecek hafta başında da Meclis Başkanlığı’nda grup kuruluşuna ilişkin başvurulması hedefleniyor.

Çatı partinin logosunun netleştiği, ismi üzerinde de büyük ölçüde uzlaşma sağlandığı öğrenildi. Parti ismi için “Demokrasi İçin Birlik”, “Türkiye İçin Birlik” ve “Yeni Yol” Partisi isimleri gündeme geldi. Ancak parti kulislerinden yansıyan bilgilere göre, “Yeni Yol Partisi” ismi ağırlık kazandı.

Çatı parti formülü üzerinde üç partinin uzlaştığı bildirilirken, Gelecek Partisi’nin ardından DEVA Partisi’nde de arka arkaya istifalar yaşandı.

Ankara Milletvekili Nedim Yamalı’nın geçen ay istifasıyla Saadet Partisi çatısı altında Gelecek Partisi’nin katılımıyla oluşturulan Meclis grubu düşmüş, DEVA Partili Mehmet Emin Ekmen ve Ertuğrul Kaya’nın bu partiye katılımıyla, grubun yeniden oluşması sağlanmıştı.

Çatı parti oluşumu, DEVA Partisi’nden de istifaları getirdi. İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “atalet içinde olmakla” eleştirdiği partisinden 26 Aralık’ta istifa etti.

Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın ise “DEVA Partisi bir çatı bünyesinde farklı bir yola giriyor” açıklamasıyla, Salı günü partisinden ayrıldı. Dalgın’ı, Çarşamba günü ise eski Devlet Bakanı da olan Selma Aliye Kavaf izledi. Kavaf, “Çatı parti kararını doğru bulmadığını” belirterek, istifasını açıkladı.

Son istifalarla, DEVA Partisi’nin milletvekili sayısı resmi olarak 10’a düştü. Çatı Parti kuruluşuna kadar yeni istifalar olmazsa, yeni Meclis grubunun 30 üyeli olması bekleniyor.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’nun ‘Siyasi Yasak’ Davası 11 Nisan’a Ertelendi

Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde ‘ihaleye fesat karıştırdığı’ iddiasıyla yargılandığı ve yargılama kapsamında siyasi yasak ve hapis cezası talep edilen dava 11 Nisan 2025 tarihine ertelendi.

Davaya ilişkin hazırlanan iddianamede, Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 7 kişinin ‘ihaleye fesat karıştırma’ iddiasıyla 3’er yıldan 7’şer yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edilmişti. Ayrıca 7 kişi hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi gereğince siyasi yasak uygulanması da istenmişti.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde ‘ihaleye fesat karıştırdığı’ iddiasıyla yargılandığı davanın sekizinci duruşması bugün Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Saat 15:00’da başlayan duruşmada savcı, mütalaa vermek için ek süre istedi. Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat ise savcının dosya birleştirme talebine itiraz ederek duruşmaya ara verilmesini ve mütalaanın açıklanmasını istedi. Kararını açıklayan mahkeme, davayı 11 Nisan saat 15.00’a erteledi.

Siyasi yasak davası nedir?

Ekrem İmamoğlu, ilk kez İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığına seçildiği 2019 yılının kasım ayında Fransa’nın Strazburg kentinde düzenlenen Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’ne davetli olarak katılmış ve bir konuşma yapmıştı.

O dönem Türkiye İçişleri Bakanı olarak görev yapan AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, İmamoğlu için “Avrupa Parlamentosu’na gidip, Türkiye’yi şikayet eden ahmağa söylüyorum. Bunun bedelini bu millet sana ödetecek” demişti.

İmamoğlu ise Soylu’ya “31 Mart’ta seçimi iptal edenler ve dünyada, Avrupa’da, onların gözünde nereye düştüğümüz noktasında, o olan şeylere, biten şeylere baktığımızda, tam da işte 31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır. Önce ona bir odaklansın” cevabını vermişti.

Bunun üzerine Türkiye’deki seçimleri organize eden Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) üyeleri hakarete uğradıklarını ve mağdur olduklarını belirterek İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazılı suç duyurusunda bulunmuştu.

Başsavcılığın hazırladığı iddianamede “kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı görevlerinden dolayı alenen hakaret” suçundan İmamoğlu’nun 1 yıl 3 ay 15 günden 4 yıl 1 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenmişti.

İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk ayağında Ekrem İmamoğlu’na 2 yıl 7 ay 15 gün hapis ve siyasi yasak cezası verilmişti.

Dava, son iki yıldır Türkiye’de “Temyiz Mahkemesi” olarak da kabul edilen Yargıtay’ın bir alt basamağı İstinaf Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor.

Paylaşın