HDP’li Feleknas Uca: Türkiye, AİHM Kararlarını Hiçe Sayıyor

HDP’li Feleknas Uca, “Türkiye’deki hiçbir hükümet döneminde, bu kayıplarla ilgili etkin bir soruşturma yürütülmediği için devletin doğrudan sorumlu olduğu bu davalar, Türkiye mahkemelerinde zaman aşımına uğramaktadır. Türkiye, kayıp dosyalarından onlarca kez AİHM’de mahkûm olmasına rağmen, AİHM kararları da hiçe sayılmaktadır” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Batman Milletvekili Feleknas Uca, Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmesinden Korunması Uluslararası Sözleşme raporuna ilişkin, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin (AKPM) bugünkü oturumunda konuştu. Uca’nın konuşmasının tamamı şöyle:

“Sayın başkan, değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum; Mr. Andrê Gattolin’e bu raporu hazırladığı için teşekkür ederim,

Bilindiği gibi; zorla kaybedilen kişiler sorunu sadece onlarca yıl öncenin değil günümüzün de en önemli sorunlarından ve insan hakları ihlallerindendir. Savaşlar nedeniyle göç yollarına düşen insanlar, özellikle kadınlar ve çocuklar, Avrupa ülkeleri dahil olmak üzere birçok ülkede insan ticareti ağlarında kaybolmaktadırlar.

Zorla kaybedilmelere, sadece savaş esnasında değil devletlerin sorumluluğu altında, yani gözaltı durumlarında da rastlanmaktadır. İç savaşlar da zorla kaybedilmeler için önemli etkenlerdir.

Örneğin İspanya iç savaşından doksanlı yıllara kadar yüzlerce çocuk kaçırılmış ve bu kayıplara yönelik herhangi bir yasa olmadığından, etkili bir soruşturma ve dava süreci yürütülmemektedir. Bu suçların soruşturulmaması İspanya hükümetini doğrudan bundan sorumlu tutar.

Ne yazık ki; Avrupa Konseyi üyesi birçok ülkede zorla kaybedilme soruşturmaları etkin yürütülmemekte ve kayıp yakınları devlet baskısıyla karşılaşmaktadır. Devletler, inkâr ve yok saymayı çözüm olarak görmektedir. Çözüm bu olarak görüldüğü taktirde, yeni hak ihlallerinin kapıları açılmaktadır.

Diğer bir konu ise gözaltında kaybedilen insanlar, Türkiye’de doksanlı yıllarda binlerce insan devlet sorumluluğunda, gözaltında kaybedilmiştir.

Ancak, Türkiye’deki hiçbir hükümet döneminde, bu kayıplarla ilgili etkin bir soruşturma yürütülmediği için devletin doğrudan sorumlu olduğu bu davalar, Türkiye mahkemelerinde zaman aşımına uğramaktadır. Türkiye, kayıp dosyalarından onlarca kez AİHM’de mahkûm olmasına rağmen, AİHM kararları da hiçe sayılmaktadır.

“Kayıplar devletin sorumluluğunda”

Öyle ki; kayıp yakınlarının oluşturduğu “Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri” gibi örgütlenmeler devletin baskısına maruz kalmaktadır.

Ne yazık ki gözaltında kayıp vakaları 90’lı yıllarla sınırlı kalmamıştır. Halen kendini sivil polis olarak tanıtan kişiler, insanları yasadışı bir şekilde alıkoyup, ıssız yerlere, kayıtsız gözaltı noktalarına götürüp tehdit etmektedirler. Türkiye, uluslararası sözleşmelere uymak yerine, bu hak ihlaline sebebiyet veren uygulamada ısrar etmektedir. Bu da yaşanan tüm kayıp vakalarında devletin doğrudan sorumlu olduğunu göstermektedir.

Buradan sözleşmeyi imzalamayan tüm üyeleri, Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmesini (CED) imzalamaya ve bunu etkin bir şekilde uygulamaya davet ediyorum.

Ayrıca Konsey’in bu tür suçlara yönelik etkili bir yaptırımlar uygulamasını tavsiye ederim. Kadınların ve çocukların acılarına son vermek, haklarını korumak hepimizin ortak sorumluluğu ve görevidir.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Kendisini Evine Davet Eden Öğrenciyi Kırmadı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kendisine mail atarak evine davet eden İmam Hatip Ortaokulu öğrencisi Beray Naz Pusat isimli öğrenciyi eşi Selvi Kılıçdaroğlu’yla birlikte ziyaret etti.

Haber Merkezi / Saray İmam Hatip Ortaokulu öğrencisi Beray Naz, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na bir e-posta göndererek onu evine davet etmişti. CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Beray Naz’ın isteğini kırmayarak eşi Selvi Kılıçdaroğlu ile ziyarette bulundu.

Kılıçdaroğlu’nu karşısında gören aile fertlerinden Hüseyin, gözyaşlarını tutamadı. Beray ve ailesi tarafından sevinçle karşılanan Kılıçdaroğlu, aileyle geçirdiği vakti sosyal medya hesabından da paylaştı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu paylaşımında şu sözlere yer verdi:

“Saray İmam Hatip Ortaokulu öğrencisi Beray Naz, bana bir e-posta göndererek evine davet etmişti. Eh, bizde davete icabet etmek adettendir. Selvi Hanım’la Pusat Ailesi’ne misafir olduk. Çayları çok lezzetliydi”

Paylaşın

En Çok Erişim Engeli Yolsuzluk Ve Usulsüzlük Haberlerine

Medya Araştırmaları Derneği’nin raporuna göre bir yılda en az 1197 haber hakkında içerik kaldırma kararı verildi. İçerik kaldırma kararlarının 675’i yolsuzluk ve usulsüzlük, 466’sı ise “görevin kötüye kullanılması” konusunda verildi.

Medya Araştırmaları Derneği (MEDAR), “Sosyal Medya Yasası’nın Basın Özgürlüğü Üzerine Etkileri İzleme Araştırması Genişletilmiş Tarama Raporu”nu yayınlandı.

Bianet’te yer alan habere göre;  Ekim 2020’de yürürlüğe giren 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un güncellenmiş hâlinin basın özgürlüğü üzerine etkilerini incelemek amacıyla yapılan araştırma kapsamında medya kuruluşlarına gelen içerik kaldırma kararları derlendi, tasnif edildi ve politika önerileri sunuldu.

Çoğu yolsuzluk ve usulsüzlük konulu

İçerik kaldırma kararlarının 675’i yolsuzluk ve usulsüzlük, 466’sı ise “görevin kötüye kullanılması” konusunda verildi.

Çoğunlukla iş insanlarının, şirketlerin ve bürokratların kaldırma talebinde bulunduğu saptandı. Haberlerin kaldırılma gerekçelerine bakıldığında ise, 1080 haberin kişilik haklarını ihlal ettiği sebebiyle kaldırma kararıyla karşılaştığı saptandı.

En çok Cumhuriyet, BirGün ve Oda TV’ye

36 medya kuruluşunun takip edildiği araştırmada en çok kaldırma kararının 144 içerik ile Cumhuriyet Gazetesi’ne geldiği tespit edilirken, onu 129 içerik ile BirGün Gazetesi’nin ve 98 içerik ile Oda TV’nin takip ettiği gözlemlendi.

Sosyal medya yasası yeniden yapılandırılmalı

Raporda politika önerileri de sunuldu, yapılan değişikliklerin temel hak ve özgürlükleri korumak yerine basın ve ifade özgürlüğüne darbe vurduğu ortaya konuldu:

  • Yasa yapım sürecine ilgili organların ve kamuoyunun dahil edilmeli,
  • Bağımsız denetleme organları oluşturulmalı,
  • Yasanın etkileri tespit edilip yeni düzenlemelerde bu etkiler göz önünde tutulmalı,
  • Yasa, toplumun tüm bileşenlerinin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.

Rapor hakkında görüşler

BirGün Yayın Koordinatörü İbrahim Varlı: BirGün iyi gazetecilik yapıyor, iktidarın bütün yolsuz kirli ilişki ağını ortaya çıkarıyor; ihalelerin üzerine gidiyor, yolsuzlukları ve usulsüzlükleri ortaya çıkarıyor. İktidarın iş adamından, bürokratına; bakanından vekiline kadar hepsi en ufak yerel mahkemeden de olsa içerik kaldırma kararı aldırabiliyor. Fakat ‘içerik kaldırma’ demek bu yolsuzlukların usulsüzlüklerin yapılmadığı anlamına gelmiyor. Yaptığınız çalışma daha sık görmek istediğimiz türde güzel bir araştırma. İyi bir alanı, boşluğu dolduruyor, oraya tekabül ediyor. Öyle ya da böyle bu karanlık günler geçecektir. Bu çalışma da, bir arşiv mahiyetinde, güzel bir boşluğu doldurmuş olacaktır.

Oda TV Yazı İşleri Müdürü Can Özçelik: İnternet haber sitelerinden kaldırılan haber sayıları ve kaldırılan haberin içerikleri çok çarpıcı… ODA TV, gazetelerin dışında, haber siteleri yönünden bakıldığında, en çok haberleri sansürlenen yayın organı… Peki, haberlerin içerikleri ne, çoğunlukla yolsuzluk… Medya Araştırmaları Derneği’nin ortaya koyduğu bu veriler, ülkenin siyasi durumuna ilişkin de bir fotoğraf çekiyor. ODA TV, bu medya düzeni ve siyasi iklime karşılık özgür ve bağımsız gazeteciliğin bayrağını taşımayı sürdürecek; hakikatin peşini bırakmayacak.

Raporun tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Adalet Nöbeti: Amasız, Fakatsız Adalet Talep Ediyoruz

Avukatlar, Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nin önünde tuttukları adalet nöbetinin 101’incisini bugün gerçekleştirdi. Hukukçular, adalet nöbetinde ülkede yaşanan hukuksuzluklara dikkat çekti, sanatçı Sezen Aksu, Gazeteci Sedef Kabaş ve Avukat Mürsel Ünder’in hedef alınmasına tepki gösterdi.

Avukatlar ‘Adalet Nöbeti’nde yaptıkları açıklamada, “Arkamızdaki adına “Adalet Sarayı” denilen binada kimi zaman meslektaşlarımız, kimi zaman müvekkillerimiz, kimi zaman tanımadığımız ve belki görüşlerini dahi paylaşmadığımız yurttaşların hak ve özgürlüklerini savunmak için onlarca kez adalet nöbeti tuttuk” dediler.

“Mağdurun kimliğine bakmadan”

Açıklama özetle şu ifadeler yer aldı;

“Bugün ise yıllar önce yazdığı bir şarkıdaki sözler nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından “Yeri geldiğinde o dili koparmak görevimizdir” sözleriyle tehdit edilen sanatçı Sezen Aksu’nun,

Yaptığı bir sosyal medya paylaşımı üzerine Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün “Bu hadsiz ve hukuksuz ifadeler adalet önünde hak ettiği karşılığı bulacaktır” açıklamasının ardından sabaha karşı evi basılarak gözaltına alınan ve demokratik hiçbir ülkede bulunmayan “cumhurbaşkanına hakaret” suçu gerekçesiyle tutuklanan gazeteci Sedef Kabaş’ın,

Ve bekçiler tarafından ters kelepçe uygulanarak, darp edilerek özgürlüğünden mahrum bırakılan meslektaşımız avukat Mürsel Ünder’in yalnız olmadığını söylemek ve dayanışmak için buradayız.

Ama aynı zamanda mağdurun kimliğine bakmadan ve mağduriyetleri yarıştırmadan, siyasal görüşleri ve kişileri ayrıştırmadan, birini diğerinin karşısına koymadan herkes için amasız fakatsız adalet talep edeceğimize dair vurguyu daha güçlü bir şekilde ifade etmek için de bugün buradayız.”

“Cesaretin bulaşıcı olduğunu biliyoruz”

Avukatlar, “bu saldırıların hepimize yönelik olduğunu” ifade etti:

“Hepimizin sesine ve sözüne, özgürlüğüne, hukuk güvenliğine ve yasalar önünde eşitliğe, demokrasiye, halkın bilgilenme hakkına ve toplumsal barışa yöneliktir.

Baskı, tehdit ve şiddet yoluyla demokratik toplumsal muhalefetin korkutulması ve sindirilmesi, sesinin susturulması, siyasal ve kamusal alandan uzaklaştırılması amaçlanmaktadır.

Adalet Nöbeti olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın düşmanlaştırıcı, toplumsal barışı ve demokrasiyi tehdit eden tehlikeli nefret söylemlerinin, siyasal iktidarın talimatlarıyla verilen tutuklama kararlarının ve cezasızlık zırhıyla donatılan güvenlik güçlerinin hukuk dışı ve keyfi uygulamalarının muhatabı ve mağduru her kim olursa olsun sessiz kalmayacağımızı, sanatçıların, gazetecilerin, yurttaşların ifade özgürlüğünü savunmaya devam edeceğimizi bir kez daha duyuruyoruz.

Sezen Aksu’nun, Sedef Kabaş’ın ve Mürsel Ünder’in kendilerine yönelik saldırılar karşısındaki cesareti, direnci ve kararlılığı bize de güç ve cesaret veriyor.

Göründüğümüzden daha çoğuz ve daha güçlüyüz. Farklılıklarımızı koruyarak yan yana ve birlikte olmaya, bunu görmeye ve göstermeye, daha çok cesarete ve dayanışmaya ihtiyacımız var sadece. Cesaretin bulaşıcı olduğunu biliyoruz. Her zamanki kararlılıkla buradayız…

Demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri ve hukuk devletini savunmak, halkın hak arama özgürlüğünün sesi ve güvencesi olmak için aynı kararlılık ve cesaretle burada olmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

Otizmli Bireylerin Yüzde 92’si Eğitime Erişemiyor

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in CHP İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in soru önergesine verdiği yanıt, 0-19 yaş arasındaki otizmli bireylerin yaklaşık yüzde 92’sinin eğitime erişemediğini ortaya koydu.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; CHP İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir, İstanbul Otizm Gönüllüleri Derneği tarafından hazırlanan ve Milli Eğitim Bakanlığının otizmli öğrenciler için bütçeden kaynak ayırması ve yeni sınıfların açılması taleplerini içeren raporu TBMM gündemine taşıdı. Özdemir, raporda yer alan taleplerin yanı sıra Bakan Özer’den otizmli öğrencilerin eğitime katılma oranlarına ilişkin sorularını yanıtlamasını istedi.

Bin 521 okul, 19 bin 357 öğretmen

Önergeyi yazılı olarak yanıtlayan Özer, Türkiye’de şu anda e-okul sistemine kayıtlı 41 bin 854 kayıtlı otizmli öğrenci bulunduğu bilgisini verdi. Bakanlığın verilerine göre bin 521 özel eğitim okulunda 19 bin 357 öğretmenle otizmli öğrencilerin eğitimine devam ediliyor. Öte yandan 37’si 2021 yılında olmak üzere 638 destek eğitim odasının belirlenen standartlar doğrultusunda donanımı sağlandı. 41’i 2021 yılında olmak üzere toplam 174 özel eğitim sınıfı da standartlara uygun hale getirildi.

Bakanlığın verilerinin Türkiye’de otizmli öğrencilere ilişkin yaşanan sıkıntıyı ortaya koyduğunu iddia eden CHP İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir, “Yapılan çalışmalara göre Türkiye’de şu anda 0-14 yaş grubu aralığındaki otizmli çocuk sayısı yaklaşık olarak 150 bin. 0-19 yaş grubu genellendiğinde ise eğitim bekleyen çocuk sayısının yaklaşık 500 bin olduğu tahmin ediliyor” dedi.

2 milyon kişi olumsuz etkileniyor

Verilere göre otizmli çocukların yaklaşık yüzde 92’sinin eğitime erişemediğinin ortaya çıktığını ifade eden Özdemir, “Okulların ve sınıfların nitelik ve standartları bir yana bu oran gerçekten çok ciddi ve çok vahim” ifadesini kullandı. Özdemir, eğitim dışında kalan 450 bin otizmli bireyle birlikte ailelerinin de düşünüldüğünde yaklaşık 2 milyon kişinin bu olumsuz tablodan etkilendiğini belirtti.

Bakan Özer’in kaç otizmli çocuğun okul öncesinde ya da ilkokula başladığı bilgisini vermediğine dikkat çeken Özdemir, “Bu durumda eğitim sistemine dahil olanların eğitimlerinin kesintiye uğrayıp uğramadıkları da maalesef bilinmiyor” dedi.

Otizmin tek ve önemli tedavisinin eğitim, çocuklarla ailelerin en büyük ihtiyacının da kaliteli bir eğitim olduğuna dikkat çeken Özdemir, sözlerini “Otizm tanılı bütün çocuklar için erken başlayan, yoğun ve kesintisiz bir eğitim süreci planlanmadığı ve hayata geçirilmediği sürece devlet üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmemiş olacaktır” şeklinde sürdürdü.

Avrupa’da 40 saat, Türkiye’de 2 saat

Otizmli çocuklara haftada sadece iki saat eğitim verildiğini de kaydeden Özdemir, “Avrupa’da 40 saat eğitim veriliyor” ifadesini kullandı. Avrupa ile kıyaslandığında bu oranın da çok düşük kaldığını vurgulayan Özdemir, “Dolaysıyla ülkemizdeki otizmli çocukların hem eğitime erişim hem de nitelikli eğitim alma hakkı ciddi şekilde ihlal ediliyor” dedi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan 6 Milyar Liralık Yolsuzluk İddiası

Gün içerisinde önemli bir konuda açıklama yapacağını duyuran Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından 6 milyar liralık bir yolsuzluk iddiasını dile getirdi.

Haber Merkezi / “Bürokrasinin, devletin nabzının hala atıp atmadığını görmek için” bir süre önce devlete ve devleti oluşturan bürokratlara seslendiğini söyleyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabında yayımladığı videoda şöyle devam etti;

“Bu devletin bürokrasisinin hala kalbi atıyor. Vatansever bürokratlar hala oradalar. Vatanseverler bu saraylı ve ailesinin kanun dışılığına suç mahiyetindeki isteklerine direniyorlar. Uzun zamandır işte bu yüzden konuşamadık; Belge yağıyor, yolsuzluklar, israflar, peşkeşler. Bugün sizi bu belgelerden sadece birine şahit olmanız için davet ettim”

6 milyar liralık yolsuzluk iddiası

CHP Lideri Kılıçdaroğlu yolsuzluk iddiasını ise şu sözlerle dile getirdi;

“3 nisan 2018 bir açık ihale yapılır. Bu ihaleye 15 firma katılır. İhalenin bedeli 3 milyar 198 milyon 743 bin 127 lira. Ama kazanan bu firmaya bu ihale verilmez. Çünkü beşli çeteden değil. Bu nedenle ihale iptal edilir ve aynı iş yeniden ihale edilir. 21 Ağustos 2021’de ihale açılır. Aynı iş bu kez üç milyar 200 milyona değil, 9 milyar 440 milyon 995 bin 834 liraya beşli çeteye peşkeş çekilir.

Saraydaki şahıs ne için imza atıyor anladınız mı? Aradaki altı milyarlık fark için. Tek bir imzayla. Altı milyar lira çeteye peşkeş çekiliyor. Hazinenin kasasını soyanlar doymamış daha da çok para istemişler, bu imzalamak zorunda kalmış”

Videoyu Erdoğan ve ailesinin bir yolsuzluğunu daha anlatmak için yayınlamadığını anlatan Kılıçdaroğlu, “Bunların yolsuzluğu artık sağır sultan için bile yeni bir haber değil. Ben bugün hala devletimizde vatanseverler var demek için, direnenler var demek için sizleri evime davet ettim. Ve bu vatanseverler binlerce belgeyi yollamaya devam ediyorlar. Devletin denetleme kurumlarının onurlu memurları da bu incelemeyi bırakmış değiller. Tarihe not düşecek raporlarını hazırlamaya devam ediyorlar” dedi.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Vaka Ve Vefat Sayısında Korkutan Tablo

Kovid 19’da son 24 saatte 77 bin 434 yeni vaka tespit edilirken, 188 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Tedbirlere uyulması, hatırlatma dozu aşılarının mutlaka yaptırılması gerekir.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 416 bin 536 test yapılırken, 77 bin 434 yeni vaka tespit edildi. 188 kişi hayatını kaybederken, 85 bin 501 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; KRONİK HASTALARIN, YAŞLILARIN Covid-19’a yakalanmaları durumunda, genç ve sağlıklı kişilere göre çok daha fazla zorluklar yaşadıklarını, bu grupta hastaneye yatış oranının yüksek olduğunu biliyoruz. Tedbirlere uyulması, hatırlatma dozu aşılarının mutlaka yaptırılması gerekir.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Paylaşın

Babacan Ve Davutoğlu’ndan Kritik Görüşme: Ortak Basın Açıklaması

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan’ı ziyaret etti. DEVA Genel Merkezi’nde yapılan görüşmenin ardından iki lider kameraların karşısına geçerek ortak açıklama yaptı.

Haber Merkezi / DEVA Lideri Babacan görüşmenin içeriğine dair, “Türkiye’nin sorunları çok büyük ve gittikçe de büyüyor. Hangi başlığı açsanız değerlendirmek gerekiyor. Hastalarda yaşanan çoklu organ yetmezliği gibi ülkemiz çoklu kriz durumunda. Siyasi partiler arasında süre gelen diyalog ve iş birliği süreçleri üzerinden beraber geçtik” dedi.

GP Lideri Davutoğlu ise, “Bu görüşmelerimiz salt iyi niyet görüşmesinden ibaret değil. Topluma güven hissi uyandıracak bir iş birliği zemini oluşturmak bizim siyasi ve ahlaki sorumluluğumuzdur. Son dönemde siyasi partilerle yaptığımız görüşmeler böyle bir zemin oluşması bakımından büyük önem taşıyordu. Parlamenter sistemle ilgili yaptığımız ortak çalışma meyvesini ortaya koydu. Bu güzel bir adımdır. Bunun oturacağı siyasal bağlamın da iyi bir şekilde tanımlanması, topluma güven verecek bir zemin hazırlanması önem taşıyor.” diye konuştu.

DEVA Lideri Babacan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Özellikle İstanbul ve Ankara’da merkezi hükûmet ile yerel yönetimler arasında çok ciddi bir sürtüşme var. Ankara ve İstanbul’da yaşayanlar bundan sadece zarar ediyor. Onlar bunun ceremesini çekiyor. Hükûmet bir an önce particiliği bırakmalı. Mesele insansa, hayatsa, afetse, olağanüstü şartlarsa particiliği bir yana bırakıp o şehirde yaşayan vatandaşların sağlığını ve hayatını önceleyen bir tutum takınmalıdır.

Kar yağışı ve hava şartlarının İstanbul’a getirdiği sorunları yaşadık. Bizim geçen sonbaharda açıkladığımız afet yönetimi eylem planımızda bu tür olağanüstü durumlarla ilgili ne yapılması gerektiğiyle ilgili çok açık bir çerçevemiz var. Bu tür konularda yerel yönetimlere daha çok yetki vermenin şart olduğunu düşünüyoruz. Hatta muhtarların bile her afette daha çok yetki ve imkâna sahip olması gerekiyor. Yerelde sağlam bir koordinasyonun olduğu, başkent ile şehirler arasında problemin olmadığı, yetkinin daha çok yerele devredildiği bir yönetim modelinin çok önemli olduğunu düşünüyoruz.

En pahalı enerji, olmayan enerjidir. Olmayan enerjinin ekonomi ve sanayi üzerinde bıraktığı etki son derece olumsuz. Türkiye’nin güvenilir bir yatırım yeri olarak algılanmasıyla ilgili de çok kritik bir konu. Enerji konusunda sorunlar yaşayan, günü geldiğinde elektrik veya doğal gaz temin edemeyip sanayisini durdurmak zorunda kalan bir ülkeye yeni yatırımların gelmesi konusunda çok ciddi soru işaretleri oluşur.

Büyük yatırımlar, enerji arz güvenliğini sağlayamayan bir ülkeye gelirken çok tereddüt yaşar. Bunu yaşayan bir ülkenin uğradığı kredibilite kaybını telafi etmek için yıllarca çalışması, kredibiliteyi tekrar oluşturması için emek harcaması gerekir. Bu işin Türkiye’ye maliyeti üç-beş günlük, bir hafta-on günlük bir üretim aksaması değil. Kendi sanayisine ve ekonomisine yeterli enerjiyi sağlayamayan, kesintilere gitmek zorunda kalan bir ülke…

Enerji altyapısının her sene yüzde 7-8 büyüyecek bir ekonomiye göre hazırlanması lazım ama öyle değil. Son 6-7 yıldır Türkiye’nin büyüme hızı çok düşük; potansiyelinin çok altında. Buna rağmen enerjisiz kalıyorsunuz. Büyük bir hesapsızlık var. Çok vahim. Buradaki savrukluk kimindir? İhmal kimindir? Kim nerede nasıl bir hata yapmıştır? Bunun derinlemesine araştırılması lazım. Bunun bir sorumlusu lazım. ‘Her şeye ben karar vereceğim’ diyen bir cumhurbaşkanı var. Ama kesintilerle alakalı kendisinden ikna edici bir açıklama duymadım. ‘Niye bu enerji yok’ diye öncelikle bu ülkenin cumhurbaşkanına sormak lazım. Hazırlıksız yakalanmak kabul edilebilir bir konu değil.

Her bir oyun iradesinin sandık sandık korunması ve sandıklarla ilgili çalışmaların toplanmasında sağlam bir bilgi-işlem alt yapısının çalışması son derece önemli. En önemli seçim güvenliği, seçimi açık farkla kazanmaktır. Fark büyük olunca farklı girişimlerle bu farkı kapatmak zor olabilir. Amaç, seçimi açık farkla kazanmak olmalı. İstanbul seçimlerinde gördük; ‘10 bin oy farkla İstanbul verilir mi?’ dediler ama açık farkla kaybedince anahtarı teslim ettiler.”

GP Lideri Davutoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar bölümler ise şöyle:

“İktidarın hatalarını ortaya koymak dışında yönetilememek dışında ekonomik cehalet dışında ne yapacağımızı topluma nasıl güven vereceğimi konuşmamız gerekiyor. Bu görüşmelerimiz topluma güven oluşturmak bizim siyasi bir sorumluluğumuz. Son dönemde yaptığımız görüşmeler önem taşıyor bu açıdan. Parlamenter sistemde yaptığımız ortak çalışmalar meyvesini ortaya koydu. Bunun yanında oturacağı siyasal bağlamın topluma güven vermesi büyük önem taşıyor. Akşener’le Uysal’la ve Kılıçdaroğlu ile görüştük. Sayın Babacan’a ve ekibine teşekkür ediyorum.

Bunun olağanüstü bir durummuş gibi yansıtılması doğru değil. Bundan sonra da istişarelerimiz devam edecek. Sayın Karamollaoğlu ile de görüşeceğiz. Gönül isterdi ki ülkenin cumhurbaşkanı da diğer parti liderleriyle bir araya gelebilsin. Ama kutuplaştırma isteyen iktidara karşı biz bir araya gelebiliyoruz ve güven verebiliyoruz mesajını verecek şekilde toplumda var olan karamsarlığı giderecektir.

Kış şartlarında ülkenin güvenliği olmayan bir ülkeden bahsediyoruz. 7-8 saat yolda kalanlar oldu. Bu yönetim beceriksizliği ve merkezi yönetimle yerel yönetim arasındaki gereksiz gerilimler halkın hayatını zorlaştırıyor. Türkiye her an seçime gidebilir. Oluşturulan iklim belli. Bu iktidar gittiğinde ülkeye kaos gelmeyecek. Toplumun bütününde güven hissi oluşacak. Son derece verimli ve güzel görüşmeler oluyor.”

Paylaşın

Sedef Kabaş’ın Tutukluluğuna Yapılan İtiraz Mahkemece Reddedildi

Cumhurbaşkanı’na hakaret suçundan tutuklanan gazeteci Sedef Kabaş’ın tutukluluğuna yapılan itiraz Asliye Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi. Kararı Sedef Kabaş’ın avukatı Uğur Poyraz sosyal medya hesabından duyurdu.

Haber Merkezi / Uğur Poyraz, konuya ilişkin açıklamasında “Yargı üzerindeki ağır baskıya karşı hukuk yoluyla mücadele edeceğiz ve Sedef Kabaş’ı ‘ı özgürlüğüne kavuşturacağız” ifadelerini kullandı.

Gazeteci Sedef Kabaş Tele 1’de katıldığı canlı yayında, “‘Taçlanan baş akıllanır’ diye bir söz vardır ama görüyoruz ki gerçek değil. Ya da tam tersi bir söz vardır, onu söylemeyeyim, ‘büyükbaş hayvan’ diyeyim. Büyükbaş hayvan bir saraya girdiği zaman o kral olmaz, o saray ahır olur” demişti.

Bu sözler sonrası Sedef Kabaş hakkında soruşturma da başlatılmış, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturmada Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne talimat yazılarak söz konusu televizyon programının ilgili yayının incelenerek tutanak hazırlanması istenmişti. Ayrıca Kabaş’ın kimlik ve adres bilgilerinin tespiti ile savunmasının alınması talep edilmişti.

Gözaltına alınan gazeteci Sedef Kabaş, bugün Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne götürülmüş. “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan tutuklanma talebiyle nöbetçi İstanbul Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilen gazeteci Sedef Kabaş tutuklanmıştı.

Tutuklama kararında Sedef Kabaş’ın tutuklanma gerekçesi de yer almıştı. Karara göre, Kabaş’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef aldığını söylemesine rağmen hakimlikte aksi yönde kanaat oluştuğu belirtilmişti.

Kararda, “Müsnet eylemin televizyon programında gerçekleştirilmiş olması sebebi ve suçun nitelikli hali kapsamına girdiği ve cezada aktarım öngörüldüğü hususları birlikte değerlendirildiğinde şüphelinin üzerine atılı suçu işlemiş olduğu hususunda kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu” ifadeleri yer almıştı.

Kararda Kabaş’ın “kanunda öngörülen cezasının alt ve üst sınırı nedeniyle kaçma ve saklanma ihtimalinin yüksek” olduğu bu nedenle adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı ve bu durumda tutuklamanın “ölçülü olduğu” kanaatine varıldığı belirtilmişti.

Paylaşın

Demokrasi İçin Birlik: Sol Partilerin Bir Araya Gelişi Umut Yarattı

Güncel siyasi gelişmelere dair bir basın açıklaması yayınlayan Demokrasi İçin Birlik (DİB), “Beş yılı aşkın süredir demokrasi güçlerinin birliği için mücadele eden Demokrasi için Birlik olarak, sol partilerin bir mücadele ortaklığı zemininde bir araya gelmelerini umutla karşılıyoruz” dedi.

Mevcut seçeneklerin yaşanan büyük yıkım ve derin kriz karşısında çözüm ve umut yaratamadığı bu koşullarda, halkın değişim ve dönüşüm taleplerine yanıt olacak bir demokrasi ittifakına, bir halkçı seçeneğe ihtiyaç olduğu vurgulanan DİB’in açıklamasında şu ifadelere yer verildi;

“Öyle koşullarda yaşıyoruz ki, bir felakete doğru sürüklenmiyoruz, o felaketin an be an içindeyiz artık. “Dil koparmalar”, muhalif televizyonlara yağan cezalar, gazetecilerin tutuklanması; iktidarın ekonomiye çözüm getirmekten, halkı ikna etmekten çoktan vazgeçtiğini, yalnızca güç göstererek, tehdit ederek varlığını korumaya çalıştığını ortaya koyuyor.

Zam, zulüm ve adaletsizlik ülkeye damgasını vururken, Halkların Demokratik Partisi’nin çağrısıyla sekiz sol siyasi parti ve çevrenin (Halkevleri, Emek Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Sosyalist Meclisler Federasyonu, Toplumsal Özgürlük Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Türkiye Komünist Partisi) geçtiğimiz hafta bir araya gelmesi geniş toplum kesimlerinde umut yarattı.

Azımsanmayacak bir kesim, ülkenin içinde bulunduğu yıkımdan kurtulması için mevcut sistemin basitçe iyileştirilmesi ve düzeltilmesinin yeterli olmayacağını derinden hissediyor.

Temel ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma gelen halkın hayati sorunlarına yanıt olacak köklü bir dönüşüm programına ihtiyaç var. Felaketten yalnızca Tek Adam-Saray rejiminin sona ermesiyle kurtulmak mümkün değil.

Meclis’e sıkışmamış, halkın her aşamada söz ve karar sahibi olabileceği bir siyaset tarzının kitleselleşmesine, yaygınlaşmasına ihtiyaç var. Halkın demokratikleşme sürecine aktif katılacağı mecraların yaratılması elzem.

Baskı koşullarında ve iktidarın açık tehditleri altında seçimlerin yapılması bile belirsizliğe terk edilmişken, seçim güvenliğini sandık güvenliğiyle sınırlı tutmayan bir yaklaşımın kitlesel ve örgütlü olarak inşa edilmesi gerekiyor.

Mevcut seçeneklerin yaşanan büyük yıkım ve derin kriz karşısında çözüm ve umut yaratamadığı bu koşullarda, halkın değişim ve dönüşüm taleplerine yanıt olacak bir demokrasi ittifakına, bir halkçı seçeneğe ihtiyaç var.

“Sorumluluk hepimizin”

Beş yılı aşkın süredir demokrasi güçlerinin birliği için mücadele eden Demokrasi için Birlik olarak, sol partilerin bir mücadele ortaklığı zemininde bir araya gelmelerini umutla karşılıyoruz.

Rejimin sürmesi ve restore edilmesi arasında seçeneksiz bırakılan, varlığı/yokluğu sandığa indirgenen halkın dönüştürücü bir toplumsal güç olarak hem seçim öncesi, hem seçim süreci hem de seçim sonrasında varlığını ortaya koymasının yolunu açacak bu ortaklaşma ülkenin ihtiyacıdır.

Bu ortaklaşma sürecinde ortaya çıkan pürüzlerin, toplumun acil ve yakıcı ihtiyaçları karşısında demokratik güçlere düşen sorumluluğa uygun bir biçimde çözüleceğine inanıyoruz.

Ülkemizin yoksulluk, zulüm ve gericilik çıkmazından kurtulmasında umut yaratan adımların hızla ve kararlılıkla atılmasının toplumun beklentisi olduğunu hatırlatıyoruz.”

Paylaşın