İstanbul’da Sahte İçkiden Beş Günde 38 Kişi Hayatını Kaybetti

İstanbul’da son beş günde sahte içki nedeniyle 38 kişi hayatını kaybetti. İstanbul Valiliği, sahte içki satışı ve tüketiminin önlenmesi için ek tedbir kararları alındığını açıkladı.

Haber Merkezi / Sahte alkol kaynaklı ölümlerin çoğu metanol zehirlenmesiyle gerçekleşiyor. Metanolün çok düşük oranlarda kullanılması bile kalıcı sağlık sorunlarına ve hatta ölüme yol açabiliyor. Metanolün, başta kalıcı körlük olmak üzere pek çok toksik etkisi de bulunuyor.

Ölümler sonrası yapılan polis operasyonlarında 29 ton sahte içki ele geçirildi, 64 işletme kapatıldı. Gözaltına alınan 15 kişiden dördü ‘kasten adam öldürme’ suçundan tutuklandı.

İstanbul’da bu hafta içinde sahte içki tüketimine bağlı tedavi altına alınan 88 kişiden 38’i hayatını kaybetti. Tedavisi tamamlanan 4 kişi taburcu edildi.

İstanbul Valiliği, sahte içki üretimi ve satışının önüne geçebilmek amacıyla bazı ilave tedbirler alındığını duyurdu. Bu tedbirlerin ilki, içki satışı yapan işletmelerde, işletmenin tamamını görebilecek şekilde 7/24 yüksek çözünürlükte kayıt yapabilecek kamera sistemi kurulması ve kayıtların 30 gün süreyle kayıt altında tutma zorunluluğu getirildi.

Denetim ekiplerinin 24 saat aralıksız denetim yapacağını da duyuran Valilik, 1 Ocak’tan bu yana yürütülen operasyonlarda 29 ton sahte alkole el konulduğunu, sahte ya da kaçak içki sattığı tespit edilen 64 işletmenin iş yeri ruhsatı iptal edilerek kapatıldığını açıkladı.

Gözaltına alınan 15 kişiden dördü ‘kasten adam öldürme’ suçundan tutuklandı.

Sahte alkol kaynaklı ölümlerin çoğu metanol zehirlenmesiyle gerçekleşiyor. Metanolün çok düşük oranlarda kullanılması bile kalıcı sağlık sorunlarına ve hatta ölüme yol açabiliyor. Metanolün, başta kalıcı körlük olmak üzere pek çok toksik etkisi de bulunuyor.

24 Aralık’ta yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı’na göre, yüksek alkollü içkilerin ÖTV tutarları yüzde 13 oranında artırıldı. Zamla birlikte, 70’lik rakı fiyatı bin lira civarında oldu. Buna göre rakıya ödenen miktarın yüzde 71’ini vergi oluşturuyor. Uzmanlara göre alkole gelen zamlar, evde üretilen içkilere ilgiyi artırıyor.

Uzmanlar, vatandaşları bandrolsüz veya şüpheli içki satın almamaları konusunda uyarıyor. Sahte içkinin kokusu, rengi veya tadı normal içkilerden kolayca ayırt edilemeyebilir. Bu nedenle tüketicilerin yalnızca güvenilir kaynaklardan alkol satın alması gerektiği belirtiliyor.

İstanbul Tabip Odası’nın konuyla ilgili açıklamasında ise alkollü içkilere yönelik fahiş vergi uygulamaları sebebi ile alkolün satış fiyatının çok yüksek bir noktaya geldiğine dikkat çekildi.

Açıklamada “Sanayide boya inceltici, teksir makine sıvısı, antifriz, cam temizleyici gibi maddelerin yapımında kullanılan metil alkol (metanol) aynı zamanda yasadışı olarak sahte içki yapımında da kullanılmaktadır. Alkollü içkiler normal şartlarda alkol olarak etil alkol (etanol) ihtiva eder. Ancak ülkemiz koşullarında alkollü içkilere yönelik fahiş vergi uygulamaları sebebi ile alkolün satış fiyatı çok yüksek bir noktaya gelmiştir. Bu da merdiven altı üretimi teşvik etmektedir” denildi.

Oda’dan yapılan açıklamada “Maliyeti düşürmek ve daha fazla kazanç sağlamak için yasal olmayan merdiven altı üretimle insan sağlığı hiçe sayılarak içkiye metil alkol ilave edilmektedir” ifadelerine yer verildi.

“Sahte içki zehirlenmeleri, halk sağlığı sorunudur. Bu anlamda birincil sorumlu kamu otoritesidir. Ancak içki zehirlenmesi vakaları geçmişten beridir kamu otoritesinin İslami muhafazakâr yaklaşımından dolayı üvey evlat muamelesi görmektedir” diyen İstanbul Tabip Odası sahte içkiden zehirlenmelerin ve ölümlerin bir an evvel son bulması için kamu otoritesini göreve çağırdı.

Paylaşın

CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Tutuklandı; Yerine Vekil Seçilecek

CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, “suç örgütüne üye olmak” ve “rüşvet almak” suçlarından tutuklandı. CHP, Rıza Akpolat’ın yerine belediye meclis üyeleri içinden vekil seçeceğini açıkladı.

Haber Merkezi / 1982 doğumlu Rıza Akpolat 2019 yılından bu yana Beşiktaş Belediye Başkanı olarak görev yapıyordu. 31 Mart 2019 seçimlerinde yüzde 73 gibi yüksek bir oy toplayan Rıza Akpolat, son yerel seçimde de yüzde 64 ile yine belediye başkanı seçilmişti.

“Suç örgütüne üye olma”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “haksız mal edinme” suçlamalarıyla gözaltına alınan CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, savcılık ifadesinin ardından çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı ve cezaevine gönderildi.

Akpolat ile birlikte Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Alican Abacı, Beşiktaş Belediyesi Beltaş İşletmecilik Sanayi ve Ticaret AŞ Başkanı Önder Gedik ve Aziz İhsan Aktaş’ın da aralarında olduğu 22 şüpheli tutuklandı. 9 kişi adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.

Beşiktaş’ta olan CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun katılımıyla bu sabah belediyede bir toplantı yapılarak yol haritası konuşuldu.

Toplantının ardından bir açıklama yapan CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, yaptıkları tutukluluğa itiraz neticesinde Beşiktaş Belediye Başkanı’nın göreve dönmesini beklediklerini söyleyerek, “Başkanımız dönene kadar tamamı Cumhuriyet Halk Partili olan meclis üyeleri içerisinden vekil seçilecek” dedi.

Edinilen bilgiye göre, dört günlük gözaltı süresinde ifadesi alınmadan Adliye’ye sevk edilen Rıza Akpolat’a savcılık sorgusunda Beltaş’ın Temmuz ayında yaptığı hastane gayrimenkulu satışı soruldu.

Beşiktaş Belediye Başkanı, ihale süreciyle ilgili bilgi sahibi olmadığını söyledikten sonra değerlendirme kuruluşunun verdiği rapora göre “değerinin üzerinde satıldığını öğrendiğinde mutlu olduğunu” dile getirdi.

Belediye ile ticari ilişkili Elif LPG ve Akaryakıt ile Bilgay şirketlerinin yöneticisi olan, bugün mahkemece tutuklanan Aziz İhsan Aktaş’la yüz yüze hiç görüşmediğini açıklayan Akpolat, onun aracılığıyla hiçbir kişinin belediyede işe alınmasını sağlamadığını da ifade etti.

CHP yerel yönetimlerinin genç yüzlerinden olan 1982 doğumlu Akpolat 2019 yılından bu yana Beşiktaş Belediye Başkanı olarak görev yapıyordu. 31 Mart 2019 seçimlerinde yüzde 73 gibi yüksek bir oy toplayan Akpolat, son yerel seçimde de yüzde 64 ile yine belediye başkanı seçilmişti.

“Geri adım atmayacağız”

Özgür Özel, Akpolat’ın tutuklanmasına sosyal medya hesabından tepki gösterdi ve “Geri adım atmayacağız” dedi. Ekrem İmamoğlu ise “Kumpaslarınız bu bileği bükemeyecek! Milletin demokrasi yumruğundan kurtulamayacaksınız. Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber ya hiç birimiz!” ifadelerini kullandı.

Hedef Ekrem İmamoğlu mu?

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu Çarşamba günü yine Beşiktaş Belediyesi’nde yaptığı konuşmada, “Beni istemeyene, hayatı bana dar etmeye çalışana buradan meydan okuyorum: Büyükşehir Belediyesi’ne ve bana ulaşmak ise hedefiniz, benim yol arkadaşlarıma ve ailelerine çile çektirmenize, bahaneler yaratmanıza, ara yollar üretmenize gerek yok. Onayın benim cezamı, milleti rahat bırakın” demişti.

Alandaki CHP’lilerin önemli bir bölümü de önce Esenyurt, ardından da Beşiktaş belediyelerine yönelik soruşturmaların ana hedefinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu kanaatine sahip.

Aysun Gürbüz, “Hedef kumpas kurmak, İmamoğlu’nu ekarte etmek. Artık İmamoğlu bizim doğal cumhurbaşkanımız. Bugün onun kolunu kaldırmalıyız. O, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın korkulu rüyalarını kabusa çevirecek” dedi.

1980’li yıllardan beri SHP ve CHP’de siyaset yaptığını vurgulayan Gülşen Türüt de “Hak, hukuk, adalet için buradayım. 40 senelik siyasetçiyim, böyle bir dönem görmedim. Verdiğim oyun hakkını sormak, emeklinin dul ve yetimin hakkı aramak için buradayım. İmamoğlu cumhurbaşkanı olmasın ona da kayyum atansın diye bu işler yapılıyor ama sonuna kadar yanında duracağız” yorumunu yaptı.

“Hiç kimse yargıdan muaf değil”

Bu arada TBMM’de AKP Grup Toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, soruşturma için “Hiç kimse yargı, hukuk karşısında layüsel (muaf, sorumsuz) değildir” dedi. Bakan Tunç, “soruşturma sürecini beklemek gerektiğini” söylerken “Yapmış oldukları yanlışlıkların, eğer suç unsuru varsa bunun hesabını soracak olan yargıdır” ifadelerini kullandı.

Tunç “dosyanın içeriğini bilmeden, yargıya yönelik birtakım tehditkar ifadeler kullanmak hiç kimseye yakışmayacağını” belirtti ve “Özellikle sorumluluk sahibi olan yöneticilerin, siyasetçilerin bu konuda dikkatli olması lazım” dedi.

Hangi belediyelere kayyum atandı?

31 Mart 2024 yerel seçimlerinden bu yana dokuz belediyeye kayyum atandı.

Seçimden sonra kayyum atanan ilk belediye Haziran ayında Hakkari oldu. 30 Ekim’de de İstanbul’da Esenyurt Belediyesi’nin CHP’li Başkanı Ahmet Özer tutuklandı ve yerine kayyum atandı. 4 Kasım’da Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine üçüncü defa kayyum atandı.

22 Kasım’da DEM Parti’nin Tunceli ve CHP’nin Ovacık belediye başkanları görevlerinden uzaklaştırıldı. 29 Kasım’da Van Bahçesaray Belediyesi’ne kayyum atandı. 13 Ocak’ta Mersin Akdeniz Belediyesi’nin DEM Partili eş başkanlarının tutuklanmasıyla buraya da kayyum atandı.

YSK, seçimi kazanan yedi belediye başkanına KHK’lı oldukları için mazbatalarını vermedi. Mazbatayı, onlardan sonra en fazla oy alan partinin adayına verdi. Sonraki bir yılda, 52 HDP belediyesine kayyum atandı.

Paylaşın

CHP’den Beşiktaş’ta Tepki Mitingi; Özel’den Dikkat Çeken Açıklamalar

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın gözaltına alınmasına tepki mitinginde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Beşiktaş’a milletin helal oylarıyla giremeyenler yargı yoluyla girmeye çalışıyor. Bu bir tükenmişliğin eseridir” dedi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ise, ”Bu millet zulme karşı boyun eğmez, hep birlikte direneceğiz. Hukuk ve demokrasinin dışına çıkmış bir iktidar sadece bir partinin meselesi değildir. Şu an yaşadığımız milletin meselesidir. Bugün sana yarın bana” ifadelerini kullandı.

İhaleye fesat karıştırma’ suçlamasıyla 4 gün önce yapılan operasyonla gözaltına alınan 40 kişi arasında bulunan Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın İstanbul Adliyesi’ne sevk edilmesinin ardından Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Örgütü Beşiktaş Belediyesi önünde tepki mitingi düzenledi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, mitinge gelen partililere seslendiler. İmamoğlu, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: Bugün olan biten sadece Cumhuriyet Halk Partisinin meselesi değildir. Milletin meselesidir. Bugün bana yarın sana. Bu işin sonu yok. İstanbul’da bu operasyonları yürüten aklı dün tek tek anlattım. biz siyasiyiz ama kamu görevi yapıyoruz. Bugün siyasileşmeye çalıştırdıkları yargı sisteminde ne yazık ki uyguladıkları hukukun sözde hukuk olduğunu bize yaşatıyorlar.

Bu operasyonları yapmak için görevlendiren Cumhuriyet başsavcısının siyasi kariyerine bakan herkes yapılan operasyonu görür. Bu başsavcı siyasi bir kişidir.  Siyasi bir kişiliktir, talimatları yerine getirir. Siyasi bir kişiliktir. Bakan Yardımcısı olan bir kişi Sayın Cumhurbaşkanı ifadesiyle siyasi müsteşar olmuştur. Taraf olmuştur.

Söyleyeyim; tuz koktu. Ben adalet istiyorum diyorsanız hepimiz için  bir dönüm noktasındayız. Zaman millet iradesini baskılamaya çalışanlara karşı hep birlikte sesimizi yükseltme vaktidir. Siyaset mertçe rekabet işidir. Yasak getirerek yetkileri elinden alarak değil. Meydan burası gelin yarışalım. Bu kadar net. Hakem de millettir. Sandığı dizayn etmelerine izin  vermeyeceğiz. Sanmasınlar ki seçime böyle girecekler. Sanmasınlar ki rakiplerini kendileri belirleyecek.

Cümlelerimi bitirirken bir kez daha sesleniyorum. Bu ülkenin kadim yargı kurumları bu ülkenin kadim yargı kurumlarının çok saygıdeğer savcıları, hakimleri, mensupları lütfen istirham ediyorum. O kutsal mesleğinizi yerle bir eden bir avuç insana asla müsaade etmeyin. Yoksa bu millet hakkını helal etmez size.

Biz size güveniyoruz. Yargının yargının güzel insanları, saygıdeğer mensupları bu haksız, bu hukuksuz, bu pervasız, pişkin şehvetiyle beraber sadece bir kişiyi mutlu etme çabasını önüne koyan aklın bu yaptıklarına müsaade etmeyin. Tepkinizi gösterin. Yargımızı, adaletimizi sarsmalarına müsaade etmeyin. Bunu istiyoruz ve bunu diliyoruz. Kıymetli hemşehrilerim inşallah bu günlerden kurtulacağız.”

“Talimatlara teslim olmayın”

İmamoğlu’nun ardından konuşan Özgür Özel ise şunları söyledi: “31 Mart tarihinde Beşiktaş, İstanbul, Türkiye bir karar verdi. 22 yıldır yenilmedim, yenilmeyeceğim, kibrin esiri olmuş, gücünün esiri olmuş ve geldiği sokaklarda artık dolaşmayan geldiği yeri unutup millete tepeden bakan birisi, ele geçirdiği güçle geçmişte kendi yaşadığı yargı mağduriyetlerini dile getire getire bir yerlere gelen birisi kendisine yapılan ve yapamayan bütün kötülükleri rakiplerine yapmaya başladı. İşte bizi buraya taşıyan süreç tam da böyle bir hazımsızlığın, milleti tanımamanın sonucudur.

Yargı oyunlarıyla cumhuriyet halk partili belediyeleri girmeye çalışma demokrasinin işi değildir. Bu aslında bir tükenmişliğin eseridir. Buna ‘iyi oldu’ diyen AK Partili iyi niyetli seçmenlerin, MHP’li seçmenlerin olduğuna inanmıyorum. Bu Cumhurbaşkanına verilen desteğe de yok sayıyoruz derlerse bu ülkenin sonu ne olur?

Erdoğan, şunu hatırla senin ne istediyse verdiklerin, sırtını sıvazladıkların, birlikte yol yürüdüklerin, bir gün altlarına çektiğin tankla karşına çıktılar. O gün muhalefet partisi olarak biz, kapalı Meclis’i açtırdık. Ve dedik ki seçimler yapılıp, milletimiz farklı bir karar verene kadar, ülkenin ana muhalefet partisiyiz. Seçilmiş parlamentonun arkasında darbecilerin karşısındayız dedik. Millete güvenme, millete inanmak, kararına saygılı olmak darbe günü muhalefet bile olsanız seçilmişlerin yanında yer almak demektir biz böyle bir partiyiz.

İhsan Aktaş kimin nesi diye baktık. Aktaş’ın şirketleri her yerde var. Yerel ya da merkezi, her yerde şirketleri var. Sayıştay’da THY’de, belediyede de var parti ayırmadan. Araç, temizlik ihalelerinde bu şirketler de var. Bu belediyede de var. Her ihalede bu şirket var. Bu şirketin ya da ismin en CHP ne de başkanımızla bir alakası yok.

İhsan Aktaş üzerinden hem Esenyurt hem Beşiktaş’ı ilişkilendirmeye kalktılar. Aslında kayyum döneminin içinde olunca o plan çöktü. Rıza bey kötü bir şey yapmadı. Dört gündür onu -3. katta tutanlar, sandalyede oturttular. Bugün ifadesi dahi alınmadan adliyeye götürdüler. Madem bugün alacaksın niye dört gün bekletiyorsun. Eminim birkaç saat sonra burada olacak. Kötülük yapanlara gücünüzü gösterin biz sadece size güveniyoruz.

Biz Türk yargısının namuslu, şerefli, vicdanına ve kanuna bağlı, gayrısından tamamen bağımsız olması gereken savcılarının, hakimlerinin olduğunu biliyoruz. Bugün kararı verecek kişiye soruyorum. O dosya siyasi bir dosyaysa suçsuz günahsız insanlara kara çalmak için hazırlanmış bir dosya ise sakın karışmayın. O dosyada bir haksızlık varsa eninde sonunda hesap sorulur. Bunu kimse unutmasın. Kanunsuz emirlere, usulsüz taleplere, siyasete alet edilmek üzere size iletilen talimatlara teslim olmayın.

Buradan yollayana ve koşa koşa buraya gelene değil ama bugün verecekleri kararla, kararlarla tarihleri boyunca, mesleki hayatları boyunca bugünkü kararı sırtına yük etmek istemeyen yargı mensuplarına, bugün verecekleri kararla akşam yatağa başlarını koyduklarında vicdan azabı çekmemesi gereken yargı mensuplarına, onların da birer anne, baba, evlat, eş olduklarını hatırlatarak, ortada bir suç varsa kimseye acımayın ama olmayan bir suçu üretiyorlarsa, size ürettirmeye çalışıyorlarsa, masum insanları siyaseten itibarsızlaştırmak için okuduğunuz güzel mesleğinize, içtiğiniz yemine, vicdanınıza karşı başka bir şey yapmak isteniyorsa sakın ha sakın.”

Paylaşın

Bakırhan: Herkesi Barışa Destek Vermeye Çağırıyoruz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) “Barış İçin 1 Milyon İmza” kampanyası toplantısında yaptığı konuşmada, “Savaş ciddi bir karanlık yarattı; konuşamıyoruz, düşünemiyoruz, tartışamıyoruz. Kaygılıyız, güvende değiliz, rahat değiliz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türkiye’nin feraseti, Türkiye’de barış ve mücadeleye dönük külliyat ve verilen emekler böyle bir zeminin olduğunu ortaya koyuyor. Halklarımızı bu savaş karanlığından barış aydınlığına taşımaya çalışıyoruz. Bu konuda kararlı ve inançlıyız. İktidarın bu konuda ne düşündüğü önemlidir. Ancak barışı getirecek ve bu karanlığı aydınlıkla sonuçlandıracak olan iktidar değil bizleriz.”

Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Türkiye Büyük Millet Meclisine iletmek üzere “Barış İçin 1 Milyon İmza” kampanyası başlattı. Deklarasyona HDK Eş Sözcüleri Meral Danış Beştaş ve Ali Kenanoğlu, HDK bileşenleri ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan katıldı.

Bakırhan ise burada yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Çok önemli bir gündemle buradayız. Türkiye’de, Ortadoğu’da ve dünyanın birçok yerinde aslında yaşadığımız birçok soruna sebebiyet veren şeyi, barışın olmamasını konuşuyoruz. Barışın olmaması halinde oluşan tabloyu değerlendiriyoruz. Buradan nasıl bir çıkış sağlayacağımızı değerlendiriyoruz. Bunun için eylem ve etkinlikler yapıyoruz.

Bugün de HDK’nin başlattığı önemli bir kampanya için buradayız. HDK’nin bu kampanyayı başlatması değerlidir. HDK halkların, emekçilerin ve ezilenlerin bahçesidir. Bütün renklerin çatısı altında bulunduğu bir zeminden bahsediyoruz. Bu zeminin barış için bir kampanya başlatması kıymetlidir. Biz de DEM Parti olarak bu kampanyayı destekliyoruz. Üzerimize düşen bütün görev ve sorumlulukları eksiksiz bir şekilde yerine getireceğimizi en başta belirtmek istiyorum.

Ortadoğu’yu görüyoruz, Türkiye’nin yaşadıklarına hep birlikte şahitlik ediyoruz. Hiçbir dönem olmadığı kadar hem Ortadoğu’da hem Türkiye’de siyasal zemin bir kırılmayla karşı karşıyadır. Bu kırılmaları önlemenin yolu da var. Kendi iç demokrasisini ve toplumsal barışını sağlamış olan ülkeler bu yaşanan kaos ve kriz ortamından en az etkileniyorlar, en az kırılmayla çıkabiliyorlar. Ancak kendi barışını sağlayamayan, tekçi ve inkarcı, farklılıkları yok sayan bütün sistemler bu kırılmada ciddi bir güvenlik ve gelecek kaygısı yaşıyor. İşte biz de tam da bugün burada Ortadoğu’daki bu kaos ve krizden Türkiye ve Türkiye halklarının en az şekilde etkilenmesi için sorumluluk almış bulunmaktayız. Bu sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyoruz.

Türkiye bugün tarihinin en büyük kırılmalarından biriyle karşı karşıya kalmayabilirdi. 2013-2015 yıllarında çok değerli bir süreç yürütüldü. Bu süreç demokratik bir zemine taşırılabilseydi, belki bugün yaşadığımız kaygıları yaşamayacaktık. Ortadoğu’daki kaygıların hangi olumsuz etkilerinin buraya yansıyacağını bu kadar kendimize dert etmeyebilirdik. Ama iktidar iki yol arasından tekçi olanı tercih etti, otoriterliği ve zulüm politikalarını tercih etti.

Türkiye hiçbir zaman olmadığı kadar baskıcı ve otoriter bir rejimin olduğu bir süreci yaşamaktadır. Demokrasi yok, özürlükler yok, toplumda ciddi bir çürüme var. Her anlamdaki bu çürümeyi sokaklarda, kentlerde görebiliyoruz. Sadece bununla da kalmıyor, ekonomik olarak da ciddi bir çöküş var. Türkiye artık ekonomiyi çeviremeyecek bir noktaya geldi. Hatta emekli maaşlarını nasıl ödeyeceklerinin kaygısını taşıyorlar. Böyle bir yönetimle karşı karşıyayız. Bu çürüme, kaos ve krizin tek bir sebebi var, o da Türkiye’nin kendi iç barışını, toplumsal barışını sağlayamamasıdır.

Kaynaklar nereye gidiyor? Emekliler, emekçiler, asgari ücretliler ezilirken kaynaklar SMO’lu çetelere maaş olarak gidiyor. Kaynaklar, güvenliğe ve savunmaya gidiyor. Kaynaklar, Kuzey ve Doğu Suriye’de demokratik bir zeminde yaşayanlara karşı SİHA-İHA olarak, top olarak, mermi olarak gidiyor. Barışı savunanlar bunu sormak ve sorgulamak zorundadır. Bu kaynaklar hepimizindir. Bu kaynaklar 85 milyon Türkiyelinindir. Eğer barış diyeceksek, bu kaynakların nereye gittiğini de sormak ve sorgulamak durumundayız.

Evet, savaş bir çürüme ve yoksullaşma yarattı. Savaşın kendisi çöküş ve acı demektir. Buradan çıkmak gerekir. Hem HDK hem DEM Parti olarak hem sol ve sosyalist güçler olarak biz bu çıkışın yolunu defalarca işaret ettik. Demokratik bir zeminde diyalog ve müzakere ile Türkiye’nin başta Kürt meselesi olmak üzere kendi sorunlarını çözmesi gerektiğini belirtiyoruz. Bunun dışında bir yol yok. Bunun dışındaki bir yol bir yere çıkmaz. Bunun dışındaki bir çözüm barışa çıkmaz, Türkiye’yi barışa ve refaha kavuşturmaz.

Sayın Erdoğan’ın Diyarbakır’daki bahsettiği refah ve huzur meselesi tam da toplumsal barışı sağlamakla olur. Biz çözümün yanındayız. Meselelerin demokratik yöntemlerle çözülmesini istiyoruz. Dün yine Cumhurbaşkanı, “Gerekli çağrı yapılırsa tüm Türkiye kazanır” dedi. İyi ve doğru bir tespit. Evet, gerekli çağrı yapılsın ama gerekli çağrının yapılması için de koşullar oluşturulsun.

Bu çağrıyı yapacaklar neye göre çağrı yapacaklar? Demokratik bir zemin var mı? Bir samimiyet var mı? Bir güven ortamı var mı? Çağrı yaptıktan sonra bu çağrının muhataplarının nereye gideceğinin, nasıl yaşayacağının, hangi zeminde yaşamlarını sürdüreceğinin garantisini verecek bir yer var mı? Hepimizin “Evet, budur” diyebileceği bir adres var mı? Yok. Biz de istiyoruz ki koşullar oluşsun, çağrılar yapılsın ve artık bu ülke çatışmalardan, savaşlardan ve şiddetten arınsın. Herkes kendi kimliği ve inancıyla, kendi farklılıklarıyla bu ülkede yaşasın istiyoruz.

Herkesi barışa destek vermeye çağırıyoruz”

Onun için demokratik ulus, demokratik cumhuriyet ve birlikte yaşam diyoruz. Bunları siyaset olsun diye, seçimlerde üç beş oyu alalım diye söylemiyoruz. Biz barışa inandığımız için söylüyoruz. HDK’nin yapmış olduğu bu çalışma önemlidir. Başarıya ulaşacağına eminim. HDK’nin bir bileşeni olarak bizim de sokak sokak, cadde cadde, ev ev dokunmadığımız, gitmediğimiz, barışı anlatmadığımız tek bir yer kalmayacaktır. Bütün örgütümüzle ve yapımızla buna destek verdiğimizi tekrar belirtmek istiyorum.

Savaş ciddi bir karanlık yarattı; konuşamıyoruz, düşünemiyoruz, tartışamıyoruz. Kaygılıyız, güvende değiliz, rahat değiliz. Sabahın köründe kimin kapısının çalınacağı belli değil. Hangi kurumun tehdit edileceği belli değil. İstanbul Barosuna yönelik girişimi gördünüz. Onlar da yeni bir kongre kararı aldılar. Beşiktaş ve Akdeniz Belediyelerinin son günlerde yaşadıklarını gördük. Bu savaş karanlığından çıkabiliriz; koşullarımız var. Türkiye’nin feraseti, Türkiye’de barış ve mücadeleye dönük külliyat ve verilen emekler böyle bir zeminin olduğunu ortaya koyuyor.

Halklarımızı bu savaş karanlığından barış aydınlığına taşımaya çalışıyoruz. Bu konuda kararlı ve inançlıyız. İktidarın bu konuda ne düşündüğü önemlidir. Ancak barışı getirecek ve bu karanlığı aydınlıkla sonuçlandıracak olan iktidar değil bizleriz, buradaki bileşenlerdir. Bu imza kampanyasıyla birlikte daha aydınlık ve güzel günlere ulaşabiliriz. İmza kampanyasını destekliyoruz. Türkiye’nin bütün emekçilerini, ezilenlerini, inanç ve kimlik gruplarını bu imza kampanyasına destek vermeye çağırıyorum. Hepimize başarılar. Kolay gelsin.”

Paylaşın

MHP’den Geri Adım: Kılıçdaroğlu Hakkındaki Şikayetten Vazgeçildi

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Kemal Kılıçdaroğlu hakkındaki “suç ve suçluyu övme” şikayetlerinden vazgeçtiklerini açıkladı. Yıldız, talimatın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından verildiğini ifade etti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 7.  Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında 2020 yılında açılan davadan şikayetini geri çekti.

MHP İstanbul Milletvekili Feti Yıldız, sosyal medya hesabından konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Cumhuriyet Halk Partisi eski Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu hakkında 05.02.2020 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı‘na vermiş olduğumuz şikayet dilekçesi üzerine soruşturma başlatılmış, Türk Ceza Kanunu’nun ‘Kamu Barışına Karşı Suçlar’ bölümünde düzenlenen ‘suç ve suçluyu övme’ suçunu oluşturan beyanlarının kamu düzenini bozmaya elverişli boyutta olması, toplumun dirlik ve düzeni açısından açık, yakın ve somut bir tehlike hali yaratacak koşullarda bulunması, zincirleme şekilde suçun unsurlarının oluşturduğu değerlendirilerek cezalandırılması için kamu davası açılmış, hakkında güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına karar verilmesi kamu adına istenmiştir.

Görev ve yetki itirazları uzun bir zaman almış ,sonuç olarak dava dosyası Ankara 35. Ağır Ceza Mahkemesi esasına kaydedilmiştir. 03.12.2024 tarihinde yapılan ilk duruşmaya Sayın Kemal Kılıçdaroğlu mazeret beyanında bulunarak katılmamıştır.

Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli gurup toplantısında: ‘Terörsüz bir yüzyılın çatısını gönüllerin birleşmesiyle örmenin amacındayız. Temkinli ve ihtiyatlı iyimserlikle devletimizin kutlu varlığına hiçbir halel getirmeyecek hakkaniyetli mücadelede inşallah çıta yükselteceğiz.

Fedakarlık ise isteneni yerine getireceğiz. Biliyoruz ki değişimsiz gelişim olmaz fakat kafasını değiştirmeyenler hiçbir şeyini değiştiremez. Biz gelişmiş güçlenmiş Türkiye’nin hedefindeyiz.’ sözleriyle içinden geçtiğimiz zamanı özetlemişti. Bugün itibariyle, Ankara 35. Ağır Ceza Mahkemesinde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yargılandığı davada ‘şikayetimizi geri almamız’ için gerekli işlemin yapılması talimatını vermiştir.”

Davanın geçmişi

MHP, 5 Şubat 2020 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği şikayet dilekçesiyle, dönemin CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunu eleştiren açıklamaları nedeniyle “suç ve suçluyu övmek” suçlamasıyla yargıya taşımıştı. Savcılık tarafından başlatılan soruşturma sonrası açılan kamu davasında, Kılıçdaroğlu’nun beyanlarının “kamu düzenini bozma potansiyeli taşıdığı ve somut bir tehlike oluşturduğu” gerekçesiyle cezalandırılması talep edilmişti.

Davaya bakan Ankara 35. Ağır Ceza Mahkemesi, 3 Aralık 2024 tarihinde ilk duruşmayı gerçekleştirmiş, ancak Kılıçdaroğlu mazeret bildirerek katılmamıştı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yaptığı son açıklamalarda, “Terörsüz bir yüzyılın çatısını gönüllerin birleşmesiyle örmenin amacındayız. Temkinli ve ihtiyatlı iyimserlikle kutlu mücadelede çıtayı yükselteceğiz” şeklinde konuştu. Bahçeli’nin bu açıklaması sonrası MHP, Kılıçdaroğlu hakkındaki şikayetinden vazgeçilmesi talimatını verdi.

MHP’nin bu hamlesi, kamuoyunda ve siyasi çevrelerde çelişki tartışmalarını beraberinde getirdi. Geçmişte Kılıçdaroğlu’nun Selahattin Demirtaş’a destek açıklamalarını sert bir şekilde eleştirerek yargıya taşıyan MHP’nin, bugün benzer bir duruşla eleştirilerin odağı haline gelmesi dikkat çekti.

İmralı Cezaevi’ndeki bölücü terör örgütü lideri Öcalan’ı “sürece katkı sunabilecek” bir aktör olarak konumlandıran MHP’nin, Kılıçdaroğlu hakkında açılan davadan geri çekilmesi ise kamuoyunda .elişkiden kurtulmak için atılan bir adım olarak değerlendirildi.

Paylaşın

“Terör Propagandası” Davası Açılan İstanbul Barosu Olağanüstü Kurultaya Gidiyor

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu ve 10 yönetim kurulu üyesinin görevlerine son verilmesi ve yerlerine yenilerinin seçilmesi talep edilen İstanbul Barosu, olağanüstü kurultaya gidiyor.

Haber Merkezi / İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, “23 Şubat günü yapacağımız olağanüstü kurultay kararımızı burada açıklıyorum. 23 Şubat kurultayı demokrasinin ne olduğunu, demokrasinin ancak hukuk yoluyla işlediğini, inşa edilebileceğini İstanbul Barosu’nun 67 bin avukatı, bütün baroların desteğiyle duyuracak. Hepiniz 23 Şubat demokrasi kurultayına davetlisiniz” dedi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Soruşturma Bürosu, İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ile Yönetim Kurulu üyeleri Rukiye Leyla Süren, Hürrem Sönmez, Ahmet Ergin, Metin İriz, Mehmedali Barış Beşli, Yelda Koçak Urfa, Fırat Epözdemir, Ezgi Şahin Yalvarıcı, Ekrem Bilen Selimoğlu ve Bengisu Kadı Çavdar’ın görevlerine son verilmesi ve yerlerine yenilerinin seçilmesi talebiyle İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açmıştı.

Başsavcı vekillerinden biri ve bir Cumhuriyet Savcısı’nın imzası bulunan davanamede İstanbul Barosu Yönetim Kurulu “Basın ve Yayın Yolu İle Terör Örgütü Propagandası Yapmak” ve “Basın ve Yayın Yolu İle Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yaymak” ile suçlanırken bu konuda kovuşturma izni istenen Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 25 Aralık 2025’te izni verdiği de belirtilmişti.

İstanbul Barosu, yönetime dava açılmasına dair bilgilerin basına yansımasının ardından X üzerinden bir açıklamada bulunmuştu. Açıklama metninde şu satırlara yer verilmişti:

“Yönetim Kurulumuz İstanbul Barosu Genel Kurulu iradesi ile seçilmiş olup, Anayasaya, demokrasi ve hukuka bağlı olarak görev ve sorumluluklarını yerine getirmektedir. Hiçbir hukuki ve meşru dayanağı olmayan bu görevden uzaklaştırma girişimine karşı İstanbul Barosu Genel Kurul iradesine sahip çıkmak, üyelerimizi ve kamuoyunu bilgilendirmek yükümlülüğümüzdür.”

İstanbul Barosu’na dava açılmasına gerekçe olan sosyal medya paylaşımında, gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in Suriye’de öldürülmesiyle ilgili olarak etkin bir soruşturma yürütülmesi talep edilmişti. “Uluslararası insancıl hukuk uygulansın” başlığıyla yapılan paylaşımda, “Silahlı çatışma bölgesinde görev yapan gazetecilerin korunmasına ilişkin kurallar, Uluslararası İnsancıl Hukukun bünyesindedir” ifadelerine yer verilmişti.

İstanbul Barosu Yönetim Kurulu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın uygulamasının ‘hukuk dışı’ olduğunu öne sürerek, İdare Mahkemesi’ne başvurmuştu.

Baro tarafından yapılan açıklamada, “Her koşulda hukuka saygı kararlılığında olan İstanbul Barosu yönetimi, baro tüzel kişiliğini de hedef alan hukuk dışı işlem ve eylemlere karşı yargı yolunu kullanmak zorunda kalmış ve Adalet Bakanlığı’nın; Avukatlık Kanunu’na, bakanlık genelgesine ve Anayasa’ya aykırı soruşturma izni verilmesine ilişkin işlemini iptal davası açmıştır” ifadelerine yer verilmişti.

Paylaşın

SP Lideri Arıkan’dan “AK Parti’yi Boykot Etme” Çağrısı

Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan, Erdoğan ve Şimşek’in fahiş fiyatları boykot etme sözlerini hatırlatarak, “Aziz milletimizi, bu fahiş fiyatları koyanları yani AK Parti’yi boykot etmeye çağırıyorum” dedi.

Saadet Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) DEVA Partisi ve Gelecek Partisi tarafından kurulan “Yeni Yol” grubu Meclis’te ilk toplantısını gerçekleştirdi. Grup toplantısında konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, özetle şunları söyledi:

“Bağıranlardan çok yorulduk. 85 milyon insan huzurlu bir nefes almak istiyor. İnşallah çalışmalarımızı en güzel şekilde sürdüreceğiz. Tekraren milletimize yeni grubumuz hayırlı olsun.

Bizim değişmeyen gündem maddemiz Gazze. Siyonizmin korkulu rüyası milli görüş dimdik ayakta. Emperyalistten de siyonistten de dost olmaz. ABD’nin yeni başkanı Trump daha göreve gelmeden aba altından sopa göstermeye başladı. Öte yandan Türkiye’ye dair çok dostane açıklamalar yapıyor. Eski Başkanlardan Kissenger’ın şu sözünü kayıtlara geçmek istiyorum. ‘ABD’nin düşmanı olmak kötüdür ama ölümcül olan ABD’nin dostu olmaktır.’ demişti. İktidar, ABD ile ilişkilerini tekrar gözden geçirmeli.

Ülkemizde yine aynı gündemleri görüyoruz. Seçilmesine izin verip milli iradeyi yok sayarak kayyum atamak kimseye bir şey kazandırmayacak. İktidar maalesef bugüne kadar olduğu gibi bugün de belediyeleri ya baskıyla ya kayyumla geri alıyor. Beşiktaş Belediye Başkanı’nın başına gelenler Yunus Emre Enstitüsü’nü soyanların başına gelmedi. Hukuk hiç kimse için araç olamaz. Seçileni itibarsızlaştırmayla ülke yönetilemez.

Ekonomiden en çok etkilenen kurum, aile kurumu. Birkaç gündür aile diye nutuklar dinliyoruz ama bu müjdeler aslında tehlike çanlarının çaldığını gösteriyor. İtibarsızlaştırmaya çalışan aile kurumu tüm dünyada tehdit altında. Ülkemizde de ekonomiden en çok aile kurumu etkileniyor. Boşanan sayısı her gün artırıyor, evlenen sayısı her gün azalıyor. İktidarın görmezden geldiği bu sorun nüfus planlamasını bile etkiler hale geldi.

Gençlerimiz iş bulamadığı için evlenemiyor. Evlenenler çocuk sahibi olmaktan kaçıyor. Bunun sonuçlarının nereye götüreceğine bakmak için Japonya’ya, Güney Kore’ye bakmak yeterli. Gençlere 150 bin lira faizsiz kredi verilecek. Adımı doğru buluyoruz ama bu miktar gerçeklikten uzak bir rakam.

“Meselenin çözümü faizi, rantı, yolsuzluğu sistemden çıkarmak”

Böyle giderse bu ekonomiyi temizleyecek gassal bulmakta zorlanacaklar. Meselenin çözümü faizi, rantı, yolsuzluğu sistemden çıkarmak. Madem bu kadar kolay da iktidar niye yapmıyor? Çünkü o koltuklarda oturabilmek için faiz lobilerinin desteğine iktidarın ihtiyacı var. Makamların gerçek sahibi aziz milletimizdir. Biz çiftçi Mehmet’in ne beklediğine bakarız. Faiz lobisinin beklediklerine değil mağdur ettiklerine bakarız.

Geçtiğimiz hafta Türkiye ekonomi tarihi açısından kırılma noktasıydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bakan Şimşek, vatandaşı fahiş fiyatları boykot etmeye çağırdı. Sayın Cumhurbaşkanı’nı da sayın Bakan’ı da destekliyoruz. Madem tüm tedbirlere rağmen fiyatlarda değişiklik olmuyor, vatandaş son çare boykot yapmalı.

Fakat iktidarın çağrısında bir konu eksik. Sayın yetkililer neyi boykot edeceğimizi söylemediler. Bu cuma motorin fiyatı 50 lirayı geçecek. Fahiş fiyatlı benzini boykot edelim, sorumlusu iktidar. Kira artışı yüzde 58,51 olmuş. Alınan 22 bin lira maaş kiraya gidiyor, sorumlusu iktidar.

Otoyol ve köprü ücretlerine son 1 yılda yüzde 288 ile yüzde 453 arasında zam yapılmış. Boykot edilmeli, sorumlusu iktidar. Varlık Fonu’ndaki yani iktidarın kontrolündeki Turkcell’in, Türk Telekom’un fahiş fiyatlı tarifelerini boykot edelim. Tarım Kredi Kooperatifi’ndeki fahiş fiyatları boykot edelim… Aziz milletimizi, bu fahiş fiyatları koyanları yani AK Parti’yi boykot etmeye çağırıyorum.”

Paylaşın

Dervişoğlu, Ekonomi Üzerinden İktidara Yüklendi

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Aylardır ekonominin E’sini ağızlarına alamıyorlar. Sadece zam var ağızlarında. O da maaş zammı değil, vergi zammı, yol, köprü zammı. Sahte zafer nutuklarını bu yüzden atıp duruyorlar. Kader deyip geç, şükredip yaşa diyorlar! Hakikatse ortada durmaktadır. Bu hepimizin hakikatidir. Senin hakikatindir!” dedi ve ekledi:

“Pazarda başın eğik, çocuğuna karşı başın eğik, ev sahibine mahçup, vergi memuruna öfkelisin. Çünkü 7 yıldır süren değil, sürdürülen bir ekonomik cenderenin içindesin. O eski beğenmedikleri Türkiye; 1979 krizini bir senede atlattı. 1994 krizi ise 8 ay sürdü. Arka arkaya 2 büyük deprem ve 2 büyük ekonomik krizle geçen 1999-2001 yılları bile İki yıl içerisinde atlatıldı.”

Dervişoğlu, konuşmasının devamında, “Bunlar, 22 yıldır iktidardalar ve son 7 yılın kesintisiz ekonomik krizle geçmiştir. Her zamda fakirleştin, her zamda daha da mahcup oldun. Mahçup oldukça, muhtaç olmanı istediler. Sadaka çarklarını senin üzerinden döndürmek istediler. Sanma ki sadece beceriksizlikler. Bu 7 yıllık cenderenin amacı seni köleleştirmek” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bunlar miting meydanlarında milli ve manevi değerlerimizi sömürmekten kaçınmayanlardır. Dini siyasi malzeme yapmaktan bile çekinmeyenlerdir. Şehit tabutunu kürsü yaparak, cenazede propaganda yapan yine bunlardır. Katil terörist başını meclise getirme cüretini, milletten esirgedikleri umudu o katile bir hak olarak vermeyi düşünen ve bunu da devlet aklı kaplamasıyla dolaşıma sokan, elbette yine bu iktidar ve ortaklarıdır. Vatanı, yasayı, örfü, töreyi, kutsal olan ne varsa tek adamlık uğruna paspas edip çiğneyenlerin banisi her zaman bunlardır.

Okullara sabun koymaktan aciz bakanının, ne idüğü belirsiz vakıfları okullara sokması itiraz edenlere de laiklik, sivil toplum ve tarih dersi vermeye kalkışması da, bu yüksek imanlılar için niçin bir ahlak sorunu olsun ki? Terörle mücadeleyi, terörle mücadele eden askeri, polisi kaale bile almadan ‘barış’ diye bir laf dolaştırıyorlar. Bu kelimeyi onlara sarf ettiren suflör bile hallerine gülüyordur. ‘Kim kiminle savaşmıştır da şimdi barış yapılmaktadır’ diye kimse anlamıyor sanıyorlar. Ama ben anlıyorum, Türk Milleti de anlamaktadır!

40 yılda, 50 bin kişinin kanlısı, katili olan PKK’nın ve elebaşı bebek katilinin adının meclis kürsülerinde, devlet dairelerinde kolayca zikredilebilmesini, bununla da kalmayarak, ona “beyefendi” diyebilen milletvekilleri türer hale geldiğini nasılsa kimse dert etmez diyorlar. Ama ben dert ediyorum, Türk Milleti de dert edinmektedir!

Dahası da var, kimse bu katilin silah bırakma çağrısını yaptığında, bunun bir af süreci gerektirdiğinin farkına varmaz diyorlar. Kimsenin Apo’ya ya da içerideki 5000 kişilik katil sürüsüne çıkartılacak affın bir genel affa evrileceğine, bu genel afla birlikte, hasbelkader, bu başıbozuk adalet sistemine takılan ne kadar cani, sapık ve katil varsa çıkacağını sorgulayacağına inanmıyorlar. Tam böyle bir zihni ve vicdani kaos sürecinde Bu çıkacaklara millet ve devlet düşmanı FETÖ üyelerinin de ekleneceğinin hesabını kimse bizden sormaz diyorlar! Ama ben soruyorum, Türk de Milleti soracaktır!

İlk 7 yıllarına sözde derin demokrasi ve sözde AB masallarıyla başladılar. Bunlar, kurbağa yerine koydukları Türk Milletini, kazana ve suya alıştırdıkları ilk yıllardı. İkinci 7 yıllarına ise ‘açılım tiyatrosu’ ile başladılar. Kumpaslarla ordumuzu by-pass etmeye giriştiler. Ortakları Fetö ile giriştikleri kayıkçı kavgasının bedelini millete ödettiler, Fetönün tüm ajandasını ise satır satır hayata geçirdiler. Devleti, onu ele geçirmek için çökerttiler, tüm kurumları acze düşürdüler. Bu yolla da saray rejiminin temellerini attılar!

Nice cambazlar nice iplerde oynarken, olağanüstü hal yasalarını bize hal diye yutturdular, Türkiye nüfusunu yok etme planlarında adım adım ilerlediler. Üçüncü 7 yılları ise Cumhuriyeti her şeyiyle yok etmek aşamasıdır. Ulus devleti ve üniter yapısıyla, anayasasını, kuruluş ilke ve amaçlarını yok etmek aşamasıdır. Teröristbaşı ise bu yoldaki yeni ortaklarıdır. Düşük çözünürlüklü fotoğraf ayan beyan görülmektedir.

Aylardır ekonominin E’sini ağızlarına alamıyorlar. Sadece zam var ağızlarında. O da maaş zammı değil, vergi zammı, yol, köprü zammı. Sahte zafer nutuklarını bu yüzden atıp duruyorlar. Kader deyip geç, şükredip yaşa diyorlar! Hakikatse ortada durmaktadır. Bu hepimizin hakikatidir. Senin hakikatindir! Pazarda başın eğik, çocuğuna karşı başın eğik, ev sahibine mahçup, vergi memuruna öfkelisin. Çünkü 7 yıldır süren değil, sürdürülen bir ekonomik cenderenin içindesin.

O eski beğenmedikleri Türkiye; 1979 krizini bir senede atlattı. 1994 krizi ise 8 ay sürdü. Arka arkaya 2 büyük deprem ve 2 büyük ekonomik krizle geçen 1999-2001 yılları bile İki yıl içerisinde atlatıldı. Bunlar, 22 yıldır iktidardalar ve son 7 yılın kesintisiz ekonomik krizle geçmiştir. Her zamda fakirleştin, her zamda daha da mahcup oldun. Mahçup oldukça, muhtaç olmanı istediler. Sadaka çarklarını senin üzerinden döndürmek istediler. Sanma ki sadece beceriksizlikler. Bu 7 yıllık cenderenin amacı seni köleleştirmek.

Aylarca Muğla kıyılarında gezen Yunan hücumbotlarına gık çıkartamayanlar, Trakya’da kapatılan Türk okullarını ağızlarına bile alamayanlar, Kıbrıs’ta aylardır olan bitene gözleri kapalı olanlar, Kıbrıs’ı kumar ve kara para dışında bir mesele olarak görmeyenler, işlerine geldiğinde ‘mavi vatan’, gelmediğinde ‘yok mu arttıran demeyi’ diplomasi zannedenlerle ortaklık yapanlar, şimdi de 12 adadan bahsediyorlar. O kadar uçuklar ve o kadar şirazeden çıkmışlar ki artık Lozan düşmanlarıyla da aynı hizaya geldiklerinin idrakına varamıyorlar.

“Bizi bu hallere düşürenler utansın!”

İsimsiz ve cisimsiz bir kişi, o daha kundaktayken başkanlığını yaptığım Ülkü Ocakları adına beni ve bu ihanet planına itiraz eden tüm milliyetçileri, fütursuzca tehdit ediyor. Bu da yetmiyor, iki kare fotoğrafla siyasetçi kisvesine büründürülen mafya bozuntuları, sosyal medya üzerinden ahkam keserek ve tertemiz pınar suyuna, lağım gibi karışarak, muhataplık oluşturmaya çalışıyor. Ne günlere kaldık yarabbim! Bizi bu hallere düşürenler utansın!”

Paylaşın

Babacan’dan “Süreç” Eleştirisi: Şüphelerimiz Artıyor

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan DEVA Lideri Ali Babacan, “Sorunların çözümü içeride siyasi diyalog dışarıda çok yönlü diplomasidir. Şiddet ve terörle hiçbir şey çözülmedi, çözülemez. 1 Ekim’de başlayan diyalog sürecini önemsiyoruz” dedi ve ekledi:

“Muhalefet olarak da üzerimizdeki sorumluluğun bilincindeyiz. Bu memleket meselesidir. Süreci ihtiyatlı bir iyimserlikle takip ediyoruz. Bu sürecin Suriye’deki gelişmelerden bağımsız yürütülemeyeceğinin farkındayız. Ancak ortada henüz açıklanmış bir yol haritası yok. İktidar bu konudaki samimiyetini ispatlayabilmiş değil.”

Babacan, konuşmasının devamında, “3, 5 ay oldu Bahçeli hemen hemen her hafta bir şey söylüyor ancak Sayın Erdoğan hala sürecin neresinde durduğunu açıklamış değil. Bu yeni süreç Erdoğan’ın adaylığı ve anayasa konusuyla eş zamanlı gündeme geldiğinde bizim şüphelerimiz artıyor” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) DEVA Partisi ve Gelecek Partisi tarafından kurulan “Yeni Yol” grubu Meclis’te ilk toplantısını gerçekleştirdi. Grup toplantısında konuşan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, özetle şunları söyledi:

“Bugün Türkiye adına tarihi bir güne şahitlik ediyoruz. Bu salonda kimler var? Sizlere soruyorum; hak ve adalet mücadelesinden asla vazgeçmeyenler burada mı? Yolsuzluğa, yasaklara ‘hayır’ diyenler burada mı? Türkiye’de demokrasi bayrağını düşürmeyenler burada mı? Gazze için ayağa kalkanlar burada mı? Güçlü bir Türkiye isteyenler burada mı? Biz iktidar sopasını ele geçirip, o sopayı kullanmaya çalışanlara da karşıyız.

Garibanlar üzerinden siyaset yapanlara karşıyız. Türkiye’nin yeni bir soluğa ihtiyacı var. Ülkemizi iki kutuplu halde bırakamayız. Neden yeni bir yol? Çünkü bunlar siyaset zeminini yok etmek istiyor. Çok sesliliğin önünü kapatmak istiyorlar. Bir iktidar tekeli bir de muhalefet tekeli oluşturmak istiyorlar. Bu dayatmalara itirazımız var. Güvenli yeni bir yola ihtiyaç var.

Bu yol dosdoğru siyaset yapanların yoludur. Artan faizlerin, yoksulluğun sorumlusu iktidardır. Unutmayalım; iktidara demokrasinin dışında bir parmak sallamayı alışkanlık haline getiren muhalefet de bu durumdan sorumludur. Parlamenter Sistem’den dönenler de sorumludur. İşte bu sebeple yeni bir yol açıyoruz. Bu yolu güç birliği ile görelim diyoruz.

Bu fırsatı iyi kullanmak zorundayız. Kuvvetle inanıyorum ki yeni yol yerini bulacak. Ülkemizin gerçek gündemi ekmek kavgasıdır. Siz bu ülkenin ekonomisini mahvettiniz. Türkiye yoksullar toplumu haline geldi. Bütün vatandaşlarımızın tamamı yoksulluk derecesine göre değerlendiriliyor.

Zamları gördünüz asgariye yüzde 30. Ama vergide ne yaptılar? En az yüzde 40 oranında arttırdılar. Sayın Erdoğan’a sesleniyorum; Siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Ekonomist olmanın sonucu bu mu? Alanı ekonomi olmanın sonucu bu mu? Kimi aldattığınızı sanıyorsunuz? Bu ülkede vaktiyle 34 yıllık yüksek enflasyon sadece iki yılda tek haneye düştü mü? Ve yıllarca tek hanede kaldı mı? Peki bu nasıl oldu? Bunu anlamamışlar. Anlasalardı yapmazlar mıydı? “Ben imza attım enflasyon düştü” demiyor muydu? Hadi at o imzayı da yine düşsün.

Bugün Türkiye, dünyadaki en yüksek faize sahip olmasına rağmen en yüksek enflasyonlu altıncı ülke. Erdoğan ne demişti? “Vatanı satmak, yüksek faizle, yüksek enflasyon ve kötü yönetimle ülkenin ve milletin kaynaklarını heba etmekle olur” demişti. Nasıl hesap ederseniz edin. En yüksek faizinin ödendiği bütçe Sayın Erdoğan’ın imzasıyla Meclis’e sev edilip geçen 2023 yılı bütçesidir.

OECD ülkelerinde en berbat olan ülke biziz. ‘Ev gençleri’ diye bir şey oluştu. Böyle bi r şey olabilir mi? TÜİK’in alışveriş sepetini neden kapatıyorsunuz? Merkez Bankası ne kadar döviz alıyor, satıyor? Neden açıklamıyorsunuz.

Bu iktidar herkesin cebine bir kumar makinesi koydu. Kumarhane açmak yasak ama kumar oynamak serbest. Yasal olsun yasa dışı olsun ne fark eder. Yasal olandan yandaşlar kazanıyor, yasal olmayanlardan bir başkaları…

Uyuşturucu ve madde bağımlılığı çocuk denecek yaşlara indi artık. Organize suç örgütleriyle toplum iç içe geçmiş durumda. Doğan çocuk sayısı son yılların en düşük sayısı. Gelişen ülkelerde zenginken yaşlanan toplumlar vardır. Türkiye’de ise insanlar yoksulluktan yaşlanıyor.

Açıkladıkları teşvik paketine baktık. Gerçeklikten çok uzak. Hükümetin kontrolünde olan kanallarda aile kültürümüzün en büyük tehdidi o dizi senaryolarıdır. Bu kanallar aile yapımızın temeline dinamit koyuyorsa…

Sayın Erdoğan, torununun uyarısı üzerine Paris Olimpiyatları’nın açılışına gitmedi. Peki bu kanallar için kendisini uyaran bir Allah’ın kulu yok mu? Kaçamaz… Sorumluluktan kurtulamaz. Ülkemizdeki sorunların çözümü demokratik siyasettir. Şiddet ve terörle hiçbir şey çözülemez. 1 Ekim’de başlayan diyalog girişimini önemsiyoruz. Üzerimizdeki sorumluluğun bilincindeyiz. Süreci takip ediyoruz. Bu sürecin Suriye’deki gelişmelerden bağımsız yürütülemeyeceğinin de farkındayız.

“Erdoğan bu sürecin tam olarak neresinde durduğunu hala açıklamış değil”

Ancak, ortada henüz açıklanmış bir yol haritası yok. İktidar bu konudaki samimiyetini ispatlayabilmiş değil. Bakın, hala açıklığa kavuşmamış önemli bir husus var… Tam 3,5 ay oldu. Sayın Bahçeli her hafta bir şeyler söylüyor… Ancak, Sayın Erdoğan bu sürecin tam olarak neresinde durduğunu hala açıklamış değil. Hele hele, bu önemli mesele, Yeni Anayasa ve Erdoğan’ın tekrar aday olup olmayacağıyla eş zamanlı olarak tartışıldığında, bizim şüphelerimiz artıyor.

Umarız ki hiç kimse, böylesine kadim bir sorunun çözümüyle ilgili gayretleri, şahsi bir siyasi fırsatçılık alanı olarak görmez. Bu uyarıyı yapmak, ülkemizi seven vatandaşlar olarak bizim görevimiz.

Şimdi çok değer verdiğim gençlere seslenmek istiyorum: Evet, Türkiye’nin büyük sorunları var. Bir simülasyona hapsolduğunuzu düşünüyorsunuz. Ancak, bu büyük ve güzel ülkemizden asla umudunuzu kesmeyin. Biz, her zorluğun üstesinden gelebilecek bir milletiz. Biz var olduğumuz sürece, birlikte hareket ettiğimizde, dayanışma içinde olduğumuzda, her türlü engeli aşarız. Geçmişte olduğu gibi bugün de, kararlılıkla ilerleyerek, Türkiye’yi daha aydınlık yarınlara taşımak için gereken iradeye sahibiz. Bugün, burada, üç lider, üç parti, milletin sesi olmak üzere bir araya geldik, güç birliğini başlattık.

Umut, pasif bir bekleyiş değildir. Umut eyleme geçme arzusudur. Teşkilatlarımız, bu güç birlikteliğinin en önemli yapı taşlarıdır. İşte teşkilatlarımız eyleme geçmek için burada ve hazır. Şöyle bir soralım… Arkadaşlar hazır mısınız? Hazır mısınız? Evet hep beraber buradayız ve hazırız.

Sevgili Deva Partililer, Gelecek Partililer, Saadet Partililer; Sözlerime son verirken bir kez daha vurgulamak isterim ki… Bu yolda hep beraber, samimiyetle, sevgiyle ve kararlılıkla yürüyeceğiz. Her bir vatandaşımızın kalbine dokunmak, güvenini kazanmak için canla başla çalışacağız. Önce gönülleri kazanacağız, sonra destek talip edeceğiz.

Yeni Yolu’un kuruluşunda emeği olan başta değerli genel başkanlarımız olmak üzere, tüm ilgili arkadaşlarımıza tekrar huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Demokrasi için, adalet için, kardeşlik için, barış ve huzur için, herkesin özlem duyduğu bir Türkiye için; Yeni Yolumuz hayırlı olsun, yolumuz açık olsun diyor, herkesi tekrar sevgiyle saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

DEM Parti İmralı Heyeti 17 Ocak’ta Açıklama Yapacak

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısının ardından 28 Aralık’ta İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüştükten sonra siyasi partileri ziyaret eden DEM Parti İmralı heyeti, 17 Ocak Cuma günü yazılı açıklama yapacak.

Haber Merkezi / Öte yandan DEM Parti İmralı heyetinde bulunan Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Abdullah Öcalan ile ikinci bir görüşme yapılıp yapılmayacağıyla ilgili açıklamada bulundu. Önder, açıklamasında “Önümüzdeki hafta için en kısa sürede başvuruda bulunacağız” dedi.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, bugün ikinci İmralı görüşmesiyle ilgili yaptığı açıklamada henüz bir başvuru olmadığını ifade etmişti.

Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve Ahmet Türk’ten oluşan İmralı heyetinin İmralı’ya ikinci ziyaretinin kısa bir süre içinde yapılması bekleniyor. İlk ziyaret 28 Aralık’ta gerçekleşmişti.

DEM Parti İmralı heyeti, ilk olarak TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşmüş, ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret etmişti. Heyet, daha sonra AK Parti, CHP, Gelecek Partisi, Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Yeniden Refah partisine ziyaretler gerçekleştirmişti.

DEM Parti İmralı heyeti, son olarak eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ı ziyaret etmişti.

Paylaşın