HDP’li Paylan: Ekmeğin 7 Liraya Yükselmesi Riskiyle Karşı Karşıyayız

Halkların Demokratik Partisi (HDP), ‘buğday krizi’ nedeniyle çiftçiyi ekim yapmaya teşvik için mazot ve gübre maliyetlerinin yarısının kamu bütçesinden karşılanması için Meclis’e kanun teklifi sundu. Teklif öncesi HDP’nin Ekonomiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan Meclis’te bir basın toplantısı yaptı.

Kanun teklifine ve Türkiye’nin tarımsal üretimde karşı karşıya olduğu risklere ilişkin açıklamalarda bulunan Paylan, Türkiye’nin AKP’nin yanlış ekonomi politikaları nedeniyle dışa bağımlı olduğunu söyledi.

Türkiye’nin şu anda buğdayda kendi kendine yetebilen bir ülke olmadığını belirten Paylan her yıl 10 milyon tondan daha fazla buğdayın ithal edildiğini aktardı. Buğday ithalatının da yüzde 90’ının şu anda savaş halinde olan Rusya ve Ukrayna’dan gerçekleştirildiğine vurgu yaptı. Paylan sonrasında ise şöyle devam etti:

“Bu yıl buğday ithal edememe riski ile karşı karşıyayız. Buğday uluslararası piyasalarda, dolar bazında iki katına çıkmış durumda. Toprak Mahsulleri Ofisi 1 ton buğday ithal etmeye kalksa, geçen yıl 4-5 bin liraya ithal edilen buğday, bu yıl 10 bin liraya dahi buğdayı ithal edilemeyecek durumda.

Bu bir çuval unun 700-800 liraya yükselmesi demektir. Yani bir ekmeğin 6-7 liraya yükselmesi riskiyle karşı karşıyayız. Ülkemiz dışa bağımlı ve bu dışa bağımlılığı sona erdirmek durumundayız.”

“Çiftçi tarlasına gübre atamıyor, traktörünü süremiyor”

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’yi eleştiren Paylan, “Ülkemizde milyonlarca hektar arazi ekilmeyi bekliyor ancak o araziler ekilemiyor. Çünkü gübre fiyatları geçtiğimiz yıla göre 3-4 kat yükseldi. Çiftçi tarlasına gübre atamadı. Gübre atmazsa buğday başak tutmuyor. Yani ekmeklik buğday oluşmuyor. Çiftçinin temel girdilerinden olan mazotun fiyatı 1 yılda yüzde 160 yükselmiş durumda. Geçen yıl 6 lira olan mazot şu anda 17 liraya hatta bu gece gelecek zamlarla 18 liraya yükselecek. Sonuç olarak, çiftçi tarlasına gübre atamıyor, traktörünü süremiyor. Bu durumdayken Tarım Bakanı ne yapıyor? Vallahi hiçbir şey yapmıyor” dedi.

“Fiyatlar 5 katına çıktı”

Paylan daha sonra “Şu durumda buğdayı yeterli miktarda ithal edemeyeceğiz, çiftçi de yeterince ekemedi ne olacak?” diye sordu. Buğday ve ekmek kriziyle karşı kaşıya olunduğunu belirten Paylan sonrasında ise şöyle devam etti:

“İktidar bu aymazlıktan derhal vazgeçmeli ama geçmiyor, gerekli tedbirleri almıyor. Meclis’in sorumluluk alması lazım. Biz bir yasa teklifi hazırladık. Çiftçinin mazot ve gübre maliyetlerinin yarısını kamu bütçesinden karşılayalım diyoruz. Bir çiftçi şu anda tarlasına gübre atamıyorsa, gübre fiyatları 2 bin liradan 9-10 bin liraya çıktıysa, bu maliyetin yarısını kamu bütçesinden karşılamamız lazım.

Binalı Yıldırım 4-5 yıl önce bunun sözünü vermişti, ama tutmadı. Biz mazot ve gübre maliyetlerinin yarısı devletten yarısı çiftçiden dedik ve kanun teklifini bugün Meclis sunduk.”

“Bu bir beka meselesidir”

Bu bir beka meselesidir. Bir varlık ve yokluk meselesi ile karşı karşıyayız. 2. Dünya Savaşı’ndan beri böylesi bir buğday krizi görmedik. Pahalılık vardı ama bir buğday krizi ile karşı karşıya kalmadık.

2. Dünya Savaşı’ndan 70 yıl sonra, AKP iktidarıyla yeni bir buğday krizi riskiyle karşı karşıyayız. İthal edemiyorsak, çiftçiye gerekli desteği verip tarlasını ekmesini, kendi kendine yeter bir ülke olmamızı sağlamalıyız.

Enflasyonu düşürmenin tek yolu, çiftçinin ekmesini biçmesini sağlamak. Bu yangını üreterek, çiftçinin ekmesini biçmesini sağlayarak söndüreceğiz. Aksi takdirde, gıda fiyatlarındaki fahiş artışlar devam eder ve yurttaşlarımız bir gıda krizi ile karşı karşıya kalır.”

Rusya’nın en büyük tarım ürünleri ithalatçısı Türkiye. Türkiye’nin 2021’de Rusya’dan yaptığı toplam tarım ürünleri ithalatı 4,3 milyar dolar.

Türkiye’nin en çok ithal ettiği tarım ürünüyse buğday. 2021’de 1,8 milyar dolar tutarında, 6,7 milyon ton buğday ithal etmiş durumda. Ancak Türkiye’nin buğday ithal ettiği tek ülke Rusya değil. İkinci sırada Ukrayna var.

Ticaret Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye buğday ithalatının yüzde 64,6’sını Rusya’dan, yüzde 13,4’ü ise Ukrayna’dan yapıyor.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 188 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 49 bin 424 yeni vaka tespit edilirken, 188 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,13 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 92,96 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 398 bin 242 test yapılırken, 49 bin 424 yeni vaka tespit edildi. 188 kişi hayatını kaybederken, 66 bin 873 kişi sağlığına kavuştu.

18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,13, birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 92,96 olarak kayıtlara geçti. Türkiye’de bugüne kadar uygulanan aşı miktarı 145 milyon 870 bin 323 doza yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 2 Mart verilerine göre, dün 407 bin 536 test yapılmıştı. Dün, 56 bin 780 vaka tespit edilirken, 189 kişi hayatını kaybetmiş ve 68 bin 268 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

TTB: Yeni Kararlar, Daha Fazla Ölümün Habercisi

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi ve TTB Pandemi Çalışma Grubu, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıkladığı yeni pandemi kararlarına ilişkin basın toplantısı yaptı.

Bugün çevrimiçi düzenlenen basın toplantısında, konuşan Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol, kararların mevcut şartlarda “ağır bir yenilgi ve pes ediş anlamına geldiğini” belirtti.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın dün akşam açıkladığı Kovid 19 önlemleri kapsamındaki açık alanlarda maske zorunluluğu ve HES kodu uygulaması kalktı.

İki yılda 300 bine yakın ölüm, ekonomik çöküş, korumasız bırakılan bireyin intihar yönelimi, eğitimsiz dönemler, 65 yaş üstü nüfusun korunmasız bırakılması gibi sorunları sıralayan Davutoğlu Şenol, kırılgan kesimlere ekonomik ve sosyal olarak büyük bir fatura çıkacağını kaydetti.

“Virüse serbest dolaşım hakkı”

TTB Pandemi Çalışma Grubu üyesi Güçlü Yaman Türkiye’nin yüksek ölüm sayıları ve düşük aşılama oranları ile bu kararları almasını eleştirdi. Prof. Dr. Oğuz Kılınç da kararları “virüse serbest dolaşım hakkı” olarak niteledi.

Dr. Levent Akyıldız, sağlık çalışanlarının büyük bir yük ile karşı karşıya bırakılması, kapalı alanlara dönük herhangi bir havalandırma denetimi olmaması, güçlü bir aşılama teşviki yapılmaması gibi sorunları sıraladı.

TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Meltem Günbeği ise kararların, mevcut sağlık politikalarına karşı yürütülen hak mücadelesinin önemini bir kez daha gösterdiğini vurguladı.

“Kaygıyla karşılıyoruz”

Basın açıklamasını, TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı okudu:

“Sağlık Bakanı tarafından açıklanan kararları halk sağlığı bakımından kaygıyla karşılıyoruz. Bilimsel dayanaktan yoksun, salgının ülkemizde verili gerçekliği ile bağdaşmayan düzenlemeler; algı yönetimini merkeze alan tutumunun yeni bir adımıdır.

Bu adım, siyasi iradenin salgının başından bu yana halk sağlığını göz ardı eden, fakat ekonomik kaygıları önceleyen politikaların devamıdır. Geçtiğimiz ay içinde sadece resmî açıklamalara göre dahi Kovid 19’dan 7 bin 29 kişi (günlük 251 kişi) hayatını kaybetti.

Şubat ayı, ölüm sayısı açısından 24 aydır süren pandeminin en kötü beşinci ayı olurken, 2022 yılının ilk iki ayındaki ölümler 24 aylık pandemi ölümlerinin yüzde 13’üne; son altı aydaki ölümler ise yüzde 40’ına karşılık gelmektedir.

Aşılama sayıları düştü

Aynı şekilde, günlük aşılama sayılarında sürecin en düşük günlük aşılama sayılarını görüyoruz, aşılamayı teşvik için gerekli çabalardan ve kararlılıktan yoksun bir salgın yönetimi görev başındadır.

Tamamlanmış aşı oranımız halen toplumsal bağışıklık için gereken düzeyden çok uzakta; bilimsel veriler ise maske, mesafe ve havalandırmanın hâlâ kritik önem taşıdığını göstermektedir. Havalandırma konusunda yapılan açıklamada ise “iyi havalandırılan ortamlar”ın hangi yolla denetlenebileceği açık değildir.

Daha önce yapılmamış denetimlerin nasıl sağlanabileceğine, belirlenebileceğine dair düzenleme; kontrol ve farkındalık konusunda somut herhangi bir adım atılmamışken sadece yurttaşın bunu nasıl belirleyebileceği de yanıtlanması gereken sorulardır.

Maske, mesafe, havalandırma ve aşı uyarısı

Tüm yurttaşlarımızı salgının yeterli kontrolünün sağlanmamış olduğu bilgisiyle uyararak gerek kendileri ve sevdikleri gerek toplumsal bakımdan aşılarını tamamlamaya; maske, mesafe, havalandırma önlemlerinin kritik önemini koruduğu konusunda duyarlı, özenli ve dikkatli olmaya; bilime uygun adımlar atılması için taleplerini yükseltmeye davet ediyoruz.”

Paylaşın

Danıştay: İstanbul Sözleşmesi’den Çekilmek Hukuka Aykırı

Danıştay Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davada mütalaasını Danıştay 10. Daire’ye verdi.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre; İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirten Başsavcılık, sözleşmeden ancak TBMM’de kabul edilecek yeni bir yasayla çıkılabileceğini kaydetti. Danıştay Başsavcılığı, “Kanun hükmünde sayılan ve usulüne göre yürürlüğe girmiş temel hak ve özgürlüklerle ilgili İstanbul Sözleşmesi korunmalıdır” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 19 Mart 2021 tarihinde imzaladığı ve 20 Mart 2021’de Resmi Gazete’de yayımlanan kararla, “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmişti.

Devlete, kadınları her türlü şiddetten koruma görevi veren İstanbul Sözleşmesi’nin fesedilmesi kararına karşı birçok dava açılmıştı. Ancak Danıştay 10. Dairesi, bu davaları reddetmiş, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK) da bu kararı onamıştı. Danıştay İDDK, 5 üyenin muhalefetine karşılık 8 oyla aldığı kararda Anayasa’ya göre yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanı’nda olduğu, milletlerarası antlaşmaları sona erdirilmesinin de yürütme yetkisine ilişkin olduğunu savunmuştu.

Ancak süreç içerisinde İstanbul Sözleşmesi’nin iptali kararına karşı Danıştay’a birçok yeni başvuru yapıldı. Bu davalardan birini de Diyarbakır Barosu Başkanlığı yaptı. Danıştay 10. Daire, davaya ilişkin Danıştay Başsavcılığı’ndan görüş talep etti. Danıştay Savcısı Aytaç Kurt tarafından hazırlanan mütalaa, daireye sunuldu.

“İstanbul Sözleşmesi korunmalı”

Mütalaada, İstanbul Sözleşmesi’nin TBMM’de 24 Kasım 2011 tarihinde kabul edilen kanunla onaylanıp bağlayıcı hale geldiği anımsatılarak “Anayasanın 90. maddesinin 5. fıkrası uyarınca; kanun hükmünde sayılan ve usulüne göre yürürlüğe girmiş temel hak ve özgürlüklerle ilgili İstanbul Sözleşmesi korunmalıdır” denildi. Uluslararası sözleşmenin TBMM’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlı olduğu ve hangisinin bağlı olmadığının, Anayasa’nın 90. maddesinin ilk dört maddesinde sayıldığı belirtilen mütalaada, şu değerlendirme yapıldı:

“TBMM’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlı olan sözleşme, onay kanunu olmadan yürürlüğe giremez ve ‘kanun hükmünde’ sayılmaz. Sözleşmelerin yürürlüğe girmesinde benimsenen bu yöntem, ‘usulde paralelik’ ilkesi gereğince kaldırılmasında da aynı şekilde uygulanır. TBMM’nin onayına bağlı bir uluslararası sözleşmenin kaldırılması da yine TBMM’nin tasarrufu ile mümkün olabilir.”

“Yetkide ve usülde paralellik ilkesine aykırı”

Mütalaada, Cumhurbaşkanlığı kararının hukuka aykırı olduğu belirtilerek görüşünün gerekçesini de “Dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı ile feshedilen sözleşmenin onaylanmasına ilişkin 6251 sayılı Kanun’un TBMM tarafından yürürlükten kaldırılmamış olması veya dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı alınmadan önce sözleşmenin sona erdirilmesinin uygun bulunduğuna ilişkin yeni bir kanun çıkarılmamış olması nedeniyle, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararında yetkide ve usulde paralellik ilkesi uyarınca hukuka uyarlılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu edilen düzenlemenin iptali gerektiği düşünülmektedir” şeklinde açıkladı.

Paylaşın

Millet İttifakı’nı ‘Siyasi Komisyon’ Şekillendirecek

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem hedefiyle geçen yıl Ekim ayından bu yana üzerinde çalıştıkları ortak metin üzerinde uzlaşan ve bu metni 28 Şubat’ta düzenlenen törenle kamuoyuna ilan eden 6 muhalefet partisi, ittifak çalışmalarına hız verdi.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin değiştirilmesi hedefiyle aynı çatı altında bir araya gelen 6 muhalefet partisinden DEVA ve Gelecek partilerinin Millet İttifakı’na katılıp katılmayacağına ilişkin tartışmalar sürerken bu konuda önemli bir hazırlığın da başladığı öğrenildi.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; Muhalefet partilerinin yetkililerinden edinilen bilgiye göre bu doğrultuda birden fazla komisyon kurulması yönünde karar alındı ve hazırlıklara başlandı. Kurulması kararlaştırılan ve öncelik verilecek olan komisyonlar arasında Siyasi Komisyon, Seçim İşleri Komisyonu ve Ekonomi Komisyonu bulunuyor.

İttifakın ilke ve esaslarını belirleyecek

Siyasi Komisyon’un çalışma alanı, genişlemesi hedeflenen ittifakın ilke ve esaslarının belirlenmesi üzerine olacak. Gelecek ve DEVA partilerinin, bu yöndeki talepleri kamuoyuna yansımış, ortak metin hazırlanma sürecinde de bir süre kriz yaşandığı iddiaları gündeme gelmişti. Krizin aşılmasının ardından da ortak metinde uzlaşılmış ve kamuoyuna ilan edilmişti. Hazırlıkları devam eden Siyasi Komisyon’da partilerin siyasi işlerle ilgili genel başkan yardımcılarının görev alması bekleniyor. Bu arada komisyon, ittifakın ilke ve esasları üzerinde çalışırken ittifak kararı için bir yandan da AKP’nin TBMM’ye getirmeyi hedeflediği Seçim Yasası beklenecek.

Ekonomi ve Seçim Güvenliği Komisyonları

6 partinin ortak çalışma kararı aldığı komisyonlardan birisi de Ekonomi Komisyonu olacak. Partilerin ekonomi kurmaylarının görevlendirileceği komisyon, ittifakın ekonomiye ilişkin yol haritasını şekillendirecek olan ilkeler üzerinde çalışacak. Seçim Güvenliği Komisyonu da, olası bir seçim ittifakında sandık güvenliği, örgütler arasındaki iş birliği konuları üzerine çalışma yürütecek. Öte yandan genel başkanların 6’lı buluşması da ayda bir kez olmak üzere devam edecek. Önümüzdeki günlerde DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ev sahipliğinde düzenlenecek buluşmalar, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın ev sahipliğindeki toplantıyla sürecek.

CHP-HDP arasında Semra Güzel çatlağı

Öte yandan Millet İttifakı’na yönelik “HDP’nin yok sayıldığı” eleştirileri sürerken, bu konuda bir çatlak da HDP’li milletvekili Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik oylamada yaşandı. TBMM Genel Kurulu’ndaki oylama sırasında söz alan HDP Batman Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, AKP, MHP, İYİ Parti ile birlikte CHP’nin de grup kararı almış olmasını eleştirdi. Yapılan oylamada ise 111 CHP’li milletvekili oylamaya katılmazken 24 CHP’li milletvekili “Evet” oyu verdi. CHP’nin bu konudaki grup kararı, bir süredir Millet İttifakı’nın ortak adayı konusunda “Yerel seçimlerdeki gibi kayıtsız şartsız destek olmayacak” yönünde açıklamalar yapan HDP’de tepkiyle karşılandı.

“CHP, 2016’da da “Evet” demişti”

HDP’li üst düzey bir yetkili, CHP’nin 2016 yılında da Meclis’te dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin anayasa değişikliği oylamasında “Evet” oyu verdiğini hatırlattı. Bir yandan demokrasi platformunu genişletmek için hazırlıklarına devam ettiklerini belirten yetkili, “Bir yandan da açıkladığımız tutum belgemizdeki ilkelere uyan bir aday olursa Cumhurbaşkanlığı seçiminde destekleyeceğimizi söylüyoruz. Fakat, CHP’nin bu tavrı, bu ilkelerden uzaklaşıldığını ortaya koyuyor” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Erdoğan’dan AK Partili Milletvekillerine Uyarı

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partili milletvekillerine, Sizler sürekli sahada olun ve vatandaşımıza 20 yıllık AK Parti iktidarının bu ülkeye kazandırdığı katma değeri anlatın… Neyi, nasıl yaptığımızı anlatalım; anlatalım ki elimiz daha güçlü olsun.” uyarısında bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, partili milletvekilleri ile gruplar halinde görüşmelerini sürdürüyor. Erdoğan, dün de 50 dolayındaki milletvekiliyle parti genel merkezinde bir araya geldi, önümüzdeki sürece ilişkin atılması gereken adımlara ilişkin önerileri aldı.

Erdoğan’ın daha önceki milletvekili buluşmalarından farklı olarak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ile çok sayıda bakan da toplantıya katıldı, milletvekillerinin taleplerini not aldı. Toplantıya Oktay’ın yanı sıra Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık ile Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu da katıldı.

Karaismailoğlu’nun 18 Mart’ta açılışı yapılacak olan Çanakkale Köprüsü ile ilgili bilgilendirme yaptığı belirtildi. Basına kapalı yapılan toplantıda, Erdoğan’ın açış konuşmasında özellikle ekonomik gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde bulunduğu öğrenildi.

Edinilen bilgiye göre Erdoğan, koronavirüs salgını ve son olarak Rusya’nın Ukrayna’yı işgali nedeniyle bütün dünyada küresel ölçekte ekonomide sorunlar yaşandığını ve bunun Türkiye’ye de yansımaları olduğunu, ekonomide zorlu bir süreçten geçildiğini ancak iktidar olarak bu durumun farkında olduklarını ve gereken önlemleri hızla devreye soktuklarını ifade etti.

Yansıyan bilgilere göre Erdoğan, “Yaşadığımız ekonomik sıkıntılar, içinden geçtiğimiz dönem göz önünde bulundurulduğunda, bugünden yarına çözülemiyor. Gerekli tedbirleri aldık, almaya da devam edeceğiz. Bu tedbirler yeterli mi, değil ama şartlar düşünüldüğünde hepsi bir anda olmuyor” görüşünü dile getirdi.

“Kazandırdığımız katma değeri anlatın”

Muhalefetin ekonomiye yönelik eleştirilerine de tepki gösteren Erdoğan, “20 senedir hiçbir şey yapmadan, sanki bugün ortada bir projeleri varmış; iktidara gelecek ve sorunları çözeceklermiş gibi atıp tutuyorlar. Ama unutmayın ki sorunları çözecek olan da biziz” değerlendirmesinde bulundu.

Milletvekillerinin ekonomi ile ilgili sahadan yansıyan izlenimlerini ve şikayetlerini de not alan Erdoğan sıkıntıların farkında olduklarını, ancak iktidar olarak ekonomide aldıkları önlemlerin de sahada iyi anlatılması gerektiğini söyledi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre Erdoğan, milletvekillerine de şu uyarılarda bulundu:

  • Halkımız meselelerin çözümünün de bizde olduğunu biliyor, görüyor.
  • Sizler sürekli sahada olun ve vatandaşımıza 20 yıllık AK Parti iktidarının bu ülkeye kazandırdığı katma değeri anlatın.
  • Projelerimize, ortaya koyduğumuz vizyona sahip çıkın.
  • Tarımda üreticilere verdiğimiz destekleri, teşvikleri hatırlatın.
  • Bunlar bugün için yeterli bulunmayabilir ancak zaman zaman bunun gereğini yine biz yerine getireceğiz.
  • Bugüne kadar vatandaşımızı bu yük altında ezdirmemek için çok şey yaptık ama biz yaptıklarımızı sahada gerektiği kadar satmıyoruz, halka anlatmıyoruz.
  • Neyi, nasıl yaptığımızı anlatalım; anlatalım ki elimiz daha güçlü olsun.”
Paylaşın

Türkiye’den AİHM’e Başvurular İkiye Katlandı

CHP’li Ali Haydar Hakverdi, AİHM başvurularının Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde ikiye katlandığını belirterek, “Geldiğimiz noktada, vatandaşlarımızın iç hukuka olan güveni azalmış ve AİHM’ e yapılan başvuru sayısı iki katından fazla artmıştır” dedi. Hakverdi, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 2021 Yılında 15 bin 251 başvuru yapıldığını belirterek, konuyu Meclis gündemine taşıdı.

Hakverdi, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın cevaplaması istemi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına verdiği soru önergesinde, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yayınladığı 2021 istatistiklerine göre, ülkemiz 15 bin 251 başvuru ile Rusya’dan sonra ikinci sırada yer almıştır. Başkanlık referandumunun yapıldığı 2017 yılında, 7 bin 518 başvuru yapılmıştır. Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçildiği 2018 yılında ise 7 bin 107 başvuru yapılmıştır. Geldiğimiz noktada, vatandaşlarımızın iç hukuka olan güveni azalmış ve AİHM’ e yapılan başvuru sayısı 2 katından fazla artmıştır.” ifadelerini kullandı.

“3 bin 151 kez ihlal kararı verildi”

Hakverdi, “AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bugüne kadar AİHM’ e 111 bin 771 başvuru yapılmış ve ülkemiz aleyhine ‘Yaşam Hakkı, Kötü Muamele, İfade Özgürlüğü, Güvenlik Hakkı ve Adil Yargılama’ gibi konularda 3 bin 151 kez ihlal kararı verildi. 2021 yılında AİHM’ in vermiş olduğu 986 ihlal kararının 76’sı Türkiye’den, bu ihlal kararlarına ek olarak; AİHM tarafından 43 başvuruya ‘Dosthane Çözüm’, 30 tanesine ise ‘Tek Taraflı Deklarasyon’ nedeniyle düşme kararı verildi” bilgisini paylaştı.

Bakan Bozdağ’dan 4 soru

Hakverdi, önergesinde Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a şu soruları yöneltti:

– 2021 yılında AİHM’ e Türkiye tarafından 15.251 başvuru yapılmıştır. Yapılan bu başvurular ile Rusya’nın ardından ikinci ülke konumundayız. Son 5 yılda, ülkemiz tarafından AİHM’ne yapılan başvurularda sürekli bir artışın yaşanmasının sebepleri nelerdir?

– 2002-2021 yılları arasında Türkiye tarafından AİHM’ ne 111.771 başvuru yapılmış, 3151 kez ihlal kararı verilmiştir. Ülkemiz bu kararlar sonrasında ne kadar tazminat ödemek zorunda kalmıştır?

– 2002-2021 yılları arasında, 3151 kez verilen ihlal kararları hangi konularda verilmiştir?

– 2021 yılında yapılan 15.251 başvurudan, kaçı gözaltı süreçleri ya da cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ile ilgilidir?

(Kaynak: İleri Haber)

Paylaşın

Babacan: Artık Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak

Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline ilişkin değerlendirmede bulunan DEVA Partisi Lideri Babacan, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu savaşın ekonomik sonuçları da yıkıcı olacaktır. Temel ham madde fiyatlarındaki artış küresel ölçekte yeni enflasyon dalgasını tetikleyecek.” dedi.

Dış politika konusunda iktidara eleştiriler yönelten Babacan, ”Dış politikada bugüne kadar yaptığı hatalarla ciddi bir eksen sorununa yol açan Erdoğan-Bahçeli-Perinçek troykasının dış politikadaki yalpalama devri artık sona ermelidir.” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında gündemi değerlendirdi. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Rusya’nın Ukrayna’ya yaptığı bu saldırı temelsizdir, ikna edici hiçbir gerekçeye dayanmamaktadır. Rusya Federasyonu’nun kışkırtılması söz konusu değildir. Bu saldırının meşru hiçbir boyutu yoktur. Bağımsız bir ülkeye kukla bir rejim getirmek gibi arkaik bir ihtiras, yeni bir insanlık krizine kapı aralamıştır. Nükleer saldırı tehdidinin işaret edilmesi insanlık adına utanç verici bir gelişmedir. Nükleer savaşın kazananı olmaz. Kaybedeni ise tüm dünyadır.”

“Belli ki bizim hükûmet, Rus saldırısının sadece Ukrayna’nın doğusundaki Donbass bölgesi ile sınırlı kalacağını hesap etmiş” diyen Babacan Ukrayna’daki Türkiye vatandaşlarının tahliye işlemlerine ilişkin şunları söyledi:

“İngiltere, ABD, Avustralya, İsrail saldırıdan 10-13 gün önce vatandaşlarına tahliye çağrısı yaparken siz uyuyor muydunuz? Niçin vatandaşlarımızı ateşin ortasında bıraktınız? El alem açık açık çağrı yapmış, bizimki ‘İletişim bilgisi kayıtlı olanlara ikazda bulunduk’ diyor. Dışişleri açıklamasında tahliyeye 25 Şubat’ta başlandığını görüyoruz. İşgal başlamış, millet savaş ortasında kalmış, bizim hükûmet anca tahliye etmeyi aklına getirebilmiş. Jeton o zaman düşmüş.

Bundan böyle, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Avrupa ülkelerinin güvenlik stratejisinin tümüyle güncellenmesi gerekecektir. Türkiye, bir Avrupa ülkesidir. Türkiye’nin de içinde olduğu Avrupa, çok net ve hızlı adımlarla bu yeni dönemin gereklerini yerine getirmek zorundadır. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu savaşın ekonomik sonuçları da yıkıcı olacaktır. Temel ham madde fiyatlarındaki artış küresel ölçekte yeni enflasyon dalgasını tetikleyecek.

Her konuşmamda hukukun üstünlüğüne ve demokrasi seviyemize yaptığım vurgular, milletimizin güvenliği ve refahı için acil uyarı niteliğindedir. Çünkü Türkiye’nin demokratikleşme ihtiyacı sadece iyi niyetli bir söylem değil, ertelenemez bir beka meselesi haline gelmiştir. Bu konu, diplomatik bir pazarlık konusu değildir. Bu konu bizim insanımız içindir.

Türkiye’yi dış politikada her anlamda zayıflatan akıl dışı maceralar artık sınıra gelmiştir. Bundan sonrası ülkenin güvenliğine de ekonomisine de büyük zarar verir. Dış politikada bugüne kadar yaptığı hatalarla ciddi bir eksen sorununa yol açan Erdoğan-Bahçeli-Perinçek troykasının, dış politikadaki yalpalama devri artık sona ermelidir. Türkiye’nin, pek çok Avrupa kurumunun onurlu bir üyesi olarak, sorumluluğunun gereğini yapması kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Avrupa Birliği doğrultusunda bir an evvel kararlı adımlar atması gerekir. Bunun yolu ise, ülkeyi yöneten troykanın işine son verip, hızlıca demokratikleşmektir.”

‘Otoriter iktidar sona erdiğinde Avrupa Birliği hedefi mümkün olacak’

Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB’ye hitaben kullandığı “Birileri saldırdığı zaman mı Türkiye’yi gündeminize alacaksınız?” ifadelerini şu sözlerle eleştirdi:

“Türkiye’nin insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti sınavındaki başarısız karnesi devam ettiği sürece, siz hiç sağa sola bakmayın. Otoriter iktidarınız sona erdiğinde, zaten Avrupa Birliği hedefinden söz etmek mümkün olacaktır. AİHM kararlarını uygulamak başta olmak üzere, evrensel hukuka uyduğunuz zaman AB hedefinden söz etmek zaten mümkün olacaktır. Yalpalama dönemi sona erip, uluslararası toplumda ülkemize güven ve itibar kazandıracak hamleler yaptığımızda, AB hedefinden söz etmek zaten mümkün olacaktır.”

Babacan’dan hükûmete 4 tavsiye

Babacan, hükûmete yönelik acil ekonomik tavsiyelerini ise şu sözlerle paylaştı:

“Derhal, enflasyon üzerindeki baskıların dengelenmesine yönelik adımlar atılmalıdır. Gıda güvenliği konusunda, Beştepe’deki ithalat lobisinin faaliyetlerine son verilmeli ve devlet artık Rusyalı çiftçiyi değil, kendi çiftçimizi desteklemelidir. Türkiye’nin enerji arz güvenliği sağlanmalı ve tek bir ülkeye bağımlılığın azaltılmasına yönelik çalışmalara acilen başlanmalıdır. Bu amaçla tarım ve enerji sektörlerinde alternatif kanallar geliştirilmelidir.”

Muhtemelen bugünlerde Merkez Bankası yine arka kapıdan yoğun döviz satıyor. Rakamlar çıkar ortaya. İstedikleri kadar gizlemeye çalışsınlar. Kur artışı demek de enflasyonda yeni bir artış dalgasının gelmesi demek. Bu savaşın ekonomimize en az 20-25 milyar dolarlık bir zarara yol açacağını öngörebiliyoruz. Ülkemizdeki otoriter ortaklığın, dış gelişmeler karşısında ekonomimizi kırılgan hale getirmesinin ağır sonuçlarını yaşıyoruz.”

Şu anda sadece Türkiye değil, eğer Avrupa doğal gaz tedariki konusunda alternatif kaynaklara sahip değilse, Rusya’ya aşırı bir bağımlılık varsa, bunun en önemli sebeplerinden birisi şu andaki hükûmetin Türkiye’nin doğusundaki ve güneyindeki ülkelerle siyasi ilişkileri bozmasıdır. Bilerek yaptılar: Dışarıda düşman gösterip, içeride oy potansiyelini korumaya çalıştılar. Dar ideolojik bakışlarını ülkenin dış politikasını berbat etmek için kullandılar.”

Sürekli kriz üreten mevcut otoriter ittifakla vedalaştığımızda, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile her bireyin tek tek güçlendiği bir Türkiye’ye kavuşacağız. Her bir vatandaşımız kendisini ülkenin eşit ve güçlü bir vatandaşı hissedecek. İktidarın irili ufaklı ortaklarından gelen laflara bakmayın. Korkunç rahatsızlar. Böyle bir şey beklemiyorlardı. Onlar uzun süredir istişareyi, farklı siyasi kimlikteki insanlarla birlikte hareket etmeyi, dinlemeyi unuttukları için böyle konuşuyorlar. Unuttukları için bizi anlayamazlar.”

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 189 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 56 bin 780 yeni vaka tespit edilirken, 189 kişi hayatını kaybetti. Dün, 59 bin 885 vaka tespit edilirken, 203 kişi hayatını kaybetmişti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,12, birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 92,95 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 407 bin 536 test yapılırken, 56 bin 780 yeni vaka tespit edildi. 189 kişi hayatını kaybederken, 68 bin 268 kişi sağlığına kavuştu.

18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,12, birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 92,95 olarak kayıtlara geçti. Türkiye’de bugüne kadar uygulanan aşı miktarı 145 milyon 801 bin 884 doza yükseldi.

18 yaş ve üstü nüfusta en az iki doz aşı yaptıranların oranının en yüksek olduğu 10 il Osmaniye, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa oldu. En az iki doz aşı uygulananların oranının en düşük olduğu iller ise Şanlıurfa, Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ olarak sıralandı.

Bakanlığın 1 Mart verilerine göre, dün 403 bin 117 test yapılmıştı. Dün, 59 bin 885 vaka tespit edilirken, 203 kişi hayatını kaybetmiş ve 71 bin 545 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Açık Alanlarda Maske Zorunluluğu Ve HES Kodu Uygulaması Kalktı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadele kapsamında uygulanan maske takma zorunluluğunun açık havada kaldırıldığını, kapalı ortamlarda ise mesafe kuralına göre uygulanacağını bildirdi.

Bakan Koca, Bakanlığın Bilkent Yerleşkesi’nde düzenlenen Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı’nın ardından basın mensuplarına açıklama yaptı, soruları yanıtladı.

Şu an için Türkiye’nin koronavirüsün vaka sayılarına kıyasla en az etkilediği ülkeler arasında olduğunu söyleyen Koca “Bugün ısrarların sabırları sınadığı konularda size nihayet beklediğiniz haberleri vereceğim” dedi.

Salgının toplumsal hayatı eskisine oranla çok daha az etkilediğini ifade eden Koca, sağlık çalışanlarına teşekkür etti. “Birlikte eşsiz bir mücadele verdik” dedi.

Kovid 19’la mücadelenin bundan böyle aşıyla verileceğini kaydetti. “Şimdi sıra salgını toplumsal hayatımızın hakim unsuru olmaktan sağduyulu bir şekilde çıkarmakta, bir bakıma salgın esaretinden gerçek hayata geçmekte” diye konuştu.

Salgının etkisini yitirdiğinin gözle görülür bir gerçek olduğunu ifade eden Koca “Salgını günlük hayatın ana kriteri olmaktan çıkarmalıyız. Salgınla toplum olarak kısıtlamalar aracılığı ile mücadele etme döneminden hastalıktan bireysel olarak korunma aşamasına geçmeliyiz. Kişisel korunma da istersek süregelen alışkanlıklarımızı sürdürebiliriz. Maskeleri hayatımızdan çıkarmıyoruz, maskeyi gerektiğinde hemen takmak üzere yanımızda taşıyoruz” dedi.

Daha sonra da aldıkları şu kararları açıkladı:

  • Artık açık havada maske kullanmak zorunda değil
  • Kapalı ortamlarda havalandırma yeterliyse mesafe kuralına uyum gösteriliyorsa maske şart değil
  • Yeni dönemde HES kodu uygulaması kaldırıldı. Hiçbir kurum ya da kuruluşa girişte HES kodu kontrolü yapılmayacak
  • Hastalık şüphesi olmayan kişilerde test istenmeyecek.
  • Okullarda pozitif çıkan öğrencileri izole edilmesi yeterli bulunacak ve eğitim devam edecek
Paylaşın