Karamollaoğlu, ‘Hayat Pahalılığı’ Üzerinden İktidara Yüklendi

Partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, hayat pahalılığı üzerinden iktidarı sert sözlerle eleştirerek, “Erdoğan hükümeti milletin ekmeğine göz dikti” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasında, TÜİK’in açıkladığı son rakamların bile Erdoğan hükümetinin ülkemizi içine soktuğu darboğazı tüm çıplaklığıyla ortaya koyduğunu vurgulayan Karamollaoğlu, “Enflasyon %61’lik  oranıyla son 20 yılın zirvesini yenilemiş oldu! Bireysel kredi ve kart borcundan dolayı takibe düşenlerin sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 3 kat arttı. İç savaş olmak üzere siyasi krizler yaşayan ülkelerin enflasyonunun çok daha üstünde bir enflasyonla karşı karşıyayız…” ifadelerini kullandı.

Karamollaoğlu, konuşmasının devamında ise, “Bizim ikazlarımıza rağmen ‘Ben Ekonomistim’ diyen Erdoğan hükümeti ve ortakları dört yıl önce Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle, direksiyonu bugün gitmekte olduğumuz uçuruma doğru kırmışlardı. Bugün gençler; dünya turunu, ülkeyi gezmeyi bırakın bayramda memleketlerine gidecekleri otobüs biletini almakta bile zorlanıyorlar. Sayın Cumhurbaşkanının bunlardan haberi yok, gerçeklerden kopmuş durumda!” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki konuları değerlendirdi. Karamollaoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan kısımlar şöyle;

Bir kez daha Ramazan’a ulaşmanın sevinci ve coşkusunu yaşıyoruz. Bir zamanlar Ramazan demek; kalabalık iftar sofralarında dostlarımız ve sevdiklerimizle bir araya gelmek, huzuru paylaşmak demekti. Ramazan demek; mahalledeki esnafı, sokaktaki komşuları, akrabaları iftar sofrasında ağırlamak demekti.

Fakat bu Ramazan, halkımız Ramazan sevincini geçim derdiyle karşılamak zorunda kaldı. Bırakın iftar davetlerinde misafir ağırlamayı kendileri için bile iftar menüsü hazırlamak külfete dönüştü. Çarşı pazarda sebze ve meyveler taneyle satılır oldu. “Avrupa’da meyveyi taneyle alıyorlar” efsanesi, ülkemiz için ağır bir gerçeklik halini aldı. İnsanımız eski Ramazanları, özellikle de ekonomik koşullar yönünden hakikaten arar oldu.

Nasıl aramasın ki? İşte Ramazan ayının adeta olmazsa olmazlarından Ramazan pidesi.. İllere ve çeşitlerine göre fiyatlar değişiyor fakat ortalamasını aldığımızda; bir aile iftar ve sahur için sadece ikişer tane Ramazan pidesi alsa; günlük yaklaşık 30 Lira, bir ayda 900 lira! Bu parayı nasıl ve nereden karşılayacak? Yine aynı şekilde tek tek satılan sebzelerin fiyatları, pazar tezgahlarındaki fiyat etiketleri; zorlu bir kışın ardından zorlu bir Ramazan ayı geçireceğimizi gösteriyor.

1 domates, 1 salatalık, 1 patlıcan ve 1 biber; bakıyorsunuz; toplam 20 lira tutmuş. Tanesi 5 liradan, kilosu 20 liradan az bir şey kalmamış pazar tezgahlarında… Bir esnafımız yazmış sattığı domateslerin üzerine; “Maalesef 20 TL!” Üreten çiftçi üzgün, satan esnaf üzgün, alan ve alamayan vatandaş üzgün ve perişan…. Buna sebep olan iktidar ise vurdumduymazlığa devam ediyor!

“Erdoğan hükümeti, milletin ekmeğine göz dikmiştir”

Cumhurbaşkanı ise; “milletin ekmeğine göz dikenlere müsamaha göstermeyeceklerini” söyleyerek, hedef şaşırtmaya çalışıyor. Milletin ekmeğine göz dikmenin daniskası yüksek enflasyona sebep olmaktır! Bir yerde enflasyon varsa orada mutlaka gelir adaletsizliği vardır ve orada zenginin daha zengin fakirin daha fakir olması ise mukadderdir. İşte Erdoğan hükümeti, Türkiye’yi içine soktuğu yüksek enflasyon sebebiyle milletin ekmeğine göz dikmiştir. İnsanlar, sahurda sofraya ne koyacaklarını, iftarı neyle açacaklarını düşünüyorlar ve yoksulluk her geçen gün büyüyor.

Mutfak tüpünün fiyatı 300 lirayı geçti. Geçtiğimiz yıl bu zamanlar bir asgari ücretli, 2825 lira olan maaşıyla 25 mutfak tüpü alabiliyorken; bu yıl maaşı yüzde 50’lik artışla 4250 lira olmasına  rağmen sadece 14 tane alabiliyor. Şimdi soruyorum: 2825 mi büyük 4250 mi? Düşen sadece paranın değeri mi, yoksa düşen aynı zamanda alın teri ve emeğin de değeri midir? Hangi ürünü ele alırsak alalım, hepsinde durum aşağı yukarı aynı.. Akaryakıt, ayçiçek yağ, patates, salatalık, et, ekmek; hiç fark etmez..

Ekonomide vahim tablo ortadayken, Sn. Erdoğan ise son günlerde verdiği tavsiyelerle bizleri epey şaşırtıyor doğrusu.. Manda yoğurdu, kestane balı, hurma ve yulaf ezmesinden oluşan şifa iksirinden sonra; gençlere verdiği tavsiyelere de kızsak mı gülsek mi bilemedik doğrusu.. “Şöyle güzel aromalı bir kahve, sonra Türkiye’yi mutlaka gezin, hatta o da yetmez şöyle bir dünya turu yapın…” diye tavsiyelerde bulunuyor…

Gençler, bayramda ailelerinin yanına memleketlerine gidecekleri otobüs biletinin fiyatlarını kara kara düşünüyor; Cumhurbaşkanı dünya turundan bahsediyor. Tur tavsiyelerine hiç girmiyorum bile ama gençler sadece günde 1 kez şöyle arkadaşlarıyla güzel aromalı bir kahve içseler, aylık 1000-1500 lira tutuyor… Sn. Erdoğan; keşke işiniz yaşam koçluğu olsaydı; hakikaten başarılı olurdunuz. Ama maalesef, size bunu üzülerek hatırlatmak isterim ki; siz her 3 gençten 1’inin işsiz olduğu, enflasyonun üç haneli rakamlara yaklaştığı, milyonlarca insanımızın da açlık ve yoksulluk sınırının altında bir gelirle hayata tutunmaya çalıştığı ülkemizi son 20 yıldır yöneten kişisiniz!

Paylaşın

Altı Lider ’24 Nisan’da Tekrar Bir Araya Geliyor!

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın ev sahipliğinde 24 Nisan’da yeniden bir araya gelecek.

Haber Merkezi / Altı muhalefet partisi lideri, son olarak DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ev sahipliğinde bir araya gelmişlerdi. Son toplantı sonrası yapılan açıklamada, Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme vurgu yapılmış ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş sürecinin yol haritası kapsamında bir çalışma grubu oluşturdukları bilgisi verilmişti.

Ayrıca, “Birlikteliğimizi bozmayı amaçlayan seçim kanunu teklifi üzerinde görüş alışverişinde bulunduk” denildi. Toplantıda derinleşen ekonomik kriz de ele alınmıştı. Babacan’ın ev sahipliğinde yapılan toplantı sonrası yapılan ortak açıklamanın tam metni şöyle:

“Toplumu en geniş yelpazede temsil eden altı siyasi parti olarak bizler, Türkiye siyasi tarihinde benzeri olmayan bir iş birliği bilinciyle, kutuplaşma yerine istişare ve uzlaşmayı esas alarak “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş” konusunda tam bir mutabakata varmış ve ortak mutabakat metnimizi 28 Şubat’ta milletimizle paylaşmıştık.

‘Yarının Türkiyesi’ni inşa etmek üzere 12 Şubat tarihindeki toplantımızda kararlaştırdığımız iş birliği alanlarını değerlendirmek ve ilerletmek amacıyla bugün tekrar bir araya geldik.

Öncelikle Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş sürecinin yol haritası kapsamında bir çalışma grubu oluşturduk.

Geçtiğimiz ay içinde yaşanan siyasi gelişmeleri değerlendirdik ve bu bağlamda birlikteliğimizi bozmayı amaçlayan seçim kanunu teklifi üzerinde görüş alışverişinde bulunduk.

Milletimizin bilmesini isteriz ki, demokratik ilkelere dayanan birlikteliğimiz bu gibi siyasi mühendislik çabalarından etkilenmeyecektir. İş birliğimizi uyum içinde sürdürmeye kararlıyız.

Öte yandan hangi şartlarda olursa olsun, milli iradeyi parlamentoya tam olarak yansıtmak üzere seçim güvenliğini sağlamak amacıyla bir çalışma daha grubu oluşturduk.

Bugün ülkemizin içinde bulunduğu derin ekonomik krizi de değerlendirdik.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle beraber uygulamaya konulan akıldan, bilimden, gerçeklikten ve istişare kültüründen kopuk keyfi politikalar ağır bir hayat pahalılığına, işsizliğe ve yoksulluğa yol açmış, ekonomik kırılganlıklar ciddi biçimde artmıştır.

Bu konularla birlikte derin bir uluslararası krize yol açan Rusya-Ukrayna savaşını da ele aldık. Rusya Federasyonu’nun uluslararası hukuku ihlal ederek Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saldırması ile bölgemizde istikrar ve barış tehdit altına girmiştir. Bu kriz bize akılcı, tutarlı ve ülkemizin orta ve uzun vadeli stratejik menfaatlerini dikkate alan bir dış politikanın önemini bir kere daha göstermiştir.

Buradan tüm vatandaşlarımıza seslenmek istiyoruz; bizler Türkiye’yi karanlık günlerden çıkartma kararlılığı içerisindeyiz. Umutlarımız ve geleceğe olan inancımız, Türkiye’nin sorunlarından çok daha büyüktür.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem mutabakat metnimiz ve sürdürdüğümüz iş birliği, milletimizin geleceğe dair umudunu ve inancını artırmıştır.

Hedefimiz istişare ile derin sorunlarımıza son vermek ve her bir vatandaşımızı insan onuruna yaraşır bir yaşam ve refah standardına kavuşturmaktır.

İktidarın ayrıştırma ve kutuplaştırma politikalarının tam tersine, birlik ve uzlaşı ile çalışmalarımıza devam edeceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.”

Paylaşın

Akşener’den İktidara Uyarı: Aklınızı Başınıza Alın

TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada, iktidarı sert sözlerle eleştiren İYİ Parti Lideri Akşener, “İktidarı uyarmak istiyorum. Gıda fiyatlarını devamlı sübvanse ederek terbiye edemezsiniz. Allah aşkına artık aklınızı başınıza alın. Bu işin polisiye tedbirlerle ilerlemeyeceğini anlayın. Kamunun hakem yükünü piyasanın insafına terk etmeyin. Lobilerin, beşli çetenin değil vatandaşın yanında olun.” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasının büyük bir bölümünü ekonomik krize ayıran Akşener, TÜİK’e göre yüzde 61,14 olarak açıklanan mart ayı enflasyon oranına tepki gösterdi. Akşener, konuşmasında, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin, “Enflasyon şu an yüzde 61. Problem mi? Problem ama ekonomiyi faiz kıskacından da çıkardık. Faiz artırılmadan olmaz diyenler vardı, elhamdülillah o da tamam” ifadelerine yanıt verdi.

“Sisli zihin sendromundan muzdarip gibi gözüken Nebati Bakan ışıltılı gözleriyle piyasada işler iyi dese de Afrika ülkelerinden bile daha yüksek bir enflasyon oranıyla karşı karşıyayız” diyen Akşener, “Nebati Bakan’ın affını isteme vakti gelip çatmıştır. Yeni hayatında şimdiden başarılar diliyorum” diye konuştu.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Bu mübarek ayda memleketimizde ve milletimizde huzura, bolluğa ve berekete dair bir şey var mı? Maalesef yok. Yumurtalı çörekotlu Ramazan pidesinin tanesi 7.5 lira oldu.

Sade pidenin fiyatı ise 6 lira. 4 kişilik bir aile sahurda ve iftarda toplam 3 sade pide yese, sadece Ramazan ayının pide maliyeti 540 lira. Pidenin yanında yiyeceklerini saymıyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığı bu yıl fitre sadakasını 40 lira olarak belirledi. 40 liranın altına kesinlikle düşülmemesini vurguladı. Fitre nedir? Bir kişinin günlük gıda ihtiyacıdır.

4 kişilik bir aile için aylık hesaplarsak 4 bin 800 lira eder. Bu da aslında Diyanet’in Nisan ayı için belirlediği açlık sınırıdır. Bugün asgari ücretlilerimiz açlık sınırının altında hayat mücadelesi veriyor demektir.

Üstelik bunun içinde daha elektrik, su, doğalgaz, kira, giyecek, ulaşım yok. Bir yandan saray eşrafına 5-10 maaş vereceksiniz, diğer yandan çalışanları, emeklileri açlığa mahkum edeceksiniz. Böyle devlet yönetilir mi?

TÜİK’e tepki

Yıllık enflasyon TÜİK’e göre yüzde 61.1 olarak açıklandı. Bu rakam sonra 20 yılın en yüksek oranı.

Sisli zihin sendromundan muzdarip gibi gözüken Nebati bakan ışıltılı gözleriyle piyasada işler iyi dese de Afrika ülkelerinden bile daha yüksek bir enflasyon oranıyla karşı karşıyayız.

Şu tabloya bakar mısınız? İşin kötüsü gün geçtikçe her şey daha kötüye gidiyor. Marketteki, pazardaki fiyatlar durdurulamıyor.

Tezgahlar yanmaya devam ediyor. Çiftçilerimiz yalnız kalmaya, üretimimiz yok olmaya devam ediyor.

Tüm bunlara rağmen iktidar tarafında her şey tıkırında. Sayın Erdoğan’ın keyfi, Nebati Bakan’ın neşesi asla bozulmuyor.

Durmak bilmeyen zam furyası da tam gaz devam ediyor. Geçtiğimiz haftayı da zamlarla geçirdik.

Aklın, mantığın, matematiğin katledilmesini yine utançla izledik. AK Parti iktidarının beceriksizliğine yine tüm gerçekliğiyle karşı olduk.

Doğalgaza konutlarda yüzde 35, elektrik üretiminde yüzde 44.3, sanayide ise yüzde 50 zam yapıldı. 2021 Aralık’tan bu yana doğalgaz evde yüzde 101, sanayide yüzde 710 artmış oldu.

İktidar kendi yarattığı kriz ortamını izlerken artan doğalgaz fiyatlarını farklı tüketicilere, farklı oranlarda yansıtsa da bütün bu artışlar vatandaşın cebine etki ediyor.

Enerjide de en yüksek enflasyona sahip ülkeyiz. Son bir yılda Türkiye’de enerji fiyatları yüzde 92.2 arttı.

Avrupa ülkelerinde bu artış yüzde 28.7 oldu. Hatta Sırbistan’da yüzde 10.2, Polonya’da yüzde 15.2 oldu.

Enerji fiyatı deyince Avrupa ülkelerini dillerine dolayanlara duyurulur. Ancak elektrik ve doğalgaza yapılan bunca zamma rağmen iktidar hâlâ milletimizle dalga geçercesine abuk sabuk açıklamalar yapıyor.

İşte size AK Parti iktidarının 20 yıldır milletimizi getirdiği durumun itirafı. İşte size asgari ücreti, enflasyon oranında iyileştirmek yerine açlık sınırı altında çile çeken insanlarımıza hallerine razı olmalarını öğütleyen empati yoksunu AK Parti zihniyeti.

Geçtiğimiz hafta şekere de yüzde 31 zam yapıldı. Biz bu arkadaşlara ülkemizde şeker krizi olduğunu defalarca söyledik. Bay Kriz ne yaptı?

Yurtdışından dönerken ‘Türk Şeker adımlarını olumlu atacak’ dedi. ‘Şekerde öyle pahalı bir fiyat yok’ dedi.

Daha uçağı havadayken Türk Şeker, şekere yüzde 31 zam yaptı. Alelacele Bay krizin açıklama metni geri çekildi, şeker kısmı silindi. Biz bu arkadaşa boşuna bay kriz demiyoruz. Maşallah dediği üç gün yaşamıyor.

Doğalgaz müjdesi verdi, zamlandı. Ramazanda et ucuzlayacak dedi zamlandı. Şimdi de şeker ucuz dedi şeker zamlandı. Gelen zamlar için erken uyarı sistemi sanki mübarek ama tersten.

Bakan Nebati’ye tepki

Buradan açıkça ifade etmek isterim ki; Bay kriz ve arkadaşlarının uydurduğu, Türkiye Ekonomi Modeli, an itibariyle çökmüş, çöp olmuştur.

Bay Kriz’in, “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur.” fantezisi doğrultusunda anlatılan “rekabetçi kur, uçan ihracat, döviz bolluğu ve düşen enflasyon” masalı, Türkiye’nin gerçekleri karşısında yenilmiştir.

Daha önce nicesinin, başına geldiği gibi, arkadaşların, bu son sözde ekonomi modeli de, gelen son veriler itibariyle, iflas etmiş, ortada, enflasyonla mücadeleyi amaçlayan bir program, artık kalmamıştır.

Ve aynı, iflas eden, önceki ekonomi programlarında olduğu gibi, bu defa da, Nebati Bakan’ın “affını isteme” vakti gelip çatmıştır.

Bu vesileyle; siyasi tarihimize, bu ucube sistemin öğüttüğü, nice bakandan biri olarak, ışıltılı gözleri ve sebep olduğu utanç tablosuyla geçecek bu arkadaşımıza, yeni hayatında, şimdiden başarılar diliyorum.

Geçen hafta sayın Erdoğan’ın 1 Nisan şakası tadında açıklamasına şahit olduk. Çiftçilerle oluşan buluşmasında diyetisyen sayın Erdoğan’ı dinlemiştik.

Diyetisyenler saçını başını yoldu. Gece 11’de yemek yemek yasaktır diyetisyenlere göre. Acaba diyet listemi sayın Erdoğan’dan mı alsam bilemiyorum.

Kendisi karşımıza gençlerin karşısına bir yaşam koçu kimliğiyle çıktı. Gençlere hayata dair hikmet dolu, derin tavsiyelerde bulundu. Kağıda basılı kitapları masanızdan, çantanızdan eksik etmeyin dedi.

Yalnız dikkat edin kağıda basılı kitaplar. Hikmet kağıtta. Kendi icat etti ya o kadar kıyak çeksin. Gittiğim her yerde lise talebelerinin bir şikayeti var. Test kitaplarını bile alamadıklarını söylüyor gençler.

Gençlere, ‘Demli bir çay ya da aromalı bir kahve eşliğinde yapılan karşılıklı sohbetin getirdiği sosyalleşmeyi asla ihmal etmeyin’ dedi.

Bu açıklama ile birlikte an itibariyle hepimiz çaya ve kahveye gelecek zammı bekliyoruz. ‘Yakın çevrenizden başlayarak tüm şehirleri, imkanınız olursa dünyayı gezin’ dedi.

Özgür basın, devlet kurumsallığına inancın teminatıdır. Özgür basın, demokrasinin bekçisidir. Bugün 6 Nisan yani Anadolu Ajansı’nın 102. kuruluş yıl dönümü.

Buradan baştan Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Anadolu Ajansı’mızın kurucuları Halide Edip ve Yunus Nadi’yi rahmetle anıyor, ajansta emeği geçen ve kalemleri satılık olmayan tüm gazeteci kardeşlerimi saygıyla selamlıyorum.

Maalesef bugün içimiz buruk bir şekilde kutluyoruz. Muhteşem bir hikaye ile kurulan Anadolu Ajansı’nın bugün gelmiş olduğu noktaya üzülüyoruz.

Değerli dava arkadaşlarım; Peki basında yol açılan erozyon, sadece Anadolu Ajansı’yla mı sınırlı? Elbette değil. Ak Parti iktidarı, basını âdeta, Chomsky’nin deyimiyle, “Rızanın İmalatı” için kullanıyor.

Yani ucube ikna siyasetine, aparat yapıyor. Mesela; Her gün, yeni bir kriz yaşanırken; Propagandist medya aracılığıyla, milletimizi, ülkeyi iyi yönettiklerine, razı etmeye çalışıyorlar.

Mesela; Her gün, hayat pahalılığıyla, zorlukla ve yoklukla mücadele ederken; Propagandist medya aracılığıyla, milletimizi, hiçbir sorunun olmadığına, ikna etmeye çalışıyorlar.

Mesela; Her gün, yeni bir rezalete şahit olurken; Propagandist medya aracılığıyla, milletimizi, manipüle edip, yeni bir düşman üretiyorlar.

Paylaşın

Tunus’tan Erdoğan’a ‘İç İşlerine Müdahale’ Tepkisi

Tunus Dışişleri Bakanlığı, Tunus’ta parlamentonun Cumhurbaşkanı Kays Said tarafından feshedilmesine tepki gösteren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarını iç işlerine yönelik “kabul edilemez bir müdahale” olarak nitelendirdi.

Bakanlığın açıklamasında, “Tunus, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın açıklamasından duyduğu şaşkınlığı ifade etmektedir. Bu yorumlar kabul edilemez” denildi. Açıklamada, “Tunus dost ülkelerle yakın ilişkiler kurma gayreti içindedir ancak kararlarının bağımsızlığına da bağlıdır ve egemenliğine müdahaleyi reddeder” ifadesine yer verildi.

Tunus Dışişleri Bakanı Osman Cerendi de Twitter’dan yaptığı açıklamada, konuyla ilgili olarak Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu’yla bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurdu.

Cerendi ayrıca Türkiye’nin Tunus Büyükelçisi Çağlar Fahri Çakıralp’ın da Erdoğan’ın yorumlarının Tunus tarafından reddedildiğinin ifade edilmesi amacıyla Dışişleri Bakanlığına çağrıldığı bilgisini paylaştı.

Tunus’taki siyasi kriz geçen hafta derinleşti. Cumhurbaşkanı Said Temmuz 2021’de çalışmalarını askıya aldığı Temsilciler Meclisi’nin düzenlediği çevrimiçi oturumu “darbe girişimi” olarak nitelendirip parlamentoyu feshetmişti.

Milletvekillerinden yarısından fazlasının katıldığı oturumda, Said’in Temsilciler Meclisi’nin çalışmalarını askıya alan ve dokunulmazlıklarını kaldıran kararlarının iptali için sunulan bir yasa tasarısı kabul edilmişti.

Oturumun ardından terörle mücadele birimleri, Meclis Başkanlığı görevindeki ana muhalefet lideri Raşid Gannuşi ve diğer milletvekillerini ifadeye çağırmıştı. İslamcı Nahda Hareketi’nin lideri Gannuşi ise çevrimiçi oturumlar düzenlemeye devam edeceklerini açıklamıştı.

Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hafta başında yaptığı basın açıklamasında, “Tunus’ta 30 Mart 2022 tarihinde Genel Kurul oturumu düzenleyen Halkın Temsilcileri Meclisi’nin feshedilmesini ve oturuma katılan milletvekilleri hakkında soruşturma başlatılmasını üzüntüyle karşılıyoruz. Bu gelişmelerin, Tunus’ta demokratik meşruiyetin tesisine yönelik sürdürülen geçiş sürecine zarar vermemesini ümit ediyor, seçimlere ilişkin açıklanan Yol Haritası’nın hayata geçirilmesine önem atfediyoruz” ifadesini kullanmıştı.

“Geçiş sürecinin ancak milli iradenin tecelligahı olan Meclis dahil, toplumun tüm kesimlerinin katkısıyla, kapsamlı ve anlamlı bir diyalogla başarıya ulaşabileceğine inanıyoruz” açıklamasında bulunan Erdoğan, “Demokrasi seçilmişler ile atanmışların birbirlerine saygısının tecessüm ettiği bir sistemdir. Tunus’taki gelişmeleri demokrasinin lekelenmesi olarak görüyoruz. Seçilmişlerin bulunduğu Meclis’in feshi, Tunus’un geleceği açısından düşündürücüdür ve Tunus halkının iradesine bir darbedir. Türkiye olarak, bu kritik süreçte dost ve kardeş Tunus’un ve Tunus halkının yanında olmaya devam edeceğiz” diye eklemişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Seçim Kanunu’ndaki değişiklikler Resmi Gazete’de

Milletvekili Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmi Gazete’de yayımlandı. Kanuna göre, seçimlerde yüzde 10 olarak uygulanan ülke seçim barajı yüzde 7’ye indirildi.

İttifakın aldığı oy toplamı ülke barajını geçtiği takdirde, seçim çevrelerinde milletvekili hesabı ve dağılımı, ittifak içinde yer alan her bir partinin o seçim çevresinde almış olduğu oy sayısı dikkate alınarak yapılacak.

İttifakı oluşturan siyasi partilerin her birinin çıkaracağı milletvekili sayısı, her seçim bölgesinde ittifak içinde elde ettiği oy sayısı esas alınarak genel D’Hondt uygulaması ile belirlenecek.

Seçime katılma yeterliliği elde eden parti, Siyasi Partiler Kanunu’nda öngörülen ve parti tüzüğünde belirtilen süreler içerisinde ilçe, il ve büyük kongrelerini üst üste iki defa yapmamışsa seçime katılma yeterliliğini kaybedecek. Salt TBMM’de grup kurmuş olmak, seçime katılabilmenin yeter şartından biri olamayacak.

Görme engelli seçmenlerin oyun gizliliği esasına uygun şekilde oy kullanabilmelerine imkan sağlanacak. Bu kapsamda Yüksek Seçim Kurulu (YSK), görme engelli seçmenlerin kullanabilmesi için oy pusulalarına uygun şablon sağlayacak.

Seçim kurulunun belirlenmesi

İl seçim kurulu, bir başkan, iki asıl üye ile iki yedek üyeden oluşacak.

İl seçim kurulu başkanı ve asıl üyeleri ile yedek üyeleri, iki yılda bir ocak ayının son haftasında, il merkezinde görev yapan, kınama veya daha ağır disiplin cezası almamış, en az birinci sınıfa ayrılmış ve birinci sınıfa ayrılma niteliklerini kaybetmemiş hakimler arasından, adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonunca ad çekme suretiyle tespit edilecek.

Kurada ilk çıkan hakim başkan, sonraki iki hakim asıl ve son çıkan iki hakim yedek üye olarak belirlenecek. Ad çekmeye katılacak hakim sayısının beşten az olması durumunda, bu hakimler arasında ad çekme işlemi yapıldıktan sonra eksik kalan asıl ve yedek üyeler, en kıdemli hakimden başlayarak belirlenecek.

Ad çekmeye katılacak hakimin bulunmaması durumunda ise başkan ve asıl üyeler ile yedek üyeler en kıdemli hakimden başlayarak belirlenecek. Bu suretle kurulan il seçim kurulu iki yıl süre ile görev yapacak.

Kıdemin belirlenmesinde kınama veya daha ağır disiplin cezası almış olanlar diğerlerinden daha az kıdemli sayılacak.

İl seçim kurulu başkanlığının boşalması halinde asıl ve yedek üyelerden en kıdemli hakim il seçim kuruluna başkanlık edecek.

İlçelerde, ilçede görev yapan kınama veya daha ağır disiplin cezası almamış en az birinci sınıfa ayrılmış ve birinci sınıfa ayrılma niteliklerini kaybetmemiş hakimler arasından, merkez ilçelerde ise aynı nitelikleri taşıyan hakimler arasından adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonunca ad çekme suretiyle belirlenen hakim, kurulun başkanı olacak.

Ad çekmeye katılacak hakimin bulunmaması durumunda ise en kıdemli hakim kurulun başkanı olacak.

Seçmen kütüğünden güncelleme

Sandık kuruluna üye bildirme hakkı olan bir parti, oluru olmadan başka bir parti üyesini sandık kurulu üyesi olarak gösteremeyecek.

Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun uyarınca yapılacak mahalli idareler genel seçimlerinde, yerleşim yeri adresine göre oluşturulan seçimin başlangıç tarihinden 3 ay önceki seçmen kütüğü üzerinden güncelleme yapılacak.

Kütük düzenlemesi nedeniyle seçmen hiçbir şekilde oy kullanma hakkından yoksun bırakılmayacak. Adresi kapanmış olması sebebiyle adres kayıt sisteminde görünmeyenlerin, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün adres kayıt sisteminde bulunan en son geçerli adres bilgileri esas alınacak.

Muhtarlık bölgesi askı listelerinin askı süresi içinde bir seçim çevresinden diğerine yapılan seçmen nakil istemleri hakkında, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından itiraz üzerine veya nakil isteminin şüpheli bir girişim olduğu kanaatine varılması üzerine, resen yapılacak araştırma ve inceleme neticesinde, nakil isteminin kabul edilmemesi halinde, seçmen kaydı dondurulamayacak ve bir önce kayıtlı olduğu adreste seçmen kaydı devam edecek.

İl seçim kurulu başkan ve üyeleri ile ilçe seçim kurulu başkanları, kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 3 ay içinde yapılan değişikliklere göre yeniden belirlenecek. Bu şekilde belirlenen başkan ve üyeler, önceki başkan ve üyelerin görev süresini tamamlayacak.

Yasayla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne paralel olarak Seçim Kanunu’ndaki “başbakan” ibaresi kanundan çıkarıldı.

Paylaşın

TİP Başkanı Erkan Baş: Gidişleri Gelişlerinden Cümbüşlü Olacak

TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendiren TİP Başkanı Erkan Baş, “Beşli çetenin muhalefete yönetimiyle görüşmek için sıraya girdiği öne sürülüyor, bütün bu hengamede işin en eğlenceli bölüm başlıyor; yani gidişleri… Gidişleri gelişlerinden çok daha cümbüşlü olacak!” dedi.

Haber Merkezi / Erkan Baş, açıklamasının devamında, “Bundan sonra “beraber yürünülen yolların nasıl ayrıldığını” göreceğiz, “aldatıldım” diye nedamet getirenlere şahit olacağız, şimdi sarayın çevresini saranların yarın nasıl kaçıştığını izleyeceğiz, en çok besledikleri en önce sıvışacaklar, en büyük suç ortakları en önce itirafçı olacak! Çok yakında hepsini göreceğiz. Yarın mahkeme önünde hesaplaşma günü geldiğinde sözümüzü şimdiden söyleyelim: Hepiniz oradaydınız!” ifadelerini kullandı.

Erkan Baş, Ethem Sancak’ın AK Parti’den istifasına ilişkin “Sancak ile Erdoğan arasındaki aşk bitti. Ayrıca kulislerden kulağımıza başka aşkların da çatırdamaya başladığı haberleri de geliyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gençlere yönelik, “İmkânınız olursa dünyayı gezip görmek, farklı kültürleri tanımak için şartlarınızı zorlayın” sözlerine tepki gösteren Erkan Baş, “Yol parası nedeniyle otobüsle bile okulundan memleketine anasını babasını görmeye gidemeyen gençlere sesleniyor” ifadelerini kullandı.

TİP Lideri Baş, “Saray cephesinde işler bildiğimiz gibi dedik ya halk cephesine döndüğümüzde de aslında her şey bildiğimiz gibi… Bu hikâyeden bizlerin payına düşen açlık yoksulluk, sefalet” ifadeleriyle sözlerini sürdürdü.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, TBMM’de haftalık basın toplantısı düzenleyerek gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Baş’ın açıklamaları şöyle: “Bu hafta saray cephesinde yine değişen bir şey yok. Şatafat lüks,  hurmalar,  manda yoğurtları, ejder meyveleri hak edilmeyen paralar, üçer beşer maaşlar…

Bu iktidar resmen ve alenen memleketi ikiye böldü, bir tarafta “tek maaş” ile artık meyveyi sebzeyi teker teker almak zorunda kalanlar, markete-pazara gidemeyenler var diğer tarafta en az iki bazen 4-5 yerden “Ak maaş” alanlar var. Halk derin sıkıntılar yaşarken onlar patronları hiç ama hiç üzmeyelim derdinde. Kendileri de birden fazla maaşla günlerini gün ediyor nasılsa.

Işıltılı gözlü bakanın dört yardımcısının da çift maaşlı olduğu ortaya çıktı. O muhteşem analizleri yapan bakana akıl veren danışmanların biri yaklaşık 19 asgari ücret, diğeri 25 asgari ücret alarak alıyor bu çok zorlu görevi layıkıyla yerine getirebilmek için!

Sarayda her şey bildiğimiz gibi… Öte yandan sarayın başındaki gerçeklikle bağı kalmamış kişi ise yine gençlere akıl vermeye devam ediyor. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan gençlere “İmkanınız olursa dünyayı gezip görmek, farklı kültürleri tanımak için şartlarınızı zorlayın” buyurdu! Yol parası nedeniyle otobüsle bile okulundan memleketine anasını babasını görmeye gidemeyen gençlere sesleniyor.

Neredeyse 8,5 milyon gencin işsiz olduğu, genç işsizliğinin kadınlarda yüzde 26, erkeklerde yüzde 29’u bulduğu bir memlekette, bir döner ekmek bile alamayıp boş dürüm yiyerek öğün geçirenlerin yaşadığı  bir ülkede, yüzlercesinin barınamıyoruz diye parklarda yattığı bir dönemde, onlarcasının umutsuzluk ve gelecek kaygısı nedeniyle canına kıydığı bir zamanda, ulaşım ücretlerine sürekli zam gelmesinin 1 numaralı sorumlusu çıkıyor ve “yurt dışını gezin” diyor…

Zira biz bilmiyoruz yaşamayı dünya nimetlerinden faydalanmayı, eğlenmeyi, yemeyi, içmeyi hayatımızın baharında ne gam demeyi, şöyle ağız dolusu gülmeyi biz bilmiyoruz, akıl edemiyoruz ya bir adam çıkıp her hafta bize hayatın güzelliklerinden bahsediyor, bir hafta gurmeliği, diğer hafta seyyahlığı öbür hafta başka bir başka estet faaliyetiyle ve hayal aleminden nasihatleriyle ön plana çıkıyor. Ve biz hala delirmiyoruz ya asıl maharet bu bizce…

Saray cephesinde işler bildiğimiz gibi dedik ya halk cephesine döndüğümüzde de aslında her şey bildiğimiz gibi… Bu hikayeden bizlerin payına düşen açlık yoksulluk, sefalet. Her geçen gün daha yoksul, daha umutsuz daha yorgun olduğumuz bir ömür payımıza düşen.

Bakın bu sarayın çevresindeki dalkavuklar değil gerçekten bu işin ilmini bilen akademisyenlerin oluşturduğu bir çalışma grubu var ENAG… Mart ayı aylık artış yüzde 11,93 olurken, 12 aylık enflasyonu yüzde 142,63 olarak  açıkladı.

Bu ne demek biliyor musunuz hiç uzatmaya gerek yok bu şu demek;

– Türk şekerin, şeker fiyatına yüzde 31 zam yapması demek

– Toprak Mahsulleri Ofisi, buğday satış fiyatına yüzde 22 zam yapması demek

– Et ve Süt Kurumunun, kırmızı et fiyatlarına yüzde 48 zam yapması demek, metrelerce kuyrukta bankamatik sırası alarak saatlerce beklemek ve 200 gram kıyma almak demek

– Benzin fiyatı yüzde 19,6 zamlanması, motorin fiyatının yüzde 36,7 artması demek

– Süt fiyatının  satış fiyatının yüzde  yüzde 21 artması demek!

Bunlar sadece rakam değil! Bu ne demek şöyle anlatabiliriz;

5 dakikada bir hasta bakmaya, saatlerce nöbet tutmaya mahkum edilen, üç kuruş parayla geçinmesi öğütlenen üstüne de giderlerse gitsinler diye kovulan hekimler var ya onlar bir araştırma yapmış. Çok önemli bu araştırmanın sonuçlarını paylaşmak istiyorum; Her geçen gün derinleşen yoksulluğun çocuklar üzerindeki etkisini araştırmışlar!

Türk Aile Hekimleri dergisinde yayımlanan bir çalışma ortaya koyuyor. Bir aile sağlık merkezinde yapılan bu çalışmaya göre her dört çocuktan birinin kilosu çok düşük. Çocuklarda gözlenen bir diğer tehlike ise potansiyel kalp hastalığı.

Kız çocuklarının yüzde 85’inin, oğlan çocuklarının ise yüzde 68’inin kansızlıkla mücadele ettiğine dikkat çekilen çalışmada, Avrupa’da bu oranın yalnızca yüzde 18 olduğu belirtiliyor. Yine çalışmadaki verilere göre, çocuklardaki zayıflık oranı yüzde 25 (ilkokul öğrencilerinde bu oran yüzde 14,9, ortaokul öğrencilerinde yüzde 19,8, kız çocuklarında kansızlık oranı yüzde 85,2 ve oğlan çocuklarında kansızlık oranı yüzde 68,6 olarak gözlemlenmektedir.

Araştırmaya konu olan çocukların olması gerekenden daha zayıf olmasının ve kansızlıklarının sebebi yetersiz beslenme! Yetersiz beslenen çocuklarda ileride fiziksel ve bilişsel sorunların baş göstermesi muhtemel.

İlginç bir nokta, genelde gelişmiş ülkelerdeki düşük sosyoekonomik gruplardaki çocuklarda yüksek oranlı obezite gözlemlenir. Daha çok karbonhidrat ağırlıklı beslendikleri için. Oysa ki besinsizlikten düşük kilolu olma daha çok Afrika ülkelerinde gözlemlenir.

AKP’nin berbat ekonomi yönetiminin ve ekonomik tercihlerini kendisinden ve yandaşlarından yana yapmasının bedelini çocuklarımız da ödüyor. Ez cümle çocuklarımız aç! Bu iktidar bu ülkede çocukları aç bırakıyor.

Devam edelim bu denli yüksek enflasyon ne demek;

– Patatesin yüzde 207 artması

– Salatalığın yüzde 193,

– Patlıcanın yüzde 185

– Margarinin yüzde 161

– Domatesin yüzde 125

– Nohutun yüzde 118

– Ekmeğin, sarayın aymazlarından birinin “eğer kuru ekmek yiyorlarsa aç değildirler” dediği  ekmeğin   %74 artması demek.

Son 20 yılın en yüksek enflasyonu demek olan bu oran ne demek biliyor musunuz her geçen gün hepimizin biraz daha yoksullaşması demek. Çiftçisi, köylüsü, emeklisi, memuru, fabrikadaki işçisi, öğrencisi, öğretmeni, doktoru, plazada çalışanı… Senin benim hepimizin daha fazla yoksullaşması demek.  Bu iktidar o koltukta oturmaya devam ettiği sürece yarın bugünden daha yoksul olacağız demek!

Asgari ücret zammının birkaç ay içinde nasıl tuzla buz olduğunu gördük. Vatandaş sebze meyveyi markette pazarda kiloyla değil taneyle alıyor artık! İnanması güç ama insanlar artık domatesi, biberi, salatalığı sayıyla alıyor. Her geçen gün iktidarın yarattığı azgın azınlık dışında kalanlarımız yoksullaşıyor.

“Saray Rejimine göbekten bağlı olanlar dışında, her yurttaş yoksullaşıyor”

Bakın, hep beraber yoksullaşıyoruz: genç mühendislerimiz, fabrikadaki işçilerimiz, üniversite öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz, emeklilerimiz. Türkiye Cumhuriyeti’nde, “azgın azınlık”, Saray Rejimine göbekten bağlı olanlar dışında, her yurttaş yoksullaşıyor.  Yarınına korkuyla bakıyor.

Türkiye İşçi Partisi olarak geçtiğimiz yılın sonunda bir asgari ücret raporu açıklamış, açıklanacak asgari ücretten daha çok Türkiye’de asgari ücretin belirlenmesinde 16 asgari şartın olması gerektiğini belirtmiştik. Enflasyonun yükseldiği bir ortamda sadece bir rakam açıklamanın bir anlamı yok, enflasyonun nereye gittiği bile belli değil demiştik.

İster yüzde 50 açıklayın ister yüzde 60 önemli olan emekçinin alım gücünün düşmemesi, artan refahtan payını alması, genel ücretin asgari ücret olmasını engelleyecek tedbirlerimizi madde madde sıralamıştık. Dediğimiz maalesef çıktı.

İktidarın yüzde 50 asgari ücret zammını nasıl büyük bir şeymiş gibi sunmaya çalıştığını hatırlatmak isterim. Ama iktidarın asgari ücretin açıklamasından hemen sonra, Daha asgari ücretli 1 Şubatta ilk yeni maaşını almadan yüzde 25’e yakın alacağı ücret erimişti bile.

Asgari ücret raporumuzda demiştik ki hala Merkez Bankası raporlarında 2022 yılı enflasyon hedef oranı yüzde 5 görünüyor. O zaman asgari ücrete yılda bir kez zam yapmayı bırakın, yıl içerisinde hedef enflasyonu aştığı andan itibaren her ay asgari ücreti güncelleyin demiştik.

Şimdi bakıyoruz sadece 2022 yılında 4 ayda oluşan resmi enflasyon yüzde 23 ve yılın bitmesine daha 8 ay var. Her ay açıklanan aylık enflasyon ile her ay alım gücü düşmeye devam edecek. Birileri sarayda rahat yaşasın diye halk yoksullukla boğuşacak!

Bundan dolayı acilen asgari ücrete yüzde 23 zam yapılmasını ve bundan sonra da açıklanan aylık enflasyon oranları ile güncellenmesini talep ediyoruz. Bu yağmacı politikalarınızla ekonomideki yarayı iyileştirmenize imkân yok sadece talebimiz bari akan kanın şiddetini durdurun.

Bahaneleri hazır! Dünyada da fiyatlar artıyor, emtia fiyatları artıyor diyecekler. Tüm dünyada 1 birim enflasyon varsa bizde 5 birim var. Dünya bir vuruyorsa AKP 5 vuruyor.

Ancak nasıl bir ekonomik kriz ise emekçiler marketlerden pazarlardan alışveriş yapamadan dönüyor, domatesi tane ile alıyor, maydanoza uzaktan bakıyor ama batan bir tane yandaş şirket bile yok! Neden sadece ekonomik krizin bedelini emekçiler ödüyor?

Saray zenginleşiyor, Saray’ın memurları 3-5 maaş ile rahat rahat yaşıyor. Büyük şirketler, yandaş patronlar karlarına kar katıyor, zenginlikleri artıyor. Bundan sonra dişini sıkan birileri varsa patronlar olacak!

Memleket bunlarla boğuşsun, bütçesiyle sürekli yetinemeyen Diyanet İşleri kendine başka dertler edinsin. Meclis artık AKP’nin ve Diyanet İşleri’nin sorunlarını çözsün diye çalışıyor. Geçen hafta Diyanet İşleri’ne eğitim akademisi hediye eden kanun teklifi yetmemiş anlaşılan.

Kürsüden yaptıkları iktidar propagandasına ve toplumu İslamcı zihniyetle dönüştürme çabalarına dokunulmasın istiyorlar.  “Minber dokunulmazlığı” istiyorlar. Kimsenin dokunabildiği yok da yine de dokunulmazlık zırhı talep etmeleri, ne kadar arsızlaştıklarını gösteriyor; bir de galiba korkularını…

Belli ki iktidarı kaybetme korkusu onları da sarmış, iktidara diyorlar ki, “Biz sizin emrinizle sizin için konuşuyoruz, yarın öbür gün başımız belaya girmesin, bizi yasal korumaya alın”

“Barınamıyoruz” diyen öğrenciler, hakkını arayan işçiler, akademisyenler, öğretmenler, doktorlar, şiddete ve ayrımcılığa karşı meydanları dolduran kadınlar, Kürtler, LGBTİ+lar, devletin tüm şiddetiyle ve baskısıyla karşı karşıya kalıyor. İktidarın siyasi ve dini aparatı haline gelmiş Diyanet yöneticileri ne doymak biliyor ne de onlara şu an sahip oldukları ayrıcalıklar yetiyor.

Hepimiz sorumluyduk Enes Kara’yı yitirmemizde. Ve elbette en büyük sorumluluk o tarikatların ve onları besleyen iktidarındı!

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı çıkmış utanmadan “Orada bir sorumlunun olması için intihara yönlendiren birinin olması lazım” diyor. Her hafta bir AKP’li bakanın saçmalamalarını size bu kürsüden anlatıyorum. Bakanın aklına sorumlu deyince ‘bir kişi, insan’ geliyormuş.

Haydi diyelim, Bakan kavrayamamış olabilir. Ben ona izah edeyim. Gençleri tarikatların ellerine teslim ettiniz, Siyasal İslamcı bir anlayışla gençleri çevrelediniz, sizin doğru bildiklerinize aykırı yaşamasınlar, düşünmesinler istediniz. Gençleri geleceksiz, umutsuz bıraktınız. Bu yüzden Sayın Bakan, Enes’in intiharından siz ve beslediğiniz tarikatlar sorumlu.

“Yok öyle yağma!”

Bu devletin anayasası, kanunu, vergi sistemi var. Bunları Kızılay Başkanı’nın dahiyane projesi için söylüyorum. Neymiş, Kızılay şirketlerden zekat toplayacakmış; bunlar da vergiden düşülecekmiş. Kızılay istediği gibi ‘kendi vergisini’ toplasın sonra da kimseye hesap vermeden uygun gördüğüne bunu sadaka olarak dağıtsın istiyorlar. Yok öyle yağma!

Patronlardan o vergiler kuruşu kuruşuna toplanacak, verilen vergi afları geri alınacak. Bunlar devletin kasasına koyulacak ve vatandaşa kamu hizmeti olarak geri dönecek. Yarattıkları sistem Tayyip Erdoğan’dan, sadaka kültüründen güç alıyor. Vatandaş sizden sadaka değil, yurttaş olarak hakkını istiyor!

AKP iktidarında kurumların başına liyakatinizden çok iktidara yakınlığınızla gelebildiğiniz gerçeği herkesin malumu. Okulların müdürlüklerine kadar gözlemliyoruz bunu. Geçtiğimiz haftalarda Bursa’da bir okulda kız ve erkek öğrencileri ayrı oturtan, göstermelik bir soruşturma sonrasında da görevine iade edilen bir müdürle uğraştık.

Bu hafta da İstanbul Atilla Uras Anadolu Lisesi Müdürü’nün, “Ramazanda Uyulması Gereken Kurallar” yazısı ile Ramazan’da kantin dışında öğrencilere yeme/içmeyi yasakladığına şahit olduk. Okul müdürleri bu gerici uygulamaları iktidara güvenerek atıyor. AKP eliyle gençlerin kuşatılmasına, geleceksiz ve umutsuz bırakılmalarına izin vermeyeceğiz.

Bugün 5 Nisan Avukatlar Günü. Adalet mücadelesinin önemli bir bileşeni olan, halkın hak arama özgürlüğünün ve savunma mesleğinin temsilcilerinin günü kutlu olsun. Yaşamını adalet mücadelesinde kaybeden tüm avukatları saygıyla anıyor, hukuksuz biçimde cezaevlerinde tutulan tüm avukat arkadaşlarımıza dayanışma duygularımızı iletiyoruz.

Erdoğan’ın gözdelerinden bir zamanlar ona bakınca ilahi bir aşk gören çoluğunu çocuğunu feda eden Ethem Sancak ile Erdoğan arasındaki aşk bitti. Aşk bitti, çünkü para bitti! Ayrıca kulislerden kulağımıza başka aşkların da çatırdamaya başladığı haberleri de geliyor.

“Gidişleri gelişlerinden çok daha cümbüşlü olacak!”

Beşli çetenin muhalefete yönetimiyle görüşmek için sıraya girdiği öne sürülüyor, bütün bu hengamede işin en eğlenceli bölüm başlıyor; yani gidişleri…  Gidişleri gelişlerinden çok daha cümbüşlü olacak!

Bundan sonra “beraber yürünülen yolların nasıl ayrıldığını” göreceğiz, “aldatıldım” diye nedamet getirenlere şahit olacağız, şimdi sarayın çevresini saranların yarın nasıl kaçıştığını izleyeceğiz, en çok besledikleri en önce sıvışacaklar, en büyük suç ortakları en önce itirafçı olacak!  Çok yakında hepsini göreceğiz. Yarın mahkeme önünde hesaplaşma günü geldiğinde sözümüzü şimdiden söyleyelim: Hepiniz oradaydınız!”

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 37 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 12 bin 213 yeni vaka tespit edilirken, 37 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,37 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,10 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 232 bin 135 test yapılırken, 12 bin 213 yeni vaka tespit edildi. 37 kişi hayatını kaybederken, 13 bin 568 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,37 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,10 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 147 milyon 097 bin 462’ye yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Manisa ve Zonguldak takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 04 Nisan verilerine göre, 236 bin 343 test yapılmıştı. 12 bin 647 vaka tespit edilirken, 40 kişi hayatını kaybetmiş ve 13 bin 958 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Beyfendi ‘5’li Çete’ Dedim Diye Gücenmiş

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Beşli çete diyemeycek mişim? Sarayın mahkemesi böyle karar vermiş. O hakime buradan açık ve net söylüyorum. Ben ‘beşli çete’ diyeceğim, bak bakkalım sen ne yapacaksın. Ben vatandaşın hakkını svunacağım, sen beşli çeteden yana tavır alacaksın. Ben sana hakim değil, ‘sen de beşli çetenin yandaşısın’ diyeceğim. Evet beşli çete. Bal gibi de beşli çete” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “18 yılda bu 5 şirkete 203 milyar liralık iş verildi. Çağırıyorlar ‘sana bu işi verdim’ diyorlar. 203 milyar lira alan herhalde bunun bedelini ödeyecektir. Yüzde 10’u ne yapar? 20 milyar. Yüzde 10’a çalışmaz daha yükseğe çalışır. Her şeyini finanse ediyorlar. Savcılara da sesleniyorum. Rüşvet olaylarının üzerine neden gitmiyorsunuz?” ifadelerini kullandı.

“Ben 5’li çete dediğim için de beyefendi üzülmüş, incinmiş! Sen 5’li çeteye hizmet ediyorsun, bir daha dava aç, açmazsan namertsin” diyen Kılıçdroğlu, “Hiçbir banka kredi vermiyorsa ben sana Hazine’den garanti veriyorum diyor Erdoğan. Bu 5’li çeteye dolar bazında ihale vereceksin, bir de Hazine olarak güvence vereceksin. Hazine bunların çiftliği mi, sen de bu çiftliğin reisi misin?” diye sordu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Hep beraber günümüz aydınlık geleceğimizi yeniden inşa ederek parlak yapacağız. Güçlü bir gelenek inşa edeceğiz. Bunun öncüleri belediyelerimiz. Belediye başkanlarımız fedakarlıkla, bütün engellemelere rağmen çalışıyorlar. Baskılar, engellemeler var ama şikayet etmeyeceksiniz. Engelleri aşıp halka ulaşacaksınız.

Bulunduğunuz beldede, şehirde bir tek çocuk dahi yatağa aç girmeyecek. Herkesin güvencesi o kentin belediye başkanı olacak. Valisi, kaymakamı, cumhurbaşkanı, bakanı değil belediye başkanlarımız olacak. Çünkü az önce saydıklarımda adalet duygusu yok. Onlara zaten ulaşamazsınız. ‘Kara Kış Fonu’ dolayısıyla 4 milyon 480 bin 466 aileye yardım yapıldı. Bütün belediye başkanı arkadaşlarıma teşekkür ederim.”

5 Nisan Avukatlar Günü. Hakim var, iddia makamı var ve savunma makamı var. Yargı bu üçlüden oluşuyor. Avukatların çok sorunları var. Avukatlar yargı bağımsızlığı konusunda, çoklu baro konusunda endişe taşıyorlar. Serbest çalışan avukatlar ücretleri konusunda endişe taşıyorlar. Bugün grup başkanvekillerimiz Meclis Genel Kurulu’nda bunları gündeme getirecekler. Bakalım iktidar ve onun küçük ortağı ne söylüyor avukatlar konusunda.”

Enflasyon aldı gidiyor. Hükümet bu konuda sadece vatandaşa ‘Fedakarlıkta bulunun’ diyor. Enflasyon en haksız ve acımasız vergidir. Zam, zam, zam eşittir Recep Tayyip Erdoğan. Kimse unutmasın. Bu işin sorumlusu sarayda oturan. Ben bakkalı, şoförü, simitçiyi sorumlu tutmayacağım.

‘Ekonomistim’ diyor. Laf aramızda çakma ekonomist keşke ekonomist olsa. Bir yerden ‘ekonomist’ lafını duymuş belli ki o da öykünmüştür. Ne yaptın? Merkez Bankası’nı söğüşlediniz, 128 milyar doları yok ettiniz.

Özellikle ‘faiz haramdır’ diyen ‘Erdoğan doğru yapıyor faize karşı çıkıyor’ diyen kardeşlerim dinlesinler. Bankaların bir numaralı geliri faizdir. Bu yılın ilk iki ayında, bankaların karı yüzde 322.8 artmış. Faiz gelirlerinden olağanüstü paralar sağlıyorlar. Kamu bankalarının geliri ise yüzde 540 oranında artmış. Demek ki faizcilere hizmet eden bir hükümetimiz var. Hani faize karşıydın? Hani faiz haramdı?”

Beşli çete diye eleştirdim. Beşli çeteye hizmet ediyor dite eleştirdim. Beşli çetenin tahsildarlığını yapıyor diye eleştirdim bunun üzerine mahkemeden bir karar aldılar. Ben ihtiyatlı konuşacakmışım, beşli çeteye demeyecekmişim. Sarayın mahkemesi böyle karar vermiş. O hakime açık ve net söylüyorum. Ben beşli çete diyeceğim bak bakalım sen ne yapacaksın? Ben vatandaşın hakkın hukukunu savunacağım sen beşli çeteden yana tavır alacaksın. Ben sana hakim değil, beşli çetenin yandaşısın diyecektim. Bal gibi beşli çete. 18 yılda bu beş şirkete 203 milyar liralık iş verildi.

203 milyar lirayı alan herhalde bunun bedelini ödeyecektir değil mi? Yüzde 10’u ne yapar 20 milyar lira yapar. Yüzde 10’una çalışmaz daha yükseğine çalışır ben de biliyorum. Her şeylerini finanse ediyorlar ben de biliyorum. Bu ülkenin savcılarına da sesleneyim; rüşvet olaylarının üzerine niye gitmiyorsunuz? beş kişiye 203 milyar liralık ihale verilecek ve bu beş kişinin adı ‘kamudan ihale alan en büyük beş şirket’ diye bütün dünya literatürüne girecek. Görenler ‘malı götürenler’ diyecek.

Sen bana ‘beşli çeteyi kullanma’ diyorsun. Bunların hiçbirisi bildiğimiz ihale değil adamı çağırıyorlar ‘Sana verdim’ diyorlar. Çünkü benim onunla özel bir ilişkim var. Beni besleyecek, yandaşlarımı besleyecek. Adam ‘bu işi dolara bağlayalım, garantiye bağlayalım’ diyor. Bağlıyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın onuru olan lirayı atıyorsun dolara bağlıyorsun. Bunlara beşli çete dediğim için beyefendi incinmiş, gücenmiş. Sen beşli çeteye hizmet ediyorsun. Bir daha dava aç, açmazsan namertsin. Erdoğan, bunlara, ‘Hiçbir banka kredi vermiyorsa ben sana hazineden garanti veriyorum’ diyor.”

“Saraylı kafasıyla bu ülke yönetilmez, bunların 8 özelliği var”

“Saraylı kafasıyla bu ülke yönetilmez. Bunların 8 özelliği var” diyen CHP Genel Başkanı, bahsettiği 8 özelliği şu şekilde sıraladı:

  1. Çıkarcıdır: Milleti değil, kendisini düşünür. Kendi çıkarı için feda etmeyeceği şey yoktur. 5’li çetenin tahsildarlığını yaparlar.  Yolsuzluk yapanları korurlar.  Birisi kul hakkı mı yedi, rüşvet mi yedi, arkasında dururlar. Bütün kutsal değerleri kendi çıkarları için kullanırlar.  Mal varlıklarının ortaya çıkması en büyük korkularıdır. ‘Bu can bu tende kaldığı sürece papazı alamazsın’ demişti. Trump mal varlığı deyince papaz teslim edildi. Çıkıp, ‘Araştırmazsanız namertsiniz’ diyemedi ya. Kaşıkçı dosyasını Suudi Arabistan’a gönderecekler şimdi. Cinayet yeri İstanbul… Bu Türkiye’nin itibarını ayaklar altına almaktır. Saraylı kafasının çıkarı için feda edemeyeceği hiçbir şey yoktur. Mavi Marmara gemisi… Filistin halkının hukukunu savunacaktın. Ne oldu? Bir gece Meclis’e bir karar getirdiler. Tazminat ödemeyiz, özür dilemeyiz dediler. Gittiler teslim oldular. Birilerinin arkasında gezen, birilerine yalvaran dünya lideri olur mu? Memleketin itibarını ayaklar altına alandan dünya lideri olur mu?
  2. Bunlar torpilcidir: Memleketin temiz evlatlarının hakkını, hukukunu yerler.
  3. Tümüyle görgüsüzdürler: Lükse, şatafata çok düşkündürler. 13 uçak tutar, ‘devletin itibarıdır’ der. Devletin itibarı demokrasiyle, üretimle, hukukla olur. 84 milyonu 5 kişiye peşkeş çekmemekle olur. Gösterişi bunlar kadar seven kimse yoktur. 50 bin dolarlık çantayla gezilir mi ya? Yatağa aç giren çocuklar, çöpten yiyecek toplayan insanlar var ya.
  4. Bunlar temiz değildir, bozulmuşlardır: Toplumsal insani değerleri kaybetmişlerdir. Uyuşturucu baronları ile iç içelerdir. Pudra şekerini kullanan bir kuşak yetiştirmeye çalışıyorlar. Uyuşturucu baronlarını yeri gelince hapisten çıkarıyorlar. Uyuşturucu baronuna da meşruiyet kazanacak kadar bozulmuşlardır. Öyle bir noktaya gelmiştir ki bunlar bu ülkenin şehitlerine bile kelle diyecek noktaya gelmişlerdir.
  5. Bunlar yüzsüzler: 128 milyar doları iç ettiler, meydanda geziyorlar. Biz olsak sokağa çıkamayız bir de kitap yazıyor bunlar. Ama 128 milyar dolar yok. 10 bin dolar rüşvet alanı korudular. Bu kadar yüzsüzlük olur mu ya? Bunu İçişleri Bakanı söylüyor, Erdoğan, bakan, koruyor. Böyle bir yüzsüzlüğü tarih yazmamıştır. Bu milletin hasreti, örfü adeti vardır. İnsanın yüzü kızarır ya!
  6. İnkarcıdırlar: Kabahatlerini birine yıkma konusunda bunlar kadar becerikli kimse yok. Parayla bir sürü insanı satın alabiliyorlar. Zamlar olur, dış güçler yaptı. Üreticileri terörist ilan ettiler.
  7. Aynı zamanda yalakadır: Bunların böyle bir ekibi de vardır. 27,5 yıl devlete alnımın teriyle hizmet ettim. Arkamdan kimse elle tutulur hiçbir şey söylemedi. İftiralara maruz kaldım ama alnımız ak. Mal varlığımı kendi siteme koydum siteye girince. Hesabını veremeyeceğimiz şey yok. Yalakalık öyle boyutlara ulaştı ki. Bunların vekilleri TV’de kendilerini savunamıyorlar. Bunların yerine paralı gazetecileri çıkarıyorlar. Dişe diş savunuyorlar. Bunlar da utanmıyor. Bu kadar haksızlığı nasıl savunursun ya?
  8. Vicdansızdırlar: 21. yüzyılda “Kuru ekmek yiyorsanız karnınız toktur” diyorsa bir milletvekili bunda vicdan yoktur. KHK’lılar için “ağaç kökü yesinler” dediler. Vicdan yok mu sizde ya? Ahlak yok mu? Ekmekten vergi alırlar, kur korumalı mevduat sahiplerine yüzde 90 faiz verirler, faizden vergi almazlar. Geçmişte AKP’ye MHP’ye oy veren kardeşlerim, bunlar şekeri 280’den alıp 800’e satarlar. Bunlarda vicdan var mıdır ya?

“Saraylı kafasının 8 temel özelliğini saydım. Bütün kardeşlerim bunları ezberlesinler. Söylediklerimin fazlası yoktur eksiği vardır” diyen CHP Genel Başkanı, ‘saraylı’ derken kastettiği kişileri saray ve şürekası, saraydan beslenenler, 5’li çeteler, ihalesiz iş alanlar, yolsuzluk yapıp üstü örtülenler, uyuşturucu baronlarına, tefecilere, faizcilere hizmet edenler şeklinde sıralayarak, “Saraylı kafası onların TV’lerinde, gazetelerinde var. 84 milyon bu saraylı kafasını besliyor” dedi.

Erdoğan’ın çıkıp vatandaşa fedakarlık çağrısı yaptığını söyleyen Kılıçdaroğlu, “Çiftçi kardeşim, siz tarlanıza feda etmeyin, ama saraylı kafasına veda edebilirsiniz. Esnaf kardeşim dükkanını feda etme, sana bir şey yapmayım fedakarlık yap diyorlarsa ‘dur kardeşim’ diyeceksin. Sandık gelirse sana veda edeceğim diyeceksin.  Onlar bozdu biz düzelteceğiz, onlar çaldı biz yerine koyacağız. Onlar bir yılda bu memleketi 20 yıl geriye götürdü. Biz 5 ayda memleketi 5 yıl ileri götüreceğiz. Onlar kavga ettirdi, biz barıştıracağız. Onlar ayrıştırdı, biz kucaklayacağız. Onlar üzdü, biz sevindireceğiz. Onlar bunalttı, biz bu millete rahat bir nefes alacağız” diye konuştu.

Paylaşın

HDP’li Sancar: Enflasyon Üç Haneli, Adalet, Hukuk, Demokrasi Sıfır

Partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Üç haneli enflasyonun gerçek nedenlerini biliyoruz ekleyeyim: Sıfır demokrasi, sıfır hukuk, sıfır adalet. Bütün o talan, rant, savaş politikalarının yanına bir de demokrasiyi rafa kaldırmak hukuku yok etmek adaleti tamamen ezmek bu düzenin bu soygunun, bu sefalet tablosunun nedenleridir” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, açıklamasının devamında, “Enflasyon üç haneli, adalet, hukuk, demokrasi sıfır. Biz bu denklemi değiştireceğiz. Bunun için inancımız da gücümüz de kararlılığımız var. Bu yol üçüncü yoldur. Bizim ne kimsenin lütfedeceği bir masada kürsüye ihtiyacımız var, ne de birilerinin bizi meşru görme konusunda sözlerine ihtiyacımız var. Yerimiz meydanlarda, halkın içindedir.” ifadelerini kullandı.

Sancar, “Bir perişanlık bir sefalet kol geziyor bu ülkede. İnsanlarımızın yüzde 90’ı yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşıyor. Bu tablo iktidarın bilinçli politikalarının bir sonucudur. Çünkü bu iktidar halka değil sermayeye, bu ülkeye değil yandaşlara ranta ayırıyor kaynakları o yüzden ülkede sefalet açlık kol geziyor ” dedi.

TÜİK tarafından yüzde 61 olarak açıklanan enflasyon rakamlarını hatırlatan Sancar Türkiye’nin yüksek enflasyonda dünya sıralamasında ikinci olduğunu kaydetti. Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) 12 aylık enflasyon artışını yüzde 142,63 olarak duyurduğunu hatırlatan Sancar “Üç haneli enflasyona ulaşmış durumdayız” diye konuştu.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sancar, şunları söyledi:

“Grup toplantımıza hoş geldiniz. Bugün 5 Nisan Avukatlar Günü. Savunma, adaletin temelidir bunu biliyoruz. Ama savunmaya yönelik baskıların, adaleti çökertme politikaları sonucu olarak her geçen gün daha da ağırlaştığını biliyoruz. Buradan insan hakları için, adalet için, hak için mücadele eden bütün avukatların gününü kutluyorum. Meslektaşlarım, öğrencilerim, sınıf arkadaşlarımdırlar. Büyük bedeller ödeyerek cesaretle mücadele sürdüren bütün avukatlara teşekkürlerimi iletiyor, tebrik ediyorum.

“İktidarın sürdürdüğü politikalarla ülke yoksullaşıyor”

Ülke yangın yeri. Bizler gittiğimiz her yerde bu yangının ne kadar büyük olduğunu bizzat halkın içinde gözlüyoruz, görüyoruz. Büyük bir krizin içine sürüklenmiş insanlarımızın büyük çoğunluğu yoksulluk ve açlık sınırı altında yaşıyor. Bu, iktidarın bilinçli politikalarının sonucudur. Çünkü bu iktidar halka değil sermayeye, ülkeye değil ranta ve sömürüye ayırıyor kaynakları. O nedenle ülkede yoksulluk, açlık, sefalet kol geziyor. En son hafta sonu Malatya’da gördük bunu ama gittiğimiz başka şehirlerde de tablo değişmiyor. Belki bazı bölgelerimizde ve şehirlerimizde çok daha ağır sorunlar yaşanıyor. Bunların hepsi bu ülkenin içine sürüklendiği bilinçli politikaların ve çöküşün ürünüdür. Bir çöküş yaşanıyor. İktidarın onca yıldır sürdürdüğü politikalarla ülke yoksullaşıyor, insanlarımız perişan hale sokuluyor.

“Yoksulluk ve açlık 3 kat arttı”

Enflasyon rakamları açıklandı. Son 20 yılın en yüksek rakamları ama pek çok açıdan rekorlar var. Onları ayrı ayrı saymayacağım, enflasyonun ne demek olduğunu hepimiz ancak yaşayarak öğrenebiliyoruz. Sadece rakamlardan ibaret değildir enflasyon. Bizzat hayatın içinde yaşadığımız acı bir gerçekliktir. Dünya sıralamasında Türkiye 2. sırada yüksek enflasyonda. Enflasyon halkın ezilmesi demektir, zamların üst üste gelmesi demektir. Hangi ürünlere, hangi kalemlere ne zamlar geldi? Açıklanan rakamlar iktidarın kontrolünde olan ve manipüle ettiği bir kurumun rakamı yani TÜİK’in rakamları.

Yüzde 61’in üzerinde gösteriyor TÜİK ama ENAG’da çalışan değerli akademisyenler bu oranın yüzde 140’ların üzerinde olduğunu söylüyorlar. Yani 3 haneli rakamlara ulaşmış durumdayız. Yani yoksulluk ve açlık 3 kat daha artmıştır. Üstelik bu iktidar yıl sonu enflasyonu öngörüsünü yüzde 22 civarında açıklamıştı. İlk 3 ayda bunu geride bırakmış oldu. Nereye gidiyor bu paralar? Bu ülkenin kaynakları var, bu ülkenin zenginlikleri var. Bu ülkede adil ve refah içinde yaşam sürmek için imkanlar var ama bunların nasıl kullanıldığı işte sonucu belirliyor.

“İktidar kaynakları ranta ve savaşa aktarıyor”

İktidar bu kaynakları talana, ranta, sömürüye, savaşa aktarıyor. O nedenle ülkede büyük çoğunluğu yoksullaştırıyor, küçük bir azınlığı durmadan zenginleştiriyor. Ortada çetelere, bir avuç sermayedara peşkeş çekilen kaynaklar var. Bunun sonucunda ortaya çıkan acı bir gerçek var; zam oranları. Doğalgaza yüzde 100’ün üzerinde zam geldi. Elektrik de aynı şekilde zamlandı.

Akaryakıta, benzine, mazota yüzde 200’ün üzerinde zam yapıldı. Ayçiçek yağı, un, şeker ve diğer gıdalara en az yüzde 100 zam geldi. Emekliye yüzde 25, memura yüzde 30, asgari ücrete yüzde 50 zam yapıldı ama bunların hepsi ilk 3 ayda eridi gitti. Böylece böbürlene böbürlene ilan ettikleri zam rakamlarının tamamı emekçilerimizin, dar gelirlimizin, emeklimizin cebinden uçtu gitti. Geriye yoksulluk, yokluk ve sefalet kaldı.

“Milletin aşına, ekmeğine, geçimine göz dikenlerden mutlaka hesap soracağız”

Asgari ücretin yeniden düzenlenmesini talep ediyoruz, kanun teklifi veriyoruz. Diyoruz ki 3 ayda bir yenilenmeli ve enflasyona göre yeniden ayarlanmalıdır. Sadece asgari ücret değil bütün ücretler için geçerli. Oysa iktidar, asgari ücretin artırılması konusunda çelişkili açıklamalarla şaşkınlık içinde ne yapacağını, halka ne anlatacağını bilmeden hareket ediyor. Bir bakıyorsunuz yakında asgari ücrete zam yapılacak diye bir bakan çıkıyor, sonra AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı bunu yalanlıyor yani asgari ücrete ancak Aralık ayında zam yapılacağını söylüyor. Kendisinin bir sözünü aktaracağım.

Erdoğan’ın sözü şu: Vicdansızlık yaparak milletin aşına, ekmeğine, işine göz dikenlere acımayacağız. Kim bunlar? Esnaf mı, küçük üretici mi, emekçi mi, emekli mi, kim bunlar? Milletin aşına ekmeğine geçimine göz dikenler kimler? Tabii ki bu iktidardır. Biz buradan ilan ediyoruz. Milletin aşına, ekmeğine, geçimine göz dikenlerden mutlaka hesap soracağız. Bunların kim olduğunu bu halk biliyor ve vicdansızlığın nereden geldiğini de biliyor. Zamanı gelince bir fatura olarak bu iktidarın karşısına çıkaracaklar.

“İktidar korkuyor, korkusu büyüdükçe de saldırganlığı artıyor”

Bunlar hayal satmaya çalışıyorlar. Hayali ticaret Türkiye geçmişinde de bir gerçeklik, fakat bunların satabilecekleri hayal bile kalmadı. Sadece yalan-çarpıtma ve sürekli olarak baskı ile ayakta kalmaya çalışıyorlar. Yalanlarla ayakta kalmaya çabalıyorlar. Hakikatleri sürekli çarpıtıyorlar. Bu yetmiyor, itiraz edenin sesini kısmaya çalışıyorlar. Kaç kere söylemiştim burada bir kez daha söyleyeyim.

Yoksullukla mücadele derdi olmayan iktidarlar, yoksullarla mücadele ederler. Çünkü yoksulların sesini yükseltmesi, itirazını büyütmesi bu düzenin sonunu getirecek bilirler. İşte biz de bu düzenin sonunu getirecek olanın ne olduğunu gayet iyi bildiğimiz için sürekli olarak bütün emekçilerin, ezilenlerin, ötekileştirilenlerin, mağdurların ve mazlumların bir araya gelmesini savunuyoruz.

Bu çağrıyı yapıyor ve bu yolda ilerliyoruz. İlerledikçe de bu gücü ortaya çıkarıyoruz. Bu iktidar da bu gücü gördükçe korkuyor. Korkusu büyüdükçe saldırganlığı artıyor. HDP’ye saldırılarının temelinde tam da bu korku var. Biz ekmek ve özgürlük mücadelesini birleştirdiğimizde, hak ve adalet mücadelesiyle iş ve aş mücadelesini buluşturduğumuzda bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. İşte bunu görüyor ve bunu biliyorlar. Bundan korkuyorlar.

“Üç haneli enflasyonun nedeni sıfır demokrasi, sıfır hukuk, sıfır adalet”

Üç haneli enflasyonun gerçek nedenlerini biliyoruz. Sıfır demokrasi, sıfır hukuk, sıfır adalet. Evet, bütün o talan, savaş ve rant politikalarının yanına bir de demokrasiyi rafa kaldırmak, hukuku yok etmek, adaleti tamamen ezmek bu düzenin, bu soygunun, bu sefalet tablosunun nedenidir. Enflasyon üç haneli; adalet sıfır, hukuk sıfır, demokrasi sıfır. İşte biz bu denklemi tersine çevireceğiz. Bu denklemi tersine çevirdiğimizde bu ülkeye adaleti de refahı da eşitliği de barış içinde ortak yaşamı da getireceğiz.

Bunu getirmek için inancımız da var, gücümüz de var, kararlılığımız da var. Bu yol Üçüncü Yoldur. Bu ülkeyi aydınlığa çıkaracak olan yoldur. Bu ülkeye gerçek alternatifi sunan yoldur. Bu yol bizim yolumuzdur. Adalet yoludur, demokrasi yoludur, barış ve özgürlük yoludur. HDP, Üçüncü Yolu büyüttükçe; demokrasi güçleriyle, ezilenlerle, emekçilerle birlikte yürüyüşünü güçlendirdikçe bu karanlık tünelin ucunda aydınlığın olduğunu hepimiz daha iyi görüyoruz ve başaracağız. Newroz meydanları bunu gösterdi. Kongrelerimizde ve sokaklarda bunu görüyoruz.

“Bizim kimsenin lütfedeceği bir masada kürsüye ihtiyacımız yok”

HDP halkın içindedir. HDP halk ile birliktedir ve halk için çalışmaktadır. Bu çalışmaların sonucunu büyük bir demokrasi ittifakını inşa ederek mutlaka alacaktır. Bu sonuçlar mutlaka ortaya çıkacaktır. Bizim ne kimsenin lütfedeceği bir masada kürsüye ihtiyacımız var ne de birilerinin bizi meşru görme konusunda sözlerine ihtiyacımız var. Meşruluğumuz haklılığımızdadır, yerimiz meydanlardadır, halkın içinde ve halk ile birliktedir.

“Hem bu iktidarı göndereceğiz, hem de bu iktidarı besleyen düzeni değiştireceğiz”

Evet, bu düzeni değiştireceğiz. İktidarı göndermekle kalmayacağız, bu iktidarı götürecek gerçek güç bu ülkeye özgürlükçü, adaletli bir seçenek oluşturacak güçtür. Alternatif üretmeden, bunu halka gerçekçi bir şekilde aktarmadan, halkın buna inanmasını sağlamadan bu iktidarı da gönderemezsiniz bu düzeni de değiştiremezsiniz. Biz ikisini birlikte yapacağız. Hem bu iktidarı göndereceğiz, hem de bu iktidarı besleyen düzeni değiştireceğiz. Bu konuda kararlıyız. Bütün kuşatmamalara, baskılara, adaletsizliğe ve engellemelere rağmen bu yoldan bir milim şaşmadık ve şaşmayacağız. Biz halk için varız ve halkın gücü bu düzeni değiştirmeye yetecektir. İnancımız tamdır, bunu en yakın zamanda bütün ülkeye ve bütün dünyaya göstereceğiz. Bunu göstermeye ve başarmaya kararlıyız.

“Yeni yollar inşa edeceğiz, etmek zorundayız”

Çeşitli kumpaslarla bizi yolumuzdan alıkoymaya çalışıyorlar. Şurada Sincan’da Kobanî Kumpas Davası sürüyor. Her gün yeni rezaletler, hukuk ve adalet adına yeni rezaletler yaşanıyor. Mahkemenin heyet başkanının bir çete üyesi olarak soruşturmaya tabii tutulması, gözaltına alınması davanın kumpas olduğunun en açık kanıtıdır. Kimler, hangi güçler bu davanın arkasında, biliyoruz.

Hangi amaçla bu dava yürütülüyor, biliyoruz. Bildiğimiz için en ufak bir tereddüt yaşamadan arkadaşlarımızla birlikte dimdik hakkı, hakikati ve demokratik geleceği savunmaya devam edeceğiz. Mahkeme salonunda yoldaşlarımız bu kumpasları hem mahkeme heyetinin hem de onların arkasındakilerin yüzüne çarpıyor. Hem de halka ulaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Belki bizim eksikliğimizdir, belki yeterince kanal yaratamıyor olabiliriz arkadaşlarımızın sesini bu ülkenin bütün insanlarına ulaştırmak için.

Evet, medya kontrol altında, iktidar her şeyi kontrol ediyor, seslerimizi kısmak için her yolu deniyor ama yine de yol bulmak zorundayız. Orada her gün adalet, barış, hak, hukuk ve demokrasi adına söylenen sözleri tarih yazıyor ama bizler bu sözleri en geniş kesimlere ulaştırmakla yükümlüyüz. Bu yükümlülüğümüzü yeterince yerine getiremiyorsak arkadaşlarımıza özeleştiri veriyoruz. Ama uğraşacağız, çabalayacağız. Yol yaratacağız, yolların tamamı kapatılırsa yeni yollar inşa edeceğiz, etmek zorundayız.

“Selam olsun Kobanî Kumpas Davasında onurla direnen yoldaşlarımıza!”

Sahte belgeler, sahte gizli tanıklar, savunma hakkının kısıtlanması, mahkemeye gidiş gelişlerdeki işkenceler, yaşanan hukuksuzluklar hepsi bu davanın kumpas davası olduğunu ortaya koyuyor. Ne yapacaklarını şaşırmışlar, hangi yolu deneyeceklerini bilemiyorlar. O nedenle tek yolda ilerliyorlar. Pişkinlik, yüzsüzlük ve tabii bunların ortak paydası olan vicdansızlık.

Yolu bu şekilde gidebileceğini sanan çok zalim çıktı tarihte, geçmişte başka ülkelerde ve bu topraklarda. Ama direnenler hep kazandı. Bunu biliyoruz. Hak ve hakikat mutlaka kazandı. Bunu biliyoruz, burada da aynı şeyi bir kez daha göstereceğiz. Arkadaşlarımız onurla direniyor, bu ülkeye eşit ortak yaşamı ve demokrasiyi getirmek için konuşuyor ve ayakta dimdik durarak sözlerini her yere söylüyor. Selam olsun bu arkadaşlarımıza, selam olsun bu yolda direnen bütün yoldaşlara!

“Tanıklar tanıklıklarını reddediyor, görün nasıl bir kumpas söz konusu”

Örnekler saymak istiyorum. Bu kürsüden bunları halka duyurmak vazifemizdir. Mahkeme davanın seyrini değiştirmek için zorlama yöntemlerle daha önce belirlediği müştekileri arıyor, davaya katılmalarını talep ediyor. Buradan hem bir suç unsuru üretmeye hem de şikayetçi sayısını artırmaya çalışıyor. Bu amaçla biliyorsunuz Et ve Süt Kurumunu bile mahkemeye dahil etmişlerdi mağdur olarak. 6-8 Ekim 2014’te şüpheli olarak ifadeleri alınanların, ifadeleri şimdi tanık olarak dosyaya konuyor ve onlar da bu ifadeleri reddediyorlar.

Bizzat kendilerinin bu mahkeme heyetinin ve arkasındaki güçlerin tanık olarak duruşmada konuşturdukları kişiler, bu tanıklığı reddediyor. Kendilerine manipülasyonlarla söyletilmek istenen sözleri söylemiyorlar. Bu kadar baskı varken, bu kadar zulüm varken bu insanlar bu ifadeleri vermeyi kabul etmiyorlar. Yani delili nereden üreteceklerini de bilemiyorlar. Başvurdukları kaynaklar da onların istediklerini değil tam tersini ortaya koyuyor. Mahkeme başkanı sürekli tanıkları yönlendirmeye çalışıyor. Arkadaşlarımız cevabını veriyor elbette ama görün işte nasıl bir mizansen, nasıl bir kurgu, nasıl bir kumpas söz konusu.

“Umut arttıkça güç büyüyecek ve bu savaşçı iktidar da gidecek”

Tekrar söylüyorum, bu mahkeme heyetinin başında yer alan kişi uzun süre duruşmaların seyrini belirledi. Kimdi bu Bahtiyar Çolak. 23 Mart’ta kendilerini derin devletin ticari istihbarat ayağı olarak adlandıran Atadedeler suç örgütüne düzenlenen operasyon kapsamında gözaltına alındı. Böylece bu davanın heyetlerinin de nasıl belirlendiğini, bizzat bu sistem gizleyemez hale geldi.

Yani sistemin kendisi de kumpası gizleyemez durumdadır. Böyle bir mahkemeden adalet nasıl beklenir? Kim, neyin adaletini sağlayacak böyle bir kurguda, böyle bir ortamda, böyle bir mekanizmada. Buradan adalet elbette çıkmayacak ama buradan adalet umudu, inancı bizim arkadaşlarımızın o direnciyle çıkacak. Tıpkı HDP’nin her yerde yaptığı gibi. Mücadele büyüdükçe umut artacak. Umut arttıkça güç büyüyecek. Güç büyüdükçe bu iktidar gidecek. Bu zalim, bu sömürücü, bu yalancı, talancı, savaşçı iktidar da gidecek.

“Alternatif büyük barış isteyen HDP’dedir, Demokrasi İttifakındadır”

Bu iktidar bütün bunları yapıyor ama doğrusunu isterseniz, diğer muhalefet partilerinin de bu iktidarın yaptıkları karşısında söylediği pek anlamlı bir söz duyamıyoruz. Bunca açık bir kumpas davasına, bu kadar büyük adaletsizliğe, bu kadar büyük hile yalan dolana karşı, geleceğe adalet vaadiyle yola çıktıklarını iddia eden muhalefet partilerinden de diğer muhalefet partilerinden de anlamlı bir söz, ciddi bir tepki duymadığımız gibi HDP’yi kriminalize etmeye yönelik bazı fısıltıları veya bazı lafları duyabiliyoruz.

Bir ülkede bu kadar büyük bir adaletsizlik, soygun, talan, yalan ve savaş varken halka umut verebilmeniz için cesur, tutarlı ve samimi olmanız lazım. Eğer bunu yapmazsanız bu iktidarın çizdiği oyun sahası içinde kalmaya devam ederseniz, alternatif olduğunuza bu halkı inandıramazsınız. Alternatifin nerede olduğunu bu halk biliyor. Alternatif gerçekten barış isteyen, güçlü demokrasi isteyen, adalet isteyen, barış isteyen, büyük barış isteyen HDP’dedir. Alternatif buradadır. Bu fikriyattadır, mücadelededir.

Halk bu mücadelede kimlerin tutarlı, samimi, kararlı, dirençli olduğunu her geçen gün daha iyi görecektir. O nedenle, HDP ve birlikte yürümek için büyütmeye çalıştığı Demokrasi İttifakı bu ülkede bu topluma gerçek alternatifi sunuyor. Yeni bir başlangıç için seçeneğin ve umudun nerde olduğunu gösteriyor. Bunun için bedel ödüyor. Bunun için her türlü zorluğu göze alıyor HDP ve HDP’nin her bir ferdi ve bireyi.

“Alternatif olmak istiyorsanız, bu iktidarın zihniyetinden uzaklaşmak zorundasınız”

Demokrasi güçleriyle bu birlikteliği büyüttükçe alternatifi hayata geçirmek için hiçbir sebep yok. O nedenle tekrar diğer muhalefet partilerine buradan seslenmeyi görev biliyorum. Macaristan gibi örnekleri uzun uzun anlatamayacağım. Dünya tarihinde yakın ve uzak örnekleri de anlatmayacağım. Bir şeyi mutlaka vurgulamak gerekiyor. Eğer bu iktidarın alternatifi olmak istiyorsanız bu iktidarın zihniyetinden uzaklaşmak zorundasınız.

Eğer gerçekten bu ülkeye demokrasi adalet, barış, getirmek istiyorsanız iktidarın çizdiği oyun sahası içinde kalmayacaksınız. Kalırsanız alternatif değil makyajlı, yeni görünümlü eski düzenden başka bir yere çıkmaz bu yol. Bu ülkenin böyle zaman kaybetmeye tahammülü kalmadı. Bu ülkede yıkım, zulüm, adaletsizlik almış başını gidiyor. Hiçbirimizin ve hiç kimsenin bunun karşısında oyunlarla, kuru sözlerle, boş mesajlarla vakit geçirmeye hakkı yok. İşte HDP bunu her seferinde bütün mücadele alanlarında ortaya koymaya devam ettiği için baskılara rağmen umudu büyütüyor ve gerçek seçeneğin adresini gösteriyor.

“Halkın iradesini, değişimin kaynağı yapmayı mutlaka başaracağız”

İşte buradadır. Üçüncü Yoldadır. Demokrasi, özgürlük, eşitlik buradadır. Bu inanç bizim kararlılığımızla her geçen gün daha da büyüyor. Her gittiğimiz yerde halklarımız buna nasıl daha fazla sarıldığını ve bu fikriyat etrafında nasıl kenetlendiğini bize gösteriyor. Sorumluluğumuz büyüktür, bunun farkındayız. Bu fikriyatın hakkını her alanda eksiksiz yerine getirdiğimizi iddia etmiyoruz. Eksiklerimiz var, bunları da halkın uyarılarıyla önümüze koyuyoruz.

Eksikler nerededir, yanlışlar nedir bunları değerlendiriyoruz ve bu ülkeyi bu final yılında özgürlüğün, adaletin, eşit, yurttaşlığın barışın yolunun açıldığı bir duruma getirmek için her fedakarlığı ve mücadeleyi yapacağız. Buradan halkımıza bunun için bir kez daha söz veriyoruz. Bizi uyarmaya devam edin, bizi eleştirin, eksiklerimizi gösterin, yolumuzu aydınlatın. Bizim yolumuzu aydınlatacak olan halkın vicdanıdır, halkların sağduyusu ve ortak umududur. Biz o iradeye ve umuda bağlı kalmaya söz veriyoruz. Onların bu iradesini bu ülkede değişimin kaynağı yapmayı mutlaka başaracağız. Bunu da bir kez daha vurgulamak istiyorum.

“Ülkede savaş politikalarına sarılan iktidar, barış ve arabuluculukta nasıl inandırıcı olsun?”

Bu iktidar, ülkedeki yıkımın üstünü örtmek için şimdi barış güvercini rolüne soyunmuş uluslararası alanda. Ukrayna işgali ile devam eden savaşta bu iktidarın kapmaya çalıştığı rolden söz ediyorum. Savaş yıkımdır bunu biliyoruz. Her geçen gün fotoğraflar çıkıyor. Savaş acıdır ama yıkım ve acı esas olarak halklar içindir, muktedirler için değildir. Bir avuç savaş baronunun buradan nasıl nemalandığını biliyoruz.

Barışı her yerde ve her şart altında savunmayı varlık nedenimiz olarak görüyoruz. Savaşın her türüne karşı çıkmayı varoluş gerekçemiz olarak görüyoruz. Bu iktidar Ukrayna işgali ile başlayan ve yıkımlarla devam eden savaşta barışı kuracak aktör, arabulucu rolünü üstlenmek için uğraşıyor ama nasıl inandırıcı olsun. Ülkede savaş politikalarına sarılan, bölgede savaş ve işgal politikaları yürüten bu iktidarın nasıl bu savaşta barışı sağlayacağına inansın insanlar. Biz uyarıyoruz.

Dolmabahçe’de buluşma oldu ve yandaş gazeteciler “Dolmabahçe umut yarattı” diye manşet attılar. Oysa Dolmabahçe’nin umut yarattığı başka bir örnek var. 2015 28 Şubat’ında Dolmabahçe Mutabakatı vardı ve umutlar yeşermişti ama bunları yok eden bu iktidar oldu. Üstelik bunu yok etmekle kalmadı en ağır savaş politikalarına başvurdu. O savaş politikalarının yarattığı yıkım ortada. Ülkenin geldiği bu çöküş tablosunun en önemli sebebi de bu savaş politikalarıdır.

“Esas görevimiz bu ülkede büyük bir barış hareketi oluşturmaktır”

Böyle savaş politikaları yürüten bu iktidarın şimdi barış güvercini rolünü oynaması inandırıcı değildir. Biz bu savaşın ancak halkların ortak iradesiyle ve halkların hakları teslim edilerek sona erebileceğini biliyoruz. Öyle bir yandan savaş politikaları yürüten öbür yandan başka yerlerde barış güvercini rolü oynayanlarla değil, bu savaştan fırsatçılık yaratma hevesinde olanlarla değil, halkların ortak mücadelesi ile sağlanabilir barış. Ülkede de böyle bölgede de böyle, dünyanın her yerinde de bu böyledir.

O nedenle tekrar söylüyoruz; esas görevimiz bu ülkede büyük bir barış hareketi oluşturmaktır. Bu barış hareketi önce bu ülkedeki savaş politikalarına karşı güçlü bir set oluşturacaktır. Önce bölgede barışı sağlamak için, bölgede yeni katılımlarla büyük bir barış hareketinin daha da büyümesi sağlanmalıdır. Ve uluslararası barış hareketiyle bu çerçevede mutlaka ama mutlaka dayanışma içinde olmak gerekiyor. Ortak mücadele içinde olmak gerekiyor. Barışı halkların ortak mücadelesi sağlayabilir, halkların güçlü talebi sağlayabilir. Halkların haklarına saygı temelinde yürütülecek mücadele sağlar.

“Sadece Ukrayna’da değil Afrin’de Rojava’da da işgale karşı çıkacağız”

O nedenle şimdi bu savaştaki arabuluculuk girişimlerini ülkede kendi politikalarına yönelik bir onaya dönüştürmeyi başaramayacak bu iktidar. Başaramaması için bizlerin gerçek, kalıcı ve evrensel barışı hedefleyen büyük hareketi birlikte oluşturmamız lazım. Demokrasi İttifakının temel hedeflerinden biri budur. Savaşa her yerde hayır, barış her yerde ve hemen şimdi diyeceğiz. Sadece Ukrayna’da değil Afrin’de Rojava’da da işgale karşı çıkacağız. Sadece bir yerde yürütülen savaşa değil bu ülkedeki savaş politikalarına karşı çıkacağız.

Adalet nasıl ayrımsız savunulunca anlamlı bir mücadele konusu olabilirse barış da öyledir. Adaleti ayrımsız savunursanız ancak adaleti istediğinize inandırırsınız insanları. Barış için de aynı şey geçerlidir. Barışı her yerde ve herkes için ve hemen şimdi istemezseniz, barış konusunda samimi olduğunuz asla kabul edilemez. Biz savaşları halkların ortak demokratik ve eşit hak mücadelesiyle bitireceğimizi biliyoruz. Bunun için de mücadeleyi büyütmeyi önümüze büyük bir görev, büyük bir hedef olarak koyuyoruz ve bunu da mutlaka başaracağız.

“Newroz gerçek barışın ne demek olduğunu haykırdı”

Bu iktidar HDP’yi hedef alıyor, Üçüncü Yol siyasetinden korkuyor. Ama Üçüncü yol siyasetinden korkan başka çevreler de var. Üçüncü Yol siyasetinin bu ülkede büyük barışı sağlayacak asıl alternatif olduğunu bilenler, bu düzenin değişeceği yolun da bu olduğunu biliyor. O nedenle önümüzü tıkamak için her türlü açık, örtülü oyuna başvuruluyor, başvurulacak ama biz yolumuzdan şaşmayacağız. Biz bu ülkeye, bu ülkenin halkalarına demokrasiyi, adaleti, barışı getireceğiz. Bunun için ne gerekiyorsa yapacağız .

Bizimle gelecek. HDP’yle büyük barış kurulacak, demokrasi ve adalet kurulacak. Emekçilerin, ezilenlerin, ötekileştirilenlerin, büyük buluşmasıyla değişecek bu düzen. Newroz bunu haykırdı. Newroz gerçek barışın ne demek olduğunu haykırdı. Newroz aynı zamanda gerçek kurtuluşun nereden ve nasıl geçtiğini gösterdi. Türkiye’nin 70 merkezinde milyonlar meydanlara doluştular, ortak mücadele istediler, ortak mücadele için iradelerini ortaya koydular. Bu ortak mücadeleyi de soyguna, sömürüye, savaşa, talana, yalana karşı birlikte yürüme çağrısını büyüttüler.

“Newroz’da verilen mesajları 1 Mayıs’ta daha da büyüyeceğiz”

İşte o mesajları şimdi biz 1 Mayıs meydanlarında daha da büyüyeceğiz. 1 Mayıs’a da bu ruhla hazırlanıyoruz. 1 Mayıs meydanları da bu ruhla dolacaktır. İşte bu ruh, ülkenin gerçekten demokrasiye, eşitliğe, özgürlüğe, adalete ulaşacağı yolu da bizlere göstermektedir. Bizlerin önüne bu yolu yürümeyi bir görev olarak koymaktadır. Bugün dünden daha umutluyuz, bugün dünden daha güçlüyüz. Bu ülkede en büyük şey acıdır, acılar büyütülmektedir; yoksullukla, zulümle, baskıyla büyütülmektedir.

Acılara alışılmaz. Bazı yandaş gazetecilerin sözlerini dinliyorum. “Ben bu zamlara alıştım halk da alışacak” diyorlar. Ama unutuyorlar bu yoksulluk aynı zamanda büyük bir acıdır. Sevgili ozan Ahmet Telli’nin dediği gibi “Acılara alışılmaz. Bir şeyler var değişecek. Bir şeyler var değiştirmemiz gereken. Önce acılardan başlanacak.” Biz acıları değiştireceğiz. Acılar; umutsuzluk ve yılgınlık, kin ve nefret kaynağı olarak değil aşk için bir kaynak olarak kullanılmalı. Özgürlük, demokrasi, barış ve adalet aşkı için bu acıları mücadele kaynağımız yapacağız. Başaracağız bundan şüphemiz yok. Kimsenin de şüphesi olmasın. Yolumuz açıktır. Hak yardımcımız, Hızır yoldaşımızdır.”

Paylaşın

Türkiye, OECD Ve AB’de Sağlığa En Az Pay Ayıran Ülke

Türkiye milli gelirden sağlığa en az pay ayıran ülkelerin başında geliyor. Türkiye, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ile Avrupa Birliği (AB) üyeleri arasında Gayrisafi Yurt İçi Hasıladan (GSYH) sağlık harcamalarına en az pay ayıran ülke.

Pandemi döneminde dünyanın birçok ülkesinde salgın kadar, sağlık çalışanları ve sağlık sektörünün içinde bulunduğu sorunlar da konuşulmaya başlandı. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde bile sağlık sektöründeki ciddi eksiklikler pandemi ile gün yüzüne çıkmış oldu ancak genel olarak sağlığa daha fazla bütçe ayırabilen ülkeler sektördeki sorunlarla daha kolay baş edebiliyor.

Bu arada Türkiye’de son dönemde ülkeden ayrılan ve ayrılmak isteyen doktorların sayısındaki hızlı artış dikkat çekiyor.

Türkiye milli gelirden sağlığa en az pay ayıran ülkelerin başında geliyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ile Avrupa Birliği (AB) üyeleri arasında Gayrisafi Yurt İçi Hasıladan (GSYH) sağlık harcamalarına en az pay ayıran ülke. Türkiye’de 2020 yılında sağlık harcamalarının GSYH’ye oranı yüzde 4,7 iken OECD ortalama yüzde 8,8 oldu. Peki, sağlık harcamalarına en fazla pay ayıran ülkeler hangisi, Türkiye ve diğer ülkelerde durum ne?

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Covid-19 salgını döneminde adını en sık duyduğumuz kurumların başında. DSÖ’nün kuruluşu olan 7 Nisan dünyada Dünya Sağlık Günü olarak kutlanıyor. Her sene 7 Nisan’da sağlık çalışanlarının ve sağlık harcamalarının durumu bir kez daha gündeme geliyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve OECD verilerine göre Türkiye’nin bu alandaki karnesi hiç parlak değil. TÜİK verilerine göre 2020 yılında Türkiye’de sağlık harcamasının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 4,7 oldu. OECD ile AB üyeleri arasında son sırada yer alıyor.

2020 veya 2019 yılı verilerine göre sağlık harcamalarına GSYH’den en fazla pay ayıran ülke yüzde 16,8 ile ABD. Bu ülkeyi İngiltere (yüzde 12,8), Almanya (yüzde 12,5), Fransa (yüzde 12,4) ve Kanada (yüzde 11,6) takip ediyor.

OECD’de sağlık harcamalarının GSYH’ye oranı ise yüzde 8,8. Türkiye 38 ülke içinde 38. sırada. Türkiye’nin hemen üstünde ise sırayla Lüksemburg (yüzde 5,4), Meksika (yüzde 6,2) ve Macaristan (yüzde 6,3) geliyor.

Bu oran diğer bazı ülkelerde ise şöyle: Hollanda yüzde 11,2; Belçika yüzde 10,7; Şili yüzde 9,4; Güney Kore yüzde 8,4, Kolombiya yüzde 7,7 ve İsrail yüzde 7,5. TÜİK 2020 yılı verilerine göre Türkiye’de kişi başı sağlık harcaması 2 bin 997 TL oldu.

Sağlık harcamalarının ne kadarı devletten ne kadarı özel sektörden?

TÜİK 2020 yılı verilerine göre Türkiye’de yapılan 100 liralık genel sağlık harcamasının 78 lirası devletten; 22 lirası ise özel sektörden geldi. Özel sektör demek büyük oranda halk demek.

Harcamaların detayına bakıldığında ise yüzde 51,7 ile Sosyal Güvenlik Kurumu ilk sırada. Merkezi devlet harcamalarının payı ise yüzde 25,6. Mahalli idarelerin payı ise yüzde 0,7 ile oldukça sınırlı. 100 liralık sağlık harcamasının 16,7 lirası ise hanehalklarından geliyor. Sigorta şirketlerinin toplam içindeki payı sadece yüzde 2,9.

Öte yandan, Türkiye genel sağlık harcamalarının GSYH’ye oranı 2020’de yüzde 5 idi. Cari sağlık harcamasının GSYH’ye oranı yüzde 4,7’de kaldı. Yatırımların toplam sağlık harcamasından çıkarılmasıyla cari sağlık harcaması bulunuyor. OECD verileri yatırımları içermiyor; sadece cari sağlık harcamasını kapsıyor.

(Kaynak: Euronews)

Paylaşın