Meral Akşener: Ekonominin Patronu Güvendir

Partisinin “Ekonominin Kurtuluş Planı” toplantısında konuşan İYİ Parti lideri Meral Akşener, “Ekonominin patronu güvendir. Bizim söylediğimiz şey, gerçekçi, hukukun üstünlüğüne dayanan, liyakat, şeffaflık, kayırılmanın, israfın olamadığı ilkelerin, kuralların, kurumların ilan edildiği ve herkesin ona uyduğu bir Türkiye. Bunun yolu da öncelikle bu ucube sistemden kurtulmaktır.” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, konuşmasında, Türkiye’nin yıllar içinde değişen Suriye politikasını eleştirerek, “Bu savrulmaların, bu tuhaf psikolojinin ve bu tuhaf yönetim anlayışının nedeni Cumhurbaşkanlığı sistemidir” ifadel4erini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İstanbul’da bir otelde düzenlenen ‘Ekonomide Kurtuluş Planı’ programında konuştu. Akşener’in konuşması şöyle;

“İYİ Parti kurulmamış olsaydı, bugün neyi konuşuyor olacaktık?. Bugün burada ekonomik programı ve diğer muhalefet partilerinin de açıkladığı ekonomik programları konuşmak için bir araya geldiysek, bunlar artık yapılabiliyorsa, bir umut bir heyecan varsa, ‘biz yapabiliriz-olabilir’ diyorsak, bunun birinci kilometre taşı İYİ Parti’nin kuruluşudur. Eğer bunu görmezden gelip bir bakış açısı ortaya konulursa, bu İYİ Parti’nin o dönemdeki çok acı çekmiş, büyük irade göstermiş mensuplarına, arkadaşlarımıza çok büyük bir haksızlık olur.

İYİ Parti’nin çok büyük bir zorluğun içerisinden direnerek var olduğunu; bu yüzden başka dirençlere saygı duyan, o dirençli insanların yanında duran, kıskançlığı hiç olmayan, rekabeti iş birliği içinde rekabet şeklinde anlayan siyasi bir parti.

Bu yanımız doğru anlaşılabilirse Türkiye’nin geleceğinde neyi hayal ettiğimizi, neler düşündüğümüzü ve bu pis dili ülkemize getiren bu ucube sistemden, yani partili cumhurbaşkanlığı sisteminden kurtulmamızın; demokrasiyle, sandıkta ve seçimle kurtulmamızın yolunu açar, umudunu canlı tutar ve ‘biz yapabiliriz’ diyebiliriz.

Birinci önceliğimiz farklılıklarımızdan ziyade müştereklerimizin üzerinden hem feyz alıp hem onu enerjiye çevirip hem de farklılıklarımıza saygı duyarak, yol yürüyebilmeyi sağlayabilmek. Burada en önemli aktör elbet İYİ Parti’nin kuruluşudur, o eylemdir. Muhalefette ya da iktidarda bütün siyasi partiler ve onların seçmenleri çok kıymetlidir. Orada bir sorunumuz yok ama İYİ Parti kurulmamış olsaydı bugün muhalefet kavramı içerisinde biz neyi konuşuyor olacaktık? Bu hakkın, bu hukukun, bu saygının İYİ Partililere gösterilmesi gerektiğine inanıyorum.

Türkiye’de sürekli yün yumağı atılan, çok pis bir dil var. Muhalefete atılıyor bir yün yumağı. Aynı kediler gibi takılınıyor o işe. Çık çıkabilirseniz. O yün yumaklarının sayısını azaltan, o yün yumaklarına muhalefetin takılmasının önüne geçen tavrı da koyan İYİ Parti’dir. Yani ne demek istiyorum? Arkadaşlarımızla birlikte 2 buçuk yılda Türkiye’nin tüm şehirlerini ve 900’ün üstünde ilçesini tek tek gezdik. Çok ilginç bir yolculuktu. Bazılarınız bizimle seyahat ettiler. En başı ile en sonu arasındaki değişikliği, evrilmeyi özellikle basından beraber yolculuk yaptığımız arkadaşlarımız şahit oldular.

“Seçmenin aldığı tutumu tartışamazsınız”

Buradaki amacımız seçmen velinimet olsun. Çok uzun bir zamandır seçmenlerin sahipleri var. Adınıza ahkam kesiyorlar. Böyle bir şey olamaz. Halbuki seçmen velinimettir. Seçmen siyasetçileri kendi dertlerinin çözümleri üzerinden rekabet ettirir ve karar verir. Seçmenin aldığı tutumu tartışamazsınız. Hür irade ile atılmış oyun sonucunu tartışamazsınız. ‘Niye beni seçmedin kardeşim’ diyemezsiniz. Seçmen karar verir ve der ki; ‘Siz iktidar olacaksınız ve bizi yöneteceksiniz.’ Bizim gibi muhalefette olanlara da derki; ‘Sizin zamanınız var bizim avukatımız olacaksınız.’ Siyaset yıllarca bu anlayış üzerinden gitti ama sonra birden taş devrindeymişiz gibi düşmanların olduğu hatta bazen dinozorların olduğu, herkesin birbirine bu nedir diye baktığı, ipin ucunun kaçıp çok ilginç bir şekilde seçmenin suçlandığı bir dile evrildi.

Esnaf ziyaretleri sırasında basın mensuplarının dükkanlardan çıkması ardından en aklı başında sorun tarifleri ile çözüm önerilerini AK Parti’ye oy verenlerden adlık. Burada asıl mesele şu; biz öğrenmeye devam ettik. Mesela 5 emekli maaşı olduğundan haberim yoktu. 1500 lira emekli maaşı varmış. 1650 liralık emekli maaşı varmış. 1800 liralık varmış. 1900 lira ve 2200. Farklı farklı emeli maaşı. Onlardan öğrendik. O dükkanların içerisindeki müşterilerin dertlerini dinledik ve biz öğrendik. Öğrendikçe üretmeye başladık. Biz ürettikçe dikkat çekmeye başladı.

Dükkan sahiplerinin bir süre sonra basın mensuplarına ‘Çek kardeşim durumumuz bu’ demeye başladı. Artık o korku duvarı yıkıldı. Bu 2 buçuk yılın sonunda insanlarda korku duvarı yıkıldı. Çok ilginç hikayelerle karşılaştık. Bunları paylaştık, çözümlerini ürettik.

Birazdan Sayın Bilge Yılmaz başkanımın ve ekibinin hazırladığı, size sunacakları programın çıkış noktası budur. Sokağın, insanların dertlerinin çaresinin, çözümlerinin üretildiği bir program bu. Dolayısıyla gerçekten beslenen bir programdır. Biz bir şey daha yaptık bu arada. Esnaf gezdikten sonra bir şeyi fark ettik ki, ıskalamışız. Şehirlere yeniden gitmeye başladık ve şehrin o iş insanlarıyla toplantı zinciri yaptık. O toplantılarda da başka şeyler öğrendik. Yakında profesör doktor Meral Akşener olacağım haberiniz olsun. İnanılmaz şeyler öğrendik.

Atatürk’ün ekonomiye, iktisada ve insana dair vizyonunu takipçisi olamaya gayret gösteren bir siyasi parti olduk. Ne demek istiyorum? Bireysel kalkınma değil bu dediğim. Bireyin kalkınma meselesini yıllar evvel ortaya koyan rahmetli Atatürk’tür. O yıllarda birey diye bir kavram yok. O yıllarda henüz sanayi devriminin sonuçlarının oluşturduğu değer setleri ‘Ver talimatı al tekmili’ şeklinde. Müşteri denilen kavram odakta değil. Habire savaş olmuş. İnsanlar hayatta kalmaya çalışıyor ama o günün şartlarında Anadolu’dan bir siyasi lider çıkıyor, bireyin kalkınmasına dair bir vizyon ortaya koyuyor. Mesela inovasyon diye bir kavram yok o yıllarda. Onu da anmadan geçemeyeceğim. Erol Güngör hocamız, inovasyonun adını söylemiyor ama inovasyona dair ne varsa tarif olarak yapıyor. Atatürk ve sonraki vizyonu takip edenlere baktığınız zaman gerçekten yüzyılların ilerisinde bir durum. Bugün nedir durum? Bugün çok komik bir durumdayız. Partili cumhurbaşkanlığı yani şu bardağım nereye konulacağına dair kağıdı imzalamak durumunda, her şey bir kişide. Bir kişinin her şeye karar verdiği bir ülkede ne demokrasi ne hukukun üstünlüğü ne adalet söz konusu olur. Ne de dış politikada rasyonel, gerçekçi, çıkara dayalı, karşılıklı ülkeler arası saygıya dayalı bir ilişkiler biçimi olur.

“Böyle bir dış politika olamaz”

Çok şaşırıyorum biliyor musunuz? ‘Beni seviyor’ diyorlar. Çok ilginç. İnsanlar dış politikada birbirlerine ‘Beni seviyor’, ‘Değerli dostum’, ‘Kadim dostum’… Ya arkadaş bu nasıl bir psikolojidir, bu nasıl bir şuur altıdır? Sürekli sevgi talep eden bir psikoloji ile karşı karşıyayız. Dış politikada saygı tamamdır, bireysel ilişkilerde sevgi de olsun anladım da ‘Beni seviyor mu’ diyor. Böyle bir dış politika olamaz.

23 trilyon dolarlık bir çerçevede yaşıyoruz. 7 trilyon dolar ilk sınırlar. Avrupa’yı da kattığınız zaman 23 trilyon dolar. Biz niçin kavga ediyoruz?”. Niçin o kavgaların sonunda çırak çıkıyoruz? Niçin o kavgaların sonunda Türkiye her seferinde zarara uğruyor? Yani Suriye mevzusunda bugün Suriyeli sorunu olan bir ülke halindesiniz ve bu sorunun sebebi olan hakkında kimse bir şey konuşmuyor. Özne Suriyeliler. Beşar Esad niçin oldu Esed? Şimdi ne zaman olacak Beşar? Bu savrulmaların, bu tuhaf psikolojinin ve bu tuhaf yönetim anlayışının, bu içinde yaşadığımız partili cumhurbaşkanlığı sisteminin getirdiği sonuçlar bunlar. Partili cumhurbaşkanlığı sisteminin talebi ise ‘Beni seviyor mu?’ zihniyetinden kaynaklanan, ‘Ben her şeyim’ denilen, Allah’ın vasıfları, sıfatları söylendiği zaman haşa demeyen o psikolojinin sonucudur.”

Paylaşın

FT: Türkiye’nin Rusya’ya İhracatındaki Artış, Batı’yı Kaygılandırıyor

Birleşik Krallık merkezli uluslararası iş gazetesi Financial Times, Türkiye’nin Rusya’ya ihracatının son üç ayda geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 46 arttığını ve bu durumun Batılı ülkeleri kaygılandırdığını yazdı.

Gazetenin Ticaret Bakanlığı ve Türkiye İstatistik Kurumu’ndan derlediği ihracat verilerine göre, Mayıs-Temmuz döneminde Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 2 milyar doları aştı.

Sadece Temmuz ayında ise Rusya’ya yapılan ihracat geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 75 artışla 730 milyon dolara yükseldi. Rusya’nın Temmuz ayında Türkiye’nin toplam ihracatındaki payı geçen yıla göre yüzde 2,6’dan yüzde 3,9’a yükseldi.

Türkiye İhracatçılar Meclisi verileri, Rusya’ya yapılan ihracattaki artışta tekstil, elektrik ve mobilya ile birlikte kimyasallar, yaş meyve sebze ve diğer gıda ürünlerinin başı çektiğini gösteriyor.

Financial Times’taki haberde, “Ticaret hacmi, Türkiye’nin Rusya’dan enerji ağırlıklı ithalatı karşısında nispeten küçük kalsa da, iki ülke arasında artan ticaret Ankara ile Moskova arasındaki ekonomik işbirliğinin derinleşmesinden endişe duyan Batılı yetkilileri rahatsız edecek gibi görünüyor” yorumu yapıldı.

Gazeteye konuşan iki Avrupa Birliği (AB) yetkilisi, üye devletlerin Türkiye’nin Rusya ile artan ticaretinin, Avrupa’yla ticaretin yerini alması ihtimali nedeniyle giderek daha fazla tedirgin olduklarını söyledi.

Yetkililerden biri “İzliyoruz. Bu hoş değil ve AB tarafından iyi algılanmıyor. Rahatsız edici” yorumunu yaptı.

Financial Times, bazı AB ülkelerinin Türkiye’den, Rusya’yla ilişkisi hakkında bilgi istediğini yazdı.

Gazeteye göre “Batılı yetkililer Ankara’nın, Ukrayna’ya açtığı savaş nedeniyle Putin’i cezalandırmaya yönelik önlemleri benimsemeyeceğini büyük ölçüde kabul etti”. Türk Lirası’nın dolar karşısında bu yıl yüzde 25 değer kaybetmesi ve bu nedenle Türkiye’de üretilen ürünlerin nispeten ucuzlaması da ihracatın artmasında rol oynamış olabilir.

Türkiye Ticaret Bakanlığı’ndan bir sözcü gazeteye yaptığı açıklamada, Rusya ile ticaret hacminde “dikkate değer bir değişiklik olmadığını” söyledi ancak detay vermedi.

Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu, son üç ayda Rusya ile deniz yoluyla yapılan otomotiv ticaretinde yılın ilk dört ayına kıyasla yüzde 58’lik bir artışın, açık denizde “Türkiye’nin liderliğini” gösterdiğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan iki hafta önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Rusya’nın tatil beldesi Soçi’de bir araya gelmiş, görüşme 4 saat sürmüştü.

Görüşme sonrası, enerji ve ticaret alanında işbirliğinin artırılacağı açıklanmıştı.

Ukrayna’yı işgali sonrası Rusya’ya uygulanan AB yaptırımları; ileri teknoloji elektronik ve yazılım, makine ve ulaşım ekipmanları, petrol rafinerisi, enerji, havacılık ve uzay endüstrileri tarafından kullanılan mal ve teknolojilerin ihracatına yönelik yasakları içeriyor.

Financial Times, bazı Batılı yetkililerin, Ankara’nın, Batılı şirketlerin Rusya’dan ayrılmasını, Türk şirketlerin onların yerini doldurması için bir fırsat olarak görmesinden endişe duyduklarını yazdı.

Avrupa Komisyonu Sözcüsü Peter Stano, “Avrupa, Ukrayna’ya karşı saldırganlığına yanıt olarak Rusya ile bağlarını azaltırken, Moskova ile bağları veya etkileşimi artırmak uygun değil” demişti.

Financial Times ise haberinde Türkiye’nin güçlü ve etkili bir NATO üyesi olduğunu ve yaklaşık 4 milyon Suriyeliye ev sahipliği yaptığını hatırlattı.

Gazetedeki haber şu satırlarla noktalandı:

“Batılı yetkililer, Birleşmiş Milletler’in aracılık ettiği Ukrayna’nın deniz yoluyla tahıl ihracatını yeniden başlatmasına izin veren son anlaşmanın gösterdiği gibi, Erdoğan’ın Putin ile müzakere kabiliyetinin değerli olduğunu kabul ediyor.”

Konunun hassasiyeti nedeniyle adının açıklanmaması koşuluyla konuşan bir Avrupalı ​​yetkili ise ‘Türkiye’den bahsediyoruz, (AB’deki) herkesin şu ya da bu nedenle onlara ihtiyacı var” dedi. Aynı yetkili, ‘AB, Türkiye’nin kabiliyetlerinin farkında olmalı… (Erdoğan)’a sadece, bizim kurallarımıza uyması gerektiğini söyleyemeyiz’ diye konuştu”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Rusya’dan S-400 Açıklaması: Sözleşme Hayata Geçirilmeye Başladı

Türkiye’nin Rusya ile ikinci parti S-400 hava savunma sistemleri almak ve bazı parçaları üretmek üzere anlaşma imzalandığına dair Rus medyasında yayımlanan ve Savunma Sanayi Başkanlığı’nca yalanlanan habere ilişkin karmaşa sürüyor.

İlk açıklamayı yapan Rusya Federal Askeri ve Teknik İş Birliği Dairesi Başkanı Dmitriy Şugayev, yeni demecinde de “Rus S-400 uçaksavar füze sisteminin ikinci alayının tedarikine ilişkin sözleşmenin imzalandığını ve hayata geçirilmeye başladığını” söyledi.

Sputnik’e konuşan Şugayev, “Diğer hususların yanı sıra sistemin ayrı bileşenlerinin üretiminin yerelleştirilmesini sağlayan (ikinci S-400 alayının Türkiye’ye tedariki ile ilgili) sözleşme belgesi imzalanmış bulunuyor. Sözleşme şu anda hayata geçiriliyor” diye konuştu.

Türkiye’nin Rusya’nın önemli bir ortağı olmaya devam ettiğini söyleyen Şugayev, iki devletin yakın ticari ve ekonomik ilişkiler ile bağlı olduğunu, askeri-teknik işbirliği dahil olmak üzere ikili işbirliğinin birçok alanda geliştiğini vurguladı.

Şugayev, “Bu yıl gelişen zorlu politik durum, Rus tarafı ile ortakları arasındaki etkileşimin bazı yönleri üzerinde olumsuz etki yarattı. Bununla birlikte Türkiye ile askeri-teknik işbirliği, iki ülkenin liderleri arasında varılan anlaşmalar doğrultusunda gelişiyor. Türk ortaklarla şeffaf ve karşılıklı yarar temelinde çalışmaya devam etmeyi planlıyoruz” ifadelerini kullandı.

S-400 sistemlerinin benzersizliğine dikkat çeken Şugayev, “Önümüzdeki yıllarda herhangi bir devletin performans özellikleri açısından S-400 Triumf’a yaklaşabilecek bir sistem geliştireceğine inanmak için hiçbir neden olmadığını bundan emin olarak söyleyebilirim” dedi.

Ne olmuştu?

Şugayev’in ilk açıklaması, Türkiye’den bir heyetin yeni F-16 alımını ve mevcut filonun modernizasyonunu görüşmek için ABD’ye gitmesinin hemen sonrasında gelmişti.

ABD, Türkiye’nin bir NATO üyesi olarak Rus yapımı S-400 hava savunma sistemleri almasına karşı yaptırım dayatmış, Türkiye üretim ortağı F-35 savaş uçakları programından çıkarılmıştı. Sonrasında ise F-35’ler yerine F-16’lar üzerine pazarlıklar başlamıştı.

Ankara’nın F-16 girişimlerine Joe Biden yönetiminden yeşil ışık gelse de, Kongre’den onay çıkıp çıkmayacağı henüz bilinmiyor.

S-400

S-400 S-300’den geliştirilmiş yeni nesil Rusya yapımı bir kısa-orta-uzun menzilli hava savunma füze sistemidir.

S-400, 1979’da S-300’ün ortaya çıkmasından hemen sonra 1980’lerin başında, o zamanki adıyla Almaz Merkezi Tasarım Bürosu tarafından (günümüzde Alman Bilimsel Endüstriyel Şirketi) Sovyetler Birliği’nde geliştirilmeye başlanmış ve gelişim süreci SSCB’nin dağılması nedeniyle uzun bir döneme yayılmıştır.

S-400’ün S-300 sistemlerinden en önemli farkı, daha fazla hedefi aynı anda takip edebilmesi ve gelişmiş elektronik karşı tedbirlere sahip olmasıdır. S-400’de kullanılan radarlar hafif radar izine sahip olan ve hayalet uçak tabir edilen hedefleri takip edebilme yeteneğine sahiptir.

S-400 sistemine şu ana kadar pek çok devlet ilgi göstermiş olmasına rağmen Çin ve Türkiye haricinde yabancı bir ülkeye satış gerçekleşmemiştir. 2017’de S-400, İngiliz The Economist gazetesi tarafından bir yazısında, “şu anda yapılan en iyi hava savunma sistemlerinden biri” olarak tanımlandı.

SIPRI Kıdemli Araştırmacısı Siemon Wezeman’a göre S-400, “mevcut en gelişmiş hava savunma sistemleri arasında yer almaktadır” demiştir. 2007’den beri Rusya Silahlı Kuvvetleri tarafından kullanılmaktadır.

Paylaşın

ABD’de Türkiye’ye S-400 Tepkisi: Yaptırımların Açık İhlali Olur

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Senatosu’nun Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Bob Menendez Türkiye’nin Rusya’dan bir parti daha S-400 alacağına ilişkin Rus haber ajansı TASS’ta yayımlanan habere tepki gösterdi.

Menendez “Türkiye’nin Rus savunma sektörüyle ilişkilerinin genişlemesi büyük bir hata olur” dedi.

Demokrat Senatör Menendez, VOA Türkçe’nin aktardığı yazılı açıklamasında, “Türkiye’nin Rusya’dan bir başka S-400 füze savunma sistemi satın almayı değerlendirdiği haberleri konusunda son derece endişeliyim” diyerek, bunun Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası’nın (CAATSA) açık bir ihlali olacağını vurguladı.

Menendez, “Rusya Ukrayna’yı zalim ve yasa dışı şekilde işgal etmeye devam ederken Türkiye’nin Vladimir Putin gibi bir savaş suçlusuyla askeri işbirliğini tamamen reddederek, NATO’ya, bölgesel barış ve güvenliğe yönelik taahhüdünü güçlü şekilde gösterme sorumluluğu ve fırsatı var” ifadelerini kullandı.

‘Türkiye’nin rotasını değiştireceğini umuyorum’

Senatör Menendez, “Yunanistan’ın hava sahasında düşmanca ihlallerin devam etmesi ve İsveç ile Finlandiya’nın NATO üyeliklerinin geciktirilmesinin gölgesinde, Türkiye’nin rotasını değiştirmesini ve bölgede yapıcı bir ortak olarak savunma ittifakına karşı sorumluluklarını yerine getirmesini umuyorum” dedi.

Menendez, “Amerika net olmalı. Türkiye’nin Rus savunma sektörüyle ilişkilerinin genişlemesi Avrupa’da NATO müttefiklerimiz ve ortaklarımızın güvenliğini tehlikeye atacak büyük bir hata olur” ifadelerini kullandı.

Rus haber ajansında böyle bir haberin yer alması, Amerika ve Türkiye arasında F-16 savaş uçağı alımı ve modernizasyonu konusunda teknik görüşmelerin dördüncüsünün Washington’da yapıldığı bir döneme rastladı.

Savunma Sanayi Başkanlığı ise Rus haber ajansında yer alan haberden yaklaşık beş saat sonra yaptığı iki cümlelik açıklamasında, ‘‘Yeni bir gelişme söz konusu değil. İlk gün yapılan anlaşmaya göre süreç devam etmektedir’’ ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

AYM, Fiyat İstikrar Komitesi Kararnamesini İptal Etti

Anayasa Mahkemesi (AYM), 30 Haziran 2021’de yayımlanan Fiyat İstikrar Komitesi kuruluşuna ilişkin Cumhurbaşkanı kararnamesinin anayasaya aykırılığı gerekçesiyle iptaline dair gerekçeli kararı yayımlandı.

AYM’nin Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yer alan 1 Haziran tarihli kararına göre, Fiyat İstikrar Komitesi’nin oluşumu ve görevlerini içeren Cumhurbaşkanı kararnamesinin iptal istemi Engin Altay, Özgür Özel, Engin Özkoç ve 132 milletvekili tarafından yapıldı.

Başvuruyu inceleyen yüksek mahkeme, Cumhurbaşkanı kararnamesi ile düzenlenen Fiyat İstikrar Komitesi’nin kuruluş ve işleyişinin kanunla düzenlemesi gerektiğine vurgu yaparak, söz konusu kararnamenin tümünü anayasaya aykırı olması gerekçesiyle oy çokluğuyla iptal etti.

Fiyat istikrarının sağlanması amacıyla kurulan ve Hazine ve Maliye Bakanı başkanlığında bugüne kadar toplantılar yapan Fiyat İstikrar Komitesi’nin varlığı böylece kaldırılmış oldu.

Fiyat İstikrarı Komitesi Nedir?

Fiyat İstikrarı Komitesi, fiyat istikrarının kalıcı olarak tesis edilmesi ve sürdürülmesini sağlamak amacıyla Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kurulmuştu.

Fiyat İstikrarı Komitesinin, Hazine ve Maliye Bakanlığının koordinasyonunda, Hazine ve Maliye Bakanı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Tarım ve Orman Bakanı, Ticaret Bakanı, Strateji ve Bütçe Başkanı ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanından oluşmaktadır.

Fiyat İstikrarı Komitesinin görev ve yetkileri ise şöyle; Para ve maliye politikaları arasındaki eşgüdümü gözetmek suretiyle fiyat istikrarını sağlamaya yönelik yapısal politika önerileri geliştirmek. Fiyat istikrarını tehdit eden riskleri izleyerek alınması gereken tedbirleri belirlemek ve ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından uygulanmasını sağlamaya yönelik kararlar almak. Kamu tarafından belirlenen ya da yönlendirilen fiyatların, fiyat istikrarı odağında uygulanmasını sağlamaya yönelik kararlar almak.

Paylaşın

CHP, Ödenemeyen Elektrik Faturaları İçin Fon Kuracak

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, iktidara gelmeleri halinde abonelerin elektriğini kesmek yerine öncelikle voltajını düşüreceklerini, ödenmeyen faturaların bedelini karşılayacak bir fon kuracaklarını söyledi.

Dünya’dan Mehmet Kara’ya konuşan CHP Enerji Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, partisinin enerji meselesine bakışını ve iktidara gelmeleri halinde neler yapacaklarını anlattı.

Türkiye’nin enerjide dışa bağımlı hale geldiğini belirten Kaya, “Yenilenebilir enerjiye, dışa bağımlı olmadığımız yatırımlara yeteri kadar destek verilmedi. Mış gibi yapıldı. Sonunda dışa bağımlı, fiyatların çok yüksek olduğu bir noktadayız. Üstüne üstlük neredeyse tamamı özelleştirilmiş sektör vatandaşı müşteri gibi gördü ve sonuç pahalılık. Bir özel şirket kâr amaçlı hareket eder. Kamunun rolü net belli değilse bütün fiyat, zam, sıkıntı vatandaşın sırtına biner.” dedi.

Kaya, “Siz yönetime gelirseniz nasıl çözeceksiniz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

Plansız, programsız enerji politikaları nedeniyle neredeyse tamamı özelleşmiş, kamunun rolünün ortadan kalkmış olduğu bir sistemde, insan hakkı olan enerjiye ulaşmanın neredeyse zor olduğu, faturaların ödenemez durumda olduğu bir noktaya geldik. Türkiye’de enerji faturaların bu kadar yüksek olmasının en önemli nedeni kamunun rolünü ortadan kalkmış olması. 85 milyon nüfusumuzun 85 milyon müşteri olarak gösterilmesi.

Biz şunu söylüyoruz: Asgari enerjiye erişim, temel bir insan hakkıdır. Doğal bir haktır. Temel bir hak olan enerjiye ulaşım hakkı kapsamında enerji faturalarını ödeyemeyen vatandaşlarımızın kış aylarında elektrik ve doğalgazı kesilmeyecek.

Bütün dünyada, gelişmiş ülkelerde var bu. Eğer insan hakkıysa enerjiye ulaşılması, ödenebilir şartlarda olması gerekiyorsa; o zaman vatandaşın parası yok diye karanlığa mahkum edilemez. Bu kadar. Ne yapılır? Bir uyarı anlamında voltaj düşüklüğü yapılır. Başka ne yapılır? Bir enerji fonu aracılığıyla sistem oluşturulur ve bu sistem üzerinden o enerji faturaları ödenir.

Sanayi tarifesinde farklı uygulamalar yapacağız. Sanayicimiz enerji faturalarında sürprizlerle karşı karşıya kalmayacak. Şu anda Türkiye’de üreticimizin, sanayicimizin en büyük sıkıntısı enerji fiyatlarındaki bilinmezlik, öngörülemezlik ve istikrarsızlık. Bunu ortadan kaldıracağız ki; sanayicimiz yeteri kadar üretim yapsın, büyüsün, istihdamı artırsın ve ülke kalkınsın.

Paylaşın

Demirtaş’tan AK Partili Turan’a ‘Diktatörlük’ Yanıtı: Saçmalamayın Lütfen

Selahattin Demirtaş, AK Partili Bülent Turan’ın “diktatörlük olsa seçim mi olur?” sözleri ile ilgili, Kaftancıoğlu hakkında açılan soruşturma haberini paylaşarak, “Eğer bu ülkede diktatörlük olsaydı diktatör dediğiniz için hakkınızda hemen soruşturma açılırdı. Var mı öyle bir şey? Saçmalamayın lütfen!” notuyla cevap verdi.

Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan’ın “diktatörlük olsa seçim mi olur?” sözleri ile ilgili paylaşım yaptı.

Selahattin Demirtaş Bülent Turan’a, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında açılan soruşturma haberini paylaşarak, “Eğer bu ülkede diktatörlük olsaydı diktatör dediğiniz için hakkınızda hemen soruşturma açılırdı. Var mı öyle bir şey? Saçmalamayın lütfen!” notuyla cevap verdi.

Ne olmuştu?

Canan Kaftancıoğlu, İstanbul Planlama Ajansı’nda CHP’nin 81 il gençlik kolları başkanına yaptığı konuşmasında “Hep ne diyoruz? Gençlik gelecek. Bazen bunu cümlenin gidişine göre kullanıyoruz ama sizlerden bir ablanız olarak tek bir isteğim var ki, siz zaten hissediyorsunuz. Hissetmeseniz bu cesarette olamazdınız zaten. Partimize, partimizin ilkelerine, gençliğinize, kendinize ve sizlerin hayallerini hedefleri hâline getiren genel başkanımıza, genel başkanımızın sizlere sunduğu imkanlar ve sizin genel başkanımıza, partimize oluşturduğunuz ve artırdığınız enerjiye güvenerek belki de dünya tarihinde bir ilki başaracağız. Demokrasi yoluyla bir diktatörü bu ülkeden göndereceğiz” ifadelerini kullanmıştı. İstanbul Başsavcılığı Kaftancıoğlu hakkında soruşturma başlatmıştı.

AK Partili Bülent Turan ise Kaftancıoğlu’nun sözlerine karşılık şunları söylemişti: “Mahkeme kararıyla küfürbazlığı tescil olan bir eski il başkanı bugün Sayın Erdoğan’a utanmadan sıkılmadan ‘diktatörü göndereceğiz’ demiş. Bir defa diktatör olsa seçim mi olur? Diktatör olsa sen bu küfürleri edebilir misin?”

Paylaşın

AK Parti’ye Göre ‘Erken Seçim Bahsi’ Kapandı: Seçim 2023’te

2023 seçimlerine yaklaşık 10 ay kalmasına karşın, erken seçim olasılığı hala seslendiriliyor. Son olarak gazeteci Barış Yarkadaş’ın, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, 4 Eylül’deki Sivas mitinginde “erken seçim çağrısı” yapacağı iddiası, tartışmayı yeniden alevlendirdi.  

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, MHP tarafından sert bir dille yalanlanan baskın seçim iddialarıyla ilgili olarak AK Parti kulislerinde ise “Seçim 2023’te, belli olmayan tek şey hangi gün yapılacağı” görüşü dile getiriliyor.

AK Parti kulislerinde, bir erken seçim kararının Ekim ayına zaten yetişmeyeceği, Kasım-Aralık aylarının ise hem ekonomik göstergeler, hem de hava durumu açısından uygun bir zaman olmayacağına dikkat çekiliyor.

Artık muhalefet partilerinin bile erken seçimi seslendirmediğine dikkat çeken AK Parti yöneticileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, son il başkanları toplantısında seçime 9-10 ay kaldığını vurguladığına dikkat çekerek, “Artık şu net, seçim 2023’te olacak. Cumhurbaşkanımız sadece günün söylemedi” diyerek, erken-baskın seçim tartışmalarına nokta koyuyor.

Seçim tarihi için Haziran ayında üniversite sınavlarının yapılacak olması da dikkate alınarak, Demokrat Parti’nin kuruluş yıldönümü olan 14 Mayıs tarihi öne çıkıyor.

Parti içinde seçim tarihi olarak Mayıs’ın son Pazar günü veya Haziran ayının ilk Pazar gününü önerenler de var.

‘Ekimde enflasyon artar, seçim için uygun zaman değil’

AK Parti kaynaklarına göre, erken veya baskın seçim senaryoları, hem ekonomik tablo, hem de partinin seçim stratejisine uymadığı için gerçekçi değil.

Böyle bir kararı, ittifak ortağı MHP veya AK Parti’nin tek başına alamayacağına dikkat çeken parti kaynakları, ayrıca, Ekim veya Kasım aylarının, yüksek enflasyon beklentileri dikkate alındığında uygun olmayacağına vurgu yapıyorlar.

Ekim ve Kasım aylarında enflasyonda artış olacağı beklentisine dikkat çekilerek Aralık ve özellikle Ocak ayından itibaren enflasyonun baz etkisi ile düşüşe geçeceği belirtiliyor.

Pandemi sürecinde üretim yapılamaması ve stokların tükenmesi nedeniyle fiyat artışları yaşandığı ifade edilirken yeniden üretim süreçlerine dönülmesi ile fiyatların sabitlenmeye başlayacağı beklentisi dile getiriliyor. Fiyatların sabitlenmesinin, iktidar lehine fırsata dönüştürülebileceği savunuluyor.

Bir partili bunu “Şimdi emtia üretimleri de normal seyrine ulaştı ve artık fiyatları sabitledi. Yani demir 13-14 arasında gidip geliyor ama 16’yı görmüyor. Çimento, enerji fiyatları belli noktada gidiyor. Biz de fiyatları sabitleyebilirsek, artık ekmeği 4, akaryakıtı 21-22 olarak sabitlersek, durum normalleşir ve biz bunu seçimler için fırsata döndürebiliriz” diye ifade ediyor.

‘7 siyasi parti, yedi düvel durdurmaya çalışıyor’

AK Parti’de Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı seçilmesinde sıkıntı yaşanacağı öngörülmüyor. Ancak, parti oyları konusunda o kadar iyimser bir tablo olmadığı, hatta parlamento çoğunluğunun kaybedilebilmesi ihtimali bile değerlendiriliyor.

Erdoğan’ın seçimi kesinlikle kazanacağı görüşü, her şeye rağmen seçmene “güven vermesi” ve 6’lı masanın, iktidara “alternatif olamadığı” tezleriyle savunuluyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “ekonomide sıkıntılar var, bunu anlıyoruz, çözeceğiz” mesajlarının toplumda karşılık bulduğunu savunan parti yöneticileri, ayrıca “beka” üzerinden verilen mesajların da vatandaşta karşılık bulduğu görüşünde.

Adını vermeden konuşan bir AK Parti yöneticisi, Erdoğan’ın dış politikada, özellikle Ukrayna-Rusya savaşında ve tahıl koridorunun açılmasında oynadığı role dikkat çekerek, bunların da seçmende “güven oluşturduğunu ifade ediyor:

“Bizim coğrafyamızda ortaya çıkan savaşlar, Amerika’yı, İngiltere’yi, Avrupa Birliği’ni rahatsız ediyor ve bu bölgeyi yeniden dizayn etmeye çalışıyorlar. Arap Baharı’nın da zaten Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme politikası olduğu bugün net şekilde görünüyor.

Bu çerçeveden baktığımızda, Türkiye onların önünde engel oluşturmaya başladı. O engel de Erdoğan. ‘Erdoğan, bir yandan yedi siyasi partiye karşı durmaya çalışıyor, öte yandan yedi düvele karşı durmaya çalışıyor’ diyoruz. Vatandaşa bunu anlatınca karşılık buluyor. Ekonomik krizin nasıl çözüleceğini anlatınca dinliyor.”

Cemevi, Hacıbektaş ziyareti, Alevi açılımının işareti mi?

Muharrem ayının ilk günü bazı cemevleri ve Alevi kültür merkezlerine yapılan saldırılardan sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, önce Hüseyin Gazi Dergahı’nı ziyareti, ardından da Hacı Bektaş-ı Veli anma etkinliklerine katılması, “Seçimler öncesi yeni bir Alevi açılımının adımı mı?” sorusunu da gündeme taşıdı.

Muhalefet ve bazı Alevi örgütleri bu ziyaretleri “samimi bulmadığını, seçim hamleleri” olduğunu belirterek tepki gösterdi.

AK Parti kulislerinden yansıyan bilgilere göre, bu ziyaretlerin amacı, seçimler öncesinde, “Alevi-Sünni” çatışması üzerinden kargaşa çıkarmak isteyenlere mesaj vermek.” Türkiye’nin PKK ile mücadelede başarılı olduğunu, hatta bu durumun “HDP’de bir miktar söylem değişikliği”ne yol açtığını savunan parti kaynakları, şimdi “Alevi –Sünni çatışması” üzerinden Türkiye’ye yönelik bir oyun” ortaya konulmak istediğini söylüyor.

Bir parti yetkilisi “Alevi meselesi, kabuk tutmuş yaralarımızdan birisi. Şimdi birileri bu yarayı kaşıyor, Alevi-Sünni ayrışması ortaya koymak için. PKK ile mücadelemiz çok iyi gidiyor. Tam cesaretleri olmasa da HDP’de bile biraz söylem değişiyor. Şimdi birileri Alevi meselesine çomak soktu. Cumhurbaşkanımız, onu iyi gördü ve toplumsal huzuru sağlamak için, bir devlet başkanının yapması gereken görevi yerine getirdi” diyor.

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu’ndan Seçim Mesajı: AK Parti’nin Sonu Olacak

SP Lideri Karamollaoğlu, haftalık basın toplantısında yaptığı konuşmada, seçimlere ve iktidara hazır olduklarını belirterek, “Gittiğimiz tüm il ve ilçelerde görüyoruz ki insanımız da yeni bir başlangıç istiyor. Evet her seçim önemlidir ancak bu seçim tarihi bir seçimdir. 20 yıllık bir AK Parti iktidarının sonunun geldiğine işaret eden bir seçim olacaktır bu seçim” dedi.

Haber Merkezi / Karamollaoğlu, konuşmasını devamında, “Vatandaşlarımız nasıl yönetileceğimize dair karar verecek. Tek adamın istişaresiz olarak yönettiği bir Türkiye mi, ortak aklın istişarelerle yöneteceği bir Türkiye mi olacak? AK Parti içeride ve dışarıda arabayı duvara toslamıştır. Bu iktidar ülkeyi bi felaketin içine sürüklemiştir. Kendi ifadeleriyle metal yorgunluğu ile maluldür bu iktidar, yorgundur ama daha vahim de olanı Türkiye’yi de yormaktadır, tükenmişlik sendroumu içindedir ama Türkiye’yi de tüketmektedir” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında AK Parti’ye yönelik eleştirilerde de bulunan Karamollaoğlu, “Gördüğümüz kadarı ile Artık AK Parti; sadece koltuklarını kaybetmemek için siyaset yapmaktadır. Bazıları makam arabalarını kaybetmemek için siyaset yapmaktadır. Bazıları da üç-beş farklı yerden aldıkları maaşlarını kaybetmemek için siyaset yapmaktadır. Siyasi ömrünü kendisine bir saltanat kurmaya adayan bu arkadaşlar istiyor ki bu saltanat sürsün. Biz de ‘hayır’ diyoruz. Artık insanımız bütün bir millet olarak öz vatanında insanca yaşam sürsün” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin konularda değerlendirme yaptı. Karamollaoğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şu şekilde:

“Bugün geriye dönüp baktığımızda bu felaketlerden yeterince ders almadığımız ortaya çıkıyor. Maalesef ne depremlere ne yangınlara ne sellere karşı hala hazırlıklı olmadığımız anlaşılıyor. Deprem, sel, orman yangınları oluyor olay sıcaklığını korurken çok büyük cümleler kullanılıyor ardından bunların hepsi unutuluyor ta ki bir sonraki felakete kadar.

Dünya değişiyor, dünya atmosferindeki olaylar değişiyor, buzullar eriyor. Düne kadar 30 dereceyi bile görmeyen ülkelerde sıcaklıklar bu aylarda 40’ı geçmiş bulunuyor maalesef. Afetlere hazırlık meselesi siyasi polemik meselesi yapılmadan ele alınmalı. 2 gün önce Ankara’da AFAD binasının kaplamasının bile kağıt gibi havada uçuştuğuna şahit olduk.

Tenkit ederken de biraz daha üslubumuz yapıcı olmak durumunda ama iktidar da bu farklılığı görmeli, tedbirleri almalı. Sadece felaket anında sesini yükseltmek problemlerimizi çözmeye yetmiyor. Maalesef ülkemiz bütün olarak büyük afetler karşısında hep sınıfta kalmıştır bunlara bir yenisini daha eklememek için geçmiş felaketlerden ders çıkarmak mecburiyetindeyiz. 1 saniye bile vakit kaybetmeden gerekli tüm tedbirleri almalıyız.

Vaktinde yapılmış olsa bile seçimlere 10 ay gibi bir süre kaldı. Altılı masa toplantılarının altıncısını bu hafta sonu Saadet Partisi’nin ev sahipliğinde gerçekleştireceğiz. Bir bakıma seçim startını verdik. Biz seçimlere ve iktidara hazırız. Gittiğimiz tüm il ve ilçelerde görüyoruz ki insanımız da yeni bir başlangıç istiyor. Evet her seçim önemlidir ancak bu seçim tarihi bir seçimdir 20 yıllık bir AK Parti iktidarının sonunun geldiğine işaret eden bir seçim olacaktır bu seçim.

Vatandaşlarımız nasıl yönetileceğimize dair karar verecek. Tek adamın istişaresiz olarak yönettiği bir Türkiye mi, ortak aklın istişarelerle yöneteceği bir Türkiye mi olacak? AK Parti içeride ve dışarıda arabayı duvara toslamıştır. Bu iktidar ülkeyi bi felaketin içine sürüklemiştir. Kendi ifadeleriyle metal yorgunluğu ile maluldür bu iktidar, yorgundur ama daha vahim de olanı Türkiye’yi de yormaktadır, tükenmişlik sendromu içindedir ama Türkiye’yi de tüketmektedir.

“Siz bu kafayla her şeyi ucuzlatırsınız bir tek fiyatları indiremezsiniz”

En son Tarım Kredi’de bazı ürünlerin fiyatlarını ucuzlatacağını açıkladılar. Erdoğan talimat vererek fiyatları indirmeye çalışıyor, talimat vererek ekonomiyi dizayn etmek düze çıkarmak mümkün değildir. Siz bu kafayla her şeyi ucuzlatırsınız bir tek fiyatları indiremezsiniz.

Kendi çiftçisini desteklemek dururken Fransız çiftçisini destekleyen bunun için de Fransız devlet nişanı alan bakanımız var. Yurt dışında tarım arazisi arayan tarım bakanlarımız var.

Hep bahane arıyorsunuz, ‘operasyonlar var, dış güçler var’ diyerek milleti kandıramazsınız. 19 yıldır iktidardasınız yeni değil, eğer ortada bir komplo varsa zaten sizin bunu bu zamana kadar ortaya çıkarmanız gerekirdi.

AK Parti’nin masa başında her gün bir yenisini ürettiği algılara çanak tutanlara da sesleniyorum; bir internet yayınında başörtülü kadınların psikolog olmayacağına yönelik sarf edilen sözler Türkiye’nin yaşadığı olumlu gelişmeleri kabullenmekte zorlandığını gösteriyor. Allah aşkına mantıksızlıkları bir kenara koyun, AK Parti’yi şu anda ayakta tutan milletin bir kesimine verdiği imkanlar, bu gafleti göstermeyin en azından.

İkiyüzlülüğe tahammülümüz yok, sadece kendi bildiğini millete dayatmak isteyenlere tahammülümüz yok, bu millet bundan yıllarca çekti.

Bazıları makam arabalarını kaybetmemek için bu siyaseti sürdürme çabasındalar, bazıları 3-4 yerden aldıkları maaşlarını kaybetmemek için çaba göstermektedirler. Ama bu arkadaşlar istiyorlar ki bu saltanaları sürsün ama biz de diyoruz ki hayır.

Kağıt, gübre ve şeker konusunda atılan adımlar… Daha 1930’larda kurulmaya başlanmıştı kağıt fabrikaları daha sonra bu fabrikalar yıkıldı, daha sonra dışarıdan kağıt ithal etmeye başladılar. Biz gübreyi dışarıdan getiriyoruz, olmaz yahu bu kadar kafasızlık olmaz şeker fabrikaları aynı akıbete uğruyor şimdi. Bu mantıkla siz memleketi nasıl idare edeceksiniz ya, üretmeyelim alalım! Bu mantıkla ülke yönetilmez, ekonomik problemler çözülmez.

Bizim paramız zaten milli. Türk Lirası adı üstünde biz dolar kullanmıyoruz ama bu iktidar Türkiye öyle bir hale geldi ki millet elinde artık dolar tutmak istiyor şimdi Erdoğan diyor ki doları elinizde tutmayın ben size farklı bir numara çekeceğim.”

Paylaşın

Türkiye Ve İsrail’den İlişkileri Normalleştirme Kararı

Türkiye ve İsrail, diplomatik ilişkileri normalleştirme kararı aldı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Türkiye olarak İsrail’e büyükelçi atama kararı aldık. Hayırlısı olsun. Bundan sonra isimlerin belirlenmesi süreci başlıyor” dedi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ankara’da Kırgızistan Dışişleri Bakanı Erlan Abdildayev ile görüşmesi sonrası ortak basın toplantısı düzenledi.

İki ülke arasında diyalog sürecinin cumhurbaşkanları Recep Tayyip Erdoğan ve Isaac Herzog arasında Mart ayında yapılan görüşmeyle başladığını belirten Çavuşoğlu, “Yeni hükümet göreve geldikten sonra İsrail’de diyalog süreci başlamıştı. Sonuçta ilişkilerin normalleşmesi konusunda atacağımız adımlar içinde büyükelçileri atamak da vardı. Büyükelçilerin atanması konusunda çalışmaları başlattık diye açıklama yapmıştık. İsrail’den de olumlu adım geldi” diye konuştu.

Çavuşoğlu açıklamasında ayrıca “Filistin, Kudüs ve Gazze’yi savunmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Bu açıklamadan kısa süre önce İsrail’de de Başbakanlık, Türkiye’yle ilişkilerin tamamen normalleştirilmesi kararı alındığını açıkladı.

Başbakan Yair Lapid’in ofisinden yapılan açıklamada, iki ülkenin büyükelçilerinin göreve başlayacağı duyuruldu.

Açıklamada, “İlişkilerin iyileştirilmesi, iki ülke halkı arasında ekonomik, ticari ve kültürel bağların derinleşmesine ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesine” katkı sağlayacaktır” denildi.

Yair Lapid ve Mevlüt Çavuşoğlu

Yakın dönem Türkiye / İsrail ilişkileri

1900’lerin ortasında İsrail devletinin kurulmasıyla başlayan başlayan ikili ilişkiler, 2000’lere kadar inişli çıkışlı geçti. Bu tarihten sonra ise Ankara-Tel Aviv arasında gerginlik dönemine girildi.

İkili ilişkilerdeki en önemli anlaşmazlık konularından biri Filistin meselesi…

İsrail’e karşı daha radikal bir tutum alan İslami Direniş Hareketi “Hamas”ın Filistin’de güçlenmesi, 2006’daki seçimleri kazanması üzerine İsrail’in de tavrı sertleşti.

Türkiye, Hamas’a desteğini hiçbir zaman gizlemedi. 2006’da Hamas lideri Halit Meşal’in sürpriz Türkiye ziyareti de iki ülke ilişkilerini etkileyen olaylardan biriydi.

2008’e gelindiğinde Gazze’de yaşananlar Türkiye ile ilişkilerde de krizin tırmanmasına neden oldu.

One minute krizine giden süreç

İsrail’in Gazze’den fırlatılan füzeleri gerekçe olarak göstererek Aralık 2008’de başlattığı “Dökme kurşun” operasyonu, Ankara ve Tel Aviv ilişkilerinde gerginliğe neden oldu.

Bu operasyonda çoğu sivil 1300’den fazla kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi de yaralandı.

Ardı ardına yaşanan krizler, iki ülke arasındaki tansiyonun daha da artmasına neden oldu.

Böyle bir ortamda iki ülkenin liderleri İsviçre’deki Davos zirvesinde karşı karşıya geldi. Erdoğan ve İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, “Gazze: Ortadoğu’da Barış İçin Model” konulu bir panele katıldı. Ancak panel sonunda Erdoğan’dan herkesi şaşırtan bir çıkış geldi.

Peres’in konuşmasının ardından oturumu kapatmak üzere olan moderatöre “One minute” diyerek karşı çıkan ve söz almak isteyen Erdoğan, sert açıklamalarda bulundu.

Erdoğan, Türk-İsrail ilişkilerinde tarih sayfalarına “One Minute” krizi olarak geçen bu olay sonrası yaptığı açıklamada tavrının Peres’e yönelik olmadığını, moderatöre yönelik olduğunu söyledi.

Alçak koltuk krizi ve Mavi Marmara saldırısı

Tansiyonun yüksek olduğu bir süreçte ardı ardına yaşanan krizler Ankara’nın diplomatik adımlar atmasına da neden oldu. “Alçak Koltuk” krizi ve ardından gelen Mavi Marmara baskını, ikili ilişkileri kopma noktasına getirdi.

Davos’tan tam bir sene sonra İsrail Dışişleri Bakanı Yardımcısı Danny Ayalon ile görüşen Türk Büyükelçi Oğuz Çelikkol’un alçak seviyedeki bir koltukta oturması tartışma yarattı.

Türkiye’den yazılı özür dilenmesiyle Çelikkol,  İsrail’de büyükelçilik görevine devam etti.

Bu özürle koltuk krizi de aşıldı. Ancak 31 Mayıs 2010 sabahı gelen bir haber, Ankara-Tel Aviv ilişkilerine derin bir iz bırakacaktı.

İsrail güçleri, Gazze’ye insani yardım götüren Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda baskın yaptı. Olay sırasında dokuz Türk vatandaşı hayatını kaybetti. Bir süre sonra yaralanan bir Türk vatandaşı daha hastanede hayatını kaybedince, ölenlerin sayısı 10’a çıktı.

Türkiye’nin şartları: Özür, tazminat ve Gazze ambargosunun kaldırılması

Gemi saldırısının ardından Türkiye’nin, İsrail ile olan gerginliğin düşürülmesi ve normalleşmesi adına üç talebi olmuştu.

Özür, tazminat ve Gazze ambargosunun kaldırılması…

Beklenen özür 2013 yılında gelse de normalleşme adımlarının atılması 2016 yılını buldu.

Türkiye ve İsrail, 28 Haziran 2016’da 6 maddelik tazminat anlaşması imzaladı.

Anlaşmanın dördüncü maddesinde yer alan, “Her halükarda bu anlaşma İsrail’in, İsrail adına hareket edenlerin ve İsrail vatandaşlarının Türkiye Cumhuriyeti veya Türk gerçek veya tüzel kişileri tarafından konvoy hadisesi ile ilgili olarak, kendilerine yönelik doğrudan ya da dolaylı olarak Türkiye’de yapılmış ve yapılacak her türlü hukuki ya da cezai talebe ilişkin her türlü sorumluluktan tamamen muaf tutulmalarını sağlayacaktır” şartı uyarınca açılan davalar düşürüldü.

Mavi Marmara olayının yaşandığı dönem Başbakanlık görevini yürüten Recep Tayyip Erdoğan, 29 Haziran 2016’da yaptığı bir açıklamada “Siz böyle bir insani yardımı götürmek için günün Başbakanına mı sordunuz?” demiş ve tepki çekmişti.

Krizler döneminde son perde: ABD Büyükelçiliği’nin taşınması

2016 sonunda karşılıklı büyükelçi atamasıyla normalleşen ilişkiler kısa süre sonra yeniden gerildi.

Aralık 2017’de ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını ilan etmesi ve ABD Büyükelçiliği’nin Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması Türk-İsrail ilişkilerindeki bir diğer kırılma noktası oldu.

Filistinlilerin tepki protestolarında sivillere yönelik saldırılar nedeniyle çok sayıda insan öldü ve yaralandı. Bunun üzerine Türkiye 15 Mayıs 2018’de Tel Aviv büyükelçisini istişareler için merkeze çağırdı.

Birçok krizin ardından bugüne gelindiğinde ise Isaac Herzog’un cumhurbaşkanı seçilmesi sonrası yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

Ortadoğu ile ilişkilerde normalleşme süreci

Geçtiğimiz dönemlerde Türkiye’de hükümete yönelik en büyük eleştirilerden biri dış politikada yalnızlaşılması olmuştu. Şimdi ise Doğu Akdeniz’e komşu ülkeler ve Körfez ülkeleriyle yeniden bir normalleşme sürecine girildi.

Paylaşın