Devlet Bahçeli: PKK, Derhal Ve Ön Şartsız Silah Bırakmalı

PKK’nın ateşkes ilanına ilişkin basın açıklaması yapan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “PKK terör örgütü ve iltisaklı gruplar derhal ve ön şartsız silah bırakmalı, hatta kanlı silahlarını Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etmelidir. Ateşkes açıklaması doğru, dengeli ve isabetli bir açıklama değildir” dedi.

Devlet Bahçeli, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrının “PKK terör örgütüyle birlikte bütün uzantı ve grupları açıkça bağladığını” ifade etti. Bahçeli, “YPG’nin ve buna benzer terörist oluşumların anılan çağrıdan muaf ve istisna olduklarını iddia etmeleri, çatlak ses çıkaranların bu mesnetsiz görüşü bir plan dahilinde paylaşmaları örgütsel ve kurucu önderliğin doğasıyla tamamıyla çelişkilidir” dedi.

“Terör örgütünü kuran feshini istemiştir” diyen Bahçeli “Bunun dışında zamana oynamak, ortamı bulandırmak, süregelen pozitif gündemi tahrip ve tahrik edici nitelikte top çevirmek, siyasi ve hukuki düzenleme taleplerini yoğunlaştırmak aymazlıktır” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yazılı bir açıklamada bulundu. Açıklamasında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına değinen Devlet Bahçeli, DEM Parti, YPG ve PKK’ye mesaj gönderdi. Bahçeli, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Terörsüz Türkiye hedefi, tarihin ve coğrafyanın huzurla mühürlenmesi, umutla müjdelenmesi, barış ve kardeşlik ruhuyla mücehhez hale gelmesidir. On yıllardır milletimizin başına musallat olan kanlı musibetin nihayet sonu görünmüştür. Sosyal, siyasal, ekonomik, güvenlik, toplumsal maliyeti ile birlikte insani ve vicdani kayıp ve mağduriyetleri yüksek seviyelere tırmanan silahlı şiddet ve ihanet dönemi kapanmak üzeredir.

Kaldı ki başka bir seçenek veya ileri sürülebilecek bir mazeretten bahsedilemeyeceği gibi bölücü terörü haklı gösterebilecek hiçbir anlayış ya da amaçtan söz açılamayacaktır. Siyaset ve demokrasi hayatına düşen terör gölgesine artık sabır ve tahammül göstermek mümkün değildir. Türk milleti harici ve dahili odakların baskı ve dayatmalarına göz yummayacak, risk ve tehditlerin daralan markajına sıkışıp kalmayacaktır.

Terörle demokrasi, silahla siyaset, kaosla huzur, bölünmeyle birlik ve beraberlik arasında güvenli bir liman, ara bir istasyon yoktur. Aziz milletimiz makus ve menhus talihini yenmek için kutlu irade ve inancıyla devrededir. Geride kalan 41 yıllık terör ve bölücülük enkazı el birliğiyle, ortak aklın imkânlarıyla, elbette samimi, sahici, sabırlı, hasbi ve güven veren hamlelerle kaldırılacaktır.

Terörün kanlı izleri silinmekle birlikte tortu ve kalıntıları da tamamıyla kazınıp atılacaktır. Herhangi bir yol kazasının yaşanmaması, yanlış anlamaların tezahür etmemesi, hassasiyet yönü ziyadesiyle fazla olan iyimser gelişmelerin sekteye uğramaması/uğratılmaması konusunda son derece dikkat, sorumluluk, özen ve uyanıklık gerekmektedir.

Önümüzde ihmali ve ihlali düşünülemeyecek altın bir fırsat bulunmaktadır. Bu fırsat aynı zamanda vehimlere kapılmadan müşterek fehim, fecir ve ferasetle tedarik ve temin edilmelidir. DEM Parti’nin sağduyulu, soğukkanlı, sıcak mesajlarının yanı sıra tutarlı ve istikrarlı adımlarını muhafaza gayreti sonucunda Türkiye partisi olmasının önü de açılacaktır. 27 Şubat İmralı çağrısı PKK terör örgütüyle birlikte diğer bütün uzantı ve grupları açıkça bağlamaktadır.

YPG’nin ve buna benzer terörist oluşumların anılan çağrıdan muaf ve istisna olduklarını iddia etmeleri, çatlak ses çıkaranların bu mesnetsiz görüşü bir plan dahilinde paylaşmaları örgütsel ve kurucu önderliğin doğasıyla tamamıyla çelişkilidir. Terör örgütünü kuran feshini istemiştir. Bunun dışında zamana oynamak, ortamı bulandırmak, süregelen pozitif gündemi tahrip ve tahrik edici nitelikte top çevirmek, siyasi ve hukuki düzenleme taleplerini yoğunlaştırmak aymazlıktır.

Bilhassa melezleşmiş bir millet yapısını dikte etmenin peşine düşenler, yürürlükteki Anayasa’da ifadesini bulan Türk vatandaşlığı tanımını pervasızca ve peşin hükümlerle tartışmaya açanlar terörsüz Türkiye seferberliğini kesintiye uğratmanın düşünü kuran tatlı su kurnazlarıdır.

Gerçekçi ve geniş bir temelde mezkûr seferberliğin sonuca ulaşması halinde kazanması kaçınılmaz olan, bununla kalmayıp ortaya çıkacak muazzam barış ve bahtiyarlık vasatından dolayı göğsü kabarması kesin görülen elbette ortak kader paydasında buluşan herkestir. Bizim nazarımızda herkes Türkiye’dir, milletin tamamıdır. Maşeri vicdan terörün kalıcı ve köklü şekilde bitişinden veya bitirilmesinden kesinkes yanadır.

Bu gayenin en kısa sürede ifa ve icrasında en küçük görüş ayrılığı yoktur. Zaman ve zeminin konjoktürel gelgitlerinden yararlanarak söz konusu ağır sorunun uzamasına, savsaklanmasına, hatta sabote edilip aykırı ve çarpık seslerin çıkmasına hizmet edenler hesabını veremeyecekleri vebal altındadır. Türkiye’miz siyasi mutabakat ve toplumsal dayanışmayla terörsüz bir geleceği inşa ve ihya amacındadır.

“Ateşkes açıklaması doğru, dengeli ve isabetli bir açıklama değildir”

Hiç şüphe yoktur ki terör, büyük ve kahredici bir insanlık suçudur. Terör, insani miras ve emanetlerin hiçe sayılmasıdır. Türk milleti terörle yaşamaya ne mahkûm, ne mecbur, ne de müstahaktır. PKK terör örgütü ve iltisaklı gruplar derhal ve ön şartsız silah bırakmalı, hatta kanlı silahlarını Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etmelidir. Ateşkes açıklaması doğru, dengeli ve isabetli bir açıklama değildir.

Çünkü ateşkes rejiminden bahsetmek için eşit ve egemen güçlerin karşılıklı münasebet ve mücadelesine sahne olan ahlaki, mantiki, meşru ve hukuki bir ortamın varlığı asla yoktur. Bunun tam tersine olacak şekilde, yapılacak her teklif, söylenecek her söz tek taraflı bir oyalanmadır ve beyhudedir. Küresel siyaset ve stratejik ilişkilerin pek çok sarsıcı gelişmeye gebe olduğu bir dönemde terör örgütünün bütün uzantı ve bağlantılarıyla silah bırakması ikamesi olmayan bir gerekliliktir.

Jeopolitik kırılmaların tehlikeli şekilde vasat bulduğu bugünkü dünya tablosunda milli birlik ve dayanışma ruhunun işlerliğine ve işlevselliğine ileri düzeyde ihtiyaç vardır. Bölücü terör örgütü, kurucu önderliğin 27 Şubat çağrısına müzahir hareket edip hiçbir şart ileri sürmeksizin silahla yollarını ayırmalı ve örgütsel varlığını sona erdirmelidir.

Bunun dışında hiçbir tasarruf, tahayyül ve tehir çabası masum ve makul kabul edilmeyecektir. Anayasa’da amir hüküm olan Türk vatandaşlığı tanımı etrafında gittikçe somutlaşan, sürekli irtifa kazanan tehlikeli ve tedirgin edici tartışmaların ifade ve düşünce hürriyetinden daha çok yıkıcı ve zehirleyici fonksiyonu vardır ve bu art niyetli keşmekeşin süratle sonlandırılması samimi beklentimizdir.

Bölgesel nitelikli kaos dinamikleri son derece etkin ve faaldir. Suriye’nin Lazkiye ve Tartus kentlerinde yaşanan kaygı veren çatışmalar yaygınlık emaresi göstermektedir. Dış bağlantılı etnik ve mezhebi provokasyonların bir yanda ülkemiz diğer yanda komşu ülkeler aleyhine kapsamlı olarak sipariş edildiği anlaşılmaktadır. Derin ve denetimsiz bir bunalım kapanına şuursuz ve fütursuz zihniyetler tarafından sürüklenmek istenen küresel ve bölgesel müesses mimari her türlü kriz ve kargaşaya açık haldedir.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında tecelli eden hakim ve havi uluslararası sistem ölümcül darbelerle tasfiyenin eşiğindedir. Buna karşılık adalet, eşitlik, hakkaniyet ve haysiyet esaslarına saygılı bir dünyanın tesis edilip edilmeyeceği, siyasi ve stratejik yol haritasının ne zaman belirleneceği, demokrasi ve hukuk alanında görülen kontrolsüz dağınıklığın ve dağılmanın nasıl toparlanacağı her insanı, her milleti, her ülkeyi yakından ilgilendiren ortak bir sancıdır.

İç huzur ve barış ortamını kardeşlik kültürüyle pekiştirmiş, milli onurla perçinlemiş Türkiye’nin gücüne güç katacağı, küresel ve bölgesel tehditlere karşı munzam ve mütemadi direniş göstereceği kuşkusuzdur. Türk ve Türkiye Yüzyılı, huzur ve barışın yüzyılıdır. Türk ve Türkiye Yüzyılı, dünya sallanırken milli güvencenin yüzyılı, bin yıllık kardeşlik hukukunun yüz akı, doğudan batıya, kuzeyden güneye muazzez milletimizin gönül akını ve gövde gösterisidir.

Bu nedenle İmralı tarafından 27 Şubat 2025 tarihinde yapılan tarihi çağrıya PKK’yla birlikte diğer uzantı ve iltisak halindeki örgütlerin riayet ve bağlılığı mecburidir. Terörsüz Türkiye amacı derhal gerçekleşmeli,  terör hayatımızdan sökülüp atılmalıdır. Aksi halde elinde kanunsuz silah taşıyan kim olursa olsun bedelini en ağır şekilde ödeyecektir.”

Paylaşın

TİP Lideri Erkan Baş: Erdoğan’ın Yeniden Adaylığının Parçası Olmayacağız

TİP Lideri Erkan Baş, “Erdoğan’ın yeniden aday olmasının yolunu açacak hiçbir adımın parçası olmayacağız. Tüm muhalefete de bir kere burada bir birlik çağrısı yapıyorum. Muhalefete diyorum ki, biz niye Tayyip Erdoğan’ın nasıl aday olabileceğini tartışıyoruz ki? Mevcut anayasaya göre Erdoğan aday olamaz” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Bilge Yurtdagülen’in sunumuyla TELE 1 ekranlarında yayınlanan “Gündem Özel” programının konuğu oldu. Erkan Baş’ın açıklamaları şöyle:

“Suriye’deki çatışmalar: Şuna dikkat çekmek istiyorum, niye öfkeliyiz? Suriye’den özellikle Lazkiye bölgesinden gelen bilgiler şunu söylüyor, buradaki cihatçı örgütler, şeriatçı güçler kışkırtılıyor. Neymiş efendim? Aleviler eski rejimin uzantılarıymış, eski rejimin kalıntılarıymış. Ben şuna dikkat çekmeye çalışıyorum, burada Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenlerin bir sorumluluk alması lazım. Sonuçta siz bu Colani ile iş birliği içerisinde misiniz? Oradaki Colani’nin de denetimi altındaki kuvvetler Alevi yurttaşlarını katlediyorlar.

İkincisi, daha önemli bir konuda uyarıda bulunmak istiyorum. Bizim aldığımız bilgi bunun aynı zamanda İsrail tarafından tetiklendiği. Yani İsrail’in bölgeye müdahale etmek, İsrail’in bölgedeki gücünü arttırmak üzere buradaki şeriatçı kuvvetleri Alevilere doğru ittirdiği, bunu manipüle ettiği ve orada bir iç karışıklık çıkarttıktan sonra sürece müdahale etmek gibi bir arayış oldu. Zaten İsrail başından bu yana, bu Suriye’nin parçalanması sürecinde bu iç savaşın bir tarafı haline gelmişti. Şimdi yeni bir evreye geçti.

Bunu sadece komşu bir ülkedeki üzücü bir olay olarak değerlendirmeyiz. Kuşkusuz sadece bu bile olsa bizim sorumluluk almamız lazım, ama altını çizerek söylüyorum, bugün orada katliama uğrayanlar bizim Adana’daki, Mersin’deki, Hatay’daki, özellikle Samandağ’daki, Defne’deki yurttaşlarımızın akrabaları. Dolayısıyla büyük bir tedirginlik oluşmuş durumda. Bu, bir bütün olarak bölgenin önümüzdeki dönem çok ciddi bir kaos sürecinden geçeceğini gösteriyor. O yüzden herkesin akıllı, sağduyulu, temel insan haklarına dayalı, uluslararası hukuku gözeten bir biçimde hareket etmesi gerekiyor.

Yeni süreç: Önümüzdeki çarşamba günü DEM Parti heyeti ile görüşeceğiz, Meclis’te ziyaretimize gelecekler. Umuyorum orada karşılıklı sorularımızı, kaygılarımızı, değerlendirmelerimizi paylaşma fırsatı bulacağız. Dolayısıyla şu anda yapılabilecek değerlendirmeler bizim açımızdan da görünen kısmıyla ilgili. Şöyle bir tablo oluşuyor, bir tarafta bu sürece kayıtsız şartsız bir destek beklentisi, isteği, arzusu ve bunu dillendiren kuvvetler var, bir tarafta da bir şekilde buna karşı bir direnç örmeye çalışan, bütün varlığını bunun üzerine kurmaya çalışan bir yaklaşım var. Galiba Türkiye İşçi Partisi biraz farklılaşıyor. Bir kere ben buradan bütün yurttaşlarımıza söylüyorum, ortada barışın bir ihtimal olarak bile belirdiği bir noktada bu ihtimale sımsıkı sarılmak lazım.

Sonuçta en azından 40 yıldır Türkiye’de hep yoksul çocukların öldüğü… Hepimiz biliriz ya o şehit cenazeleri, bayraklar asılır evlere, hep böyle herhalde bulunduğu bölgedeki en yoksul evlerdir onlar. Sıvası yoktur, kerpiçtir, oradaki o yoksulluğu görürsünüz. Bu bir gerçek. Dolayısıyla bu ülkedeki yoksulların, yoksul emekçi çocuklarının, gencecik kardeşlerimizin hayatını kaybetmesini engelleyebilecek ne yapıyorsak hep beraber yapmamız lazım. Bunun gerçek olup olmamasından da bağımsız söylüyorum. Bir ihtimal olarak ortaya çıktığında bile o ihtimali tutup bu ihtimali gerçeğe doğru çevirmek gerekir. Buna ilişkin hiçbir tereddüt yaşamamak lazım.

Tarihsel olarak da şunu söyleyebilirim, bizim için tabi çok özel bir durum bu. Çünkü Türkiye İşçi Partisi, 12 Mart darbecileri tarafından, 12 Mart muhtırasından sonra ‘Türkiye’de Kürt sorunu vardır’ diye bir kongre kararı gerekçe gösterilerek kapatılmış bir parti. Henüz Türkiye’nin bunları konuşamadığı bir dönemde TİP Türkiye’de böyle bir sorunu tespit etmiş ve bunun ortadan kaldırılması için 1960’ların sonunda kongre kararı almış ve kendisine görev biçmiş, doğu mitingleri yapmış o zaman. Bu memlekette en zor zamanlarda belki de Kürtlerin hedef haline getirildiği, iktidarlar tarafından sadece Kürt siyasetçilerinin değil, bir bütün Kürt halkının hedef haline getirildiği süreçler yaşadık biz.

Kentler bombalandı, köyler yakıldı, köy boşaltmalar, faili meçhuller oldu. Bütün bu süreçlerde hep ‘barış’ demişiz, hep bu mücadelede taraf olmaya çalışmışız. Böyle bir tarihsellik içerisinde yaklaşıyoruz. O yüzden bugün barış sözcüğü, o ihtimal ortaya çıktığı anda ben açık söylüyorum, heyecanlanıyorum, umutlanıyorum. Bunun yanına hemen şunu ekliyorum ama, diyorum ki ‘Türkiye’de öyle bir iktidar var ki… Bu iktidar halkın bütün acılarını sadece ve sadece kendi siyasi emelleri cephesinden değerlendiriyor’. Bu memlekette ne sorun varsa ben bu AKP ilk iktidara geldiği günden beri sistematik olarak böyle bir yol izledi diye gözlemliyorum.

Türkiye’nin gerçek sorunlarını işaret ediyor, o sorunları çözmek yerine o sorunları daha da derinleştiren, o sorunları daha da katmerleştiren yani halkın o beklentisini, umudunu, hayalini kendi siyasi emelleri için kullanan bir taktikle hareket ediyor. Bunun sonucu olarak da bu ülkede bu iktidara karşı mücadele eden insanlar barış tartışmasına bile ‘Acaba AKP buradan nasıl bir plan yapıyor? Acaba Tayyip Erdoğan buradan kendisine yeniden Cumhurbaşkanlığının yolunu açacak mı? Acaba AKP iktidarını kalıcılaştırmak için bunu kullanacak mı’ diye bakıyor. Temel itibariyle haklı olan birtakım kaygılar ortaya çıkıyor, biz de hiç kuşkusuz bu kaygıları paylaşıyoruz.

Erdoğan’ın adaylığı: Bir kere şunu söyleyeyim, Türkiye’nin bu iktidar tarafından uzun süre daha yönetilmesi mümkün değil. Dolayısıyla biz hemen bir seçim yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Seçim tartışmalarında en fazla üzerinde durduğumuz konulardan bir tanesi de mevcut anayasaya göre Tayyip Erdoğan’ın bir daha aday olamayacağı gerçeği. Bunun üzerinden atlamamak lazım. Dolayısıyla bir kere bu Cumhurbaşkanlığı ile ilgili tartışmalarda eksik gördüğümüz husus budur. Geçen sefer bunun üzerinde tepinmişti iktidar, ‘Adayınız kim’ diye. Şu andaki temel soru şu, Cumhur İttifakı’nın adayı kim?

İlla Tayyip Erdoğan aday olacaksa bunun için örneğin Cumhuriyet Halk Partisi ile, örneğin İYİ Parti ile, Meclis’te grubu olan muhalefet partileri ile anlaşma yoluna gitmesi lazım. Bunun dışında Tayyip Erdoğan’ın aday olma imkanı yok. Ben Türkiye İşçi Partisi adına şunu söyleyeceğim, biz Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olmasının yolunu açacak hiçbir adımın parçası olmayacağız. Tüm muhalefete de bir kere burada bir birlik çağrısı yapıyorum. Muhalefete diyorum ki, biz niye Tayyip Erdoğan’ın nasıl aday olabileceğini tartışıyoruz ki? Mevcut anayasaya göre Tayyip Erdoğan’a da aday olamaz.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Erdoğan’a: Yenilgiyi Tadacak Evine Gideceksin

Erdoğan’a seslenen İmamoğlu, “Ben, meydan okumama verecek yanıtın varsa bekliyorum. Yoksa yine sarayın odalarına saklanarak mı konuşacaksın?… Kusura bakma Erdoğan, atı alan Üsküdar’ı geçti geçti. Senin dönemin bitti. Öyle de bitti böyle de bitti senin dönemin” dedi.

Erdoğan’a millete gitme çağrısında bulunan Ekrem İmamoğlu, “Bırak yan yollara sapmayı. Ne istiyorsun belediyelerimizden, belediye şirketlerimizden, yakınlarımızdan ne istiyorsun? Neymiş ahmak davası. Millet gülüyor. Bunu İngilizceye çevirip dış dünyaya anlatamıyoruz bile. Savcıya tehdit davası, bilirkişi davası, bir de üstüne kendinde olmayan diploma davası” ifadelerini kullandı.

Kendisi hakkında çeşitli suçlar icat edildiğini savunan İmamoğlu, tek suçunun seçimlerde yenilmemek olduğunu vurgulayarak, “Dört kere yaşattığım gibi beşinci ve son yenilgiyi tadıp evine gideceksin. Çok korkuyorlar. Bir sandık daha gelir diye. O sandıkta karşısında olurum diye çok korkuyorlar. Beni bertaraf etmeye çalışıyor. Ne yapsan nafile. O sandık gelecek, millet seni evine gönderecek” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İzmir’in Karşıyaka ilçesinde cumhurbaşkanlığı adaylığı için çalışmalarını başlattı. İzmir Mustafa Kemal Atatürk Karşıyaka Spor Salonu’nda CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın ardından partililere seslenen İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Devlet, milletine hizmet eder. Milletine şefkat elini uzatır. Milletini korur. Milletine güler yüzünü gösterir. Vatan, vatan ve millet hepimiz için kutsaldır. Devleti yöneten yöneticilerin yüzü asık olmaz, vatandaşını korkutmaz, vatandaşına parmak sallamaz, vatandaşını ürkütmez. Dolayısıyla yöneticiler vatandaş karşısında hadlerini bilmelidir. 23 Mart’ta işte bu inancı, bu özgüveni tüm ülkeye yayacağız. Yapacağımız ön seçimde iktidara en korktuğu şeyi, iktidar neden korkuyor biliyor musunuz sevgili dostlarım? Sandıktan korkuyor, sandıktan. Ne yapacağız? İktidarın en korktuğu şeyi, sandığı onlara göstereceğiz 23 Mart’ta.

Milletçe iktidarın giderek dozunu artırdığı bir zulüm ve baskı ile karşı karşıyayız. Kazandığı parayla geçinemeyen, borçlanmadan yaşayamayan milyonlarca yoksul ve dar gelirli, kendilerini işe sayan bu iktidarın zulmü altındadır. Sevgili dostlarım, eğitim, sağlık, adalet gibi devletin temel hizmetlerinden eşit olarak yararlanamayan milyonlarca vatandaşımız zulüm altındadır. Gençler, en kararlı şekilde yürümeye hazır mıyız? Bu gençlik marşını bu cennet vatanın her köşesinde söylemeye hazır mıyız?

Milyonlarca güneşi var bu ülkenin, milyonlarca. Her birimiz güneş olmaya hazır mıyız? Değerli dostlar, ülkeyi yönetenler işlerini doğru dürüst yapamadığı için depremlerde, yangınlarda, afetlerde, ne yazık ki denetlenemeyen hastanelerde, güvenliği sağlanamayan ortamlarda canlarını, sevdiklerini yitiren bu millet zulüm altındadır. Gerçekleri dile getiren, iktidarı uyarıp eleştiren herkes zulüm altındadır.

Sevgili dostlarım, Halkçılık vaadediyorum çünkü çok iyi biliyorum nasıl yapılır. Sosyal adaleti sağlamak, kamu yararını koruyup geliştirmek, vatandaşları piyasanın acımasız şartlarına mahkum bırakmamak için yaptıklarımız saymakla bitmez. Bütün belediye başkanlarımızla yaptık. Onun için halkçılık vaat ediyoruz. Şeffaflık vaat ediyoruz. İstanbul’da, İstanbul’da işe alımlarda, İstanbul’da meclis toplantılarımızda, her yıl bütçe değerlendirmelerimizde hep şeffaflığı gözettik. Attığımız her adımın hesabını çıkıp İstanbullulara yürek açıklığıyla verdik, tüm açıkla, dersimiz bu, görevimiz bu.

“Cumhurbaşkanı olma iddiasıyla yola çıkıyorum”

Artık Türkiye’de kapalı kapılar ardında işleyen mülakatlar yapmadık. Asla hesap vermeyen olmadık. Hesap sorulmayan yöneticilerinin devrini bitirme vakti gelmiştir. Partizanlıktan, ayrımcılıktan tamamen arındırılmış adil bir yönetim vaat ediyoruz. Böyle bir anlayış hayata nasıl geçirilir iyi biliyoruz. Partisi, inancı, yaşam tarzı dolayısıyla dışlanmak, ayrımcılığa uğramak, tek bir kişi ya da kurum bunu yaşamayacak. Sevgili dostlar, bugün benim için çok özel bir gün. Ben önce aday, sonra cumhurbaşkanı olma iddiasıyla yola çıkıyorum.

Elbette, elbette odalarını bile sayamayacağımız, sayamayacağımız, söylemeye bile utanacağımız bir sarayda oturup ülkeyi yönetmek gibi bir hayalimiz yok. Ben bir makama değil, zorlu bir mücadeleye adayım. Tek derdim ve hayalim bu iktidarın yerle bir ettiği devlet yapısını, ekonomiyi, demokrasiyi, hukuku, eğitimi, sağlığı sizlerle birlikte inşa etmek.

İktidar zalimliğine yeni bir sayfa ekledi. Dün öğrendim ki aralarında kimi yol arkadaşım, kimi tanıdığım, kimi hiç tanımadığım insanların mal varlıklarına, banka hesaplarına el koymuşlar. Dedim ya, aralarında tanımadıklarım da var. Herhâlde selam verdim diye ya da bana geçerken dokundu diye onları da yaktılar. Her geçen gün, her saat, günde 20 saat çalışıyorum. Her geçen gün bana ve arkadaşlarıma yeni bir saldırı uyduruyorlar.

Son günlerde sizlerin karşısına çıkarak defalarca söylediğim bir şey var: Bu haktan ve hukuktan nasibini almamışların, bu iş bilmezlerin, bu makam ve mevkiye esir olmuşların hiçbir saldırısından korkmadım, korkmuyorum. Korkmadım, korkmuyorum, korkmayacağım. Sevgili dostlarım, benim yürüdüğüm bu yolda ben önce yüce Allah’a, sonra milletime güveniyorum. Kumpaslarla, kirli tezgahlarla, entrikalarla, fitneyle, fesatla kurdukları oyunu sizlere söz veriyorum başlarına yıkacağız, başlarına. Başlarına yıkacağız! Sanıyorlar ki bu insanların, sanıyorlar ki malına, mülküne, parasına çökerlerse korkarız, kaçarız. Sanıyorlar ki onların zulmünden yılarız, milletimizi yarı yolda bırakırız.

Sanıyorlar ki ben yalnız kalacağım. Yahu, yahu siz 10-15 kişinin malına, mülküne el koyarak beni yalnız bırakacağınızı mı düşünüyorsunuz? Millet benimle, millet! Millet benimle. Millet benimle! Bunlar körleşmiş. Bunlar körleşmiş. Varsa yoksa varsa yoksa koltuk. O koltuk senin mi? O koltuk milletin. O koltuk Türkiye Cumhuriyeti’nin. O koltuk bir saltanatın değil ha. O koltuk, o koltuk bir ailenin değil, milletin evlatlarının, sizin, sizin! Hanımefendiler, beyefendiler, hepinizin! Ey ilgili şahıs, o biliyor kendini, seni gidi seni.

Türkiye’ye 5 senede 1.200 soruşturma, teftiş duydunuz mu? 1.200! Yahu, 2.200 yapsan ne olur? Dönelim geriye. 11 senede bulup buluşturduğunuz biri ahmak, biri bilmem ne davası, demek de istemiyorum isimlerini. Açık bir şey söyleyeyim mi? 2014’ten beri benim suçum var. Tek bir suçum var: Sandıkta yenilmeyen Ekrem İmamoğlu olmak. Bize buldukları, esas suç bu. Bak, bu cümleleri aklına kazı.

Bize, ben buradan söylüyorum Ekrem İmamoğlu olarak, size de söz veriyorum, namus sözü veriyorum, bize yenilgiyi öğretemeyeceksin! Bize yenilgiyi öğretemeyeceksin. Dört kere yaşattığım gibi, bak, bu işareti biliyorsun. Dört kere yaşattığım gibi beşinci ve son yenilgiyi tadacak, evine gideceksin. Evine gideceksin. Çok korkuyorlar bir sandık daha gelir diye. Çok korkuyorlar o sandıkta karşısında olur muyum diye. Ödleri patlıyor.”

“Uykularını kaçıracağız”

İmamoğlu, İzmir’den sonra Kayseri’ye geçti. Erciyes Kültür Merkezi’nde CHP’lilere hitap eden İmamoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde: “Millete hizmet etme hevesini kaybettikleri için özellikle adaletten ayrıldıkları için memleketin bereketini kaçırıyorlar. Çözüm nedir, tek bir çözüm var. Memleketin bereketini kaçıranları önümüzdeki seçimde evine göndereceğiz!

Hedefimiz belli sadece seçimi kazanmanın değil, birliğin peşindeyiz. Yerinde sayanlar değil, ayağa kalkıp hedefe ilerleyenler kazanır… CHP, Türkiye’yi birleştiren güç. TBMM grubumuzun desteğiyle bu yola çıktım. AKP seçmeni de bizi takdir etti. Bu ülkenin meseleleri azalmadı daha da büyüdü. İktidarın koltuğu altından kayıyor. Vatandaşımızın memnuniyeti ile iktidar baskısı da artıyor.

İktidar siyasi operasyon yapıyor. Milletimiz iktidarı bize teslim etmek için gün saymakta. İktidarın koltuğu altından kayıyor. 23 Mart’ta iktidara en korktuğu şeyi sandığı göstereceğiz. Sandıktan kaçanları zangır zangır titreteceğiz. Bir avuç zalimin uykularını kaçıracağız.

Bütün küskünleri unutup el ele verirsek kazanırız. Tek adamlık ve partizanlık bitecek. Tek adamlığın gölgesi bile değmeyecek bu memlekete. Saraya değil mücadeleye adayım. İktidarın yerle bir ettiği her şeyi yeniden inşa edeceğiz… Benim TRT’de yüzümü bile göstermediler 6 senedir. Çünkü onlar sadece iktidara yüzünü dönen bir yayına döndüler. Hem de sizin paralarınızla. Yolsuzluğun daniskası orada yapılıyor.”

Paylaşın

Erdoğan: CHP, Faşist Bir Siyasi Teşekküldür

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle açıklamalarda bulunan Erdoğan, “CHP kadın düşmanı bir partidir. CHP kadınların fikirlerini özgürce ifade etmesine tahammülü olmayan baskıcı, nobran, faşist bir siyasi teşekküldür” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’nde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü İftar Programı’na katıldı. Başkan Erdoğan, programın ardından açıklamalarda bulundu.  Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Şehitlerimizin kahraman annelerine ve eşlerine mahçup olmayacak, terör belasını defetmek için çalışmaya devam edeceğiz. Terörün karanlık ve kanlı gölgesinin ülkemizin ve bölgemizin üzerinden çekildiği, kardeşliğin egemen olduğu huzurlu, güvenli, müreffeh günlerini inşallah hep beraber göreceğiz.

Kadınlar Günü’nde milletimizin istiklal ve istikbali uğruna can veren tüm kadın şehitlerimizi kemal-i edeple yâd ediyorum. Başta rahmetli anneciğim olmak üzere ebedi aleme göçmüş tüm annelere Rabbimden rahmet niyaz ediyorum. Değerli eşimin ve sevgili kızlarımın da kadınlar gününü tebrik ediyor, bu anlamlı günün tüm kadınlar için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Bizim inanç ve medeniyet değerlerimize ailenin omurgasıdır. Nene Hatunlar, Halime Çavuşlar, Şerife Bacılar, Kara Fatmalar, Binbaşı Ayşeler, tabii şimdi artık tuğgenerallerimiz de var. Ve daha niceleri kimi zaman cephe gerisinde kimi zaman en ön safta bu millet için canlarını ortaya koydular. Kadınlar zor zamanlarda sergiledikleri dirayetli tavırlarla, yetiştirdikleri yürekli evlatlarla, evlerimizde huzurun, vatanımızda dirliğin, milletimizin fertleri arasında birliğin teminatı oldular.

Ne 15 asırlık İslam tarihinin ne de binlerce yıllık Türk tarihinin kadınları dışlayarak yazılması mümkün değildir. Hz. Hatice validemiz ve Hz. Ayşe annelerimiz İslam medeniyetinin kutup yıldızı olarak isimlerini mümin gönüllere nakşetmişlerdir. Osman Gazi’nin muhterem eşi Bala Hatun’u nasıl unutabiliriz. Orhan Gazi’nin kıymetli refikası Nilüfer Hatun’dan nasıl esirgeyebiliriz.

Batıda kadın hakları gündemde bile yokken bizde 1843 yılından itibaren kadınlar resmi olarak da çalışma hayatında yer almaya başlamışlardır. Kadınlara devlet memuriyetinde görev alma hakkı 1913 yılında verilmiştir. 1917’de yayınlanan kararname başka önemli hamledir. Batı’dan bile önce kadınlar ülkemizde 1934 yılında seçme ve seçilme hakkına kavuşmuştur.

Her ne kadar bu hakkın kullanımından özellikle darbe dönemlerinde çeşitli engellerle karşılaşılsa da yasal olarak bu imkana sahip olunmuştur. Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren kadınların her alanda önlerini açmaya, haklarını teslim etmeye çalıştık. Son 22 yılda kadınlarla ilgili attığımız adımları kısaca hatırlatmak istiyorum. 2023’de aile mahkemelerini kurduk. Yeni iş kanunuyla cinsiyet bazlı ayrımcılığa son verdik. 2004’de kadın erkek eşitliğini güvence altına aldık.

2005’te belediyeler kanunu kapsamında nüfusu 50 bini geçen belediyelere kadın ve çocuklar için konukevleri açma zorunluğunu getirdik. Aile İçi Şiddetle Mücadelede Ulusal Eylem Planı’nı devreye aldık. Kadınlarımıza doğum, sağlık ve emeklilik konularında yeni haklar tanıdık. Eğitimde, iş hayatında, karar alma mekanizmalarında fırsat eşitliğini tam ve gerçek anlamda sağlanmak üzere bir utanç vesikası olan başörtüsü yasağını bir daha geri gelmemek üzere kaldırdık.

2012’de ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanunu ülkemiz hukuk sistemine kazandırdık. 2013’de şiddet mağduru kadınlara yönelik çeşitli düzenlemeler yaptık. Kadınların ağır ve tehlikeli işlerde çalışmasının önüne geçtik. Cinsel suçların cezalarını önemli ölçüde artırdık. 2016’da Gelir Vergisi Kanunu’nda düzenlemelerde doğum, ebeveynlik, evlat edinme haklarını genişlettik. Kadının Güçlendirilmesi Strateji Belgesi Eylem Planı’nı uyguladık KADES’i devreye koyduk. Aile içi şiddetle mücadele ihtisas mahkemelerini kurduk. 2022’de kadına yönelik suçların cezasını artırdık.

Caydırıcılığı güçlendirdik. Şiddet önleme ve izleme merkezleri, kadın konuk evleri ve şiddetle mücadele irtibat noktaları ile kadına karşı şiddetle mücadeledeki kurumsal kapasitemizi önemli oranda artırdık. Kadın kooperatiflerini güçlendirerek hanım kardeşlerimizin el emeği göz nuru ürünlerini yerel sektörlerden uluslararası alana taşıyoruz. Eğitim ve finansman programları ile kadın girişimciliğini destekliyoruz. Kadına yönelik şiddeti siyaset üstü anlayışla ele alıyor, sıfır tolerans ilkesiyle mücadelemizi yürütüyoruz.

Muhalefetin özellikle ana muhalefet partisinin İstanbul Sözleşmesi ile ilgili iddialarının hiçbir temeli bulunmuyor. İşte bugün Kadıköy Belediye Meclis üyesi AK Partili bayan arkadaşımızın sözünü kestiler, hakaret ettiler, meclis başkanı aynı zamanda kalkıp, aynen Amerika’da olduğu gibi ‘Şu kadını atın dışarı’ diyebildi.

6284 sayılı kanun şiddetle mücadele konusunda ihtiyaç duyulan her türlü imkanı, yaptırımı, cezayı zaten en güçlü şekilde barındırıyor. Biz sözleşme değil kanun yaşatır diyoruz. Meclis kürsüsünden ahkam kesenlere şunu tavsiye ediyoruz; şayet gerçekten kadına yönelik şiddetle mücadele etmek istiyorsanız parti teşkilatlarınızı ve yönettiğiniz belediyeleri içten içe çökerten taciz, ahlaksız iddialara bir bakın.

“CHP kadın düşmanı bir partidir”

Kadınları mağdur eden yasakların kalkmaması için mahkeme mahkeme dolaşan ana muhalefet partisi genel başkanı kadın düşmanı arıyorsa önce aynaya baksın, partisinin kötü sicili ile yüzleşsin, yıllarca mağduriyetine sebep oldukları başörtülü kadınlardan özür dilesin. Dün az önce ifade ettiğim gibi Meclis üyesi hanım kardeşimize yönelik sergilenen küstahlık ve faşizm 28 Şubat zihniyetinin CHP’de halen devam ettiğini bir kez daha göstermiştir.

Kadınlara had bildirme edepsizliği CHP geleneğidir. Aradan geçen onca süreye rağmen hiç değişmemiştir. CHP kadın düşmanı bir partidir. CHP kadınların fikirlerini özgürce ifade etmesine tahammülü olmayan baskıcı, nobran, faşist bir siyasi teşekküldür. CHP bu zihniyetten ne kadar erken kurtulursa, rezillikleri ne kadar kısa sürede temizlerlerse hem ülkemiz hem de kadınlarımız için büyük iyilik yapmış olurlar.

Aslında grup kürsüsünde kurduğu cümlenin daha buharı tutarken bizzat kendi belediye başkanı tarafından tekzip yiyen bir şahsa ne dersek boş. Lideri olduğu partide sözünün değeri olmayan bir genel başkanın millete itibarının olması zaten mümkün değil. Sayın Özel siyasette kendini geliştirmek yerine belediye başkanlarını aklamaya mesai harcarsa daha çok kendini gülünç duruma düşürür. Kadın konusunda bilindik ezberleri tekrarlayanlara daha fazla sözü israf olarak görüyor onları hezeyan, ayak oyunlarıyla, koltuk kavgalarıyla baş başa bırakıyoruz.

“Konya’da sahipsiz köpeklerin saldırısı…”

Biz doğru bildiğimizi yapmaya devam edeceğiz. Dün akşam Konya’da sahipsiz köpeklerin saldırısı sonucu vefat eden 2 yaşındaki Rana evladımıza Allah’tan rahmet diliyor, kederli ailesine, özellikle acılı annesine babasına Rabbimden sabır niyaz ediyorum. Muhalefetin ve çeteleşmiş kimi yapıların tüm engellerine rağmen başıboş köpek sorununu çözmek amacıyla Ağustos ayında çıkarmanın uygulamasının temini için kararlı adımlar atıyoruz.

Çözüm noktasında muhalif iktidar fark etmeksizin tüm yönetimlerin el birliği ili çalışması gerekiyor. Maalesef muhalefette yasaya karşı çalışması hala devam ediyor. Hepimizin yüreğini dağlayan d çünkü olayla ilgili başsavcılığımız soruşturma başlatmış ayrıca mülkiye müfettişlerimiz görevlendirilmiştir. Rana yavrumuza yüce Allah’tan rahmet ailesine başsağlığı diliyorum.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Avrupa Birliği’ne: Güvenlik Adımları Türkiye’yle Planlanmalı

Avrupa Birliği’nin düzenlediği “Fikirdaş Ülkeler Liderler Çevrimiçi Toplantısı”nda konuşan Erdoğan, “Avrupa güvenliğine dair tüm adımların Türkiye ile birlikte planlanmasının müşterek menfaatimize olacağı kanaatindeyiz” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği’nin (AB) düzenlediği “Fikirdaş Ülkeler Liderler Çevrimiçi Toplantısı”na Vahdettin Köşkü’nden canlı bağlantı ile katıldı. Erdoğan, konuşmasında, Türkiye olarak ilk günden itibaren Rusya-Ukrayna savaşının diyalog yoluyla sonlandırılması için çok yoğun ve samimi çaba harcadıklarını belirtti.

Adil bir barışın kaybedeninin olmayacağını her fırsatta açıkça ifade ettiklerini kaydeden Erdoğan, “Bunu yaparken stratejik ortağımız olan Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına da güçlü destek verdik. Bugün de adil, kalıcı ve onurlu bir barış için savaşan iki tarafın da masada olacakları sağlam bir diplomatik zeminin önemine dikkat çekiyoruz. Bir an önce ateşkes sağlanması ve taraflar arasında güven artırıcı önlem olarak havada ve denizde saldırıların durdurulması fikrini destekliyoruz” diye konuştu.

Erdoğan, Karadeniz’de seyrüsefer emniyetini garanti edecek bir mutabakata varılmasına yönelik çabaların da bu yaklaşımla örtüştüğünü dile getirerek, “Tabii burada şunu da ifade etmek durumundayım. Gerek savunma sanayimizin Ukrayna’ya desteği gerek savaş şartlarına rağmen ülkeyi terk etmeyen özel sektörümüzün katkıları ortadayken AB’nin savunma ürünleri tedariki ve yeniden imar programlarının dışında tutulmamızın izahının olmadığına inanıyoruz. AB’nin bu tutumunu tadil etmesi ortak çıkarlarımızın bir gereğidir. Unutmayalım ki Avrupa güvenliği sadece birliğe üye ülkelerin meselesi değildir. Avrupalı müttefiklerin tümünü ilgilendiren bir konudur” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık’ın ev sahipliğinde 2 Mart’ta düzenlenen Liderler Zirvesi gibi bugünkü toplantıyı da Avrupa’nın güvenliğine gerçekçi ve kapsamlı bir yaklaşımın tezahürü olarak görmek istediklerini kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Avrupa güvenliğine dair tüm adımların Türkiye’yle birlikte planlanmasının müşterek menfaatimize olacağı kanaatindeyiz. Tüm bu gayretlerde transatlantik bağın azami ölçüde korunması ve müttefikimiz Amerika’nın güçlü desteğinin alınması da şüphesiz önemlidir. İleri teknolojiye sahip savunma sanayimiz güçlendirilmeye çalışılan savunma alanına katkı sunmaya hazırdır. Birlik bünyesindeki Avrupa savunma sanayi programının tüm Avrupalı müttefiklere açık olmasının gerektiğini düşünüyorum. Ukrayna’nın yeniden inşası ve ayağa kaldırılmasını amaçlayan Avrupa barış aracı gibi mekanizmalara da dahil olmamız mühimdir.”

Erdoğan, karşı karşıya bulundukları sınamaların, Avrupa’nın ekonomik güvenliği ve savunmasında, Türkiye ile AB arasındaki münasebetlerin ne denli kritik olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.

“Üyelik müzakerelerimizin canlandırılmasını bekliyoruz”

“Türkiye, Avrupa Birliği ilişkilerinde uzun vadeli, stratejik bir bakış açısıyla hareket etmek her iki tarafın da menfaatinedir” diyen Erdoğan, şunları kaydetti: “Biz tam üyelik hedefimizi çok güçlü biçimde muhafaza ediyoruz. Birliğin de artık stratejik ve vizyoner bir tutum benimsemesini, dolayısıyla üyelik müzakerelerimizin bir an önce canlandırılmasını bekliyoruz.

Ümit ediyorum ki tüm yüksek düzeyli toplantıları da en kısa zamanda birlikte gerçekleştiririz. Sözlerime son verirken Ukrayna’da adil, kalıcı ve onurlu bir barışın tesisi için müzakere sürecine ev sahipliği de yapmak dahil, her türlü katkıyı yapmaya hazır olduğumuzun altını çiziyorum. Bu düşüncelerle toplantımızın barış ve istikrar yolunda hayırlı neticeler getirmesini temenni ediyorum.”

Toplantıda, İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store, İzlanda Başbakanı Kristrun Mjoll Frostadottir, AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas yer aldı.

Paylaşın

Özel’den “Seçim” Çıkışı: Kimden Korktukları Belli

Erdoğan’ın “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır” sözlerine gönderme yapan CHP Lideri Özgür Özel, “Erdoğan kendi sözünün yankısıyla uyuyamamaktadır. Onun kendi sesi kendini çıldırtmaktadır. Lafın özü şudur. ‘İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder! İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır!'”

“İstanbul’u kaybettim, Türkiye’yi kaybedeceğim korkusu, İstanbul’u kazandı, Türkiye’yi kazanacak kaygısına dönüşünce Erdoğan’ı bu bulunduğu duruma sürükledi. Keşke bunun zararı kendisine olsa ama bunun zararı bir bütün ülkeye oluyor.”

Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler, Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığının “ihaleye fesat karıştırmak” suçundan başlattığı soruşturma kapsamında gözaltına alınmasının ardından tutuklanmıştı. Ardından İçişleri Bakanlığı, Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler’in görevden uzaklaştırıldığını duyurmuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Beykoz Belediyesi’nin önünde açıklamalarda bulundu. Özgür Özel’in açıklamalarının satır başları şöyle: “Dün akşam geç saatlerde Brüksel’den döndük. Brüksel’de AB’ye tam üye olan ülkelerin, o ülkelerden siyasi akrabamız olan partilerin o ülkelerdeki başbakanları ile Cumhurbaşkanları ile bakanlarıyla ayrı ayrı görüşmeler yaptık. Toplu olarak orada bir çaba içinde olduk.

Çabamız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize gösterdiği çağdaş medeniyetleri yakalama, geçme idealini sürdürdüğümüz, gelişmiş dünyanın modern dünyanın demokratik dünyanın bir parçası olan Türkiye’yi hak ettiği yere yeniden cumhuriyetin ikinci yüzyılında, birinci yüzyılında Türkiye’yi kimler kurtardıysa, Cumhuriyet nasıl kurulduysa o dönemin zorlukları nasıl aşıldıysa, nasıl bilime önem verilerek ülkenin yönü çağdaşlaşmaya doğru döndürülerek yüzyıl sonra bunu başarmaya azimli olduğumuzun, Türkiye’nin demokratikleşmesini, yargı bağımsızlığını, kuvvetler ayrılığını tesis edip, Kopenhag kriterlerini birer birer yerine getirip Türkiye’yi güçlü, AB’nin ayrılmaz bir parçası ve tam üyesi yapma hedefimiz ile ilgili sürdürdüğümüz çalışmaları Brüksel de de devam ettirdik.

Demokrasi trenine bindik işimize gelirse ineriz diyenlerin trenden indiğini görüyoruz. Beykoz’u hedef alayım onları parçalayayım diye düşünerek belediye başkanlarımıza operasyon çektirmekteler. Beykozlular seçimde mahalleleriyle, aklı selim ile vicdanlarıyla her iki kişiden birisi Alaattin Köseler’e oy vermiştir.

Savcılara verdiğimiz dosyalarda hiç adım atılmazken, belediye başkanlarımıza gündelik meseleler üzerinden hesap sormaya, onları itibarsızlaştırmaya, CHP gibi temiz bir sayfaya yargı ile el uzatıp bizi kirletmeye çalışıyorlar.

“Ekrem Başkan’ın arkasında durmak için yola çıktık”

1 milyon 700 bin kişi 23 Mart günü adayımız olmak isteyen Ekrem Başkan’ın arkasında durmak için yola çıktık. Kendiliğinden onu aday çıkarmadık. Bundan sonra da her zaman olacağı gibi aday kararını partinin kayıtlı tüm üyelerine emanet ettik. Adayımızın tam arkasına geçerek 1 milyon 700 kişi ‘O benim adayımdır’ diyecek ve daha çok çalışacak.

Bu Ahmet Özer’e de Rıza Başkan’a da Alaattin Başkan’a da iyi gelecek. Biz korkmadan mücadele edeceğiz. Beykoz’da da İstanbul’da da Türkiye’de de her şey çok güzel olacak.

Erdoğan kendi sözünün yankısıyla uyuyamamaktadır. Onun kendi sesi kendini çıldırtmaktadır. Lafın özü şudur. ‘İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder! İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır!’ İstanbul’u kaybettim, Türkiye’yi kaybedeceğim korkusu, İstanbul’u kazandı, Türkiye’yi kazanacak kaygısına dönüşünce Erdoğan’ı bu bulunduğu duruma sürükledi. Keşke bunun zararı kendisine olsa ama bunun zararı bir bütün ülkeye oluyor.

Bugün Erdoğan İstanbul’da özel seçtiği ilçelerde, özel seçilmiş hedeflerle yargı eliyle belediye başkanlarımıza operasyon çekilmektedir. Kurumsal hedef Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hedefi kişisel hedef de Beykoz’daki her bir bireyin kendi iradesidir.”

Paylaşın

İmamoğlu, Adaylık Kampanyasını Başlattı: Milletin Hakkı Milletin Olacak

Sosyal medya hesabından cumhurbaşkanlığı adaylığını duyuran İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Devleti bir avuç insanın değil, milletin çıkarlarının, milletin güvenliğinin bekçisi haline getirmek” dedi ve ekledi:

“Bunu da ancak hep birlikte başarabiliriz. Bu bozuk düzeni ancak her aşaması en geniş uzlaşmayla belirlenen, ilkeli, erdemli bir dayanışmayla değiştirebiliriz.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP önseçimi ve cumhurbaşkanı adaylığı için kampanyasına start verdi.

İmamoğlu, partisinin 23 Mart’ta yapacağı ve tek aday olarak gireceği ön seçimle ilgili sosyal medya hesabından bir video paylaştı.

Paylaşımına “Önce aday, sonra Cumhurbaşkanı olma iddiasıyla yola çıkıyorum. Ortak akıl ve uzlaşmayla Türkiye yeniden ayağa kalkacak, milletçe birliğimizi ve kardeşliğimizi yeniden kazanacağız” notunu düşen Ekrem İmamoğlu şu ifadeleri kullandı:

“Sevgili Cumhuriyet Halk Partililer, sevgili vatandaşlarım. Önce aday, sonra cumhurbaşkanı olma iddiasıyla yola çıkıyorum. Ben bir makama değil, zorlu bir mücadeleye adayım. Tek derdim, tek hayalim, bu iktidarın yerle bir ettiği devlet yapısını, ekonomiyi, demokrasiyi, hukuku, eğitimi, sağlığı yeniden inşa etmek.

Devleti bir avuç insanın değil, milletin çıkarlarının, milletin güvenliğinin bekçisi haline getirmek. Bunu da ancak hep birlikte başarabiliriz. Bu bozuk düzeni ancak her aşaması en geniş uzlaşmayla belirlenen, ilkeli, erdemli bir dayanışmayla değiştirebiliriz.

“Milletin hakkı milletin olacak”

Partimizin gerçekleştireceği ön seçim, ortak aklın, uzlaşma ve dayanışmanın ilk adımıdır. Ön seçimde ortaya koyacağımız irade bu bozuk düzeni değiştirmek isteyen herkese uzatılmış onurlu güçlü bir dost ile olacak.

Ön seçimde partimiz bir kurtarıcı belirlemeyecek, biz 23 Mart’ta partimizin iradesini ortaya koyacağız ve bu ülkenin tüm cumhuriyetçilerine, demokratlarına, yurtseverlerine dönüp ‘Kurtuluş yok tek başına haydi hep birlikte görev başına’ diyeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi başaracak, Türkiye kazanacak. Milletin hakkı milletin olacak.”

Paylaşın

Erdoğan’dan “Süreç” Açıklaması: 40 Yıllık Beladan Kurtuluyoruz

Abdullah Öcalan’ın PKK’ya kendini feshetmesi ve silah bırakma çağrısına ilişkin konuşan Erdoğan, “40 yıldır milletimizin kanını, canını ve kaynaklarını sömüren bir beladan kalıcı ve kati olarak kurtulmaya hiç olmadığı kadar yakınız” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan güvenlik güçleriyle iftar programında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Milli Mücadele’nin en çetin günlerinden 15 Temmuz ihanetinin püskürtülmesi ne kadar İstiklal ve istikbalimiz uğruna can veren alkanlarıyla kara toprağın sulayan tüm şehitlerimizi rahmetle minnetle tazimle iade ediyorum.

Mukaddes kitabımız ve hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim bizlere şehitlerin ölmediğini yaşadıklarını bizim bunu hissedemeyeceğimizi Allah katında onların rızıklandırdıklarını bildiriyor biz de bu ilahi müjdeye inanıyor tüm kalbimizle iman ediyoruz biliyoruz ki şüheda yani şehitler peygamberlere özellikle de peygamberimize komşudur. Evliya yurdu dervişler ortağı şüheda bu aziz topraklar için bedel ödeyen gazilerimize de ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

İstiklal marşı şairimiz merhum Mehmet Akif’in ifadesiyle aslında hepimiz şehit torunuz şehit ahdiyiz bu yüksek şuurla şehit ve gazilerimizin emanetlerine tam bir hürmet içinde sahip çıkıyoruz inşallah bundan sonra da onların emanetini yere düşürmeyecek uğruna can verdikleri veya bedel ödedikleri idealleri en güçlü şekilde yarınlara taşımaya gayret edeceğiz öyle diyor Akif şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda canı cananı bütün varımı alsın da Huda etmesin tek vatanımdan beni dünyada Huda.

Siz kıymetli kahramanlarımız bu ülkenin ve milletin düşmanlarının aşamadığı hiçbir zamanda aşamayacağı çeliktensiniz aşamadılar Cudi’de aşamadılar Tendürek’te aşamadılar Besler Deresi’nde aşamadılar oralarda onları illerine gömdün ve şu ana kadar o imanla o aşkla yine gömmeye devam edeceksiniz ben buna inanıyorum.

Sizler koleji ile jandarmasıyla sahil güvenliği ile güvenlik korucusuyla işte bugün burada olduğu gibi yan yana sırt sırta olduğunuz müddetçe Allah’ın izniyle kimse bizi bu topraklardan söküp atamaz. Mülkümüz canımız bayrağımız ve bütün kutsal değerlerimizi emniyet altındaysa hiç kuşkusuz bunda sizin çok büyük emeğiniz var.

Türkiye’nin güvenliği için nasıl büyük bir özveri de bulunduğunuzu gayet iyi biliyorum Rabbim hepinizden razı olsun ayağınıza taş değdirmesin kıymetli kardeşlerim üç kıtanın tam kalbinde yer alan vatanımız stratejik olarak bizlere eşsiz imkanlar sunma yanında zorluklarını da bünyesinde küresel güç rekabeti bölgemizde cereyan ettiği için Türkiye olarak biz de her türlü gelişmeden doğrudan etkileniyoruz.

Hadiseleri tribünden seyretme lüksüne sahip değiliz her türlü senaryoya karşı hazırlıklı olmak bölgemizdeki olayları ülkemizin izni olacak şekilde yönetmek yönlendirmek mecburiyetindeyiz hamdolsun özellikle son yıllarda bu konuda çok başarılı bir sınav verdik.

Komşumuz Suriyelileri 13 sene boyunca bedel ödeme pahasına doğru olanı ahlaki ve vicdani olanı yaptık, her türlü riski göze alarak bir utanç lekesini tarihimize bulaştırmadık hatırlayın bu süreçte çok ağır baskı gördük acımasızca eleştirildik hatta ihanetle suçlandık peki sonuçta ne oldu ırkçılık yapanlar kaybetti.

Mazlumları otobüslere doldurup terör örgütlerine ve eli kanlı zalimlere göndermek isteyenler kaybetti.8 Aralık’ta Suriye halkı 61 yıllık karanlığın ardından zalim rejimi devirdi ve özgürlüğüne kavuştu devrimden bu yana 133 bin Suriyeli misafirimiz gönüllü ve onurlu bir şekilde doğdukları topraklara geri döndü bugüne kadar Suriye’ye güvenli bir şekilde dönen kardeşlerimizin sayısı ise 873 bini buldu Suriye’de düzen ve istikrar güçlendikçe inşallah bu sayı daha da artacak daha önce de dikkat çektiğim gibi kimseyi zorlamayacağız ama dönmek isteyen kardeşlerimize de gereken kolaylığı sağlayacağız.

Gezi olaylarında, 17-25 Aralık emniyet-yargı darbe girişiminde, 15 Temmuz kanlı darbe teşebbüsünde ve nice hain saldırıda ülkemizdeki bazı çevrelerin nerelere savrulduğunu hiçbirimiz unutmadık, unutmuyoruz. Türkiye maruz kaldığı onca ihanete, saldırıya rağmen bugün güvenlik noktasında herhangi zafiyet yaşamıyorsa, bugün sebebi vaktinde atılan uzak görüşlü adımlarımızdır. Bu süreçte en büyük kazanımlarımızdan biri de FETÖ’nün tasfiyesidir.

FETÖ devletimizi içeriden çökerten habis ur misali ülkemiz aleyhine tetikçilik yapmıştır. Birçok ihanetin, kalleşliğin, operasyonun gerisinde bu örgüt bulunuyordu. Emniyet teşkilatımız, ordu ve jandarmamızı FETÖ’cü hainler başta olmak üzere hukuk dışı yapılardan temizledikçe hem kendimize güvenimiz attı hem de suç örgütlerine daha güçlü mücadele imkanına kavuştuk. Sınırlarımız içindeki terör tehdidi hamdolsun bitme noktasına geldi.

Bir dönem teröristlerin cirit attığı köy, mezra ve yaylalarda güven ve huzur ortamı hakim. Irak ve Suriye’de yaptığımız harekatlarla terör unsurlarını sınırlarımızdan uzaklaştırdık. Bugün terörsüz Türkiye diye tarif ettiğimizde hedefimizde pek çok taşı, mayını, engeli temizledik. Terörle mücadele eylemimiz çok sık eleştirildi; hatta sabote edilmek istendi. Asla yılgınlık göstermedik, emin adımlarla ilerledik.

Bugün terörsüz Türkiye hedefini tüm boyutlarıyla gerçekleştirme noktasında daha güçlü daha kararlı daha avantajlı bir konumdayız. 40 yıldır milletimizin kanını, canını ve kaynaklarını sömüren bir beladan kalıcı ve kati olarak kurtulmaya hiç olmadığı kadar yakınız. Milletine karşı sorumluluk dışı taşıyan siyasetçinin böylesi bir fırsata sırtını dönmesi düşünülemez. 85 milyonun tamamının hayrına olacak sonucun çıkması için en iyi şekilde değerlendirmekle mükellefiz.

“Kişisel hesaplar peşinde asla değiliz”

Kişisel hesaplar peşinde asla değiliz. Biz sadece ve sadece milletin istikbalini düşünüyoruz. Türkiye için en doğrusunu, en isabetlisini yapmanın derdindeyiz. Amacımız hiçbir güvenlik görevlisi, hiçbir evladımızın burnunun dahi kanamayacağı kalıcı bir güven iklimini içeride dışarıda tesis etmemizdir. Aklını hırsına esir etmeyen herkes şu gerçeği çok net görebiliyor; bölgemizin ve dünyanın tarihi bir yeniden yapılanma sürecinde olduğu dönemde Türkiye olarak bizim çok dikkatli davranmamız gerekiyor.

Soykırım şebekesinin yeni haritalarla bölgemizi bölge niyetlerini ilan ettiği günlerde politikalarımızı buna göre belirlememiz icap ediyor. 1 asır önce oynanan oyunun tekrarına izin verirsek ne atalarımız ne de gelecek nesiller bizi affeder. Elele, gönül gönüle verecek Siyonistlerin bölgemizde yeni ameliyatlar yapmalarına Allah’ın izniyle müsaade etmeyeceğiz.

1000 yıllık kardeşliğimizin arasına örülen terör duvarını yıkıp attığımızda demokrasi, özgürlük, refah, bölgesel kalkınmada inşallah daha hızlı yol alma imkanını elde edeceğiz. Bu yolda asayiş ve güvenlik noktasında hassasiyeti ve teyakkuzu elden bırakmayacağız. Zehir tacirlerinden çetelere kadar, kendisi devletten, hukuktan, yasalardan üstün gören kim varsa hepsiyle mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

Sizlerden tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet diye ifade ettiğimiz ilkelere sahip çıkmanızı istiyorum. Şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize Mevla’dan hayırlı ve sağlıklı ömürler niyaz ediyorum.”

Paylaşın

“Kent Uzlaşısı” Davası: 10 Kişiye 15 Yıla Kadar Hapis Talebi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında İstanbul Kartal ve Ataşehir Belediye Başkan Yardımcıları’nın da bulunduğu “Kent Uzlaşısı” davasında 10 kişi hakkında 15 yıla kadar hapis cezası talep etti.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 15 – 16 Aralık 2023’te düzenlenen ve Mart 2024’te yapılan yerel seçimlere yönelik olarak karar alınan Parti Meclisi toplantısında “Kent Uzlaşısı” stratejisi açıklamıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında CHP’li Kartal ve Ataşehir belediye başkan yardımcıları C.Y ile L.G’nin yanı sıra Üsküdar Belediye Meclis Üyesi B.K, Sancaktepe Belediye Meclis Üyesi E.G., Fatih Belediye Meclis Üyesi G.A, Tuzla Belediye Meclis Üyesi H.Ö., Adalar Belediye Meclis Üyesi N.A., Şişli Belediye Meclis Üyesi S.G., Beyoğlu Belediye Meclis Üyesi T.Ş.’nin de bulunduğu “Kent Uzlaşısı” soruşturmasında iddianamesini tamamladı.

Başsavcılık, iddianamede, 10 kişi hakkında 15 yıla kadar hapis cezası talep etti. Başsavcılık, tutuklananlar hakkında “örgüt üyesi olmak” suçundan İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde kamu davası açıldığını ifade etti.

Ne olmuştu?

İstanbul’da 11 Şubat’ta 9 belediyeye yönelik ‘kent uzlaşısı’ soruşturması kapsamında operasyon yapılmıştı.

Operasyon kapsamında Kartal Belediye Başkan Yardımcısı C.Y., Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı L.G., Üsküdar Belediye Meclis Üyesi B.K, Sancaktepe Belediye Meclis Üyesi E.G, Fatih Belediye Meclis Üyesi G.A, Tuzla Belediye Meclis Üyesi H.Ö, Adalar Belediye Meclis Üyesi N.A, Şişli Belediye Meclis Üyesi S.G, Beyoğlu Belediye Meclis Üyesi T.Ş. ve Beyoğlu Belediyesi ile irtibatlı olduğu öne sürülen İ.P. gözaltına alınmıştı.

Gözaltına alınanlar 13 Şubat’ta tutuklanmaları talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti. Nöbetçi sulh ceza hakimliği, 10 kişinin tutuklanmasına karar vermişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada ise “Kent uzlaşısı formülünün, DEM Parti üstü bir örgütlenme sistemi olduğu, özellikle örgütlenme konusunda çalışmalar yürüten örgüt bünyesindeki oluşumların (DBP, HDK) örgütün taban (halk) örgütleme sistemini geliştiren ve yöneten esas kurumlar olduğu hususu da nazara alındığında adı geçen şüphelilerin terör örgütünün kent uzlaşısı faaliyeti kapsamında faaliyet yürüten örgüt mensuplarından oldukları anlaşılmış olup…” gibi iddialar öne sürülmüştü.

“Kent Uzlaşı” Nedir?

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 15 – 16 Aralık 2023’te düzenlenen ve Mart 2024’te yapılan yerel seçimlere yönelik olarak karar alınan Parti Meclisi toplantısında “Kent Uzlaşısı” stratejisi açıklamıştı.

Parti Meclisi’nin ardından duyurulan bu strateji ile kayyum atanan belediyelerin geri alınacağını savunan DEM Parti, “Bunun yanı sıra daha önce yönetiminde bulunmadığımız birçok il, ilçe, belde belediyesinin seçimlerini kazanacak ve halkı yolsuzluktan, rant şebekelerinden ve kimliğimizi inkar edenlerden kurtaracağız. Bu hedefimize ulaşmak için parti adımızla çeşitli iş birlikleri ve güç birlikleri kurarak ilerleyeceğiz,” diye belirtmişti.

Toplantıda sonucunda açıklanan bildirinin 5. maddesinde de “Türkiye’nin batısında ise kenti var eden, yaşatan sosyal ve siyasal dinamikleri geniş ölçekte kapsayan tüm kurum, kuruluş,  işçi, emekçi, ekolojist, kadın, gençlik, halklar ve inanç örgütleri, siyasi partiler, emek ve meslek örgütleri, demokrat ve vicdan sahibi yurttaşlar, tüm toplumsal taraflar ve siyasi aktörlerle görüşmek, müzakere etmek, birlikte yürümek, ortak mücadeleyi örecek Kent Uzlaşısı zeminini oluşturmayı öncelikli görev olarak görüyoruz,” ifadeleri yer almıştı.

Paylaşın

İmamoğlu, Sandığı İşaret Etti: Halk Bunlara Hak Ettiği Dersi Verecek

Hakkında açılan davalara ilişkin de konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Bana, ceza verilecek, siyasi yasak gelecek diye düşünecek olsam bu yola çıkmam ki. Bu yola çıkan adam bu hesabı yapar mı?” dedi ve ekledi:

“Tek tedbir, milletin değişim ruhuna hizmet etmek. Ramazan’ın yüzü suyu hürmetine, Ramazan’ın o güzel manevi dünyası üzerine diyorum ki; bu memleket bunlara hak ettiği dersi verecek. Tek tedbirimiz var sandık. Sandığa gittiğimiz gün bunlara güle güle diyecekler.”

Nefes gazetesinden Özlem Güvemli‘nin haberine göre, gazeteyi ziyaret eden İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Cumhurbaşkanı’nı halkla birlikte iftar için İstanbul’da ramazan çadırına davet etmeyi düşünür müsünüz?” sorusunu Ekrem İmamoğlu, şöyle yanıtladı:

“Ben o kadar yere davet ettim ki… Hem ülkenin bu acı sorunlarını konuşmak hem bu şehrin acı travmalarını konuşmak, bu yapılan sıkıntıları, hukuksuz uygulamaları konuşmak için Cumhurbaşkanı dese ki; ‘Ekrem İmamoğlu’nu Ankara’ya davet ediyorum’ gitmeyecek miyim? Tabii ki giderim. Sonuçta ülkenin cumhurbaşkanı. Her hususu kendisi ile paylaşırım.

Kendisiyle tanışmak ve İBB Başkanlığı yapmış birisinin İstanbul’a dair düşüncelerini tabii ki Cumhurbaşkanı olarak da almak için randevu istedim. 2019 seçiminden önce ziyaretine gitmiştim. Ondan sonra yüz yüze kendisine birkaç konuyla ilgili görüşmek istediğimi ilettim. Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu randevu için aracı oldu.

Talebimizi yenilememizi iletti, yeniledik. Çıt yok. Görüşmek istemeyen kendisi. Manşet yapacaksanız söyleyeyim; davet ediyorum kendisini. Gelsin İstanbul’un en güzel meydanında bir Ramazan çadırında halkla oturalım, iftarımızı edelim. İftardan sonra da istediği yere gidelim, çayımızı, kahvemizi içelim. Memleketin trajik sorunlarını konuşalım. Davet ediyorum.”

Hakkında açılan davalara ilişkin de konuşan İmamoğlu şu ifadeleri kullandı: “Bana, ceza verilecek, siyasi yasak gelecek diye düşünecek olsam bu yola çıkmam ki. Bu yola çıkan adam bu hesabı yapar mı? Tek tedbir, milletin değişim ruhuna hizmet etmek. Ramazan’ın yüzü suyu hürmetine, Ramazan’ın o güzel manevi dünyası üzerine diyorum ki; bu memleket bunlara hak ettiği dersi verecek. Tek tedbirimiz var sandık. Sandığa gittiğimiz gün bunlara güle güle diyecekler.”

Sahte diploma iddiasıyla yapılan soruşturmaya ilişkin de konuşan İmamoğlu şöyle konuştu: “Cumhurbaşkanı ile birlikte başlayan diploma tartışmasının benzeri bir tartışma değil benim yaşadığım. Benim diploma sürecimle ilgili gölgeli bir taraf yok. Benim eğitim hayatımla ilgili her şey ayan beyan ortada. Tümüyle yine iktidarın hedefi doğrultusunda rakibini bertaraf etme, rakibini yarışın dışında bırakma konusunda kendi kurguladıkları bir iddiayı yine kendi etkisi altında bulunan yargı üzerinden işi ifade vermeye kadar taşıdılar.

İfademde ‘Bu diplomanın sahteliğini bana niye soruyorsunuz’ dedim. Üniversiteye sorun. Zaten 4-5 sene önce sormuşlar, üniversite kanuni olduğunu söylemiş. Benim sorulduğundan haberim yok. Şimdi onu bile görmezden gelip YÖK üzerinden uydurma raporla eğitim yaşamımıza dair suç isnadı yapılıyor. Geçmişimi anlatmamı istedi savcı. İlkokuldan başlayarak anlattım.

Orada unuttum anlatmayı burada söyleyeyim; okuldan önce 2 yıl Kuran kursuna gitmiştim. Bakarsın buna da ‘laikliğe aykırı’ diye soruşturma açarlar. Trajikomik bir gün yaşadım. 3-4 kişi olarak avukatlarımla ifadeye geleceğimi bildirdim. Binlerce çevik kuvvet farklı yollarda güzergahlardaydı.

Bütün koridorları yine yüzlerce çevik kuvvet kalkanlarıyla kesmişler. Benden ifade alan savcıya da yazık ediyorlar. Binlerce polisi orada meşgul edenlere Allah akıl versin. Nasıl bir iddianame çıkacak merak ediyorum. Buradan çıkacak sonuçla zerre kadar ilgilenmiyorum. Benim kavgam çok büyük. Benim önümde bir dava var: Bu iktidar gidecek, dertler bitecek kardeşim.”

Seçim çalışmaları

Ekrem İmamoğlu, 23 Mart’a kadar sürecek olan programını da anlattı ve “Hafta sonları 8-9 ilde buluşmalar yapacağız. Cumartesi İzmir ve Kayseri’de olacağım. Pazar günü Adana ve Diyarbakır’dayım” dedi.

Bu hafta sonu 30-40 ilin yöneticileriyle, temsilcileriyle buluşacağını söyleyen İmamoğlu “. Ben diyeceğim ki onlara; ‘her üyeyi sandığa getirin kardeşim.’ Her üyenin 1 yolu bize artı 1 oy yazacak. Benim ’23 Mart’ı göremeyeceğimi’ yazanların 23 Mart ile ilgili garantisi mi var? Onu Allah bilir. Ben inançlı bir insanım. O sandığın kurulmasını kimse engelleyemez” diye konuştu.

Paylaşın