Tuncer Bakırhan: “Çağrı” İle Demokratik Mücadelenin Startı Verildi

Diyarbakır’daki Nevruz deklarasyonunda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına dikkat çekerek, “50 yıldır devam eden çatışma ve şiddet ortamını sonlandırıp yerine demokratik zeminde hak ve hukuk arama mücadelesinin startı verildi” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Diyarbakır’da 2025 Newroz Deklarasyonu açıklama programına katıldı. Açıklama programına Tuncer Bakırhan’ın yanı sıra DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, DTK Eş Sözcüsü Berdan Öztürk, TJA Aktivisti Hülya Alökmen ile Partiya Azadî, PİA, KKP, DDKP gibi parti ve çok sayıda kurumun temsilcileri katıldı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan burada yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Güzel bir Mart gününde, tarihi surların önünde Amed’de sizlerle birlikte olmaktan, “Özgürlük Newrozu” sloganıyla kutlayacağımız Newroz Deklarasyonunda burada bulunmaktan çok büyük bir mutluluk duyuyorum. Son birkaç gündür Türkiye çok tarihi ve çok önemli bir süreç içerisinde. Çok tarihi bir açıklama yapıldı, bir çağrı yapıldı. 50 yıldır devam eden çatışma ve şiddet ortamını sonlandırıp yerine demokratik zeminde hak ve hukuk arama mücadelesinin startı verildi.

İşte tam da bu tarihi çağrının yapıldığı, tarihi startın verildiği bir süreçte Amed’de Newroz Deklarasyonunu okumak da en az o kadar önemlidir. Bizler bu tarihi çağrıyı eğer Newrozda güçlü bir şekilde sahiplenip Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin, ezilenlerin barış, demokrasi ve özgürlük sesini buradan İmralı’ya güçlü bir şekilde ulaştırabilirsek emin olun ki en büyük görev ve sorumluluklarımızdan birisini yerine getirmiş olacağız.

Bu çağrı aynı zamanda Newroza yapılan bir çağrıdır. Bu çağrı, aynı zamanda dün zalime karşı özgürlük arayışı içerisinde olan ve büyük bedeller ödeyen halkımıza, bugün de Newroz’u barışın ve demokrasinin güçlü bir şekilde sahiplenildiği bir mücadeleye dönüştürme çağrısıdır. Bu Newroz’un önemine layık bir şekilde katılmalıyız, güçlü katılmalıyız. Newroz’u en güzel şekilde örgütlemeliyiz. Bir bütün olarak Kürtlerin, emekçilerin, ezilenlerin ne istediklerini, bu tarihi çağrıya ne kadar sahip çıktıklarını Türkiye kamuoyuna aynı zamanda duyurmak gibi bir sorumluluğumuz var.

Yine dün, siz de takip ettiniz, bir çağrı da Suriye’den geldi. O da çok önemliydi. O da yine halkların baharı olan, direnişin bayramı olan Newroz haftasına denk geldi. Orada yapılan mutabakat çok net. Sayın Öcalan’ın çağrısına uygun, tekçilikten ve mezhepçilikten uzak bir mutabakatın; Kürt, Alevi, Arap, Dürzi, Hıristiyan, Ermeni tüm halkların ve inançların demokratik bir zeminde kendi kimlikleriyle yaşayabilecekleri bir mutabakatın altına imza atıldı. Bu Newroz niye önemlidir? Hem Suriye’deki mutabakata, hem Sayın Öcalan’ın çatışma ve şiddet yerine barışçıl ve demokratik zeminde daha güçlü bir mücadele yürütme çağrısına bir cevap olacaktır.

“Eşit ve demokratik şekilde…”

Onun için bu her iki gelişme Newrozda taçlandırılacak. Newrozda bu her iki gelişmeye nasıl baktığımızı, nasıl cevap verdiğimizi hep birlikte ortaya koyacağız. 2025 Newrozu tarihi bir Newroz olacak. Rahşanlarla ve Zekiyelerle başlayan, Mazlum’un 3 kibrit çöpüyle başlayan Newroz, barışı Türkiye’de konuşmayı mümkün getirdi. Eşit ve demokratik şekilde Kürtlerin kimlikleri ve statüleriyle yaşayacakları bir Suriye’yi mümkün hale getirdi. Bunun için emek veren, bedel ödeyen, yasak ve baskılara rağmen durmayan, bu surların etrafında ve üzerinde halkların özgürlük bayramını kutlayan sizlere, halkımıza ne kadar saygı duysak, sizleri ne kadar kutlasak azdır.

Evet, çok mücadele ettik, çok büyük bedeller ödedik. Artık geldiğimiz noktada barışı taçlandırmaya, Sayın Öcalan’ı özgürlüğüne kavuşturmaya, Ortadoğu’daki tekçi sistemler yerine bütün farklılıkların kendi kimlikleriyle yaşayacağı bir zemine doğru geldik. Sayın Öcalan’ın paradigması bugün Suriye’dedir. Suriye’de tekçiliği örmeye çalışanlar, Suriye’yi bir milliyete hapsetmeye çalışanlar öyle olmadığını çok iyi anladı. Evet, çok büyük mücadeleler verdiniz, bedeller ödediniz, geldiğimiz noktada emeğiniz büyük. Şimdi de milyonlarla birlikte en güzel giysilerimizle, en iyi türkülerimizle, en iyi duygularımızla bu Newrozu kutlayarak Türkiye halklarına, Kürtlere, emekçilere, ezilenlere yeni bir başlangıcın nasıl bir coşkuyla yapılacağını göstereceğiz.

Son bir şey belirtmek istiyorum. Suriye’de Alevi yurttaşlarımıza dönük yapılan katliamı hep birlikte izledik, gördük. Bunu kınadık. Ama sizin aracılığınızla şunu da söylemek istiyorum. Aslında Suriye’deki mutabakat metni aynı zamanda Alevileri de kapsayan, dışlamayan bir metindir. O metinde ateşkes var. Alevileri katletmeme çağrısı var. Alevilere eşit yurttaşlık hakkı ver çağrısı var. Dolayısıyla Alevi yurttaşlar, katliamdan hemen sonra gelmesinden dolayı bu mutabakat metnine biraz kaygılı yaklaşıyor olabilirler ama o metinde ne kadar Kürt varsa, o kadar da Alevi var. Ne kadar Alevi varsa, o kadar Hıristiyan var. Ne kadar Hıristiyan varsa, o kadar Arap var, Suriye’nin bütün renkleri var.

Bu Newroz bizim için çok önemlidir, birlikte sahiplenelim, hep birlikte katılalım. Özgürlük ve barış türkülerimizi buradan Sayın Öcalan’a ve cezaevindeki binlerce yoldaşımıza iletmek için güçlü bir Newroz kutlayalım.”

Paylaşın

Babacan’dan “Süreç” Açıklaması: Yol Haritasını Henüz Görmedik

DEVA Lideri Ali Babacan, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile yaptıkları ortak basın toplantısında, “Barış önemli ancak barış için öncelikle bir yol haritası lazım. Bu yol haritasını henüz görebilmiş değiliz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Barış için kararlılık lazım. Bu kararlılık acaba iktidarda gerçekten var mı, iktidarın her iki ortağında var mı? Bunu da görebilmiş değiliz. Siyasi irade şarttır bu çözüm için fakat Sayın Erdoğan’ın bu konuda tam olarak nerede durduğunu görmüyoruz. Sağlam siyasi bir irade ortaya koyduğuna da bugüne kadar şahit olmadık. Kararlılık olmayınca, yol haritası olmayınca, siyasi irade de olmayınca biz bu süreci baştan da ifade ettiğimiz gibi ihtiyatlı bir iyimserlikle izliyoruz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, beraberindeki heyetle birlikte PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrıya ilişkin Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’la DEVA Partisi Genel Merkezi’nde bir araya geldi.

DEM Parti heyetinde Hatimoğulları ve Bakırhan’ın yanı sıra Eş Genel Başkan Yardımcısı Özlem Gündüz ve Ekonomi Komisyonu Sözcüsü ve Antalya Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’ta yer aldı. Babacan, beraberinde Genel Başkan Yardımcıları Mehmet Emin Ekmen, İbrahim Çanakcı, Sadullah Ergin, Ali İhsan Merdanoğlu’nu ile birlikte DEM heyetini ağırladı. Kısa bir selamlaşmanın ardından görüşme basına kapalı gerçekleştirildi.

Yaklaşık bir buçuk saat süren görüşmenin ardından yapılan ortak açıklamada Ali Babacan, şu ifadeleri kullandı:

“Bugün DEVA Partisi Genel Merkezinde DEM Parti Eş Genel Başkanlarını, değerli heyetlerini ağırladık. Verimli bir görüşme gerçekleştirdik. 1 Ekim 2024 tarihinde Sayın Bahçeli’nin Meclisin açıldığı gün başlattığı süreçten bugüne kadar meydana gelen gelişmeleri şöyle bir masaya yatırdık.

İlk günlerde de söylemiştim, tekrar ediyorum: Gerçekten Türkiye’de şu an devam etmekte olan barış süreci, silahların bırakılması, terörsüz bir Türkiye hedefi, çok kıymetlidir. Evet zordur, kimse bu çözümü size altın tepsiyle sunmaz; ilmek ilmek örmeyi gerektiren bir süreçtir. Ama biz DEVA Partisi olarak küçük bir ihtimali, yüzde 5 çözüm ihtimali bile olsa biz o ihtimali gideriz, destekleriz diye ilk günden anlatmış, izah etmiştik ve aynı noktada da duruyoruz.

Tabii barış önemli ancak barış için öncelikle bir yol haritası lazım. Bu yol haritasını henüz görebilmiş değiliz. Barış için kararlılık lazım. Bu kararlılık acaba iktidarda gerçekten var mı, iktidarın her iki ortağında var mı? Bunu da görebilmiş değiliz. Siyasi irade şarttır bu çözüm için fakat Sayın Erdoğan’ın bu konuda tam olarak nerede durduğunu görmüyoruz. Sağlam siyasi bir irade ortaya koyduğuna da bugüne kadar şahit olmadık. Kararlılık olmayınca, yol haritası olmayınca, siyasi irade de olmayınca biz bu süreci baştan da ifade ettiğimiz gibi ihtiyatlı bir iyimserlikle izliyoruz.

Gerçekten terörün sona ermesi önemlidir. Ancak terör herhangi bir ülkenin sadece kendi hudutları içerisinde halledebilebilecek bir konu da değildir. Terörün sınırları aşan boyutları da vardır. Burada kuşkusuz Irak’taki yapılanmayla ilgili bir trafik var. Suriye’yle ilgili bir mektup trafiği olduğunu anlıyoruz. Ancak önümüzdeki haftalarda, önümüzdeki aylarda, bu süreçle ilgili önemli bir risk kaynağı Suriye’dir. Suriye’de PYD-YPG ile Şam yönetimi arasındaki görüşmelerin nasıl evrileceği, görüşmelerin hangi istikamette bundan sonra ilerleyeceğini, görmemiz gerekiyor.

Yine Suriye’de bazı ülkelerin kendi çıkarlarını destekleyecek tutumu, adımı oldu bundan sonra da olabilir. Burada özellikle bugünkü İsrail’in hükümetin ne yapıp yapmadığına çok dikkat etmek gerekiyor. Suriye’nin gerçekten istikrarlı sağlam bir demokrasiyla yönetilmesi, halkın iradesine dayanan bir yönetim sisteminin Suriye’de kurulmasını bugünkü İsrail hükümeti ister mi biz çok emin değiliz.

Onun için daha önce de söyledim tekrar ediyorum. Biz bu coğrafyada bin yıldır beraber yaşayan halklarız. Daha bundan sonraki binlerce yıl da barış içerisinde yaşamak istiyoruz. Başka ülkelerin bu süreçlere müdahalesi hele hele okyanus ötesinden gelip de sadece ve sadece kendi çıkarlarını gözeten ülkelerinden de bu süreci olumsuz etkilemesine izin vermememiz gerekir diyoruz.

Gerçekten Suriye çok hassas bir dönemden geçiyor. Bu son 3-4 gündür Lazkiye ve çevresinde yaşananlar bizi son derece kaygılandırdı ve çok üzdü. Şu andaki Şam yönetiminin Suriye genelinde kontrolü sağlamasıyla ilgili uluslararası toplumun yardımcı olması gerekiyor. Şam yönetiminin iç güvenliği, nihayetinde de dış güvenliği sağlamasıyla ilgili yine desteklenmesi gerekiyor.

Ancak Şam yönetiminin de kucaklayıcı bir yaklaşımla Suriye’de yaşayan tüm toplulukların, tüm halkların eşit vatandaş olarak yönetimde söz sahibi olduğu temel hak ve özgürlüklerin korunduğu, hele hele en önemlisi can güvenliğinin korunduğu bir yönetim modelinin de Suriye’de hızla oluşturulması gerekiyor.  Bir yandan dış kaynaklı, Şam yönetimini olumsuz etkilemeye çalışan girişimler oluyor, bundan sonra olacaktır da… Onları engellemek için her türlü gayreti ortaya koymak gerekiyor.

Ama Şam yönetiminin de uluslararası toplumun da beklediği gibi Suriye halkının da beklediği gibi kuşatıcı, kapsayıcı ve herkesin söz sahibi olduğu, herkesin sesini duyurduğu demokratik sistemi kurabilmesi için, eşit vatandaşlık sistemine göre kurması için gayret göstermesi gerekiyor. Arap, Kürt, Türkmen demeden; Sunni, Alevi demeden; Hristiyan demeden, Dürzi demeden herkes eşit vatandaş, herkesin can güvenliği bundan sonra Şam yönetimine emanettir. O emanetin gereğini yerine getirecek bir yönetim tarzı çabası vardır ama o çaba da uluslararası toplum tarafından desteklenmelidir.

Suriye’deki iç gelişmeler sadece Suriye’nin meselesi değildir. Bütün coğrafımızın güvenliğiyle, istikrarıyla, huzuruyla, barışıyla ilgilidir. Dolayısıyla Suriye’deki iç istikrarın ve barışın bir an önce sağlanması, bir an önce halkı için güvenliğini sağlamış bir Suriye’nin hemen güneyimizde komşu olarak oluşması bizim en önemli arzularımızdan birisidir.”

“50 yıldır Türkiye’nin çok büyük enerjisini, ekonomisini aldı”

DEM Parti Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan ise, ortak basın açıklamasında şunları ifade etti: “Çok önemli bir süreç yaşanıyor, çok önemli bir çağrı yapıldı. Türkiye’de 85 milyonu ilgilendiren, 85 milyon insanın demokratik bir zeminde eşitçe ve kardeşçe yaşamasını öngören bir çağrı yapıldı. Bu çağrıyı siyasi partilerle paylaşmak için başlattığımız turu DEVA Partisi ile devam ettirdik. Önemli bir tartışma yürüttük. Bu konuda geçmişten gelen tecrübelerinden de yararlandık Sayın Babacan ve ekibinin. Önemli bir süreçten geçiyoruz, bu süreci doğru anlamak ve tartışmak çok önemlidir.

Bir çağrı yapıldı. Bu ülkede 50 yıldır süren çatışma ve şiddet ortamını sonlandıracak, hak arama mücadelesini artık demokratik bir zeminde yürütecek bir çağrıdır. 50 yıldır Türkiye’nin çok büyük enerjisini, ekonomisini aldı. Türkiye’nin her karışını etkiledi. Şimdi bu olumsuz etkileri ortadan kaldıracak ve Türkiye’de Kürtler, Aleviler, diğer halk ve inançların, herkesin demokratik bir cumhuriyette eşitçe yaşamasını sağlayacak bir çağrı yapıldı.

Biz bu çağrıya değer veriyoruz. Bu çağrı kime yapılmışsa, gereklerinin layıkıyla yerine getirilmesi gerektiğini belirtiyoruz. Çağrı, çağrı olmaktan çıkmalı ve artık somut adımlara dönüşmelidir. Bunun için bu çağrının toplum tarafından sahiplenilmesi gerekiyor. Sadece iktidarların inisiyatifine kalan ve zamana yayılan bu çağrılar geçmişte de yapıldı. Biz zaman uzayınca entübe olur dedik. Bu uzatılmadan, kime ne düşüyorsa gereklerinin yerine getirilmesinin çağrısını yapıyoruz.

Bizim Suriye’ye yaklaşımımız çok net. Suriye demokratik bir cumhuriyet olmalı. Suriye, 100 yıldır halklara ve farklı inançlara o tekçi mantığın yaşattığı acılardan arınmalıdır. Rejim Kürt’ü, Alevi’yi, Dürzi’yi, Hıristiyanı ve orada yaşayan bütün halkları ve inançları demokratik bir zeminde bir arada tutacak bir karaktere sahip olmalıdır, dönüşmelidir. Suriye’de Alevilerin katledilmesini kınıyoruz. Rejim bunun önlemini almalıdır.

Çağrıları, pratikleri ve attığı adımlarla kapsayıcı davranmalıdır. Tekçi ve dar mantıkla yaklaşılan süreçler sabote de edilir. Tekçi yaklaşımlar, dışarıdan müdahalelere de Suriye’nin yeniden bir çelişki ve çatışma odağına girmesine de yol açabilir. Dolayısıyla Suriye’de, Türkiye’de ya da dünyanın neresinde olursa olsun dışarıdan müdahalelere kapalı olmanın tek yolu demokratik ve kapsayıcı olmaktan, farklılıkları kabul etmekten, farklılıklara saygı göstermekten geçiyor.

Umarım Ramazan ayında yapılan bu çağrı da karşılığını bulur. Yaptığımız toplantılarda ve ziyaretlerde ortak duygular ortaya çıkıyor. Tarihin hiçbir döneminde Türkiye’de bu çağrıya ilişkin böylesine pozitif bir hava oluşmamıştı. Sadece siyaset değil, toplumun kendisi de artık bu ülkede acı olmasın, kan akmasın, demokrasi olsun, herkes kendi farklılıklarıyla eşit yurttaşlar olarak yaşasın diyor.

Bu çağrı da bunu işaret ediyor. Bu çağrının hayat bulması için, toplumun desteğini alması için DEM Parti olarak siyasi partilerle başlattığımız bu süreci, toplumun diğer dinamiklerini de katarak devam ettireceğiz. Umarım günün sonunda bu ülkede artık çağrının bir barış sürecine evrildiğini hep birlikte konuşuruz. Bu toprakların uzun yıllardır özlemini duyduğu, umut ettiği, beklediği barışı bu çağrıyla birlikte bu ülkeye getiririz. Hepinize iyi akşamlar diliyorum. Sayın Babacan ve ekibine bizi sıcak karşılamalarından dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.”

Paylaşın

2024 Yılında, AİHM Türkiye’ye Yönelik 67 İhlal Kararı Verdi

2024 yılında, Türkiye’den yapılan toplam 6 bin 190 başvuruyu sonuçlandıran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’ye yönelik toplam 67 ihlal kararı verdi.

Türkiye, karar verilmeyen ve derdest durumda olan başvurular açısından 21 bin 600 başvuru ile ilk sırada yer aldı. Türkiye’nin ardından 8 bin 150 derdest başvuru ile Rusya ikinci, 7 bin 700 derdest başvuruyla da Ukrayna üçüncü sırada geldi.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 2024 yılında Türkiye adına yapılan toplam 6 bin 190 başvuru sonuçlandırıldı.

Başvurulardan 67 ihlal kararı çıktı. Türkiye, henüz çözülemeyen ve derdest durumda olan başvurular açısından 21 bin 600 başvuru ile ilk sırada yer aldı. Türkiye’nin ardından 8 bin 150 derdest başvuru ile Rusya ikinci, 7 bin 700 derdest başvuruyla da Ukrayna üçüncü sırada geldi.

Türkiye’ye yönelik AİHM’e 2024 yılında yapılan yeni başvuru sayısının 4 bin 450 olduğu bildirildi. Türkiye’nin, 2024 yılındaki yeni başvurusu sayısının nüfusa göre oranında 46 ülke arasında 24’üncü sırada yer aldığı belirtildi. San Marino, Monako, Slovenya ve Ermenistan, nüfusuna oranla en fazla AİHM başvurusu bulunan ülkeler olarak sıralandı.

AİHM’de, 2024 yılında Türkiye’ye yönelik alınan 67 ihlal kararının ayrıntıları da paylaşıldı. En fazla ihlal kararları alınan konular, 13’er ihlal kararı ile adil yargılama hakkı ve ayrımcılık yasağı olarak kaydedildi. AİHM’in Türkiye’ye yönelik ihlal kararları aldığı başlıklar ve karar sayıları, verilere şöyle yansıdı:

İşkence yasağı: 1
Adil yargılama hakkı: 13
Özel ve aile hayatına saygı: 9
Toplantı ve dernek kurma özgürlüğü: 6
Ayrımcılık yasağı: 13
Mülkiyet hakkı: 4
Eğitim hakkı: 1

Türkiye aleyhinde AİHM tarafından verilen ihlal kararlarının yıllara göre dağılımı da dikkati çekti. AİHM’in, Türkiye’ye yönelik verdiği ihlal kararları, 2018-2024 döneminde yıllara göre şöyle dağıldı:

2018: 140
2019: 96
2020: 85
2021: 76
2022: 73
2023: 72
2024: 67

Paylaşın

İmamoğlu: Bunların Yaptıkları, Şeytanın Aklına Gelmez

Antalya’da CHP’lilere konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Biz başarıya yaklaştıkça, iktidarın da zulmü artıyor. Biz, ‘Milleti birleştirelim, icraatı, hizmeti, liyakati ve refahı yaygınlaştıralım’ dedikçe, iktidarın algı operasyonları peş peşe geliyor” dedi ve ekledi:

“Şimdi de öğrendim ki, çalışma arkadaşlarımızı Emniyet Müdürlüğü’nden arayıp, ‘Savcılık sizi görüşmeye çağırıyor’ diyorlarmış. Arkadaşlarımız, ‘Avukatımı arayıp geliyorum’ deyince, ‘Avukata gerek yok, görüşecek sadece’ diyorlarmış. Ne demek ‘avukata gerek yok’ yahu? Böyle bir uygulama nerede var? Bakın; arkadaşımız avukatla adliyeye gitmekte ısrar edince, daveti yapan polise artık ulaşılmaz oluyor. Telefon numarası, Vatan Caddesi’ndeki Emniyet’e ait.”

İmamoğlu, konuşmasının devamında, “Allah aşkına bu nedir? Ben soruyorum size; bu nedir? Çalışma arkadaşlarımı ne için davet ediyorsunuz? Hani hukuk devletiydik Sayın Adalet Bakanı? Hukukçu kimliğinle sor bakalım, hangi uygulamaya giriyormuş avukatsız savcı görüşmesi. Bunlar iyice şaşırdılar. Bunların yaptıkları, şeytanın aklına gelmez, şeytanın” ifadelerini kullandı.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayının belirleyeceği ön seçim için aday olan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, adaylık çalışmaları kapsamında ziyaretlerini sürdürüyor.

Dün İzmir ve Kayseri’deki programlara katılan İmamoğlu, bugün de Adana’ya geldi. İmamoğlu, ASKİ Atatürk Kapalı Spor Salonu’ndaki programa katıldı. İmamoğlu’na Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer de eşlik etti.

İmamoğlu konuşmasını yapmadan önce kürsüye Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar çıktı. “Suriye’deki katliamı lanetliyoruz.” diyerek söze başlayan Karalar, “Lahey, Avrupa, dünya neredesiniz?” diye sordu.

Karalar, “Adanalı kardeşlerim Cumhurbaşkanlığı seçiminde destek ve katılımını en yüksek verecek illerimizin başında gelecek. 11 büyükşehir belediyesini aldığımızda ‘Bahar gelecek.’ demiştik. Şimdi de yalnızca İzmir’in değil, Türkiye’nin bütün dağlarında çiçekler açtıracağız. Ekrem Başkan, kendinizi en iyi hissedeceğiniz yerde, Adana’dasınız. Ekrem Cumhurbaşkanı olacak, halk kazanacak. Yolunuz, yolumuz açık olsun.” dedi.

Karalar’ın ardından Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı kürsüye çıktı. Seçer, “Cumhurbaşkanlığı yolunda hepimizin desteğiyle emin adımlarla yürüyen İmamoğlu’nu bölgemizde konuk etmekten mutluluk duyuyoruz. Görev süremizce Cumhuriyet tarihimizin en bunalımlı dönemlerinden geçiyoruz. Yoksulluk her eve girdi. Yara büyük, dikiş tutmuyor. Bu ekonomik buhranı bu iktidarın, devlet kurumlarının çivisini çıkaran iktidarın yönetmesi mümkün değil. O nedenle bizden korkuyor. Belediye başkanları halkın gönlüne girerse iktidar kaçınılmaz şekilde değişir.” ifadelerini kullandı.

Belediye başkanlarına dikkatli olma çağrısı yapan Seçer, “Belediyeler iyi çalışsın. İktidarın ceberrut bakışı belediyelerin üstünde. Hiç olmadık gerekçelerle insanlar cezaevine gönderiliyor, kayyumlar atanıyor. Hepimize görev düşüyor. İlk genel seçimlerde partimiz iktidar olacak, adayımız Cumhurbaşkanı olacak.” şeklinde konuştu.

“Suriye’de esen rüzgar bizi de etkile.” diyen Seçer, “Suriye’nin batısında hiç arzu etmediğimiz gelişmeler oluyor. Lazkiye’de, Tartus’ta yaşayan Suriyelilerin burada akrabaları var. Mezhepsel ve etnik saldırıları lanetliyoruz. Hükümete çağrıda bulunmak istiyoruz. Olaya müdahale edin. Oradaki gelişmeler bölgemizi etkilemesin. Uluslararası toplum, katliama sessiz kalmayın.” çağrısını yaptı.

Seçer’in ardından İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıktı. İmamoğlu, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Devlet, adım adım yok olmaya giderken biz partisinin emanetini gururla göğsünde taşıyan neferler olarak bu gidişata dur demek zorundayız. İşte ben bu yolculuğa sırtımı verebileceğim partime ve benimle her koşulda mücadele edebilecek yol arkadaşlarıma güvenmenin gönül rahatlığıyla yola çıkıyorum ve bu yoldan asla vazgeçmeyeceğim. İşimiz kolay değil. Birleşmiş ve bütünleşmiş CHP’nin önünde kimse durabilir mi? CHP’nin bu ülkeyi kurucu değerlerine döndürme kararlılığını kimse durdurabilir mi?

Sen hiç korkmuyor musun? diye soruyorlar. Ekrem İmamoğlu yaradandan başka kimseden korkar mı, korkmaz! Biz milletimize sırtımızı verip doğru yolda vatan ve millet uğruna yola koyuluruz. O bir avuç insana milletin zalimliğe teslim olmadığını göstereceğiz. Bu bozuk düzeni yıkıp geçeceğiz. Önce hep beraber bizler, CHP’liler birlik ve beraberliğimizi göstereceğiz. İnsanlar bize baktıklarında kararlı, örgütlü, vatandaşının derdini dinleyen halini görecek. Sonra demokrasi, refah isteyen herkesle bütünleşeceğiz. Güçler ayrılığını savunan, daha güçle parlamento diyen herkesle buluşacağız.

Yanıbaşımızda Suriye’de yaşananlara biz göz yummayız, yumamayız, Bu yürütülen süreç hem bölgemizi, Suriyeyi hem ülkemizi derinden etkiliyor. Tabi ki tarihi bağlarımız var ama biz milletçe mazlumların yanındayız. Bugün Lazkiye ve Tartus’ta yaşananlar Aralık ayından bu yana yaşanan çatışmalar zirve noktasına ulaşmıştır. Özellikle Suriye’de yaşayan Alevilere yönelen şiddet, azınlıklara yönelik katliam ihtimali bizde çok büyük endişe kaynağı olmuştur.

Türkiye Cumhuriyet Devleti, Suriye’de güçlü, demokratik, oradaki halkların eşitliğinin ilkesinin korunduğu ve özellikle inanç ayrımı, etnik köken ayrımı olmaksızın insanların birlikte yaşatmasına yönelik bir devletin kurulmasına biz öncelik edebiliriz. Türkiye’nin bunu yapması için masada olması gerekir dedik. Endişe duyuyoruz, Türkiye masa kuran ülke olması gerekirken çoğu masalarda sandalye bulamaz durumdadır. Bu endişe vericidir.

Adana’dan söylüyorum. Bu yürüdüğüm yolda önce yaradana sonra da milletime güveniyorum. Fitneyle fesatla kurdukları oyunları size söz veriyorum başlarına yıkacağım.  Ey ilgili şahıs o kendisi çok iyi bilir bak ben senin dediğin gibi şantaj montaj demiyorum. Benim arkadaşlarım eğer en ufak haksızlığa karışmışsa gelin bütün bilgileri paylaşın, milletimiz görsün. Elinizde ne varsa dökün ortaya diyorum, hodri meydan. Geçmişteki FETÖ terör örgütü gibi hareket etmeyin, mertçe hakka hukuka uygun olarak yapın.

Adamın biri de korkuyor gelip biri koltuğuna oturacak diye. O koltuk senin değil, milletin. Bu millete yanlış yapan benden korksun kardeşim. Bu millete çok yanlış yapmışsan benden kork. Ben suçumu biliyorum, 2014’ten beri tek suçum var sandıkta yenilmemek. Sana yenilmeyeceğiz. O sandık gelecek seni evine gönderecek.

“Bunların yaptıkları, şeytanın aklına gelmez”

Ekrem İmamoğlu, Adana programının ardından beraberindeki heyet ile Antalya’ya geçti. Muratpaşa Cam Piramit Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen buluşmada CHP’lilere seslenen İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Bu ay, paylaşmanın ayıdır. Bu ay, bedenen ve ruhen arınmanın ve manevi temizliğin ayıdır. Bu günler; yardımlaşmanın, iyi ahlaklı olmanın ve hep öyle kalmanın günleridir. Ancak bir yandan da öyle kötü günlerde yaşıyoruz ki, bütün bu güzel meziyetleri unutmuş bir iktidar var ülkede. Ahlakı, dürüstlüğü, helal lokma yemeyi bir kenara bırakmışlar. ‘Halka hizmet demek, hakka hizmet demektir’ düsturunu unutmuşlar.

Kendileri mevzubahis oldu mu ‘itibardan tasarruf olmaz’ deyip, har vurup harman savuruyorlar; vatandaşa gelince musluklar kısılıyor, vatandaşın payına sadece sabretmek düşüyor. Emekli, asgari ücretli, memur, çiftçi ve her meslekten emekçi açlığa ve yoksulluğa mahkum ediliyor. ‘Ekonomi uzmanıyım’ diye geçinenler, izledikleri yanlış politikalarla, milletin ocağına incir ağacı dikti… Tarımı, üretimi sanayiyi bitme noktasına getirdi

Her şeyi en iyi ben bilirim diyen akıl, milletimizin birikimlerini heba etti. Bu ülkeyi yönetenler, sadece Antalya ve Batı Akdeniz bölgemize bunları yapmakla kalmadılar, daha da büyük kötülüklere imza attılar. Önce 250 bin dolara sonra da 400 bin dolara ev alan yabancıları, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yaptılar. Ülkemizin vatandaşlığını, ticari bir ürün haline getirdiler. O zaman Antalya’dan bu evleri alanlar, bunları 3 sene sonra daha yüksek fiyata sattı ve hem Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldu hem de para kazandı.

İşte ben, buna karşıyım. Kendi vatandaşım kirasını ödeyemezken, çoluğunun çocuğunun ihtiyaçlarını karşılayamazken, başka ülke vatandaşının Türkiye vatandaşlığı üzerinden para kazanmasını kabullenemiyorum. Eskiden Antalya’ya tayini çıkan devlet memurunun, bir refah bölgesine gelmenin sevincini yaşarken, şimdi ‘Ben o kadar kirayı nasıl öderim, hayat pahalılığıyla nasıl mücadele ederim’ demesine üzülüyorum

Bu ülkeyi pek çok alanda çökerten, milletin yoksulluşmasına, devletin dağılmasına neden olan bir iktidar var karşımızda; bizim derdimiz bununla. Bizim, mutlaka yeni bir başlangıca ihtiyacımız var. Bizim, mutlaka yeni bir büyüme ve kalkınma hamlesine ihtiyacımız var. Neden? Çünkü ülke olarak, şehir şehir, sektör sektör patinaj yapıyoruz.

Hem Antalya’yı hem de Göller Bölgesi’ni bizim ‘tarım, teknoloji, turizm’ için geliştirdiğimiz ‘3T modeli’ ile kalkındıracağız. Tarım diyorum; çünkü yüzyıllardır hiçbir gelişmiş ülkenin vazgeçmediği, tam tersine yatırımları arttırdığı en stratejik sektör. Toprağını koruyamayan, ülkesini de koruyamaz kardeşim. Bu kadar net. Toprağını işleyemeyen suç işler. Bu akşam gittiğimiz çiftçinin evinde, bir kızımız Çocuk Gelişimi okuyor, bir kızımız bu bölgenin doğal güzellikleri üzerine, ormanları üzerine eğitim almak istiyor. 13-14-15 yaşındaki kız çocuklarımızın hayallerine baktığınızda, aslında önümüzde dizilen fırsatların haddi hesabı yok.

Ben, bu ülkenin, bu bölgenin çok daha güzel günler göreceğine canı gönülden inanıyorum. Neden inanıyorum biliyor musunuz sevgili dostlar? Sesim kısılsa da ayağıma taş bağlasalar da beni engellemeye çalışsalar da bize sıkıntılar vermeye çalışsalar da size güveniyorum. Çünkü siz varsınız yanımda. Siz benimle berabersiniz. Köy evindeki kızlarımıza güveniyorum. Oğullarımıza güveniyorum. Bu ülkenin, milletimizin evlatlarına güveniyorum. Bu bölgenin gençlerine, girişimcilerine, yatırımcılarına, iş dünyasına güveniyorum.

Bu yola, kendime güvendiğim kadar, size güvendiğim için çıkıyorum. Bütün engelleri, bütün badireleri, bütün bedelleri birlikte göğüsleyeceğimiz için rahat, huzurlu ve mutluyum. Üstüme düşeni, bir nefer sorumluluğuyla yerine getirmek için, girdiğim bu yolda dalga dalga büyüyeceğiz. Hayalleri yerle bir edilmiş, gelecek kaygısı içindeki bütün vatandaşlarımızı, gençlerimizi, kadınlarımızı saflarımıza katarak büyüyeceğiz” şeklinde konuştu. “Aday belirleme kararımızdan telaşlananlar, önseçim yapacağımızı duyunca, daha da paniğe kapıldı” diyen İmamoğlu, “Çünkü, demokrasiye alışık değiller. Kendi teşkilatları da ‘bizim de sözümüz kararlara ortak olsun’ der, diye telaşlandılar.

Partimizin önseçim kararı, Türkiye siyasetinde ilk defa gerçekleşen bir demokrasi devrimine yol açtı. Bu ülkede ilk defa, parti içi demokrasi bu çapta gerçekleşiyor… Ve bu durum, bazıları için kabul edilebilir değil. Onlar, yani Türkiye’ye tek adamcı, tepeden inme siyaseti dayatmak isteyen zihniyet, önseçimden çok korktu. Zira, özgürlük ve demokrasi bulaşıcıdır. Biz bu memlekete, özgürlüğü ve demokrasiyi herkese yayılsın diye, her yerine dağılsın diye, bulaşıcı yapmak adına yola çıktık. Milletimize bunu bulaştıracağız. Onlar ülkeyi seçimsiz, sandıksız yönetme hevesleri kursalar da biz, onlara bu fırsatı vermeyeceğiz

Gerçek bir demokrasi şöleni yaşayacağız ve yaşatacağız. ‘Halksız siyaset’ heveslerini kursaklarında bırakacağız. 23 Mart’ta birliğini, dirliğini sağlamış bir CHP olarak, iktidar yoluna çıkıyoruz. Bu parti, Cumhuriyetimizin kurucu gücüdür. Bu ülkede tiranlık rejimi kurmak isteyenlere, ısrarla ve gururla hatırlatacağız: 600 yıllık bir imparatorluk çökerken, 1923 şartlarında dünyanın en devrimci hareketlerinden birini yaratarak, tüm ezilen halklara ilham veren CHP’dir. Millet iradesine ve vatandaşlık esasına dayalı bir devletin inşa edilmesinde CHP’nin imzası vardır. 1970’lerde rahmetli Necmettin Erbakan’ın liderliğindeki Milli Selamet Partisi’yle koalisyon kurarak, ayrışma yerine birleşmenin mümkün olabileceğini, yine biz gösterdik.

Kıbrıs Barış Harekatı’nı yaparak hem müttefiklerimize hem de hasımlarımıza, güç ve kararlılık gösteren devletimizin yönetiminde yine CHP vardı. 1980’den sonra, ne yazık ki aynı kabiliyeti gösteremedik. Milletin kabahatinden değil, kendi eksikliklerimizden iktidar olamadık. O uzun yıllar boyunca, başımızdakiler yüzünden, bu devletin ekonomisi tepetaklak oldu. Köklü kurumları zayıfladı, meclisi işlevsizleşti, adalet sistemi çöktü. Çocuğa mikrofon tutuyorsunuz; adalet istiyor. İşçiye… Adalet istiyor. İş insanına… Adalet istiyor. Bürokrat adalet istiyor. Kadınlar adalet istiyor. Bu ülkede herkes adalet istiyor. Ve şimdi, yeniden iktidar olmak için kollarımızı sıvıyoruz. Yine aynı aşkla ama yenilenen bakışımızla, hep birlikte ayağa kalkıyoruz.

Biz başarıya yaklaştıkça, iktidarın da zulmü artıyor. Biz, ‘Milleti birleştirelim, icraatı, hizmeti, liyakati ve refahı yaygınlaştıralım’ dedikçe, iktidarın algı operasyonları peş peşe geliyor. Şimdi de öğrendim ki, çalışma arkadaşlarımızı Emniyet Müdürlüğü’nden arayıp, ‘Savcılık sizi görüşmeye çağırıyor’ diyorlarmış. Arkadaşlarımız, ‘Avukatımı arayıp geliyorum’ deyince, ‘Avukata gerek yok, görüşecek sadece’ diyorlarmış.

Ne demek ‘avukata gerek yok’ yahu? Böyle bir uygulama nerede var? Bakın; arkadaşımız avukatla adliyeye gitmekte ısrar edince, daveti yapan polise artık ulaşılmaz oluyor. Telefon numarası, Vatan Caddesi’ndeki Emniyet’e ait. Allah aşkına bu nedir? Ben soruyorum size; bu nedir? Çalışma arkadaşlarımı ne için davet ediyorsunuz? Hani hukuk devletiydik Sayın Adalet Bakanı? Hukukçu kimliğinle sor bakalım, hangi uygulamaya giriyormuş avukatsız savcı görüşmesi. Bunlar iyice şaşırdılar. Bunların yaptıkları, şeytanın aklına gelmez, şeytanın.

Artık biliyorsunuz; aralarında kimi yol arkadaşım, kimi tanıdığım, kimi hiç tanımadığım bir grup insanın mal varlıklarına, banka hesaplarına el koymuşlar. Yeni bir kumpas dalgasıyla, bana ve arkadaşlarıma itibar suikastı yapmaya çalışıyorlar. Malum şahıs, haftalar önce ne demişti hatırlayın; ‘Turpun büyüğü heybede.’ Şunlara bak şunlara; hükümeti, yargısı kolluğu işi gücü bırakmış, benimle ilgili tertipler peşinde. Tek dertleri var; Ekrem İmamoğlu. Ekrem İmamoğlu kadar taş düşsün başına senin.

Akıllarınca beni korkutup, yıldıracaklar. Bu haktan ve hukuktan nasibini almamışların hiçbir saldırısından korkmadım, korkmuyorum, korkmayacağım. Bu gayrı meşru tertipler, beni milletime hizmet etme hedefimden milim saptırmayacak. Sesim kısık diye korkacağımı zannediyorsunuz değil mi? Bunlardan var ya şu saçımın telini yerinden kıpırdatacak kadar korkan, onlar gibi olsun.

Gayrimeşru tertipler, beni milletime hizmet etme hedefimden milim saptıramayacak. Ben, yürüdüğüm bu yolda, önce Yüce Allah’a, sonra da milletime güveniyorum. Kumpaslarla, entrikalarla, fitneyle, fesatla kurdukları oyunları başlarına yıkacağız. Millet benimle, millet. Bu millet, haklıyı haksızı ayırt etmeyi iyi bilir. Bu millet, günü geldiğinde ‘Yeter artık’ demesini iyi bilir. Çünkü, temel haklarından vazgeçenlerin ne özgürlüğü ne güvenliği ne de refahı hak etmediğini, en iyi bu millet bilir. O yüzden bu millet büyüktür.

Çok net bir şey söylüyorum: Eğer benim arkadaşlarım, en ufak bir haksızlığa veya hukuksuzluğa karışmışsa, gelin bütün dosyaları açın, bütün belgeleri bilgileri açıkça kamuoyu ile paylaşın. ‘Hodri meydan’ diyorum. Elinizde ne varsa, dökün ortaya. Ama öyle içi boş dosyalarla, uydurma gizli tanık beyanları ile değil; mertçe, hakka ve hukuka uygun olarak dökün. Bir derdiniz varsa, ben buradayım; bana gelin. Milletimle beraber, tam karşındayım. Bırak yan yollara sapmayı, bırak milletin banka hesaplarını bloke edip, mağdur etmeyi. Gel, millete gidelim. Amacınızı biliyorum: İstanbul’a, Türkiye’ye hizmet edemeyelim istiyorsunuz.

Ekrem İmamoğlu olmadan seçime girmek istiyorsunuz. Haksız, hukuksuz, gayrı meşru yollarla Ekrem İmamoğlu’nu yarış dışına atarsan, senin gireceğin yarış meşru olur mu? Bu millet, sana o yarışı yaptırmaz. Sen öyle bir yarışa sokturmaz. Sadece bu ülke değil, tüm dünya görüyor kirli tertiplerinizi. Bu kurmaca siyaset yöntemleri ve bu yargısal tacizlerle yapılacak seçim ne özgür seçim olur ne de adil seçim.

Kardeşlerim; alenen gördüğünüz gibi her gün, her hafta bize yeni bir sözde suç icat ediyorlar. Oysa ki, 2019’dan beri tek bir suçumuz var: Sandıkta yenilmemek, hep kazanmak. Tek suçumuz bu. Bu suçu işlemeye, seni yenmeye devam edeceğiz. 4 kere yenmiştim, 5’inci kere de yeneceğim. Ne yapsanız nafile. O sandık gelecek, millet seni sandığa gömecek. Sandık gelecek, bu millet seni tıpış tıpış evine yollayacak. Yıkılmayız, korkmayız, yorulmayız. Belki sesimiz kısılır ama bizim sesimiz kısıldığında başka Ekrem İmamoğulları konuşur. Milyonlarca Ekrem İmamoğlu var. Cesaretiniz varsa, karşımıza çıkın. Cesaretiniz varsa, milletin iradesi kararını versin. Hodri meydan.

Bu ülkeyi yönetme sorumluluğunu almak için hazırız. Kendimize güveniyoruz. Bu ülkede ya adalet olacak ya sefalet. Başka bir seçenek yok. Bizim mücadelemiz ve tercihimiz net: Biz, bu ülkede adalet olsun, bereket olsun ve birlik olsun istiyoruz. Biz, yalnızca bu büyük davaya, bu büyük sevdaya değil, aynı zamanda ülkemizi müreffeh hale getirecek stratejilere ve bu stratejileri hayat geçirebilecek güçlü kadrolara sahibiz. Çalışmaktan yorulmadan, hizmette geri durmadan, sorun yaratarak değil, çözüm üreterek, milletimiz için, milletimizle beraber, büyük bir yolculuğa çıkıyoruz. Çok çalışacağız, akılla çalışacağız, aşkla çalışacağız.

Allah’ın izniyle, milletimizin gücü ve iradesiyle hep beraber başaracağız. 23 Mart’ta, hiçbir kayıp vermeden, bir demokrasi şöleni düzenleyeceğiz. Önseçimde kullanacağınız her oy, demokrasinin, milli iradenin değerini gösterecek ve sandıktan kaçanların uykularını kaçıracak. Önseçimde, CHP’nin zalimlere karşı nasıl tek yürek, tek bilek olduğunu göstereceğiz.

Partimizin bütün üyeleri, bütün yöneticileri, yapacağımız önseçimin ülkenin bugünkü koşulları altında taşıdığı önemi tüm boyutlarıyla anlamak ve hissetmek zorundadır. Benim bu konuda hiçbir kuşkum yok. Söz konusu vatan olduğunda, CHP’liler, bütün teferruatları bir yana bırakır, el ele, kol kola partisine, ülkesine sahip çıkar. 23 Mart’ta, Türkiye’nin gözü kulağı Cumhuriyet Halk Partisi’nde olacak. Bizim kararlılığımızı gören milyonlar, iktidarın artık değişeceğini anlayacak ve rahat bir nefes alacaklar. Vatandaşın ‘hemen seçim’ çağrıları, dalga dalga büyüyecek. Yükü omuzlamanın vakti gelmiştir.

Omuz omuza, sırt sırta, kol kola çıkılacak yolculuğun vakti gelmiştir. Sorumluluk almak için hazırız. Kendimize güveniyoruz. Milletimiz umuda muhtaç; ‘yeniden büyük Türkiye’ hayaline açken; bu büyük milletin gençleri, girişimcileri, sanatkarları ve her yaştan fertleri ‘konuşan Türkiye’ özlemiyle yanıp tutuşurken; aklın, bilimin ve devletimizin asırlara dayanan tarih, tecrübe ve birikiminin yolundan ayrılmadan; çalışmaktan yorulmadan, hizmette geri durmadan, mazeret değil, marifet üreterek; sorun değil, çözüm üreterek; Allah’ın verdiği aklı, milletin geleceği için kullanarak; milletimiz için, milletimizle beraber, büyük bir yolculuğa çıkmanın vakti gelmiştir.

Çok çalışacağız, akılla çalışacağız, aşkla çalışacağız ve Türkiye’yi içine düşürüldüğü dertlerden kurtaracağız. İsraf, iş bilmezlik ve kibrin sebep olduğu ekonomik krizden; yaşanan derin yoksulluktan; her gün kriz yaratan siyasetten; giderek artan toplumsal çürümeden; adalet, eğitim ve sağlıktaki çöküşten; her yere üşüşmüş mafya ve çetelerden; iş kazasında, yangında, depremde ihmal sebebiyle yaşanan ölümlerden, Türkiye’yi kurtaracağız. Allah’ın izniyle, milletimizin gücü ve iradesiyle, hep beraber bir Türkiye mucizesi gerçekleştireceğiz. 23 Mart, bu yolculuğun ilk kitlesel adımı olacak.

O gün biz ne kadar güçlü bir irade ortaya koyarsak, iktidar yolculuğumuz o kadar kısalacak. Benim hiç kuşkum yok, başaracağız. Cumhuriyet Halk Partisi başaracak, Türkiye kazanacak. Milletçe hak ettiğimiz bir geleceğe bir adım daha yaklaşacağız. Tam bir birlik ve dayanışma içinde, çok ve büyük işler başaracağız. Onun için diyorum ki: Kurtuluş yok tek başına, haydi herkes, 23 Mart’ta sandık başına.”

Paylaşın

TÜSİAD İddianamesi Kabul Edildi: İlk Duruşma 20 Mayıs’ta

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı Mehmet Ömer Arif Aras ve Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan hakkında açılan davanın iddianamesi kabul edildi.

Haber Merkezi / İddianamenin kabulüne karar veren mahkeme, ilk duruşmanın da 20 Mayıs’ta yapılmasına hükmetti.

Orhan Turan ve Mehmet Ömer Arif Aras hakkında hazırlanan iddianamede, “zincirleme şekilde basın ve yayın yoluyla yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçundan 1 yıl 10 ay 15’er günden 5 yıl 6 ay 15’er güne kadar hapisle cezalandırılmaları talep edilmişti.

Ayrıca Orhan Turan ve Mehmet Ömer Arif Aras hakkında “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçundan soruşturma yürütüldüğü öğrenilmişti.

Türkiye’de büyük sermayenin çatı kuruluşu olan TÜSİAD’ın 13 Şubat’ta gerçekleştirilen Genel Kurul toplantısında konuşan TÜSİAD Başkanı Orhan Turan ve YİK Başkanı Mehmet Ömer Arif Aras Türkiye’deki sosyal, ekonomik ve siyasi duruma ilişkin eleştirilerde bulunmuş, söz konusu ifadeler kamuoyunda tartışma konusu olmuştu.

Devamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aras ve Turan hakkında soruşturma başlatmış, ikili 19 Şubat’ta polis eşliğinde ifade vermeye götürülmüştü. İfadelerinin ardından Orhan Turan ve Mehmet Ömer Arif Aras çıkarıldıkları nöbetçi hakimlik tarafından yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Savcılığın soruşturma başlattığı konuşmayla ilgili konuşan Erdoğan da dernek yönetiminin “haddini aştığını” savunmuştu. Erdoğan, TÜSİAD’ın eski Türkiye’de siyaseti dizayn eden bir dernek olduğunu söyledi ve “Eski sistemi geri getirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir” mesajı vermişti.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ise TÜSİAD yöneticileri hakkındaki soruşturmanın Erdoğan’ın bu sözlerinin ardından başlatıldığı yönündeki iddiaları yalanlamıştı.

Orhan Turan ve Mehmet Ömer Arif Aras, yaptıkları konuşmada Türkiye’de son dönemde yaşanan siyasi gelişmelere ilişkin görüşlerini açıklamıştı.

Mehmet Ömer Arif Aras konuşmasında artan gözaltı ve tutuklamalara tepki göstererek, “Seçilmiş belediye başkanları görevden alınıyor, yerlerine kayyum atanıyor… Bir büyükşehir belediye başkanı hakkında yaptığı konuşmalar nedeniyle basın toplantısından dakikalar sonra soruşturmalar açılıyor… Yeni mezun teğmenler ordudan ihraç ediliyor. Arka arkaya gelen bu olayların endişe yarattığını ve güveni sarstığını söyleyebiliriz” demişti.

Orhan Turan ise “yeni yasal düzenlemelerle, kamu görevlilerinin Devlet Denetleme Kurulu tarafından görevden alınmasının ve TMSF’nin şirketlere kayyum olarak atanmasının mümkün olduğunu” savunmuştu.

“Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, galiba artık şirket kurmaktan daha kolay. Kadın cinayetlerinin de, çocuk tacizlerinin de sonu gelmiyor” diyen Orhan Turan, tüm bu sorunların arkasında “hukuka olan güvenin sarsılması” belirlemesinde bulunmuştu.

Paylaşın

Devlet Bahçeli: PKK, Derhal Ve Ön Şartsız Silah Bırakmalı

PKK’nın ateşkes ilanına ilişkin basın açıklaması yapan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “PKK terör örgütü ve iltisaklı gruplar derhal ve ön şartsız silah bırakmalı, hatta kanlı silahlarını Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etmelidir. Ateşkes açıklaması doğru, dengeli ve isabetli bir açıklama değildir” dedi.

Devlet Bahçeli, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrının “PKK terör örgütüyle birlikte bütün uzantı ve grupları açıkça bağladığını” ifade etti. Bahçeli, “YPG’nin ve buna benzer terörist oluşumların anılan çağrıdan muaf ve istisna olduklarını iddia etmeleri, çatlak ses çıkaranların bu mesnetsiz görüşü bir plan dahilinde paylaşmaları örgütsel ve kurucu önderliğin doğasıyla tamamıyla çelişkilidir” dedi.

“Terör örgütünü kuran feshini istemiştir” diyen Bahçeli “Bunun dışında zamana oynamak, ortamı bulandırmak, süregelen pozitif gündemi tahrip ve tahrik edici nitelikte top çevirmek, siyasi ve hukuki düzenleme taleplerini yoğunlaştırmak aymazlıktır” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yazılı bir açıklamada bulundu. Açıklamasında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına değinen Devlet Bahçeli, DEM Parti, YPG ve PKK’ye mesaj gönderdi. Bahçeli, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Terörsüz Türkiye hedefi, tarihin ve coğrafyanın huzurla mühürlenmesi, umutla müjdelenmesi, barış ve kardeşlik ruhuyla mücehhez hale gelmesidir. On yıllardır milletimizin başına musallat olan kanlı musibetin nihayet sonu görünmüştür. Sosyal, siyasal, ekonomik, güvenlik, toplumsal maliyeti ile birlikte insani ve vicdani kayıp ve mağduriyetleri yüksek seviyelere tırmanan silahlı şiddet ve ihanet dönemi kapanmak üzeredir.

Kaldı ki başka bir seçenek veya ileri sürülebilecek bir mazeretten bahsedilemeyeceği gibi bölücü terörü haklı gösterebilecek hiçbir anlayış ya da amaçtan söz açılamayacaktır. Siyaset ve demokrasi hayatına düşen terör gölgesine artık sabır ve tahammül göstermek mümkün değildir. Türk milleti harici ve dahili odakların baskı ve dayatmalarına göz yummayacak, risk ve tehditlerin daralan markajına sıkışıp kalmayacaktır.

Terörle demokrasi, silahla siyaset, kaosla huzur, bölünmeyle birlik ve beraberlik arasında güvenli bir liman, ara bir istasyon yoktur. Aziz milletimiz makus ve menhus talihini yenmek için kutlu irade ve inancıyla devrededir. Geride kalan 41 yıllık terör ve bölücülük enkazı el birliğiyle, ortak aklın imkânlarıyla, elbette samimi, sahici, sabırlı, hasbi ve güven veren hamlelerle kaldırılacaktır.

Terörün kanlı izleri silinmekle birlikte tortu ve kalıntıları da tamamıyla kazınıp atılacaktır. Herhangi bir yol kazasının yaşanmaması, yanlış anlamaların tezahür etmemesi, hassasiyet yönü ziyadesiyle fazla olan iyimser gelişmelerin sekteye uğramaması/uğratılmaması konusunda son derece dikkat, sorumluluk, özen ve uyanıklık gerekmektedir.

Önümüzde ihmali ve ihlali düşünülemeyecek altın bir fırsat bulunmaktadır. Bu fırsat aynı zamanda vehimlere kapılmadan müşterek fehim, fecir ve ferasetle tedarik ve temin edilmelidir. DEM Parti’nin sağduyulu, soğukkanlı, sıcak mesajlarının yanı sıra tutarlı ve istikrarlı adımlarını muhafaza gayreti sonucunda Türkiye partisi olmasının önü de açılacaktır. 27 Şubat İmralı çağrısı PKK terör örgütüyle birlikte diğer bütün uzantı ve grupları açıkça bağlamaktadır.

YPG’nin ve buna benzer terörist oluşumların anılan çağrıdan muaf ve istisna olduklarını iddia etmeleri, çatlak ses çıkaranların bu mesnetsiz görüşü bir plan dahilinde paylaşmaları örgütsel ve kurucu önderliğin doğasıyla tamamıyla çelişkilidir. Terör örgütünü kuran feshini istemiştir. Bunun dışında zamana oynamak, ortamı bulandırmak, süregelen pozitif gündemi tahrip ve tahrik edici nitelikte top çevirmek, siyasi ve hukuki düzenleme taleplerini yoğunlaştırmak aymazlıktır.

Bilhassa melezleşmiş bir millet yapısını dikte etmenin peşine düşenler, yürürlükteki Anayasa’da ifadesini bulan Türk vatandaşlığı tanımını pervasızca ve peşin hükümlerle tartışmaya açanlar terörsüz Türkiye seferberliğini kesintiye uğratmanın düşünü kuran tatlı su kurnazlarıdır.

Gerçekçi ve geniş bir temelde mezkûr seferberliğin sonuca ulaşması halinde kazanması kaçınılmaz olan, bununla kalmayıp ortaya çıkacak muazzam barış ve bahtiyarlık vasatından dolayı göğsü kabarması kesin görülen elbette ortak kader paydasında buluşan herkestir. Bizim nazarımızda herkes Türkiye’dir, milletin tamamıdır. Maşeri vicdan terörün kalıcı ve köklü şekilde bitişinden veya bitirilmesinden kesinkes yanadır.

Bu gayenin en kısa sürede ifa ve icrasında en küçük görüş ayrılığı yoktur. Zaman ve zeminin konjoktürel gelgitlerinden yararlanarak söz konusu ağır sorunun uzamasına, savsaklanmasına, hatta sabote edilip aykırı ve çarpık seslerin çıkmasına hizmet edenler hesabını veremeyecekleri vebal altındadır. Türkiye’miz siyasi mutabakat ve toplumsal dayanışmayla terörsüz bir geleceği inşa ve ihya amacındadır.

“Ateşkes açıklaması doğru, dengeli ve isabetli bir açıklama değildir”

Hiç şüphe yoktur ki terör, büyük ve kahredici bir insanlık suçudur. Terör, insani miras ve emanetlerin hiçe sayılmasıdır. Türk milleti terörle yaşamaya ne mahkûm, ne mecbur, ne de müstahaktır. PKK terör örgütü ve iltisaklı gruplar derhal ve ön şartsız silah bırakmalı, hatta kanlı silahlarını Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etmelidir. Ateşkes açıklaması doğru, dengeli ve isabetli bir açıklama değildir.

Çünkü ateşkes rejiminden bahsetmek için eşit ve egemen güçlerin karşılıklı münasebet ve mücadelesine sahne olan ahlaki, mantiki, meşru ve hukuki bir ortamın varlığı asla yoktur. Bunun tam tersine olacak şekilde, yapılacak her teklif, söylenecek her söz tek taraflı bir oyalanmadır ve beyhudedir. Küresel siyaset ve stratejik ilişkilerin pek çok sarsıcı gelişmeye gebe olduğu bir dönemde terör örgütünün bütün uzantı ve bağlantılarıyla silah bırakması ikamesi olmayan bir gerekliliktir.

Jeopolitik kırılmaların tehlikeli şekilde vasat bulduğu bugünkü dünya tablosunda milli birlik ve dayanışma ruhunun işlerliğine ve işlevselliğine ileri düzeyde ihtiyaç vardır. Bölücü terör örgütü, kurucu önderliğin 27 Şubat çağrısına müzahir hareket edip hiçbir şart ileri sürmeksizin silahla yollarını ayırmalı ve örgütsel varlığını sona erdirmelidir.

Bunun dışında hiçbir tasarruf, tahayyül ve tehir çabası masum ve makul kabul edilmeyecektir. Anayasa’da amir hüküm olan Türk vatandaşlığı tanımı etrafında gittikçe somutlaşan, sürekli irtifa kazanan tehlikeli ve tedirgin edici tartışmaların ifade ve düşünce hürriyetinden daha çok yıkıcı ve zehirleyici fonksiyonu vardır ve bu art niyetli keşmekeşin süratle sonlandırılması samimi beklentimizdir.

Bölgesel nitelikli kaos dinamikleri son derece etkin ve faaldir. Suriye’nin Lazkiye ve Tartus kentlerinde yaşanan kaygı veren çatışmalar yaygınlık emaresi göstermektedir. Dış bağlantılı etnik ve mezhebi provokasyonların bir yanda ülkemiz diğer yanda komşu ülkeler aleyhine kapsamlı olarak sipariş edildiği anlaşılmaktadır. Derin ve denetimsiz bir bunalım kapanına şuursuz ve fütursuz zihniyetler tarafından sürüklenmek istenen küresel ve bölgesel müesses mimari her türlü kriz ve kargaşaya açık haldedir.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında tecelli eden hakim ve havi uluslararası sistem ölümcül darbelerle tasfiyenin eşiğindedir. Buna karşılık adalet, eşitlik, hakkaniyet ve haysiyet esaslarına saygılı bir dünyanın tesis edilip edilmeyeceği, siyasi ve stratejik yol haritasının ne zaman belirleneceği, demokrasi ve hukuk alanında görülen kontrolsüz dağınıklığın ve dağılmanın nasıl toparlanacağı her insanı, her milleti, her ülkeyi yakından ilgilendiren ortak bir sancıdır.

İç huzur ve barış ortamını kardeşlik kültürüyle pekiştirmiş, milli onurla perçinlemiş Türkiye’nin gücüne güç katacağı, küresel ve bölgesel tehditlere karşı munzam ve mütemadi direniş göstereceği kuşkusuzdur. Türk ve Türkiye Yüzyılı, huzur ve barışın yüzyılıdır. Türk ve Türkiye Yüzyılı, dünya sallanırken milli güvencenin yüzyılı, bin yıllık kardeşlik hukukunun yüz akı, doğudan batıya, kuzeyden güneye muazzez milletimizin gönül akını ve gövde gösterisidir.

Bu nedenle İmralı tarafından 27 Şubat 2025 tarihinde yapılan tarihi çağrıya PKK’yla birlikte diğer uzantı ve iltisak halindeki örgütlerin riayet ve bağlılığı mecburidir. Terörsüz Türkiye amacı derhal gerçekleşmeli,  terör hayatımızdan sökülüp atılmalıdır. Aksi halde elinde kanunsuz silah taşıyan kim olursa olsun bedelini en ağır şekilde ödeyecektir.”

Paylaşın

TİP Lideri Erkan Baş: Erdoğan’ın Yeniden Adaylığının Parçası Olmayacağız

TİP Lideri Erkan Baş, “Erdoğan’ın yeniden aday olmasının yolunu açacak hiçbir adımın parçası olmayacağız. Tüm muhalefete de bir kere burada bir birlik çağrısı yapıyorum. Muhalefete diyorum ki, biz niye Tayyip Erdoğan’ın nasıl aday olabileceğini tartışıyoruz ki? Mevcut anayasaya göre Erdoğan aday olamaz” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Bilge Yurtdagülen’in sunumuyla TELE 1 ekranlarında yayınlanan “Gündem Özel” programının konuğu oldu. Erkan Baş’ın açıklamaları şöyle:

“Suriye’deki çatışmalar: Şuna dikkat çekmek istiyorum, niye öfkeliyiz? Suriye’den özellikle Lazkiye bölgesinden gelen bilgiler şunu söylüyor, buradaki cihatçı örgütler, şeriatçı güçler kışkırtılıyor. Neymiş efendim? Aleviler eski rejimin uzantılarıymış, eski rejimin kalıntılarıymış. Ben şuna dikkat çekmeye çalışıyorum, burada Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenlerin bir sorumluluk alması lazım. Sonuçta siz bu Colani ile iş birliği içerisinde misiniz? Oradaki Colani’nin de denetimi altındaki kuvvetler Alevi yurttaşlarını katlediyorlar.

İkincisi, daha önemli bir konuda uyarıda bulunmak istiyorum. Bizim aldığımız bilgi bunun aynı zamanda İsrail tarafından tetiklendiği. Yani İsrail’in bölgeye müdahale etmek, İsrail’in bölgedeki gücünü arttırmak üzere buradaki şeriatçı kuvvetleri Alevilere doğru ittirdiği, bunu manipüle ettiği ve orada bir iç karışıklık çıkarttıktan sonra sürece müdahale etmek gibi bir arayış oldu. Zaten İsrail başından bu yana, bu Suriye’nin parçalanması sürecinde bu iç savaşın bir tarafı haline gelmişti. Şimdi yeni bir evreye geçti.

Bunu sadece komşu bir ülkedeki üzücü bir olay olarak değerlendirmeyiz. Kuşkusuz sadece bu bile olsa bizim sorumluluk almamız lazım, ama altını çizerek söylüyorum, bugün orada katliama uğrayanlar bizim Adana’daki, Mersin’deki, Hatay’daki, özellikle Samandağ’daki, Defne’deki yurttaşlarımızın akrabaları. Dolayısıyla büyük bir tedirginlik oluşmuş durumda. Bu, bir bütün olarak bölgenin önümüzdeki dönem çok ciddi bir kaos sürecinden geçeceğini gösteriyor. O yüzden herkesin akıllı, sağduyulu, temel insan haklarına dayalı, uluslararası hukuku gözeten bir biçimde hareket etmesi gerekiyor.

Yeni süreç: Önümüzdeki çarşamba günü DEM Parti heyeti ile görüşeceğiz, Meclis’te ziyaretimize gelecekler. Umuyorum orada karşılıklı sorularımızı, kaygılarımızı, değerlendirmelerimizi paylaşma fırsatı bulacağız. Dolayısıyla şu anda yapılabilecek değerlendirmeler bizim açımızdan da görünen kısmıyla ilgili. Şöyle bir tablo oluşuyor, bir tarafta bu sürece kayıtsız şartsız bir destek beklentisi, isteği, arzusu ve bunu dillendiren kuvvetler var, bir tarafta da bir şekilde buna karşı bir direnç örmeye çalışan, bütün varlığını bunun üzerine kurmaya çalışan bir yaklaşım var. Galiba Türkiye İşçi Partisi biraz farklılaşıyor. Bir kere ben buradan bütün yurttaşlarımıza söylüyorum, ortada barışın bir ihtimal olarak bile belirdiği bir noktada bu ihtimale sımsıkı sarılmak lazım.

Sonuçta en azından 40 yıldır Türkiye’de hep yoksul çocukların öldüğü… Hepimiz biliriz ya o şehit cenazeleri, bayraklar asılır evlere, hep böyle herhalde bulunduğu bölgedeki en yoksul evlerdir onlar. Sıvası yoktur, kerpiçtir, oradaki o yoksulluğu görürsünüz. Bu bir gerçek. Dolayısıyla bu ülkedeki yoksulların, yoksul emekçi çocuklarının, gencecik kardeşlerimizin hayatını kaybetmesini engelleyebilecek ne yapıyorsak hep beraber yapmamız lazım. Bunun gerçek olup olmamasından da bağımsız söylüyorum. Bir ihtimal olarak ortaya çıktığında bile o ihtimali tutup bu ihtimali gerçeğe doğru çevirmek gerekir. Buna ilişkin hiçbir tereddüt yaşamamak lazım.

Tarihsel olarak da şunu söyleyebilirim, bizim için tabi çok özel bir durum bu. Çünkü Türkiye İşçi Partisi, 12 Mart darbecileri tarafından, 12 Mart muhtırasından sonra ‘Türkiye’de Kürt sorunu vardır’ diye bir kongre kararı gerekçe gösterilerek kapatılmış bir parti. Henüz Türkiye’nin bunları konuşamadığı bir dönemde TİP Türkiye’de böyle bir sorunu tespit etmiş ve bunun ortadan kaldırılması için 1960’ların sonunda kongre kararı almış ve kendisine görev biçmiş, doğu mitingleri yapmış o zaman. Bu memlekette en zor zamanlarda belki de Kürtlerin hedef haline getirildiği, iktidarlar tarafından sadece Kürt siyasetçilerinin değil, bir bütün Kürt halkının hedef haline getirildiği süreçler yaşadık biz.

Kentler bombalandı, köyler yakıldı, köy boşaltmalar, faili meçhuller oldu. Bütün bu süreçlerde hep ‘barış’ demişiz, hep bu mücadelede taraf olmaya çalışmışız. Böyle bir tarihsellik içerisinde yaklaşıyoruz. O yüzden bugün barış sözcüğü, o ihtimal ortaya çıktığı anda ben açık söylüyorum, heyecanlanıyorum, umutlanıyorum. Bunun yanına hemen şunu ekliyorum ama, diyorum ki ‘Türkiye’de öyle bir iktidar var ki… Bu iktidar halkın bütün acılarını sadece ve sadece kendi siyasi emelleri cephesinden değerlendiriyor’. Bu memlekette ne sorun varsa ben bu AKP ilk iktidara geldiği günden beri sistematik olarak böyle bir yol izledi diye gözlemliyorum.

Türkiye’nin gerçek sorunlarını işaret ediyor, o sorunları çözmek yerine o sorunları daha da derinleştiren, o sorunları daha da katmerleştiren yani halkın o beklentisini, umudunu, hayalini kendi siyasi emelleri için kullanan bir taktikle hareket ediyor. Bunun sonucu olarak da bu ülkede bu iktidara karşı mücadele eden insanlar barış tartışmasına bile ‘Acaba AKP buradan nasıl bir plan yapıyor? Acaba Tayyip Erdoğan buradan kendisine yeniden Cumhurbaşkanlığının yolunu açacak mı? Acaba AKP iktidarını kalıcılaştırmak için bunu kullanacak mı’ diye bakıyor. Temel itibariyle haklı olan birtakım kaygılar ortaya çıkıyor, biz de hiç kuşkusuz bu kaygıları paylaşıyoruz.

Erdoğan’ın adaylığı: Bir kere şunu söyleyeyim, Türkiye’nin bu iktidar tarafından uzun süre daha yönetilmesi mümkün değil. Dolayısıyla biz hemen bir seçim yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Seçim tartışmalarında en fazla üzerinde durduğumuz konulardan bir tanesi de mevcut anayasaya göre Tayyip Erdoğan’ın bir daha aday olamayacağı gerçeği. Bunun üzerinden atlamamak lazım. Dolayısıyla bir kere bu Cumhurbaşkanlığı ile ilgili tartışmalarda eksik gördüğümüz husus budur. Geçen sefer bunun üzerinde tepinmişti iktidar, ‘Adayınız kim’ diye. Şu andaki temel soru şu, Cumhur İttifakı’nın adayı kim?

İlla Tayyip Erdoğan aday olacaksa bunun için örneğin Cumhuriyet Halk Partisi ile, örneğin İYİ Parti ile, Meclis’te grubu olan muhalefet partileri ile anlaşma yoluna gitmesi lazım. Bunun dışında Tayyip Erdoğan’ın aday olma imkanı yok. Ben Türkiye İşçi Partisi adına şunu söyleyeceğim, biz Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olmasının yolunu açacak hiçbir adımın parçası olmayacağız. Tüm muhalefete de bir kere burada bir birlik çağrısı yapıyorum. Muhalefete diyorum ki, biz niye Tayyip Erdoğan’ın nasıl aday olabileceğini tartışıyoruz ki? Mevcut anayasaya göre Tayyip Erdoğan’a da aday olamaz.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Erdoğan’a: Yenilgiyi Tadacak Evine Gideceksin

Erdoğan’a seslenen İmamoğlu, “Ben, meydan okumama verecek yanıtın varsa bekliyorum. Yoksa yine sarayın odalarına saklanarak mı konuşacaksın?… Kusura bakma Erdoğan, atı alan Üsküdar’ı geçti geçti. Senin dönemin bitti. Öyle de bitti böyle de bitti senin dönemin” dedi.

Erdoğan’a millete gitme çağrısında bulunan Ekrem İmamoğlu, “Bırak yan yollara sapmayı. Ne istiyorsun belediyelerimizden, belediye şirketlerimizden, yakınlarımızdan ne istiyorsun? Neymiş ahmak davası. Millet gülüyor. Bunu İngilizceye çevirip dış dünyaya anlatamıyoruz bile. Savcıya tehdit davası, bilirkişi davası, bir de üstüne kendinde olmayan diploma davası” ifadelerini kullandı.

Kendisi hakkında çeşitli suçlar icat edildiğini savunan İmamoğlu, tek suçunun seçimlerde yenilmemek olduğunu vurgulayarak, “Dört kere yaşattığım gibi beşinci ve son yenilgiyi tadıp evine gideceksin. Çok korkuyorlar. Bir sandık daha gelir diye. O sandıkta karşısında olurum diye çok korkuyorlar. Beni bertaraf etmeye çalışıyor. Ne yapsan nafile. O sandık gelecek, millet seni evine gönderecek” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İzmir’in Karşıyaka ilçesinde cumhurbaşkanlığı adaylığı için çalışmalarını başlattı. İzmir Mustafa Kemal Atatürk Karşıyaka Spor Salonu’nda CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın ardından partililere seslenen İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Devlet, milletine hizmet eder. Milletine şefkat elini uzatır. Milletini korur. Milletine güler yüzünü gösterir. Vatan, vatan ve millet hepimiz için kutsaldır. Devleti yöneten yöneticilerin yüzü asık olmaz, vatandaşını korkutmaz, vatandaşına parmak sallamaz, vatandaşını ürkütmez. Dolayısıyla yöneticiler vatandaş karşısında hadlerini bilmelidir. 23 Mart’ta işte bu inancı, bu özgüveni tüm ülkeye yayacağız. Yapacağımız ön seçimde iktidara en korktuğu şeyi, iktidar neden korkuyor biliyor musunuz sevgili dostlarım? Sandıktan korkuyor, sandıktan. Ne yapacağız? İktidarın en korktuğu şeyi, sandığı onlara göstereceğiz 23 Mart’ta.

Milletçe iktidarın giderek dozunu artırdığı bir zulüm ve baskı ile karşı karşıyayız. Kazandığı parayla geçinemeyen, borçlanmadan yaşayamayan milyonlarca yoksul ve dar gelirli, kendilerini işe sayan bu iktidarın zulmü altındadır. Sevgili dostlarım, eğitim, sağlık, adalet gibi devletin temel hizmetlerinden eşit olarak yararlanamayan milyonlarca vatandaşımız zulüm altındadır. Gençler, en kararlı şekilde yürümeye hazır mıyız? Bu gençlik marşını bu cennet vatanın her köşesinde söylemeye hazır mıyız?

Milyonlarca güneşi var bu ülkenin, milyonlarca. Her birimiz güneş olmaya hazır mıyız? Değerli dostlar, ülkeyi yönetenler işlerini doğru dürüst yapamadığı için depremlerde, yangınlarda, afetlerde, ne yazık ki denetlenemeyen hastanelerde, güvenliği sağlanamayan ortamlarda canlarını, sevdiklerini yitiren bu millet zulüm altındadır. Gerçekleri dile getiren, iktidarı uyarıp eleştiren herkes zulüm altındadır.

Sevgili dostlarım, Halkçılık vaadediyorum çünkü çok iyi biliyorum nasıl yapılır. Sosyal adaleti sağlamak, kamu yararını koruyup geliştirmek, vatandaşları piyasanın acımasız şartlarına mahkum bırakmamak için yaptıklarımız saymakla bitmez. Bütün belediye başkanlarımızla yaptık. Onun için halkçılık vaat ediyoruz. Şeffaflık vaat ediyoruz. İstanbul’da, İstanbul’da işe alımlarda, İstanbul’da meclis toplantılarımızda, her yıl bütçe değerlendirmelerimizde hep şeffaflığı gözettik. Attığımız her adımın hesabını çıkıp İstanbullulara yürek açıklığıyla verdik, tüm açıkla, dersimiz bu, görevimiz bu.

“Cumhurbaşkanı olma iddiasıyla yola çıkıyorum”

Artık Türkiye’de kapalı kapılar ardında işleyen mülakatlar yapmadık. Asla hesap vermeyen olmadık. Hesap sorulmayan yöneticilerinin devrini bitirme vakti gelmiştir. Partizanlıktan, ayrımcılıktan tamamen arındırılmış adil bir yönetim vaat ediyoruz. Böyle bir anlayış hayata nasıl geçirilir iyi biliyoruz. Partisi, inancı, yaşam tarzı dolayısıyla dışlanmak, ayrımcılığa uğramak, tek bir kişi ya da kurum bunu yaşamayacak. Sevgili dostlar, bugün benim için çok özel bir gün. Ben önce aday, sonra cumhurbaşkanı olma iddiasıyla yola çıkıyorum.

Elbette, elbette odalarını bile sayamayacağımız, sayamayacağımız, söylemeye bile utanacağımız bir sarayda oturup ülkeyi yönetmek gibi bir hayalimiz yok. Ben bir makama değil, zorlu bir mücadeleye adayım. Tek derdim ve hayalim bu iktidarın yerle bir ettiği devlet yapısını, ekonomiyi, demokrasiyi, hukuku, eğitimi, sağlığı sizlerle birlikte inşa etmek.

İktidar zalimliğine yeni bir sayfa ekledi. Dün öğrendim ki aralarında kimi yol arkadaşım, kimi tanıdığım, kimi hiç tanımadığım insanların mal varlıklarına, banka hesaplarına el koymuşlar. Dedim ya, aralarında tanımadıklarım da var. Herhâlde selam verdim diye ya da bana geçerken dokundu diye onları da yaktılar. Her geçen gün, her saat, günde 20 saat çalışıyorum. Her geçen gün bana ve arkadaşlarıma yeni bir saldırı uyduruyorlar.

Son günlerde sizlerin karşısına çıkarak defalarca söylediğim bir şey var: Bu haktan ve hukuktan nasibini almamışların, bu iş bilmezlerin, bu makam ve mevkiye esir olmuşların hiçbir saldırısından korkmadım, korkmuyorum. Korkmadım, korkmuyorum, korkmayacağım. Sevgili dostlarım, benim yürüdüğüm bu yolda ben önce yüce Allah’a, sonra milletime güveniyorum. Kumpaslarla, kirli tezgahlarla, entrikalarla, fitneyle, fesatla kurdukları oyunu sizlere söz veriyorum başlarına yıkacağız, başlarına. Başlarına yıkacağız! Sanıyorlar ki bu insanların, sanıyorlar ki malına, mülküne, parasına çökerlerse korkarız, kaçarız. Sanıyorlar ki onların zulmünden yılarız, milletimizi yarı yolda bırakırız.

Sanıyorlar ki ben yalnız kalacağım. Yahu, yahu siz 10-15 kişinin malına, mülküne el koyarak beni yalnız bırakacağınızı mı düşünüyorsunuz? Millet benimle, millet! Millet benimle. Millet benimle! Bunlar körleşmiş. Bunlar körleşmiş. Varsa yoksa varsa yoksa koltuk. O koltuk senin mi? O koltuk milletin. O koltuk Türkiye Cumhuriyeti’nin. O koltuk bir saltanatın değil ha. O koltuk, o koltuk bir ailenin değil, milletin evlatlarının, sizin, sizin! Hanımefendiler, beyefendiler, hepinizin! Ey ilgili şahıs, o biliyor kendini, seni gidi seni.

Türkiye’ye 5 senede 1.200 soruşturma, teftiş duydunuz mu? 1.200! Yahu, 2.200 yapsan ne olur? Dönelim geriye. 11 senede bulup buluşturduğunuz biri ahmak, biri bilmem ne davası, demek de istemiyorum isimlerini. Açık bir şey söyleyeyim mi? 2014’ten beri benim suçum var. Tek bir suçum var: Sandıkta yenilmeyen Ekrem İmamoğlu olmak. Bize buldukları, esas suç bu. Bak, bu cümleleri aklına kazı.

Bize, ben buradan söylüyorum Ekrem İmamoğlu olarak, size de söz veriyorum, namus sözü veriyorum, bize yenilgiyi öğretemeyeceksin! Bize yenilgiyi öğretemeyeceksin. Dört kere yaşattığım gibi, bak, bu işareti biliyorsun. Dört kere yaşattığım gibi beşinci ve son yenilgiyi tadacak, evine gideceksin. Evine gideceksin. Çok korkuyorlar bir sandık daha gelir diye. Çok korkuyorlar o sandıkta karşısında olur muyum diye. Ödleri patlıyor.”

“Uykularını kaçıracağız”

İmamoğlu, İzmir’den sonra Kayseri’ye geçti. Erciyes Kültür Merkezi’nde CHP’lilere hitap eden İmamoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde: “Millete hizmet etme hevesini kaybettikleri için özellikle adaletten ayrıldıkları için memleketin bereketini kaçırıyorlar. Çözüm nedir, tek bir çözüm var. Memleketin bereketini kaçıranları önümüzdeki seçimde evine göndereceğiz!

Hedefimiz belli sadece seçimi kazanmanın değil, birliğin peşindeyiz. Yerinde sayanlar değil, ayağa kalkıp hedefe ilerleyenler kazanır… CHP, Türkiye’yi birleştiren güç. TBMM grubumuzun desteğiyle bu yola çıktım. AKP seçmeni de bizi takdir etti. Bu ülkenin meseleleri azalmadı daha da büyüdü. İktidarın koltuğu altından kayıyor. Vatandaşımızın memnuniyeti ile iktidar baskısı da artıyor.

İktidar siyasi operasyon yapıyor. Milletimiz iktidarı bize teslim etmek için gün saymakta. İktidarın koltuğu altından kayıyor. 23 Mart’ta iktidara en korktuğu şeyi sandığı göstereceğiz. Sandıktan kaçanları zangır zangır titreteceğiz. Bir avuç zalimin uykularını kaçıracağız.

Bütün küskünleri unutup el ele verirsek kazanırız. Tek adamlık ve partizanlık bitecek. Tek adamlığın gölgesi bile değmeyecek bu memlekete. Saraya değil mücadeleye adayım. İktidarın yerle bir ettiği her şeyi yeniden inşa edeceğiz… Benim TRT’de yüzümü bile göstermediler 6 senedir. Çünkü onlar sadece iktidara yüzünü dönen bir yayına döndüler. Hem de sizin paralarınızla. Yolsuzluğun daniskası orada yapılıyor.”

Paylaşın

Erdoğan: CHP, Faşist Bir Siyasi Teşekküldür

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle açıklamalarda bulunan Erdoğan, “CHP kadın düşmanı bir partidir. CHP kadınların fikirlerini özgürce ifade etmesine tahammülü olmayan baskıcı, nobran, faşist bir siyasi teşekküldür” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’nde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü İftar Programı’na katıldı. Başkan Erdoğan, programın ardından açıklamalarda bulundu.  Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Şehitlerimizin kahraman annelerine ve eşlerine mahçup olmayacak, terör belasını defetmek için çalışmaya devam edeceğiz. Terörün karanlık ve kanlı gölgesinin ülkemizin ve bölgemizin üzerinden çekildiği, kardeşliğin egemen olduğu huzurlu, güvenli, müreffeh günlerini inşallah hep beraber göreceğiz.

Kadınlar Günü’nde milletimizin istiklal ve istikbali uğruna can veren tüm kadın şehitlerimizi kemal-i edeple yâd ediyorum. Başta rahmetli anneciğim olmak üzere ebedi aleme göçmüş tüm annelere Rabbimden rahmet niyaz ediyorum. Değerli eşimin ve sevgili kızlarımın da kadınlar gününü tebrik ediyor, bu anlamlı günün tüm kadınlar için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Bizim inanç ve medeniyet değerlerimize ailenin omurgasıdır. Nene Hatunlar, Halime Çavuşlar, Şerife Bacılar, Kara Fatmalar, Binbaşı Ayşeler, tabii şimdi artık tuğgenerallerimiz de var. Ve daha niceleri kimi zaman cephe gerisinde kimi zaman en ön safta bu millet için canlarını ortaya koydular. Kadınlar zor zamanlarda sergiledikleri dirayetli tavırlarla, yetiştirdikleri yürekli evlatlarla, evlerimizde huzurun, vatanımızda dirliğin, milletimizin fertleri arasında birliğin teminatı oldular.

Ne 15 asırlık İslam tarihinin ne de binlerce yıllık Türk tarihinin kadınları dışlayarak yazılması mümkün değildir. Hz. Hatice validemiz ve Hz. Ayşe annelerimiz İslam medeniyetinin kutup yıldızı olarak isimlerini mümin gönüllere nakşetmişlerdir. Osman Gazi’nin muhterem eşi Bala Hatun’u nasıl unutabiliriz. Orhan Gazi’nin kıymetli refikası Nilüfer Hatun’dan nasıl esirgeyebiliriz.

Batıda kadın hakları gündemde bile yokken bizde 1843 yılından itibaren kadınlar resmi olarak da çalışma hayatında yer almaya başlamışlardır. Kadınlara devlet memuriyetinde görev alma hakkı 1913 yılında verilmiştir. 1917’de yayınlanan kararname başka önemli hamledir. Batı’dan bile önce kadınlar ülkemizde 1934 yılında seçme ve seçilme hakkına kavuşmuştur.

Her ne kadar bu hakkın kullanımından özellikle darbe dönemlerinde çeşitli engellerle karşılaşılsa da yasal olarak bu imkana sahip olunmuştur. Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren kadınların her alanda önlerini açmaya, haklarını teslim etmeye çalıştık. Son 22 yılda kadınlarla ilgili attığımız adımları kısaca hatırlatmak istiyorum. 2023’de aile mahkemelerini kurduk. Yeni iş kanunuyla cinsiyet bazlı ayrımcılığa son verdik. 2004’de kadın erkek eşitliğini güvence altına aldık.

2005’te belediyeler kanunu kapsamında nüfusu 50 bini geçen belediyelere kadın ve çocuklar için konukevleri açma zorunluğunu getirdik. Aile İçi Şiddetle Mücadelede Ulusal Eylem Planı’nı devreye aldık. Kadınlarımıza doğum, sağlık ve emeklilik konularında yeni haklar tanıdık. Eğitimde, iş hayatında, karar alma mekanizmalarında fırsat eşitliğini tam ve gerçek anlamda sağlanmak üzere bir utanç vesikası olan başörtüsü yasağını bir daha geri gelmemek üzere kaldırdık.

2012’de ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanunu ülkemiz hukuk sistemine kazandırdık. 2013’de şiddet mağduru kadınlara yönelik çeşitli düzenlemeler yaptık. Kadınların ağır ve tehlikeli işlerde çalışmasının önüne geçtik. Cinsel suçların cezalarını önemli ölçüde artırdık. 2016’da Gelir Vergisi Kanunu’nda düzenlemelerde doğum, ebeveynlik, evlat edinme haklarını genişlettik. Kadının Güçlendirilmesi Strateji Belgesi Eylem Planı’nı uyguladık KADES’i devreye koyduk. Aile içi şiddetle mücadele ihtisas mahkemelerini kurduk. 2022’de kadına yönelik suçların cezasını artırdık.

Caydırıcılığı güçlendirdik. Şiddet önleme ve izleme merkezleri, kadın konuk evleri ve şiddetle mücadele irtibat noktaları ile kadına karşı şiddetle mücadeledeki kurumsal kapasitemizi önemli oranda artırdık. Kadın kooperatiflerini güçlendirerek hanım kardeşlerimizin el emeği göz nuru ürünlerini yerel sektörlerden uluslararası alana taşıyoruz. Eğitim ve finansman programları ile kadın girişimciliğini destekliyoruz. Kadına yönelik şiddeti siyaset üstü anlayışla ele alıyor, sıfır tolerans ilkesiyle mücadelemizi yürütüyoruz.

Muhalefetin özellikle ana muhalefet partisinin İstanbul Sözleşmesi ile ilgili iddialarının hiçbir temeli bulunmuyor. İşte bugün Kadıköy Belediye Meclis üyesi AK Partili bayan arkadaşımızın sözünü kestiler, hakaret ettiler, meclis başkanı aynı zamanda kalkıp, aynen Amerika’da olduğu gibi ‘Şu kadını atın dışarı’ diyebildi.

6284 sayılı kanun şiddetle mücadele konusunda ihtiyaç duyulan her türlü imkanı, yaptırımı, cezayı zaten en güçlü şekilde barındırıyor. Biz sözleşme değil kanun yaşatır diyoruz. Meclis kürsüsünden ahkam kesenlere şunu tavsiye ediyoruz; şayet gerçekten kadına yönelik şiddetle mücadele etmek istiyorsanız parti teşkilatlarınızı ve yönettiğiniz belediyeleri içten içe çökerten taciz, ahlaksız iddialara bir bakın.

“CHP kadın düşmanı bir partidir”

Kadınları mağdur eden yasakların kalkmaması için mahkeme mahkeme dolaşan ana muhalefet partisi genel başkanı kadın düşmanı arıyorsa önce aynaya baksın, partisinin kötü sicili ile yüzleşsin, yıllarca mağduriyetine sebep oldukları başörtülü kadınlardan özür dilesin. Dün az önce ifade ettiğim gibi Meclis üyesi hanım kardeşimize yönelik sergilenen küstahlık ve faşizm 28 Şubat zihniyetinin CHP’de halen devam ettiğini bir kez daha göstermiştir.

Kadınlara had bildirme edepsizliği CHP geleneğidir. Aradan geçen onca süreye rağmen hiç değişmemiştir. CHP kadın düşmanı bir partidir. CHP kadınların fikirlerini özgürce ifade etmesine tahammülü olmayan baskıcı, nobran, faşist bir siyasi teşekküldür. CHP bu zihniyetten ne kadar erken kurtulursa, rezillikleri ne kadar kısa sürede temizlerlerse hem ülkemiz hem de kadınlarımız için büyük iyilik yapmış olurlar.

Aslında grup kürsüsünde kurduğu cümlenin daha buharı tutarken bizzat kendi belediye başkanı tarafından tekzip yiyen bir şahsa ne dersek boş. Lideri olduğu partide sözünün değeri olmayan bir genel başkanın millete itibarının olması zaten mümkün değil. Sayın Özel siyasette kendini geliştirmek yerine belediye başkanlarını aklamaya mesai harcarsa daha çok kendini gülünç duruma düşürür. Kadın konusunda bilindik ezberleri tekrarlayanlara daha fazla sözü israf olarak görüyor onları hezeyan, ayak oyunlarıyla, koltuk kavgalarıyla baş başa bırakıyoruz.

“Konya’da sahipsiz köpeklerin saldırısı…”

Biz doğru bildiğimizi yapmaya devam edeceğiz. Dün akşam Konya’da sahipsiz köpeklerin saldırısı sonucu vefat eden 2 yaşındaki Rana evladımıza Allah’tan rahmet diliyor, kederli ailesine, özellikle acılı annesine babasına Rabbimden sabır niyaz ediyorum. Muhalefetin ve çeteleşmiş kimi yapıların tüm engellerine rağmen başıboş köpek sorununu çözmek amacıyla Ağustos ayında çıkarmanın uygulamasının temini için kararlı adımlar atıyoruz.

Çözüm noktasında muhalif iktidar fark etmeksizin tüm yönetimlerin el birliği ili çalışması gerekiyor. Maalesef muhalefette yasaya karşı çalışması hala devam ediyor. Hepimizin yüreğini dağlayan d çünkü olayla ilgili başsavcılığımız soruşturma başlatmış ayrıca mülkiye müfettişlerimiz görevlendirilmiştir. Rana yavrumuza yüce Allah’tan rahmet ailesine başsağlığı diliyorum.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Avrupa Birliği’ne: Güvenlik Adımları Türkiye’yle Planlanmalı

Avrupa Birliği’nin düzenlediği “Fikirdaş Ülkeler Liderler Çevrimiçi Toplantısı”nda konuşan Erdoğan, “Avrupa güvenliğine dair tüm adımların Türkiye ile birlikte planlanmasının müşterek menfaatimize olacağı kanaatindeyiz” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği’nin (AB) düzenlediği “Fikirdaş Ülkeler Liderler Çevrimiçi Toplantısı”na Vahdettin Köşkü’nden canlı bağlantı ile katıldı. Erdoğan, konuşmasında, Türkiye olarak ilk günden itibaren Rusya-Ukrayna savaşının diyalog yoluyla sonlandırılması için çok yoğun ve samimi çaba harcadıklarını belirtti.

Adil bir barışın kaybedeninin olmayacağını her fırsatta açıkça ifade ettiklerini kaydeden Erdoğan, “Bunu yaparken stratejik ortağımız olan Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına da güçlü destek verdik. Bugün de adil, kalıcı ve onurlu bir barış için savaşan iki tarafın da masada olacakları sağlam bir diplomatik zeminin önemine dikkat çekiyoruz. Bir an önce ateşkes sağlanması ve taraflar arasında güven artırıcı önlem olarak havada ve denizde saldırıların durdurulması fikrini destekliyoruz” diye konuştu.

Erdoğan, Karadeniz’de seyrüsefer emniyetini garanti edecek bir mutabakata varılmasına yönelik çabaların da bu yaklaşımla örtüştüğünü dile getirerek, “Tabii burada şunu da ifade etmek durumundayım. Gerek savunma sanayimizin Ukrayna’ya desteği gerek savaş şartlarına rağmen ülkeyi terk etmeyen özel sektörümüzün katkıları ortadayken AB’nin savunma ürünleri tedariki ve yeniden imar programlarının dışında tutulmamızın izahının olmadığına inanıyoruz. AB’nin bu tutumunu tadil etmesi ortak çıkarlarımızın bir gereğidir. Unutmayalım ki Avrupa güvenliği sadece birliğe üye ülkelerin meselesi değildir. Avrupalı müttefiklerin tümünü ilgilendiren bir konudur” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık’ın ev sahipliğinde 2 Mart’ta düzenlenen Liderler Zirvesi gibi bugünkü toplantıyı da Avrupa’nın güvenliğine gerçekçi ve kapsamlı bir yaklaşımın tezahürü olarak görmek istediklerini kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Avrupa güvenliğine dair tüm adımların Türkiye’yle birlikte planlanmasının müşterek menfaatimize olacağı kanaatindeyiz. Tüm bu gayretlerde transatlantik bağın azami ölçüde korunması ve müttefikimiz Amerika’nın güçlü desteğinin alınması da şüphesiz önemlidir. İleri teknolojiye sahip savunma sanayimiz güçlendirilmeye çalışılan savunma alanına katkı sunmaya hazırdır. Birlik bünyesindeki Avrupa savunma sanayi programının tüm Avrupalı müttefiklere açık olmasının gerektiğini düşünüyorum. Ukrayna’nın yeniden inşası ve ayağa kaldırılmasını amaçlayan Avrupa barış aracı gibi mekanizmalara da dahil olmamız mühimdir.”

Erdoğan, karşı karşıya bulundukları sınamaların, Avrupa’nın ekonomik güvenliği ve savunmasında, Türkiye ile AB arasındaki münasebetlerin ne denli kritik olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.

“Üyelik müzakerelerimizin canlandırılmasını bekliyoruz”

“Türkiye, Avrupa Birliği ilişkilerinde uzun vadeli, stratejik bir bakış açısıyla hareket etmek her iki tarafın da menfaatinedir” diyen Erdoğan, şunları kaydetti: “Biz tam üyelik hedefimizi çok güçlü biçimde muhafaza ediyoruz. Birliğin de artık stratejik ve vizyoner bir tutum benimsemesini, dolayısıyla üyelik müzakerelerimizin bir an önce canlandırılmasını bekliyoruz.

Ümit ediyorum ki tüm yüksek düzeyli toplantıları da en kısa zamanda birlikte gerçekleştiririz. Sözlerime son verirken Ukrayna’da adil, kalıcı ve onurlu bir barışın tesisi için müzakere sürecine ev sahipliği de yapmak dahil, her türlü katkıyı yapmaya hazır olduğumuzun altını çiziyorum. Bu düşüncelerle toplantımızın barış ve istikrar yolunda hayırlı neticeler getirmesini temenni ediyorum.”

Toplantıda, İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store, İzlanda Başbakanı Kristrun Mjoll Frostadottir, AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas yer aldı.

Paylaşın