14 Mayış Seçimleri: Cemaat Ve Tarikatlerin Rolü Ne Olur?

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kaldı. Siyasi partilerin kurduğu ittifakların bir de gayrı resmi ortakları var: Her dönem siyasetin ve sosyal hayatın ana unsurlarından Tarikat ve cemaatler.

İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi, Ayasofya’nın ibadete açılması, konserlerin yasaklanması, kadın ve LGBTİ+ hakları aleyhindeki uygulamalarda etkileri olduğu konuşuldu. Seçimlere gidilirken cemaatlerde de hareketlenmeler başladı.

İlk olarak Nakşibendi Tarikatı’na bağlı Menzil Cemaati, ardından Nur Cemaati’nin bir kolu olan Risale-i Nur Meşveret Grubu, Cumhur İttifakı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleme kararı geldi. Nur Cemaati’nin başka bir kolu olan Yeni Asya Grubu ise rengini Millet İttifakı’ndan yana belli etti.

Şu an Türkiye’de en etkin cemaatlerin başında Nakşibendi Tarikatı’na bağlı Erenköy Cemaati, İskenderpaşa Cemaati, İsmailağa Cemaati, Menzil Cemaati ve Süleymancılar Cemaati geliyor. Nur Cemaati de yine kendisine bağlı gruplarla adından söz ettiriyor.

Geçmişte Fethullah Gülen ile “ortaklık” yapan AKP iktidarı 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilişkisini şimdi başka cemaatler üzerinden sürdürüyor. Erdoğan, İsmailağa Cemaati’nin ölen lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’nun cenaze törenine katılmıştı.

Peki tarikat ve siyasetin ilişkisi ne?

“Menzil: Bir Cemaatin İki Yüzü” adlı kitabın yazarı, Sözcü Gazetesi Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk, tarikatların her zaman bir oy deposu olarak görüldüğünü belirterek “Bir de başındaki kişiyi ayarladığınız zaman kişilerle tek tek uğraşmak yerine böyle genel bir oy haline dönüşebiliyor” diyor.

Geçmiş dönemde tarikatların bir partiyi desteklediklerine dair açıklama yapmadıklarını belirten Öztürk, “Peki tarikatlar neden şimdi buna ihtiyaç duyuyor?” sorusuna, “Açıklama yapmasının arkasında o siyasi partinin iktidara gelmesi halinde onlardan nemalanmaktan başka bir anlam ifade etmiyor” yanıtını veriyor.

“Tarikatların yaşaması, güç edinmesi, devlet içerisindeki biraz korumalı konuma gelmesi tamamen siyasete bağlı” diyen Öztürk, tarikat ile siyasetin karşılıklı olarak birbirlerini desteklediğini kaydediyor. Öztürk, “Nasıl destekliyorlar? Bunlar oy vererek destekliyor. Karşı taraf da siyasi destek vererek onların oylarını almaya çalışıyorlar. Türkiye’de öteden beri bu böyle ve böyle olacak gibi gözüküyor” görüşünü dile getiriyor.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’a konuşan Metropoll Araştırma’nın kurucusu Özer Sencar da cemaatlerin siyasetle işbirliği yaparak kendi iletişim ve yayılma alanlarını kolaylaştırmaya çalıştıklarını ifade ederek “İktidara gelen partilerden ise daha sonraki süreçlerde birtakım kayırmalar, devlet kadroları ve muhtemelen bir takım ihaleler istiyorlar” diyor.

“Cemaatlerin oyları yüzde 2’yi geçmez”

Peki tarikat ve cemaatlerin seçimlerin sonuçlarını etkileme gücü var mı?

Saygı Öztürk’e göre oy potansiyelleri öyle tahmin edildiği gibi olmadığı görüşünde. “Ama sesleri iyi çıkar bunların” diyen Öztürk, şunları kaydediyor:

“Aynı tarikat içerisinde yer alıp farklı farklı siyasi partilere oy da verirler. Süleymancılar der ki ‘Bizim yüz bin oyumuz var, yüz bin müridimiz var’. Sanki yüz bin müridi ona oy verecek ya da onların istedikleri yerlere oy verecekleri söylenirler. Ben bunu merak ettim, daha önce Süleymancılardan milletvekili seçilen kişiye de sordum. ‘Bunu kullanacağız’ dedi, ‘Gidip karşılığında adaylık istiyoruz, bir veriyorlarsa iki kişi istiyoruz, üç kişi alabiliyoruz. Ne alırsak’… Ne oluyor? Devletin içine girmiş oluyor, devletin içine girince ne oluyor, karşılıklı alışveriş.”

Benzer görüşte olan MetroPOLL Araştırma şirketinin sahibi Özer Sencar, “Şundan eminim, Türkiye’deki bütün cemaatleri toplasanız, yakınlarını çevresini toplasanız yüzde iki ya olur ya olmaz. Bunların bir partinin oyunun yükseltilmesi veya düşürülmesinden ciddi bir etkilerinin olduğunu zannetmiyorum. İstedikleri kadar iktidarı veya muhalefetin bir partisini desteklesinler.  Bunların oy gücü, siyaset sahnesinde etkili olabilecek bir güce cumhuriyet tarihinde hiçbir döneminde ulaşmadılar, en büyük cemaat olarak bilinen Gülen Cemaati’nin bile oy gücü böyle bir güce ulaşmadı” diyor.

“Gülencilerden sonra Menzilcilerin etkinliği arttı”

Türkiye’de tarikatlar yalnızca dini sınırlar içinde kalmadı, hedeflerine devleti de koydu. Gülen Cemaati, bir dönem AKP ile ortaklık yapmasının da etkisiyle devlette önemli bir bürokratik güce ulaştı. Ancak iktidar ile yaşadığı çatışma ve ardından gelen 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Gülen Cemaati’nin devlet içerisindeki gücü önemli ölçüde tasfiye edildi. Devlet içerisinde tarikat ve cemaatlerin varlığı ise son bulmadı.

Saygı Öztürk, bu konuda “Şimdi Menzilcilerin devlet içerisinde etkinlikleri alabildiğince fazla. Ama diğer tarikatlar da bunlardan geri kalmamak adına onlar da büyük gayret içerisinde ve tarikatlar arasında devleti biraz kuşatma, devletin olanaklarından daha fazla yararlanmak için kendi aralarında da bölünmeler oluyor. Kendi aralarında bölünüp sırf bu yüzden bazıları diyor ki dinde, tasavvufta böyle şeyler yoktur. Bazıları da diyor ki hayır yapalım” diyor.

Özer Sencar da şu anda devletin belli kurumlarında yerleşen cemaatlerin olduğuna işaret ederek bunların emniyet, sağlık sistemi gibi kurumlarda olduğuna işaret ediyor.

Ancak bu cemaatlerin bir siyasi partiyi, beklenin ötesinde taşıyabileceği kanaatinde olmadığını belirten Sencar, “Birlikte olmalarının gücü ile birtakım mesafeler kaydediyorlar. Ama bu mesafeler, insanlar arasındaki yayılmadan ziyade, devlet içinde parasal boyutta, iş dünyasında daha çok yayılıyorlar ve bu görünür hale geliyor. Ve bu onlara bir güç sağlıyor, psikolojik bir güç sağlıyor. Büyük bir cemaat diye. İnsanları çekiniyor olabilirler” değerlendirmesini yapıyor.

“Cemaatler büyük oranda holdingleşti”

Cemaatler, son yıllarda ekonomik bir güç de elde etmiş durumda. “Şu anda cemaatler büyük oranda holdingleşti” diyen Sencar, “Bunların dünya ile ilişkileri ahiret ile ilişkilerinden daha fazla olduğu kanaatindeyim” diyor. Gülen Cemaati’nin bankasının olduğunu anımsatan Sencar, “Bunların siyasetle ilgilenmesinin sebebi devlet imkânlarından istifade edeceklerini düşünmeleri. Bu uzunca bir süredir var. Muhtemelen 50 yıldır böyle yaygın bir sağ iktidarlar özellikle 1960’lardan sonra, sağ iktidarlar bunların varsaydıkları insan sayısı gücünden istifade edebileceklerini düşünüyorlar” diyor.

Saygı Öztürk de tarikat yapılarının sadece dinle ilgilenen bir yapı olmadığını, holdingleşen bir yapıya dönüştüklerini kaydediyor. Menzil Cemaati’nin Menzil köyünde holdingi olduğunu anımsatan Öztürk, “Buna bağlı otobüs şirketlerinden tutun, seyahat şirketlerine, otelleri, hastaneleri, aklınıza gelebilecek her şey var. Ama tüm bunların yanı sıra devletten önemli ihaleler alıyorlar. Mesela sağlıklı ilgili konularda hakikaten bir dönem Sağlık Bakanlığı orada bir çaycı bile alınacağı zaman, mutlaka Menzil’in onayı olurdu. Bugün belki o eski gücü yok, ama başka bakanlıklarda yine aynı şekilde etkinliklerini sürdürüyorlar” değerlendirmesini yapıyor.

“Halk nezdinde sempatileri minimum seviyede”

Peki, halk cemaatlere son yıllarda nasıl bakıyor?

Özer Sencar, “Bunların ne entelektüel güçleri vardır ne de sayısal olarak bir partiyi etkileyecek güçleri vardır. Özellikle son on senede, güçleri ve özellikle halk nezdindeki sempatileri minimumum seviyeye indiği kanaatindeyim” diyor.

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Çelik’ten Akşener’e Tepki: Niteliksiz, Yakışıksız

İYİ Parti Lideri Akşener’in partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmaya tepki gösteren AK Parti Sözcüsü Çelik,  “Bugün İYİ Parti grup toplantısında Sayın Akşener’in üslubu, Cumhurbaşkanımıza yönelik ifadeleri ve kullandığı bazı tabirler son yıllardaki en niteliksiz, en yakışıksız ifadelerin yer aldığı konuşma olmuştur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sayın Kılıçdaroğlu da Sayın Akşener’i tebrik etmiş. Bu niteliksizliğe bir çifte destek söz konusu olmuş. Bu ittifakın diğer üyeleri de aynı desteği sergileyecekler mi bakalım?”

Akşener’in geçtiğimiz günlerde, bir kadına söylenmeyecek sözlerle karşı karşıya kaldığı ifadelerine yönelik Çelik, “Bir kadın siyasetçiye kadın olduğu için haddini aşan şeyler söylendiğinde biz bunun karşısında dururuz ama bugün yaptıkları konuşmada herhangi bir kadın veya erkek siyasetçinin ağzına almaması gereken birtakım tabirler kullanılmıştır” dedi.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in bugün partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmaya tepki gösterdi. Çelik’in açıklamalarından satırbaşları:

 “İYİ Parti’nin grup toplantısında Sayın Akşener’in kullandığı üslup, bunu üzülerek söylüyorum son yıllardaki en yakışıksız ifadeleri olmuştur. Sayın Kılıçdaroğlu da Sayın Akşener’i tebrik etmiş, bu yakışıksızlığa çifte destek olmuştur. Argo tabirlerle bağırıp, çağırarak, saldırgan üslup haline, son yıllarda gördüğümüz en yakışıksız konuşmaya şahit olmak zorunda kaldık.

Meclis kürsüsüne kurşunların dizildiği bir tablo. Cumhurbaşkanımız dünyada Türkiye’nin şan ve şerefini en yüksekte tuttu. Argo tabirlerle bir hezeyan şeklinde bağırıp çağırarak, son yıllarda gördüğümüz en niteliksiz ve yakışıksız konuşmaya şahit olduk.

Bugün yaptıkları konuşmada herhangi bir kadın ya da erkek siyasetçinin ağzına almaması gereken sözlerle Cumhurbaşkanımıza yönelik ifadeler kullanıyor. Seçim kampanyaları seccadeye ayakkabı ile basarak başladı. Şimdi de Meclis çatısı altında kurşun sergisi yaparak bu tehdidi sürdürüyorlar.

Siyasi pazarlıklarını kapatmak için bize saldırıyorlar. Meclis’te bir kurşun sergisi açmaya kalkarak ortaya koyduğu bu performans üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. O Meclis sizin kürsüde kurşun sergileyebileceğiniz bir yer değildir. Buradan bizlere saldırarak kendinize siyasi rant üretmeye çalışırsanız buna net bir şekilde karşı çıkarız.

Bugünkü yapılan konuşmanın tamamı Cumhurbaşkanımıza saldırma adı altında diğer konuların örtbas edilmek istenmesidir. Bir de çay tutturmuş gidiyor. Reçetelerini yeniliyorum. Bir hazımsızlıkları olduğu belli. Bu nedenle kendisine bir de acılı Adana şalgamı ekliyorum. “

Paylaşın

Demirtaş’tan Dikkat Çeken “TİP” Açıklaması: Başarılar Diliyoruz

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kala Demirtaş, Emek ve Özgürlük İttifakı’ndaki liste tartışmalarının artık bittiğini belirterek bundan sonra hedefin Yeşil ve Sol Parti’nin 100 milletvekili çıkarması olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) Yeşil ve Sol Parti listelerinden seçime girmesi için geçtiğimiz günlerde çağrıda bulunan Demirtaş gelinen noktada bunun gerçekleşmediğine işaret ederek artık tartışmaların bitmesi gerektiğini belirtti.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Emek ve Özgürlük İttifakı’ndaki liste tartışmalarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Demirtaş, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamalarda şu ifadeleri kullandı:

“Uzun tartışmalar ve değerlendirmeler sonucunda, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın seçime nasıl gireceği artık netleşti.

Herkes, hepimiz görüşlerimizi paylaştık. Bundan sonrası ortak karara saygı duymak, destek vermektir.

Türkiye İşçi Partili arkadaşlarımıza, İttifak çatısı altında kendi amblemleriyle girecekleri seçimde başarılar diliyoruz.

Bizler de hep birlikte, Yeşil Sol Parti’yi en az 100 milletvekiliyle Meclis’e göndermek için canla başla çalışıyoruz.

Şimdi Yeşil Sol zamanı. İş zamanı, çalışma zamanı, başarma zamanı. Hepimize kolay gelsin.”

Paylaşın

RTÜK’ten Tele 1, FOX TV ve Halk TV’ye Para Cezası

RTÜK’ün FOX TV, Halk TV ve TELE1’e para cezası verildiği duyuruldu. FOX TV’ye verilen cezanın gerekçesi “tarafsızlık ihlali”, Halk TV’ye verilen cezanın gerekçesi “özgürce kanaat oluşumunu engelleme” oldu.

TELE1’e verilen cezada da AK Partili belediyenin Taliban’a yardım göndermesinin eleştirilmesi cezanın gerekçesi oldu.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) iktidara yönelik eleştirilerin yer aldığı medya kurumlarına verdiği cezalara yenileri eklendi. RTÜK’ün üyesi İlhan Taşçı, sosyal medya hesabından 3 televizyon kanalına ilişkin verilen cezaların detaylarını şöyle aktardı:

“RTÜK, ana haber sunucusu Gülbin Tosun’un iktidarın kadına yönelik ‘okumasın, eve kapansın, çocuk yapsın’ anlayışını eleştirmesi nedeniyle FOX TV’ye yüzde 3 para cezası verdi. RTÜK’e göre, iktidarın yanında olursan ‘tarafsız’, karşısında olursan tarafsızlığı ihlal etmiş oluyorsun!

RTÜK, Ayşenur Arslan’ın sunduğu programda konuk Turgut Kazan ile deprem sonrası ‘can pazarında vinç ticareti’ haberini değerlendirmeleri ve ölen sayısının farklı gösterilmesini eleştirmeleri nedeniyle de Halk TV’ye özgürce kanaat oluşumunu engellemekten yüzde 3 para cezası verdi.

Merdan Yanardağ ile Prof. Dr. Emre Kongar’ın 18 Dakika programında Şanlıurfa Belediyesi’nin yurt dışından bölge ıslahı için gönderilen yardımların Afganistan’a Taliban’a gönderilmesi kararını eleştirmelerini belediyeyi küçük düşürme sayan RTÜK, TELE1’e de yüzde 3 para cezası verdi…”

Paylaşın

AİHM, Tutuklu HDP’lilerin Tahliye Edilmesi Çağrısını Yineledi

Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) 13 eski milletvekili için verdiği “ihlal” kararına Türkiye’nin itirazını reddeden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, tutuklu HDP’lilerin tahliye edilmesi çağrısını yineledi.

AİHM Büyük Daire’nin kararının kendilerini haklı çıkardığını söyleyen HDP’nin Hukuktan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Serhat Eren, “Mahkemeden, bir an önce kararın gereğini yerine getirmesini bekliyoruz. Bir an önce tahliye kararını vermesini bekliyoruz.” dedi ve ekledi:

“Bu karar bir kez daha Türkiye’nin, bizim HDP’ye dönük operasyonların siyasi saikle yapıldığını, hukuki tarafının olmadığını, tamamının siyasi motivasyonla yapıldığını, tutuklamaların bu motivasyonla yapıldığını, seçme seçilme hakkının, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini bir kez daha teyit eden bir mahkeme kararıdır. Dolayısıyla mahkemelerden bu kararını ifasını bekliyoruz.”

Büyük Daire, AİHM tarafından geçen yıl HDP’nin eski eş genel başkanlarından Figen Yüksekdağ ve İdris Baluken ile eski milletvekillerinden Besime Konca, Abdullah Zeydan, Nihat Akdoğan, Selma Irmak, Ferhat Encu, Gülser Yıldırım, Nursel Aydoğan, Çağlar Demirel, Ayhan Bilgen, Burcu Çelik ve Leyla Birlik hakkında verilen “ihlal” kararına, Türkiye’nin itirazını değerlendirdi.

Büyük Daire dün açıkladığı kararında, itirazı reddetti. Böylece, AİHM’in 13 eski milletvekili hakkında 8 Kasım 2022’de aldığı karar kesinleşmiş oldu.

Mahkeme, karar gerekçesinde AİHM Büyük Dairesi’nin HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verilen karara atıfta bulunarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci ve 18’inci maddelerinin ihlal edildiğine hüküm getirdi. Gerekçeli kararda, şu ifadelere yer verildi:

“Mahkeme, müdahil tarafların görüşlerinde olduğu gibi, başvuranların maruz kaldıkları tutuklamaların, çoğulculuğu bastırmak ve demokratik toplum kavramının özünde yer alan siyasi tartışma özgürlüğünü kısıtlamak gibi ‘gizli bir amacı’ izlediğinin her türlü makul şüphenin ötesinde tespit edildiği kanısına varmıştır.”

Başvuranlara ödenmesi gereken tazminatları da hatırlatan mahkeme, HDP’lilerin tutukluluk hallerinin devam etmesinin ihlali sürdüreceğine vurgu yaptı. HDP’lilerin tahliye edilmesi çağrısı yapan mahkeme, şu görüşleri dile getirdi :

“Bu koşullarda, halen özgürlüklerinden yoksun bırakılan başvuranlarla ilgili olarak, aynı olgusal bağlamla ilgili gerekçelerle tutukluluk halinin devam etmesi, haklarının ihlalinin uzamasına ve Sözleşme’nin 46. maddesinin 1. fıkrası bağlamında, davalı devlete düşen mahkeme kararına uyma yükümlülüğü görevini yerine getirmemesine neden olacaktır. Dolayısıyla mahkeme, hükümetin başvuranların özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarına son vermeye ve derhal serbest bırakılmalarını sağlamaya yönelik gerekli bütün tedbirleri alması gerektiği kanaatine varmaktadır.”

Türkiye’nin itirazı AİHM Büyük Dairesi tarafından reddedilince, Türkiye aleyhindeki karar da kesinleşmiş oldu. AİHM bugüne kadar Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş için 18’inci maddenin ihlali kararı vermişti.

HDP’den tahliye çağrısı

Kararı VOA Türkçe’den Arzu Çakır’a değerlendiren HDP’nin Hukuktan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Serhat Eren, AİHM Büyük Daire’nin kararının kendilerini haklı çıkardığını söyledi. HDP’lilerin derhal tahliye edilmesi gerektiğini savunan Eren, şunları kaydetti:

“Mahkemeden, bir an önce kararın gereğini yerine getirmesini bekliyoruz. Bir an önce tahliye kararını vermesini bekliyoruz. Bu karar bir kez daha Türkiye’nin, bizim HDP’ye dönük operasyonların siyasi saikle yapıldığını, hukuki tarafının olmadığını, tamamının siyasi motivasyonla yapıldığını, tutuklamaların bu motivasyonla yapıldığını, seçme seçilme hakkının, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini bir kez daha teyit eden bir mahkeme kararıdır. Dolayısıyla mahkemelerden bu kararını ifasını bekliyoruz.”

İdris Baluken cezaevinden çıktı

Bu arada, kararın çıkmasından saatler sonra Eski HDP Diyarbakır milletvekili İdris Baluken, infazını tamamlayarak cezaevinden çıktı. Grup Başkanvekili olduğu dönemde 4 Kasım 2016 tarihinde gözaltına alınarak tutuklanan Baluken, Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmış ve 9 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

30 Ocak 2017’de görülen duruşmada hakkında verilen tahliye kararı sonra cezaevinden çıkan Baluken, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı üzerine yeniden tutuklanmıştı. Baluken, 6 yıl 5 ay 1 gün tutuklu kaldıktan sonra Sincan Cezaevi’nden çıkmış oldu.

Paylaşın

TİP Lideri Erkan Baş: Yeni Bir Arayış İçerisindeyiz

Yeşil Sol Parti ile Türkiye İşçi Partisi (TİP) arasındaki görüşmeler sürerken TİP Genel Başkanı Erkan Baş, “Türkiye’de, 87 seçim bölgesinin hepsinde tek bir taktik geliştirmek zorunda değiliz. Yeni bir şey deniyoruz, yeni bir arayış içerisindeyiz” dedi ve ekledi:

“Biz halkımızın, halklarımızın nasıl bedeller ödediğini biliyoruz. Bu bedellerin sonucunda elde edilmiş kazanımları göz bebeğimiz gibi korumak konusunda da kararlıyız. Daha ileriye taşımanın arayışı içerisindeyiz.”

Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerinden Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) seçime en az 41 ilde, kendi amblem ve adaylarıyla girme kararlılığı sürüyor. TİP Lideri Erkan Baş, Mezopotamya Ajansı’na konuştu.

Erkan Baş, sorulara şu yanıtları verdi:

Seçimlerde anahtar rol oynayan Emek ve Özgürlük İttifakı’nın seçim stratejisi temel gündem. Eleştiriler var, öneriler var. Bu eleştirilere yönelik yaklaşımınız ve tutumunuz nedir?

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın tüm toplumsal tabanı son derece politik, duyarlı, dikkatli, özenli bir topluluk. Dolayısıyla siyaseti de çok yakından takip ediyor, siyasete aktif olarak katılıyor. Bunlar bizim açımızdan kıymetli. Eleştiriler de doğal olarak en iyiyi, en güzeli, en doğruyu bulma kaygısıyla yapılıyor. Bu kapsamda iyi niyetli olarak başarıyı arayan her tür eleştiriyi çok kıymetli bulduğumuzu, dikkatle izlediğimizi, değerlendirdiğimizi herkesin bilmesini isterim.

Bu arada kötü niyetli diye tarif edebileceğimiz, esas olarak Türk ve Kürt halklarının mücadele birliğini zedeleyemeye, bu birlikteliği bozmaya dönük yapılan girişimleri de bu kapsamda değerlendirmiyoruz. Onları ciddiye almıyoruz. Devletin de iktidarın da HDP nezdinde Kürt halkını yalnızlaştırma stratejisinin bir uzantısı olarak görüyoruz. Biz Kürt ve Türk halklarının mücadele birliğini en güçlü biçimde hayata geçirmek üzere tartışıyoruz.

Tekrar iyi niyetli olanlara dönecek olursak, burada kaygılar esas olarak seçim sisteminde yapılan değişikliklerle ilgilidir. AKP-MHP iktidarı, kaybeden iktidar olarak seçim sistemini değiştirdi. Zaten derdi, ittifakları birbirine düşürmekti. İttifaktaki partilerin birbirleriyle çelişkilerini derinleştirmek istiyordu. Bizim hep beraber yapmaya çalıştığımız şey, AKP’nin bu oyununu bozmak.

Onlar bir oyun oynadılar, biz bu oyunu daha fazla kenetlenerek, daha fazla düşünerek, nasıl başarıya dönüştürürüz üzerine tartışıyoruz. Bunu hep birlikte başaracağımıza olan inancımız çok güçlü. Hiç kimsenin bir tereddüdü olmasın, halklarımızın hiçbir tereddüdü olmasın. Biz hep beraber bütün bu tartışmalar ve değerlendirmeler ışığında en doğru yolu yine hep birlikte bulacağız. Hiç kimsenin bunda kendi doğrusuna takılıp, diğer değerlendirmeleri gündem dışında tutma şansı yok. Hep birlikte en doğruyu bulacağımıza inanıyorum.

Herkes gibi sizler de seçimlere tarihsel önem atfediyorsunuz. Aynı zamanda Cumhuriyetin ikinci yüzyılını belirleyecek bir seçim. Bu konuda “parti çıkarları mı toplumsal çıkarlar mı?” tartışmaları da var. Emek ve Özgürlük İttifakı, seçmenlerinin “seçime tek listeyle girilmesi” beklentilerini karşılar mı?

Bir kere ne Türkiye İşçi Partisi ne de Emek ve Özgürlük İttifakı’nda herhangi bir müttefik gücümüz asla ve asla kendi çıkarlarını, ittifakın çıkarlarının önüne koymaz. Sizin yaptığınız bugün çok kıymetli. Bu seçim aslında ikinci yüzyıla ilk adım seçimi ve bizim tartışmamız şu; Türkiye ikinci yüzyıla iki düzlem siyasetinin preslendiği, iki düzlem siyasetinin arasına sıkışmış bir ülke olarak mı girecek? Ya da Emek ve Özgürlük İttifakı eliyle Üçüncü Yol’u, Türkiye’de üçüncü bir seçeneği, halktan, emekten, demokrasiden, özgürlükten, barıştan yana bir seçeneği en güçlü biçimde nasıl taşıyacağız? Temel tartışma budur ve bakın bu seçimin en önemli sorunu budur.

Türkiye ilk yüzyılda olduğu gibi mi devam edecek? Yoksa bu sefer biz halklar olarak, emekçiler, kadınlar, gençler olarak yeni bir inisiyatif geliştirebilecek miyiz, yeni bir irade şekillendirebilecek miyiz? Temel kaygımız budur. Tek liste meselesinde de esas olarak odaklandığımız nokta bu. Farklı kaynaklarda gelişen mücadeleleri nasıl Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bir parçası haline getirebiliriz? Nasıl Emek ve Özgürlük İttifakı’nı büyütebiliriz. Bu konuda tabi ki yeni bir süreç. Dolayısıyla tartışmalar oluyor.

Ama unutmayın, hep birlikte çok deneyimli bir gelenekten geliyoruz. Kürt özgürlük hareketine baktığımız zaman, 90’lardan bu yana önce Emek, Barış ve Özgürlük Bloğu ile başlayan yoğun bir mücadele süreci vardı. Bunun çeşitli aşamaları oldu. Ne yaptılar? Bugünkü tartışmaları biraz benzetiyorum. HDP bağımsız adaylarla elde ettiği mevziiyi büyütmek, geliştirmek ve kalıcılaştırmak üzere parti olarak seçimlere girme kararı verdiğinde de aynı tartışmaları yaşamıştık. O zaman da “barajı aşamazsak, elde ettiğimiz bütün kazanımları kaybetme riskiyle karşı karşıyayız” dediler. Bu özel olarak Türkiye İşçi Partisi’nin tercihi değil. Hep beraber Emek ve Özgürlük İttifakı’nı nasıl daha güçlü hale getiririz konusundaki tartışmayı yürütüyoruz. Önümüzdeki günlerde bu tartışmayı tümüyle bitireceğiz.

Biraz da şöyle oluyor, kamuoyu önünde tartışmanın bir şehveti var. Herkes kamuoyu önünde tartışmayı çok seviyor. Ama biz partinin yetkili kurulları, ittifak güçlerimiz, hep birlikte sağduyulu, soğukkanlı, bütünlüklü, uzun vadeli bir tartışmayı tercih etmek durumunda kaldık. Çünkü gerçekten sürecin hassasiyetinin farkındayız. Bu süreçte basın önünde yapılacak herhangi bir konuşma, herhangi bir tartışma, başka yerlere çekilebiliyor, manipüle edilebiliyor. O yüzden yurttaşlarımız, halklarımız şunu bilsinler, biz birlikte bir değerlendirme süreci içerisindeyiz.

Bizim siyaset tarzımız açısından da zaten halktan gizli, halka sorulmadan, tartışılmadan, müzakere edilmeden bir karar almak söz konusu değildir. Herkes kurullarını ve mekanizmalarını bu kapsamda işletiyor. Biz, hep birlikte “cumhuriyetin ikinci yüzyılına halkları en güçlü şekilde nasıl taşıyacağız?”, “bu ilk yüzyılda yaşadığımız acıların bir daha tekrar etmemesinin güvencesini nasıl sağlayacağız” tartışmalarını yürütüyoruz. Şunu paylaşayım, bizim esas hedefimiz, AKP-MHP iktidarına karşı, Cumhur İttifakı denilen faşist bloka karşı 20 yıldır hep birlikte sürdürdüğümüz o mücadeleyi şimdi zafere taşımak. Tamamen buna kilitlenmiş durumdayız. Bunun da en doğrusunu bulacağımızı düşünüyorum.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın oy kaybı ve milletvekili kaybına dair endişeleri var. Nitekim araştırma şirketleri risk olduğuna işaret ediyor. Siz de önceki gün yaptığınız açıklamada ittifakın büyütülmesi ve güçlendirilmesi için güçlü mücadele yürüteceğinizi söylediniz. Henüz zaman var, kararınız değişir mi?

Şimdi şunun görülmesi lazım. Sesimizin ulaştığı herkese şunu söyleyelim: Mesele en güçlü olmanın yolunu aramaksa, bunun tüm Türkiye’de, 87 seçim bölgesinin hepsinde tek bir taktik geliştirmek zorunda değiliz. Yeni bir şey deniyoruz, yeni bir arayış içerisindeyiz. Bakın emin olsun herkes, hem bugün HDP yönetimi hem ittifaktaki diğer güçler hem Türkiye İşçi Partisi yönetimi yapılan araştırmaları, saha araştırmaları, örgütlerimizden gelen verileri, halkla kurduğumuz temasları hep birer veri olarak önümüze koymuş durumdayız. Ve oturmuş il il çalışma yapıyoruz. Bir örnek olsun diye söylüyorum. Kocaeli, bizim açımızdan son derece önemli bir ildir ama Kocaeli’nde HDP’nin geçen seçimde kazandığı bir milletvekilliği var. Bunu büyütmek mümkün.

Ama örneğin Kocaeli’nde Türkiye İşçi Partisi’nin seçime girdiğinde, bakın “kaybedilir” demiyorum, riske girme olasılığı bile olduğunda burada yeni bir düzenleme yapıyoruz. Kocaeli’nde hep beraber gideceğiz, Yeşil Sol Parti’ye oy isteyeceğiz. Türkiye İşçi Partisi’nin parti olarak seçime gireceği yerler, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın herhangi bir bileşeninin, özellikle HDP’nin kazanımına zarar vermeyecek titizlikte planlanmaktadır. İki; diyelim ki her iki partinin seçime gireceği yerlerde de şuna bakıyoruz, orada HDP’nin elde ettiği kazanımın geri düşme riski var mıdır? Hemen burada Türkiye İşçi Partisi adına biz o ilde, o seçim çevresinde girmeyeceğimizi söylüyoruz.

Ama nerelerde seçime giriyoruz, HDP’nin kazanımlarını koruyacağımız, onları güvence altına alacağımız ama bunun üstüne Türkiye İşçi Partisi aracılığıyla yeni birtakım kazanımlar ekleyebileceğimiz illeri ve seçim bölgelerini tayin etmeye çalışıyoruz. Şunu görelim, bence önemli olan noktası burası. Her seçim döneminde AKP-MHP seçim sistemini değiştirerek, aslında insanların kafasını karıştırmaya, bir karmaşa yaratmaya çalışıyor. Biz bu oyunu bozmalıyız.

O yüzden sağda solda konuşulanlardan ziyade, partimizin yetkili kurullarının yaptığı açıklamalara, partimizin değerlendirmelerine biraz daha dikkatle göz atmak, biraz daha dikkate dinlemek ve yorumlamaya çalışmak gereklidir. Biz halkımızın, halklarımızın nasıl bedeller ödediğini biliyoruz. Bu bedellerin sonucunda elde edilmiş kazanımları göz bebeğimiz gibi korumak konusunda da kararlıyız. Daha ileriye taşımanın arayışı içerisindeyiz. Bunun bilinmesini isterim. Daha ileriye taşımak mümkündür, biz bunu hep birlikte yapabileceğimizi düşünüyoruz. Bunu tartışıyoruz. En sonunda da bütün bu değerlendirmeler ışında en doğru kararları alıp, yolumuza devam edeceğiz. Herkesin gönlü ferah olsun demiştim. Herkesin gönlü ferah olsun.

Biz birbirimizle rakip değiliz, bir dost, müttefik güçleriz, yoldaşlarız, biz uzun yıllardır birlikte mücadele ediyoruz. Bundan sonra da bu mücadelenin birlikteliğine hiç kimsenin zarar verme ihtimali yok, kimse buna zarar veremez.

“Tek sosyalist parti biziz” açıklamanıza da eleştiriler geldi. Oysa HDP ve Kürt hareketi de kendisini sosyalist bir hareket olarak tanımlıyor. Emek ve Özgürlük İttifakı’nda yer alan diğer partiler de sosyalizmi savunuyorlar. 1980 darbesinde ve AKP’nin son 7 yıllık politikalarının siyasal bedellerini bugün tutuklu olarak ödeyen sosyalist bir kadın olan Gültan Kışanak’ın da eleştirileri oldu. Bu açıklamanız Emek ve Özgürlük İttifakı’na zarar vermez mi?

Dün (Önceki gün) açıklamamda da söyledim, bizim siyasal kültürümüzde basın üzerinden yoldaşlarımızla tartışmak yoktur. İkincisi tümüyle haksız, hukuksuz bir biçimde cezaevinde olan çok kıymetli bir yoldaşımızın yaptığı bir değerlendirmeye benim basın üzerinden cevap vermem söz konusu olamaz. Bizim orada bir tek sorumluluğumuz var. Arkadaşlarımızın yeniden özgürlüklerini sağlamaktır. Bunu yapana kadar o arkadaşlarımızla, Gültan hanımla, Selahattin Demirtaş’la, onların nezdinde siyasi tutsakların tümünü kast ediyorum, biz tartışma yapmayacağız.

Bizim onlara karşı bir sorumluluğumuz var. En kısa sürede arkadaşlarımızın haksız, hukuksuz tutuklamalarını bitirilmesini sağlamamız gerekiyor. Şimdi o açıklamalar kamuoyunda, bizle kamuoyunda belki de çok açık ayrıntılı bir biçimde bilgileri paylaşmadığımız için, birtakım kaygıların, birtakım merakların doğmasına neden oldu. Ben yaptığım açıklamalarda esas olarak buna ilişkin yaklaşımımızı paylaşmaya çalıştım. Arkadaşlarımıza cevap olarak değil, kamuoyunda oluşan algıyı kendi cephemizden değerlendirmeye çalıştım.

‘Tek sosyalist biziz’ ya da benzeri açıklamalar için… Şimdi şöyle bir şey olabilir mi? Sosyalistler herhangi bir şeyin özel mülkiyetine karşılar. Dolayısıyla bu ülkedeki, bu coğrafyadaki sosyalistleri sadece Türkiye İşçi Partisi temsil ediyor gibi bir yaklaşım olamaz. Bu belki canlı yayın sırasında söylenmiş bir laftır. Asla kendimiz dışındaki sosyalistleri görmeme, kabul etmeme gibi bir yaklaşım olamaz. Ama gündelik siyaset içerisinde zaman zaman dilimiz, üslubumuz, tarzımız, belki yanlış yerlere çekilebilecek açıklamalar olur ancak kastımız asla böyle bir şey olamaz.

Türkiye’de hem bugün HDP içerisinde mücadele eden hem ittifak güçlerimiz arasında olan, hatta “keşke ittifakımızda olsalar ama değiller” dediğimiz başka sosyalist güçler de elbette var. Bunların mücadelesine dönük de bir saygısızlığımız olamaz. Bu mücadelelerin hepsi bizim mücadelemiz. Bu topraklarda Mustafa Suphilerden bu yana devam eden o köklü geleneğin tümünü kendi değerimiz, kendi mücadelemizin bir parçası olarak görüyor ve onlara layık olmaya çalışıyoruz. Öyle tekçi bir anlayış içerisinde değiliz. Bunu doğru bulmadığımı da paylaşmış olayım.

Bütün bu konulara ilişkin ilgili partilerle, ittifakınızla görüşmeleriniz sürüyor bildiğim kadarıyla. Nasıl bir sonuç beklemeliyiz?

Biz bu seçimlerle beraber Türkiye’nin bu Cumhur İttifakı’ndan, saray rejiminden kurtulmasına odaklanmış durumdayız. Önceliğimiz budur. Bunun hemen yanına yazılan şey, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın en güçlü şekilde bu seçimlerden çıkmasıdır. Bütün ittifak güçlerimiz, bütün müttefiklerimiz buna kilitlenmiş durumda. Kamuoyunda birtakım tartışmalar yapılıyor, ittifak içerisinde böyle yoğun bir tartışma, karşıtlık anlamında bir tartışma yok. Yoğun bir tartışma var ama “en iyi nasıl yapabiliriz” diye bir tartışma var. İnanıyoruz, toplumda gördüğümüz karşılık da budur.

Emek ve Özgürlük İttifakı bir bütün olarak bu seçimlerin gerçekten an itibariyle herkesin kabul ettiği anahtar gücüdür. Ama daha önemlisi Emek ve Özgürlük İttifakı bu sürecin sürpriz güçlerinden biri olacaktır. Beklenmedik bir başarı elde edecektir. Bizim alandan aldığımız veriler budur, artık bu görevimizi seçime kadar hiç ihmal etmeden, seçimlerden en büyük başarıyı elde etmeye odaklanacağız. En küçük bir gevşeme olmayacak. Son gün, son saate kadar bu ülkede yaşayan herkesi Emek ve Özgürlük İttifakı’nın parçası haline getirmeye, bu mücadeleye dahil etmeye çalışacağız.

Esas önemli görevimizin seçimlerden sonra başladığını da biliyoruz. Seçimlerden sonra yepyeni bir dönemin, esas anahtar rolümüzü oynayacağımız dönemin başlayacağı kanaatiyle hareket ediyoruz. Türkiye’de artık barışın konuşulduğu günlerin doğmasını istiyoruz.

Cezaevlerindeki binlerce arkadaşımızın tutsaklığına son verildiği günleri görmek, yaşamak istiyoruz. Emekçilerin, kadınların, gençlerin uğradıkları baskıları, Kürt halkının yok sayılmasını, Alevi yurttaşlarımızın yok sayılmasının son bulduğu bir sürecin ilk adımlarının atılacağı heyecanıyla bu sürece hazırlanıyoruz. Hepimize düşen çok büyük görevler ve sorumluluklar var.

Çok net söyleyeyim, bizim düşmanlarımız var, siyasi düşmanlarımız var. Büyük kararlılıkla mücadele edeceğiz. Rakiplerimiz var, Millet İttifakı’nı kast ediyorum. Rakiplerimize karşı daha büyük başarılar elde etmeye çalışacağız. Esas olan bizim dostlarımız, yoldaşlarımız var.

Hep birlikte zafer kazanmaya odaklanacağız. Bakış açımız budur. Bunu geliştirmeye çalışacağız. Son derece önemli, bakın 90’lı yıllardan bu yana gittikçe gelişen bir mücadele birliğinin şu anda ulaştığı en ileri aşamadayız. Bunu geliştirerek, güçlendirerek, kalıcılaştırarak geleceğe taşımak istiyoruz. Bu seçimler bunun için bir sıçrama tahtası görevi görecektir.

Paylaşın

AK Parti’de 3 Dönem Kuralı Nasıl İşleyecek, Kimler Takılıyor?

AK Parti tüzüğünün 132’nci maddesinde “AK Parti listelerinden aday gösterilip seçilmiş olan belediye başkanları ve milletvekilleri, kesintisiz en fazla üç dönem aynı görevi yürütebilir” ifadeleri yer alıyor. Daha önce de bu kural bazı isimler için esnetilmişti. Bu dönemde tüzüğün bu maddesinin istisnasız uygulanması hedefleniyor.

Edinilen bilgiye göre 285 milletvekili olan AK Parti’de 57 isim 3 dönem kuralına takılıyor. Bu isimler arasında genel başkan yardımcıları ve grup başkanvekilleri de bulunuyor. Meclis Başkanı Mustafa Şentop, AK Parti Genel Başkanvekili Binali Yıldırım, AK Parti Grup Başkanı olan İsmet Yılmaz, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Hamza Dağ, Hayati Yazıcı, Ali İhsan Yavuz, Grup Başkan Vekilleri Yılmaz Tunç, Bülent Turan gibi isimler 3 dönem kuralına takılan isimler arasında yer alıyor.

Siyasi partiler 9 Nisan’da milletvekili listelerini Yüksek Seçim Kurulu’na teslim edecekler. AK Parti’de listeler üzerinden yoğun bir çalışma yürütülüyor. Alt komisyonlar 6 bin 25 kişi ile görüşerek 1200 kişinin ismini üst komisyona gönderdi.

Sputnik Türkçe’den Osman Nuri Cerit’in haberine göre, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında oluşturulan üst kurul bu 1200 kişilik listeyi 600’e indirmek için çalışma yürütüyor. Komisyon hem illerden gelen temayül yoklaması sonuçlarını hem de yapılan anketleri tek tek ele alıyor.

İttifak bileşeni partiler içinde bu listede yer ayrılmış durumda. BBP, Yeniden Refah ve Hüda-Par’lı isimler AK Parti listesinden aday gösterilecek. MHP ile de 19 ilde ortak liste için çalışma devam ediyor.

Erdoğan değişim sinyali vermişti

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan partisinin son grup toplantısında “3 dönem kuralı ve diğer sebeplerle yeni isimler yer alacak, arkadaşlarımızın bir kısmıyla devam edeceğiz” ifadelerini kullanarak değişim sinyali vermişti. Kulislerde AK Parti’nin listelerinde yüzde 60 oranında değişebileceği öngörülüyor.

3 dönem kararı nasıl işleyecek?

AK Parti tüzüğünün 132’nci maddesinde “AK Parti listelerinden aday gösterilip seçilmiş olan belediye başkanları ve milletvekilleri, kesintisiz en fazla üç dönem aynı görevi yürütebilir” ifadeleri yer alıyor. Daha önce de bu kural bazı isimler için esnetilmişti. Bu dönemde tüzüğün bu maddesinin istisnasız uygulanması hedefleniyor.

Kimler 3 dönem kuralına takılıyor?

Edinilen bilgiye göre 285 milletvekili olan AK Parti’de 57 isim 3 dönem kuralına takılıyor. Bu isimler arasında genel başkan yardımcıları ve grup başkanvekilleri de bulunuyor. Meclis Başkanı Mustafa Şentop, AK Parti Genel Başkanvekili Binali Yıldırım, AK Parti Grup Başkanı olan İsmet Yılmaz, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Hamza Dağ, Hayati Yazıcı, Ali İhsan Yavuz, Grup Başkan Vekilleri Yılmaz Tunç, Bülent Turan gibi isimler 3 dönem kuralına takılan isimler arasında yer alıyor.

Bazı üç dönemlikler istisna bekliyor

AK Parti kulislerinde üç parti kuralı nedeniyle yeniden aday olamayan bazı isimlerin istisna beklediği konuşuluyor. Özellikle partide üst düzey görevlerde bulunan isimlerin liste yer almak için çalışma yürüttüğü belirtiliyor. Bu isimler daha önceki seçimlerde olduğu gibi bu seçimde de 3 dönem kuralında esneme yapılmasını istedikleri ifade ediliyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Ekibine “Rehavete Kapılmayın” Uyarısı

Kılıçdaroğlu’nun, Trabzon mitingi sonrası, ekibine 39 gün sonra halkın önüne konacak sandıktan kendisinin çıkacağı konusunda hiçbir tereddüdünün olmadığını söylediği ve ekibini de rehavete kapılmamaları konusunda uyardığı aktarıldı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, ilk seçim mitingini Trabzon’da yaptı. Mitingde konuştuktan sonra kentteki bir otelde programını takip eden gazetecilerle bir araya gelen CHP lideri, düşündüğünden “fazla ilgi” olduğunu söyleyerek, Trabzonluların katılımından mutlu olduğunu dile getirdi.

VOA Türkçe’den Hilmi Hacaloğlu’nun aktardığına göre, yanında basın danışmanı Ömer Topsakal ve toplantının sonuna doğru gelen Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak ile gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, 39 gün sonra halkın önüne konacak sandıktan kendisinin çıkacağı konusunda hiçbir tereddüdü olmadığını söylerken ekibini de rehavete kapılmamaları konusunda uyarıyordu.

Kılıçdaroğlu, “Arkadaşlarıma şunu söyledim, ‘Biz aldık diye sakın ola ki rehavete kapılmayın’. Böyle bir hava doğru değil. Sanki biz bir oy alırsak kazanabiliriz diye çalışmalıyız. Dolayısıyla herkes mutlaka belli kişilere kadrolara belli grupları ikna etmeli. Türkiye’nin içinde bulunduğu karamsar tabloyu yaşıyorlar. Bunun düzelmesi lazım. Düzelmesi için kan değişimine ihtiyaç var” diye konuştu.

“Devletin nasıl yönetildiğini unutuyor”

CHP lideri, sohbet şeklinde geçen soru cevap sırasında birkaç kez Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetemediğini söyledi. Buna örnek olarak da haftasonu bir toplantı sonrasında çekilen bir fotoğrafta yanlışlıkla üzerine bastığını ve samimi olarak özür dilediğini söylediği seccade üzerinde fırtına kopartılmasını ve ABD Büyükelçisi Jeff Flake’in kendisini ziyaretinin bir krize çevrilmek istenmesini gösterdi.

“Bugüne kadar bütün büyükelçiler beni ziyarete gelirler, Erdoğan’a giderler, diğer partilere giderler. Görüşlerimizi alırlar. AB büyükelçileri ile bir araya geliriz, sorarlar. Devletin nasıl yönetildiğini unutuyor. ‘Sadece benim görüşürler’ ne demektir? Türkiye’de sadece ‘ben varım benden başkası yoktur’. Bu demokrasi kültüründen ne kadar koptuğunu gösteriyor. Çin Büyükelçisi de Rusya da İngiliz de Amerika da.

Bütün büyükelçiler gelirler. Sadece beni değil bazen Ünal Bey’i (Çeviköz) ziyaret ederler, bazen grup başkan vekillerimizi ziyaret ederler. Alt kadroları ziyaret ederler. Düşüncelerimizin neyse paylaşırız. ‘Sadece benimle muhatap olsunlar’ demek, ‘Ben devletim, bu ülkede benim dışımda devlet yok’ anlamına gelir. Bu da Erdoğan’ın geldiği noktayı göstermesi açısından ilginç.”

“(Seccade tartışmasından iktidara ekmek) çıkmaz diye düşünüyorum”

CHP lideri “Birileri seccadelerin üzerine ayakkabıları ile basabilir. Bunlar Pensilvanya’dan alıyor talimatı. Bu seccade ayakkabılarla basmak için değil. 15 Mayıs’ta şükür namazını bu seccadede kılabiliriz” diyen Erdoğan’ı istenmeden oluşan bir fotoğrafı seçim propagandasına konu etmekle eleştirdi.

Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı, “Gayet açık söylüyorum. Erdoğan kul hakkı yiyen bir insandır, ben de yemeyen bir insanım. Kim dürüst? Devleti yöneten bir insanın ahlaklı ve erdemli olması lazım. Siz devleti kendi çıkarlarınız için kullanıyorsunuz. Devleti devlet olmaktan çıkarmak aslında acı olan da bu. Eğer Trabzon’da bu kalabalık toplandıysa Erdoğan yüzünden.

Bir an önce bu insanın yönetiminde kurtulmak lazım diyorlar. Devletin kolonlarını kesitler. Adaleti perişan ettiler. Adalet olmadan bir devlet ayakta kalamaz. Herkes gelecekten kaygı duyuyor” dedikten sonra bir gazetecinin “Bu tartışmadan iktidara ekmek çıkar mı?” şeklindeki sorusuna, “Ben çıkacağına inanmıyorum. Burada samimiyet önemli. Ben samimiyim o istismar ediyor. Halkın bunu anlayacak feraset sahibi olduğunu düşünüyorum” yanıtını verdi.

“Milletvekili listeleriyle ilgili hiçbir bilgim yok”

Seçim sürecinde iktidar kadar muhalefetin de en önemli sorunlarından biri milletvekili listeleri olacak gibi görünüyor.

Cumhur İttifakı ile Emek ve Özgürlük İttifakı gibi Millet İttifakı da ortak liste konusunda bir netlik sağlamış değil. Hem CHP kendi içinde hem de Millet İttifakı bileşenleri hep birlikte listelerde nasıl bir strateji ve tercihler olacağını belirlemeye çalışıyor.

Kılıçdaroğlu liste oluşturma sürecinin dışında kaldığını söylese de gönlünden geçeni de açıkladı:

“Doğrusunu isterseniz çok ayrıntı bilmiyorum. Beklentim ittifakın bir bütün halinde katılması olur. Temennim o. Samimi söylüyorum listelerle ilgili hiçbir bilgim yok. Görüşmeler sürüyor, ‘tek tek mi girelim ayrı ayrı mı girelim, farklı kombinezonlarla mı girelim’ bu konularda genel başkanlar değil ikinci adamlar çalışıyor. Biz Altılı Masa’da konuşurken, parlamentodan bakan almama yönünde bir karar aldık. Kendi aramızda bunu liderler, kendi yönetim kadrolarını aktardılar, ben de aktardım.

Yani bakan olmak isteyen milletvekili adayı olmayacak. Yani onlar yine oturulur, görüşülür. O tamamen irade onlara bırakıldı. Çünkü parlamentodaki dengeler kritik olabilir. Oradan milletvekili alıp bakan yaptığımız zaman sayısal olarak sıkıntıya düşebiliriz diye böyle bir karar aldık. Yazılı hale getirmedik ama ilke olarak böyle bir karar aldık. O çerçevede ‘Ben bakan olmak istiyorum’ diyenler var, ‘milletvekili de olmak istemiyorum bakan da, yeter’ diyen arkadaşlar da var.”

Bir gazetecinin Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden parlamenter sisteme dönmek isteyen Millet İtttifakı’nın 14 Mayıs Seçimleri’nde “360 vekile ulaşılamazsa B planı var mı?” şeklindeki sorusuna Kılıçdaroğlu, “Siyasette çaresizlik yoktur, B de olur C de olur dedi. Olur hepsi olur” yanıtını verdi.

Millet İttifakı liderleri bayramda deprem kentlerine dağılacak

Cumhurbaşkanı adaylarından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’ndan sonra diğer Cumhurbaşkanı adayı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’la mitingler yapacağını söyleyen Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı liderleri ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı adaylarının Ramazan ayından sonra 21 Nisan’da başlayacak bayramı depremde zarar gören illerde geçireceğini açıkladı:

“Hepimiz aynı yerde olursak arzu ettiğimiz sonucu vermeyebilir. O yüzden bayramda her bir lider bayramda deprem bölgesinde ayrı yerlerde olacak. Ekrem Bey ile Mansur Bey de ayrı ayrı yerlerde olacaklar. Ben Adıyaman’da olacağım.”

Paylaşın

“Deprem Bölgesinde İşkence Ve Kötü Muamele Yapıldı” İddiaları

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş merkezli depremlerde can kaybının 50 bin 399’a yükseldiğini açıkladı. Soylu ayrıca, “Bin 120 kimliksiz var. Bunların birbiriyle eşleşecek olanlar var eşleşmeyecekler var. Adli tıp çalışıyor” dedi.

Öte yandan Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, Türkiye’de kolluk görevlilerinin deprem bölgesinde işkence ve kötü muamelede bulunduğu iddialarına ilişkin ortak raporunu kamuoyu ile paylaştı.

DW Türkçe’den Elmas Topçu’nun aktardığına göre, iki insan hakları örgütünün tespitlerine göre yıkıma uğrayan bölgeyi denetlemek üzere gönderilen kolluk görevlileri, hırsızlık ve yağma olaylarına karıştıklarından şüphe edilen kişilere işkence veya kötü muamele yaptı. İşkenceye uğrayan bir kişinin de gözaltında hayatını kaybettiği belirtildi. Raporda bazı vakalarda ise kolluk güçlerinin suç işledikleri iddia edilen kişilere yönelik saldırıları önlemeye çalışmadığı da kayıtlara geçti.

Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, sonuçlarını açıkladığı rapor için, bölgede görevlendirilen polis, jandarma ve askerlerin faili olduğu iddia edilen 13 işkence ve kötü muamele vakasına ilişkin 34 kişiyle görüşmeler yaptı. Her iki örgüt ayrıca kimi vakalarda mevcut video görüntülerin de incelendiğini, araştırmacıların, güvenlik güçleri tarafından işkence edilen başka kişiler hakkındaki tanıklıkları da dinleyip fiziksel şiddet içeren videoları değerlendirdigini, ancak bu olayları tümüyle doğrulayamadığını vurguladı. Görüşülenler arasında işkence ve kötü muameleye maruz bırakılan 12 kişi ile jandarmaların başlarına silah dayayarak tehdit ettiği iki kişi, tanıklar ve avukatlar olduğunu belirtildi.

Belgelenen dört vakada da yardım çalışmalarında yer alan sivillerin de şiddet olaylarına katıldığı, ancak rapor hazırlanırken bunlardan çok kamu görevlilerinin sorumlu olduğu işkence vakalarına odaklanıldığı kaydedildi.

Üç vaka dışında tüm işkence ve kötü muamele olaylarının Hatay’ın Antakya ilçesinde meydana geldiği, dört vakada da mağdurların Suriyeli sığınmacılar olduğu saptandığı belirtildi. Sığınmacılara yönelik saldırılarda yabancı düşmanlığı temelli ek saiklerin belirleyici rol oynadığı da tespit edildi.

Yağma ve hırsızlık iddiaları

Raporu hazırlayan hak kuruluşları, söz konusu olaylar, büyük bir afet sırasında kolluk görevlilerini ciddi bir güvenlik sorunuyla karşı karşıya bırakmış olsa da uluslararası hukuk ve Türkiye’nin kendi mevzuatları gereği, koşullardan bağımsız olarak şüphelilere işkence ve kötü muamele yapılmasını engellemekle yükümlü olduğunu hatırlattı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson, “Polis, jandarma ve askeri personellerin, suç işlediğinden şüphelendikleri kişileri uzun süreli fiziksel şiddete maruz bıraktığına, keyfi ve gayri resmi olarak alıkoyduğuna ilişkin güvenilir bildirimler, Türkiye’nin deprem bölgesindeki kolluk uygulamalarının şoke edici bir göstergesidir. Kolluk görevlileri, doğal afet kapsamında ilan edilen olağanüstü hali cezadan muaf şekilde işkence ve kötü muamele yapma ve hatta öldürme serbestliği gibi görüyor” eleştirisini getirdi.

Raporda yer alan bilgilere göre görüşülen mağdurlardan biri, bir jandarma görevlisinin kendisini tehdit ettiğini aktarırken “OHAL var, seni öldüreceğiz, seni öldürüp enkaz altına atacağız” dediğini anlattı. Görüşülen mağdurlardan Suriyeli bir erkek de yüzüne yumruk atan bir memuru şikayet ettiği üst rütbeli bir askerin kendisine “OHAL var burada. O sizi öldürse bile kimseye hesap vermek zorunda değil. Kimse ona bir şey diyemez” sözleriyle cevap verdiğini söyledi.

“Vakalar olgusal temelden yoksun iddialar”

Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, yaptıkları araştırmanın sonuçlarını paylaşmak ve iddialara yönelik bilgi talep etmek üzere Türkiye İçişleri ve Adalet Bakanlığı’na başvurduklarını, aldıkları cevapta ise “Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin işkenceye sıfır tolerans gösterdiği ifadesinin ve yöneltilen suçlamaların da olgusal temelden yoksun belirsiz iddialar olduğu” değerlendirmesinin yer aldığını belirtti.

Rapor için görüşülen kişilerin çoğu, depremde yıkılan binalardaki arama-kurtarma çalışmalarına katıldıkları sırada ya da Antakya’nın çeşitli mahallelerinden geçerken polis, jandarma veya asker grupları tarafından alıkoyulduklarını ifade etti. İncelenen olayların çoğunda, mağdurlar hakkında resmi gözaltı işlemi yapılmadıysa da doğrudan fiziksel şiddete maruz bırakıldıkları saptandı. Kimi mağdurlar dizlerinin üzerine çökmeye veya yere yatmaya zorlandıklarını aktarırken bazıları da elleri kelepçelenmiş halde uzun süre tekme, tokat ve küfürlere maruz bırakıldığını anlattı.

“Evim yıkılmış, üzerine polis beni dövüyor”

Raporda anlatımlarına yer verilen mağdurlardan birinin, “Evim yıkılmış, çadırda kalıyoruz, üzerine polis beni dövüyor, kafama silah çekiyor ya. Sanki burası vahşi Batıymış gibi davrandılar” dediği görüldü. İşkence gördüğünü belirten 19 yaşındaki bir kişi de “Zaman algımı tümüyle yitirdim, olay bir saat, yarım saat ya da iki saat sürmüş gibi geldi. Önce üç kişiydiler, sonra daha büyük bir polis grubu geldi ve tekme yumruk dayağa katıldılar” diye başına gelenleri anlattı.

İncelenen 13 vakadan sadece altısında mağdurlar veya aileleri, gördükleri şiddetten ötürü şikayetçi oldu. Kendisine ve erkek kardeşine, jandarma tarafından alıkonuldukları sırada belirli aralıklarla, uzun süreli işkence yapıldığını ve erkek kardeşinin yere yığılarak gözaltında öldüğünü bildiren Sabri Güreşçi şikayetçi olanlardan biri.

Misillemeden korktular

Diğer yedi vakada mağdurlar, misillemeden korktukları ve adil bir sonuca ulaşamayacakları endişesiyle şikayette bulunmayacaklarını ifade etti. Bazıları ise aile üyeleri ve arkadaşlarının depremde ölmesinin ve hayatlarının bir anda alt üst olmasının, polis veya jandarma eliyle maruz kaldıkları fiziksel şiddeti gölgede bıraktığını anlattı.

Raporda, yaşadıkları mağduriyeti bildirme konusunda Suriyeli olanların bilhassa çekimser davrandığına da işaret edildi. Diğer ülkelerden gelen arama-kurtarma ekiplerinden birine çevirmenlik yapan Suriyeli bir kadın, “Jandarmaların çoğu Suriyelilere hırsız muamelesi yaptı ve onlara karşı çok saldırgan davrandılar. Suriyelilerin kurtarma ekipleriyle olmalarını kabul etmediler ve çok sinirliydiler” cümleleriyle karşı karşıya kaldıkları durumu ifade etti.

Kendi de enkaz altında kalan, Türkiye ve Suriye vatandaşı çok sayıda insanın kurtarılmasına yardım ederken jandarma ve kalabalığın şiddetine maruz kaldığını bildiren Suriyeli bir arama-kurtarma gönüllüsü de şikayetçi olmayacağını belirterek şöyle devam etti: “Dışarı çıkmaya korkuyorum çünkü arabamın fotoğrafları ve bizim dayak yediğimiz videolar sosyal medyada dolaşıyor. Tekrar saldırıya uğramaktan korkuyoruz. Hastaneye gidip darp raporu almadım, çünkü Suriyeli olduğum için yağmacı sanılmaktan korktum.”

Bir görgü tanığı da “İşçi ve yoksul görünen 20-25 yaşlarındaki üç kişi onları ‘yağmacılıkla’ suçlayan askerlerce dövüldü. Askerler bir yandan da etraftaki insanları lince kışkırtıyordu” dedi. Bir diğer tanık ise kıdemli bir askeri görevli olduğunu tahmin ettiği bir kişinin Antakya yakınlarındaki Samandağ ilçesinde insanlara, “Dövün, hakkını verin ama öldürmeyin. Bizi çağırın” dediğini duyduğunu söyledi.

Türkiye’ye kapsamlı soruşturma çağrısı

İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü”nün ortak açıklamasında, “Türkiye yetkilileri deprem bölgesinde, mağdurların suç teşkil eden eylemlerde bulunduklarından şüphelenip şüphelenmediklerine bakılmaksızın polis, jandarma ve askeri personelin insanlara işkence ve diğer türde kötü muamele yaptığına ilişkin tüm bildirimler hakkında eksiksiz ve tarafsız cezai ve idari soruşturmalar yürütmelidir” talebi de dile getirildi.

“Orası atalarımızın, geri döneceğiz”

“Ülkenin bugüne kadar karşılaştığı en ağır doğal afetin ortasında yetkisini suistimal eden kolluk görevlilerinin uyguladığı kontrolsüz şiddetle ilgili korkunç tanıklıklar ve görüntüler öylece örtbas edilemez” diyen Uluslararası Af Örgütü Avrupa Bölgesel Ofisi Direktörü Nils Muižnieks ayrıca “Mülteci olanlar da dahil tüm mağdurların, maruz bırakıldıkları şiddete karşılık adalet ve tazminat hakkı var. Yetkililer polis, jandarma ve diğer kolluk görevlilerinin yaptıkları tüm işkence ve diğer türde kötü muamele vakaları hakkında gecikmeksizin ceza soruşturmaları başlatmalı ve sorumluları adalet önüne çıkarmalıdır” diye konuştu.

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’a Sert Sözler; Kürsüden Kurşun Fırlattı

TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, partisinin İstanbul İl Başkanlığı’nın kurşunlanması konusunda ” Recep Bey çıkmış, benden özür bekliyormuş. Çünkü, kendisi çok kırılmış Duyguları incinmiş. Rencide olmuş.” derken “Utanmasan, mermiye saldırdı diye, parti binamızı tutuklayacaksın. Bir de senden, özür dileyeceğim, öyle mi? Hadi oradan be hadi oradan! Çok beklersin!” dedi.

Haber Merkezi / Kürsüden kurşunları yere fırlatan Akşener, “Bunca engeli aştıktan sonra şimdi bize bu kurşun mu dur diyecek. Bunca tehdide direndikten sonra şimdi bizi bu kurşun mu korkutacak. Bunca ahlaksızlığa göğüs gerdikten sonra, şimdi bizi bu kurşun mu sindirecek” dedi.

İYİ Parti Lideri Akşener, AK Parti iktidarına, “Hukuka keyfine göre yön veren kendi çıkarları için zalime boyun eğen, Başkentin göbeğindeki alçak bir cinayetin gerçek faillerini bulmaktan bile aciz bir iktidar!” sözleriyle yüklendi.

Akşener, “14 Mayıs’ta oy kullanırken çok kritik bir seçim yapacaksınız. Kim Jong’un uzun boylu ikiziyle demokrasi arasında seçim yapacaksınız” ifadelerini de kullandı. Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine yönelik “Beni kendinle uğraştırmasın” sözlerine de Bir aslan miyav dedi, minik fare kükredi…” diyerek yanıt verdi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Aziz milletim, değerli milletvekilleri, sevgili gençler, kıymetli basın mensupları; sizleri, saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Gazi Meclisimizin, 27’nci yasama döneminin, son grup toplantısına, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Kadim kültürümüzle harmanlanan cennet vatanımızda hakkımız olan tüm değerlerden, olanaklardan, fırsatlardan, mahrum bırakıldığımız, ucube bir dönemin nihayet sonuna geliyoruz. Hukuka keyfine göre yön veren kendi çıkarları için zalime boyun eğen, Başkentin göbeğindeki alçak bir cinayetin gerçek faillerini bulmaktan bile aciz bir iktidar!

Verdiği hiçbir sözü, tutamayan, mafyaları, simsarları, uyuşturucu kaçakçılarını kollayan, Sinan Ateş’in katillerine göz yuman zalim bir iktidar! Sorumsuz bir iktidar!

Korkak bir iktidar! Ve artık vaktini, çoktan doldurmuş, son kullanma tarihi geçmiş bir iktidar! Düşünün ki; Emniyet teşkilatımız, cinayeti planlayan şahsı bir milletvekilinin evinde yakalıyor. Buna ilişkin, tutanak tutuyor. Nasıl oluyorsa oluyor, o tutanak, ortadan kayboluyor. Ve bugün o tutanak, dava dosyasında yok.

“Elindeki sınırsız yetkiye rağmen katillerden hesap soracak cesaret ise hiç yok!”

Hey gidi hey… Neydin, ne oldun Recep Bey? “Cesaretin sembolüyüm” diye geldin; giderayak esaretin sembolü oldun. “Milletin adamıyım” diye geldin; giderayak mafyaların, simsarların, kuklası oldun.  Görüyorum ki, artık sende; Ayşe Ateş’e verdiği sözü tutacak, basiret yok! Babasız kalan Banuçiçek’in, Bengüsu’nun, karşısına çıkacak, yüz yok! Elindeki sınırsız yetkiye rağmen katillerden hesap soracak cesaret ise hiç yok!

Hiç merak etmeyin! Recep Bey’in yapamadığını, biz yapacağız! Onun tutamadığı sözü, biz tutacağız! Ne olursa olsun; Sinan Ateş’in kanını, yerde bırakmayacağız! Katiller, cezasını çekecek! Azmettirenler, cezasını çekecek! Yataklık edenler, cezasını çekecek! Bu işin üstünü örtmeye kalkışanlar da, cezasını çekecek!

Seçimlere 39 gün kala BTK, yeni bir sosyal medya düzenlemesini, yürürlüğe aldı. Bu düzenlemeye göre, artık Sosyal medya platformları, kişisel bilgileri adli makamlara, iletmekle yükümlü olacak. Peki nasıl iletecek? Herhangi bir yargı kararı olmadan iletecek. Bir soruşturma bahanesi bulmak, yeterli olacak. Yani bir İçişleri Bakanlığı yetkilisi, ‘Şu kişi hakkında soruşturma var.

Bana bilgilerini verin.’ Dediğinde o bilgiler, derhâl iletilecek. Bu şekilde yargı önünde, suçu ispatlanmamış kişilerin tüm şahsi bilgileri, talep edilebilecek. Düzenlemenin ilgili kısmı, aynen şöyle diyor: ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak, Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, Devletin sırlarına karşı suçlar ve bu kapsamda içerik oluşturan ve yayan faillere ulaşmak için, gerekli olan bilgiler…’

Yani mesela gerçek enflasyon verilerini inceleyen ENAG ‘yanıltıcı bilgi yaymaktan’ susturulacak. Üstelik sadece ENAG değil ENAG verilerini, paylaşan hesaplar da susturulacak. Mesela ‘Kızılay’ın çadır satışını’ haber yapanlar ve yayanlar ‘devlet sırrını açığa çıkardı’ diye susturulacak. Mesela; ‘Dört gün oldu, bir tane arama kurtarma ekibi gelmedi’ diyenler, ‘Devletin birliğini bozuyor’ diye susturulacak.

Yani böylece tek adam rejiminin, diktatörlüğe doğru uzanan yoluna, bir taş daha döşenecek. Türk demokrasinin önüne, ördükleri duvarlara, bir tuğla daha konulacak. Türk gençlerine layık gördükleri hapishane düzenine bir pranga daha eklenecek. İşte size Recep Bey ve arkadaşlarının Türkiye’ye layık gördüğü yüksek demokrasi standardı. Gerçekten ibretlik.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da beceriksizliklerini kabullenmek yerine yasaklar koyarak esas meseleyi görmezden gelmeyi seçtiler. Türkiye internete sansür getiren demokrasi öncüsü ülkeler arasında yer aldı. Bu düzenleme, Twitter’dan bir A Haber oluşturma gayretidir.

Facebook’ta bitmeyen penguen belgeseli izletme çabasıdır. Onca kanala rağmen milletimizi yalanlarına inandıramadılar. Bu hükümetin depremdeki acizliğini sosyal medya ortaya çıkardı. Saray medyası sahte başarı hikayesi yazarken, Kızılay’ın çadır sattığı haberi sosyal medyadan yayıldı. Rezilliklerini meydana döken her şeye düşmanlar. Sosyal medyaya, gençlere, teknoloji araçlarına düşmanlar.

“Kim Jong’un” benzetmesi

Sevgili gençler şunu asla unutmayın ki 14 Mayıs’ta oy kullanmaya gittiğinizde çok kritik bir seçim yapacaksınız. Kim Jong’un, uzun boylu ruh ikizi ile Millet İttifakı’nın adayı arasında bir tercih yapacaksınız. Kuzey Kore’ye özenen bir Türkiye ile Avrupa standartlarında bir demokrasiyi doyasıya yaşayan bir Türkiye arasında bir tercih yapacaksınız. Kim Jong’un izinden gidenlerle Atatürk’ün gösterdiği istikamete yürüyenler arasında bir tercih yapacaksınız.

Sizlere öğrenilmiş çaresizlik prangaları takanlar ile ‘Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet’ diye haykıranlar arasında bir tercih yapacaksınız. Ben size inanıyorum. Ben size güveniyorum. Çünkü; güç sizde. Çünkü; söz sizde. Çünkü; gelecek sizin ellerinizde. Adım gibi eminim ki 14 Mayıs’ta sandığa gideceksiniz ve kaderinizin dizginlerini elinize alacaksınız! Sandığa gideceksiniz ve Recep Bey’i o koltuktan indireceksiniz! Sandığa gideceksiniz ve Atamızdan aldığınız emanetin hakkını verip  yepyeni bir tarih yazacaksınız! Hiç şüphem yok: O sene, bu sene!

“Gerginsin” deyince bana ve arkadaşlarıma kızmak, tehdit etmek, hakaret etmek, sandıktaki kaçınılmaz sonunu değiştirmeyecek. Çünkü; içinde bulunduğu bu acınası durumun tek sorumlusu sensin sen!

Bak, tam 21 yıl oldu ama sen hâlâ, asgari düzeyde bir devlet insanı olamadın. Dile kolay. Koskoca 21 yıl… Kim olsa, bir şeyler öğrenirdi. Ama sen maalesef, hiçbir şey öğrenemedin.

Bir de üstüne, geçtiğimiz hafta, çıkmışsın; bana, “Utan, utan.” diyorsun…

Evet utanıyorum! Bu ülkenin Cumhurbaşkanı olma şerefinin, zerresini dahi üzerinde taşıyamamandan, ben utanıyorum! Küfür bulaşmış dilinden, fitne saçan sözlerinden, söylediğin yalanlardan, attığın iftiralardan, biz utanıyoruz!

İnanabiliyor musunuz?  Aynen böyle söylüyor. Arkadaş bizi, Cudi’ye, Gabar’a gömecekmiş… Bak Recep Bey; Cudi ve Gabar, senin için vatan olmayabilir. Ama bizim için, Rize ne kadar vatan toprağıysa; Cudi de o kadar vatan toprağıdır! Kocaeli ne kadar vatan toprağıysa; Gabar da, o kadar vatan toprağıdır!

Sen kuponcu olduğundan, vatan toprağının kıymetini bilmezsin. Ama biz gayet iyi biliriz. Al bayrağımızın gölgesinin düştüğü her yer, bizim için cennettir, cennet!

Değerli dava arkadaşlarım; Recep Bey’in geçen haftaki, sayısız hezeyanlarından biri vardı ki, gerçekten evlere şenlik… Neymiş? Kiminle uğraşacağımı, çok iyi bilecekmişim… Neymiş? Kendisini benimle uğraştırmayacakmışım… Vay vay vay… Bir aslan miyav dedi, minik fare kükredi…  Recep Bey, sen hiç merak etme ben kiminle uğraşacağımı çok iyi bilirim.

Kul hakkı yiyenlerle, terörist başının mektubunun devletin teelvizyonunda okutanlarla, emeklieden memurdan işçiden esirgediği milyarlarca lirayı rant şebekecilernin atlına serenlerle uğraşırım. Milletine yalan söyleyen, sesini duymayanlarla, Saraylarda keyif çatanlarla uğraşırım. Gençlerli itip kakanlarla, kadınları ezip geçenlerle uğraşırım. Sen sevsen de sevmesen de, gıcık olsan da uğraşmaya devam edeceğim.

Tehdidin yansımasını hemen ertesi gün gördük. Devlet ciddiyeti olan bir iktidar konunun araştırılması için hemen harekete geçer değil mi. Recep Bey ve arkadaşları bize kızdılar. Neymiş bir bekçi arkadaş hırsız kovalıyormuş. İstanbul İl Başkanlığımız sanılanın aksine gökyüzünde değil yerde. Bu bekçi kardeşimiz iddiaya göre defalarca hareket etmiş. Recep Bey çıkmış benden özür bekliyormuş. Utanmasan mermiye saldırdı diye parti binamızı tutuklayacaksın. Bir de senden özür dileyeceğim öyle mi? Hadi oradan be hadi, çok beklersin. Sakın unutma bir bu günlere öyle kolay gelmedik.

Kürsü’den kurşun fırlattı

Söyleyin Sinan Ateş durdu mu? Bunca tehdide direndikten sonra şimdi bizi bu kurşun mu korkutacak. Söyleyin Ömer Halis Demir korktu mu? Bunca ahlaksızlığa göğüs gerdikten sonra, şimdi bizi bu kurşun mu sindirecek? Gaffar Okkanlar, Uğur Mumcular öldü mü? Bunca hainliğin üzerinden geldikten sonra şimdi bizi bu kurşun mu korkutacak. Şimdi bizi bu kurşuna adres verenler mi ayıracak.

O zaman bugün burada sizlerden bir söz istiyorum, bu sözü törenize atanıza uyarak verin, bu sözü aklınızı ve kalbinizi duyarak verin. Kıvılcımdan ateş olacaksınız söz mü? Tüm mermilere göğüs gerip milletimize güneş olacaksınız söz mü? Çöken karanlığı çökertmek için 40’tan 40 bin olacaksınız söz mü? Bu millet 15 Mayıs sabahı kendine düşen gömleği yırtıp atacak. Bu millet 15 Mayıs sabah hep birlikte hürriyet diye bağıracak.”

Paylaşın