Fehmi Koru: AK Parti Seçimleri İkinci Tura Taşımak İstiyor

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerine günler kaldı. Gazeteci Fehmi Koru, AK Parti’nin planın başından beri ikinci tura bırakmak olduğunu öne sürdü: İkinci tura kalan seçimde, aradaki 15 gün içerisinde meydana gelecek gelişmelerle iktidarın adayının önünün açılacağı hesabı bu.

Gazeteci Fehmi Koru bugün kişisel web sitesinde seçim sonuçlarına ilişkin bir değerlendirmede bulundu. Koru şunları kaydetti:

Muhalefet ile iktidarın cumhurbaşkanlığı seçimine dönük stratejileri açık seçik ortada: Millet İttifakı da Emek ve Özgürlük İttifakı da seçimin ilk turda sonlanmasını istiyor, Cumhur İttifakı ise ikinci tura kalmasını…

İkinci tura kalan seçimde, aradaki 15 gün içerisinde meydana gelecek gelişmelerle iktidarın adayının önünün açılacağı hesabı bu.

Hesap, sekiz yıl önce -2015’te- yapılan iki genel seçim deneyimine dayanıyor. 7 Haziran 2015 tarihinde yapılan seçimde aldığı %40.87 oyla AK Parti Meclis çoğunluğunu kaybederek iktidarda tek başına kalamaz duruma düşmüştü; anayasaya göre koalisyon hükümeti kurulması gerekirken, seçimin yenilenmesi yoluna gidildi ve 1 Kasım 2015 tarihinde yapılan ikinci seçimde AK Parti oyunu %49.50’ye çıkartarak iktidarda kalabildi.

Neden şimdi de aynı senaryo işe yaramasın?

Yarayabilir diye düşünüldüğü belli.

Bu hesabın sonradan yapılmadığı, ince ince örülerek bugünlere gelindiği anlaşılıyor.

Aslında seçmenlerin büyük çoğunluğunun dört adaylı seçim pusulasında yer alan iki aday arasında tercihte bulunacağı belli. Mevcut iktidarın ve sistemin devamını isteyenler Cumhur İttifakı adayına, değişimi arzu edenler ise Millet İttifakı adayına oy verecekler.

Cumhurbaşkanlığı seçimi Tayyip Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu arasında geçecek.

Dört aday yerine iki adayla gidilseydi, adaylardan biri ‘%50+1’ şartını yerine getirir ve seçim ilk turda sona ererdi; aday sayısının ikiden fazla olması bu sonuca varmayı zorlaştırıyor.

Seçimin ilk turda bitmesi imkansız değil ama zor.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: AK Parti 30’ların Altında Olacak

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “AK Parti 30’ların altında olacak, buraya yazıyorum. Bakın göreceğiz” dedi ve ekledi: Geçtiğimiz seçimde büyük caddeler sayın Erdoğan’ın büyük posterleriyle süslüydü. Şimdi çok az. İstanbul’da hele hiç. Buna karşı devlet binaları var. İş devlet binalarına kalmış.

Meral Akşener, HDP ve TİP’in Kılıçdaroğlu’nu desteklemesine dair ise, “Bu ittifakın Kemal Bey’i destekliyor olmasının bizim açımızdan sakıncası yok. Desteği veren partilerin sözcüleri ‘bir pazarlık yapmadık, talebimiz yok, herhangi bir şart, koşul ileri sürmedi, birinci önceliğimiz bu ucube sistemden parlamenter sisteme geçişe dair bir gayret olsun, buna da katkımız olsun’ dedi. Duran Kalkan, ‘bizimle en fazla irtibat kuran Tayyip Bey’dir’ diyor. Bu kişileri biliyorum.

Yaptıkları konuşmalara baktığımızda sözde biz destekleniyormuş gibi. Gerçekten, terör örgütü olsanız sizi serbest bırakacağını el altından söylemiş bir yapıyı desteklediğinizi iddia eder misiniz? Çözüm sürecini biz yapmadık. Masaya PKK ile biz oturmadık. İYİ Parti’den bahsediyorum. Sayın Bahçeli çözüm sürecine karşıydı ama akil adamları, kimseyi dövdürmedi. Doğru da bir iş yaptı. İYİ Parti olarak net bir şey söylüyoruz ‘o masada HDP olduğu takdirde biz olmayız’. Bu netlikteyiz.” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Habertürk ekranlarında yayınlanan ‘Olaylar ve Görüşler’ programında Serap Belet ve Kürşad Oğuz’ın sorularını yanıtladı.

Akşener, İYİ Parti’nin Hazine ve Maliye Bakanı adayı Bilge Yılmaz’a, bir anket şirketi yöneticisi tarafından telefon edildiğini açıklayarak, “Söz konusu kişi Bilge Bey’in istifa etmesi gerektiğini söyleyerek benim yaptığımın yanlış olduğunu ifade etmiş” dedi.

“Ben 30 yıllık siyasi hayatımda gizli saklı işi olmayan vatandaşım. Kişisel sırrınız olmaması lazım bu işlere giriştiğinizde. Devletinizin sırrı olabilir, saklayabilirsiniz. Ben o masada 3 Mart’ta bir teklif sundum. Diğer 4 arkadaşımız Kemal Bey’i önerdi. 5 arkadaş bir araya gelmiş oldu. Benim teklifim kayda değer bulunmadı. Ondan sonra gittim partide arkadaşlarla bir araya gelip, görüştüm. Her kelimesini kendim yazdığım sert bir konuşma yaptım. Acaba Meral Akşener’in ekstra kendine bir talebi mi vardı?

Her kelimesi kendi yazdığım konuşma yaptım. Sonra bu işin ciddiyeti anlaşıldı. Bu sefer ‘Buyur kardeşim ne yapacağız, dendi. Bu da bir müzakere. Ben batı düşünce tarihini okumuş, okutmuş bir akademisyenim. Batılılar bu coğrafyadaki her devlet insanına ‘çok iltifat etmemiz lazım’ der. Benim uluslararası sevgi işlerinden midem bulanıyor. Ben Lozan’ı uyguladım. Masada şu ortaya çıktı, kişisel hiçbir hesap kitap yapmadığım, hakikaten bu seçimin son seçim olduğuna; yani parlamenter sisteme geçiş açısından son seçim olduğuna inandım.”

“Kadın olmak Türkiye’de dezavantaj”

Kemal Kılıçdaroğlu’nun birinci turda seçileceğine inandığını dile getiren Akşener, “Sayın Kılıçdaroğlu harama el uzatmayan, kul hakkı yemeyen; yani bugüne kadar parasal üç kâğıt açısından hakkında dedikodu çıkmamış, çok dikkatli bir devlet insanı. Burada yüzde 100, cumhurbaşkanlığı konusunda en ufak bir problem yaşamayacak. Birinci turda seçilecek ben buna inanıyorum” dedi.

Kadınların Türkiye’de dezavantajlı olduğunu söyleyen Akşener, “Ben aktif politika içinde tek kadın politikacı kaldım. Kadın olmak Türkiye’de dezavantaj. İster siyasette, ister medyada, ister iş insanlığında. Bize ‘bu’ diye hitap ediliyor. Bir erkeğe yapılabiliyor mu? Biz 6 parti bir araya geldik. Orada biz genel başkanlar olarak eşitiz. Zannedildi ki, ben bu eşitlikten rahatsız oldum. Böyle bir durum yok. Ortaya çıkan gerçeklik, benim şahsi hesabım olmadığı net bir şekilde. Bu sokakta da anlaşıldı.

Bugün Adana’da çok değer verdiğim hanımefendi ‘Meralciğim Allah senden razı olsun çok önemli bir iş yaptın 1. turda alıyoruz’ dedi. O dönemde hareketlenme yaşandı. Üyelerimizden istifalar oldu. 50 bin tane dedikodu çıktı. Sayın Erdoğan’la el sıkıştım gibi. Çok kuvvetli geri dönülünce, bu işin kazanılmasına yönelik tavır olduğu anlaşıldı. Seçmenden gelen geri bildirimler bizim dünden bugüne İYİ Parti olarak çok iyi durumda olduğumuzu gösteriyor. 2018’in üstünde. Şimdi onu 4 gün sonra göreceğiz. Samimi söyleyeyim, büyük sürpriz bekliyorum” diye konuştu.

Akşener, masadan kalktığı döneme dair şu detayı de verdi: Anket şirketlerinden üst düzey yöneticisi Bilge Yılmaz Bey’i arayarak istifa etmesi gerektiğini söyledi. Benim yaptığımın yanlış olduğunu söylemiş. Bilge Bey Türkiye’ye borç ödüyor. Bu ülkede hep devlet okulunda okumuş. Sınav kazanarak burslarla devlette okumuş. Onun için de kendine bir şey istemediği için. Benim 3 ile 6 Mart arasında en fazla ders aldığım bu. Benim anket sonuçlarıyla şikayetim yok.

“AK Parti 30’ların altında olacak”

“AK Parti 30’ların altında olacak, buraya yazıyorum. Bakın göreceğiz” diyen Akşener, “Geçtiğimiz seçimde büyük caddeler sayın Erdoğan’ın büyük posterleriyle süslüydü. Şimdi çok az. İstanbul’da hele hiç. Buna karşı devlet binaları var. İş devlet binalarına kalmış” diye ekledi.

Akşener, HDP ve TİP’in Kılıçdaroğlu’nu desteklemesine dair ise şunları söyledi: “Bu ittifakın Kemal Bey’i destekliyor olmasının bizim açımızdan sakıncası yok. Desteği veren partilerin sözcüleri ‘bir pazarlık yapmadık, talebimiz yok, herhangi bir şart, koşul ileri sürmedi, birinci önceliğimiz bu ucube sistemden parlamenter sisteme geçişe dair bir gayret olsun, buna da katkımız olsun’ dedi. Duran Kalkan, ‘bizimle en fazla irtibat kuran Tayyip Bey’dir’ diyor. Bu kişileri biliyorum.

Yaptıkları konuşmalara baktığımızda sözde biz destekleniyormuş gibi. Gerçekten, terör örgütü olsanız sizi serbest bırakacağını el altından söylemiş bir yapıyı desteklediğinizi iddia eder misiniz? Çözüm sürecini biz yapmadık. Masaya PKK ile biz oturmadık. İYİ Parti’den bahsediyorum. Sayın Bahçeli çözüm sürecine karşıydı ama akil adamları, kimseyi dövdürmedi. Doğru da bir iş yaptı. İYİ Parti olarak net bir şey söylüyoruz ‘o masada HDP olduğu takdirde biz olmayız’. Bu netlikteyiz.”

“Parlamenter sisteme geçeriz”

Akşener, CHP ve İYİ Parti’nin milletvekili sayısının 301’i geçeceğini söyleyerek, “360 olması gerekiyor ki, referanduma götürsün. Ben de sayın Erdoğan ve AK Parti’yi tanıyorsam eğer, parlamenter sisteme geçiş, hukukun üstünlüğü, demokrasi, yargının bağımsızlığı, korkusuzluğu. Biz 301’i yakalayacağız iki parti olarak. Üstünü de AK Parti ile beraber jet hızıyla parlamenter sisteme geçeriz, bakın göreceksiniz” dedi.

Akşener, Millet İttifakı’nın kazanması durumunda bakanlık paylaşımına dair ise şunları söyledi:

“Bilge Yılmaz Hoca dünyanın büyük üniversitesinde hocalık yaptı ama vatandaşlık almadı. Sayın Babacan Cumhurbaşkanı yardımcısı olacak, benim pozisyonumda. Tek parti dönemi her şeyi unutturdu. Seçimler bitecek. 14 Mayıs akşamı inşallah kazanacağız. İYİ Parti tahmininizin ötesinde milletvekili kazanacak. CHP ile oturacağız. 7 olmazsa olmaz bakanlık vardı. Dışişleri Bakanlığı’nın karşılığı Milli Savunma. İçişleri Bakanlığı karşılığı Adalet Bakanlığı. Maliye Bakanlığı karşılığı Hazine Bakanlığı. Milli Eğitim Bakanlığı. Sağlık Bakanlığı’nı da koyun.

Buna bakarsınız. 3 koalisyonda bulunmuş birisi olarak anlatayım. Sonra bütün bunlar aldığınız oyla ilgili sayısı hesaplanır. 6 siyasi partiye başlangıçta dendi ki, biz genel başkanlar Cumhurbaşkanı yardımcısı oluyoruz. Her partiye 1 bakanlık olabilir dendi. Logosu ile giren iki siyasi partinin sayısına göre. CHP ile İYİ Parti’nin milletvekili sayısına göre görev dağılımı yapılır. CHP diğer partilerden de bakanlık önerebilir, bizi ilgilendirmez.

“Bilge Bey’i biz önerdiğimiz zaman herhangi bir itiraz olmaz. Muharrem Erkek Bey’i CHP bakan yapmaya kalktığı zaman bizim hiçbir itirazımız olamaz. 8 bakanlığın içinde biri Maliye biri Hazine. Oy oranına göre olur. Oylar belli olmadan olur mu? DEVA, Gelecek, Saadet ve DP, CHP listelerinden belirli miktarlarda milletvekilliği seçtirmek üzere giriyorlar. Biz ise kendimizi tarttırıyoruz.

Mesela, Refahyol’da, Refah Partisi’nin oyu yüksekti, daha fazla bakanlık almıştı. 8 bakanlığın görevlendirilmesi çok ciddidir. İçişleri DYP’de kalmıştı. Adalet Refah’a gitmişti. Maliye Abdüllatif Şener’di, Hazine DYP’de kalmıştı. Biz mesela Çorum’da CHP’nin listesinden 1. sıra onlar 2. sıra biz şeklinde giriyoruz. Yozgat’ta 1. sırada Lütfullah Kayalar bizim listemizde 2. sırada CHP. Bitlis’te bizim listemizden giriliyor. Diğer yerlerde Bartın’da, Düzce’de CHP’nin listesinden giriyoruz biz. Oylar birleşsin diye 1 onlar 2 biz.”

Paylaşın

Erzurum Olayları; Kılıçdaroğlu: Sorumlusu Sarayda Oturan Kişidir

Erzurum’da İBB Başkanı İmamoğlu’na yönelik taşlı saldırıyı değerlendiren Kılıçdaroğlu, “Erdoğan Erzurum’u tanımadan ben Erzurum’u bilirim. Erzurum Dadaşlar kentidir. Yaşanan tabloyu, Ekrem Bey’e yapılanı, bir Erzurumlunun kabul edeceğini hiç düşünmüyorum. Erzurumlular böyle değil. Son derece sıcakkanlı, sevecen insanlar” dedi ve ekledi:

“Bazıları tahrik ettiler. Büyük bir olasılıkla elinde taş olan kişiler bir anlamda bunu güvenlik güçlerinin gözetiminde yapıyorlar. Fotoğrafları var. Ellerinde taş, atıyorlar. Niye atıyorsun kardeşim? Hangi gerekçeyle atıyorsun? Temel sorumlusu kimdir? Bütün bu olayların temel sorumlusu sarayda oturan kişidir. Toplumu bu kadar germenin mantığı var mı? Bu seçim sürecinde bir kez dahi adını ağzıma almadım. Artık kutuplaşmadan bıkmadı mı? Ülkenin bu kadar sorunu varken nedir bu kutuplaşma, nedir bu kavga, nedir bu alıp veremediğimiz?”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, NTV canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Bir soruyu yanıtlayan Kılıçdaroğlu, seçimin ilk turda biteceğini, seçim meydanlarında bunu gördüğünü ifade etti.

Kılıçdaroğlu, seçim meydanlarının ekonominin düzelmesini, mutfaktaki yangının durmasını, demokrasi ve umut istediğini, kendilerinin de seçmene neyi, nasıl yapacağını anlattıklarını belirtti. Türkiye’nin hiçbir dönem ekonomiden siyasete, yargıdan sağlığa kadar bu kadar kötü bir atmosferle karşı karşıya kalmadığını savunan Kılıçdaroğlu, “saray hariç toplumun her kesiminin büyük sorunlarının bulunduğunu, her kesimden şikayet aldıklarını” söyledi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Erzurum ziyareti sırasındaki olaylara ilişkin soru üzerine Kılıçdaroğlu, “Elinde Türk bayrağı olan 7-8 yaşındaki bir çocuğa kim, hangi gerekçeyle taş atar? Hangi vicdan sahibi buna ‘Evet’ der? O meydanda sadece Türk bayrakları var. O meydanda elinde Türk bayrağı taşıyan, dalgalandıran insanlara teröristçe saldırıyorsunuz. Aklın alacağı şey mi bu?” diye konuştu.

Olayların provokasyon olduğunu, bunu kimlerin teşvik ettiğini de bildiklerini dile getiren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Erdoğan Erzurum’u tanımadan ben Erzurum’u bilirim. Erzurum Dadaşlar kentidir. Yaşanan tabloyu, Ekrem Bey’e yapılanı, bir Erzurumlunun kabul edeceğini hiç düşünmüyorum. Erzurumlular böyle değil. Son derece sıcakkanlı, sevecen insanlar. Bazıları tahrik ettiler. Büyük bir olasılıkla elinde taş olan kişiler bir anlamda bunu güvenlik güçlerinin gözetiminde yapıyorlar. Fotoğrafları var. Ellerinde taş, atıyorlar.

Niye atıyorsun kardeşim? Hangi gerekçeyle atıyorsun? Temel sorumlusu kimdir? Bütün bu olayların temel sorumlusu sarayda oturan kişidir. Toplumu bu kadar germenin mantığı var mı? Bu seçim sürecinde bir kez dahi adını ağzıma almadım. Artık kutuplaşmadan bıkmadı mı? Ülkenin bu kadar sorunu varken nedir bu kutuplaşma, nedir bu kavga, nedir bu alıp veremediğimiz?”

“Küçük çocuklara nasıl taş atarsın?”

“Oraya gidenler olaylar çıksın diye birbirlerini taşlamışlar” iddiasının ortaya atıldığını belirten Kılıçdaroğlu, bunun şeytanın aklına gelmeyeceğini söyledi. Kılıçdaroğlu, “O kadınlara sen nasıl taş atarsın, küçük çocuklara nasıl taş atarsın? Attığın taşın nereye gideceğini nasıl düşünmezsin? Bunu yapanlar insan değil.” ifadesini kullandı.

Erzurum Valisini eleştiren Kılıçdaroğlu, suçun ve suçlunun sabit olduğunu ifade etti ve taş atanlar kadar onlara taş attıranların da bulunmasını istedi. Tüm vatandaşlardan sakin olmasını isteyen Kılıçdaroğlu, savaşa değil, seçime gidildiğini, tüm görüş ve düşüncelere saygı duyulması gerektiğini ifade etti.

“İmamoğlu’nun mitinginin izinsiz ve İl Seçim Kurulunun gösterdiği yerin farklı olduğu” yönündeki soru üzerine Kılıçdaroğlu, mitingin yapılacağı yerin otobüslerle kapatıldığını, başka yer gösterilmediğini söyledi.

Valinin yetersiz kaldığını, polisin de olaylara müdahale etmediğini, polise “dokunma” talimatı verildiğini savunan Kılıçdaroğlu, olayın Erzurumlulara mal edilmemesini istedi.

“Sayın Engin Altay’ı Muharrem Bey’e gönderdim”

Cumhurbaşkanı adaylarından Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’ye ittifak teklifi yapılıp yapılmadığına ilişkin soru üzerine Kemal Kılıçdaroğlu, İnce’ye teklifte bulunulduğunu belirterek, “Memleket Partisi’ni ziyaret ettikten sonra dönünce akşam bir arkadaşımı Muharrem Bey’e gönderdim, Sayın Engin Altay’ı Muharrem Bey’e gönderdim.” dedi.

Vatandaşın parasını cebine atanı affetme gibi bir yetkisinin bulunmadığını anlatan Kılıçdaroğlu, “Sayın Davutoğlu da, Sayın Babacan da, kendi hayatlarına bakın, mal varlıklarına bakın. Yönetimde eksiği, kusuru olabilir, benim de eksiğim, kusurum olabilir ama temel ölçü ‘kişisel çıkar sağlamaya yönelik çabalar oldu mu, olmadı mı’? İkisi için de şunu rahatlıkla söyleyebilirim, hayır, öyle bir şeyleri yok.” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı seçilmesi halinde yoksulluğu 3 yıl içinde bitireceğini ve hiçbir ailenin “Ben yoksulum” demeyeceğini ifade etti.

“Millet İttifakı’nın işine mi yarar, Cumhur İttifakı’nın işine mi yarar?”

“Kandil’den, terör örgütü elebaşlarından net destek mesajları geliyor. Videolar yayınlanıyor. Kandil’den gelen bu açıklamalar sizi rahatsız ediyor mu?” sorusuna karşılık Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Kandil’den Millet İttifakı’nı desteklemeye yönelik bir açıklama kimin işine yarar? Bir daha sorayım, Kandil’den yani terör örgütünden, ‘Biz Millet İttifakı’nı destekliyoruz.’ diye bir açıklama kimin işine yarar? Millet İttifakı’nın işine mi yarar, Cumhur İttifakı’nın işine mi yarar? Bizi mi destekliyorlar, onları mı destekliyorlar? Akıl var, mantık var. Terör örgütü kalkıp da ‘Ben seni destekliyorum.’ diyorsa aslında karşı tarafı destekliyorum demektir bu.”

Terörün insanlık suçu olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, nereden ve kimden gelirse gelsin terörle mücadele etmenin bir devletin en meşru görevi olduğunu vurguladı.

“Bir partiye ‘Size şu sözü veriyoruz.’ deme şansımız yok zaten”

Kılıçdaroğlu, “HDP ile Meclis’te yapılan görüşmede iktidarın söylediği gibi herhangi bir söz verildi mi? Eğer Mecliste ittifak olarak çoğunluğu sağlayamazsanız ve olur da HDP kilit bir konuma gelirse talepleri konusunda tutumunuz ne olur?” sorusuna karşılık, kimseye bir söz vermediklerini söyledi.

Kılıçdaroğlu, “Bir partiye ‘Size şu sözü veriyoruz.’ deme şansımız yok zaten. Altı lider bir araya gelip hangi sözü vereceğiz? Bizim ortak mutabakat metnimiz var. Bizim tüm görüşlerimiz orada. Herhangi bir ödün vermek ya da sizin talebinizi aynen kabul ediyoruz gibi bir tablo hiç olmadı. Boşu boşuna, gereksiz bir tartışmadır gidiyor.” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, TCG Anadolu gemisinin AK Parti’nin seçim otobüsü haline getirildiğini savundu.

“17-25’in tamamı doğrudur”

“Bir televizyon programında deep fake uygulaması üzerine konuşulurken bir ifadeniz oldu, ’17-25 Aralık sürecinde de benzer şeyler yaptılar.’ diye bir cümle kurdunuz. İktidar bunu bir itiraf olarak yorumladı.” ifadeleri üzerine Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“17-25’in tamamı doğrudur. Benim hakkımda davalar açıldı, ben o kasetlerin tümünün mahkemeye gelmesini ve incelenmesini istedim. Getirmediler, korktular. Çünkü gerçek ortaya çıkacak. Ben 17-25’i anlatıyorum, daha sonra benim sesimi kullanarak başka bir şey yaptılar, yine bunlar yaptılar deep fake… Bunun mümkün olduğunu söyledim ben. Ama o konuşmaların tamamı yüzde 100 artı yüzde 100 artı yüzde 100 doğrudur. Paraların, nerelerde evlerin alındığı, hepsi doğrudur. Nerelere gittiği paraların doğrudur. Hepsini biliyoruz.”

Durum ve hasar tespit komisyonu ile strateji ve planlama teşkilatı kuracaklarını aktaran Kılıçdaroğlu, bu kurumların planlama yapacağını ve 6 lidere sunacağını söyledi.

Sonrasında siyasi tercih yapacaklarını dile getiren Kılıçdaroğlu, “Bir kişinin iki dudağına bir devlet teslim edilemez. İstişare bizim temel hedeflerimizden birisidir.” dedi.

Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş dışındaki cumhurbaşkanı yardımcılarının sorumlu olduğu bir alan ya da bakanlık olup olmayacağı sorulan Kılıçdaroğlu, bunu 6 liderin henüz konuşmadığını bildirdi ve “Önce şu seçimi bir alalım.” ifadesini kullandı.

Emekliye 15 bin lira bayram ikramiyesi, en düşük memur maaşını yükseltme gibi vaatleri nasıl hayata geçirecekleri sorusuna Kılıçdaroğlu, “AK Parti’nin penceresinden bakarsanız bunların hiçbirisi gerçekleşemez. Çünkü o tamamını alıp benim tabirimle beşli çetelere veriyor. Ben 27,5 yıl bu devlette çalıştım. Ve çok zor sınavları başararak devlet memurluğunu, yani hesap uzmanlığını kazandım. Siz kaynağı doğru ve yerinde kullanırsanız bir sorun yok.” yanıtını verdi.

Ülkede halkın fakirleştiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“Bu ülkede halk soğana muhtaç olur muydu? Ülkeyi bu hale getirdiler. Afralarından, tafralarından geçilmiyor. Oturmuşlar ekonomi tartışılmasın, mutfak tartışılmasın diye falan terör örgütü, filan terör örgütü, yok masanın altı… Sen bırak bunları kardeşim. Terörist varsa sen gidip teröristi yakalamıyorsan, suç işliyorsun. Niye teröristi yakalamıyorsun? Elinden tutan mı var? Varsa birisi terör örgütüne mensupsa yakalarsın götürürsün, çıkarırsın savcıya, çıkarırsın mahkemeye. Faili meçhul düşmanlar, ne olduğu belli olmayan düşmanlar… Ondan sonra bunun üzerinden siyaset götürüyorlar. Akıllarını yitirdiler. Kaybedeceklerini biliyorlar ama kaybedecekler. Milletin tahammülü kalmadı.”

Kılıçdaroğlu’ndan KHK açıklaması

Kılıçdaroğlu, Kanun Hükmünde Kararnameyle (KHK) ihraç edilenlerin geri döneceği yönündeki vaadinde kriterin ne olacağının sorulması üzerine, şunları kaydetti:

“Şimdi bakınız, diyelim ki af çıkarma. Kim affı kabul edecek? Ben mi? Hayır. Nereye gidecek? Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne. Türkiye Büyük Millet Meclisi af varsa kabul edecek. Benim Türkiye Büyük Millet Meclisi adına konuşma hakkım var mı? Ben Meclis başkanı değilim. Ama benim söylediğim şu; adalet istiyorsanız yargıya güveneceksiniz. Şimdi kişiyi kamudan atmışsınız, FETÖ’cü veya başka bir nedenle, herhangi bir nedenle atmışsınız. Gitti savcıya, savcı dosyaya baktı dedi ki ‘Burada bir şey yok, takipsizlik’ kararı verdi.

Ne olması lazım? Görevine iade edilmesi lazım. Yasalar böyle. ‘Hayır ben seni göreve iade etmeyeceğim’ diyor. İkinci olay, yine atıyorsunuz savcıya gidiyor, savcı olayı ciddi buluyor ve soruşturma açıyor. Gidiyor mahkemede beraat ediyor. Ne yaparsınız? Göreve iade edersiniz. Bunlar göreve iade etmiyorlar. Ben onların tamamını görevlerine iade edeceğim. Ben mahkeme kararını uygulamıyorsam ben bu mahkemeleri tanımıyorum demektir. İşine geleni uygulayacaksın, işine gelmeyeni uygulamayacaksın, hukuk devletinde çifte standart olmaz.”

Kazanması halinde sevinç gösterileri konusundaki uyarısı hatırlatılan Kılıçdaroğlu, “Bazı unsurların seçim gecesi sokağa çıkıp taşkınlık yapacakları yönünde duyumlar geliyor bize. Sadece bana değil, diğer liderlere de böyle duyumlar geliyor. Herkesin sakin olmasını istiyorum.” dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu, sandık güvenliğini yüzde 100 sağladıklarını belirterek, 1,5 yıldır bunun için çalıştıklarını aktardı. Hangi sandıkta kimlerin görevli olacağının belirlendiğini bildiren Kılıçdaroğlu, “Ayrıca her okulda, büyük metropollerin tümünde her okulda bir gönüllü avukat olacak. Bir sorun çıktığında hemen avukat müdahale edebilecek. Bütün bu konuda bütün vatandaşlarımın emin olmasını ve güven içinde sandığa gidip oy kullanmalarını istiyorum.” diye konuştu

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: OECD’den Ankara’ya Gözlemci Tepkisi

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerine günler kaldı. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) Parlamenter Meclisi, seçimlerini izlemek için görevlendirdiği gözlemcilerin Türkiye tarafından reddedilmesine tepki gösterdi.

OECD Parlamenter Meclisi tarafından yapılan ve “uluslararası gözlem misyonunun çalışmalarını olumsuz etkileyebilecek bu önlem bizi hayal kırıklığına uğrattı” denilen açıklamada, Türkiye’nin parlamenterlerin “siyasi görevleri kapsamındaki açıklamalarına” dayanarak gözlemci bileşimi üzerinde etkide bulunamayacağı belirtildi.

Ne olmuştu?

OECD, 14 Mayıs seçimlerini izlemek için 400’e yakın temsilci gönderirken, buna ek olarak Parlamenter Meclisi 100’ü aşkın yetkiliyi gönderiyor.

Danimarkalı Kızıl-Yeşil İttifakı Milletvekili Soren Sondergaard ile İsveçli Sosyal Demokrat Parlamenter Kadir Kasırga’nın Ankara’ya seyahat etmelerine izin verilmedi.

Danimarkalı vekil, geçen hafta yaptığı açıklamada geçmişte Demokratik Suriye Güçleri’ni (DSG) ziyaret ettiği gerekçesiyle Ankara tarafından engellendiğini belirtmişti.

Sondergaard, “İslam Devleti ile savaşan Demokratik Suriye Güçleri’ni ziyaret ettiğimi tamamıyla doğrudur” dedi ve bundan “gurur duyduğunu” sözlerine eklemişti.

OECD’nin Ankara nezdinde resmi bir şikayette bulunduğunu belirten Danimarkalı vekil, “Bir ülke gözlemci görevi gören parlamenterleri seçemez. Bu Türk seçimlerine bir gölge düşürür, zaten şimdiden seçimleri kontrol altında tutmak istediklerini gösteriyor” demişti.

AGİT’ten Türkiye’ye gözlemci eleştirisi

Ayrıca, AGİT’te seçimler için görevlendirilen iki gözlemcinin Türkiye’ye girişine izin verilmemesine tepki gösterdi.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’ndan (AGİT), pazartesi günü yapılan açıklamada, Türkiye’nin söz konusu İskandinav vekillerin “siyasi yetkileri çerçevesinde yaptıkları açıklamaları kullanarak delegasyonun yapısını etkileme hakkına sahip olmadığı” belirtildi.

Açıklamada, Türkiye’nin bu eyleminin “uluslararası gözlemci heyetinin çalışmaları üzerinde olumsuz etkisi” olabileceği ifade edildi.

Ankara daha önce İsveç Sosyal Demokrat İşçi Partisi Milletvekili Kadir Kasırga ile Danimarkalı parlamenter Sören Söndergaard’a ülkeye giriş izni verilmeyeceğini açıklamıştı.

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: AGİT’ten Türkiye’ye Gözlemci Eleştirisi

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerine günler kaldı. AGİT, seçimler için görevlendirilen iki gözlemcinin Türkiye’ye girişine izin verilmemesine tepki gösterdi.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’ndan (AGİT), pazartesi günü yapılan açıklamada, Türkiye’nin söz konusu İskandinav vekillerin “siyasi yetkileri çerçevesinde yaptıkları açıklamaları kullanarak delegasyonun yapısını etkileme hakkına sahip olmadığı” belirtildi.

Açıklamada, Türkiye’nin bu eyleminin “uluslararası gözlemci heyetinin çalışmaları üzerinde olumsuz etkisi” olabileceği ifade edildi.

Ankara daha önce İsveç Sosyal Demokrat İşçi Partisi Milletvekili Kadir Kasırga ile Danimarkalı parlamenter Sören Söndergaard’a ülkeye giriş izni verilmeyeceğini açıklamıştı.

İsveç Milletvekili Kadir Kasırga, Türkiye’nin Suriye operasyonuna karşı çıkmıştı.

Söndergaard da geçmişte Suriye Demokratik Güçleri bileşeni Kürt milis gücü Halk Koruma Birlikleri’ni (YPG) ziyaret etmişti. Türkiye YPG’yi PKK’nın uzantısı olmakla suçluyor ve bu nedenle “terörist” olarak sınıflandırıyor.

Söndergaard bir ülkenin “seçimlerde gözlemci olarak görev yapacak parlamenterleri seçemeyeceğini” söyledi. Bu durumun Türkiye’deki seçimlere gölge düşürdüğünü ifade eden Söndergaard, AGİT’in Türkiye hakkında resmi bir şikayette bulunduğunu kaydetti.

AGİT, 14 Mayıs Pazar günü yapılacak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine 10 Mayıs’tan itibaren 400 kadar uzmanının yanı sıra 100’den fazla seçilmiş temsilciyi seçimleri gözlemlemek amacıyla gönderecek.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Dikkat Çeken Seçim Açıklaması: Türkiye ile İlişkileri Etkilemeyecek

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel’e, ‘’gelecek hafta Pazar günü Türkiye’de yapılacak cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin Türk-Amerikan ilişkilerini nasıl etkileyeceği’’ soruldu.

Sözlerine ‘’Etkilemeyecek’’ diyerek başlayan Patel, ‘’Türk halkı tarafından hangi hükümet seçilirse seçilsin birlikte çalışmaya devam edeceğiz ve bu ilişkileri derinleştirmeye, bir dizi işbirliği alanı ve ortak öncelikler üzerinde çalışmaya devam edeceğiz’’ yanıtını verdi.

ABD, Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerden çıkacak sonucun ikili ilişkileri etkilemeyeceğini bildirdi.

Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen açıklamada, ‘’Hangi hükümet seçilirse seçilsin birlikte çalışmaya devam edeceğiz… Tek umudumuz demokratik bir sürece dayanan özgür ve adil bir seçim görmek’’ mesajı verildi.

Bakanlığı günlük basın brifinginde Sözcü Yardımcısı Vedant Patel’e, ‘’gelecek hafta Pazar günü Türkiye’de yapılacak cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin Türk-Amerikan ilişkilerini nasıl etkileyeceği’’ soruldu.

VOA Türkçe’den Dilge Timoçin’in aktardığına göre, sözlerine ‘’Etkilemeyecek’’ diyerek başlayan Patel, ‘’Türk halkı tarafından hangi hükümet seçilirse seçilsin birlikte çalışmaya devam edeceğiz ve bu ilişkileri derinleştirmeye, bir dizi işbirliği alanı ve ortak öncelikler üzerinde çalışmaya devam edeceğiz’’ yanıtını verdi.

Türkiye’nin önemli bir NATO müttefiki olduğuna ve ABD için önemli olan bir dizi konuda vazgeçilmez bir rol oynadığına da dikkat çeken Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, ‘’Türkiye’nin Karadeniz Tahıl Girişimi’nin oluşturulmasında ve hayata geçirilmesinde oynadığı role işaret etmek istiyorum. Onların liderliği ve biraraya getirici rolü sayesinde, Rusya’nın tahılı silah haline getirmesini engelleyecek bir mekanizma var’’ dedi.

Patel, yanıtını, ‘’Ancak genel olarak ABD seçimlerde taraf tutmaz. Tek umudumuz demokratik bir sürece dayanan özgür ve adil bir seçim görmektir’’ diyerek tamamladı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Alman Televizyonu ARD’ye Konuştu Sığınmacıları Yollayacağız

CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, “Türkiye’ye sığınan dört milyon Suriyeliyi evlerine geri göndermek istediğinizi açıkladınız. Peki AB ile mülteci anlaşmasını iptal mi edeceksiniz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Dört milyon Suriyeli mülteci var. Ve biz onlara yıllardır ev sahipliği yapıyoruz. Ama hepsi Türkiye’de sigortasız çalışıyor. Peki yarın yaşlandıklarında ne olacak? Burada sadece bugüne değil, geleceğe de bakan bir politika oluşturmak gibi bir görevimiz var. Biz bunu şöyle yapmak istiyoruz: Öncelikle Suriye’nin meşru hükümetiyle bir anlaşma yapacağız. Karşılıklı büyükelçilikler açacağız.

Buradaki Suriyelilerin ülkelerine dönmeleri şartıyla can ve mal güvenliklerini garanti altına alacağız. Gerekirse Birleşmiş Milletler’in de devreye girmesi gerekecek. Ayrıca Türkiye’de yaşayan Suriyeliler Suriye’ye döndüklerinde yollarını, köprülerini, okullarını, kreşlerini, her şeylerini yeniden inşa edeceğiz. Böylece hiçbir endişe duymadan ülkelerine dönebilecekler. Amacımız bu insanların kendi ülkelerinde özgürce yaşamaları.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Alman kamu televizyonu ARD’ye verdiği mülakatta, farklı bir Türkiye için planlarını anlattı, Suriyeli sığınmacıları ülkelerine göndermek için hazırladıkları taslakla ilgili ayrıntıları paylaştı.

Caren Miosga’nın sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, Türkiye’de 20 yılı aşkın süredir iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) ülke demokrasisine kan kaybettirdiğini belirterek “Altılı ittifakımız bunu yeniden inşa etmek, demokrasiyi yeniden kurmak için bir araya geldi. Bizi bir araya getiren demokrasi özlemidir. Bu ülkenin demokrasiye ihtiyacı var. Türkiye, demokrasi olmadığı ve tüm gücün tek bir kişide toplanması nedeniyle canlılığından çok şey kaybetti” dedi.

Türkiye’nin büyük ekonomik sorunları olduğunu ifade eden CHP lideri, ekonomiyi düzeltmek ve demokrasiyi yeniden tesis etmek için güçlendirilmiş bir parlamenter sistem getireceklerini, anayasayı değiştireceklerini kaydetti.

AB’nin yeni bir fasıl açmasını beklemeden, Avrupa Birliği’nin tüm demokratik standartlarını tam olarak uygulayacaklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, düşüncelerinden dolayı cezaevlerinde yatan kişilerin de özgürlüklerine kavuşacağını söyledi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin siyasi tutuklularla ilgili kararları olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, bu kişilerin serbest bırakılmaları gerektiğini ancak Erdoğan’ın yargı üzerinde baskı kurarak bunu engellediğini kaydetti.

“Eğer bu Avrupa kararları uygulansaydı, zaten hepsi özgür olacaktı” diye konuşan Kılıçdaroğlu, “21. yüzyıl Türkiye’sinde hiç kimse fikrini ifade ettiği için hapse atılmamalı. İfade özgürlüğünün hapisle cezalandırıldığı bir Türkiye’yi kategorik olarak reddediyoruz” ifadelerini kullandı.

Suriyeliler nasıl gönderilecek?

Kılıçdaroğlu, “Türkiye’ye sığınan dört milyon Suriyeliyi evlerine geri göndermek istediğinizi açıkladınız. Peki AB ile mülteci anlaşmasını iptal mi edeceksiniz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Dört milyon Suriyeli mülteci var. Ve biz onlara yıllardır ev sahipliği yapıyoruz. Ama hepsi Türkiye’de sigortasız çalışıyor. Peki yarın yaşlandıklarında ne olacak? Burada sadece bugüne değil, geleceğe de bakan bir politika oluşturmak gibi bir görevimiz var. Biz bunu şöyle yapmak istiyoruz: Öncelikle Suriye’nin meşru hükümetiyle bir anlaşma yapacağız. Karşılıklı büyükelçilikler açacağız.

Buradaki Suriyelilerin ülkelerine dönmeleri şartıyla can ve mal güvenliklerini garanti altına alacağız. Gerekirse Birleşmiş Milletler’in de devreye girmesi gerekecek. Ayrıca Türkiye’de yaşayan Suriyeliler Suriye’ye döndüklerinde yollarını, köprülerini, okullarını, kreşlerini, her şeylerini yeniden inşa edeceğiz. Böylece hiçbir endişe duymadan ülkelerine dönebilecekler. Amacımız bu insanların kendi ülkelerinde özgürce yaşamaları.”

Suriyelilerin ülkelerine döndükten sonra orada işe de ihtiyaçları olacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, bu konuda Gaziantepli sanayicilerin Suriye’de yatırım yapmaya hazır olduklarını belirterek, “Avrupalılar da bunu yapmak isterse çok mutlu oluruz” dedi.

ARD muhabirinin Türkiye’deki Suriyelilerin göç etmek zorunda kaldıklarında Suriye yerine Batı’ya gitmek isteyeceklerini, bu durumda da AB ile sorun yaşanabileceğini söylemesi üzerine Kılıçdaroğlu şöyle konuştu:

“Buradaki Suriyelilerin kanaat önderleriyle konuştum. Bazı siyasi parti liderleriyle ve buradan yayın yapan ve meşru Suriye hükümetini eleştiren bazı gazetecilerle de görüştüm. Can ve mal güvenliğini garanti altına alırsak, orada istihdam olanakları yaratılırsa zaten kendi istekleriyle ülkelerine geri döneceklerini söylüyorlar.”

Olaf Scholz benzetmesi

Kılıçdaroğlu muhabirin, “Türkiye neredeyse 20 yıl boyunca kendisini büyük bir baba figürü olarak gösteren, büyük bir hatip, büyük bir demagog olarak kabul edilen bir adam tarafından yönetildi. Siz bunun tam tersisiniz, hatta bir finans gazetesi tarafından yılın bürokratı seçildiniz. Siz Türkiye’nin Olaf Scholz’u musunuz?” sorusunu ise şöyle yanıtladı:

“Olaf Scholz’a benzetilmek benim için bir onurdur. Aslında ben sakin bir insanım. Kolay kolay heyecanlanmam. Var olan soruna odaklanırım, onu çözmeye çalışırım. Ama bu sorunu çözme yöntemimi de insanlarla paylaşırım. Dolayısıyla insanların desteğini almak benim için önemli. Çünkü Türkiye’yi demokrat olmayan birinin yönettiği, otoriter bir yönetimin yönettiği artık sadece bizim değil bütün dünyanın gördüğü bir şey.

İşte bu yüzden biz altı muhalefet partisi Türkiye’yi otoriter bir yönetimden kurtarmak için bir araya geldik. Ve AB tarafından öngörülen tüm demokratik standartların hayata geçirilmesi için mücadele ediyoruz. Bu mücadele çok uzun sürmeyecek. Tam bir hafta sonra Türkiye yeni bir döneme girecek. Siyasi söylemimiz şu: Türkiye’ye bahar gelecek.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Erzurum Olayları: Erdoğan, İmamoğlu’nu Suçladı

Seçim çalışmaları kapsamında Edirne’de halka hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na Erzurum’da düzenlenen taşlı saldırıya ilişkin, “Provokasyonlarla olay çıkarıyorlar” ifadesini kullandı.

Erdoğan, konuşmasında, “Teknolojik imkanların böyle geliştiği dönemde bu numaralar bayatladı. Kendi provokasyonları ile olay çıkarıp utanmadan şehirlerimizi karalamaya çalışıyorlar” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçim çalışmaları kapsamında Kırklareli ve Edirne’de halka hitap etti.

Erdoğan’ın Kırklareli konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

Biz CHP’ye, İP’e vatanımızı böldürtmeyeceğiz. Nice badirenin üstesinden böyle geldik ve bunlara fırsat vermedik. 14 Mayıs’ta da aynısını başaracağız. Bizi Alevi-Sünni, Türk-Kürt-Roman diye ayırmak isteyenlere, hayat tarzı üzerinden bölmeye çalışanlara müsaade etmeyeceğiz. 85 milyonun tamamı arasındaki komşuluk hukukunu, vatandaşlık bağlarının zedelenmesine rıza göstermeyeceğiz.

Türkiye Yüzyılı’nı sizlerle omuz omuza inşa edeceğiz. Büyük ve güçlü Türkiye’nin kapılarını sizlerle aralayacağız. Ne diyorlar, Öcalan’ın cezaevi kapısını kıracaklarmış. Ne diyorlar, Selo’yu cezaevinden çıkaracaklarmış. Bu Selo ne yaptı, Diyarbakır’da bizim Kürt kardeşlerimizi 51 tane öldürdüler. Bunun için 14 Mayıs çok önemli.

Kırklareli’nin benim siyasi hayatımda farklı yeri var. Okuduğumuz bir şiir yüzünden cezalandırıldığımda Kırklareli bizi Pınarhisar’da misafir etti. O kara günleri hiçbir zaman unutmadık. Yüzbinlerin bizleri Pınarhisar Cezaevi’ne yolcu ederken döktüğü gözyaşını unutmadık.

Pınarhisar’da haksız şekilde tutulduğumuz o günleri tefekkürler, istişare ile geçen bir okul olarak gördük. Darbecilerin milletimizle bağımızı koparmak için attıkları zindan yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Partimizin ufkunu burada çizdik. Türkiye ile hayallerimizi burada şekillendirdik.

Milletimizin ayağına vurulan vesayet zincirlerini, kaos, kriz prangalarını parçaladık. Türkiye’yi her alanda başarıdan başarıya koşturduk. Bürokratik oligarşinin takoz koyduğu, muhalefetin engel çıkardığı projelerimizi saymaya kalksak bitiremeyiz.

Biz bu sabotaj siyasetine teslim olmadık. Bundan sonra da aynı şekilde yolumuza devam edeceğiz. Hedeflerimize ulaşmak için daha çok koşacağız. Pazar gününe kadar 6 gün kaldı. Seçim dönemleri kimi için bol keseden boş vaat dağıtma dönemidir. Doğruluğuna yanlışlığına bakmadan seçtikleri vaatleri sağa sola savururlar.

Çiftçiye bedava traktör dediler. Size bedava traktör geldi mi? Suyu, elektriği, ulaşımı ücretsiz yapacağız dediler, oldu mu? Seçim bittikten sonra vaat bohçasının ağzını bağlayıp sandığa koyuyorlar. Bu eski Türkiye’nin siyasetçi modelidir. Biz 2002’de bu siyaset anlayışına son verdik. Seçim meydanlarında ne diyorsak göreve gelince hayata geçirdik.

Bay bay Kemal sen Londra’daki tefecilere git avucunu yalayacaksın. Onlardan sana yar olmaz. Ama sen zaten seçim kazanamayacaksın ki. Sen ciddi manada zavallısın. Bunlar esrarkeş, eroinkeş; bundan kazanım eden tefeciler. Kendi kaynaklarımızı kullanacak, kimseye el açmadan toplumun refahını artıracağız.

Çanakkale Köprüsü’nü onlardan aldığımız parayla mı yaptık? Kira meselesini de, çarşı pazarda aşırı fiyat artışını da hal yoluna biz koyarız. Bunlar Kürt kardeşlerimizi de istismar ediyorlar. Sandıkta bunların işini bitirmemiz lazım. Kendi seçmenlerine ‘tıpış tıpış oy vereceksiniz’ dedikleri aday bu.

“Provokasyonlarla olay çıkarıyorlar”

Erdoğan, Trakya turuna Kırklareli’nden sonra Edirne mitingiyle devam etti.

Erdoğan konuşmasında, Ekrem İmamoğlu’na Erzurum’da düzenlenen saldırıya ilişkin, “Provokasyonlarla olay çıkarıyorlar” ifadesini kullandı. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Kaybedeceklerini anladıkları için şimdiden çamura yatmaya başladılar. Her partinin temsilcisinin yer aldığı heyetlerin gözetimindeki çalışmaların üzerine sanki bunu bilmiyormuş gibi gölge düşürmeye çalışıyorlar. Teknolojik imkanların böyle geliştiği dönemde bu numaralar bayatladı.

Kendi provokasyonları ile olay çıkarıp utanmadan şehirlerimizi karalamaya çalışıyorlar. İste dün İstanbul’u gördünüz, 1 milyon 700 bin insan Atatürk Havalimanı’ndaydı. Milleti tahrik ederek güçleri yetmeyince tahkir ederek yaşayacakları hezimete kılıf arıyorlar. Edirne’de şu anda 25 bin kişi var.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu: Ben Devrini Bitiriyoruz, Biz Devri Başlayacak

Konya’da halka seslenen Ekrem İmamoğlu, “İstanbul’da AK Partili belediye başkanları var hiçbirinin hakkını yemedim, yedirmem. 16 milyonun hizmetkarı olacağım dedim, onu yapıyorum. Mülakatı çöpe atacağız, liyakat gelecek. Millet bizden, onlardan demeyecek. Ben devrini bitiriyoruz, biz devri başlayacak. Kime oy verecekseniz verin ama siyasetçilerin günahına, suçuna ortak olmayın” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kışkırtan siyasete hayır deyin. Düşmanlaştıran dile herkes dur desin. Kim yanlış yaparsa karşısına cesaretle çıkın. Bu memlekette yaşayan kimsenin inancını sorgulamaya kimsenin gücü yetmez. Benim memleketimin insanının inancını ölçecek adam anasını karnından doğmadı. 14 Mayıs’ta bir kişi kaybedecek, 86 milyon kazanacak. Sevgi kazanacak. Her şey çok güzel olacak. Kazanıyoruz. Millet kazanıyor.”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu, seçim çalışmaları kapsamında Konya’da halka hitap etti. Ekrem İmamoğlu, konuşmasında şunları söyledi:

“Sevginin, hoşgörünün, kardeşliğin şehrindeyiz. Gençler, sizlerle bu memleket coşacak. ‘Cömertlik ve yardım etmekte akarsu gibi ol. Şefkat ve merhamette güneş gibi ol. Başkalarının kusurunu örtmekte gece gibi ol. Hiddet ve asabiyete ölü gibi ol. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol. Hoşgörülükte deniz gibi ol.’ bu sözlere hayatım boyunca layık olmaya çalıştım. Mevlana’nın memleketinde söz veriyorum, layık olacağım.

Bir kişi bile dışarıda kalmayacak, soğukta kalmayacak herkesi kucaklamaya geliyoruz. Sizlere Erzurum’dan selam getirdim. 150-200 kişiyi yuhlamaya bile değmez. Size canım dadaşların selamını getirdim. Bana taş atılmadı, millete, demokrasiye taş atıldı. 40-50 belediye otobüsünün miting alanına çekildiğini öğrendik. Provokatör olacak, aranızda da olabilir. Sizi provoke etmeye çalışanlar olacak. Herkes kendine yakışanı yapar. Kötülükleri yenmeye, iyilikleri bu memlekete getirmeye geliyoruz. İyilik kazanacak.

Erzurum’da bize teminat verildi ama biz yolda emniyet tedbiri görmedik. 150-200 kişi taş atmaya başladılar. Gözümün önünde çocuklara taş atıldığını gördüm. Türk bayrağıyla milleti selamlayanlara taş atan 15-200 kişinin Erzurumlu’yla ilgisi yoktur. Süreci seyreden polislere emri veren Emniyet Müdürü’dür çok net. O gençleri kışkırtan makam ve mevki sahipleri kim olursa olsun, 14 Mayıs’ta evine gidecek.

Bir avuç çıkar dünyası bitiyor onun için çıldırdılar. Çıldırmaya devam etsinler, onları çıldırtacağız. Millet kazanacak. Sakın korkmayın. Cesaret nereden gelir biliyor musun? Sevgi pıtırcığı olmaktan gelir. 86 milyon insanı tek tek sevmiyorsam namerdim. Bu işin sonunu bırakmayacağız. Cesur, demokrasiyi getireceğiz. Bu devlet yöneticisi aklı değişecek. 15 Mayıs’ta valiler, devletin valisi olacak. Emniyet müdürü, devletin emniyet müdürü olacak.

Sokaktaki bir avuç kalabalığı hiç umursamayın. Sabırlı olacağız. Mevlana’nın tavsiyelerini okudum. Sandıkta sözümüzü söyleyeceğiz. Bir hafta sonra kışkırtıcı dil, akıl evine gidecek, mahkemede hesap verecek. Oylarımızı bölmeyeceğiz, ikinci tura bırakmayacağız. Kaybedecek bir günümüz yok. Yapacak çok işimiz var.

Millet huzur istiyor. Geleceklerinden kaygılanmayan bir hayat istiyor gençler. Bir avuç insan, millet kavga etsin istiyor. Gidecekler. İstanbul’da bu kardeşiniz 806 bin farkla başkan seçildi. Kurumların defalarca kapısını çaldık. Cumhurbaşkanı’ndan kaç kez randevu istedim, vermedi. Bana mı vermedi, 16 milyon İstanbulluya vermedi.

Daha önce 11 cumhurbaşkanı oldu, hepsi adaletli oldu. Bu ne kibirdir Allah aşkına… Muhalefetle bir araya gelebilseydi, bu şekilde olur muydu memleket. Düşmanlık tohumu ekmek kolaydır. Bizim terbiyemizde Mevlana var, Hacı Bektaş var, Mustafa Kemal Atatürk var. Bu millet kimseye boyun eğmemiştir. 15 Mayıs’ta huzur getireceğiz. Devletin kapısı herkese açık olacak. Devletin gücü vatandaşa şefkatle gelecek, parmak göstererek değil.

“Ben devrini bitiriyoruz, biz devri başlayacak”

İstanbul’da AK Partili belediye başkanları var hiçbirinin hakkını yemedim, yedirmem. 16 milyonun hizmetkarı olacağım dedim, onu yapıyorum. Mülakatı çöpe atacağız, liyakat gelecek. Millet bizden, onlardan demeyecek. Ben devrini bitiriyoruz, biz devri başlayacak. Kime oy verecekseniz verin ama siyasetçilerin günahına, suçuna ortak olmayın. Kışkırtan siyasete hayır deyin.

Düşmanlaştıran dile herkes dur desin. Kim yanlış yaparsa karşısına cesaretle çıkın. Bu memlekette yaşayan kimsenin inancını sorgulamaya kimsenin gücü yetmez. Benim memleketimin insanının inancını ölçecek adam anasını karnından doğmadı. 14 Mayıs’ta bir kişi kaybedecek, 86 milyon kazanacak. Sevgi kazanacak. Her şey çok güzel olacak. Kazanıyoruz. Millet kazanıyor.”

Paylaşın

EUobserver’dan 14 Mayıs Analizi: Ya Daha Fazla Baskı Ya Demokrasi

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, uluslararası basın da seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Son olarak Brüksel merkezli haber kuruluşu EUobserver, seçimlere ilişkin “Türkiye yol ayrımında: demokrasiye dönüş ya da daha fazla baskı” başlıklı bir makale yayınladı.

Selçuk Gültaşlı imzalı makalede önümüdeki seçimler için “kader” ifadesi kullanılırken, “Erdoğan giderek daha otoriter ve popülist bir İslamcı akımı temsil ederken, Kılıçdaroğlu Batı odaklı, modernist ve çoğulcu demokratik bir parlamenter sistemi temsil ediyor” denildi.

Erdoğan’ın şimdiye kadarki en zorlu mücadelesiyle karşı karşıya olduğuna vurgu yapılan makalede şu ifadeler yer aldı: “20 yıldır ilk kez Erdoğan savunmasız görünüyor. Tüm güvenilir kamuoyu yoklamalarına göre, Kılıçdaroğlu önde ve bir zamanların yenilmez Erdoğan’ı geride kalmış gibi görünüyor.”

Seçimleri kaybetmesi durumunda Erdoğan’ın “yetkilerini devretmemek için ayak direyebileceğine dair bazı işaretler var” iddiasının bulunduğu makalenin devamında, “Seçimlerin güvenli bir şekilde yapılıp yapılmayacağı ve 20 yılı aşkın bir süredir görevde olan Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’na barışçıl bir şekilde iktidarı devredip etmeyeceği konusunda şimdiden endişeler var. Erdoğan’ın müttefikleri, olumsuz seçim sonucuna yönelik bir saldırı için şimdiden sahneyi hazırlıyor” iddiasında bulunuldu.

“Ya daha fazla baskı ya demokrasi”

Erdoğan’ın 2017’den bu yana başkanlık sistemi altında “muazzam yetkiler” kullandığı ve “giderek bölücü ve otoriter” hale geldiği belirtilen makalede, “14 Mayıs’ta Türkiye, ya Erdoğan’ın popülist-İslamcı otoriter yönetimi altında daha fazla baskıyı seçecek ya da demokrasiyi” denildi.

Avrupa Birliği (AB), Avrupa Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gibi kuruluşlara çağrı yapılan makalenin devamı şöyle:

“Avrupa kurumları, özgür ve adil bir seçim için ellerinden gelenin en iyisini yapmalı. Sandıklara hile karıştırılması ve seçimlerin meşruiyetinin sorgulanmasının ciddi sonuçları olacağı konusunda Erdoğan’ı uyarmalıdır. Aksi takdirde Avrupa, muhtemelen eskisinden daha baskıcı, bölücü ve otoriter olacak Erdoğan’ın iktidarında bir beş yıl daha beklemeli.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın