Erdoğan: 21 Yılda Zihniyet Devrimi Gerçekleştirdik

Sayıştay’ın 161’inci kuruluş yıldönümü töreninde konuştu Erdoğan, “Ne baskılar karşısında boyun eğdik ne de ‘hukuk devleti’ ilkesinin yara almasına müsaade ettik. Ne Anayasamızın vermediği bir yetkiyi kullandık, ne de milletin emanetinin gasp edilmesine göz yumduk. Yasama, yürütme ve yargı organları arasındaki fay hatlarını kapatarak, tüm alanlarda tarihi nitelikte reformlara, eserlere, yatırımlara imza attık” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Son 21 yılda ülkemizde büyük bir zihniyet devrimi gerçekleştirdik. Uzun uğraşlar sonucunda devletin tüm kurumlarının hedef birliği anlayış ve gaye birliği içerisinde ahenkle çalışmasını temin ettik. Türkiye prangalarından kurtuldukça her alanda büyük bir ivme yakaladı. Vatandaşımız yıllar sonra hasretini çektiği hizmetlere böyle kavuştu. Demokrasimiz bugün tüm dünyanın gıptayla baktığı olgunluk seviyesine böyle ulaştı.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sayıştay’ın 161’inci kuruluş yıldönümü töreninde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Özellikle bizim gibi bunun sıkıntısını çekmiş bir ülke için bu durum (devlet organları arasında uyum) hayati derecede önemlidir. Çok partili demokrasiye geçilen tarih olan 1950’den beri Türkiye’nin temel sorunlarından birisi erkler arası rekabetin hatta zaman zaman kavgaya varan çekişmelerin yaşanmasıdır.

Tarihimize şöyle bir baktığımızda bunun çok sayıda örneğini görüyoruz. Hepsini de rahmetle andığımız Menderes’ten Demirel’e, Erbakan‘dan Özal’a kadar siyasetçilerimizin tamamı bu acı gerçekle yüzleşti. Ülke ve milletin hayrını düşünerek attıkları adımların ekseriyeti farklı sebepler öne sürülerek engellendi. Kendini milli iradenin üstünde gören zihniyetin yargıdaki, yürütmedeki, bürokrasideki temsilcileri hukukun kendilerine verdiği yetkiyi ülkenin önünü açmak için değil statükoyu korumak için kullandı.

Merhum Ecevit’in önüne fırlatılan Anayasa kitapçığı bunun adeta sembolü olarak hafızalarımıza kazınmıştır. Bu yasakçı ve statükocu tavırdan hak ve özgürlükler dahil Meclis’te milli iradenin takdiri ile geçen reformlar da payını almıştır. Türkiye maalesef bu süreçte altın değerinde yıllarını kaybetmiştir. Milletimiz ekonomik maliyeti 10 milyarlarca doları bulan faturalarla karşı karşıya kalmıştır. İşçisinden kamu görevlisine, üreticisinden esnafına kadar toplumumuzun tüm kesimleri ciddi sıkıntılar yaşamıştır.

Ne baskılar karşısında boyun eğdik ne de ‘hukuk devleti’ ilkesinin yara almasına müsaade ettik. Ne Anayasamızın vermediği bir yetkiyi kullandık, ne de milletin emanetinin gasp edilmesine göz yumduk. Yasama, yürütme ve yargı organları arasındaki fay hatlarını kapatarak, tüm alanlarda tarihi nitelikte reformlara, eserlere, yatırımlara imza attık.

Son 21 yılda ülkemizde büyük bir zihniyet devrimi gerçekleştirdik. Uzun uğraşlar sonucunda devletin tüm kurumlarının hedef birliği anlayış ve gaye birliği içerisinde ahenkle çalışmasını temin ettik. Türkiye prangalarından kurtuldukça her alanda büyük bir ivme yakaladı. Vatandaşımız yıllar sonra hasretini çektiği hizmetlere böyle kavuştu. Demokrasimiz bugün tüm dünyanın gıptayla baktığı olgunluk seviyesine böyle ulaştı.

Yeni sistemin avantajlarını başta salgın dönemi olmak üzere son yıllarda yaşadığımız tüm krizlerde bizzat müşahade ettik. 50 binden fazla canımızı toprağa verdiğimiz 6 Şubat depremleri ile mücadelemizde de yeni yönetim sisteminin katkılarını tekrar tecrübe ettik. Bu gerçeğin insanımız tarafından da kabul ve takdir edildiğini görüyoruz. 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinin sonuçlardan biri de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin milletten yeniden güven oyu almış olmasıdır.

Bu seçimler eski sistem tartışmalarına son noktayı koymuştur. Ülkemiz 3 ayda 5 ayda bir hükümetin değiştiği koalisyon dönemlerini bir daha gelmemek üzere rafa kaldırmıştır. Türkiye’nin fuzuli tartışmalarla kaybedecek ne vaktinin ne de enerjisinin olduğunu düşünüyoruz. Siyaset müessesesinin de sandıktan çıkan iradeyi doğru okuyacağına dair ümidimizi koruyoruz.

Biz her halükarda buradan geriye gidişe izin vermeyeceğiz. 5 yıllık tecrübelerin ve uygulamaları ışığında sistemin işleyişini daha da iyileştirecek adımları elbette atacağız. Türkiye’nin şahlanış dönemine liderlik edecek kurumsal bir yapıyı mutlaka tesis edeceğiz. Ama bunları yaparken ülkemizin, milletimizin ve demokrasimizin uğruna bedel ödeyerek elde ettiği kazanımları halel getirmeyeceğiz.”

Paylaşın

Demirtaş, “Aktif Politikayı Bıraktığını” Duyurdu

Sosyal medya hesabından “aktif politikayı bıraktığını” duyuran Selahattin Demirtaş, “Hepinize yoldaşça selam, sevgilerimi gönderiyor, hepinizi hasretle kucaklıyorum. Özgür günlerde görüşebilmek dileğiyle” dedi.

Haber Merkezi / Demirtaş, ayrıca, “Ben kendi adıma, halkımıza layık bir politika ortaya koyamadığımız için içtenlikle özür diliyorum. Pratikteki çabalarımla bu eksiklikleri giderme sözü veriyorum. Ayrıca, bana yönelik yapıcı eleştirilere teşekkür ediyorum. Eleştirilerden yararlanmaya çalışacağım” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında aktif politikayı bıraktığını duyurdu.

Demirtaş, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Merhabalar. Yarın Artı Gerçek’te yayımlanacak röportajımdan iki paragrafı sizlerle paylaşıyorum:

‘Ben kendi adıma, halkımıza layık bir politika ortaya koyamadığımız için içtenlikle özür diliyorum. Pratikteki çabalarımla bu eksiklikleri giderme sözü veriyorum.

Ayrıca, bana yönelik yapıcı eleştirilere teşekkür ediyorum. Eleştirilerden yararlanmaya çalışacağım. Mücadeleyi cezaevinden her yoldaşım gibi dirençle sürdürürken, aktif politikayı bu aşamada bırakıyorum.’

Hepinize yoldaşça selam, sevgilerimi gönderiyor, hepinizi hasretle kucaklıyorum. Özgür günlerde görüşebilmek dileğiyle.”

Selahattin Demirtaş, Artı Gerçek’te kaleme aldığı yazısında, seçim sonuçları üzerinden partisine eleştiriler yöneltmişti.

Demirtaş, Kürt siyasi hareketinin seçim çalışmalarına çok geç ve dağınık yüklendiğini, Kürt halkındaki değişimi de okuyamadığını belirterek, “Bir yöre derneğinin seçim çalışması gibi amatörce bir yaklaşımla başarılı olamazsınız” ifadelerine yer vermişti.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Demirtaş, siyaset öncesi serbest avukatlık ve İHD (İnsan Hakları Derneği) Diyarbakır şubesinde yöneticilik yapmıştır. Uluslararası Af Örgütü Diyarbakır şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfının kurucuları arasındadır.

2007’de DTP’de grup başkanvekilliği yaptıktan sonra DTP’nin kapatılması sürecinde yeni kurulan Barış ve Demokrasi Partisine geçerek partinin 1 Şubat 2010 tarihinde yapılan olağanüstü kongresinde genel başkan seçilmişti.

BDP’nin Halkların Demokratik Partisine katılması sürecinde 2014 yılında yapılan 2. Olağanüstü Kongre’de Figen Yüksekdağ ile birlikte HDP eş genel başkanlığına seçilmiştir.

2007 Türkiye genel seçimlerinde Diyarbakır, 2011 Türkiye genel seçimlerinde Hakkâri ve Haziran 2015 Türkiye genel seçimlerinde İstanbul milletvekili olarak Meclise girmişti.

4 Kasım 2016’da HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ve dokuz HDP’li milletvekili ile birlikte “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”, “terör örgütü üyesi olmak”, “silahlı terör örgütüne üye olmak”, “örgüt adına suç işlemek” iddialarıyla gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak Edirne F Tipi Cezaevi’ne götürülmüştü.

Paylaşın

Reuters’tan Dikkat Çeken “Mehmet Şimşek” Yorumu

2015-2018 yıllarında Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcılığı, 2009-2015 yıllarında ise Maliye Bakanlığı yapan Mehmet Şimşek’in yeni kabinede yer alıp almayacağı gündemin öne çıkan başlıkları arasında.

Birleşik Krallık merkezli Reuters haber ajansı, konuya ilişkin dikkat çeken bir habere yer verdi. TL’nin pazar günü yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bu yana değer kaybettiğine işaret eden Reuters ajansında, yatırımcıların Türkiye’nin ekonomi politikasının sürdürülebilirliği nedeniyle endişe duyduğu belirtildi.

“Şimdi odak noktası, Erdoğan’ın kabinesine kimi atayacağı ve ekonomik ortodoksiye doğru bir rota değişikliği olup olmayacağı” denilen haberde, eski maliye bakanı Mehmet Şimşek ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın görüşmesine yer verildi. Şimşek ile Erdoğan’ın pazartesi günü bir görüşme gerçekleştirdiği, söz konusu görüşmenin ‘olumlu geçtiği’ iddia edilmişti.

“Erdoğan ile yatırımcıların ortodoks politika referansları nedeniyle saygı duyduğu Mehmet Şimşek arasında bu hafta yapılan görüşme, daha geleneksel politikalara olası bir dönüş yönündeki spekülasyonları artırdı” ifadelerinin kullanıldığı haberde, Londra merkezli KNG Securities LLP şirketinden Türkiye piyasa uzmanı Çağrı Kutman’ın değerlendirmeleri yer aldı.

Kutman, “Mehmet Şimşek, yeni maliye bakanı olur mu olmaz mı bilmiyorum ama herhangi bir güvenilir isim, piyasaya değişimin olacağına dair sinyal vermek için önemli” dedi.

“Aktif siyaseti düşünmüyorum” demişti

Mart ayında Erdoğan’la görüşen Şimşek görüşme sonrası sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, kendi alanına giren her konuda istenen desteği vermeye hazır olduğunu, ancak yurt dışında finans kuruluşlarındaki işleri sebebiyle aktif siyasete girmeyi düşünmediğini belirtmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim akşamı balkon konuşmasında, “faiz indirildi, enflasyon da inecek” diyerek, “uluslararası itibara sahip finans yönetimi, yatırım ve istihdam odaklı bir üretim ekonomisi tasarladıklarını” dile getirmişti.

Erdoğan, seçimden önce yaptığı bir açıklamada, Şimşek koordinasyonunda bir ekibin ekonomi politikalarını daha da güçlendirmek için hazırlıklar yürüttüğünü söylemişti.

Mehmet Şimşek, 2015-2018 yıllarında Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcılığı, 2009-2015 yıllarında ise Maliye Bakanlığı yapmıştı.

Paylaşın

“Kılıçdaroğlu, MYK Üyelerinin İstifasını İstedi” İddiası

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun Merkez Yönetim Kurulu’nu (MYK) oluşturan genel başkan yardımcılarının istifasını istediği öne sürüldü. İstifaların yarın MYK toplantısında görüşüleceği ve karara varılacağı iddia edildi.

Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) seçimlerinin tamamlanmasının ardından Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) hareketlilik sürüyor.

CHP bu hafta yapacağı toplantılarda geride kalan seçimleri tartışmanın yanı sıra yeni dönemde görev yapacak kurulları da belirleyecek.

CHP’de kurmayların geleceğini şekillendirecek toplantılar dizisine başlarken, sıcak bir gelişme yaşandı.

BirGün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Merkez Yönetim Kurulu’nu (MYK) oluşturan genel başkan yardımcılarının istifasını istedi.

İstifaların yarın MYK toplantısında görüşüleceği ve karara varılacağı kaydedildi.

Öte yandan görevden alınacak bazı MYK üyelerinin yeniden oluşturulacak MYK’de yer alacakları da öğrenildi.

CHP MYK’sinde şu isimler yer alıyor:

Ahmet Akın, Ali Öztunç, Bülent Kuşoğlu, Bülent Tezcan, Devrim Barış Çelik, Faik Öztrak, Fethi Açıkel, Gamze Akkuş İlgezdi, Gökçe Gökçen, Gülizar Biçer Karaca, Lale Karabıyık, Muharrem Erkek, Oğuz Kaan Salıcı, Selin Sayek Böke, Seyit Torun, Veli Ağbaba, Yüksel Taşkın

İstifalar ilk anda reddedilmişti

Kılıçdaroğlu, seçimin sonuçlanmasının ardından Altılı Masa toplantısından önce iki kez kurmayları ile bir araya gelmişti.

Genel başkan yardımcılarından “Biz istifa edelim” önerisine Kılıçdaroğlu’nun “Şu an için gerek yok” yanıtını verdiği belirtilmişti.

Kılıçdaroğlu’nun olası istifası da parti yönetiminin gündemine gelmişti. Bu konuda öne çıkan görüşün, “Hemen istifa etmeniz, partinin seçimlerde başarısız olduğu algısına hizmet eder” yönünde olduğu dile getirilmişti.

Paylaşın

“Erdoğan, Kabineyi Sil Baştan Yenileyebilir” İddiası

AK Parti kulislerinde konuşulanlara göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, kabineyi sil baştan yenileyeceği ve milletvekili seçilen bakanların hiçbirisini kabineye almayacağı ve kabinenin tamamen yeni isimlerden oluşacağı yönünde.

Bu görüşü savunanlar Erdoğan’ın, milletvekilliği seçiminde üç dönem kuralını istisnasız uyguladığını, bir kişinin kabineye yeniden alınması halinde “kırılma yaratabileceği”ni belirterek, Erdoğan’ın “sil baştan değişim stratejisini uygulayabileceği” görüşünü dile getiriyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı Seçimi ikinci turunu kazanmasının ardından yeni kabineye ilişkin kulis bilgileri gelmeye devam ediyor.

TBMM’de Cuma günü yapılacak milletvekili yemin töreninin ardından Erdoğan’ın da yeni kabinesini aynı gün açıklaması yüksek olasılık görülüyor. Erdoğan’ın YSK’nin kesin sonuçları açıklama takvimine göre Cumartesi günü yemin edip resmen görevine başlaması bekleniyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın kulis haberine göre, kabinenin nasıl şekilleneceği konusunda ise iki seçenekten söz ediliyor. Birincisi, Erdoğan’ın mevcut kabinede yer alan ancak milletvekili seçilen bazı bakanları yeniden kabineye alabileceği yönünde.

Bu çerçevede, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday gösterilmesi beklenen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği bakanı Murat Kurum, kabinede yer alması olası isimler olarak görülüyor.

AK Parti kulislerinde konuşulan bir başka iddia ise Erdoğan’ın, kabineyi sil baştan yenileyeceği ve milletvekili seçilen bakanların hiçbirisini kabineye almayacağı ve kabinenin tamamen yeni isimlerden oluşacağı yönünde.

Bu görüşü savunanlar Erdoğan’ın, milletvekilliği seçiminde üç dönem kuralını istisnasız uyguladığını, bir kişinin kabineye yeniden alınması halinde “kırılma yaratabileceği”ni belirterek, Erdoğan’ın “sil baştan değişim stratejisini uygulayabileceği” görüşünü dile getiriyor.

Ayrıca, yeni dönemde sandalye sayısının 268’e düşmesi nedeniyle, komisyon çoğunluğunun ancak MHP desteğiyle sağlanabildiği, geçen dönemde olduğu gibi milletvekili seçilen isimlerin bakan olarak atanmasının sıkıntı yaratabileceği düşünülüyor.

Geçen dönem kabinesinde daha çok “teknokrat” isimlere yer veren Erdoğan’ın, bu dönem siyasi deneyimi olan isimleri kabineye alması yüksek olasılık olarak görülüyor. Bu çerçevede, üç dönem kuralına takılmaları nedeniyle aralarında parti yöneticileri veya eski grup yöneticilerinden isimleri kabineye alabileceği konuşuluyor.

Mehmet Şimşek kabinede görev alır mı?

Yeni dönemde Erdoğan’ı bekleyen en önemli sorunların başında ekonomi geliyor. Seçimler öncesinde eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile görüşerek ekonominin başına geçmesini istediği, ancak olumlu yanıt alamadığı biliniyor. Kulislerde Erdoğan’ın bu kez Şimşek’i “ikna ettiği” iddiaları konuşulsa da bu konuda henüz kesin bilgi yok.

Şimşek için ekonomiden sorumlu cumhurbaşkanı yardımcılığı, Erdoğan’ın ekonomiden sorumlu başdanışmanlığı pozisyonunda görev alabileceği yorumu yapılıyor. Yeni dönemde Erdoğan’ın, ekonomi yönetiminde değişikliğe gidebileceği, Hazine ile Maliye’nin iki ayrı bakanlık olarak yapılandırabileceği de belirtiliyor.

TBMM Başkanlığı için ise Cuma günü milletvekili yemini ettikten sonra görevi sona erecek olan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ile Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş’un adı konuşuluyor.

Oktay’ın parlamentoya yeni girmesi nedeniyle TBMM Başkanlığı’na hemen getirilmeyebileceği yorumları yapılsa da, Erdoğan’ın tercihinin belirleyici olacağına dikkat çekiliyor.

Paylaşın

Demirtaş’tan HDP’ye Seçim Eleştirileri: Yöre Derneğinin…

14 Mayıs seçimine Yeşil Sol Parti listesinden giren HDP’nin aldığı sonucunu değerlendiren Selahattin Demirtaş, “63 milyon seçmenin olduğu bir ülkede ‘Milletvekilliği seçiminde yüzde 15’i aşacağız, Cumhurbaşkanlığı seçiminde de muhalefet adayının yüzde 50’yi geçmesini sağlayacağız’ diyorsanız seçime bir ay kala başlattığınız ve profesyonellikten uzak, bir yöre derneğinin seçim çalışması gibi amatörce bir yaklaşımla başarılı olamazsınız” dedi.

Büyük bir yenilenme hamlesinin gerekli olduğunu belirten Demirtaş, Slogancılıkla kimse daha fazla ilerleyemez. Kapitalist moderniteye bu kadar maruz kalmış bir halka demokratik moderniteyi anlatamaz ve kurumlarıyla birlikte alternatif, güzel, onurlu yaşamı sunamazsanız toplumsal çöküş kaçınılmaz olur.

Sonuçta her şeye rağmen halen çok büyük emek, fedakarlık ve bedelle yürüyen zorlu bir mücadele var. Bu mücadeleye zarar verecek yaklaşımlardan uzak durup büyük bir yenilenme hamlesiyle sürece cevap verileceğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 14 Mayıs seçimine Yeşil Sol Parti listesinden giren HDP’nin aldığı sonucu Artıgerçek’e değerlendirdi.

Demirtaş’ın “HDP açısından TBMM seçimi: Neden böyle oldu?” başlığıyla yayınlanan yazısından öne çıkanlar şöyle:

“Devleti ele geçirmiş olan bir grup, devletin tüm olanaklarını sınırsız şekilde kullandı, hiçbir ahlaki değer gözetmeden büyük bir karalama kampanyası yürüttü, sandık oyunları yaptı. Ne var ki partimizin milletvekili seçimlerinde yeterince başarılı olamamasını sadece bunlara bağlamak kolaycılık olur.

Kürt siyasi hareketi için seçimler bir varlık ya da yokluk meselesi değildir elbette. Bununla birlikte, geride bıraktığımız seçimler her bakımdan çok önemli olmasına rağmen Kürt siyasi hareketi bunu çok geç fark etti veya çok geç bilince çıkardı. Bunu yaptığında da iş büyük oranda işten geçmişti. Partimiz, oylama gününe bir ay kala seçim çalışmasına yüklendi, o da yarım yamalak ve dağınık bir çalışma şeklinde olabildi ancak. AKP-MHP iktidarı ise 2014 yılından yani çöktürme planının hayata geçirilmeye başlandığı günden bu yana uygulanan stratejinin parçası olarak özellikle son beş yıldır bir tür mühendislik yapıyor.

“Yöre derneğinin seçim çalışması gibi…”

Genel durum böyleyken eğer 63 milyon seçmenin olduğu bir ülkede ‘Milletvekilliği seçiminde yüzde 15’i aşacağız, Cumhurbaşkanlığı seçiminde de muhalefet adayının yüzde 50’yi geçmesini sağlayacağız’ diyorsanız seçime bir ay kala başlattığınız ve profesyonellikten uzak, bir yöre derneğinin seçim çalışması gibi amatörce bir yaklaşımla başarılı olamazsınız.

Bu vesileyle bazı konulara açıklık getirmekte yarar görüyorum. Son beş yıldır HDP Genel Merkezi’ne yazdığım mektuplarla, gönderdiğim mesajlarla ve makalelerimle bu gerçeği anlatmaya çalışıyorum fakat her seferinde, sesim yankılanıp bana geri dönüyor.

Yaşanan birçok şey var ve bunları halka yansıtmayı doğru bulmadığım için kurumları işletmeye gayret ediyorum. Ne yazık ki çoğu zaman da kurumlar işlemiyor.

Bize önyargıyla bakan tüm toplumsal kesimlere ulaşabilmek için cezaevinden olağanüstü çaba sarf ettim. Yaklaşık beş bin kişiye mektup ve kart yazdım, binlerce tweet, yüzlerce makale ve röportaj ile HDP’ye kendi imkanlarımla alan açmaya çalıştım. Çünkü çok büyük bir boşluk vardı ve kimse de bu boşluğu doldurmayı denemiyor ya da denese bile başaramıyordu.

Ancak bizim mahalleden bazı arkadaşlar bu çabaları anlamaya çalışmak yerine ‘kendini öne çıkarıyor’ düşüncesiyle linç etmekle uğraştılar. Oysa varsa eksiklikler, yetmezlikler ancak eleştiriyle, öneriyle giderilebilir, vefasızca saldırmakla değil…

Demokratik Kürt siyasi hareketi, genel Türkiye toplumunda yaşanan sosyolojik kırılmaları iyi analiz edemediği gibi, Kürt halkındaki değişim ve kırılmaları da doğru okumaktan uzak bir pratik sergiliyor.

Bizim artık toplumun mikro düzeydeki sorunlarından makro düzeydeki sorunlarına kadar her başlığı ana gündem yapıp örgütlenme ve çözüm politikaları üretmemiz gerekiyor.

“Büyük bir yenilenme hamlesi”

Slogancılıkla kimse daha fazla ilerleyemez. Kapitalist moderniteye bu kadar maruz kalmış bir halka demokratik moderniteyi anlatamaz ve kurumlarıyla birlikte alternatif, güzel, onurlu yaşamı sunamazsanız toplumsal çöküş kaçınılmaz olur.

Sonuçta her şeye rağmen halen çok büyük emek, fedakarlık ve bedelle yürüyen zorlu bir mücadele var. Bu mücadeleye zarar verecek yaklaşımlardan uzak durup büyük bir yenilenme hamlesiyle sürece cevap verileceğine inanıyorum.”

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Çelik: Bu Ülke Hepimizin Ülkesi

Partisinin MYK toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan AK Parti Sözcüsü Çelik, muhalefete yönelik “Bolca değişim, özgürlük söylemi kullanarak değiştiklerine dair bir izlenim vermeye çalıştılar. Ama hep beraber gördük ki, değişim diye bir şey yok. Demokrasi söylemlerinin arkasında statüko duruyor” dedi.

Haber Merkezi / Ömer Çelik, “Cumhurbaşkanımız 16 kez girdiği referandum ve seçimleri kazanan lider olarak millet iradesine her zaman saygılı olduğunu, kazandığımız, kaybettiğimiz yerlerde de göstermiştir” sözlerini ekledi.

Çelik konuşmasına, “Kaybeden çok büyük iddialarla konuşan siyasi partiler, genel başkanlar olmuştur. Ama hiçbir vatandaşımız kaybetmemiştir…. Burası hepimizin vatandıdır, hiçbir vatandaşımızın incinmesini, üzülmesini istemeyiz… Hiç kimse bir diğerinin hayat tarzının üzerine baskı kuramaz. Bazı vatandaşlarımızın kendisini incinmiş, ötekileştirilmiş hissetmesi doğru bir yaklaşım olmaz. Bu ülke hepimizin ülkesi. Hangi partiye oy vermiş olursa olsun her vatandaşımızın desteğine, nefesine, gayretine ihtiyacımız var” şeklinde devam etti.

Seçim sonuçlarının netleşmesinin ardından AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında ilk kez toplandı.

Toplantı sonrası AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, açıklamalarda bulundu. Çelik’in konuşmasından başlıklar şöyle:

“Karşımızdaki ittifakın içerisindeki ana unsurun da millet iradesini gasp etmenin adresi, karargahı olarak öne çıkan bir yapı olduğu siyasi tarihimizde sabittir. Ama bolca demokrasi, değişim, özgürlük söylemi kullanarak değiştiklerine dair bir izlenim vermeye çalıştılar. Ama hep beraber gördük ki, değişim diye hiçbir şey yok. Bu söylemlerinin arkasında o katı statüko en kesif biçimde duruyor ve Türkiye’yi yeniden birtakım karanlıklara götürmek için fırsat kolluyor. Bütün bu süreç seçim boyunca net bir şekilde görülmüştür.

Cumhurbaşkanımız 1994’ten beri, 16 kez girdiği referandum ve seçimleri kazanan lider olarak millet iradesine her zaman saygılı olduğunu, kazandığımız, kaybettiğimiz yerlerde de göstermiştir. Fakat bu kesif statükoyu savunanlar aylardır, yıllardır ahlaka uymayacak biçimde diktatör demeye devam ettiler. Aylarca CHP yandaşı gazeteciler, yorumcular, bize sürekli olarak şu cevabı vermemizi istediler, ‘Eğer seçim sonucu farklı şekilde ortaya çıkarsa saygı duyacak mısınız’ diye. Bunu gündeme getiren gerçek gazeteci arkadaşlarımıza saygı duyuyoruz.

Bu söylem onlar tarafından yaygınlaştırılıp gündem yapıldığı zaman haklı olarak onlar da bu soruyu sordular. Onların yaklaşımını tabii ki saygıyla karşılıyoruz. Ondan evvel CHP yandaşı gazeteci ve yorumcuların siyasi angajman içerisine, AK Parti’nin demokratlığını sorgulama hakkı kendileriymiş gibi ortaya koydukları süreci hep beraber takip ettik. Biz hep şunu söyledik, sandığa saygı konusunda sabıkası olan biz değiliz. Sabıkası olanlar karşıdakiler. Biz bütün genel seçimleri kazandık. Geçen yerel seçimde kaybettiğimiz yerler de oldu hepsine saygı gösterdik.

Aylarca bu suçlamayı yöneltenler 14 Mayıs gecesi iki CHP’li belediye başkanın çıkıp da daha oylar sayılırken ’13. Cumhurbaşkanı Kılıçdaroğlu’dur’ diyerek, millet iradesine asıl saygısızlığın, provokasyonun oradan geldiği görüldü. Netice itibariyle bu büyük demokrasi yarışını ve bütün dünyanın adeta nefesini tutarak izlediği demokrasi yarışını milletimizin her bir ferdi olgunlukla yönetti ve katılım sağladı. Farklı siyasi partilerden vatandaşlarımız birbirlerini tebrik ettiler. Güvenlik güçleri büyük bir basiretle güvenliği sağladı. Bazı olaylar olduğunda bizim partimize de başka partilere de oldu, siyasete dönük şiddeti hep beraber kınadık. Ama siyasi alana şiddetin hakimiyeti asla söz konusu olmadı.

Bugün itibariyle demokrasi sınavında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bir kez daha onay almıştır. Çünkü karşımızdakilerin en büyük argümanı güçlendirilmiş parlamenter sistem diye aslında son derece eklektik, yamalı bohça gibi bir sistem üretmişlerdi.

Türkiye’yi kaosa götürecek unsurlar barındıra, bir şekilde devlet içinde devlet mekanizması üretmeye dönük, sadece Altılı Masa’nın kariyer ihtiyaçlarını karşılamaya dönük bir yapılanmayı bir devlet modeli olarak sunmaya çalışmışlardı. Milletimizin buna onay vermediği net bir şekilde görülmüştür. Kaybeden çok büyük iddialarla konuşan siyasi partiler, siyasi parti yöneticileri, siyasetçiler ve genel başkanlar olmuştur ama kaybeden hiçbir vatandaşımız olmamıştır. Türkiye’nin önü açıktır, Türkiye Yüzyılı’nın bütün altyapısı tamamlanmıştır.

Bu seçim sürecinde unutulmaması gereken olaylardan bir tanesi, ilk defa bir siyasi parti genel başkanı, Sayın Kılıçdaroğlu mezhepçi yaklaşımları seçim sürecinin bir parçası haline getirmeye çalışmıştır. Orta Doğu’da gördüğümüz, memleketlerin başına çok iş açmış, hiçbir şekilde siyasette gündem olmaması gereken etnikçi ya da sekter birtakım tartışmaları açtığı gibi birtakım mezhepçi tartışmaları da açmaya çalışmıştır.

Bunun karşısında hep şunu söyledik, adlarımız farklı, aidiyetlerimiz, mezheplerimiz farklı olabilir ama biz siyasal alanın değerleriyle konuşuyoruz, hepimizin soyadı Türkiye Cumhuriyeti’dir. Şimdiye kadar Türk siyasetinde hassasiyetle kaçınılan bu durumun bu şekilde gündeme getirilmesinin çok üzücü ve sorumsuzca bir davranış olduğunu ifade etmek isterim. Kendisi bunu yapınca masadaki ortaklarından birisi farklı bir mezhebi referans kullanmaya kalktı. Bu son derece sorumsuz olmuştur.

YSK mensupları, kamu görevlileri bütün bu sürece katkı veren bütün görevlilere çok teşekkür ediyoruz. Türkiye’deki seçim mekanizmalarının ne kadar güvenli olduğu da görüldü. Karşımızdaki adayın, başta CHP olmak üzere veri akışı çökerken, Seçim İşleri Bakanımız Ali İhsan Yavuz başkanlığındaki verileri toplama ve işleme mekanizmamız saat gibi işlemiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız bu çalışmaları yürüten genç kardeşlerimizi, arkadaşlarımızı tebrik etti.

Seçim sürecinin en büyük yalanı hangisiydi açık ara? Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından söylendi. AK Parti’nin 3 kere terörist başını bırakmaya teşebbüs ettiğini söyledi. Bu, seçim sürecinin açık ara seçimin birinci yalanıydı. AK Parti 3 kere terörist başını serbest bırakmak için kanun çıkarmaya çalıştı dediler. Baştan aşağı yalan. Bu bahsettiği kanun AK Parti iktidarından önce Kenan Evren, Turgut Özal zamanlarından beri Milli Güvenlik Kurulu Kararı’yla topluma kazandırma adıyla çıkarılmış bir kanun.

1985 yılında. Bu kanunda, örgütü deşifre eden herhangi suça bulaşmamış kişilere, örgütün dağılması için alan yaratmak üzere MGK kararıyla, 1985 yılında örgütün çözülmesini sağlamaya dönük yaklaşım geliştirilmiş. Bu kanun esasında terörist başını, PKK terör örgütü yöneticilerini kapsamıyor. Bu açık ve net. Daha sonra bu süreli olduğu için çeşitli kereler güncellenmiş. Bizim iktidarımız döneminde de güncelleme yapılmış. Terörist başının yargılandığı ve ceza aldığı maddenin zaten bu kanuna girmesi mümkün değil.

Sosyal medyada bazı genç arkadaşlarımız, kadın arkadaşlarımız videolar paylaşıyor. Hiçbir vatandaşımızın incinmesini, üzülmesini istemeyiz, burası hepimizin vatanıdır, herkes müsterih olsun. Kendi hayat tarzının ya da düşüncesinin seçimlerde kaybettiğini düşünenler, Türkiye büyük ülkedir, hiç kimse bir diğerinin hayat tarzının üzerine baskı kuramaz.

Kendini ifade etme, kendi değerlerini, ideolojik kimliğini ifade etme açısından bir şey yok. Kimse kendisinin değer sistemi açısından kaybettiği düşüneceği bir tablonun ortaya çıkması doğru değildir. Bazı vatandaşlarımızın kendisini incinmiş, ötekileştirilmiş hissetmesi doğru bir yaklaşım olmaz. Hangi partiye oy vermiş olursa olsun her vatandaşımızın desteğine, nefesine, gayretine ihtiyacımız var. Seçimlerde siyasi rekabet söz konusudur, husumet söz konusu değildir.

“YSK açıklamayı yaptıktan sonra yemin töreni ve kabine takvimi başlayacak”

YSK milletvekilliği seçimi kesin sonuçlarını açıkladı. O sebeple 3 gün içerisinde yemin olacak. Fakat Cumhurbaşkanlığı kesin sonuçlarını açıklamadı. YSK açıklamayı yaptıktan sonra yemin töreni ve kabine takvimi başlayacak. Yemin töreninin yapıldığı akşam muhtemelen hem kabine açıklanmış olacak ve hem de tören yapılacak. Pek çok devlet başkanı gelmek istiyor. Süreç devam ediyor. Geniş bir katılımla o törenin gerçekleşeceğini değerlendiriyoruz.

(Mehmet Şimşek’le Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüşmesiyle ilgili soru üzerine) Mehmet Bey yakın bir arkadaşımız, çok da değerli arkadaşımız. O açıklamayı yaptığımız gün herkes ‘reddetti’ diyordu, benim odamla kahve içiyorduk, size bir kulis bilgisi. O da şaşırdı. Cumhurbaşkanımızla Mehmet Bey basına yansıyan ve yansımayan görüşmeler yapıyor. Mehmet Bey partimizin içinde zaten. Bu sürece katkı vermek istiyor. Kabine tamamen Cumhurbaşkanımızın takdirindedir. O konuda bizim bir şey söylememiz doğru olmaz.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, Dokunulmazlığını Kaybediyor; 40 Dosya Raftan İnecek

28 Mayıs’ta yapılan seçimde Cumhurbaşkanı seçilememesi nedeniyle dokunulmazlığını kaybedecek olan Kemal Kılıçdaroğlu hakkında yaklaşık 40 dosya raftan inecek. Bunların 16’sını “Cumhurbaşkanına hakaret, tehdit ve iftira” iddiasıyla hazırlanan fezlekeler oluşturuyor. Savcılık, bu fezlekeleri davaya dönüştürürse Kılıçdaroğlu sanık sıfatıyla mahkemeye çıkabilir. 

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı adaylığı nedeniyle 14 Mayıs seçimlerinde milletvekili adayı olmadı. Bu nedenle milletvekilliği haklarından yararlanamayacak olan Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığı, yeni Meclis’in yemin edip göreve başlamasıyla birlikte resmen kalkacak. Yemin tarihinin Cuma günü olması bekleniyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’nu yargıda ne bekliyor?

CHP Genel Başkanı, 2002 yılından bu yana TBMM’de milletvekili olarak dokunulmazlığa sahipti. Ancak 2016’da TBMM’de yapılan Anayasa değişikliğiyle milletvekillerinin o tarihe olan dosyaları yönünden dokunulmazlıkları kaldırılmıştı. Kılıçdaroğlu’nun da yaklaşık 60 fezlekesi raftan inmişti. Bu dava ve soruşturmaların büyük bölümü Kılıçdaroğlu lehine sonuçlandı.

Geri kalan davalar ise Kılıçdaroğlu’nun 2018’de yeniden milletvekili seçilmesiyle birlikte durmuştu.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre, şimdi Kılıçdaroğlu’nun 2016’dan kalanlarla birlikte bugüne kadar savcılık tarafından hazırlanan dosyaları yönünden bir kez daha dokunulmazlığı sona erecek. Savcılık, bu fezlekeleri “suç unsuru” görürse iddianameye dönüştürerek mahkemeye gönderebilecek. Mahkemelerde olan davalar ise kaldığı yerden devam edecek. Bu durumda Kılıçdaroğlu, sanık sıfatıyla mahkemeye çıkmak zorunda kalacak. Kılıçdaroğlu’nun bu şekilde yaklaşık 40 dosyasının bulunduğu öğrenildi. Bunların 23’ü ise TBMM’de bekletilen dokunulmazlık fezlekeleri.

Kılıçdaroğlu hakkında TBMM’de 28 adet yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosya bulunuyor. Bunlardan 13’ü Cumhurbaşkanına hakaret, üçü ise Cumhurbaşkanına hakaretin yanı sıra iftira, tehdit ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik iddialarını da içeriyor. Diğer dosyalarındaki suçlamalar ise şöyle:

“1 adet adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs, 1 adet alenen hakaret, 1 adet iftira, 3 adet kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret, 3 adet kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevinden dolayı hakaret, 1 adet soruşturmanın gizliliğini ihlal, 1 adet suçu ve suçluyu övme, 1 adet tehdit iddiası.”

Raftan inecek dosyalar arasında “21 Soruda FETÖ’nün Siyasi Ayağı” broşürü de yer alacak. Broşürde, Erdoğan ile Fethullah Gülen’in fotoğrafı kullanılmış ve Gülen yapılanmasıyla AKP’nin ilişkisi ayrıntılarıyla anlatılmıştı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 2021 yılında buna ilişkin 7 sayfalık fezleke hazırlayıp Meclis’e göndermişti.

CHP lideri Kılıçdaroğlu hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret”, “Halkı kin ve düşmanlığına alenen tahrik ve aşağılama”, “iftira”, “hakaret” suçlarından işlem yapılması istenmişti. Fezlekede Cumhurbaşkanı Erdoğan, Süleyman Soylu, Bekir Bozdağ, Numan Kurtulmuş’un arasında bulunduğu bazı iktidar temsilcileri mağdur sıfatıyla yer alıyor.

Kılıçdaroğlu’na yakın kaynaklar, bu olaya ilişkin dava açılması halinde CHP liderinin özellikle mahkemeye gelerek AKP ile Gülen yapılanmasının ilişkisini ayrıntılarıyla anlatacağını söyledi.

Millet İttifakı liderlerinde durum ne?

Öte yandan Millet İttifakı’nın diğer liderleri de Cumhurbaşkanı Yardımcısı adayı olduğu için milletvekili olamadı.

Bu nedenle Meral Akşener, Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu, Gültekin Uysal ve Temel Karamollaoğlu da şu anda olduğu gibi dokunulmazlığa sahip değil. Bu isimlerle ilgili de savcılık istediği soruşturmayı açma yetkisi bulunuyor. İYİ Parti lideri Akşener hakkında 2016’dan bu yana Gülen yapılanması iddiasıyla yürütülen bir soruşturma bulunuyor.

Diğer yandan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında YSK üyelerine hakaret iddiasıyla verilen 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasının da istinaf aşaması devam ediyor. Bu cezanın istinaf ve Yargıtay’ın onayından geçmesi halinde İmamoğlu siyasi yasakla karşı karşıya kalabilecek. Bu durumda da 2024’teki yerel seçimlerde aday olamayacak.

Paylaşın

HÜDA PAR Lideri Yapıcıoğlu’ndan “Yemin” Sorusuna Dikkat Çeken Yanıt

Meclis’te yapılacak yemin töreni hakkında soruları yanıtlayan HÜDA PAR Lideri Yapıcıoğlu, “Elbette okuyacağız. Bir nokta, virgül eksik bırakmamak gerekiyor. Ekleme çıkartma yapma gibi bir durum yok. Belki konuşulması istenmeyen gündemler için kasıtlı şekilde gündeme geldi” dedi.

“Kampanya sürecinde başarılı olabilmek için manipülasyon yapıldığını” ileri süren Yapıcıoğlu, “Seçim geçti. Eğer ciddi düşmanlık değilse bundan sonra vazgeçerler. Asla böyle bir şey gündeminizde olmadı ‘Yemin etmeyeceğiz’ diye bir şey söylemedik. Yeminimizi yapacağız, parlamentodaki görevimizi yapmaya geldik. Şov yapmaya gelmedik” ifadelerini kullandı.

Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Meclis’e gelerek kaydını yaptırdı, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Habertürk’ten Arzu Türkuçar’ın haberine göre, Yapıcıoğlu, Meclis’te yapılacak yemin törenine ilişkin açıklama yaptı. Seçim sonuçlarını değerlendiren Yapıcıoğlu, “Tüm milletimize hayırlar niyaz ediyorum. İnşallah canla başla hangi partiden, hangi siyasi görüşten olursa olsun elimizden geldiğince çalışacağız. Umarım bundan sonra siyasi nezaketler yerine getirmeye çalışalım” dedi.

Meclis’te yapılacak yemin töreni hakkında soruları yanıtlayan Yapıcıoğlu, “Elbette okuyacağız. Bir nokta, virgül eksik bırakmamak gerekiyor. Ekleme çıkartma yapma gibi bir durum yok. Belki konuşulması istenmeyen gündemler için kasıtlı şekilde gündeme geldi” dedi.

“Kampanya sürecinde başarılı olabilmek için manipülasyon yapıldığını” ileri süren Yapıcıoğlu, “Seçim geçti. Eğer ciddi düşmanlık değilse bundan sonra vazgeçerler. Asla böyle bir şey gündeminizde olmadı ‘Yemin etmeyeceğiz’ diye bir şey söylemedik. Yeminimizi yapacağız, parlamentodaki görevimizi yapmaya geldik. Şov yapmaya gelmedik” ifadelerini kullandı.

Zekeriya Yapıcıoğlu, Hizbullah hakkında gelen soru için, “Çok kasıtlı bir şey. Yüz bin defa söyledik, öyle bir şey yok. Bundan sonra inşallah iftira kampanyası sona erer. Suç işleyen birinin avukatlığını yapmak… Savunma hakkı başka savunulan kişiyle özdeşleştirmek başka bir şey” diye konuştu.

Paylaşın

Erdoğan’dan Kılıçdaroğlu’na Gönderme: Ben Hesap Uzmanı Değilim, Ekonomistim

Katıldığı bir etkinlikte konuşan Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nu eleştirerek, “Millet kumar masasına tekmeyi vurarak devirmiştir. Hesap uzmanıyım diye övünenler dimyata pirince giderken evlerindeki 40 milletvekilinden de olmuştur. İktidar hırsıyla yapılan yanlış hesaplar bu sefer Bağdat’tan değil sandıktan dönmüştür. Ben hesap uzmanı değilim, ekonomistim” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Burada bu hesabı sizlerle de paylaşayım. CHP vekil sayısı 2018’de 146’ydı. 2023’te vekil sayısı 169’a çıktı. Fakat buradan kiralık vekiller verdiler onlar da 40 tane. 40 vekil gidince 129’a vekil sayıları düştü. Hesap uzmanı bu işi böyle yapar mı? 40’ı gitti, 129 vekil kaldı. 17 vekil burada düşmüş oldu. Bundan sonrasını herhalde oraya gönül vermiş olan CHP’li arkadaşlar düşünecektir. Eski Türkiye ittifakı sandıkta milletten ikinci kez kırmızı kartı yemiştir. Eski sisteme dönüş önerileri bir kez daha elinin tersiyle itmesi son derece manidardır.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Genel Kurulu’nda konuşma yaptı. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

Kuruluşundan bugüne TOBB çatısı altında emek vermiş ancak aramızda olmayan ebediyete intikal etmiş kardeşlerimizi rahmetle yad ediyorum. TOBB’da delege olarak 10-20-30 yıl ve üzerinde süresini tamamlayan kardeşlerimizi tebrik ediyorum. Sizlerin şahsında büyük ve güçlü Türkiye idealine sahip çıkan TOBB üyelerine ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. Türkiye’ye hizmet mücadelemizde bugüne kadar hep sizlerle yol yürüdük. Sırt sırta vererek beraberce yaşadık.

Ekonomimizi çökertmeyi amaçlayan saldırıları beraber püskürttük. Türkiye’yi tarihinin en büyük yatırım hamleleriyle beraber tanıştırdık. Milli gelirimizi 236 milyar dolardan 1 trilyon dolar sınırına beraber getirdik. Kişi başı geliri 3 bin 600 dolardan alıp 10 bin 650 dolara beraber yükselttik. İstihdamı 32 milyona beraber ulaştırdık. İhracatımızı 36 milyar dolardan 255 milyar dolara turist sayısını 51,5 milyonun üstüne beraber çıkardık. 60 yıllık hayal olan TOGG projesini sizlerin de sahiplenmesiyle birlikte gerçeğe dönüştürdük.

Son 21 yıla damga vuran bu eşsiz başarıları kamu özel sektör dayanışması içinde beraberce yazdık. İnşallah bundan sonra aynı çizgide yolumuza devam edeceğiz. Farklı hesaplarla hareket edenleri asla aramıza sokmayacağız. Ülkemizin karşılaştığı sorunlara ortak akılla çözüm arayacağız. Türkiye Yüzyılı’nı hep beraber inşa edeceğiz. TOBB üyeleri bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hedeflerimize ulaşması noktasında üzerlerine düşen görevi yerine getireceklere inanıyorum. Sizlere güveniyorum.

Tarihimizin en önemli seçim süreçlerinden birini hamdolsun başarıyla tamamladık. 14 Mayıs’ta seçimlerin Meclis boyutu neticelenmişti. 28 Mayıs’ta cumhurbaşkanlığı aşaması sonuçlandı. Her iki seçimi de demokrasimize yakışır olgunlukla gerçekleştirdik. Rekor katılımla vatandaşlık görevimizi ifa ettik. Adeta yüzde 90’lara dayanan bir katılım. Seçim sonuçlarının hayırlı olmasını diliyorum. Yurt dışında yaşayan kardeşlerimi hepimizi gururlandıran yüksek katlımdan dolayı ayrıca tebrik ediyorum.

28 Mayıs gecesini ülkemizle birlikte Afrika’dan Asya’ya Türk cumhuriyetlerine kadar her yerde bayram gecesine çeviren tüm dost ve kardeşlerimize teşekkür ediyorum. Sokaklardaki o eşi benzeri görülmemiş coşkunun arkasında yatan sebepleri çok iyi analiz edeceğiz. Gerek anlam ve sonuçları itibarıyla ülke olarak kader seçimi yaşadığımızın farkındayız. Anadolu irfanı bir kez daha siyaset mühendisliklerine galip gelmiştir. Terör örgütleri eliyle siyaseti yönlendirme çabaları hedeflerine ulaşamamıştır. Seçimin kazananı Türk demokrasisi ve milleti olmuştur. Kendini bu topraklara ait hisseden her bir vatandaşım bu seçimin tartışmasız kazananıdır.

Kampanya sürecinde kışkırtmalara rağmen sadığa gölge düşürmeyen seçimin kazananıdır. Sırf farklı tercihlerde bulunduğu için iğrenç hakaretlere uğrayan depremzedelerimiz bu seçimin en büyük kazananıdır. Terör örgütü mensuplarının tehditlerine boyun eğmeyerek sandıklara koşan gurbetçilerimiz bu seçimin kazananıdır. Türkiye denilince gözleri parlayan gözlerinden damlalar akan ülkemiz için dua eden bizimle sevinip bizimle üzülen tüm mazlum ve mağdurlar bu seçimin kazananıdır.

“Eski Türkiye ittifakı sandıkta milletten ikinci kez kırmızı kartı yemiştir”

Türkiye Yüzyılı teklifimiz seçimlerde milletimiz tarafından büyük teveccühle kabul görmüştür. Milletimiz 323 milletvekiliyle Cumhur İttifakı ve Cumhurbaşkanlığına yüzde 52,18 oranında oyla şahsımıza vererek istikrar sürsün Türkiye büyüsün demiştir. Millet kumar masasına tekmeyi vurarak devirmiştir. Hesap uzmanıyım diye övünenler dimyata pirince giderken evlerindeki 40 milletvekilinden de olmuştur. İktidar hırsıyla yapılan yanlış hesaplar bu sefer Bağdat’tan değil sandıktan dönmüştür.

Ben hesap uzmanı değilim, ekonomistim. Burada bu hesabı sizlerle de paylaşayım. CHP vekil sayısı 2018’de 146’ydı. 2023’te vekil sayısı 169’a çıktı. Fakat buradan kiralık vekiller verdiler onlar da 40 tane. 40 vekil gidince 129’a vekil sayıları düştü. Hesap uzmanı bu işi böyle yapar mı? 40’ı gitti, 129 vekil kaldı. 17 vekil burada düşmüş oldu. Bundan sonrasını herhalde oraya gönül vermiş olan CHP’li arkadaşlar düşünecektir. Eski Türkiye ittifakı sandıkta milletten ikinci kez kırmızı kartı yemiştir.

Eski sisteme dönüş önerileri bir kez daha elinin tersiyle itmesi son derece manidardır. 6 tane Cumhurbaşkanı yardımcılığı, yanlış bir araya gelişler ne demokrasiye sığar ne bu milletin ruh köküne yakışır. Bu noktada özellikle dünyada en gelişmiş ülkelerin ve dolayısıyla bizim de ortaya koyduğumuz sistem kabul gördü. Siyaset kurumunun sandıktan çıkan bu iradeyi doğru okuması gerektiğine inanıyorum. Milletin kararını verdiği konularda yeni dayatmalarda bulunmaktan vazgeçilmelidir. Tarihi geriye sardırmanın hiçbir faydası yoktur.

Eski sistem tartışmalarını rafa kaldırmalı, sivil siyasetin en büyük kazanımı olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni tekemmül ettirmeye odaklanmalıyız. Mevlana’nın dediği gibi; “Her gün bir yerden göçmek ne iyi, her gün bir yere konmak ne güzel. Bulanmadan donamdan akmak ne hoş. Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” Yeni şeyler söylemek lazım. Bizim vazifemiz düne saplanıp kalmak yerine ülkenin önüne yeni hedefler koymaktır.

Sandıkta tecelli eden iradeyle kavga edilmeyeceği gerçeğini ülkemizde tüm muhalefet partilerinin anladığını ümit ediyorum. Türkiye’nin önemli bir noksanı da demokrasideki o muhalefeti göremeyişidir. Muhalefet noksanlığı var. Samimi bir özeleştiri yaptıktan sonra muhalefetin sandıktan yükselen bu çağrıya kulak vereceğini düşünüyorum. İnşallah önümüzdeki dönemde devlet organları arasındaki işbirliğini güçlendirerek ülkemize hizmet etmeyi sürdüreceğiz.

Seçim belirsizliğinin ortadan kalkmasıyla birlikte gündemimizdeki esas konulara yoğunlaşabileceğiz. Dünden itibaren çalışmaya başladık. Asrın felaketi olarak nitelenen depremlerin yaralarının sarılması en öncelikli meselemizdir. Her bir şehrimize farklı tarihlerde 3-4 kez giderek afetzedelerin yanında olduğumuzu gösterdik. 180 bine yakın afet konutumuzun inşa süreci de başladı. Deprem bölgesinde 319 bini ilk 1 yıl içinde olmak üzere toplam 650 bin konut inşa edeceğiz. İzmir’de bunu depremden hemen sonra gerçekleştirdik.”

Paylaşın