CHP’de Kurultay Yerel Seçimler Sonrasına Bırakılabilir!

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) açıklanan kongre takvimine göre büyük olağan kurultay için yaklaşık 5 ay var. Hesaplamalara göre kongre süreci en erken ekim ayı sonunda tamamlanacak. Büyük kurultay tarihi için Parti Meclisi 1 Kasım’da toplansa dahi, bir ay önce tarihi ilan etme zorunluluğu dikkate alındığında büyük kurultay en erken aralık ayı başında yapılacak.

Çok sayıda partili yerel seçimlere 4 ay kala yapılması söz konusu olacak bir kurultayın seçim sonrasına ertelenmesinin sürpriz olmayacağı görüşünde. Yaklaşık 5 ay zamana yayılan kongre sürecinin de tartışmaları soğutacağı, kasım-aralık ayında alınacak bir erteleme kararının da sorun yaratmayacağı değerlendirmeleri yapılıyor.

Seçim yenilgisinin ardından MYK’yı değiştirip kongre takvimini ilan eden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yeni yasama döneminin ilk grup toplantısında konuştu.

Yaklaşık 2 hafta süren parti içi değerlendirme toplantılarından sonra kürsüye çıkan Kılıçdaroğlu, “Ben bir genel başkan olarak partimin sadece yakın geleceğini değil uzun hedefli yapısını da düşünüyorum. Gemiyi limana sağlam götürmek yine kaptanın görevidir. Gemiyi limana sağlam götüreceğimi herkes bilsin” dedi.

Kılıçdaroğlu, seçim sonrası yüksek sesle dile getirilen “değişim” çağrılarını da “Eleştirilere saygı evet, eksiklerimizi bize hatırlatanlara evet. Değişimin önünü tıkayan bir kişi değil, değişimin önünü açan bir kişi olacağım. Mutlaka kazanacağız” sözleriyle karşıladı.

Seçim sonrası “genel başkanlık değişimi”nin de konuşulmaya başlandığı partide Kılıçdaroğlu’nun sözleri “Adaylığını ilan etme” ve genel başkanlık için adı geçenlere bir “meydan okuma” olarak yorumlandı.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın aktardığına göre, partide üst düzey görevler üstlenmiş bir CHP’li siyasetçi, “Bu tam bir kurultay konuşmasıydı. Değişim mesajı var ama genel başkan bir değişim olacaksa benimle olacak diyor. Gençlerin önünü açacağım derken onun zamanını da ben takdir edeceğim diyor” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun “gemiyi limana götürme” sözleriyle kast ettiği liman içinse parti içinde değerlendirmeler farklı. Birçok CHP’li siyasetçi bu limanı kongre takvimi açıklanan “büyük kurultay” olarak değerlendirirken bu limanı “yerel seçim” olarak yorumlayanlar da oldu.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na yakın bir siyasetçi ise liman metaforu için “kurultay” ya da “yerel seçim” göndermelerinin önem taşımadığına vurgu yaparak, “Genel başkan kalıyor. Kurultay ne zaman yapılırsa yapılsın, Kılıçdaroğlu 31 Mart 2024 yerel seçimlerine genel başkan olarak girecek. Bu belediye başkan adaylarını partinin kurullarıyla birlikte genel başkanın belirleyeceği anlamına gelir. İmamoğlu da yüzde 100 yeniden aday gösterilir” diyor.

Bekle-Gör taktiği izleniyor

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun “Yeniden adayım, genel başkanlığa devam edeceğim iddiası” olarak yorumlanan konuşması parti içinde birçok siyasetçi için sürpriz olmadı. Ancak bu açıklama kurultay sürecinde Kılıçdaroğlu’nun karşısına rakip çıkmayacağı anlamına gelmiyor.

Değişim çağrısını dile getiren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve CHP Meclis Grubu Başkanı Özgür Özel’in isimleri adaylık için konuşulmaya başlandı. Kurultay sürecinde delege seçimi ilçe ve il kongrelerine dikkat çeken birçok partili pozisyon almak için çok erken olduğu görüşünde. Mevcut durumdan rahatsız olan birçok kişinin “Bekle-gör” taktiği izlediği, kongre sürecindeki gelişmelere göre pozisyon alacağı konuşuluyor.

CHP Genel Başkan adaylığı için ismi geçen İmamoğlu ve Özel’in nasıl bir yol izleyeceği henüz bilinmiyor ancak parti içinde her iki isme karşı da dile getirilen eleştiriler var. CHP örgütlerinin İstanbul kazanımını çok önemsediğine dikkat çeken bir partili, “İstanbul yakın zamandaki en büyük seçim başarısı. İstanbul bir zafer. Seçmenimiz, delegemiz genel başkan adaylığı için İstanbul’un terk edilmesini, bırakılmasını istemez. Yeni bir kayba yol açacak kişiyi de siyaseten affetmez” yorumu yapıyor.

Özgür Özel’in adaylık açıklamaları ile ilgili temel eleştiri ise etik bir değerlendirme içeriyor. Neredeyse bir hafta önce grup başkanı koltuğuna oturan Özel’in genel başkan ile bir vekalet ilişkisi içinde olduğuna dikkat çekilerek, “Hem grup başkanısın hem bayrak açmaya hazırlanıyorsun. O zaman grup başkanlığını bırakacaksın. Bu etik değil” deniliyor.

Ancak Özel’in çıkışının Kılıçdaroğlu’na yarayacağı görüşünü savunanlar da var. Özel’in adaylık çıkışıyla İmamoğlu veya çıkacak bir başka adaya karşı partide denge sağlayacağına dikkat çekilirken bu durumun Kılıçdaroğlu’nu güçlendireceği kaydediliyor.

Açıklanan kongre takvimine göre büyük olağan kurultay için yaklaşık 5 ay var. Hesaplamalara göre kongre süreci en erken ekim ayı sonunda tamamlanacak. Büyük kurultay tarihi için Parti Meclisi 1 Kasım’da toplansa dahi, bir ay önce tarihi ilan etme zorunluluğu dikkate alındığında büyük kurultay en erken aralık ayı başında yapılacak.

Çok sayıda partili yerel seçimlere 4 ay kala yapılması söz konusu olacak bir kurultayın seçim sonrasına ertelenmesinin sürpriz olmayacağı görüşünde. Yaklaşık 5 ay zamana yayılan kongre sürecinin de tartışmaları soğutacağı, kasım-aralık ayında alınacak bir erteleme kararının da sorun yaratmayacağı değerlendirmeleri yapılıyor.

“CHP’deki değişimi Twitter belirlemeyecek”

Bu arada birçok partili sosyal medya ve televizyon programlarındaki CHP tartışmasına da tepkili. Parti içinde “Nasıl seçim sonuçlarını twitter kullanıcıları belirlemedi ise CHP’deki değişimi de, CHP’nin genel başkanını da televizyonlardaki tartışmalar, sosyal medyadaki yorumlar, Twitter belirlemeyecek. Partinin delegeleri, il-ilçe başkanları, belediye başkanları, Meclis grubu, hepsi katkı sunan aktörler olarak bir karar verecekler” yorumu yapılıyor.

Paylaşın

Demokrat Parti De Üç Siyasi Partinin Ortak Grup Arayışına Dahil Oldu

Demokrat Parti (DP) de Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi ve arasında bir süredir devam eden, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) ortak bir siyasi parti grubu kurulmasına ilişkin görüşmelere dahil oldu.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre, bir süredir genel başkanlar düzeyine de taşınan görüşmeler sıklaştı. Görüşmeler Saadet, DEVA ve Gelecek Partisi arasında daha yoğun bir biçimde devam ederken DEVA ve Gelecek Partisi yetkililerinin Demokrat Parti ile de temasa geçtiği belirtildi. Saadet Partisi ile Demokrat Parti arasında henüz bir görüşme gerçekleşmemiş olsa da Demokrat Parti’nin kurulacak gruba katılımı konusunda bir itiraz olmadığı ifade edildi.

14 Mayıs seçimlerinde DEVA Partisi 15, Gelecek Partisi 10, Saadet Partisi 10 ve Demokrat Parti 3 milletvekili çıkardı. Partilerin genel başkanları ve kurmayları, 4 siyasi partinin toplam 38 milletvekilinin bir siyasi parti grubunda birleşmesinin gerekliliği konusunda hemfikir. Genel başkanlar arasında devam eden görüşmelerde Meclis grubunun hangi siyasi partinin adıyla kurulacağı konusunda uzlaşı aranıyor. DEVA ve SAADET, grubun kendi çatıları altında kurulmasını arzu ederken görüşmelerin sonunda bir uzlaşının sağlanacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Saadet Partili bir yetkili, her partinin kendi çatısı altında grup kurulmasını istemesinin olağan olduğunu ifade ederken Saadet Partisi çatısı altında birleşmenin diğer siyasi partilerin tabanlarında daha kolay kabul edilebileceğini düşündüğünü söyledi. Temel Karamollaoğlu’nun siyasette bir “ağabey” figürü olduğunu ifade eden yetkili, “Genel Başkanımız Ahmet Hoca’nın da Sayın Babacan’ın da Temel Ağabey’i. Seçmenlerine bunu daha rahat anlatabilirler” dedi.

DEVA Partisi yetkilileriyse grup kurmanın öneminin farkında olduklarını ifade ederken Türkiye siyasetinin en genç partilerinden biri olarak DEVA çatısı altında birleşmenin fark yaratacağı görüşünü savundu. Saadet Partisi ile siyasi çizgilerinin farklı olduğunu da ifade eden yetkili, grup kurma konusundaki ortaklaşma arayışının sürdüğünü ifade etti.

Partilerin yetkili isimlerine göre Meclis’te grup kurulması, gruba ismini veren siyasi partiye ‘siyaseten’ katılım anlamına gelmeyecek. Grup kurulsa da her siyasi partinin kendi siyasetini yürütmeye devam edeceğini ifade eden bir yetkili, “Bir parti grubunda olmanın avantajlarından yararlanmak için grup kuracağız. O grubun adını taşıyan partiye ilhak söz konusu olmayacak” dedi. Aynı yetkili, gruptaki partilerin yasama çalışmalarında “özerk” olacağını, “Aynı grubun çatısı altında birleşmiş olsak da örneğin bir kanun teklifi konusunda farklı düşünceler söz konusuysa farklı yönde oy kullanılabilecek” örneğiyle açıkladı.

Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin grup toplantısı yapma, genel kurulda daha fazla söz hakkına sahip olma gibi avantajlardan yararlanabileceğini hatırlatan bir başka yetkili, “Maksat üzüm yemek; toplumun yararına siyaset yapmak için Meclis’in söz hakkı ve imkanlarını değerlendirmek ve çarpan etkisi yaratmak” değerlendirmesinde bulundu.

Grup toplantılarında kim konuşacak?

Parti yetkililerinin aktardığına göre grup kurulması halinde grup başkanı ve grup başkanvekillerinin partilere eşit dağıtılması ya da dönüşümlü yürütülmesi gibi seçenekler masada. Ayrıca haftalık grup toplantılarının sırayla yapılması ya da ülke gündeminin yoğunluğuna göre liderlerin aynı grup toplantısında süreyi paylaşarak, sırayla partilerinin görüşlerini aktarması da söz konusu olabilir.

4 partinin siyasi çizgilerinin birbirlerine çok uzak olmadığını ifade eden bir yetkili, Cumhur İttifakı’ndaki MHP ve AK Parti ortaklığını hatırlatarak “Süreç ne getirir bilinmez ama Meclis grubunun kurulması, kendi doğallığında bir siyaset birliğini de doğurabilir. Belki birleşmeye giden bir sürecin başlangıcı olur” değerlendirmesini yaptı.

Yetkililer, muhalefetin kaybedecek zamanı olmadığını, yerel seçim çalışmalarına bir an önce başlanması gerektiğini belirterek kararın Meclis tatile girmeden, en geç temmuz ayı içerisinde netleşeceğini ifade etti.

Öte yandan DEVA ve Gelecek Partisi yetkilileri grup kurma görüşmelerinin yanında “birleşme” temelli ikili görüşmelerini sürdürüyor. İki partiden birinin kendisini feshederek yola tek bir parti olarak devam etmesi masadaki seçeneklerden. Birleşme konusundaki teknik ve siyasi çalışmalar kurmaylar düzeyinde devam ediyor. İki partinin genel başkanları sık sık bir araya gelirken DEVA Partisi çatısı altında birleşmeye yakın olunduğu ifade ediliyor.

Birleşme halinde genel başkanlık koltuğunda kimin oturacağı konusunda farklı modeller tartışılıyor. Eşbaşkanlık, onursal başkanlık gibi modellerin gündemde olduğunu kaydeden kaynaklar yepyeni bir siyaset modelinin de şekillenebileceğini ifade ediyor.

Saadet Partisi ise farklı bir tabana ve siyasi söyleme sahip olduğu için bu görüşmelere dahil olmuyor. Ancak DEVA ve Gelecek Partisi’nin birleştiği bir senaryoda Meclis’te kurulacak bir gruba Saadet Partisi’nin de dahil olmasına sıcak bakılıyor.

Grup kurmak neden avantajlı?

Grubu olan siyasi partiler Meclis Başkanlık Divanı’nda temsil edilip, Genel Kurul kürsüsünde grup adına söz hakkı kullanabiliyor ve ihtisas komisyonlarına üye verebiliyor. Bir siyasi parti grubunun en az bir grup başkanı, iki de grup başkanvekili olabiliyor. Grup başkanvekillerinin genel kurul oturumlarında ayrıca söz hakkı bulunuyor ve grup başkanvekilleri Genel Kurul gündeminin belirlendiği danışma kuruluna katılabiliyor. Tüm bu avantajların yanı sıra grubu bulunan siyasi partiler, salı günleri grup toplantısı düzenleme hakkı da kazanıyor.

Grubu bulunan siyasi partiler için makam odaları, personel çalışma alanları ve toplantı salonlarının bulunduğu bir de grup yönetim bölümü ayrılıyor. Meclis kulislerinde, diğer siyasi parti gruplarının ve genel kurulun bulunduğu ana binanın birinci katında bir koridorun yeni kurulacak gruba tahsis edileceği iddia ediliyor.

Paylaşın

Yerel Seçimlerde İttifak Mümkün Mü, İYİ Parti İttifak Fikrine Nasıl Bakıyor?

Cumhurbaşkanlığı seçimi için kurulan Millet İttifakı bir seçim ittifakı olarak görüldüğü için ikinci turun ardından kendiliğinden ortadan kalkmış durumda. İYİ Parti açısından altılı masa yapısında eski üyelerle bir ittifak kurmak artık çok zor görülüyor. Çünkü bu yapının ilk baştaki formülünden çıkılarak diğer partilerin de girmesi ve ardından yaşanan adaylık krizi gibi nedenlerle “ciddi travmalara” yol açtığı düşünülüyor.

Öte yandan İYİ Partili yetkililer yerel seçimler için bazı illerde kısmi ittifaklara ya da iş birliğine kapıları kapatmazken, mart ayına kadar daha belli bir süre olduğuna ve gelişmelere göre karar verileceğine de dikkat çekiyor. İYİ Partili bir yetkili, “Biz tek başımıza girecekmiş gibi çalışırız. Ama şartlar neyi getirir onu şu an için bilmek zor” yorumu yapıyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in parti yetkililerinden edindiği izlenimlere göre İYİ Parti bundan sonra artık kendi kimliği ve hedeflerini ortaya koyacak bir şekilde hareket etmeyi tercih ederken, bazı iller için ise kısmi iş birliğine mümkün gözüyle bakıyor. İYİ Partili bir yetkili önemli büyükşehirlerin kaybedilmesi gibi bir riskin görülmesi durumunda kendilerinin fedakârlık yapmaya hazır olduğunu ancak geçmiş seçimlerde yapılan hataların tekrarlanmaması konusunda kararlı olduklarını belirtiyor.

Seçim sonuçlarının pek çok açıdan tartışılmaya devam edildiği sırada CHP başta olmak üzere Millet İttifakı’ndaki bazı partilerde taşlar yerinden oynarken, İYİ Parti’nin gelecek hafta sonu yapacağı kongrede Genel Başkan Meral Akşener’in “güven tazelemesi” ve yerel seçimler için mücadeleye başlama mesajı vermesi bekleniyor.

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde Millet İttifakı’nın adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimleri kaybetmesi ve ayrıca İttifak’ın TBMM’de de çoğunluğu sağlayamaması muhalefet cephesinde moralleri bozarken, ittifakın iki büyük partisinde de yönetimlere yönelik eleştiriler yükselmişti.

CHP’de bu eleştiriler Kılıçdaroğlu’nun kendi adaylığı konusunda ısrar etmesi nedeniyle daha yüksek sesle dillendirilirken, değişim istenmiş ve kurultay süreci başlatılmıştı. CHP’nin kurultayının Ekim sonu ya da Kasım aylarında gerçekleşebileceği belirtiliyor.

Öte yandan seçimin ardından Millet İttifakı’nın diğer büyük ortağı İYİ Parti ise 24-25 Haziran günlerinde 3. Olağan Büyük Kurultayını düzenleme kararı aldı. Kurultayda Genel Başkan, Genel İdare Kurulu, Merkez Disiplin Kurulu organlarının seçimi ve tüzük değişikliği yapılacak.

İYİ Parti son seçimlerde yaklaşık 5 milyon 276 bin seçmenin oyuyla yüzde 9,69 oranını yakalarken, TBMM’de 44 sandalyenin sahibi oldu. Parti 2018 seçimlerinde ise yüzde 9,96 oy ile 43 milletvekili çıkarmıştı.

Akşener seçimlerin ikinci turunun ardından yaptığı açıklamada parti olarak 2018’deki oy ve milletvekili sayısını tekrarladıklarını hatırlatarak, “Yani ne aşağı düştük ne yukarı çıktık. Dolayısıyla bununla ilgili bir mesaj var. Bu mesajı bütün arkadaşlarımızla beraberce okuyacağız, anlayacağız, derslerimizi çıkaracağız” demişti.

Bu arada birkaç gün önce kurucusu olduğu İYİ Parti’den istifa eden Eski Devlet Bakanı ve 27.Dönem İYİ Parti Milletvekili Ahat Andican “Bugün geldiğimiz noktada İYİ Parti Yönetimi ile siyasal ve yapısal açıdan uyumlu bir çalışma yürütme imkânı kalmamış durumdadır” ifadelerini kullandı. Andican’ın yanı sıra kuruculardan Aytun Çıray ile İYİ Parti Kurucular Kurulu ve Genel İdare Kurulu Üyesi Emine Küçükali de partiden ayrıldı.

İYİ Parti’nin oylarını artıramaması nedeniyle partide bu örneklere benzer bazı eleştiriler yükselirken, üst yönetime göre oyların artmamasının başlıca sebepleri olarak “altılı masanın yapısı, aday belirleme sürecinde İYİ Parti’nin yıpratılması ve başkanlık sisteminde iki farklı kutbun varlığı” görülüyor.

Ancak parti yönetimini seçimlerde çok başarılı bulmayan gruplar da var. Son olarak İYİ Partili bir grup “partinin kurucu iradesinden uzaklaşıldığı” gerekçesiyle Ortak Akıl Platformu kurdu.

Platformun kuruluş gerekçesine ilişkin, Platform Sözcüsü İYİ Parti Kurucular Kurulu Üyesi ve Merkez Disiplin Kurulu Başkanı Ethem Baykal ile Kurucular Kurulu Üyesi İsmet Koçak ortak yazılı açıklama yaparken, yönetim eleştirildi ve taleplerinin dikkate alınmaması halinde kongrede “partinin kuruluş ilkelerine bağlı yeni bir kadro ve Genel Başkan adayı ile” yola devam edecekleri belirtildi.

Partinin üst düzey yetkilileri ve parti çevrelerine göre ise Akşener’in karşısına kongrede güçlü bir adayın çıkması beklenmezken, tam tersine Akşener’in güçlü bir konuşma yaparak “güven tazelemesi ve yerel seçim için mücadeleye başlangıç işareti vermesi” öngörülüyor.

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu da iki gün önceki sosyal medya paylaşımında, “İYİ Parti ailesi bu büyük buluşmada liderimiz Sayın Meral Akşener’in etrafında kenetlenerek ülkemizin içine sokulduğu çıkmazdan kurtuluşu ve yeni yol haritasını müjdeleyecektir” demişti.

Akşener’in kurultayın ardından farklı illere giderek yeniden halk buluşmalarına katılması ve hem seçim sonuçları ile ilgili partisinin görüşlerini aktarması hem de yerel seçime yönelik çalışmalara başlaması planlanıyor.

İYİ Partili üst düzey bir yetkili, “Bizim için bundan sonra önemli olan tabanımızı tekrar heyecanlandırmak, belli bir hedefe yönlendirebilmek. Çünkü yerel seçimler yaklaşıyor” sözleriyle Akşener’in çıkması planlanan yurt gezilerinin önemini aktarıyor.

Bu kapsamda Akşener’in asıl mesajlarını vereceği kongreye kadar Meclis grubu yapması da şu an için düşünülmüyor.

İYİ Parti’nin çizgisi ne olacak?

Peki seçim sonuçlarından istediğini tam alamayan ama 2018’in de çok gerisine düşmeyen İYİ Parti bundan sonra yoluna hangi çizgide devam edecek?

Haziran sonundaki kurultay sonrasında İYİ Parti ile ilgili eskiden beri bazı dönemlerde dillendirilen ancak farklı nedenlerle gerçekleşmeyen “merkez sağ” çizginin bundan sonra daha net bir şekilde çizilmesi beklenebilir mi?

Edinilen bilgiye göre Akşener’in kongrede yapacağı konuşma İYİ Parti’nin bundan sonraki çizgisini aktaracak şekilde olacak ve partinin ilkeleri, kuralları ve politikaları daha belirgin bir şekilde ifade edilecek. Üst düzey bir parti yetkilisi, “Seçimlerden sonra muhalefette milliyetçi, demokrat ve merkez sağ alanı kapsayabilecek tek parti İYİ Parti” diyerek, bundan sonra da aslında AKP’nin de beslendiğini söylediği Türkiye ortalamasına uygun şekilde “milliyetçi, demokrat ve kalkınmacı” çizgide devam edileceğini kaydediyor.

Partisine küskün CHP’lileri de kapsayacak bir şekilde muhalefet seçmenlerini kucaklayıcı bir konuşma yapması beklenen Akşener’in küskün ve kırgın olan seçmenler için yeni bir yol haritası çizmeyi hedefleyeceği belirtiliyor.

İYİ Parti yaklaşık yüzde 10’luk oy tabanının artık iki seçimin ardından oturduğunu belirterek, bu yüzdeyi bir “sıçrama tahtası” olarak gördüklerini ve olumlu bir şekilde değerlendirilmesi durumunda bu oranın yükselme şansının yüksek olduğunu ifade ediyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimi için kurulan Millet İttifakı bir seçim ittifakı olarak görüldüğü için ikinci turun ardından kendiliğinden ortadan kalkmış durumda.

Peki bu durumda 2024 yılının mart ayındaki yerel seçimlerde İYİ Parti ittifak yapma fikrine nasıl bakıyor?

İYİ Parti açısından altılı masa yapısında eski üyelerle bir ittifak kurmak artık çok zor görülüyor. Çünkü bu yapının ilk baştaki formülünden çıkılarak diğer partilerin de girmesi ve ardından yaşanan adaylık krizi gibi nedenlerle “ciddi travmalara” yol açtığı düşünülüyor.

Öte yandan İYİ Partili yetkililer yerel seçimler için bazı illerde kısmi ittifaklara ya da iş birliğine kapıları kapatmazken, mart ayına kadar daha belli bir süre olduğuna ve gelişmelere göre karar verileceğine de dikkat çekiyor. İYİ Partili bir yetkili, “Biz tek başımıza girecekmiş gibi çalışırız. Ama şartlar neyi getirir onu şu an için bilmek zor” yorumu yapıyor.

İYİ Parti bundan sonra artık kendi kimliği ve hedeflerini ortaya koyacak bir şekilde hareket etmeyi tercih ederken, bazı iller için ise kısmi iş birliğine mümkün gözüyle bakıyor. İYİ Partili bir yetkili önemli büyükşehirlerin kaybedilmesi gibi bir riskin görülmesi durumunda kendilerinin fedakârlık yapmaya hazır olduğunu ancak geçmiş seçimlerde yapılan hataların tekrarlanmaması konusunda kararlı olduklarını belirtiyor.

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye “İsveç NATO’ya Üye Olmalı” Mesajı

Beyaz Saray sözcüsü Karine Jean Pierre, İsveç’in Türkiye ile daha önce varılan mutabakat kapsamında yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve buna 1 Haziran’da yürürlüğe giren yeni terörle mücadele yasasını da kapsadığını vurguladı.

İsveç’in katılımının NATO’yu daha da güçlendireceğinin bir kez daha altını çizen Beyaz Saray sözcüsü “İsveç’in bir an önce NATO üyesi olması gerektiğini düşünüyoruz” dedi ve bu konuda umutlu olduklarını söyledi.

Türkiye ve Macaristan İsveç’in NATO’ya katılım protokolünü henüz onaylamamış olan iki üye. Ankara Stockholm’den ABD ve AB’nin terör örgütü listesinde olan PKK ile mücadele konusunda daha fazla adım atmasını talep etmişti.

Amerikalı yetkililer İsveç’in NATO’ya katılım sürecinin Temmuz ayında Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılacak NATO zirvesine kadar tamamlanmasını bekliyor.

VOA Türkçe’den Begüm Dönmez Ersöz’ün aktardığına göre, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Washington temasları kapsamında Başkan Joe Biden’la Oval Ofis’te biraraya geldi. Görüşme Başkan Biden’ın diş tedavisi sebebiyle bir gün gecikmeli olarak gerçekleşti.

ABD Başkanı Biden’ın NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’le görüşmesine Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Jon Finer ve ABD’nin NATO temsilcisi katıldı.

Görüşmede Rusya’nın 16 aydır işgal ettiği Ukrayna’da sahadaki durum, Kiev’e askeri yardım, Türkiye ve Macaristan’ın henüz NATO’ya katılım protokolünü onaylamadığı İsveç’in İttifak’a üyelik süreci vardı.

Başkan Biden NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’le görüşmesinde tüm NATO topraklarının savunmasına güçlü destek ve İttifak içinde birliğin muhafaza edilmesi mesajının altını çizdi. “NATO müttefikleri hiç bu kadar birleşik bir tavır sergilememişti. Bunu sağlamak için ikimiz de çok çalıştık.” dedi.

ABD’nin Ukrayna’ya 325 milyon dolarlık yeni askeri yardım açıkladığı sırada Washington’da temaslarda bulunan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Ukrayna’ya güçlü destekten dolayı ABD’ye teşekkür etti.

Ukrayna’ya sağlanan güçlü askeri yardımların sahada fark yarattığını belirten NATO Genel Sekreteri Ukrayna’nın karşı saldırıda ilerleme kaydettiğini söyledi.

Jens Stoltenberg, “Henüz ilk günler ancak şunu biliyoruz ki Ukraynalılar ne kadar fazla toprak geri alırsa, müzakere masasında elleri o kadar güçlü olur.” dedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in savaşı kazanmaması gerektiğini söyleyen NATO Genel Sekreteri, böyle bir sonucun sadece Ukrayna için bir “trajedi” olmakla kalmayıp tüm dünyayı daha tehlikeli bir hale getireceği uyarısında bulundu.

Jens Stoltenberg, “(Savaşı Putin’in kazanması Çin dahil tüm dünyadaki otoriter liderlere askeri güç kullandıklarında istediklerini elde edebilecekleri mesajını verecek.” ifadelerini kullandı.

ABD’nin Ukrayna için açıkladığı yardım paketi, Kiev’in karşı saldırıya geçtiği bir sırada Ukrayna’ya Bradley zırhlı araçların ve gelişmiş yüzeyden havaya füze sistemleri için mühimmat sağlanmasını öngörüyor.

325 milyon dolarlık yeni yardım paketi ABD Savunma Bakanlığı’ndan Ukrayna için tahsis edilen kırkıncı askeri yardım paketi olacak.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’ün görev süresi Ekim ayında sona eriyor. Daha önce görev süresi üç kez uzatılan Stoltenberg’den görev süresini bir kez daha uzatmasının istenip istenmediği belirsiz.

Başkan Biden görüşmede NATO’ya kritik bir dönemde liderlik eden Stoltenberg’ün başarılı bir süreç yürüttüğünü söyledi.

Beyaz Saray sözcüsü Karine Jean Pierre, Başkan Biden’ın bu konuda henüz bir karar vermediğini belirtti; Jens Stoltenberg’ün harika bir iş çıkardığını düşündüğünü söylemekle yetindi.

“İsveç’in bir an önce NATO üyesi olması gerektiğini düşünüyoruz”

NATO Genel Sekreteri’nin Washington temaslarında öne çıkan bir diğer konu da Rusya’nın Ukrayna işgalinin ardından Finlandiya ile birlikte üyelik başvurusunda bulunan İsveç’in İttifak’a katılım sürecinin tamamlanmasıydı.

Türkiye ve Macaristan İsveç’in NATO’ya katılım protokolünü henüz onaylamamış olan iki üye. Ankara Stockholm’den ABD ve AB’nin terör örgütü listesinde olan PKK ile mücadele konusunda daha fazla adım atmasını talep etmişti.

Beyaz Saray sözcüsü Karine Jean Pierre, İsveç’in Türkiye ile daha önce varılan mutabakat kapsamında yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve buna 1 Haziran’da yürürlüğe giren yeni terörle mücadele yasasını da kapsadığını vurguladı.

İsveç’in katılımının NATO’yu daha da güçlendireceğinin bir kez daha altını çizen Beyaz Saray sözcüsü “İsveç’in bir an önce NATO üyesi olması gerektiğini düşünüyoruz” dedi ve bu konuda umutlu olduklarını söyledi.

Amerikalı yetkililer İsveç’in NATO’ya katılım sürecinin Temmuz ayında Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılacak NATO zirvesine kadar tamamlanmasını bekliyor.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, zirveyi “çok önemli bir kilometre taşı” olarak niteledi ve bazı müttefiklerin kaygılarının giderilmesinin ardından İsveç’in NATO’ya alınmasının zamanının geldiğini yineledi.

İsveç 1 Haziran’da terör örgütlerine üye olması suç haline getiren yeni terörle mücadele yasasını yürürlüğe koymuş ve İsveç Yüksek Mahkemesi’nin yeşil ışık yakmasının ardından Türkiye’de terör suçlarından hüküm giyen bir kişinin iadesine onay vermişti.

NATO savunma bakanları Brüksel’de biraraya gelecek

Önümüzdeki günlerde NATO’da Ukrayna gündemi yoğunluğunun devam etmesi bekleniyor. NATO Savunma Bakanları Perşembe günü Brüksel’de biraraya gelecek.

Bu görüşmelerde ağırlıklı olarak Ukrayna’ya askeri yardımın ele alınması ve Kiev’e sağlanan mühimmatın standardize edilmesi çabalarının ele alınması bekleniyor.

Ukrayna’ya askeri yardım sağlayan bazı ülkelerin savunma şirketlerinin temsilcileri de toplantıya katılacak.

Bu şirketler arasında Ukrayna’ya insansız hava aracı sağlayan drone üreticisi Baykar da yer alıyor.

Bu kapsamda yapılacak görüşmelerin amacı askeri ekipman üretiminin arttırılması, Kiev’e sağlanan mühimmatın standardize edilmesi ve bu sayede askeri desteğin daha pürüzsüz şekilde yapılabilmesi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’dan Belediye Başkanlarına “Vatandaşa Daha Çok Dokunun” Talimatı

Cumhuriyet Halk Partili (CHP) belediye başkanlarıyla bir araya gelen Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkanlara, “Vatandaşla daha sık bir araya gelin, daha çok dokunun. Dertlerini dinleyin” dediği öğrenildi.

14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinin ardından dün yeniden TBMM’deki parti grup toplantısında kürsüye çıkan Kılıçdaroğlu, konuşmasında dikkat çeken mesajlar verdi. Kılıçdaroğlu daha sonra CHP’li belediye başkanlarıyla buluştu.

Kılıçdaroğlu toplantıda, başkanlara yerel seçimlere yönelik görüşlerini iletti. Daha çok çalışma uyarısı yapan Kılıçdaroğlu’nun “Vatandaşla daha sık bir araya gelin, daha çok dokunun. Dertlerini dinleyin” dedi.

Öte yandan toplantı öncesi seçim sonuçlarını eleştiren ve CHP’deki değişim sürecine ilişkin Kılıçdaroğlu’na görüşlerini iletmek istediğini söyleyen başkanlar olmuştu. Toplantıda bu konuların “gündeme gelmediği” öğrenildi.

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre; toplantıya ilişkin bilgi veren başkanlar, “CHP’nin grup toplantılarına düzenli olarak belediye başkanları katılır. Bizim bu ziyaretimiz de öyleydi. Genel başkanımıza da yapılanın rutin bir ziyaret olduğunu, olayların basında farklı gözüktüğünü ilettik.

Ayrıca yerel seçimlerde daha iyi hazırlanmamız gerektiğini söyledik. Onun dışında kurultay ya da değişim gibi konular gündeme gelmedi. Kısa bir görüşme oldu. İddia edildiği gibi bir ‘değişim’ isteğimiz ya da ‘destek açıklamamız’ olmadı. Sadece rutin bir ziyaretti” dedi.

Kılıçdaroğlu aday olacak mı?

Öte yandan Sözcü TV’de Deniz Zeyrek ve Saygı Öztürk’ün sorularını yanıtlayan CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, CHP’de yapılması planlanan kurultaya ilişkin olarak, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden aday gösterileceğini söyledi.

Kemal Kılıçdaroğlu ise, adaylık konusunda şu ifadeleri kullanmıştı: “CHP’de kişiler önemli değil. Değişimin önünü açtık. Aday olup olmamanın hiçbir önemi yok. Kurultayda gidip de ‘Ben adayım’ demem. Ama getirip işi yine kişiye getiriyoruz. Değişim olmayan bir hayat var mı? Hayatın her alanında değişim var.

Partinin yetkili organları kimin aday olup olmayacağına karar verecektir. Bu partide herkes gelip genel başkanlığa aday olabilir. Ben kurultay kararı aldım, gelsin aday olacaklar çalışsın.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan “Değişim” Taleplerine Dikkat Çeken Yanıt

CHP Genel Başkanlığı görevini sürdürüp sürdürmeyeceği merak edilen Kılıçdaroğlu, Kurultay kararımızın gündeminde değişim var. Değişimin önünü açacağım. Hiçbir zaman değişimin önünü tıkayan bir kişi değilim, değişimin önünü tamamen açacağım” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İnsanlık tarihi bir demokrasi tarihidir bu ülkede o demokrasinin mihenk taşı da Cumhuriyet Halk Partisi’dir. CHP küllerinden yeniden doğacaktır. Bu Saraylıları elbette göndereceğiz, birlikte göndereceğiz. Gemiyi limana sağlam götürmek kaptanın görevidir, kaptan olarak gemiyi limana sağlam götüreceğimi herkes bilsin.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, seçimlerden sonra ilk kez partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Sözlerime önce birkaç acı haberle başlamak isterim. İki şehidimiz var. Şehitlerimizin bizim gönlümüzde ayrı bir yeri vardır.

Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir ama bu vatan için canını veren herkese 85 milyon minnet duyar. İki şehidimize Allah’tan rahmet diliyorum.

MKE’de de 5 işçimiz hayatını kaybetti. Onlara da Allah’tan rahmet diliyorum. Bu olayın takipçisi olacağız. Hangi gerekçeyle nasıl bir facia gerçekleşti bunu da takip edeceğiz.

Mazbatayı aldığı tarihten itibaren bu arkadaşımız tutuklu. Biz CHP olarak nerede haksızlık hukuksuzluk varsa o haksızlığın giderilmesi için mücadele ederiz.

Önemli olan bir milletvekilinin Anayasa’ya aykırı olarak hapishanede tutulmasıdır. TBMM’nin onurunu haysiyetini koruyacak olan bir numaralı isim Meclis Başkanı, suskun davranamaz.

Milletvekilinin hapisten çıkıp gelip yemin etmesi gerekiyor. Keşke bu konuşmayı hiç yapmasaydık.

Neden diyoruz CHP demokrasinin güvencesidir, insan haklarının güvencesidir diyoruz. Bizden olsun veya olmasın bir kişi haksızlığa uğruyorsa sahip çıkmamız gerekiyor. Bunu yapmaya devam edeceğiz.

Bir seçim dönemini geçirdik. Elbette oturup değerlendireceğiz. Her değerlendirmenin kendine göre artıları, eskileri olacaktır. Güzel bir atasözümüz var; “Yolu doğru olanın, yükü ağır olur” Yolumuz doğrudur ve yükümüz ağırdır. Biz 85 milyonun yükünü çeken bir partiyiz.

Biz her zaman ve her yerde haksızlığa uğrayanların yanında olduk. Düşüncesini ifade etmek isterken şiddet görenlerin yanında olduk. Aklını kullananların, fakirin yanında olduk. Kendisini kimsesiz hissedenlerin yanında olduk.

Mesele Kılıçdaroğlu olayı değildir. Kılıçdaroğlu bu büyük mücadelenin sadece bir neferidir. Ben CHP’nin bir üyesi olma şerefini bu partinin genel başkanı olma şerefini ömrüm boyunca taşıyacağım.

Gemiyi limana sağlam götürmek kaptanın görevidir. Gemiyi limana sağlam götüreceğimi herkes bilsin.”

Paylaşın

CHP’de “Değişim” Yerel Seçimleri Etkiler Mi?

Yerel seçimlere giderken Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) “değişim” beklentisi tüm kamuoyunun yakından takip ettiği bir süreç. İttifakların sürüp sürmeyeceği, adayların nasıl belirleneceği konularında parti tabanlarında da soru işaretleri var.

Her ne kadar CHP yönetimi “yerel seçimleri büyük farkla kazanacağız” iddiasını gütse de bu o kadar kolay gözükmüyor. Bunun için ittifakların yeniden oluşturulması şart.

Metropol Araştırma Şirketi’nin kurucusu Prof. Özer Sencar, yerel seçimlerde muhalefet bir ittifakla seçime girmeyecek. İYİ Parti ve HDP’nin 2019 yerel seçimlerinde fedakarlık yaptığını ve bu sayede birçok büyükşehirin kazanıldığını hatırlatan Sencar’ın beklentisi şu yönde:

“2024 yerel seçime giderken CHP’nin çok fazla şeyler yapmasını beklemiyorum. Etkili aksiyon yapacak kişi Erdoğan’dır. Erdoğan’ın müthiş bir hırsı var İstanbul’a dair. İstanbul, Erdoğan için her şeydir. Ne yapıp edip oraya odaklanacaktır. Ankara için aynı şey söz konusu değil, Mansur Yavaş’ı yıkabilecek bir aday bulabileceklerini sanmıyorum. Erdoğan için en riskli aday Ekrem İmamoğlu. Aday olmaya kalkarsa siyasi yasak devreye girer”.

Sencar’a göre Erdoğan İmamoğlu’nun önünü kesmek için elinden geleni de deneyecek. Öte yandan Ekrem İmamoğlu ile parti arasındaki ilişkilerin tamir olunabilir ve yenilenebilir noktayı da aştığı görüşünde. “Partisi de onu aday yapmaz. Dolayısıyla CHP İstanbul’u vermemek için elinde çok fazla silahı yok. CHP’nin İstanbul oyu yüzde 27, 28 bandıdır. İmamoğlu yüzde 54 aldı. Böyle bir başka ismi nereden bulabilecekler, ben pek ihtimal vermiyorum” diye belirtti.

Siyaset bilimci Dr. Cop’a göre Cumhur İttifakı seçimlere daha organize girecek. Bu noktada Millet İttifakı’nın da birlikte hareket etmesinin şart olduğunu kaydeden Cop, “Değişim arzusu sadece CHP değil tüm muhalif kesime yayılan bir arzu. Normal şartlar altında metropollerdeki siyasi eğilim ortada. Muhalefet birlikte girerse kazanması mümkündür. Ancak siyasi iklim son baharda ya da seçime yakın ne gösterecek bunu göreceğiz” diyor.

Erdoğan’ın ekonomiye dair adımlar konusunda küçümsenmemesi gerektiğini de anlatan Cop, seçime kadar atılacak adımların belirleyici olduğu görüşünde.

Sencar ise Kılıçdaroğlu’nun büyükşehirlerde önde olduğunu ancak bunun “Erdoğan karşıtlığı” üzerinden sağlandığı görüşünde. Sencar, “CHP’li olmayan o insanlar tekrar Kılıçdaroğlu’nun kalması halinde başında olduğu yere giderler mi, emin değilim, gerçekleşmesi çok zor. Büyükşehirlerde kaybetme ihtimali o nedenle yüksek” değerlendirmesinde bulundu.

“Sizce lider değişimi olursa yerel seçimde tablo tersine döner mi?” sorusuna da Sencar, “lider değişimi olma ihtimali görmüyorum, olmayacak bir şey için fikir yürütmek de istemem” yanıtı verdi. Ona göre Kılıçdaroğlu görevini zaten bırakmayacak.

CHP’de cumhurbaşkanlığı ve milletvekilligi seçimlerinden beklenen sonucun alınamamasının ardından sular durulmuyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sonuçlara dair yaptığı değerlendirmede “kazanamadık ama ağır yenilgi olarak da görmüyorum” şeklindeki açıklamaları parti içinde “değişim” beklentisi içindeki kesimlerden seslerin yükselmesine yol açtı.

CHP’de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Grup Başkanı Özgür Özel”den gelen değişim mesajlarının ardından tartışmalar “isim” üzerinden devam etmeye başladı. Peki değişim nasıl mümkün olacak? Sadece lider değişimi ile yenilenme mümkün mü? Değişimde ilkeler nasıl bir rol oynayacak ve bir reforma da ihtiyaç yok mu?

DW Türkçe’den Kıvanç El’e konuşan Metropol Araştırma Şirketi’nin kurucusu Prof. Özer Sencar, “lider” tartışmasının demokratik bir tartışma olduğunu ifade ederek, “Partilerin prensipler, ideallere göre dizayn olması istenir. Avrupa’da ve Ortadoğu’da olsun; özellikle de Ortadoğu ve Türkiye’de lider çok önemlidir. Seçimleri liderler kazanır ve kaybeder. Dolayısıyla CHP’de 6 ayda 1 yılda kemikleşmiş bu yapının düzelme ihtimali yok. CHP içinde çoğu vekil 5, 6 hatta 7 dönemdir milletvekili. Bu kadar kemikleşmiş bir yapıyı Atatürk gibi bir adam değiştirir” dedi.

Ekrem İmamoğlu’nun liderlik vasıflarının çok güçlü olduğu değerlendirmesinde de bulunan Sencar, “Liderlik özelliği yüksek birisinin gelmesine CHP’nin bugünkü yapısı izin vermez. Ne genel merkez ne teşkilatları izin verir” diye konuştu ve İmamoğlu’nun tek seçeneğinin kendisine yeni bir siyasi yol çizmek olacağını savundu.

Tarışmaları yakından takip eden siyaset bilimci Dr. Burak Cop da yaptığı değerlendirmede Türkiye’de Başkanlık sisteminin artık pekişmeye başladığını söyledi. “Partilerin doktrini”, “parti kimliği” gibi tartışmaların arka planda kaldığını da ifade eden Cop, “Bu sistemle birlikte liderler ön plana çıktı. Yüzde 50+1 sistemi ideolojik farklılıkları örten bir sonucu beraberinde getirdi. Daha genel temalar siyasette ayrım hatlarını belirlemeye başladı” dedi.

ABD, Macaristan gibi birçok ülkede artık sistemlerin “otoriterlik” veya “özgürlükçülük” hattı üzerinden şekillendiğini belirten Cop, bu durumun siyasette de sığlaşmaya yol açtığı görüşünde.

CHP’de sorunun Türkiye’deki genel sorundan bağımsız olmadığını da vurgulayan Cop, “Türkiye’nin son 10 yıldır içinden geçtiği süreçte ‘başkancılık’ ve ‘tek adamlık’ eğilimi muhalefet partilerinde de çok belirgin hale gelmeye başladı. CHP gibi tarihi boyunca genel başkanların at oynatamadığı, İnönü’nün de Ecevit’in de hakim olamadığı bir parti 90’larda mevzuatın değişmesi ile birlikte Deniz Baykal’ın egemen olduğu bir parti oldu. Bu eğilim daha da kuvvetlenerek devam ediyor. ‘Başkancılık’a karşı ‘başkancılık’ var artık” değerlendirmesini yaptı.

Cop, muhalefet olarak adlandırılan partilerin hiçbirinde “parti içi muhalefet”in güçlü olmayıp, vekil listesi belirlenirken de mesela demokratik yolların izlenmediğine dikkati çekerken, mevcut “Anti-demokratik gidişat AKP’ye has değil, genel bir durum. Elbette faturanın en büyük kısmını AKP’ye çıkarabiliriz ama sadece AKP’den ibaret olmayan bir yapılanma var” diye konuştu.

Özer Sencar da CHP’de de parti yapılanması ve sistem değişikliğinin çok zor olduğu görüşünde. Araştırmacı Sencar, “CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu seçimi kesinlikle alacağı havasını kendi seçmenine de muhalif seçmene de verdi ve sonunda bir hezimet ile yüz yüze geldi. Seçmenin beklediği şey de bu hezimetin doğru bir şekilde değerlendirilmesi ve sorumluların bunun hesabını vermesidir” diye hatırlattı. Sencar’a göre normal şartlar altında böyle bir hezimet sonrası hesaplaşma, sorumluluk alma, istifa etme, kenara çekilme adımı atılır. “Türkiye’de ise böyle bir gelenek yok” diyor. Sencar’a göre Türkiye maalesef şimdiye kadar “Mağlubiyetin sebebi benim” diyen bir lider hiç görmedi. Ona göre Kılıçdaroğlu bunu yapsa bir ilk olacaktı. Ancak “Böyle bir gelenek olmadığı için CHP seçmeninde de çok şiddetli bir tepki yok” diye düşünüyor.

Kılıçdaroğlu’nun kurultayda aday olup kazanacağını düşündüğünü de söyleyen Sencar, “Partilerde delegeleri lider seçer, delegeler de lideri seçer. Yeniden başlayacaktır, ‘şimdi yenildim bir dahaki sefere yeneceğim’ diyecektir. CHP’nin bu yapısını reforme etmek çok zordur” diye düşünüyor.

CHP’de “değişim” yerel seçime etki eder mi?

Muhalefet ve özellikle CHP’de sancılı dönem yerel seçimlere giderken de tüm kamuoyunun yakından takip ettiği bir süreç. Ittifakların sürüp sürmeyeceği, adayların nasıl belirleneceği konularında parti tabanlarında da soru işaretleri var. Her ne kadar CHP yönetimi “yerel seçimleri büyük farkla kazanacağız” iddiasını gütse de bu o kadar kolay gözükmüyor. Bunun için ittifakların yeniden oluşturulması şart.

Özer Sencar’a göre ise yerel seçimlerde muhalefet bir ittifakla seçime girmeyecek. İYİ Parti ve HDP’nin 2019 yerel seçimlerinde fedakarlık yaptığını ve bu sayede birçok büyükşehirin kazanıldığını hatırlatan Sencar’ın beklentisi şu yönde:

“2024 yerel seçime giderken CHP’nin çok fazla şeyler yapmasını beklemiyorum. Etkili aksiyon yapacak kişi Erdoğan’dır. Erdoğan’ın müthiş bir hırsı var İstanbul’a dair. İstanbul, Erdoğan için her şeydir. Ne yapıp edip oraya odaklanacaktır. Ankara için aynı şey söz konusu değil, Mansur Yavaş’ı yıkabilecek bir aday bulabileceklerini sanmıyorum. Erdoğan için en riskli aday Ekrem İmamoğlu. Aday olmaya kalkarsa siyasi yasak devreye girer”. Sencar’a göre Erdoğan İmamoğlu’nun önünü kesmek için elinden geleni de deneyecek. Öte yandan Ekrem İmamoğlu ile parti arasındaki ilişkilerin tamir olunabilir ve yenilenebilir noktayı da aştığı görüşünde. “Partisi de onu aday yapmaz. Dolayısıyla CHP İstanbul’u vermemek için elinde çok fazla silahı yok. CHP’nin İstanbul oyu yüzde 27, 28 bandıdır. İmamoğlu yüzde 54 aldı. Böyle bir başka ismi nereden bulabilecekler, ben pek ihtimal vermiyorum” diye belirtti.

Siyaset bilimci Dr. Cop’a göre de Cumhur İttifakı seçimlere daha organize girecek. Bu noktada Millet İttifakı’nın da birlikte hareket etmesinin şart olduğunu kaydeden Cop, “Değişim arzusu sadece CHP değil tüm muhalif kesime yayılan bir arzu. Normal şartlar altında metropollerdeki siyasi eğilim ortada. Muhalefet birlikte girerse kazanması mümkündür. Ancak siyasi iklim son baharda ya da seçime yakın ne gösterecek bunu göreceğiz” diyor. Erdoğan’ın ekonomiye dair adımlar konusunda küçümsenmemesi gerektiğini de anlatan Cop, seçime kadar atılacak adımların belirleyici olduğu görüşünde.

Sencar ise Kılıçdaroğlu’nun büyükşehirlerde önde olduğunu ancak bunun “Erdoğan karşıtlığı” üzerinden sağlandığı görüşünde. Sencar, “CHP’li olmayan o insanlar tekrar Kılıçdaroğlu’nun kalması halinde başında olduğu yere giderler mi, emin değilim, gerçekleşmesi çok zor. Büyükşehirlerde kaybetme ihtimali o nedenle yüksek” değerlendirmesinde bulundu.

“Sizce lider değişimi olursa yerel seçimde tablo tersine döner mi?” sorusuna da Sencar, “lider değişimi olma ihtimali görmüyorum, olmayacak bir şey için fikir yürütmek de istemem” yanıtı verdi. Ona göre Kılıçdaroğlu görevini zaten bırakmayacak.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu Hakkında Yeni Dava: 7 Yıla Kadar Hapis İstemi

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde şartları oluşmayan bir firmaya ihale verilmesiyle ilgili ‘ihaleye fesat karıştırma’ suçundan, 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

İmamoğlu’na açılan yeni davanın ardından İBB Başkan Danışmanı Murat Ongun, “Bu dava da, Danıştay kararına rağmen açılmış, siyaseti dizayn etme davasıdır. Yıllar sürecek bu davalarla, siyaset dizaynına milletimiz izin vermeyecektir” diyerek tepki gösterdi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, perşembe günü hakim karşısına çıkacak.

İmamoğlu hakkında, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde şartları oluşmayan bir firmaya ihale verilmesiyle ilgili ‘ihaleye fesat karıştırma’ suçundan, 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Süreç, İçişleri Bakanlığı’nın İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemine ilişkin yaptığı bir inceleme ile başladı. İnceleme konusu 29 Aralık 2015’te gerçekleştirilen bir ihaleydi.

NTV’den Tuğba Öztürk’ün haberine göre, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği, hazırladığı raporu Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Büyükçekmece savcılığınca hazırlanan iddianamede, kamunun 250 bin lira zarara uğratıldığı iddia edildi.

Savcılık savunmaların alınmasının ardından soruşturmasını tamamladı. İmamoğlu dahil 7 isim hakkında ‘ihaleye fesat karıştırma’ suçlamasıyla 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame düzenlendi. Avukatı, İmamoğlu’nun ihale sürecinin hiçbir aşamasına dahil olmadığı, talimatı veya yönlendirmesi olmadığı ve imzası bulunmadığını savundu. Davanın ilk duruşması 15 Haziran’da görülecek.

Öte yandan, İmamoğlu’na açılan yeni davanın ardından İBB Başkan Danışmanı Murat Ongun, “Bu dava da, Danıştay kararına rağmen açılmış, siyaseti dizayn etme davasıdır. Yıllar sürecek bu davalarla, siyaset dizaynına milletimiz izin vermeyecektir” diyerek tepki gösterdi.

İmamoğlu’nun, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle yargılandığı davada karar açıklanmış, mahkeme hakimi sanığın ‘hakaret’ suçunu ‘kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı (YSK üyeleri)’ işlediğini belirterek, bu nedenle İmamoğlu’na 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası verilmesine karar vermişti.
Cezada indirim uygulamasına yer olmadığına da hükmetmişti.

İmamoğlu’nun, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle yargılandığı davada karar açıklanmış, mahkeme hakimi sanığın ‘hakaret’ suçunu ‘kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı (YSK üyeleri)’ işlediğini belirterek, bu nedenle İmamoğlu’na 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası verilmesine karar vermişti. Cezada indirim uygulamasına yer olmadığına da hükmetmişti.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme; Esad: Ortak Bir Strateji Geliştirilmeli

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın ofisinden yapılan açıklamada, özellikle Türkiye-Suriye-Rusya-İran arasındaki ‘dörtlü toplantılar’ ve Astana yolunda koordinasyonun öneminin altını çizildi.

Açıklamanın devamında, “Rusya ve İran taraflarıyla işbirliği içinde, ister Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi olsun, ister terörle mücadele ve başka konular olsun, temelleri tanımlayan ve yaklaşan müzakerelerin dayandığı başlık ve hedefleri kesin olarak netleştiren ve bu adresler için bir zaman çerçevesi ve uygulama mekanizmalarını belirleyecek ortak bir stratejinin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı” ifadelerine yer verildi.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali Asğar Haci ve beraberindeki heyetle bir araya geldi. Suriye devlet ajansı SANA’nın aktardığına göre Esad, Türkiye ile ilişkilere değindi.

Şam-Ankara arasındaki ‘normalleşme’ müzakerelerinde, Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilme hedefine odaklanılması gerektiğini dile getirdi. Esad, Suriye’nin müzakerelerdeki ana hedeflerinin Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi ve ‘terörle mücadele’ olduğunu söyledi.

Türkiye-Suriye-Rusya-İran arasındaki dörtlü toplantılar ve Astana görüşmelerinin önemine dikkat çeken Esad’ın ofisinden yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Esad, bundan sonraki aşamada, özellikle ‘dörtlü toplantılar’ ve Astana yolunda koordinasyonun öneminin altını çizerek, Rusya ve İran taraflarıyla işbirliği içinde, ister Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi olsun, ister terörle mücadele ve başka konular olsun, temelleri tanımlayan ve yaklaşan müzakerelerin dayandığı başlık ve hedefleri kesin olarak netleştiren ve bu adresler için bir zaman çerçevesi ve uygulama mekanizmalarını belirleyecek ortak bir stratejinin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.”

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın

Bahçeli’den MHP’den Ayrılanlara Sert Sözler

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Bahçeli, “Milliyetçi hareketin 54 yıllık birikimini heba etmeyecek disipline sahiptir. Taşıdığımız emaneti koruyup gelecek nesillere teslim etmek her birimizin gayesidir. Delik deşik yelkenlerini şişirme gayretinde olanların ufkumuzu perdelemesine müsaade etmeyeceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türk milliyetçiliğinin entelektüel sermayesini talan edenler çil yavrusu gibi dağılmaya müstahaktır. Siyaset fırsat ve şöhret için çıkar şantiyesi değildir. Siyaset sürekli bir eylem ve erdem sahasıdır. MHP’nin yüreksizlerle, menfaatlerinin kölesi olmuş olanlarla işi olmayacaktır. Bir zamanlar hasbel kader aramızda bulunup davamız üstünden at pazarlığı yapmaları kendi çürümeleridir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçim sonrası partisinin TBMM’deki ilk grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

“Yeni yasama döneminin hayırlı olmasını diliyorum. Çalışmalarımızın nice görkemli reformlara kapı aralamasını Allah’tan niyaz ediyorum.

Seçimin 6. gününde yeni kabinenin göreve başlaması ülkemiz adına önemlidir. Siyasi kriz yıllarını geride bıraktık. Gergin bekleyişler raf ömrünü doldurmuştur. Kurulamayan, kurulsa da yürümeyen koalisyon hükümetlerinden iz kalmamıştır. 14 Mayıs seçimlerini aynı zamanda referandum olarak gören partiler tarihin yanlış yerinde konuşlanıp kaybetti.

Yönetim hayatımızdaki denge ve düzen kurumsallaşmıştır. Toplumun büyük çoğunluğunun yaşam ve anlayış biçimine uygun olan iktidar yönetimi meşrudur. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi iki seçimde de güçlenerek çıkmıştır. Cumhur ile cumhuriyetin kaynaşması yeni yönetim sistemi ile pekişti.

Bu sistemin muntazam avantajları bahar havası getirmiştir. Yeni sistemde hükümet bizzat millettir. Parlamenter sistemin arıza çıkaran, kronik münakaşa çıkaran mahsurlar hepten giderilmiş ve milletimiz ayak bağlarından tamamen kurtulmuştur.

Bu başarı milletin kutlu iradesi ile tezahür etti. Ülkemiz 3 haziran itibaren cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin 2. dönemine geçiş sağladı. Bu geçiş huzur içinde temin edildi. Önümüzdeki dönem Türkiye Yüzyılı’na ulaşma dönemidir. Hep birlikte Türkiye kararlılığı ile her türlü garabetin çözümü üstesinden gelecek dirayet milletimizde ziyadesi ile vardır. Milletimizin sözü üstüne söz olmayacaktır. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

“Yerimizde sayamayız, bu bize yeter diyemeyiz”

Türkiye’nin aleyhine hesap yapanları şaşkına çevirmiştir. İstismar masasına oturanlar yanılmış, yanlışa be yalana dönmüş ve yıkılmıştır. Türk milleti kaderine, haklarına sahip çıkma başarısını hür iradesi ile göstermesini bilmiş ve zilletin defterini dürmüştür.

14 Mayıs öncesi partimize yapılan tahriklerle, kara kampanyalara temas etmek mecburiyetindeyim. MHP 5 milyon 480 bin oy sayısı ve yüzde 10.07 oy oranı ile şeytani planları boşa çıkarmıştır. 50 vekil ile kilit duruma gelmiştir partimiz. Yerimizde sayamayız, bu bize yeter diyemeyiz.

Daha fazlasına talip olmalıyız. 14 Mayıs öncesi her türlü gayreti gösterdik. Başarıya inandır. Adım adım 2023’e hazırlandık. Yeminli Türkiye düşmanlarını güldürmedi milletimiz. MHP, Bu vasfı ile nadide bir siyaset ekolüdür. 3 hilal Türkiye siyasetinin yükselen markasıdır.

Milliyetçi hareketin 54 yıllık birikimini heba etmeyecek disipline sahiptir. Taşıdığımız emaneti koruyup gelecek nesillere teslim etmek her birimizin gayesidir. Delik deşik yelkenlerini şişirme gayretinde olanların ufkumuzu perdelemesine müsaade etmeyeceğiz.

Türk milliyetçiliğinin entelektüel sermayesini talan edenler çil yavrusu gibi dağılmaya müstahaktır. Siyaset fırsat ve şöhret için çıkar şantiyesi değildir. Siyaset sürekli bir eylem ve erdem sahasıdır. MHP’nin yüreksizlerle, menfaatlerinin kölesi olmuş olanlarla işi olmayacaktır. Bir zamanlar hasbel kader aramızda bulunup davamız üstünden at pazarlığı yapmaları kendi çürümeleridir.

Bizim çürüklerle yolumuz ayrıdır. Zor mücadelelerle bugün MHP TBMM’dedir. Zillet ve zulmün hakimiyeti için neredeyse ayinler yapılmıştır. Vatanımızla hesabı olanların ve yerli işbirlikçilerinin, medya gücünün baskıları birer birer aşılmıştır. Cumhur varlığını korumuştur. Cumhur ittifakı TBMM’de üstünlüğü yine kazanmıştır.

Türkiye’nin istikrarlı gelişimine milletimiz omuz vermiştir. Bizlere güvenen vatandaşlarımıza, teşkilat mensuplarımıza, vekil adaylarımıza içtenlikle teşekkür ediyorum. Baharı getireceğiz diyenlerin damı karla kaplanmıştır. Direne direne kazanacağız diyenlerin ocağına incir ağacı dikilmiştir. CHP’ye yuva yapan guguk kuşları taşıyıcısına sırt dönmüştür.

İlk kez seçilerek 28. dönem TBMM’de yer alan tüm vekillerimize ve Cumhurbaşkanlığı kabinesine başarılar diliyorum. Hain bir kuşatmayı yendik. Kiralık anket şirketlerinin kuyruklu yalanlarını ezip çiğnedik. Çöktü dediler dimdik doğrulduk. Oyumuzu 2-3 gösterdiler aldırmadık.

Baraja takılacağımızı söylediler coşkun sel gibi aktık. Bitti dediler yeniden güç devşirerek koşmaya başladık. Alınlarına yapışmış etiket fiyatlarında ne yazdığını iyi biliyoruz. Biz alayını birden görüyor ve yaklaşan hesap gününü dört gözle bekliyoruz. Varsın biraz daha avunup kendilerini kandırsınlar. Türk milletinin kudretini eninde sonunda görecekler.”

Paylaşın