Devlet Bahçeli’den AYM’ye HDP Mesajı

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Lideri Bahçeli, “Anayasa Mahkemesi Kandil’in düzmece mahkemesi, zilletin arka bahçesi değildir, asla olamayacaktır. Adalet suçluyu aklama gayesi güderse, ihaneti biberonla beslerse orada adalet batmıştır demektir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Devlet giderse vatan gitmiş olacaktır. AYM, PKK terör örgütünü aklama makamı değildir. Aynı husus siyasi partiler için de geçerlidir. Her şeyin başı insandır.”

Bahçeli, konuşmasının devamında, “Mesele ne kadar oy aldığımız meselesi değildir; mesele vatandır, millettir, istiklal ve istikbaldir. Anayasa Mahkemesi, anayasanın ilk maddesiyle çatışamaz” ifadelerini kullandı.

İsveç’te Kuran’ın yakılmasına tepki gösteren Bahçeli, “Kurban bayramının birinci günü İsveçte Kuranı kerimin yakılması insanlık değerlerine ihanettir. Kuranı yakmak ifade özgürlüğü olarak değerlendirilemez.

Şunu ikazla hatırlatırım ki Kuran kağıt parçası değil Allahın yeryüzüne gönderdiği nurudur. Tüm dünya ateşe verilse bile ilahi hükümlerin kül olması mümkün değildir. Kuran yakan kendini yakmış, cehennemin dibini boylamıştır” dedi.

Konuşmasında Merdan Yanardağ’ı hedef alan MHP lideri ” Bir televizyon kanalında bebek katilini övmek bununla da yetinmeyip hak gaspına uğradığını iddia etmek suçtur’ dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM’deki partisinin grup toplantısında konuştu. Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkan bölümleri şöyle:

“İslamiyet, cihadı emrederken haksız bir savaşı desteklemekten uzaktır. 9 asır boyunca doğu batı arasındaki diyaloğu dini ve kültürel değerler tayin etmiştir.

Batı’da Müslüman denilince akla ilk gelen Türk’ler olmuştur. Allah tektir, ordusu da Türk’tür. Sistematik şekilde ilerletilen islamofobi insani şartlarla bağdaşmadığı gibi insanlığı tehdit etmektedir.

Kuranı kerimin yakılması insanlık değerlerine ihanettir. Namertlik ve soysuzluktur. Bu provokasyonu Irak asıllı provokatörün tek başına yaptığını düşünmek akıllara uzaktır. Sıcak gelişmelerin olduğu dönemde gerçekleşmesi her yönüyle kuşku vericidir.

İnanç özgürlüğü olarak değerlendirilemez. Kuranı kerim bir kağıt parçası değil, Allah’ın yer yüzüne indirilmiş nurudur. Tüm dünya ateşe verilse bile ilahi hükümlerin tutuşması mümkün değildir.

Kuran yakan cehennemin dibini boylamıştır. Türk milleti her zaman inanç ve insan haklarına riayet etmiştir. İsveç’te hassasiyetlerimizi kanatan, tahammülsüzlükleri lanetliyor, kitabımıza uzanan mundar ellerin yeri geldiğinde kırılacağına yürekten inanıyorum.

MHP, insanlığın huzuru projesini hazırlamıştır. Sadece Türk insanı ile değil tüm insanlık ile paylaşma duyarlılığını göstermiştir. Huzur, insanın iç alemi ile dış alemi arasındaki tutarlı denge noktasını işaret etmektedir.

Siyasi partiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. İşleyişi Anayasa’da belirtilen esaslara aykırı olamaz. 69. madde de bu esasları içerir. Aykırılık halinde temelli kapatma hükmüne yer verilmiştir.

Türk siyasetinde faal halinde olan her partinin birinci kaynağı Türk milletidir. Her parti Türkiye partisi olmak zorundadır. Suç ve suçluyu övmek hukukun konusudur.

Milletin hak ve çıkarlarını gözetmeyen, devletin egemenliğini gözetmeyen, terör örgütlerinin kullanımına girmekten gocunmayan partilere demokrasilerde yer olmamalı. Ülke sınırları içinde milli manevi noktada buluşmak siyasi namus görevidir.

Mehmetçik’e kurşun sıkanları aklamak suçtur. Bebek katilini övmek, filozof mertebesine çıkarmak suçtur.

Anayasa Mahkemesi Kandil’in düzmece mahkemesi, zilletin arka bahçesi değildir, asla olamayacaktır. Adalet suçluyu aklama gayesi güderse, ihaneti biberonla beslerse orada adalet batmıştır demektir.

Devlet giderse vatan gitmiş olacaktır. AYM, PKK terör örgütünü aklama makamı değildir. Aynı husus siyasi partiler için de geçerlidir. Her şeyin başı insandır.

Mesele ne kadar oy aldığımız meselesi değildir; mesele vatandır, millettir, istiklal ve istikbaldir. Anayasa Mahkemesi, anayasanın ilk maddesiyle çatışamaz.

Rusya’dan Fransa’ya İsveç’ten Belçika’ya kadar karmaşık gelişmelere şahit oluyoruz. Rusya’da Wagner’in başını çektiği silahlı kalkışma uzlaşma ile sonuçlanmıştır.

İki taraflı oynanan Rus ruleti tansiyonu yükseltmiş nihayetinde eller tetikten çekilmiştir. Her ülkenin huzur içinde var oluşu temel tezimizdir. Türkiye, Rusya’nın içine düştüğü girdap karşısında soğukkanlı davranmıştır.

Fransa’da bir gencin polis tarafından vurularak öldürülmesi protestolara yol açmıştır. Sokaklar karışmıştır.

Dünyanın acilen çözülmesi gereken göç sorunu aslında Fransa’nın içine düştüğü krizin ana yatağı olmuştur. Fransa sömürgeci politikasıyla yüzleşmelidir.

Türkiye Fransa’ya benzemez. Herkes aklını başına alsın, kimseye göz açtırmayız. Devlet ve vatan üstünde kazı yaptırmayız. Göç konusu insanlık sorunudur.”

Paylaşın

Türkiye İle Mısır, 10 Yıl Sonra Karşılıklı Büyükelçi Atadı

Türkiye ile Mısır 10 yıl aradan sonra ilk kez karşılıklı büyükelçi atadı. Türkiye’nin Kahire Büyükelçisi olarak Büyükelçi Salih Mutlu Şen’i, Mısır’ın ise Ankara Büyükelçisi olarak Amr Elhamamy’i aday gösterdiği belirtildi.

Türkiye ve Mısır iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin büyükelçilik seviyesine çıkarıldığını açıkladı. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Türkiye ve Mısır arasındaki diplomatik ilişkilerin büyükelçilik seviyesine çıkarıldığını duyuruldu.

Açıklamada “Türkiye, Kahire Büyükelçisi olarak Büyükelçi Salih Mutlu Şen’i, Mısır ise Ankara Büyükelçisi olarak Amr Elhamamy’i aday göstermişlerdir. İki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin seviyesinin yükseltilmesi, iki ülke Cumhurbaşkanlarının aldığı karar uyarınca uygulamaya konulmuştur. Bu adım iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden normalleşmesini hedeflemekte ve Türk ve Mısır halklarının çıkarları doğrultusunda ikili ilişkilerin geliştirilmesi amacına yönelik karşılıklı iradeyi yansıtmaktadır” denildi.

Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkiler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın desteklediği Müslüman Kardeşler hareketinden Muhammed Mursi’nin Abdülfettah es-Sisi liderliğindeki ordunun askeri müdahalesiyle devrildiği 2013 yılında bozulmuştu. 2013 yılından bu yana iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler maslahatgüzar seviyesinde yürütülüyordu.

İki ülke arasında ilişkilerin yeniden normalleştirilmesi yönündeki çabalar 2021 yılından sonra hız kazandı. İlişkilerin normalleştirilmesi için 2021 yılında iki ülke arasında istikşafi görüşmeler yapıldı.

Erdoğan ile Sisi görüşmüştü

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın FİFA Dünya Kupası’nın açılış töreni için gittiği Doha’da 20 Kasım 2022’de Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile tokalaşarak, ayaküstü bir görüşme gerçekleştirmesi ilişkin normalleşmesi yönünde atılan önemli bir adım oldu.

6 Şubat depremlerinin ardından Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri’nin Türkiye’yi ziyaretinin ardından eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 18 Mart’ta Kahire’de Mısırlı mevkidaşı ile bir araya gelmişti. Çavuşoğlu’nun Mısır ziyareti, Türkiye’nin Mısır’a bu seviyede 11 yıl aranın ardından yaptığı ilk ziyaret olmuştu.

Paylaşın

Aziz Yıldırım Uyardı: FETÖ Bütün Partilerin İçinde

“Sanmayın ki FETÖ bitti” diyen eski Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım “Yargıda başka kurumlarda başka tarikatların içindeler be uykudalar. Devleti be herkesi uyarıyorum bunlarla mücadele bitmedi. Bütün partilerin içinde FETÖ var. ByLock çıkıyor, ‘Bu bizden affettik’ deniliyor. Fakir bir adamın telefonunda varsa atın içeri gitsin. Bunun acısını ileride daha çok yaşayacağız” ifadelerini kullandı.

Yıldırım “Şike davası diye bu davayı görürseniz, yanılırsınız. Bu dava yine söylüyorum şike davası değil. Teşvik davası değil. Bu dava, Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmek, onun yerine yeni bir cumhuriyet kurma, Atatürk’ün kurmuş olduğu bu Cumhuriyet’i ortadan kaldırma davası… Hesap kitap bu” dedi.

Fenerbahçe Gönülleri Derneği’nin düzenlediği ‘3 Temmuz’un Dünü Bugünü Yarını’ etkinliğinde konuşan Fenerbahçe eski başkanı Aziz Yıldırım, uyarılarda bulundu.

Sözcü’den Aytunç Erkin’in haberine göre “Sanmayın ki FETÖ bitti” diyen Aziz Yıldırım “Yargıda başka kurumlarda başka tarikatların içindeler be uykudalar. Devleti be herkesi uyarıyorum bunlarla mücadele bitmedi. Bütün partilerin içinde FETÖ var. ByLock çıkıyor, ‘Bu bizden affettik’ deniliyor. Fakir bir adamın telefonunda varsa atın içeri gitsin. Bunun acısını ileride daha çok yaşayacağız” ifadelerini kullandı.

Aziz Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Yok edilmeye çalışan bir kurum, askerlik kurumu… Türkiye’nin anayasasında bekçisi olan kurumun yok edilmesi. Nasıl yok edecekler, vesayet anlatımıyla birlikte kamuoyunda basını, yazılı, sözlü, ben sen… Hepimiz inandırıldık, ‘Asker ihtilal yapar’ diye. Ama sonunda geldik, gördük ki asker ihtilal yapmıyor. Sivil insanlar da ihtilal yapıyor. Kim bu, örgüt, FETÖ örgütü…

Bu örgütü, komünizmle mücadele edeceğim diye devlet kurdu. Komünizmle mücadele altında dernek kurdular. Sonra ne oldu, o dernek evrim gösterdi, FETÖ örgütüne döndü. 40-50 sene önce kurulan bu yapı, ileride Türkiye Cumhuriyeti’ni başka yollardan ele geçirmek üzere icraata başladı. Nereye geldik, bu askerleri yok ettik. Bütün yargıyı ele geçirdi. Emniyetteki bütün operasyonları, kendilerine bağlı yetişmiş çocuklara verdi.”

“Bu dava şike davası değil”

3 Temmuz süreci ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan Aziz Yıldırım “Şike davası diye bu davayı görürseniz, yanılırsınız. Bu dava yine söylüyorum şike davası değil. Teşvik davası değil. Bu dava, Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmek, onun yerine yeni bir cumhuriyet kurma, Atatürk’ün kurmuş olduğu bu Cumhuriyet’i ortadan kaldırma davası… Hesap kitap bu” dedi.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu Manifestosunu Açıklayacak: Nasıl Bir Değişim?

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde beklenen sonucu elde edemeyen CHP’de ‘değişim’ tartışmaları devam ederken, İmamoğlu, “Nasıl bir değişim?” sorusuna yanıt vereceği açıklamasında görüşlerini ortaya koyacak.

Ayrıca CHP’liler ve toplumun görüşlerinin alınması için bir süreç başlatılacak. Açıklamayla ‘birlikte ve ortak akıl ile değişim’ teması öne çıkarılacak.

Partililerin ve yurttaşların görüşlerinin toplanması, açıklanan manifestonun yayınlanması için de bir internet sitesi hazırlandı. Sitenin ‘değişime davet’ vurgusuyla yayınlanacağı belirtildi.

Diken’den Altan Sancar’ın haberine göre 28 Mayıs’ın hemen ardından değişim tartışmasını başlatan Ekrem İmamoğlu ve ekibi, bir süredir üzerinde çalışılan ‘değişim manifestosu’nu kamuoyuna açıklayacak.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Nasıl bir değişim?” sorusuna yanıt vereceği açıklamasında görüşlerini ortaya koyacak. Ayrıca CHP’liler ve toplumun görüşlerinin alınması için bir süreç başlatılacak. Açıklamayla ‘birlikte ve ortak akıl ile değişim’ teması öne çıkarılacak.

Partililerin ve yurttaşların görüşlerinin toplanması, açıklanan manifestonun yayınlanması için de bir internet sitesi hazırlandı. Sitenin ‘değişime davet’ vurgusuyla yayınlanacağı belirtildi.

Kılıçdaroğlu’nun kurmaylarından Erdoğan Toprak, “Değişimde yüzde 50+1’e nasıl ulaşılacağının somut bir yol haritasını ortaya koyduğunuz zaman ben buna saygı duyarım” demişti.

Veli Ağbaba da değişim diyecek

Öte yandan ‘değişim’ diyenlere yeni bir ismin daha katılması bekleniyor. CHP’nin eski genel başkan yardımcısı, parti meclisi üyesi ve Malatya milletvekili Veli Ağbaba’nın da ‘değişim’ isteyeceği öğrenildi.

CHP Grup Başkanı Özgür Özel, Burhanettin Bulut gibi daha önce ‘değişim’ diyen isimlere yakınlığıyla bilinen Ağbaba’yla birlikte son dönemde CHP’de yönetim katında görev alan bazı isimlerin de bu çıkışa destek vermesi bekleniyor.

Parti kulislerinde Özel ile İmamoğlu’nun yakınlaşmaya başladığı ve süreç içinde fikir birliği sağlanması halinde ortak hareket edebilecekleri de konuşuluyor.

Paylaşın

AK Parti’de Gündem “Kadro Değişimi”

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) koltuk sayısı 28 azalan AK Parti’de gündem; kadro değişimi. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın radikal kararlar almaya başladı.

İl ve ilçelerde çok büyük bir değişim geliyor. Başarılı olanlar kalacak oy düşüren il ve ilçe başkanları değişecek. Halktan kopan, kibir abidesi tipler gidecek. Halka ve Hakk’a hizmet etmeyi görev edinmiş isimler gelecek.

Gazeteci Sinan Burhan, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın radikal kararlar almaya başladığını belirterek partinin en üst karar organı Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’ndan (MKYK) il ve ilçe başkanlıklarına kadar önemli değişiklikler yapılacağını savundu.

2018’deki seçim sonuçlarıyla kıyaslandığında oylarında belirgin bir düşüş yaşandığı görülen ve bunun sonucu olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) koltuk sayısı 28 azalan iktidar partisinde gündem; ‘kadro değişimi.’

Parti sayısal olarak en çok oyu, İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli ve Antalya gibi Türkiye’de en yoğun nüfusa sahip büyükşehirlerde kaybetmişti. Siyaset bilimciler bu durumda genel olarak ‘işsizlik’, ‘geçim sıkıntısı’ ve ‘barınma sorunları’ gibi ekonomik koşulların etkili olduğu görüşünde.

AKP’ye yakınlığıyla bilinen Yeni Akit yazarı Sinan Burhan, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın radikal kararlar almaya başladığını söyledi. İlk olarak seçimlere giden süreçte önce üç dönem vekillik yapan isimlerin listeye konmadığını dile getiren gazeteci, kabinede de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy hariç bakanların tamamının değiştiğine dikkati çekti.

Burhan, yeni bilgi olarak okurlarıyla şunları paylaştı:

“Asıl büyük değişim MKYK’da yaşanacak. Cumhurbaşkanımız MKYK’nın yüzde 80’ini değiştirecek. Yeni döneme yeni yüzlerle gidecek. Türkiye yüzyılına genç ve dinamik isimlerle yürüyecek. Kendi alanlarında başarılı olan genç isimlere yer verecek. Başkanlık divanı yenilenecek. Burada da yeni isimler olacak.

“Ciddi bir çalışma var”

Büyük kongre yapıldıktan sonra il ve ilçe kongreleri yapılacak. Bu karar da çok isabetlidir. 14 Mayıs ve  28 Mayıs seçimlerinde başarılı olamayan il ve ilçe başkanları değişecek. Gerek seçim işleri başkanlığında gerekse teşkilat başkanlığında ciddi bir çalışma yapılıyor. Rakamlar ortaya dökülüyor. Bırakın il ve ilçeleri mahalleler bile masaya yatırıldı. Nerede az oy alındı. Nerede başarısız olundu bu konuda ciddi bir çalışma var.

İl ve ilçelerde çok büyük bir değişim geliyor. Başarılı olanlar kalacak oy düşüren il ve ilçe başkanları değişecek. Halktan kopan, kibir abidesi tipler gidecek. Halka ve Hakk’a hizmet etmeyi görev edinmiş isimler gelecek.”

Paylaşın

Memur Ve Emekli Zamları; Erdoğan, 5 Temmuz’u İşret Etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada, net asgari ücreti yüzde 34 zamla 11 bin 402 liraya çıkardıklarını hatırlattı ve 5 Temmuz Çarşamba günü 6 aylık enflasyon oranlarının netleşmesiyle memur ve emeklilere verilen sözlerin de yerine getirileceğini söyledi.

Haber Merkezi / Stockhom’de Kuran yakılması olayına da değinen ve bu eylemi “nefret suçu” olarak nitelendiren Erdoğan, insanın kutsalına yapılan saldırıların düşünce özgürlüğü olarak değerlendirilemeyeceğini kaydetti. Batıyı bu konuda adım atmamakla eleştiren Erdoğan, “Failler ya yakalanmıyor ya da ön kapıdan girdikleri mahkemenin arka kapısından elini kolunu sallayarak çıkıyor” dedi.

Erdoğan, Fransa’da altı gündür devam eden protestolarla ilgili olarak “Tarih boyunca olduğu gibi rüzgar ekenler fırtına biçmektedir” dedi ve “Sosyal patlamalardan otoritelerin ders çıkarması gerekir” diye konuştu. “Terör örgütleri ve İslam düşmanlığıyla mücadeleyi kırmızı çizgimiz olarak açıkça ifade ettik” diyen Erdoğan, “oyalama taktiklerini” eleştirdi ve “Aba altından sopa göstermeye teslim olmayacağımızı tüm dünya bilir” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi toplantısının ardından kameraların karşısına geçti. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Kestikleri kurbanla Allah’a yakınlaşmayı murad eden, bayram günlerini bir yardımlaşma seferberliğine dönüştüren tüm kardeşlerimin ibadetlerinin kabul edilmesini diliyorum. Gariplerin, yetim ve öksüzlerin elinden tuttuk. Büyüklerimizi, dost ve akrabalarımızı ziyaret ederek gönüllerini aldık. İhtiyaç sahiplerinin kapısını çalarak bayram sevincini onların da yaşamasını sağladık.

Başta depremde en çok yıkıma uğrayan Hatay, Adıyaman, Maraş olmak üzere 11 vilayetimizin tamamında imar ve inşa çalışmaları şu anda devam ediyor. TOKİ’miz bölgenin yeniden ayağa kaldırılması sürecinde öncü rol oynuyor. Ekim-Kasım ayından itibaren deprem konutlarının teslimatına başlıyoruz. Amacımız 1 sene içerisinde 319 bin deprem konutunu teslim etmektir. Bölgede 143 bini köy evi olmak üzere toplam 650 bin konutu inşa edeceğiz. Şimdiye kadar inşası başlayan konut, köyevi ve ahır sayısı 180 bini buldu.

Giden canlarımızı geri getiremeyiz, ama maddi kayıplarımızı telafi edecek imkana ve kudrete sahibiz. Altyapısı ve üstyapısıyla şehirlerimizi eskisinden daha güvenli hale getirene kadar durmadan, dinlenmeden çalışacağız. Sandıkta milletten yediği tokadın acısını afetzedelerden çıkan faşist zihniyete rağmen, oylarının tercihine bakmadan deprem bölgesinde yaşayan tüm vatandaşlarımızı kucaklamaya devam edeceğiz.

Daha önce trafikten, bozuk yollardan dolayı eziyete dönüşen seyahatler yatırımlarımızla birlikte artık keyifle yapılıyor. Osmangazi Köprüsü 24 Haziran Cumartesi günü 11 bin 770 araç geçişiyle bir rekora daha imza attı. 1915 Çanakkale Köprüsü’nde araç geçiş sayısında yüzde 55 oranında artış sağlandı. Yavuz Sultan Selim Köprüsü günde ortalama 100 bin araç geçti. Boğaz geçiş trafiği rahat nefes aldı.

Ankara-Niğde karayolu rekora koşan bir başka projemizdir. İstanbul Havalimanı’na bayram boyunca günde ortalama 1517 uçak iniş kalkış yaptı. 25 Haziran’da 1593 iniş kalkış ile tüm zamanların en yüksek rakamına ulaştı. Dünya çapında birinciliklere doğmayan İstanbul Havalimanı Avrupa’nın en yoğun ve en iyi havalimanı seçildi. Takoz siyasetinin nelere malolabileceğini yıllar geçtikçe daha iyi anlıyoruz. Seçimlerde bu zihniyeti sandığa gömen insanımızın 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde bunlara geçiş vermeyeceğine inanıyorum.

Bayram sürecinde 21 ülkenin lideriyle görüşerek hem tebrikleri kabul ettik hem de ikili konuları ele aldık. Rusya-Ukrayna savaşından Sudan’daki kardeş kavgasının sona erdirilmesine kadar Türkiye’nin katkısını ortaya koyuyor. Ülkemiz krizlerin çözümünde denge, adalet ve güven veren tavrıyla belirleyici rol oynuyor.

İstanbul süreci değerlendirebilseydi bugüne kadar yaşanan yıkım ve gözyaşı olmayacaktı. Tahıl mutabakatı ve esir takaslarıyla devam eden diplomatik gayretler maalesef savaş lobisi tarafından engellendi, yıpratıldı. Bunun bedelini de asker sivil onbinlerce insan ödedi. Hatta bir dönem Türkiye olarak bu savaş lobisinin hedefi olduk. Muhalefetin adayının asılsız ithamları bu senaryonun bir parçasıdır. Türk demokrasisine de zarar veren iddialarla ilgili ortaya tek bir somut delil ortaya konulmadı.

Seçim atmosferinde niçin böyle bir provokasyona girişildiğine dair kamuoyunu tatmin edecek hiçbir açıklama da gelmedi. Son 1,5 yılda bunun gibi sayısız örnek, kışkırtma ile Türkiye’yi zorda bırakmayı hedefleyen ardniyetli teşebüsle karşı karşıya kaldık. Savaşa odun taşımak yerine barışın tesisi için gayret safrettik. Halen Rusya ve Ukrayna ile aynı anda görüşen, diyalog kanallarını işleten, çözüm önerileri geliştiren tek ülke biziz.

“Kur’an-ı Kerim mushafı yakma diye bir özgürlük olamaz”

Türkiye’nin çevresinde huzuru hakim kılana kadar diplomatik çabalarımızı sürdüreceğiz. İslam dünyası olarak kurban bayramına ulaşmanın heyecanını yaşarken, İsveç’in başkentinde Kur’an-ı Kerim’e yönelik alçakça saldırı hepimizi öfkelendirmiştir Bunun insani temellerle bağdaşması mümkün değildir. Bunlar İslam düşmanlığıyla beslenen nefret suçudur. Bunun polis korumasıyla işlenmesi çok daha vahimdir. Nasıl kiliseyi, havrayı veya bir başka inancı mabedini ateşe vermek özgürlük değilse Kur’an-ı Kerim mushafı yakma diye bir özgürlük olamaz.

Sözkonusu kendi güvenlikleri olunca hiçbir hak, hukuk, ilke tanımayanlar sıra müslümanların kutsallarına gelince birden fikir özgürlüğünü hatırlıyorlar. Stockholm’de Kurban Bayramı’nın ilk günü, cami önünde gerçekleştirilen menfur eyleme münferit bir hadise gözüyle bakamayız. Bu saldırıları batıda habis bir ur misali yayılan müslüman ve islam düşmanlığı hastalığının yeni bir tezahürü olarak görüyoruz. Batı dünyası bu konuda hiçbir adım atmıyor. 4 yıl önce Yeni Zelanda’da 51 müslümanın şehit edildiği terör eyleminden hala ders alınmıyor.

Önceki hafta Mora yarımadası açıklarında batan gemi faciasında buna bir kez daha şahit olduk. Yüzlerce kişinin ölümü Titanik gemisini görmeye giden 5 zengin kadar gündem olmadı. Bu mazlumlar her yıl Akdeniz’in sularında kaybolan binlerce can gibi kısa sürede unutulup gitti.

Beyaz adamın üstünlüğüne dayanan sömürgeci, kibirli, gayriinsani zihniyetin varlığının halen devam ettirdiğinin işaretidir. Özellikle sömürgeci geçmişi ile bilinen ülkelerde kültürel ırkçılık, kurumsal ırkçılığa dönüşmüştür. Fransa’da başlayan olayların kökünde işte bu zihniyetin inşa ettiği sosyal mimari vardır. Sistematik baskı gören varoş, gettolarda yaşamaya mahkum edilen göçmenlerin çoğu müslümanlardır. Şiddet maalesef şiddeti doğurmuş ve bugünkü hadiseleri tetiklemiştir. Kamu malına zarar verilmesini, sokakların yakılıp, yıkılmasını, mağazaların yağmalanmasını elbette tasvip etmiyoruz.

Sokak olayları meşhur hak arama metodu olamaz. Ancak sosyal patlamadan otoritelerin de ders çıkarması gerektiği açıktır. Benzer vakalar bizde yaşanırken hak ve demokrasi mücadelesi verenlerin bugün derin sessizliğe bürünmesi ayrıca manidardır. Büyükelçilik ve konsoloslarımız her zaman vatandaşlarımızın yanındadır. Endişe ile karşıladığımız son hadiselerin şiddet sarmalı daha fazla büyümeden bir an önce sona ermesini diliyoruz.

Solingen’de vahşice katledilen vatandaşlarımızın acısı halen tazedir. Dönerci cinayetleri denerek üstü kapatılmak isteyenler katliamlarda yüreği yanan yine bizim insanlarımızdır. Terör örgütlerinin önü açılırken, polis şiddetne maruz bırakılan bizim sivil toplum kuruluşlarımızdır.

Türk ve müslüman düşmanlığı bir milli güvenlik sorunudur. Fransa’daki olayları tüm boyutlarıyla titizlikle incelenirken, Stockholm’daki olaylara tepkimizi net bir şekilde gösterdik. İslam İşbirliği Teşkilatı hemen harekete geçti. Teröre destek vererek teröristlere alan açarak, sokakları, caddeleri, şehrin en merkezi meydanları teröristlere tahsis ederek Türkiye’nin dostluğunun kazanılmayacağını artık herkesin kabullenmesi gerekiyor. Ülkemizin duruşu, beklentileri bizlere verilen taahhütler bellidir.

Geçen seni neyi savunuyorsak bugün de aynı ilkeleri savunuyoruz. Oyalama taktikleri yerine verilen sözlerinin tutulması devlet ciddiyetine yakışır olacağına inanıyoruz. Bu tarz belaltı vuruşlarla mesafe alacaklarını düşünenlerin ne bizi, ne Türkiye’yi ne de Türk milletini tanımadıkları aşikardır. Buradan kendilerine ince eleyip sık dokumalarını, ev ödemelerini iyi yapmalarını tavsiye ediyorum. Binlerce vatandaşımızın canına kast eden bölücü örgüt mensuplarını, FETÖ’cü alçakları himaye etmemelerini temenni ediyoruz.

Türkiye olarak bunlar sağlanana kadar geri adım atmayacağımızı bilinmesini istiyoruz. Milletimize meydanlarda verdiğimiz sözleri de asla ihmal etmiyoruz. 2023 yılının ikinci yarısında asgari ücretin net olarak 11 bin 402 liraya yükselttik. Asgari ücrete yüzde 34 gibi enflasyonun üzerinde refah payını da içeren zam yapmış olduk. Son 21 yıldır kararlılıkla sürdürdüğümüz halkımızı enflasyona ezdirmeme prensibimize bugün de sahip çıkıyor. Fahiş kira artışlarına karşı geçen sene devreye aldığımız üst sınır uygulaması bu tedbirlerden biriydi.

Konut kira sözleşmelerinde oranı yüzde 25 ile sınırlanmıştık. Temmuz ayında yenilenecek kira sözleşmeleri için de aynı sınır uygulamaya devam edeceğiz. Sıfır ve ikinci el araç fiyatlarında oluşan balonu yakından takip ediyoruz. Tamahkarlıktan ve aç gözlülükten kaynaklanan bu meselenin üstüne gideceğiz. Ticaret Bakanlığımız denetimleri daha da sıklaştıracak. Stokçuluk ve fırsatçılık yapanlara asla müsaade edilmeyecektir. Milletin canını yakanlardan muhakkak hesap soracağız. Yeni ekonomi kadromuz enflasyonla mücadelenin yanısıra uluslararası yatırımlara hız verdti.

11-12 Temmuz’da NATO liderler zirvesini müteakiben yurt dışı ziyaret ve kabul trafiğimizi yoğunlaştıracağız. Yatırım, istihdam, üretim, ihracat cari fazla yoluyla ülkemizi büyütme hedefimize sıkı sıkıya bağlıyız. Dış ticaret rakamlarında güzel haberler gelmeye devam ediyor. Yıl sonu hedefimiz 265 milyar dolara ulaşacağımız kanaatindeyim. 21 yıllık kazanımlarımızdan aldığımız güçle Türkiye ekonomisini istikrar, güven, sürdürebilirlik sütunları üstünde yükselteceğiz. Suriye krizinin olumsuz etkilerini en fazla hisseden ülkelerden biriyiz. Sadece depremin ekonomimize maliyeti 104 milyar doları buluyor. Seçim gündeminin iş dünyamızın tüm kesimlerini yorduğunu biliyorum. 31 Mart 2024 mahalli idarelerinin seçimini suhuletle atlattıktan sonra Türkiye Yüzyılı’na koşar adımlarla gideceğiz.

Memur ve emekli zammı

Yangınlara müdahale süremizi 10 dakikaya kadar düşürdük. Orma teşkilatımız 89 hava aracı, 4 bin 799 araçtan oluşan, 22 bin orman kahramanı işçisiyle göreve her zaman hazırdır. Bir kez daha tüm vatandaşlarımızı yeşil vatanımıza sahip çıkmaya davet ediyoruz. Kur Korumalı Mevduat uygulamasını devam ettiriyoruz. Vergi istisna süresini uzatıyoruz. Tasarruf sahiplerine olumsuzluk oluşturmayacak şekilde süreci yürütüyoruz. Memur maaşlarına yapılacak zam sürecini yürütüyoruz.

Enflasyon oranlarının belli olmasıyla birlikte memur ve emeklilerimize verdiğimiz sözleri yerine getireceğiz. Türkiye Aile Destek Programını bu sene de devam ettirme kararı aldık. Avrupa oyunlarındaki başarılarıyla bizlere ikinci bayramı yaşatan tüm sporcularımızı tebrik ediyorum. Farklı kategorilerde 38 madalya kazanan sporcularımız, özellikle kadın sporcularımız bizleri gerçekten gururlandırmıştır. Balkan Matematik Olimpiyatları’nda Türkiye’ye 3 altın, 3 gümüş madalya getiren gençlerimizin tek tek gözlerinden öpüyorum. Sizleri bir kez daha saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.”

Paylaşın

Sancar’dan “Kobani Davası” Açıklaması: Amaç, Demokratik Siyasetin Tasfiyesi

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Kobani Davası” davasına ilişkin yaptığı açıklamada, “Kobani Davası’nın bir amacı da demokratik siyaseti kuşatmak ve tasfiye etmektir” dedi. Sancar, davanın, ‘Çöktürme Planı’nın bir unsuru olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

Haber Merkezi / “Demokratik siyaseti tümüyle etkisiz hale getirmek, mümkünse tasfiye etmek iktidarın temel amaçlarındandır. 2020’de başlayan Kobani Kumpas Davası operasyonları aynı zamanda HDP’ye karşı kapatma davası açılmasının da bir ön aşaması olmuştur. 2020 Eylül’ünde MYK üyelerimize düzenlenen operasyondan sonra 17 Mart 2021’de, yani yaklaşık 6 ay sonra HDP hakkında kapatma davası açılmıştır. Bütün bunlar gösteriyor ki bu dava tamamen siyasi amaçlarla açılmıştır ve siyasi hedeflerle yürütülmektedir. Bu davanın hukukla bir ilgisi yoktur.”

Sancar ayrıca, başta siyasi muhalefet olmak üzere, dava karşısında ‘güçlü bir dayanışma’ sergilenmediğini söyledi, “toplumsal dayanışmayı ve ortak demokratik mücadeleyi büyütme” çağrısı yaptı.

Dava savcısının seçimlerden kısa bir süre önce mütalaasını sunduğunu hatırlatan Sancar, “Amaç, seçimlerde bu mütalaayı kullanmaktı. Muhtemelen aynı taktiği önümüzdeki dönemde yerel seçimleri gözeterek yine devreye sokacaklardır. Bu davayı iktidar yerel seçimlerde kendi hedefleri için istismar etmek isteyecektir” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ile HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüleri Nuray Özdoğan ve Serhat Eren 52’nci duruşma periyodu görülmeye başlanan Kobani Davasına ilişkin basın toplantısı düzenledi. Duruşmanın sabahki oturumunu da izleyen Sancar, konuya ilişkin şunları söyledi:

“Kobani Kumpas Davasının 52’nci duruşma periyodundan çıkıp geldik. Biliyorsunuz bu dava 2020 Eylül’ündeki operasyonlarla başlamıştı. MYK üyelerimizi ve eş genel başkanları da kapsayan bir soruşturma şeklinde yürütüldü. Bugünkü 52’inci duruşma periyodunda, sanık sandalyesine oturtulan arkadaşlarımızın mütalaaya karşı beyanlarını vermesi isteniyordu.

Biraz geriye gidelim, bu davanın niteliğini bir kez daha hatırlayalım. Bu dava bir kumpas davasıdır. Bunun kumpas davası olduğuna dair bugüne kadar çok veri sunduk ama Türkiye toplumunun hafızasını kontrol etme amacında olan bu iktidara karşı hatırlatma önemli bir yöntemdir.

Bu dava 2014 yılında IŞİD’in Kobanî’yi kuşatmasına ve işgal girişimine karşı başlayan protestoların, tepkilerin devamında HDP MYK’nın bir bir açıklaması gerekçe gösterilerek başlatıldı. O tweet Ekim 2014’te atılmıştı. Operasyonlarla başlayan bu dava ise 2020 yılında açıldı. Yani aradan 6 yıl geçtikten sonra bir tweet gerekçe gösterilerek partimizin MYK üyelerinin tamamını kapsayan bir dava açıldı.

Davanın açıldığı tarih önemli. Davanın gelişim seyrine baktığımızda, bütün aşamaların iktidarın siyasi ihtiyaçlarına göre düzenlendiğini görebilirsiniz. Kobani Kumpas Davasının asıl amacı nedir? Bir; IŞİD vahşetini ve tehlikesini unutturmak. 2014 yılında sadece Türkiye’de, sadece Kobanî ve Rojava’da değil bütün dünyada IŞİD vahşeti konuşuluyordu. İnsanlığa karşı bu büyük tehlike tartışılıyordu.

IŞİD’in başlattığı hamlelerin son aşaması olarak Kobani’nin düşürülmesi söz konusuydu. IŞİD’in temel hedefi olarak ortada duruyordu. IŞİD’in Kobanî’yi kuşatmasına karşı sadece Türkiye’de değil dünyanın pek çok ülkesinde eylemler ve gösteriler, dayanışma faaliyetleri ortaya konuldu. Türkiye’de de bunlar yine aynı şekilde yaşandı. IŞİD’in saldırılarına karşı dayanışma ve Türkiye’de hükümetin Kobanî’ye yardım için koridor açma talebi dile getiriliyordu bu eylemlerde.

“Çağrımız demokratik ve barışçıl bir çağrıydı”

Partimiz HDP’nin o dönem yaptığı çağrı da bu çerçevedeydi. Demokratik barışçıl bir şekilde Kobani halkıyla dayanışma, IŞİD vahşetine karşı birlikte durma çağrısını içeriyordu. IŞİD’in o dönem yarattığı büyük tehdide karşı Kobani’de halkların sergilediği direniş bütün insanlık tarafından şanlı bir sayfa olarak görüldü. IŞİD’in geriletilmesi ve çöküş süreci Kobani’deki yenilgi ile başladı.

İşte IŞİD tehlikesini, IŞİD’in o dönem yarattığı ve bugüne sarkması muhtemel bütün tehditleri unutturmak için, hükümetin o dönem kendi sorumluluğunu örtmesi için Kobani Kumpas Davası devreye sokuldu. Kobanî Kumpas Davası öncelikle bu hakikatleri karartma ve unutturma amacı taşıyor. Dönemin hükümetinin IŞİD’e karşı Kobanî halkıyla dayanışma taleplerine kulak tıkamasının unutturulmak istendiği bir kumpasla karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha hatırlatayım.

Öte yandan 6-8 Ekim 2014’te yaşananların kirli tezgahlar olduğuna dair dönemin en yetkili bakanlarının açıklamaları var. O dönem sergilenen kirli ve kanlı tezgahların ortaya çıkmasını bu iktidar hiçbir zaman istemedi. Partimizin Meclis Grubu ve diğer organlarıyla hakikatin bütün boyutlarıyla açığa çıkarılması için yürüttüğü çalışmalar ya engellendi ya da yok sayıldı.

Meclis’te verilen çok sayıda araştırma önergesi iktidar blokunun oylarıyla reddedildi. Partimiz o dönem neler yaşandığının bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkmasını her zaman talep etti. Çünkü o tarihten sonra yaşanan siyasi gelişmeler şu an içinde yaşadığımız rejimin yerleşmesi için kurulan planların birer parçasıydı. Eğer hakikatler ortaya çıkarılabilseydi, iktidar blokunun bu siyasi darbe operasyonları için planladığı aşamaların boşa çıkarılması çok daha mümkün olacaktı.

“7 Haziran’ın intikamını almak istiyor”

Aynı şekilde iktidar bu dava ile bir tür intikam alma peşindedir. IŞİD’e karşı yürütülen mücadelenin ardından Kobani’nin kurtarılması ve 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin Meclis’te hükümet kurma çoğunluğunu kaybetmesi bu iktidar için bir travma olmuştur. Bunlar arka arkaya yaşanan gelişmelerdir. Kobani’de IŞİD’in geriletilmesi ve yenilmesinin birkaç ay sonrasında 7 Haziran seçimleri gerçekleşmiştir.

O seçimlerde AKP, tarihinin en ağır yenilgisini almıştır. Hem IŞİD’e karşı Kobani’de yürütülen direnişin hem de 7 Haziran’da AKP’nin aldığı seçim yenilgisinin intikamı Kobani Kumpas Davasıyla alınmak isteniyor. Aynı şekilde hatırlarsak; dönemin AKP yönetiminin Suriye planları da hem Kobani’de IŞİD’in yenilmesi hem de 7 Haziran seçimleri ile boşa düşmüştür.

O tarihlerden sonra yeni bir siyaset izlemek zorunda kalmışlardır. 1 Kasım seçimlerinden sonra izledikleri politikaları da Kürtlerin Suriye’de elde ettikleri kazanımlara saldırmak şeklinde olmuştur. Kobani Kumpas Davası da bu saldırıların bir parçası olarak görülmelidir. İntikam amaçlı bir kumpas ve oyun söz konusudur. Kobani Kumpas Davasının bir amacı da demokratik siyaseti kuşatmak ve tasfiye etmektir.

Bunun Çöktürme Planından gayet iyi biliyoruz. Kobani Kumpas Davası, Çöktürme Planının bir unsurudur. Demokratik siyaseti tümüyle etkisiz hale getirmek, mümkünse tasfiye etmek iktidarın temel amaçlarındandır. 2020’de başlayan Kobanî Kumpas Davası operasyonları aynı zamanda HDP’ye karşı kapatma davası açılmasının da bir ön aşaması olmuştur. 2020 Eylül’ünde MYK üyelerimize düzenlenen operasyondan sonra 17 Mart 2021’de, yani yaklaşık 6 ay sonra HDP hakkında kapatma davası açılmıştır.

Bütün bunlar gösteriyor ki bu dava tamamen siyasi amaçlarla açılmıştır ve siyasi hedeflerle yürütülmektedir. Bu davanın hukukla bir ilgisi yoktur. Bu davada hiçbir işlemi hukuk çerçevesinde değerlendirme imkanı bulunmamaktadır. Esasen duruşmayı yakından takip edenler gayet iyi görüyorlar ki burada uygulanan hukuk ne evrensel ilkelere uygundur ne de “milli” hukuka uygundur. Tam tersine Kobanî Kumpas Davasında uygulanan hukuk düşman hukukudur.

“Evrensel ve ulusal hukukun bütün kuralları hiçe sayılıyor”

Sanık sandalyesine haksız yere oturtulan arkadaşlarımız bütün meşru haklarından mahrum bırakılmaktadır. En başta yargılama hukuku açısından vazgeçilmez nitelikte olan savunma hakları gasp edilmektedir. Soruşturmayı ve kovuşturmayı genişletme talepleri dikkate alınmamaktadır. Duruşma periyotları iktidarın siyasi hedefleriyle uyumlu olacak şekilde düzenlenmektedir. Bir mizansen, bir kurgu dava söz konusudur.

Burada dünya tarihinde örneğine az rastladığımız, kara leke olarak hukuk ve siyaset tarihine geçen örneklerden biri ile karşı karşıyayız. Dreyfus Davası gibi, Leipzig Davası gibi kurgu davadır Kobanî Kumpas Davası. O davalarda bile dönemin yönetimleri ve yargısı hiç olmazsa görüntüyü kurtarmak için bazı kurallara uymaya dikkat etmiştir. Kobanî Kumpas Davasında ise mahkeme heyetinin böyle bir kaygısı bile yoktur. Evrensel hukukun temel ilkelerinden biri olan masumiyet karinesi ve yargıya müdahale yasağı da bu duruşmalarda ayaklar altına alınmıştır.

İktidar temsilcileri en tepeden aşağılara kadar süreli olarak sanık sandalyesine oturtulan arkadaşlarımızı sürekli olarak mahkum gibi göstermek istemişlerdir. Haklarında mahkeme tarafından kesin hüküm verilmediği halde, iktidar temsilcileri hüküm merciiymiş gibi kesin ifadeler kullanmış, arkadaşlarımızı suçlamış, mahkum etmeye çalışmıştır. Kobanî Kumpas Davası bir hukuksuzluk ve adaletsizlik laboratuvarı olarak görülmelidir. Bunu hep söyledik.

Bu davada yapılan her şey zamanı geldiğinde bütün muhaliflere karşı uygulanacak bir norm yaratma amacını da taşımaktadır. Yani bu davayı sadece HDP’ye karşı, sadece HDP’nin şahsında demokratik siyasete karşı bir tasfiye planı olarak görmek yanıltıcı olacak demiştik. Ne yazık ki haklı çıktık. Aynı hukuksuzluklar başka yargılamalarda da sürdürüldü. Ama asıl bu hukuksuzlukların test edildiği yer Kobani Kumpas Davası olmuştur. Bugün bu tür davalara ve tezgahlara karşı geniş bir toplumsal duyarlılık ve kararlı bir demokratik mücadele en etkili yöntemdir.

Ne yazık ki Kobani Kumpas Davası boyunca başta siyasi muhalefet olmak üzere genel olarak güçlü bir dayanışma sergilendiğini söyleyemeyiz. Gerçi iktidarın basın üzerinde yoğun bir baskısı olduğunu biliyoruz ama buna rağmen siyasi muhalefet de çeşitli toplumsal çevreler de daha yüksek bir ilgi ve dayanışma gösterebilirdi. Şüphesiz burada davayı başından beri aynı dayanışma ruhuyla ve demokratik kararlılıkla takip eden dost ve yoldaş çevreleri bunun dışında tutuyoruz. Eğer bu ülkede adaletin hakim kılınmasını istiyorsak yapmamız gereken şey, toplumsal dayanışmayı ve ortak demokratik mücadeleyi büyütmektir.

“Tuzak ve kumpastır”

Duruşma salonunda yoldaşlarımızın yaptığı adalet talebini herkes için hakim kılacak sesi yükseltmektir. Onlar herkes için adalet, gelecek ve bugün için demokrasi ve barış taleplerini dile getirmekten bir an bile geri durmadılar. Kobani Kumpas Davası aynı zamanda demokrasi ve barışa karşı bir tuzak ve kumpastır.

Özellikle 2013-15 yılları arasında yürütülen Çözüm Sürecindeki faaliyetlerin bile isnat konusu, suç konusu yapılması bunun açık göstergesidir. Bu dava ile barış umudu yargılanmak isteniyor, Kürt sorununda demokratik çözüm arayışlarının önüne geçilmek isteniyor. Bütün bunları dikkate aldığımızda, Kobanî Kumpas Davasına karış sergilenecek tutum aynı zamanda adalet, demokrasi ve barış için verilecek mücadele açısından da çok değerlidir.

Bizler bu konularda mücadelemizden en ufak bir adım geri atmayacağız. Hem Kürt sorununda demokratik çözüm hem bütün Türkiye’de özgürlük ve demokrasi hem de kalıcı barış için mücadelemize devam edeceğiz. Bugün yargılanmakta olan arkadaşlarımızın, savcıların sunduğu mütalaaya karşı savunmaları alınmak isteniyordu. Adil bir yargılama beklemiyoruz ama bu kadar acil bir yargılamanın da bir sebebi ve amacı vardır.

Dün 2 Temmuz Sivas Katliamının yıl dönümüydü. Korkunç bir katliam yaşandı o gün Sivas’ta. 30 yıl geçti üzerinden. 33 insanımız diri diri yakıldı. Hepsini saygıyla ve minnetle anıyorum. Sivas Katliamı Davası firari sanıklar hariç zaman aşımına uğradı. Orada yargının da bir acelesi yoktu, yargıyı kontrol eden iktidar merkezlerinin de bir acelesi yoktu; tersine davanın zaman aşımına uğraması için ellerinden gelen her şeyi yaptılar.

Bütün Türkiye’nin hatta dünyanın gözleri önünde 33 insanın diri diri yakıldığı bu katliamın davası zaman aşımına uğratılıyor, böylece sanıklar serbest kalmış oluyor. Yani sanıklar bir şekilde aklanmış oluyor, katliam aklanmış oluyor. Öte yandan hukuksuz ve adaletsiz olduğu apaçık olan Kobanî Kumpas Davasında mahkeme adeta zamanla yarışıyor, bir an önce sona ulaşmak istiyor.

“Yerel seçimlerde de malzeme olarak kullanmak istiyor”

Savcı mütalaasını seçimlerden kısa bir süre önce sunmuştu. Amaç seçimlerde bu mütalaayı kullanmaktı. Muhtemelen aynı taktiği önümüzdeki dönemde yerel seçimleri gözeterek yine devreye sokacaklardır. Bu davayı iktidar yerel seçimlerde kendi hedefleri için istismar etmek isteyecektir.

Bu nedenle Kobani Kumpas Davası sadece demokratik siyasetin, HDP’nin tasfiyesi amacına yönelik değildir; Türkiye’de siyaseti bir bütün olarak dizayn etme gibi bir amaca da yöneliktir. O nedenle demokrasiden, adaletten, özgürlükten ve barıştan yana herkesin bu davayı yüksek duyarlılıkla takip etmesi ve iktidarın oyunlarına karşı ortak irade sergilemesi gerekmektedir.

“Savcının mütalaası iktidarın siyasi hedeflerini yansıtan bir manifestodur”

Eğer savcının sunduğu mütalaayı okuma imkanınız olursa, 5200 sayfa tutan bir mütalaa göreceksiniz ki herhangi bir hukuki argüman yoktur. Mütalaa iktidarın siyasi görüş ve hedeflerini yansıtan bir tür manifestosudur. Şimdi durum bu kadar açıkken, bu davaya karşı sessiz ve tepkisiz kalmak iktidarın oyunlarını sergilemesine cesaret vermek anlamına gelir.

İddianamenin kopyası bir mütalaa söz konusu, hiçbir lehe delil dikkate alınmamış, çelişkiler ve iftiralar art arda sıralanmış, AİHM kararları yok sayılmış, gizli tanık uygulaması artık pervasızlık sınırlarını aşan bir noktaya gelmiştir. Böyle bir mütalaa ve bunun kopyası olan bir iddianame ile arkadaşlarımız ağır cezalara çarptırılmak isteniyor. Mahkeme salonlarında arkadaşlarımızın gösterdiği onurlu duruş ve direniş bizler için de ilham kaynağıdır. Bizler de aynı şekilde bu mücadeleyi sonuna kadar aynı kararlılıkla sürdüreceğiz.

Bugün aynı zamanda 3 Temmuz Çorum Katliamının yıl dönümü. Orada da hayatını kaybeden canları rahmetle anıyoruz. Adaletsizliği bu ülkeden ortadan kaldırana kadar; adaleti, demokrasiyi, barışı ve özgürlüğü hakim kılıncaya kadar her alanda mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir. Bütün bu sorumlulukları dikkate alan çizgimizi ve yürüyüşümüzü güçlendireceğiz.

Soru: Yerel seçimlerden önce davanın sonuçlanmasını bekliyor musunuz?

Bu davada her şey keyfi yürüyor. Bütün önemli yargılama aşamaları iktidarın amaçlarına göre ayarlanıyor. Siyasi iktidar kendisi için bir menfaat görürse, hangi tarihte bu menfaatin en iyi gerçekleşeceğini varsayarsa bu davanın da o zaman biteceğini tahmin edebiliriz.”

Paylaşın

“İstanbul’da 18 İlçe Başkanı Kaftancıoğlu’ndan Habersiz İmamoğlu İle Görüştü” İddiası

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde beklenen sonucu elde edemeyen Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) ‘değişim’ tartışmaları devam ederken, Seyhan Avşar, CHP İstanbul teşkilatına ilişkin dikkat çeken iddialarda bulundu.

Seyhan Avşar, 18 ilçe başkanının CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun bilgisi dışında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile toplantı yaptığını öne sürdü. Avşar, bu toplantı sonrasında Beykoz İlçe Başkanı Aydın Düzgün’ün görevden alındığını belirtti.

Halk TV yazarı Seyhan Avşar, “CHP İstanbul’da sular ısınıyor” başlıklı yazısında, CHP kulislerinden de yeni bilgiler aktardı:

“Değişim için kollarını sıvayan Ekrem İmamoğlu 15 Haziran’da ilçe başkanlarıyla Emirgan’da bir araya gelmiş. Kaftancıoğlu’nun bilgisi dışında yapılan bu toplantıya 18 ilçe başkanı katılmış.

Partililerin iddiasına göre buluşma talebi ilçe başkanlarından gelmiş. Bu görüşmeye katılan ilçe başkanlarıyla konuştum. Başkanlar görüşmenin ana konusunun değişim olmadığını belirterek, ‘İlçemizin sorunlarını anlattık’ diyorlar.

İlçe örgütünün sorunlarını neden Kaftancıoğlu yerine İmamoğlu ile paylaştıkları ise yoruma oldukça açık bir konu. Ancak kendisine haber verilmeden yapılan bu görüşmenin Kaftancıoğlu’nu oldukça rahatsız ettiği belirtiliyor. Bu görüşmeden iki gün sonra Kaftancıoğlu da ilçe başkanlarını Kadıköy’de bir araya topluyor.

Ancak bu görüşmeye CHP Beykoz İlçe Başkanı Aydın Düzgün katılmıyor. İmamoğlu’nun toplantısına katılıp Kaftancıoğlu’nun toplantısına katılmayan Düzgün, bu toplantıdan günler sonra ilçe başkanlığı görevinden alınıyor.

Kaftancıoğlu’na yakın bir isim, ‘Düzgün hakkında 3 yıldır devam eden şikayetler vardı. İki ilçe başkan yardımcısının şikayeti var. Toplantı yapıldı ve görevden alınmasına karar verildi’ diyor. Düzgün’ün başarısız bir ilçe başkanı olduğunu da sözlerine ekliyor.

Düzgün’ün iddiası ise oldukça vahim. Düzgün, ‘ Beni sopalayarak diğer ilçe başkanlarını dizayn etmek istiyorlar’ diye konuşuyor.

Kaftancıoğlu cephesinde ise o ilçe başkanı başarısızlıkla suçlanırken hakkında 3 yıldır şikayetler olduğu aktarılıyor.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Altaylı’dan Dikkat Çeken “İstanbul” Yazısı: Erdoğan, Kürt Oyları Olmadan…

2024 ‘te yapılacak olan yerel seçimler yaklaşırken gazeteci Fatih Altaylı da konuya ilişkin dikkat çeken bir yazı kaleme aldı. Altaylı, yazısında “Erdoğan, HDP oyları olmadan, Kürt oyları olmadan İstanbul‘u kazanamayacağını çok iyi biliyor” ifadesini kullandı.

‘Böl ve kazan’ başlıklı yazısında iktidarın 2024 yerel seçimlerindeki olası stratejilerini masaya yatıran Altaylı, “Erdoğan da biliyor ki, tüm engellemelere, tüm karalamalara karşın İmamoğlu aslında başarısız değil. İmamoğlu kötü belediyecilik üzerinden devrilmez. Ancak siyasi dengeler değiştirilerek devrilir” dedi.

Fatih Altaylı’nın kendi kişisel blogunda yayımladığı yazısından bir bölüm şöyle:

Birkaç gün önce CHP’nin İzmir’i de kaybedebileceğini yazdım. 1994 İstanbul seçimleri örneğini vererek.

Merkezin bölünmesinden faydalanarak, nispeten marjinal sayılabilecek Refah’ın adayı Erdoğan’ın yüzde 25 ile seçimi kazandığını hatırlattım.

Birkaç gün sonra AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, 1994’ü hatırlatarak, önümüzdeki yerel seçimleri aynı ruhla kazanacaklarını söyledi.

Siyaseti çok iyi bilen biri olarak doğruyu söylüyor. İstanbul’u ancak öyle kazanabilir AK Parti adayı.

Altılı Masa denilen muhalif blok, blok olmaktan çıkacak ve çoklu aday çıkaracak. HDP destek vermeyecek. AK Parti kazanacak.

Cumhurbaşkanlığı kabinesi kurulduğu zaman şunu okumuştunuz bu sayfada, “Bu kabine yerel seçim kabinesidir.”

Süleyman Soylu’nun olmadığı ve Doğu ve Güneydoğulu bu kadar çok ismin olduğu bir kabine, İstanbul seçimi içindir.

Erdoğan, HDP oyları olmadan, Kürt oyları olmadan İstanbul‘u kazanamayacağını çok iyi biliyor.

Bunu son yerel seçimde deneyimledi.

AK Parti’nin adayı Binali Yıldırım, o günlerde Süleyman Soylu’nun aşırı milliyetçi söylemlerinden çok yakınıyordu. “Biz iğne ile oy topluyoruz. Süleyman Bey bir cümlesi ile kaşık kaşık oy kaçırıyor.” diyordu çevresine.

Süleyman Soylu’nun olmadığı ve Doğu ve Güneydoğulu bu kadar çok ismin olduğu bir kabine, İstanbul seçimi içindir.

Erdoğan, HDP oyları olmadan, Kürt oyları olmadan İstanbul‘u kazanamayacağını çok iyi biliyor.

Bunu son yerel seçimde deneyimledi.

AK Parti’nin adayı Binali Yıldırım, o günlerde Süleyman Soylu’nun aşırı milliyetçi söylemlerinden çok yakınıyordu. “Biz iğne ile oy topluyoruz. Süleyman Bey bir cümlesi ile kaşık kaşık oy kaçırıyor.” diyordu çevresine.

İstanbul’da Cumhurbaşkanlığı seçiminde de CHP adayı önde idi.

51,8 Kılıçdaroğlu, 48,2 Erdoğan.

Bu şartlar, hamleler değişmeden yerel seçimin de ne olacağının göstergesi.

Çünkü Erdoğan da biliyor ki, tüm engellemelere, tüm karalamalara karşın İmamoğlu aslında başarısız değil. İmamoğlu kötü belediyecilik üzerinden devrilmez. Ancak siyasi dengeler değiştirilerek devrilir.

Bunun için de İstanbul’da bir yandan muhalif bloğu bölmeye çalışacak, bir yandan da onlarsız kazanamayacağını bildiği HDP’ye yakın Kürt oylarını yeniden kazanmaya çalışacak.

1994 ruhu dediği budur Erdoğan’ın. Böl ve kazandır.

Süleyman Soylu’nun ve milliyetçi kanadın ise vitrinden çekilmesi de bu nedenledir.

Bu vitrin Anadolu’da kaybettirmez, İstanbul’da ise kazandırabilir.

Şu anda en önemli hedef İstanbul’dur.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Hekim Göçü Durdurulamıyor: “İyi Hal Belgesi” İsteyen Hekim Sayısı 1361

“İyi Hal Belgesi” isteyen hekim sayısı 2023’ün ilk altı ayında 1361’i buldu. Yurt dışına göç etmek isteyen hekimlerin talep ettiği “İyi Hal Belgesi” hekimlerin sicil kaydını, daha önce mesleki sicillerinde bir suç olup olmadığını gösteriyor.

Haber Merkezi / İyi Hal Belgesi, Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi tarafından oluşturuluyor.

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) bugün yayımladığı verilere göre TTB’ye İyi Hal Belgesi” için haziran ayında 242 hekim başvurdu. Böylece belge için başvuran hekimlerin sayısı 2023’ün ilk altı ayında 1361’i bulmuş oldu.

TTB’ye 2022 yılında yapılan İyi Hal Belgesi başvurusu talebi, 2012’deki başvuru talebinin neredeyse 40 katıydı.

TTB, verileri paylaştığı açıklamada şöyle dedi: “Deprem bölgesindekiler başta olmak üzere tüm meslektaşlarımızın çalışma koşullarının iyileştirilmesi için mücadeleye devam!”

İyi Hal Belgesi nedir?

Yurt dışına göç etmek isteyen hekimlerin talep ettiği “İyi Hal Belgesi” hekimlerin sicil kaydını, daha önce mesleki sicillerinde bir suç olup olmadığını gösteriyor.

Kayıtlar incelenerek kesinleşen uyarı, para ve meslekten men cezaları ve itiraz edilmediği için tabip odalarında kesinleşen uyarı ve para cezalarına ilişkin tutulan arşiv kaydı taranıyor.

İyi Hal Belgesi, Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi tarafından oluşturuluyor.

Erdoğan: Gidiyorlarsa gitsinler

Türk Tabipleri Birliği (TTB), seçimler sonrası sağlık çalışanlarının yurtdışına gidebilmek için aldığı ‘İyi Hal Belgesi’ başvuru sayısının ortalamanın üstünde arttığını açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2022 yılında ağır çalışma koşullarının iyileştirilmesini isteyen doktorlara “Efendim işte doktorlar az para aldıkları için ayrılıyorlar. Varsın gidiyorlarsa gitsinler. Buralar boş kalmayacak” demişti.

Paylaşın