Anadolu Rock Müziğinin Efsane İsmi Erkin Koray Yaşamını Yitirdi

Estarabim, Çöpçüler, Fesuphanallah, Cemalim, Köprüden Geçti Gelin, Nihansın Dideden ve Kıskanırım gibi şarkılarıyla geniş kitlelerin beğenisini kazanan Erkin Koray, uzun süredir yaşadığı Kanada’nın Toronto şehrinde kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.

Haber Merkezi / Anadolu rock müziğinin efsanevi ismi 82 yaşındaki Erkin Koray, akciğeriyle ilgili rahatsızlıklarının yanı sıra yaşlılığa bağlı sağlık sorunlarına karşı savaş veriyordu.

Erkin Koray geçen ay sevenlerine şu mektubu yazmıştı: “Canlar! Yaşlanıyoruz herhalde artık… Size bir-iki söyleyeceğim bir şey var, onu da söyleyeyim de… Neme lazım. Bu arada Kanada seyahatimle ayrı kaldığımız süre içinde, tabii ki yeni eserler yaptım. Bunların hepsini kızım Damla’ya, Kanada “Weagle Records” firmasından size ulaştırması için bırakıyorum. Belki ‘Niye sen kendin çıkarmıyorsun?’ diyeceksiniz…

Vallaa, memleketin bu hukuki arızaları bende hiç heves bırakmadı. Sizin de kazanmış olduğunuz mahkeme dosyalarınızın üzerine bir çizgi çekip, çapulcuya ‘Sen devam et” dense, sizde de aynı şey olur! Düşünebiliyor musunuz? Herif pembe plak kapağı yapmış. Kendi ruhunu yansıtıyor herhalde. Benim onayım yok, normal olarak. Zaten plak üzerinde onayı alınan herhangi bir şey de yok.

O yüzden bu işi kızıma bırakıyorum. Onun sinirleri benimkinden daha sağlam. Daha doğrusu ben ona, bu işlere sinirlerini bozmamasını telkin ettim. Eserlerin adlarını özellikle şimdiden söylemiyorum. Sebebi var: “A” desem, ANNEN diye plak çıkartırlar yarın; söz ve müzik: Erkin Koray, diyerekten… Söyleyeceklerim bu kadar. Sizleri ne kadar sevdiğimi tarif edemem. Mutlu yarınlar dilerim. Erkin Koray…”

Erkin Koray kimdir?

Türk rock, Hard Rock ve Anadolu rock sanatçısı Erkin Koray, 24 Haziran 1941 tarihinde İstanbul’da doğdu. Küçük yaşlarda, piyano öğretmeni olan ve Şerif Yüzbaşıoğlu, Ayhan Yünkuş ve Önder Bali gibi müzisyenlere eğitmenlik yapan annesi Vecihe Koray’dan piyano öğrendi, daha sonra gitar çalmaya başladı.

İstanbul Alman Lisesi’nde eğitim gördüğü 50’li yılların ikinci yarısında, arkadaşları ile kurduğu amatör topluluk olan Erkin Koray ve Ritimcileri ile dönemin güncel parçalarını çalmaya başladı. Lise eğitiminin ardından 60’lı yılların başına dek çalışmalarını yarı amatör yarı profesyonel olarak sürdürdü.

Özgün çalışmaları, doğu ve batı müziklerinde yaptığı çalışmalarla birçok müzisyeni etkilemiştir. Cemalim, Köprüden Geçti Gelin gibi çalışmaları ile Türk halk müziği, Nihansın Dideden, Kıskanırım gibi parçalar ile Türk sanat müziği eserlerini yorumlayarak Anadolu rock tarzının en önemli eserlerini vermiştir.

Şaşkın (Ala Ain Moulayiteen) (Dabke), Estarabim, Çöpçüler, Fesuphanallah gibi geniş kitlelerin beğenisini kazanan Arabesk-rock parçaların yanında, Mesafeler, Yağmur gibi psychedelic rocka uzanan ve Krallar, Akrebin Gözleri, Öfke gibi metal müzik olarak nitelendirilebilen birçok önemli çalışmaya imza atmıştır.

Paylaşın

Bahçeli’den Parti Teşkilatlarına “Yerel Seçim” Mesajı

9 Ağustos’ta başlayacak olan partisinin ilçe kongrelerine mesaj gönderen MHP Lideri Bahçeli, “Cumhur’un 14 Mayıs ve 28 Mayıs’ta elde ettiği demokrasi zaferinin yerel seçimlerde taçlanması ülkemizin geleceği açısından mühim ve milli bir zarurettir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Nitekim belediye yönetimlerindeki zillet gölgesi muhakkak surette kaldırılmalıdır ve Milliyetçi Hareket Partisi Cumhur İttifakı’yla bu göreve hazırdır. Mevcut belediye başkanlıklarımızı muhafaza ederek bunun üzerine yenilerini ve hatta daha çoğunu eklemeliyiz. Cumhur İttifakı’nın doğasına ve ruhuna muvafık hareket edip muhalefet partilerinin yönetimindeki belediyelerin yürek yaralayan makus ve meyus hallerine son vermeliyiz.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 9 Ağustos’ta başlayacak olan ilçe kongrelerine mesaj gönderdi. Bahçeli, mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Hepinizi en kalbi duygularımla, hürmet ve muhabbetle selamlıyorum. An itibariyle kongre salonunda hazır bulunan her dava ve yol arkadaşıma en iyi dileklerimi sunuyor, günümüzün kutlu olmasını temenni ediyorum. Aynı zamanda ilçede yaşayan tüm vatandaşlarımızı kucaklıyorum.

Türk milletinin beka ve hürriyet namusunu, devletin egemenlik ve güvenlik haklarını cesaretle savunuyorken şehit düşen kahramanlarımızı, aynı şekilde bir hilal uğruna şehadet şerbetinden içen ülkücü şehitlerimizi rahmetle, minnetle, saygıyla anıyorum.

Bildiğiniz üzere 9 Ağustos 2023 tarihi itibariyle ilçe kongreleriyle başlayıp il kongreleriyle genişleyecek ve nihayet 14’ncü Büyük Kurultayımızın icrasıyla sonuçlanacak seçimli demokratik süreç inanıyorum ki partimizin haklı ve tarihi mücadelesine güç katacaktır.

Öncelikle ilçe kongremizin huzur ve kardeşlik havasında geçmesi, karşılıklı saygı ve samimi diyaloglara sahne olması, 54 yıllık müktesebatımıza yakışan bir olgunlukla gerçekleşmesi hepinizden beklentimdir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin her mensubu gönül alarak, gönül yaparak, gönülleri kazanarak yoluna devam edecektir.

Hiç kimseyi ayırmadan, hiç kimseyi ayrıştırmadan milli ve manevi ortak paydada buluşan her kardeşimizi, her vatandaşımızı kucaklayacak derin bir heyecan, engin bir hoşgörü üç hilalin çatısı altında vardır ve tartışmasızdır.

Şunu da unutmayınız ki, aramıza sızarak fitne yaymak isteyenler çıkacaktır ve her zaman olduğu gibi bu tehlike beklenmelidir. Anılarımızı ve hüviyetimizi istismar ederek iç bünyemizi zehirlemeyi, tefrika ve tezviratlarıyla moral ve motivasyon hisarlarımızı yıkmayı amaçlayanlar olacaktır ve bu durum işin özünde kaçınılmazdır.

Türk milleti ve Türkiye ile hesabı olan karanlık çevrelerin Milliyetçi Hareket Partisi’yle uğraşması, zora düşmesini projelendirmesi dün olduğu gibi bugün de mümkün ve muhtemeldir.

Yıkılan ağaca balta vurmayı alışkanlık haline getirmiş, yıkık köyden haraç almaya alışmış sefillere hatırlatırım ki, Türk milleti var olduğu müddetçe üç hilalin önü kesilemez, ömrüne vade biçilemez.

Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye’nin son siperidir. Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi istiklalimizin son müdafaa hattıdır. Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi Türk milletinin ruh kökü, tarihin kükreyen sesi, Türklüğün ebediyen tütecek ocağıdır.

İpi iğnesinden geçmeyen, dikişi yırtığını örtmeyen, özüyle sözü adamlıkla örtüşmeyen süfli güruh ne derse desin, ne yaparsa yapsın, nasıl bir tertibin içinde kıvranırsa kıvransın dediğimiz ve diyeceğimiz hep Türklüktür, Türkiye’dir, milli birlik ve kardeşliktir.

Bu nedenle mücadelemizde her zaman uyanık olmakla yükümlüyüz. Dikkatle, tedbirle, teenniyle, demini almış sabır ve şuurla hareket etmeye de mezun ve mecburuz. 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 tarihlerinde Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimleri milli iradenin seçimiyle tezahür etmiş, Türk ve Türkiye Yüzyılının ilk ve muktedir adımı atılmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı bahse konu seçimlerde muvaffak olmuş, Türk milleti zillet ve hezimet siyasetine geçit vermemiştir. Sizler, pek çok saldırıya, pek çok sataşmaya, şer ve şiddet içerikli aşağılık algı oyunlarına rağmen sancağımızı yere düşürmediniz, dava ve siyaset onurumuza leke sürdürmediniz.

Biliniz ki, hepinizle iftihar ediyor, hepinizi bağrıma basıyorum. Yenilenmiş kadrolarla, tazelenmiş umutlarla, tahkimi yapılan hedeflerle, perçinlenmiş birlik ve kardeşlik ruhuyla 31 Mart 2024 Seçimlerine hazırlanacağız, merkezi yönetimle yerel yönetimler arasında tam bir uyumun sağlanması için elimizden gelen her çabayı göstereceğiz.

“2024’e Doğru, Diyar Diyar Anadolu” temasıyla çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz. “İstikrar ve Hizmet İçin, Uyumlu Yönetimle, Umutlu Geleceğe” ulaşacağız.  “Merkezden Yerele, İstikrarı Bozmadan Umuda Doğru” yol alacağız. Bunları hep birlikte yapacağız ve elbette başaracağız.

Muhalefet partileri 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinde hüsrana uğramakla kalmamış, çetin ve çetrefilli iç sorunlara gömülmüştür. Nevzuhur değişim hezeyanları muhalefetin pespaye ve perişanlığının nasıl bir acınası hale geldiğini ibra ve ifşa etmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’ncü yıldönümünde zillet ittifakının maskesi düşmüş, bütün kirli çamaşırlar ortalığa saçılmıştır. Cumhurun 14 Mayıs ve 28 Mayıs’ta elde ettiği demokrasi zaferinin yerel seçimlerde taçlanması ülkemizin geleceği açısından mühim ve milli bir zarurettir.

Nitekim belediye yönetimlerindeki zillet gölgesi muhakkak surette kaldırılmalıdır ve Milliyetçi Hareket Partisi Cumhur İttifakı’yla bu göreve hazırdır. Mevcut belediye başkanlıklarımızı muhafaza ederek bunun üzerine yenilerini ve hatta daha çoğunu eklemeliyiz.

Cumhur İttifakı’nın doğasına ve ruhuna muvafık hareket edip muhalefet partilerinin yönetimindeki belediyelerin yürek yaralayan makus ve meyus hallerine son vermeliyiz. İşleyen kongre takvimimiz sonucunda temin ve tecelli edecek dinamik teşkilat yapımızla başarıya ulaşacağımızdan, Türkiye’mize sonuna kadar sahip çıkacağımızdan asla kuşku duymuyorum.

Türkiye marka değeri çok büyük bir ülkedir. Bazen kıskançlıkla, bazen hayranlıkla, bazen hasislikle, bazen de husumetle bakılan bir ülke gerçeği artık dünya siyaset sahnesinde göz kamaştırmaktadır. Ülkemiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle muazzam bir serpilme ve yükselme dönemine geçiş sağlamıştır.

Cumhur İttifakı da Türk-İslam asırlarının emanetlerini devralmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak nasıl bir maziye, çağın şu anki tablosunda nasıl bir misyona sahip olduğumuzun ziyadesiyle farkındayız. Kaldı ki biz Türkiye’nin tarafıyız, zillete düşenler de terör örgütlerinin ve sömürgeci efendilerinin tarafıdır.

Önümüzdeki mücadele sürecinde hepinize güveniyorum. Şölen ortamında geçecek kongrelerimizde kaybeden yoktur, bilakis kazanan Milliyetçi-Ülkücü Hareket’tir. Türk ve Türkiye Yüzyılı hedeflerini omuzlayacak kadroların seçimiyle Kızılelma yürüyüşümüz sağlam ve sağduyulu iradeyle sürüp gidecektir.

Milli birlik ve kardeşliğimiz, milli hâkimiyet ve hükümranlık haklarımız, refah ve bereketimiz, huzurlu ve güvenli yarınlarımız için vatandaşlarımıza çağrım, gelin bir olalım, diri olalım, birlikte Türkiye olalım. Bu duygu ve düşüncelerle kongremizin hayırlı olmasını bahusus temenni ediyor, hepinize başarılar diliyorum. Yolunuz ve bahtınız açık olsun, Cenab-ı Allah yar ve yardımcınız olsun. Ne Mutlu Türküm Diyene.”

Paylaşın

HDP’li Sancar: Yağmacı Bir Düzenin Bütün Unsurları Tek Tek Hayata Geçiriliyor

Partisinin genel merkezinde düzenlenen toplantıda konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Bizler bir yandan seçim sonrası değerlendirme faaliyetlerini sürdürürken, öte yandan ülke gündeminin bütün sorunlarıyla ilgilenmeye ve bütün mücadele alanlarında var olmaya gayret ettik. Seçimlerden sonra ülkenin yangın yerine dönüşeceği, yangının daha da artacağı, çöküşün yaygınlaşacağı uyarısını yapmıştık ve çağrılarımızı zamanında yine halkla, kamuoyuyla, seçmenle paylaşmıştık” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Nitekim seçim sonrası yaşadığımız bütün olaylar bu öngörülerimizin ne kadar doğru olduğu ortaya koydu. Ekonomi bir büyük buhranın içinde. Ekonomideki durumu kriz diye geçiştirmek, sanki bundan herkes aynı şekilde etkileniyormuş gibi bir yanılsama yaratmaya yöneliktir. Oysa ortada bir çöküş var ve bu çöküşün altında kalan büyük halk kesimleridir, emekçilerdir, yoksullardır. Yani halkın yüzde 95’idir. Bir avuç sermayedarın varlığına daha fazla varlık kattığı, servetini büyüttüğü bir süreçten ülkenin ve halkın tümünün aynı şekilde etkilendiğini iddia etmek halkla alay etmektir.

Enflasyon oranları ortada, kira artışları ortada, gıda sorunu ortada. İnsanlar barınamıyor, beslenemiyor ve hayatlarını asgari insani şartlara göre yürütemiyor. Emek sömürüsü aldı başını gidiyor. İlkel birikim anlayışıyla bir kapitalist düzen işletiliyor. Yani yağmacı bir düzenin bütün unsurları tek tek hayata geçiriliyor. Her alanda hayata geçiriliyor. Yağmacılık emek sömürüsünde zaten zirve yapıyor ama aynı zamanda doğanın bu ilkel birikim modeline göre talanı da bu iktidarın son sürat yürüttüğü bir politikadır.”

Sancar, konuşmasının devamında, “Örnekler canlı; bir yanda Akbelen’de orman kıyımı, öte yanda Cudi’de ormanların yok edilmesi, diğer yanda Dikmece’de acele kamulaştırmayla doğa varlıklarının ve zeytinliklerin talanı. Bütün bunların amacı yağmacı, ranta dayalı, soyguncu bu ilkel birikim modelini sürdürmektedir. Sadece ekonomi alanında değil adalet alanında da aynı talancılık devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi (PM), Eş Genel Başkanlar Pervin Buldan ve Mithat Sancar başkanlığında partinin Ankara’daki genel merkezinde olağanüstü kongre gündemiyle toplandı. HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, toplantı açılışında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Sancar’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Tarihsel bir dönemeçte Parti Meclisimizi topluyoruz ve bu toplantıda yine tarihsel önemde kararlar almak üzere tartışmalar yürüteceğiz. Seçimlerden sonra halkımıza söz verdiğimiz gibi değerlendirme, muhasebe, eleştiri-özeleştiri sürecini elimizden gelen en yaygın biçimiyle yürütmeye çalıştık. Bu süreç devam etmektedir. Bunun sonunda konferanslar ve kongreler toplanacaktır.

Kongreler diyorum çünkü hem HDP’nin hem de Yeşil Sol Parti’nin kongreleri gündemimizdedir. Bizler bir yandan seçim sonrası değerlendirme faaliyetlerini sürdürürken, öte yandan ülke gündeminin bütün sorunlarıyla ilgilenmeye ve bütün mücadele alanlarında var olmaya gayret ettik. Seçimlerden sonra ülkenin yangın yerine dönüşeceği, yangının daha da artacağı, çöküşün yaygınlaşacağı uyarısını yapmıştık ve çağrılarımızı zamanında yine halkla, kamuoyuyla, seçmenle paylaşmıştık.

“Ekonomik kriz değil büyük buhran”

Nitekim seçim sonrası yaşadığımız bütün olaylar bu öngörülerimizin ne kadar doğru olduğu ortaya koydu. Ekonomi bir büyük buhranın içinde. Ekonomideki durumu kriz diye geçiştirmek, sanki bundan herkes aynı şekilde etkileniyormuş gibi bir yanılsama yaratmaya yöneliktir. Oysa ortada bir çöküş var ve bu çöküşün altında kalan büyük halk kesimleridir, emekçilerdir, yoksullardır. Yani halkın yüzde 95’idir. Bir avuç sermayedarın varlığına daha fazla varlık kattığı, servetini büyüttüğü bir süreçten ülkenin ve halkın tümünün aynı şekilde etkilendiğini iddia etmek halkla alay etmektir.

Enflasyon oranları ortada, kira artışları ortada, gıda sorunu ortada. İnsanlar barınamıyor, beslenemiyor ve hayatlarını asgari insani şartlara göre yürütemiyor. Emek sömürüsü aldı başını gidiyor. İlkel birikim anlayışıyla bir kapitalist düzen işletiliyor. Yani yağmacı bir düzenin bütün unsurları tek tek hayata geçiriliyor. Her alanda hayata geçiriliyor. Yağmacılık emek sömürüsünde zaten zirve yapıyor ama aynı zamanda doğanın bu ilkel birikim modeline göre talanı da bu iktidarın son sürat yürüttüğü bir politikadır.

Örnekler canlı; bir yanda Akbelen’de orman kıyımı, öte yanda Cudi’de ormanların yok edilmesi, diğer yanda Dikmece’de acele kamulaştırmayla doğa varlıklarının ve zeytinliklerin talanı. Bütün bunların amacı yağmacı, ranta dayalı, soyguncu bu ilkel birikim modelini sürdürmektedir. Sadece ekonomi alanında değil adalet alanında da aynı talancılık devam ediyor.

Kobani Kumpas Davası hiçbir kural tanıma kaygısı güdülmeden yürütülüyor. Orada yargılanan arkadaşlarımıza isnat edilen suçlamalara bakıldığında, amacın hiç de hukuksal bir süreç yürütmek olmadığını açıkça görebilirsiniz. IŞİD zihniyetinin ve yenilgisinin intikamı bu dava ile alınmak isteniyor. IŞİD’e karşı direnişin hesabı sorulmak isteniyor. O dönem IŞİD’in bölgede yayılmasını durduran direniş ile demokratik siyaset alanında yeni dönemin barış huzur, demokrasi ve özgürlük temelinde kurulması temelindeki çabalar suçlanıyor.

Partimize, yoldaşlarımıza yöneltilen suçlamalara baktığınızda bunu görebilirsiniz. Hiçbir temeli yok. Tarihte rastladığımız skandal davalardan daha beter bir hukuksuzluk pervasızca yürütülüyor. Ama orada sanık sandalyesine oturtulan arkadaşlarımız bütün bu gerçekleri geri adım atmadan, en ufak bir tereddüt göstermeden dile getirmeye de devam ediyorlar. Bizler de burada bu oyunları, bu kumpasları boşa çıkarmanın mücadelesini durmadan ve yılmadan sürdürüyoruz. Sürdürmeye de kararlıyız. İktidar bütün imkanlarıyla Kobanî Kumpas Davasına yükleniyor. En son Diyanet İşleri Başkanlığını devreye soktu. Müdahillik dilekçesi adı altında neredeyse IŞİD zihniyetinin devamı olan ifadeler bütününü mahkemeye sundular. Saldırılarını ideolojik ve politik düzeyde bu dava üzerinden yürütüyor iktidar.

Aynı hukuksuzluğu Anayasa Mahkemesinin kararlarını yok sayma cüretkarlığında, Cumartesi Annelerinin haklı meşru direnişine karşı gösterilen uygulamalarda da görüyoruz. Cumartesi Anneleri AYM kararına rağmen her hafta cumartesi günü haklarını kullanmak üzere toplandıklarında polis tarafından engelleniyorlar, gözaltına alınıyorlar. Halkın temsilcilerine bile toplanma imkanı tanımayan açık bir hukuksuzluk, bir despotik yönetim söz konudur. Bütün alanlarda devam eden adaletsiz, yağmacı, talancı, savaşa dayalı düzenle bir yandan da toplumu teslim almaya çalışıyorlar.

Seçimlerden sonra mağlubiyet duygusunu hezimet algısına dönüştürmek için toplumsal muhalefet saflarına yönelik propagandayı ve çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor bu iktidar. Amaç toplumu, muhalefeti, toplumsal muhalif güçleri; yeni, adil, özgür bir yaşam isteyen çevreleri çaresizlik duygusuna sürüklemektir. Bütün toplumsal değişim, özgürlük ve adalet taleplerinin teslimiyetle sonuçlanmasını hedefliyorlar.

Topluma bir mağlubiyet ve hezimet duygusu yerleştirmeye çalışıyorlar. Bunun ötesine geçerek çaresizliği yerleştirmeye çalışıyorlar. Son adım olarak da teslimiyet tuzağına bütün toplumsal muhalefet güçlerini düşürmek istiyorlar. Bizler bu tuzakların ve operasyonları farkındayız. Kendi değerlendirme süreçlerimizi yürütürken Akbelen’den Cudi’ye, emekçilerin grevlerinden Cumartesi Annelerinin adalet mücadelesine kadar her yerde var olmak için bütün gücümüzle çalışıyoruz.

“Toplumsal mücadelenin öncülüğünü sürdüreceğiz”

Bizler buradayız. Yürüttüğümüz değerlendirme, muhasebe, eleştiri-özeleştiri süreci bütün bu adaletsizliklere karşı daha güçlü bir şekilde toplumsal muhalefetin öncülüğünü üstlenecek bir güç birikimini ileriye taşımak içindir. Hiç kimsenin bu konuda en ufak bir karamsarlığa kapılmaya hakkı yok. Umutsuzluk ise asla ve asla buralarda yer bulmamalı. Tam tersine umut mücadeleden doğar, mücadele inançtan beslenir. Biz hedeflerimize ve ilkelerimize inanıyoruz. Onun için mücadelemizi sürdürüyoruz. Mücadele büyüdükçe de bu umut hem kendi saflarımızda hem de toplumda değişim bekleyen bütün çoğunlukta karşılığını mutlaka bulacak ve büyüyecektir.

Biliyorsunuz seçim süreci HDP’ye yönelik her türlü kuşatmanın yürütüldüğü bir oyunlar ve operasyonlar bütünü olarak gerçekleşti. Kapatma davası HDP’yi ve demokratik siyaseti tasfiye etmenin bir aracıydı, bir hamlesiydi. Aynı zamanda seçimlerde halkı seçeneksiz bırakma planlarının bir parçasıydı. HDP’yi savunacağız diye yola çıktık, HDP’yi yaşatacağız dedik. Bunun içi hukuksal, toplumsal ve siyasal mücadelemizi sürdüreceğiz dedik ve öyle yaptık.

Ama halkı seçimlerde seçeneksiz bırakmamak ve iktidarın oyunlarını boşa çıkarmak da bizlerin tarihsel bir göreviydi. O nedenle kapatma ihtimaline karşı bileşenimiz olan Yeşil Sol Parti seçimlere hazırlandı ve bizler de Yeşil Sol Parti çatısı altında seçimlere girdik. Seçimlerde istediğimiz sonuçları alamasak da buradayız. Parlamentoda 3’üncü büyük partiyiz. Bütün engellemelere, hilelere ve manipülasyonlara rağmen bir güç olarak büyüme imkanlarını halkımız bizlerden esirgemedi. O nedenle halkımıza minnettarız, halkımıza şükranlarımızı sunuyoruz.

Hem verdiği destek için hem de bizlere yaptığı uyarılar için halkımıza minnettarız. Derin bir sağduyu orada kendisini göstermiştir. Adresin ne olduğu konusunda bir tereddüt yoktur. Umudun ve değişimin adresi burasıdır; HDP fikriyatı ve siyasi birikimidir, HDP’nin mücadele tecrübesidir. Şimdi bizler bunu yeni yapılanma ile birlikte en yüksek noktaya çıkarma sorumluluğu ve göreviyle karşı karşıyayız. HDP bu ülkenin umudunu oluşturan fikriyatın sembolüdür.

HDP kendisinden önceki mücadele tecrübesini devralmış bir büyük bedeller ve inançlar kümesidir. HDP aynı zamanda bu siyasi birikimi geleceğe aydınlık bir ülke yaratma amacıyla taşıyacak temel aktördür. Fikriyatı, tecrübesi ve birikimiyle aydınlığa çıkaracak olan adrestir. Seçime girmedik. Seçime iktidarın oyunlarını boşa çıkarmak için başka bir yöntemle girdik. Şimdi HDP olarak bizler varlığımızı koruyacağız ama birikimimizi aktardığımız Yeşil Sol Parti’yi hem toplumsal mücadelenin bütün alanlarında hem de parlamentoda en etkili güç haline getirmek için elimizden gelen bütün çabayı harcayacağız.

Biz bu fikriyatı bizden önceki partilerden ve mücadeleden aldık. Bu birikimi geçmişin bedellerle yüklü güçlü mücadelesinden aldık. Şimdi bunu Yeşil Sol Parti’de devam ettirecek yöntemleri de hep birlikte tartışacağız. Ana gündemimiz HDP’nin olağanüstü kongre kararı alması olacaktır. Bunu sizlerle tartışacağız. Olağanüstü kongremizi toplayacağız. Daha doğrusu toplamayı tartışacağız. PM’nin kararı burada belirleyici olacaktır.

Bu tartışmalardan sonra HDP kurumsal varlığını devam ettirecek şekilde birikimini Yeşil Sol’a aktarmanın yöntemlerini tartışacaktır. PM bu açıdan gerçekten tarihi bir toplantı gerçekleştirmektedir. Ve çok önemli bir görev ve sorumlulukla karşı karşıyadır. Bütün bunları sonuç alıcı bir biçimde masaya yatıracağız, hep birlikte tartışacağız. Hedefimiz topluma dayatılan çaresizlik ve teslimiyet seçeneklerini boşa çıkaracak yöntemler geliştirmek ve mücadeleyi büyütmektir.

“Toplumsal değişim isteyenler mücadeleye ve öncülüğe davet ediyor; buna varız”

Mücadelenin kurumsal adresi değil ruhunun ve birikimin yaşadığı yer önemlidir. Yeter ki bu ruhu, bu fikriyatı, bu birikimi hakkıyla hayata geçirelim. Bunu yapacağımızdan da şüphemiz yok.

Bugün bu hedefler çerçevesinde yöntemleri ve planlamamızı değerlendireceğiz, kararlarımızı alacağız ve en güçlü şekilde yolumuza devam edeceğiz. Bu toplantının başarılı geçeceğine inancım tamdır. Geleceğin umut ve özgürlük üzerine kurulması için bizi bekleyen bütün ezilenler, Kürt halkının özgürlük mücadelesi, doğa savunucularının ve ekoloji çevrelerinin doğayı ve yaşamı savunma mücadelesi, kadınların eşitlik, özgürlük ve hak mücadelesi, gençlerin aydınlık bir gelecekte yaşama mücadelesi… Bütün bunlar bizleri davet ediyor.

Emekçiler bizleri davet ediyor. Mücadele bizleri davet ediyor. Çaresizlik ve teslimiyeti boşa çıkaracak öncülere bir davettir. Biz bu daveti kabul ediyoruz. Bu davet başımız gözümüz üstünedir. Bu davetin gereklerini yerine getirecek kararları buradan alacağımızı halkımıza duyurmak istiyorum. Parti Meclisimiz bu davetin gereklerini yerine getirecek kararları enine boyuna yürüteceği tartışmaların sonucunda alacaktır. Her alanda mücadele daveti büyüyor. Bu davetin yöneldiği adres de bizleriz. Bizler bu davetin hakkını yerine getirmekle sorumluyuz. Yolumuz açık olsun.”

Paylaşın

Yerel Seçimler: Demokrat Parti Kendi Logosu Ve Adaylarıyla Giriyor

Yerel seçimlere ilişkin açıklamalarda bulunan DP Genel Başkan Yardımcısı İlay Aksoy, “81 ilde kendi adaylarımızı ve meclis üyelerimizi çıkartacağız. Kendi logomuz ve kurumsal kimliğimizle seçimlere katılacağız” dedi.

Yürüttükleri çalışmalar neticesinde Ege ve Güneydoğu bölgesinde iddialı olduklarını ifade eden Aksoy, “Kurumsal kimliğimizle birlikte o bölgelerde, güçlü olan adaylarla seçime gireceğiz. Şu an birçok talep geliyor, biz de değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı İlay Aksoy, yaklaşan yerel seçimlere ilişkin, açıklamalarda bulundu.  81 ilde kendi logosu ve adayları ile seçime katılacaklarını açıklayan Aksoy, “Her partinin kendi kitlesi vardır ve işbirliği sayesinde mikro düzeyde daha fazla etkili olabilirsiniz” dedi.

Cumhuriyet’ten Mehmet Oflaz’a konuşan Aksoy, yürüttükleri çalışmalar neticesinde Ege ve Güneydoğu bölgesinde iddialı olduklarını söyledi.

Aksoy, “Kurumsal kimliğimizle birlikte o bölgelerde, güçlü olan adaylarla seçime gireceğiz. Şu an birçok talep geliyor, biz de değerlendiriyoruz. Demokrat Parti olarak biz sadece adaylara odaklanmadık. Meclis üyeleri de bizler için önemli. İstanbul ve Ankara’ya baktığımızda, Meclis çoğunluğu sizde olmadıktan sonra belediye başkanları ciddi sıkıntı yaşıyor. Dolayısıyla Meclis üyeliklerinin de büyük titizlikle üzerinde duruyoruz” diye konuştu.

Yerel seçimlerde işbirliği de yapabileceklerini ifade eden Aksoy, “Seçim yaklaştıkça bu durum daha da belirginleşir. Yerel seçimlerde işbirliği yapmak daha da önemlidir. Her partinin kendi kitlesi vardır ve işbirliği sayesinde mikro düzeyde daha fazla etkili olabilirsiniz” dedi.

Demokrat Parti, 14 Mayıs 2023 Pazar günü gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekili Seçimleri’nde Millet ittifakı’nın büyük paydaşı olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) listelerinden girmişti.

Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt, İstanbul 1. Bölge’de 9. sıradan, Haydar Altındaş İzmir 1. Bölge’de 2. sıradan, eski ANAP Genel Başkanlarından Salih Uzun ise İzmir 2. Bölge’de 5. sıradan aday olmuştu. Cemal Enginyurt, Salih Uzun, Haydar Altıntaş, milletvekili seçilmişti.

Paylaşın

“Mehmet Şimşek 1 Yıl İçinde Görevden Ayrılır” İddiası

İlerleyen günlerde Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuğunda değişiklik yaşanabileceğine dikkat çeken Mustafa Balbay, “Mehmet Şimşek’in kafasındaki planı uygulayamadığını biliyorum. Mehmet Şimşek’in bir yıl içinde görevden ayrılır” dedi ve ekledi:

“Ekonomi diyelim ki istenildiği gibi olmadı ve Şimşek’in kabul etmediği bir karar geldiğinde Şimşek ayrıldığı zaman Erdoğan ‘yapamadı’ diyecek. Hacı yatmaz gibi Erdoğan hariç herkes suçlu. Ekonomide o yüzden şu anda böyle bir yol kurdu, Erdoğan’ın AKP’lilere anlatacağı bir süreç gelişiyor.”

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) yaklaşımını Cumhuriyet TV’ye değerlendirdi.

“Mehmet Şimşek’i önümüzdeki dönem çok konuşacağız diyerek” sözlerine başlayan Balbay, “Gelinen noktada Mehmet Şimşek’in bir anlamda, hükümetin bu halka IMF gibi davranan bir tutumla yola çıktığını görüyoruz. Hiçbirimiz tekrar IMF’nin programlarına teslim olmayı istemez ama o programda bile bir hedef vardı, sıkılacak kemerler vardı, rakamlar açıklanırdı. Devletin pek çok rakamına uluslararası alanda ne yazık ki güven yok.

Mehmet Şimşek’in bu planları yaparken rakamların sağlıklı olmadığını gördü. Bunun üzerine bu rakamları belirleme noktasında en sorunlu yer dolarak TÜİK’in rakamlarını gerçekçi bulmadığını, bir süredir de bunu kafasında bir yere oturtmaya çalıştığının haberini alıyoruz” ifadelerini kullandı.

Erdoğan ile Şimşek arasında bir görüş ayrılığı yaşandığının altını çizen Balbay, “Mehmet Şimşek 2024 yılı ortasında bir nebze önümüzü göreceğiz ve enflasyon düşecek diyor. Erdoğan ise 2024 yılı başında rahatlamaya başlayacağız diyor çünkü yerel seçim var. Erdoğan yerel seçimden birkaç ay önce bir anlamda rahatlamanın hissedilmesini ve devamında da seçimlerin kazanılmasını arzu ediyor.

Mehmet Şimşek de en erken 1 yıl sonra sonuç alabileceğimiz bir döneme girdik diyor, bu bir çatışma bence. Şu anda Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı ağırlığıyla batıdan para alamıyor. Sizin kültürünüzle ekonomiye bakan bir kişiyi bu işin başına atadım dedi Erdoğan ve Mehmet Şimşek şu an fiilen IMF temsilcisi. Ben ilerleyen günlerde bir çatışma bekliyorum” dedi.

“Erdoğan’ın AKP’lilere anlatacağı bir süreç gelişiyor”

Balbay, İlerleyen günlerde bakanlık koltuğunda değişiklik yaşanabileceğine dikkat çekerek, “Mehmet Şimşek’in kafasındaki planı uygulayamadığını biliyorum. Mehmet Şimşek’in bir yıl içinde görevden ayrılır. Ekonomi diyelim ki istenildiği gibi olmadı ve Şimşek’in kabul etmediği bir karar geldiğinde Şimşek ayrıldığı zaman Erdoğan ‘yapamadı’ diyecek. Hacı yatmaz gibi Erdoğan hariç herkes suçlu. Ekonomide o yüzden şu anda böyle bir yol kurdu, Erdoğan’ın AKP’lilere anlatacağı bir süreç gelişiyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Erdoğan “Oy Kaybının Faturasını” Kesmeye Hazırlanıyor: 2024’e Yeni İsimlerle

Yerel seçimler öncesinde partisinin 8. olağan kongresini toplaması beklenen Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılan milletvekilliği seçimlerinde yüzde 7’leri bulan oy kaybıyla yüzde 35.8 oy alması sonrasında bunun faturasını 8. olağan kongrede, “parti yönetimine kesmesi” bekleniyor.

Erdoğan’ın uzun süredir parti yönetiminde bulunan AK Parti Genel Başkanvekili Binali Yıldırım, Tanıtım ve Medya Başkanı Hamza Dağ, Siyasi ve Hukuki İşler Başkanı Hayati Yazıcı, Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir, Ekonomi İşleri Başkanı Nurettin Canikli, Mali ve İdari İşler Başkanı Vedat Demiröz gibi partinin önemli isimlerine “kongre sonrasında yönetimde yer vermeyeceği” iddia ediliyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu‘nun haberine göre; Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 14 Mayıs’ta yapılan milletvekilliği seçimlerinde yüzde 35.8 oy alan ve bir önceki seçimlere göre oyunda yüzde 7’leri bulan düşüşün faturasını, ekim ayında yapılması planlanan 8. olağan kongrede, “parti yönetimine kesmesi” bekleniyor. Kulislerde, Erdoğan’ın, parti yönetiminde de aynı milletvekili aday listelerindeki yüzde 70’lere varan değişikliğin parti yönetimine de yansıtılacağı konuşuluyor.

Erdoğan, 28 Mayıs’ta yeniden seçilmesinin ardından 31 Mart 2024’te yapılması beklenen yerel seçimler için düğmeye basmıştı. Erdoğan, 2024’teki yerel seçimlerin “1994 yılındaki yerel seçimler gibi milat olacağını” da dile getirmişti. Meclis kapanmadan önce milletvekillerine ve parti yönetimine “sahada olun” talimatını veren Erdoğan’ın, yerel seçimler öncesinde, ekim ayında, partisinin 8. olağan kongresini toplaması bekleniyor. Erdoğan’ın bu kongrede ise parti yönetimine “14 Mayıs’taki milletvekilliği seçimlerinde özellikle büyükşehirlerde yaşanan oy kaybının faturasını keseceği” de ileri sürülüyor.

Erdoğan’ın, 2023 seçimlerindeki oy kaybının “yerel seçimlerde tekrarlanmaması” için ekim ayında yapılması planlanan 8. olağan kurultayda “A takımında da değişikliğe gideceği” belirtiliyor. Erdoğan’ın böylece hedeflediği “CHP’li 11 büyükşehir belediye başkanlığını kazanmak için yeni isimlerle yol yürüyeceği” ifade ediliyor.

Kulislerde, Erdoğan’ın uzun süredir parti yönetiminde bulunan AK Parti Genel Başkanvekili Binali Yıldırım, Tanıtım ve Medya Başkanı Hamza Dağ, Siyasi ve Hukuki İşler Başkanı Hayati Yazıcı, Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir, Ekonomi İşleri Başkanı Nurettin Canikli, Mali ve İdari İşler Başkanı Vedat Demiröz gibi partinin önemli isimlerine “kongre sonrasında yönetimde yer vermeyeceği” de iddia ediliyor.

Mehmet Ali Zengin ve Zafer Sırakaya

Parti kulislerinde ayrıca “kongrede beklenen değişikliğin sinyalinin seçimlerden hemen sonra dış ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcılığı görevi için Zafer Sırakaya, insan haklarından sorumlu genel başkan yardımcılığı görevine ise de Mehmet Ali Zengin’in getirilmesiyle verildiği” de konuşuluyor.

Paylaşın

YSP’li Önder: Yerel Seçimlerde Herkesi Kapsayacak Bir Hareket, İttifak Olmalı

Yerel seçimlere dair değerlendirmede bulunan YSP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, “Muhtemelen partimiz ve ittifakımız belli tartışma süreçlerini bir an önce bitirip bir yerel yönetim çalıştayı düzenleyecekler ve bunu alışıldık kadroları aşan bir genişlikle yapacaklar diye düşünüyorum. Buna bir arama çalışmaları da diyebiliriz, konferansları da diyebiliriz” dedi ve ekledi:

“Buradan ortaya çok verimli sonuçlar çıkacağını düşünüyorum. İnsanların değil programların ve yaklaşımların tartışıldığı ve belli manifestoların oluşturduğu bir şey olmalı ya da olacak gibi duruyor o zaman falanca müteahhit, filanca lobinin adamı falan filanca grubun temsilcisi aralığından çıkaracağız bir program ortaya çıkacak, bakalım süreç ne gösterecek.”

Önder, CHP’deki “değişim” tartışmalarına ve Kılıçdaroğlu’na ilişkin ise, “Bugüne gelirsek Kemal Bey’in bir yaklaşımını çok kıymetli buldum, halen de kıymetli buluyorum sürece olan yaklaşımını. Tartışmaları biliyorum, bu gizli protokol vesaire falan bütün bunları bilerek söylüyorum. Kemal Bey, ilk defa CHP kadroları içerisinde bugüne kadar statükonun, hani gece aklına gelse şeytan vesvese soktu diyebileceği, birçok alana bugüne kadar hiçbir CHP kadrosunda görmediğimiz cesur ve kararlı bir yaklaşım sergiledi, en azından teşebbüs etti” dedi.

TBMM Başkanvekili ve Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Kısa Dalga’da Azmi Karaveli’nin konuğu oldu. Önder’in programda, yerel seçimler ve CHP’deki “değişim” tartışmalarına ve Kemal Kılıçdaroğlu’na ilişkin yaptığı değerlendirmelerden öne çıkan bölümler şöyle:

“Kemal Bey’in bir yaklaşımını çok kıymetli buldum, halen de kıymetli buluyorum sürece olan yaklaşımını. Tartışmaları biliyorum, bu gizli protokol vesaire falan bütün bunları bilerek söylüyorum. Kemal Bey, ilk defa CHP kadroları içerisinde bugüne kadar statükonun, hani gece aklına gelse şeytan vesvese soktu diyebileceği, birçok alana bugüne kadar hiçbir CHP kadrosunda görmediğimiz cesur ve kararlı bir yaklaşım sergiledi, en azından teşebbüs etti.

Bir yenilgi üzerinden sadece skor üzerinden bir siyaseti mahkûm etmeyi doğru bulmuyorum. Dolayısıyla Eğer CHP yüzünü sola dönecekse bir sağ muhalefetle savcılık yapmaya çalışarak yol alınamayacağını yeterince deneyimlediğimizi düşünüyorum. Ama sağ tabandaki yoksulları sol politikalarla cezbedebiliriz, ikna edebiliriz, bizi görmelerini sağlayabiliriz.

Olabilecek piyasada sağcı kalmadı. Kemal Bey’in çabalarını mahkûm eden bir yerden konuşmuyorum, olumluyorum tersine ama artık bu deneyimi yaşadık. Bence kendi içindeki sağcılardan da bu süreci arındırarak, sol bir anlayışla, halkçı bir anlayışla ve adaylarla ve süreçlerle yaklaşırlarsa tabii ki her şey yeniden değerlendirir.

Âmâ ben bunu bir kişisel görüş olarak söylüyorum yani partimizin resmi görüşünü söylemeye mezun değilim daha bu süreç bitmedi de… Tartışıyoruz, tartışacağız.

Anlatmaya çalıştığım şu: Davutoğlu’nu ya da Temel Bey’i ya da Ümit Özdağ’ı bunları bir araya toplayarak oy toplayamazsınız. Taleplerinizle programınızla oy toplarsınız. Bunlar süreç bittikten sonra ortaya çıktı ki birçoğu riyakâr yaklaşıyor. Dolayısıyla bunu yaşadık, gördük… Artık ikinci kez aynı havuzda çimmeye gerek yok. Yeni bir enerji ile, yeni bir gayretle hareket etmek gerek. Eğer bu örülebilirse bence büyük sonuç alınır ama bu yapılabilir mi? Yaşayacağız, göreceğiz.

Olmalı. Yani muhtemelen partimiz ve ittifakımız belli tartışma süreçlerini bir an önce bitirip bir yerel yönetim çalıştayı düzenleyecekler ve bunu alışıldık kadroları aşan bir genişlikle yapacaklar diye düşünüyorum. Buna bir arama çalışmaları da diyebiliriz, konferansları da diyebiliriz.

Buradan ortaya çok verimli sonuçlar çıkacağını düşünüyorum. İnsanların değil programların ve yaklaşımların tartışıldığı ve belli manifestoların oluşturduğu bir şey olmalı ya da olacak gibi duruyor o zaman falanca müteahhit, filanca lobinin adamı falan filanca grubun temsilcisi aralığından çıkaracağız bir program ortaya çıkacak, bakalım süreç ne gösterecek.”

Paylaşın

CHP’li Hamzaçebi: Kılıçdaroğlu Partinin Önünü Açmalı

“Sayın Kılıçdaroğlu’na düşen görev partinin önünü açmasıdır” paylaşıma açıklık getiren CHP’li Akif Hamzaçebi, “Kurultayda aday olmadığını açıklaması bunun bir yoludur. İl ve ilçe kongrelerine genel merkezin ve belediyelerin müdahale etmemesi bunun diğer yoludur. Örgütün özgürce seçtiği delegelerle kurultayda adil bir yarış yapılır” dedi ve ekledi:

“Partide genel başkan değişimini Sayın Kılıçdaroğlu’na rağmen yapmak en son tercih edeceğim şeydir. Bunu kırmadan, dökmeden yapmak lazım. Partide ilerisi için ne yapacaksak bunu Kılıçdaroğlu’na rağmen değil Kılıçdaroğlu ile planlamalıyız.”

Son seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) liste dışı bırakılan eski İstanbul Milletvekili ve Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’a açıklamalarda bulundu. Hamzaçebi’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Başta CHP’yi ilgilendiren pek çok tartışmayı beraberinde getiren seçim sonuçlarını nasıl okuyorsunuz?

“Genel Merkez, sonucu başarısızlık olarak görmüyor. Kılıçdaroğlu’nun aldığı yüzde 48’lik oy için “Fena değil, hatta iyi, cumhurbaşkanlığını kıl payı kaçırdık” deniliyor. Bir kere bu tamamen yanlış. Sayın Erdoğan bugüne kadar üç cumhurbaşkanlığı seçimine girdi, üçünde de yüzde 52 oyla Cumhurbaşkanı seçildi. Muhalefet adaylarının her üç seçimde aldığı oyların toplamı da her üç seçimde yüzde 48 oldu.

Durumu daha çarpıcı kılan ise AK Parti’nin oyu düşerken Erdoğan’ın oyunun azalmaması. CHP’nin oy oranı ise 2011’den 2023’e pek değişmemiş, yüzde 25 civarında kalmış. Son seçimlerde 4 siyasi parti CHP listelerinden seçime girmiş olmasına rağmen Sayın Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olarak girdiği ilk seçim olan 2011 seviyesinin 0.5 puan altında oy almışız.

Durum böyle olduğu halde seçim sonucunu başarı olarak değerlendirmek Erdoğan iktidarını tahkim etmekten başka bir şey değildir. Ana muhalefet partisi için başarının tek bir ölçüsü vardır; iktidar olmak. CHP’yi sıkışıp kaldığı yüzde 25’lik banttan yukarı çekemediğimiz sürece bugün Kılıçdaroğlu, yarın Ahmet, Mehmet; CHP Genel Başkanı kim olursa olsun adaylar Cumhurbaşkanlığı seçimlerini hep kaybedecektir. CHP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanabilmesi için oy oranının yüzde 30 seviyesinin üzerine çıkarılması şarttır.

Şimdi Türkiye’yi bu açmazdan kurtarmak, CHP’yi kadro partisi değil, Cumhuriyetimizin temel değerlerini referans alan kitle partisi yapmak; kimlik ve her türlü değerler üzerinden yaratılan kutuplaşmayı sona erdirmek; özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve dayanışma gibi evrensel değerlere yaslanarak iktidara taşımak için yola çıkmanın zamanı geldi. Bu büyük hedefe değişim, yenilenme gibi laflarla ulaşılmaz. Bunlar zaman kaybıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ‘İdare-i maslahatçılar esaslı devrim yapamazlar’.”

Bu durumda değişim ve yenilenme gibi kavramları yetersiz, karşılıksız mı buluyorsunuz?

“Evet. Değişim kavramını yüzeysel bulduğumu ifade etmek isterim. Yenilenme de bana bir şey ifade etmiyor. MYK ve danışman değişiklikleri derde deva değildir. Kurultayda Parti Meclisi ve sonrasında MYK değişikliğine gidilecek olması, tüzük değişikliği gibi hususlar da temeldeki sorunu çözmez. Bu adımlarla parti bir santim ileri gitmez. Seçmen de bu adımları asla ve asla yeterli görmeyecektir.

Türkiye’de 21 senelik AK Parti iktidarından sonra bir AK Parti eliti ve buna eklemlenmiş kadrolar oluştu. Bu çerçevede Türkiye’de CHP açısından politik sınırlar, geleneksel sosyal sınıflar arasında değil, AK Parti iktidarlarının kazananları ve kaybedenleri arasında çizilmek zorundadır. Üçüncü Yol, CHP’yi klasik orta sınıfın değil, yalnız emek kesiminin değil AK Parti iktidarları döneminde kaybeden tüm kesimlerin, yani neoliberal politikaların kaybettirdiklerinin partisi yapma iddiasındadır.”

Üçüncü Yol tarifinizin başka ne gibi farklı politika önerileri var?

“Türkiye’de seçimlerin sonucunun belirlenmesinde kent yoksulları dediğimiz kitle büyük bir role sahip. Köylü ve esnaf kesiminin siyasi tercihlerini değiştirmek kolay değildir. Ama kent yoksulları için aynı şeyi diyemem. AK Parti, 21 yıllık iktidarı boyunca kentin artan rantının bir kısmını imar ve gecekondu afları ile bu kesime aktararak mutlu etmesini bildi.

Türkiye’de demokrasiyi bütün kurumlarıyla taşıyacak büyüklükte bir orta sınıfın olmaması bu kesimin önemini artırıyor. Bu kitlenin siyasi tercihlerini ekonomik vaatlerle değiştirmenin imkanı yok. Orta sınıf siyaseti ile bu kitleyi kazanamayız. Başta biraz önce söylediğim dış politika alanlarındaki politika değişiklikleri ve terör örgütleriyle mücadelenin kararlı bir şekilde devam edeceği vurgusu ve izlenecek politikalar bu kesimlerin siyasi tercihlerinde değişikliklere yol açacaktır.

Elbette ki kent yoksullarının güvenceli işlerde istihdamı, artan milli gelirden yeterli payı almaları sürekli bir politika olarak uygulanacaktır. Refah artışı orta ve uzun vadede bu kitlenin siyasi tercihini kendiliğinden değiştirecektir.”

“Sayın Kılıçdaroğlu’na düşen görev partinin önünü açmasıdır” ifadesini kullandığınız bir paylaşımınız var. Kılıçdaroğlu ne yapmalı partinin önünü açmak için?

“Kurultayda aday olmadığını açıklaması bunun bir yoludur. İl ve ilçe kongrelerine genel merkezin ve belediyelerin müdahale etmemesi bunun diğer yoludur. Örgütün özgürce seçtiği delegelerle kurultayda adil bir yarış yapılır. Partide genel başkan değişimini Sayın Kılıçdaroğlu’na rağmen yapmak en son tercih edeceğim şeydir. Bunu kırmadan, dökmeden yapmak lazım. Partide ilerisi için ne yapacaksak bunu Kılıçdaroğlu’na rağmen değil Kılıçdaroğlu ile planlamalıyız.”

“Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı yıpratır”

CHP Genel Başkan adaylığı için adı en çok geçen isim Ekrem İmamoğlu. Ancak yaklaşan, zorlu bir yerel seçim var. Sizce İmamoğlu ne yapmalı?

“Sayın İmamoğlu başarılı bir büyükşehir belediye başkanımızdır. Doğru olan bu görevine devam etmesidir. Bu aşamada genel başkan adaylığı siyasette onu yıpratır. Doğru bulmam.

Devam eden tüm tartışmaları düşündüğümüzde “CHP kongresine giderken taraflar netleşiyor ya da en azından pozisyon alınıyor” yorumunu yapmak yanlış olmaz sanırım. Siz kıdemli bir partili olarak kendinizi nerede tarif ediyorsunuz?

Ben partimden yanayım. Değişim, yenilenme gibi laflarla zaman kaybedilmemelidir. Cumhuriyet Halk Partisi örgütü sağduyu sahibidir, öngörülüdür. Onların da farklı düşündüğünü sanmıyorum. Üçüncü Yol dediğim şey bu sessiz çoğunluğun sesidir.”

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: Markete Gitmeye Korkuyoruz

Gıda fiyatlarının dünya genelinde sürekli düşeş eğiliminde olmasına rağmen Türkiye’de ise sürekli yükselmesini eleştiren DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Dünyada gıda ucuzlarken, biz pazara, markete gitmeye korkuyoruz. Gıda enflasyonuyla mücadele bu kadar zor mu? Değil” dedi.

Ali Babacan, ayrıca, “Temel gıda ürünlerinin fiyatını Türkiye’de kim belirliyor? Sayın Erdoğan belirliyor. Etin fiyatını belirleyen o. Sütün fiyatını belirleyen o. Buğdayın fiyatını belirleyen o. Enflasyon olunca, maliyetler artında suçlu kim?” ifadelerini kullandı.

Küresel gıda fiyatları son 15 ayda sadece Nisan 2023’te yükselirken diğer tüm aylarda düşüş gösterdi. Gıda fiyatları Türkiye’de ise Eylül 2020’den bu yana, yani 34 aydır devam ediyor.

“Dünyada gıda ucuzlarken, biz pazara, markete gitmeye korkuyoruz. Gıda enflasyonuyla mücadele bu kadar zor mu? Değil” diyen DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya hesabından paylaştığı videoda şu ifadelere yer verdi:

“Temel gıda ürünlerinin fiyatını Türkiye’de kim belirliyor? Sayın Erdoğan belirliyor. Etin fiyatını belirleyen o. Sütün fiyatını belirleyen o. Buğdayın fiyatını belirleyen o. Enflasyon olunca, maliyetler artında suçlu kim?

‘Maliyeti aşağı çekelim’ diyoruz. ‘Gübrenin yarısını devlet ödesin’ diyoruz. ‘Yemin yarısını devlet ödesin’ diyoruz. ‘Elektriği, mazotu çiftçimize düşük fiyata verelim’ diyoruz. Enflasyonu düşürmenin yolu bu. Çünkü maliyetten aşağı çektiğinizde, maliyete diyelim ki 10 liralık devlet kaynağı ayırdığınızda nihai tüketici fiyatı 30 lira aşağıya iniyor.

Gıda fiyatlarındaki düşüşü dışarıdan ithalatla sağlayamazsınız. Çiftçimizin maliyetini düşürdüğümüz anda gıda fiyatlarını aşağı doğru çekmiş olacağız. Bu desteği en başta maliyetle verdiğiniz zaman daha ucuza mâl ediyor. Çünkü bitmiş ürüne destek daha pahalı, fiyat şişe şişe gidiyor. Ama hammaddede desteği verdiğiniz zaman bütün maliyeti aşağıya doğru çekiyorsunuz.”

Türkiye’de 34 aydır aralıksız yükseliyor

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) açıkladığı Küresel Gıda Fiyat Endeksi son 15 ayda sadece bir kez yükseldi. Türkiye’de resmi yıllık enflasyon mart ayında yüzde 38, gıda fiyatlarındaki yıllık artış ise yüzde 54 oldu.

Dünyada gıda fiyatları aynı dönemde yüzde 21 düşerken Avrupa Birliği genelinde yüzde 15 artış gösterdi. Türkiye’de ise gıda fiyatları 34 aydan bu yana aralıksız artıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) açıkladığı Küresel Gıda Fiyat Endeksi son 15 ayda bir kez yükseldi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı yıllık tüketici enflasyonu (TÜFE) Haziran 2023’te ayında yüzde 38 oldu. On iki aylık ortalamalara göre ise enflasyon yüzde 60 gerçekleşti.

TÜİK’e göre gıda fiyatları son bir yılda yüzde 54 artış gösterdi. FAO’nun Küresel Gıda Fiyat Endeksi ise aynı dönemde yüzde 21 düştü. AB’de ise yıllık gıda enflasyonu mayıs ayı itibarıyla yüzde 15. Küresel gıda fiyatları son 15 ayda sadece Nisan 2023’te yükselirken diğer tüm aylarda düşüş gösterdi. Gıda fiyatları Türkiye’de Eylül 2020’den bu yana 34 aydan bu yana artmaya devam ediyor.

FAO ve TÜİK’in açıkladığı gıda fiyat endeksleri arasındaki fark Türkiye’nin “yeni ekonomik modele” geçtiği Kasım 2022’den itibaren giderek büyüyen bir makasa dönüştü. Kasım 2021’de küresel gıda fiyat endeksi 141; Türkiye’de ise 138. Türkiye’nin Kur Korumalı Mevduatı (KKM) ilan ettiği Aralık 2021’de ise radikal bir değişim başlıyor.

Paylaşın

AYM Kararına Rağmen, Cumartesi Anneleri/İnsanları Yine Gözaltına Alındı

Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararına rağmen, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 958. hafta eylemi Beyoğlu Kaymakamlığı’nın “yasak” kararı gerekçe gösterilerek engellendi. Polis, çok sayıda hak savunucusunu gözaltına aldı.

Haber Merkezi / Eyleme, TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, YSP’li Sırrı Sakık ve Meral Danış Beştaş ile TİP’li Ahmet Şık destek verdi. Buldan, Sancar, Sakık, Beştaş ve Şık Galatasaray Meydanı’nda polis ablukası alındı. Polis, Önder’in Galatasaray Meydanı’na geçişine de izin vermedi.

Galatasaray Meydanı’nda 1995 yılından beri oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri/İnsanları, 958. hafta eylemi Beyoğlu Kaymakamlığı’nın “yasak” kararı gerekçe gösterilerek engellendi. Meydana yürüyen Cumartesi Anneleri/İnsanları’na müdahale eden polis, çok sayıda hak savunucusunu gözaltına aldı.

Eyleme, TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, YSP’li Sırrı Sakık ve Meral Danış Beştaş ile TİP’li Ahmet Şık destek verdi. Buldan, Sancar, Sakık, Beştaş ve Şık Galatasaray Meydanı’nda polis ablukası alındı. Polis, Önder’in Galatasaray Meydanı’na geçişine de izin vermedi.

AYM kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

Paylaşın