Kılıçdaroğlu’ndan İngiltere’yle İmzalanan ‘Yasa Dışı Göçmen’ Anlaşmasına Tepki

İngiltere ile imzalanan ‘yasa dışı göçmen’ anlaşmasına tepki gösteren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Saray ve şürekâsına şunu söylemek isterim: ‘Bu iş, beceremediğiniz, yapamadığınız ya da her ne sebeple olursa olsun başarısız olduğunuz bir konuda Türkiye’ye müdahale anlamına geliyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ne kadar süslü laflarla paketlenirse paketlensin sonuçta bu birilerinin iç sistemimize müdahalesidir.’ Hem anlaşmanın hem de bizde kurulacak Mükemmeliyet Merkezi’nin Türkiye Cumhuriyeti tarafından değil de, İngiltere tarafından duyurulması son derece vahim ve sorunlu.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye ile İngiltere arasında imzalandığı İngiltere tarafından açıklanan ‘yasa dışı göçmen’ anlaşmasına tepki gösterdi. Sosyal medya hesabından konuya ilişkin açıklamada bulunan Kılıçdaroğlu, şunları ifade etti:

“İngiltere, ‘insan kaçakçılığı yapan şebekeleri engelleme ve çökertme’ odaklı, Türkiye ile bir anlaşma yapıldığını açıkladı. Anlaşmayla, Türkiye’de polis teşkilatı içerisinde İngiltere’nin desteklediği ‘kaçak göçle mücadele hedefli’ bir birim oluşturulduğu ve bu birimin adının ‘mükemmeliyet merkezi’ olduğu da ifade ediliyor.

Göçten sorumlu İngiliz Devlet Bakanı Robert Jenrick, geçen ayki Türkiye ziyaretinde Kapıkule’de incelemelerde bulunmuştu. Jenrick bugün, yaptığı açıklamada Türkiye- İngiltere ortaklığının maddi destek içerdiğini de söyledi ama miktar vermedi.

Saray ve şürekâsına şunu söylemek isterim: ‘Bu iş, beceremediğiniz, yapamadığınız ya da her ne sebeple olursa olsun başarısız olduğunuz bir konuda Türkiye’ye müdahale anlamına geliyor. Ne kadar süslü laflarla paketlenirse paketlensin sonuçta bu birilerinin iç sistemimize müdahalesidir.’

Hem anlaşmanın hem de bizde kurulacak Mükemmeliyet Merkezi’nin Türkiye Cumhuriyeti tarafından değil de, İngiltere tarafından duyurulması son derece vahim ve sorunlu. İngiliz basınında ayrıca bunun ardından, AB ile yaptığımız geri kabul anlaşmasının benzerinin Türkiye- İngiltere arasında yapılmasının gündeme geleceği de yazılıyor.

T.C. Cumhurbaşkanlığının, Dışişleri Bakanlığının, İçişleri Bakanlığının, Londra Büyükelçiliğinin, Emniyet Genel Müdürlüğünün internet sitelerinde de bu konu ile ilgili şu ana kadar bir açıklama yok… Biz yapılanları yabancılardan öğreniyoruz. Soru: Türkiye’yi kim yönetiyor?”

Paylaşın

“Erdoğan Kongrede ‘Büyük Değişiklik’ Yapabilir” İddiası

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Ekim’de yapılacak kongrede, Genel Merkez yönetiminde de büyük bir değişiklik yapacağı belirtiliyor. Erdoğan’ın kongrede yapacağı değişikliklerde Meclis ve parti ayrımı daha genişleyecek. Bu kapsamda, milletvekili olmayan genel başkan yardımcılarının sayısının artabileceği ifade ediliyor.

AK Parti kurmayları, “Kongrede de büyük değişiklik olmasını bekliyoruz. Bu kongreyi yapmamız gerekmiyordu normalde, Cumhurbaşkanımız yapmak istediğine göre kafasında bir plan vardır diye düşünüyoruz. Biraz Meclis- Genel Merkez ayrımını daha da artıracak gibi görüyoruz” dediler.

AK Parti’de olağanüstü kongre 7 Ekim’de yapılacak. Kongrenin ardından gerçekleşmesi beklenen kampın ekim ayının 2. haftasında yapılması planlanıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yerel seçim startını teşkilata bu kampta vereceği belirtiliyor.

Hürriyet’in haberine göre, AK Parti’de olağanüstü kongre hazırlıkları da sürüyor. Bu kapsamda yapılacak kongre hazırlıkları ve çalışmalarla ilgili Teşkilat Başkanlığı’nın bugün sunum yapması planlanıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kongrede, Genel Merkez yönetiminde de büyük bir değişiklik yapacağı belirtiliyor.
Edinilen bilgilere göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kongrede yapacağı değişikliklerde Meclis ve parti ayrımı daha genişleyecek. Bu kapsamda, milletvekili olmayan genel başkan yardımcılarının sayısının artabileceği ifade ediliyor.

“Kafasında bir plan vardır…”

AK Parti kurmayları, “Kongrede de büyük değişiklik olmasını bekliyoruz. Bu kongreyi yapmamız gerekmiyordu normalde, Cumhurbaşkanımız yapmak istediğine göre kafasında bir plan vardır diye düşünüyoruz. Biraz Meclis- Genel Merkez ayrımını daha da artıracak gibi görüyoruz” dediler.

Bunların yanı sıra, AK Parti’de Binali Yıldırım ile artan genel başkanvekili sayısının da 2 olarak kalacağı ifade ediliyor.

Paylaşın

İYİ Partili Vural’dan “İttifak” Açıklaması: Arayışımız Da, Teklifimiz De Yok

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin değerlendirme yapan İYİ Partili Oktay Vural, “Şu anda bir ittifak söz konusu değil. Yerel seçimlerle ilgili partinin elbette bir tutumu olacaktır. Ama bir ittifak arayışımız da yok, teklifimiz de yok” dedi ve ekledi:

“Biz Türkiye’yi yenilemek istiyoruz. Türkiye’yi dönüştürmek istiyoruz. Türkiye’nin aydınlık bir geleceğe gitmesini istiyorsak halkın büyük çoğunluğunun bize yönelmesini sağlamamız gerekiyor. Elimizdeki oyu yeterli görmüyoruz. Yeterli görmüyorsak halka gideceğiz.”

Seçimlerinden ardından İYİ Parti’de gerçekleşen kongrede Siyasi İşler Başkanlığı’na getirilen Oktay VuralGazete Duvar’dan Ceren Bayar’a konuştu.  Vural’ın yanıt verdiği sorulardan bazıları şöyle:

Kazanacak aday tartışmasıyla bağlantılı en kritik hamle Akşener’in masadan kalkması oldu. Sizce doğru bir hamle miydi? Ve masaya geri dönmesi doğru karar mıydı?

Güzelim ülkenin ekonomisi kötü, dış politikası kötü, yönetim sistemi kişiselleşmiş, otoriterleşme var. Toplumun da bir değişme talebi var. Böyle bakıldığında buna engel olmak istemedi. Sonuçta bu denklemi güçlendirecek şahsiyetleri sürecin içerisine dahil etmeyi tercih etti ve Sayın İmamoğlu ve Sayın Yavaş’ın sürece katılmasını sağlayarak denklemi güçlendirdi.

Çünkü pek çok ankette bu iki isim önde çıkıyordu. Böylelikle hiç olmazsa birtakım veriler ve halkın kanaatleri dikkate alınarak bir adım atıldı. Sayın Akşener, iki büyükşehir belediye başkanını sürece dahil etti. Kazanmak için ciddi bir hamle yaptı. İmamoğlu ve Yavaş olmasaydı ne olacaktı? Sayın Kılıçdaroğlu kiminle miting yapacaktı? Ayrıca belediye başkanları icracı oldukları için onların icraatları da kazanmayı güçlendiren bir etkiydi.

Dolayısıyla Sayın Akşener’in hem kazanacak aday vurgusu hem masadaki tutumu haklıydı. Toplumsal değişim talebini, halkını, milletini ön plana aldı. Kendi partisi kazanır kazanmaz, bunu düşünmedi. Masada tavrını koydu. Masadan kalkışı da masaya dönüşü de toplum için oldu. Başka bir şey aramaya gerek yok. Beklentisi mi var? Yok. Diğer liderler de cumhurbaşkanı yardımcısı adayı oldu, kendisi de.

Millet İttifakı’nın iki partisi vardı. Bir Cumhuriyet Halk Partisi ve bir de İYİ Parti. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı Cumhurbaşkanı adayı ama İYİ Parti’nin Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Yardımcısı adayı. Sayın Akşener, kendi partisinin başında parlamentoyu da hedefleyebilirdi. Tüm bunları kabul etti ve toplumsal değişimi temin etmeye ve kazanmaya yönelik adımlar attı.

Bütün bu tartışmaları dikkate aldığınızda Meral Hanım’ın tutumu haklı değil miydi? Bence haklıydı, haklı çıktı. Altılı Masa içerisinde birilerinin bunu dikkate alması gerekmez miydi? Bence gerekirdi. Tüm bu tablo ortadayken Meral Hanım, hiç “kaybetti” demedi, hep “kaybettik” dedi. Üsluba bakın. Sorumluluğu bir başkasının üzerine atmadı, kimseyi de suçlamadı. Onun haykırışının, duruşunun arkasında birtakım doğruları paylaşma arzusu olduğunu görmek lazım.

Son seçimin belirleyenlerinden biri de ittifak sistemi oldu. Altılı Masa’nın başarılı bir ittifak sınavı vermediğini söyleyebilir miyiz?

50+1. Artı bir alınınca her şey alınıyor. Dolayısıyla bu, siyasal bir duruş değil; sayısal bir duruş getiriyor. Herkes siyasi çıkarını maksimize etmeye çalışan bir duruşun içerisinde, toplumun çıkarını değil. Dolayısıyla ittifaklardaki ‘artı bir’ler ne getirdi ne götürdü; buna bakmak lazım. Ben bu süreç içerisinde sadece Meral Hanım’ın siyasal çıkarla hareket etmediğini düşünüyorum. Bu süreçteki yapılanmaların hangilerinin siyasal çıkarları için hareket ettiğinin takdirini de değerli okurlarınıza bırakıyorum.

Ayrıca bir tarafta Meral Hanım’ın kazanmayı düşünen tavrı, bir tarafta ‘kazandıktan sonra ne yapacağız?’ diye düşünen bir tavır. Bunun arkasında kimin, hangi siyasi çıkarı vardı bilmiyorum. Ama şu çok net; Cumhur İttifakı kazanmaya yönelik daha fazla düşündü ve çalıştı. Kazandıktan sonrasını düşünenler kaybetti, kazanmaya yönelik düşünenler kazandı.

Seçim döneminde “milliyetçilik” kavramı çok tartışıldı. İktidarın sıkça yaptığı “beka” vurgusunun toplumda karşılık bulduğu, Altılı Masa’nın toplumun milliyetçi hassasiyetlerine hitap edemediği ve seçimin kaybedilmesinin en önemli nedenlerinden birinin bu olduğu yorumu yapıldı. Bu yoruma katılır mısınız? Altılı Masa ve masanın önemli bileşenlerinden İYİ Parti milliyetçilik konusundaki hassasiyetini topluma aktaramadı mı?

İYİ Parti’ye milliyetçi hassasiyetler üzerinden eleştiri getirmek haksızlık olur. Kutuplaşmış bir ülkede mevcut kutuplaşmayı ideolojik kutuplaşmaya çevirirseniz seçmen geçirgenliği azalır. HDP’nin, terörle ilişkili bir partinin görünür olması toplum nezdinde bu geçirgenliği azaltan en önemli hususlardan biri oldu. Bu konuda da Meral Hanım’ın “HDP’yi alın, biz çıkalım” ifadesinin arkasında hangi mesajlar olduğunu dikkate almak gerekir.

Sonuç olarak seçimde oy tercihini değiştirecek birilerinin kararını değiştirmesi, bir başka partiye, kişiye destek olabilmesi için bariyerler olmaması gerekir. Ama bariyerler buna engel oldu.

Cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu’nun HDP’yle temasının görünür olması bahsettiğiniz oy geçişkenliğinin önünde bir bariyer miydi?

İYİ Parti’nin masadaki varlığı zaten HDP’nin devlet yönetiminde etkili olmasına engel olabilecek bir şeydi. HDP siyasi açıdan tutumu Kılıçdaroğlu’nu desteklemek olarak belirlemiş olsa da İYİ Parti’nin orada bulunması, HDP’nin Türkiye’nin geleceğini şekillendirmede bir faktör olmayacağını ortaya koydu. Meral Hanım da bunu ifade etti. Ama tablo böyle olsa da bu, karşı tarafın kullanabileceği bir şeydi. Bir şeyi nasıl yaptığınız kadar karşı tarafın yaptığınız şeyi nasıl algılatacağını düşünmeniz gerekiyor. Sizin zayıf yönlerinizi diğeri kullanır.

HDP konusundaki tutumumuzun net olduğunu ifade ettiniz. Kürt sorunu hakkındaki duruşunuzu, Kürt seçmenlere yönelik tutumunuzu nasıl tariflersiniz?

Biz Kürtleri sorun olarak gören bir parti değiliz. Böyle bir sorunun varlığını dayatanların başka siyasal amaçları vardır. Biz meseleye vatandaş ekseninde bakıyoruz. Bu coğrafyayı vatan yapan ve milli kimliğinin içerisinde olmuş bütün vatandaşlarımızı bu milletin asli evladı olarak görüyoruz. Etnisiteye bağlı, fay hatları üzerinde siyaset yapan bir parti değiliz. Bunları tehlikeli görürüz.

Kürt seçmenler olabilir. Onlara hitap etmek için ortak olduğumuz noktalardaki sıkıntıları dile getirmemiz ve birlikte ortak geleceğe doğru gitmemiz gerekiyor. Sonuçta bir kimsenin Kürt olması bir başka partiye oy vermesini ya da sempati duymasını engelleyen bir durum değil. Milli kültür içinde miyiz? Ortak kaderde miyiz? Ortak gelecekte miyiz? O zaman neye göre ayırt edeceğiz?

Dolayısıyla biz Kürt seçmenlere siyasi ipotek konulmasını doğru bulmuyoruz. Elbette insanların farklı etnik kimlikleri olabilir. Bunlara saygı göstereceksiniz ama siyaseti o eksene indirgemeyeceksiniz. Bu, aynı zamanda otoriterlik ve feodalleşmeyi sağlar. Başka birçok sorun görmezden gelinir. Siyasetçiler bu kimliği kullanarak üzerine binmek isterler. Seçim dönemi ayrıştırırlar ve çatıştırırlar. Bu tuzaktan uzaklaşmak gerekir.

Sosyal medyada ve röportajlarınızda sıklıkla “yeni dönem” vurgusu yapıyorsunuz, siyasette yeni bir yol açacağınızı ifade ediyorsunuz. Bu yeni dönemi nasıl tariflersiniz? İYİ Parti’nin siyasetinde, siyaset yapma biçiminde ne değişecek?

Kendisini topluma daha iyi anlatabileceği bir sürece doğru gidecek. Mecburiyet ve mahkumiyet ilişkisine göre indirgenen siyasetin dışına çıkacak. Mevlana’nın güzel bir sözü var; “Bir fikir olsun ki bir yol açsın, bir yol açsın ki hakikate ulaşsın.” İYİ Parti bunun için çalışacak. Bir yol açacak.

Politikacılar kendi gerçeklerini oluşturup toplumun hakikate ulaşmasını engelliyorlar. Halk kendi derdine yanamıyor. Biz kendi derdine yanan, kendi derdine çözüm bulan bir Türkiye istiyoruz. Siyasetçinin arzuladığı koltuğa ulaşması için bir Türkiye değil. Kutuplaşma toplumun gerçeklere ulaşmasını engelliyor. Böyle ilerleme sağlayamayız. Toplumsal özelliklerimizi geliştirmemiz gerekiyor.

İYİ Parti bu milletin gören gözü, duyan kulağı, uyanık vicdanı olacak. Toplumun gerçeklerine döneceğiz. Toplumsal gerçeklere ulaşmayı engelleyen değil, toplumsal gerçeklere ulaşmayı sağlayan olacağız. Toplumu mecburiyet ve mahkumiyetten kurtaracağız, sökeceğiz bu zincirleri. Yeni bir yol göstereceğiz.

Biz milli ve milliyetçi bir partiyiz. Biz inançlıyız, vatanseveriz, kalkınmacıyız, demokratız. Bunları açıkça dile getireceğiz. Şu ya da bu şekilde bir partiye destek olup iç huzuru olmayanlara İYİ Parti’yi anlatacağız. İYİ Parti’nin hem kamu hem ekonomi yönetimi hem de toplum yönetimi bakımından ileteceği çok şey var. Bu konuda düşünceleri, fikirleri olan, iç dengeleri huzursuz olan bütün insanların bu eksende buluşmasının zemini İYİ Parti’de güçlenir.

Yerel seçimlere ilişkin tutumunuzu kurullarınızda tartıştığınızı biliyoruz. Sayın Buğra Kavuncu’nun konuya ilişkin güncel bir açıklaması var; “Türkiye’yi kaybederiz dediğimizde bizi duymayanların gelip bize Ankara, İstanbul deme hakkı yok.” Öte yandan muhalefetin ittifaksız büyükşehirleri kazanamayacağına ilişkin öngörüler de var. Tutumunuz ne olacak?

Biz çoğunlukta kaybettik. Bunun çaresi toplumsal çoğunluğu kendi lehine çevirmek. Bunun için çalışacağız. Halkın çoğunluğunu alacağız. Daha fazla toplumsal desteği sağlamak için uğraşacağız. İttifak gerekiyorsa o daha sonraki konu.

Yerel seçimlerin özellikleri vardır, özelliklere göre bakılır, değerlendirir, yapılır. Şu anda bir ittifak söz konusu değil. Yerel seçimlerle ilgili partinin elbette bir tutumu olacaktır. Ama bir ittifak arayışımız da yok, teklifimiz de yok. Biz Türkiye’yi yenilemek istiyoruz. Türkiye’yi dönüştürmek istiyoruz. Türkiye’nin aydınlık bir geleceğe gitmesini istiyorsak halkın büyük çoğunluğunun bize yönelmesini sağlamamız gerekiyor. Elimizdeki oyu yeterli görmüyoruz. Yeterli görmüyorsak halka gideceğiz.

Yerel seçimlere ilişkin nasıl karar verilecek, onu partimiz değerlendirecek ama biz Türkiye’yi kazanmak istiyoruz, Türkiye’nin kazanmasını istiyoruz. Esas hedef bu. Türkiye’nin geleceğine biz talibiz, yönetimine talibiz. Yerel seçimlerde nerede ne yapılabilir? Yerel seçimin özellikleri vardır. Bunun şu andaki bir mesele olduğu kanaatinde değilim.

Paylaşın

Bakan Şimşek’ten “Enflasyon” Açıklaması: Birkaç Ay Daha Sürecek

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Merkez Bankası’nın da tahminlerinden göreceğiniz gibi, enflasyon önümüzdeki birkaç ay içerisinde geçici bazı faktörler nedeniyle artışa devam edecek. Bizim bütçe dengelerini iyileştirmek, depremin yaralarını sarmak için yaptığımız bazı vergi düzenlemeleri var” dedi ve ekledi:

“Bu vergi düzenlemeleri de tabii enflasyonist ama bu bir daha tekrarlanmayacak. Bir kerelik yaptığımız bir düzenleme bu. Yine bu sene vatandaşlarımızın, toplumun değişik kesimlerinin geçmiş enflasyona karşı kayıplarını telafi için ciddi ücret artışları oldu.”

Kısa bir süre önce enflasyon raporu bilgilendirme toplantısında konuşan Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, yıl sonu için enflasyon tahminini yüzde 22,3’ten yüzde 58’e çıkardıklarını açıklamıştı.

Erkan, “Enflasyon patikamızda önemli bir güncelleme gerçekleştirdik. 2023 yıl sonu enflasyon tahminimizi yüzde 58’e yükselttik. 2024 yıl sonu tahminimizi yüzde 33’e güncelledik. 2025 yıl sonunda enflasyonun yüzde 15’e gerileyeceğini tahmin ediyoruz” açıklaması yapmıştı.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Yeni Şafak gazetesi ile mülakatında Türkiye’de uygulanan ekonomik programa ilişkin açıklamalarda bulundu.

Amaçlarının bir geçiş dönemi sonrası enflasyonu kalıcı bir şekilde aşağı çekmek olduğunu söyleyen Mehmet Şimşek, “Merkez Bankası’nın da tahminlerinden göreceğiniz gibi, enflasyon önümüzdeki birkaç ay içerisinde geçici bazı faktörler nedeniyle artışa devam edecek.

Bizim bütçe dengelerini iyileştirmek, depremin yaralarını sarmak için yaptığımız bazı vergi düzenlemeleri var. Bu vergi düzenlemeleri de tabii enflasyonist ama bu bir daha tekrarlanmayacak. Bir kerelik yaptığımız bir düzenleme bu. Yine bu sene vatandaşlarımızın, toplumun değişik kesimlerinin geçmiş enflasyona karşı kayıplarını telafi için ciddi ücret artışları oldu” dedi.

Şimşek, uygulanacak programla Türkiye’ye kaynak girişinin artacağını ve cari açığın daralacağını, bunun da enflasyonu ve beklentileri “olumlu yönde” etkileyeceğini ifade etti. Bakan Şimşek, Körfez ülkeleri ile verimli bir diyalog bulunduğunu ve bunun en somut göstergesinin 51 milyar dolarlık yatırım paketi olduğunu belirtti.

Bu yatırımların bir kısmının bu seneden itibaren kaynak akışına dönüşmesinin beklendiğini belirten Şimşek, “Gerek deprem yaralarının sarılması için uzun vadeli finansman, gerekse ihracatın finansmanı için kaynak bunlar hızlı bir şekilde Türkiye’ye kazandırılabilecek kaynaklar. Örneğin enerji yatırımları, yenilenebilir enerji yatırımları zaman alabilir. Körfez ülkeleriyle bu diyalog güçlü bir şekilde devam edecek” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, “2024’ün ikinci yarısından itibaren bugün karşıdan esen rüzgârlar destekleyici bir nitelik kazanaca” diye konuştu.

Enflasyonda 2024 vurgusu

Kısa bir süre önce enflasyon raporu bilgilendirme toplantısında konuşan Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, yıl sonu için enflasyon tahminini yüzde 22,3’ten yüzde 58’e çıkardıklarını açıklamıştı.

Erkan, “Enflasyon patikamızda önemli bir güncelleme gerçekleştirdik. 2023 yıl sonu enflasyon tahminimizi yüzde 58’e yükselttik. 2024 yıl sonu tahminimizi yüzde 33’e güncelledik. 2025 yıl sonunda enflasyonun yüzde 15’e gerileyeceğini tahmin ediyoruz” açıklaması yapmıştı.

TÜİK’in verilerine göre, Türkiye’de Temmuz ayında yıllık enflasyon yüzde 47,83’e yükseldi. Bakan Şimşek, Temmuz enflasyonu ile ilgili “Dezenflasyon ile fiyat istikrarının hedeflendiği bir geçiş sürecindeyiz. Para politikası duruşunun olumlu etkisiyle 2024 yılı ortasından itibaren yıllık enflasyon düşmeye başlayacak” demişti.

Paylaşın

Milli Güvenlik Kurulu’ndan 7 Maddelik Bildiri

Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Toplantısı sonrası yayınlanan bildiride, toplantıda, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın gidişatı ve müteakip aşamalarda bölgeye yönelik muhtemel etkilerinin etraflıca ele alındığı, Karadeniz’de gerginliğin tırmanmasının kimsenin menfaatine olmayacağı kaydedildi.

Haber Merkezi / Tüm taraflara, gecikmeksizin müzakere masasına oturma ve savaşa son verme çağrısında bulunulan bildiride, tahıl anlaşmasına geri dönülmesinin muhtaç ülkelerdeki muhtemel olumsuzlukları önleyeceği ve gıda istikrarına katkı sağlayacağı ifade edildi.

Bildiride, toplantıda, Afrika’da meydana gelen ve kıta geneline sirayet edebilecek mahiyetteki son gelişmelerin değerlendirildiği, Kıta’nın meselelerine en uygun çözümlerin ancak Kıta’nın sahiplerince bulunabileceği ifade edildi.

İklim değişikliğinin, düzensiz göçlerden sosyal buhranlara, iç karışıklıklardan devletler arası çatışmalara kadar pek çok sorunu tetikleyebilecek etkileri üzerinde durulduğu belirtilen bildiride, meseleye ancak uluslararası toplumun adil ve samimi gayreti ile işbirliğinin çözüm getirebileceği belirtildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Toplantısı sona erdi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki basına kapalı toplantı, yaklaşık 3 saat sürdü. Toplantının ardından bildiri yayımlandı. Bildiride şu ifadeler yer aldı:

1. PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere millî birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla icra edilen operasyonlar hakkında Kurula bilgi sunulmuştur.

FETÖ ile mücadelede gelinen son aşama değerlendirilmiş; Türkiye’nin başta güvenlik ve dış politika alanlarında olmak üzere, stratejik kazanımlarını engellemek maksadıyla kurgulanan ve harekete geçirilen bu ihanet şebekesine hiçbir surette mevcudiyet hakkı tanınmayacağı bir kez daha vurgulanmıştır.

2. Eşsiz fedakârlıklarla kazanılan Millî Mücadelemizin sonunda imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nın yüzüncü yıl dönümünde de tarihin Türkiye Cumhuriyeti’ne yüklediği mesuliyetin gereklerinin hassasiyetle yerine getirildiği ifade edilmiş; bölgemizde bir asırdır barış ve istikrara temel teşkil eden antlaşma ile kurulan düzenin milletimizin menfaatleri doğrultusunda tahkim edilmesine yönelik kararlılık teyit edilmiştir.

3. Komşumuz Irak ile iş birliğimizin her alanda daha da geliştirilmesinin hem ülkelerimizin hem de bölgemizin önemli kazanımlar elde etmesine katkıda bulunacağı belirtilmiş; Türkiye’nin terörle mücadele ile güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yönelik çalışmalarının samimiyetle desteklenmesinin, iş birliği zeminini güçlendireceğine işaret edilmiştir.

4. Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın gidişatı ve müteakip aşamalarda bölgemize yönelik muhtemel etkileri etraflıca ele alınmış; Karadeniz’de gerginliğin tırmanmasının kimsenin menfaatine olmayacağı ifade edilmiştir. Tüm taraflara, gecikmeksizin müzakere masasına oturma ve savaşa son verme çağrısında bulunulmuş; tahıl anlaşmasına geri dönülmesinin muhtaç ülkelerdeki muhtemel olumsuzlukları önleyeceği ve gıda istikrarına katkı sağlayacağı vurgulanmıştır.

5. Afrika’da meydana gelen ve kıta geneline sirayet edebilecek mahiyetteki son gelişmeler değerlendirilmiş; Kıta’nın meselelerine en uygun çözümlerin ancak Kıta’nın sahiplerince bulunabileceği ifade edilmiştir.

6. İslam dinini hedef alarak iki milyara yakın Müslümanı rencide eden ve birleşmiş milletler tarafından da nefret suçu olarak nitelendirilen menfur eylemlerin engellenmesi ve suçluların cezalandırılması hususundaki sorumluluklarını yerine getirmeyen devletler; ifade hürriyeti kisvesiyle ektikleri nefret tohumlarının ortaya çıkarabileceği yıkıcı etkileri idrak ederek bir an evvel bu tutumlarını değiştirmeye ve kutsal değerlere yönelik saldırılara karşı birlikte mücadele etmeye davet edilmiştir.

7. Küresel bir kriz hâlini almaya başlayan iklim değişikliğinin, düzensiz göçlerden sosyal buhranlara, iç karışıklıklardan devletler arası çatışmalara kadar pek çok sorunu tetikleyebilecek etkileri üzerinde durulmuş; insanlığın bu müşterek meselesine ancak uluslararası toplumun adil ve samimi gayreti ile iş birliğinin çözüm getirebileceği belirtilmiştir.

Paylaşın

“Şimşek, ‘Enflasyon İçin 2,5-3 Yıla İhtiyaç Var’ Dedi” İddiası

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in “3 yıllık makro istikrar dönemine geçiş dönemindeyiz. Para politikasını işlevsel hale getiriyoruz. Sistemin işlemesi için normalleşmemiz gerekiyor ve onu sağlamaya çalışıyoruz. Piyasa gerçekleri ile enflasyonun çıpalanması için Merkez Bankası’nın çabası var. Finansmana erişim 1,5-2 ay içinde rahatlayacak.

Depremin ekonomiye yükü çok yüksek. Milli gelirin yüzde 4’üne yakın bir ilave harcama gerekiyor ve bu 2024-2025 yılında da devam edecek. Reformlar zaman alır, hemen sonuç vermez. İhracata yönelik yatırım ve üretimi önceliklendiriyoruz. Cari açığın makul bir düzeye çekilmesini amaçlıyoruz.

Merkez Bankası ortaya gerçekçi hedefler koydu, biz beklentileri doğru politikalar ile şekillendireceğiz. Amacımız daha çok üretim, ihracat ve istihdam. Enflasyon kolaycı yollar ile inmez. 2,5-3 yıla ihtiyaç var. Rekabet gücünü artıracak tedbirler önceliğimiz olacak.” dediği öne sürüldü.

Ekonomim’den Yener Karadeniz’in haberine göre yaklaşık 4,5 saat süren toplantıda her bir STK temsilcisi sektörel sorunlar ile ilgili 5’er dakikalık sunum yaptı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in erken ayrılmak zorunda kaldığı toplantıda en fazla gündeme gelen iki konular finansman ve ara eleman sıkıntısı oldu.

Şimşek’in konuşmasında finansman sıkıntısının düzenlemelerden kaynaklı sorunlar nedeni ile yaşandığını ve onların aşılması ile 1,5-2 ay içinde giderileceğini söylediği belirtilirken öne çıkan diğer başlıklar şöyle sıralandı:

“3 yıllık makro istikrar dönemine geçiş dönemindeyiz. Para politikasını işlevsel hale getiriyoruz. Sistemin işlemesi için normalleşmemiz gerekiyor ve onu sağlamaya çalışıyoruz. Piyasa gerçekleri ile enflasyonun çıpalanması için Merkez Bankası’nın çabası var. Finansmana erişim 1,5-2 ay içinde rahatlayacak. Depremin ekonomiye yükü çok yüksek. Milli gelirin yüzde 4’üne yakın bir ilave harcama gerekiyor ve bu 2024-2025 yılında da devam edecek.

Reformlar zaman alır, hemen sonuç vermez. İhracata yönelik yatırım ve üretimi önceliklendiriyoruz. Cari açığın makul bir düzeye çekilmesini amaçlıyoruz. Merkez Bankası ortaya gerçekçi hedefler koydu, biz beklentileri doğru politikalar ile şekillendireceğiz. Amacımız daha çok üretim, ihracat ve istihdam. Enflasyon kolaycı yollar ile inmez. 2,5-3 yıla ihtiyaç var. Rekabet gücünü artıracak tedbirler önceliğimiz olacak.”

Paylaşın

NYT: Karadeniz, Tehlikeli Bir Gerilim Merkezine Dönüştü

Türkiye’nin Karadeni’deki politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan EDAM (Ekonomi ve Dış Politikalar Araştırma Merkezi) Direktörü Sinan Ülgen, “Türkiye, Karadeniz’de herhangi bir NATO misyonuna çok olumsuz bakıyor. Bölgedeki NATO varlığının artmasının Rusya’yla çatışma riskini de artıracağı düşünülüyor” diye konuştu.

Türkiye’nin NATO müttefiklerininden boğazlara savaş gemisi göndermemelerini istediğini hatırlatan Ülgen şunları söyledi: Bu konunun altında yatan gerilim ABD ve Türkiye’nin Karadeniz’e nasıl baktığı ve konuyu NATO şemsiyesi altında nasıl ele alacaklarıyla ilgili. Ancak şimdiye kadar Türkiye, boğazları Rus savaş gemilerine kapadı ve ABD de Türkiye’yi köşeye sıkıştıracak bir hamle yapmadı.

ABD merkezli New York Times gazetesi, 18. ayını geride bırakmaya hazırlanan Ukrayna savaşında “bugüne kadar gözden kaçan” Karadeniz’in tehlikeli bir gerilim merkezi haline dönüştüğünü yazdı.

Rusya’nın tahıl koridoru girişiminden çekilmesinin ardından bölgedeki gerilimin arttığına dikkat çekilen haberde, Rus güçlerinin Karadeniz kıyısındaki bölgeleri vurmaya başladığı, Ukrayna’nın ise Rus gemilerine yönelik peş peşe saldırılar düzenlediği hatırlatıldı.

Geçen günlerde deniz drone’larıyla gerçekleşen saldırılarda Ukrayna güçleri kendi kıyılarından yüzlerce kilometre uzaktaki Rus limanlarını hedef almış ve Rusya’nın Karadeniz’deki 6 limanına yaklaşan gemiler için uyarı yayımlamıştı.

New York Times’ın haberinde Karadeniz’in kontrolü için verilen savaşın küresel enerji piyasaları ve gıda tedarik rotaları için önemli olduğu belirtilirken, NATO’nun da Rus güçleriyle doğrudan bir çatışmaya çekilmeden seyrüsefer özgürlüğünü sağlamaya çalıştığına dikkat çekildi.

Haberde, Putin’in uzun yıllardır bölgedeki Rusya etkisini artırmak için Karadeniz kıyılarında limanlar ve tatil kentleri inşa ettiği ve Rus donanmasının güney filosunun da Moskova’nın bölgedeki askeri gücünü yansıttığı belirtildi.

Karadeniz’de NATO Rusya rekabeti

Kırım’ın 2014’teki ilhakından itibaren Karadeniz’de kontrolü sağlamanın Rusya için kesin bir savaş hedefi olduğu vurgulanan haberde bölgede Türkiye, Bulgaristan ve Romanya gibi üç NATO ülkesinin de bulunduğuna dikkat çekildi ve bölgenin NATO için Ukrayna kadar önemi olduğuna dikkat çekildi.

Rus güçleri savaşın başından bu yana Karadeniz kıyısındaki üç büyük Ukrayna limanını ele geçirmiş ve bu kıyılara deniz mayınları döşeyerek Ukrayna donanmasını bölgede etkisiz hale getirmişti. New York Times, bölgedeki NATO ülkelerinin havada ve denizde keşif görevleri yürütse de çatışmanın içine çekilmemek adına daha dikkat hareket etmek zorunda kaldığını aktardı.

Türkiye’nin bölgedeki politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan EDAM (Ekonomi ve Dış Politikalar Araştırma Merkezi) Direktörü Sinan Ülgen, “Türkiye, Karadeniz’de herhangi bir NATO misyonuna çok olumsuz bakıyor. Bölgedeki NATO varlığının artmasının Rusya’yla çatışma riskini de artıracağı düşünülüyor” diye konuştu.

Türkiye’nin NATO müttefiklerininden boğazlara savaş gemisi göndermemelerini istediğini hatırlatan Ülgen şunları söyledi: Bu konunun altında yatan gerilim ABD ve Türkiye’nin Karadeniz’e nasıl baktığı ve konuyu NATO şemsiyesi altında nasıl ele alacaklarıyla ilgili. Ancak şimdiye kadar Türkiye, boğazları Rus savaş gemilerine kapadı ve ABD de Türkiye’yi köşeye sıkıştıracak bir hamle yapmadı.

Ukrayna savaşında Karadeniz’in yeni gerilim noktalarından biri haline gelmesi petrol fiyatlarının artacağı yönündekli endişeleri de yeniden gündeme taşıdı.

Küresel petrol ve petrol ürünü tedarikinin yüzde 3’ünden fazlasının Karadeniz üzerinden dünyaya açıldığı biliniyor. Normal şartlarda Rusya günde 750 bin varil petrolü Karadeniz üzerinden geçirse de bu rakam 400 bin ila 575 bin varile kadar gerilemiş durumda.

Ukraynalı yetkililer ise savaşı Rus limanlarına doğru genişleterek Moskova’nın ekonomik kayıplarını artırmak istiyor. ABD yönetimi, Karadeniz’den çıkarılamayan Rus petrolünün ikame edilememesi durumunda petrol fiyatlarında varil başına 10 ila 15 dolarlık bir artış bekliyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Esad’dan Erdoğan’la Görüşme Açıklaması

Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi adımları kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir araya gelebileceği belirtiliyordu.

Haber Merkezi / Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Syk News Arabia kanalı ile özel mülakatında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile olası bir görüşmeye ilişkin açıklamalarda bulundu. Esad, “Görüşme Erdoğan’ın koşulları altında gerçekleşemez” dedi.

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın

ÖSYM’den 2023 Yılında 1,2 Milyar Liralık Sınav Geliri

ÖSYM, 2023 yılının Ocak-Haziran döneminde sınavlarda 1 milyar 257 milyon 26 bin 610 lira gelir elde etti. Aynı dönemde 326 milyon lirada hazine yardımı aldı. Bütçesinin tamamına yakını sınav gelirlerinden oluşan ÖSYM’nin giderleri ise aynı dönemde 864 milyon 610 bin lira oldu.

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) yılın ilk yarısında toplam 7 milyon 793 bin 596 yurttaşın merkezi sınavlara girdiğini açıkladı. Sınava giren kişi sayısı, ülke nüfusunun yüzde 9’unu oluştururken en fazla adayın olduğu sınavın 3 milyon 527 bin 464 katılımcı ile YKS’nin birinci oturumu olduğu bildirildi.

Birgün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, başkanlığın, sınavlardan topladığı başvuru ücreti 1 milyar 257 milyon 26 bin 610 lira olarak hesaplandı. Başkanlık, ocak-haziran döneminde 326 milyon TL’lik de hazine yardımı aldı. Bütçesinin tamamına yakını sınav gelirlerinden oluşan başkanlığın giderleri ise 864 milyon 610 bin lira oldu.

ÖSYM, Ocak-Haziran dönemindeki toplam gelirinin aylara göre dağılımını da paylaştı. Ocak ve şubat aylarında sırasıyla 60,8 milyon lira ve 98,1 milyon lira gelir elde eden başkanlığın, mart-mayıs dönemi harcamaları şöyle kaydedildi:

Mart: 458,6 milyon lira
Nisan: 37,3 milyon lira
Mayıs: 527 milyon lira
Haziran: 74,9 milyon lira

Gelirlerde büyük artış

Başkanlığın gelirlerinde yıllar itibarıyla yaşanan değişim de dikkat çekti. ÖSYM’nin gelirleri yıllara göre şöyle sıralandı:

2018: 528 milyon 32 bin lira
2019: 546 milyon 25 bin lira
2020: 860 milyon 512 bin lira
2021: 767 milyon 630 bin lira
2022: 1 milyar 490 milyon 314 bin lira
2023 (Ocak-Haziran): 1 milyar 257 milyon 26 bin lira

Paylaşın

İngiltere İle Türkiye Arasında “Yasa Dışı Göçü Yavaşlatma” Anlaşması

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak’ın ülkeye gelen yasa dışı göçü azaltma sözü verdiği bir dönemde, İngiltere ile Türkiye arasında ülkeye yasa dışı göçün yavaşlatılması amacıyla iki ülke arasında yeni bir anlaşma imzalandığı duyuruldu.

Haber Merkezi / İngiltere İçişleri Bakanı Suella Braverman, “Yakın bir dost ve müttefik olan Türkiye ile ortaklığımız, güvenlik güçlerinin bu uluslararası sorun üzerinde birlikte çalışmasını ve küçük tekne tedarik zinciri sorununu çözmesini sağlayacak” dedi.

Göç Bakanı Robert Jenrick de açıklamasında anlaşmaya dair ayrıntıları paylaştı. Jenrick, “İnsan kaçakçılığı çetelerini dağıtmak ve küçük tekne geçişlerini sağlayan malzemelerin imalatı ile tedarikini engellemek için istihbarat, insan kaynağı ve teknolojiyi yoğun şekilde paylaşacağız” dedi.

Anlaşma İngiltere Göç Bakanı Jenrick’in geçen ay Türkiye’ye düzenlediği ziyaretin ardından geldi. Jenrick, ziyareti sırasında Türkiye-Bulgaristan Sınır Kontrol Noktası’na da gitmişti.

Anlaşmanın, insan kaçakçılığı şebekelerinin çökertilmesi ve tekne ticaretinin engellenmesi amacıyla kolluk kuvvetleri arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesini kapsadığı açıklandı. Anlaşma kapsamında söz konusu işbirliğinin güçlendirilmesi için Türkiye’de Emniyet Müdürülüğü bünyesinde yeni bir operasyonel birimin oluşturulması da öngörülüyor.

İngiltere hükümetinin açıklamasında, anlaşma sayesinde gümrük verilerinin, istihbaratın ve bilgilerin daha hızlı paylaşılacağı ifade edildi.

İngiltere’deki Muhafazakar Parti hükümeti, muhalefetteki İşçi Partisi tarafından göçmen politikaları konusunda çok sert bir şekilde eleştiriliyor ve muhtemelen gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde yasadışı göç, en ciddi tartışmalardan biri olacağa benziyor.

Hükümetin sığınmacıları tartışmalı bir şekilde Bibby Stockholm adlı dev gemiye taşıma planları, hukuki itirazlar ve yasal engellerle karşı karşıya. Güneyde Portland Limanı’na demirli gemiye gecikmeli olarak Pazartesi günü yerleştirilmesi planlanan ilk 50 kişilik gruptan yalnızca 15 kişinin sevki yapılabildi.

Daha önce Telegraph, insan kaçakçılarının kullandığı teknelerin yaklaşık yüzde 90’ının Türkiye’de üretildiğini öne sürdü. Haberde, Türkiye’de kaçak üretilen teknelere Çin’den getirtilen motorların takıldığı, daha sonra da bunların depolanması için Bulgaristan üzerinden Almanya’ya gönderildiği savunuldu.

İnsan kaçakçılarının daha sonra bu tekneleri Almanya’dan Fransa’ya götürdüğü, buradan da Manş Denizi’ni geçerek BK’ye girdiği yazıldı. Gazete, söz konusu iddiaların kaynağını paylaşmadı. Telegraph, bu teknelere el konması için Almanya’yla bir anlaşma imzalanmasının da planlandığını aktardı.

Haberde, bu yılın başından beri Türkiye’den yola çıkıp Manş Denizi’ni geçerek Britanya topraklarına yasadışı şekilde giren göçmen sayısının en az 1300’e ulaştığı aktarıldı. Gazete, bunun geçen yıla kıyasla 10 kattan fazla artışa denk geldiğini ve BK’nin söz konusu düzensiz göçmenlerin sınır dışı işlemlerinin hızlandırılması için de Türkiye’yle ayrı bir anlaşma üzerinde çalıştığını yazdı.

Paylaşın