Karamollaoğlu’ndan Filistin Tepkisi: Nefsi Müdafaanın Nefsi Müdafaası Olmaz

Filistin – İsrail arasında yaşanan şiddetli çatışmalara değinen Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu, “Nefsi müdafaanın nefsi müdafaası olmaz. Dünyanın her yerinde o hırsız aynı zamanda katil olarak kabul edilir. Hırsız ile ev sahibini katil ile maktulü, mazlum ile zalimi hukuk önünde eşitlemeye kalkanlar bunu böyle bilmelidirler. İsrail’in tarihi aynı zamanda katliamlar tarihidir” dedi ve ekledi:

“Hırsıza hırsız, işgalciye işgalci, katile katil, zalime ise zalim diyemediler! Bunu diyemeyenler, mazlumu suçlu ilan etmekten ise hiç çekinmediler, hiç utanmadılar! İnsanım diyen, 75 yıldır emzikli bebeklerin, kundaktaki çocukların bombalar altında can verişi karşısında sessiz kalabilir mi? Zalim ile mazlum arasında tarafsız kalmak; zuldür ve zulümdür!”

Gelecek Partisi ve Saadet Partisi Grubu, TBMM’de grup toplantısı düzenledi. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, gündeminde Filistin – İsrail arasında yaşanan şiddetli çatışmalar vardı. Karamollaoğlu, konuşmasında şunları söyledi:

Nefsi müdafaanın nefsi müdafaası olmaz. Dünyanın her yerinde o hırsız aynı zamanda katil olarak kabul edilir. Hırsız ile ev sahibini katil ile maktulü, mazlum ile zalimi hukuk önünde eşitlemeye kalkanlar bunu böyle bilmelidirler. İsrail’in tarihi aynı zamanda katliamlar tarihidir.

Hırsıza hırsız, işgalciye işgalci, katile katil, zalime ise zalim diyemediler! Bunu diyemeyenler, mazlumu suçlu ilan etmekten ise hiç çekinmediler, hiç utanmadılar! İnsanım diyen, 75 yıldır emzikli bebeklerin, kundaktaki çocukların bombalar altında can verişi karşısında sessiz kalabilir mi? Zalim ile mazlum arasında tarafsız kalmak; zuldür ve zulümdür!

Merhum Genel Başkanımız Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın 2000’li yılların başından vefatına kadar sürekli olarak üzerinde durduğu konu; Büyük Ortadoğu Projesi’ydi. Birilerinin de Eş Başkanlık görevini üstlendiği bu proje aslında iyi bilmemiz lazım ki Büyük İsrail Projesi’nin ta kendisidir. Dünden bugüne coğrafyamızda her ne acı yaşanıyorsa BOP’tan bağımsız değildir.

Bir kez daha ve çok net olarak ifade ediyorum ki, amaç BOP ve nihai hedef Türkiye’dir! Dün Irak’ta, bugün de Filistin’de yaşananlar, Türkiye’yi teğet geçecek şeyler değildir. İnancımız ve tarihi sorumluluğumuz gereği, zulüm karşısında herkes sussa da, biz susmayacağız! Mazlumlara herkes sırt çevirse de, biz her daim mazlum Filistin halkının yanında saf tutmaya devam edeceğiz.

Filistin özgür olana dek, bölgemizde hiçbir ülke kendi özgürlüğünü garanti altına almış sayılamaz! Filistin huzur ve barışa kavuşana dek, yeryüzü üzerinde kalıcı bir barış asla sağlanamaz!

“Aylardır Mescid’i Aksa’da bir vahşet sürüyor”

Saadet Partisi Lideri Karamollaoğlu’ndan önce konuşan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ise şunları söyledi:

“Bugün Gazze, bugün iliştin konuşma vakti. Birtakım algılar oluşturuluyor. 5 önemli konuda Filistin meselesinin arka planındaki kanaatlerimi paylaşacağız. Oluşturulan birinci algı şu; İsrail’de Filistin’de büyük bir savaş varken bir sabah ‘barbar Filistinliler’ İsrail’e sızarak sivilleri öldürdü ve ‘İsraillere gereksiz bir saldırıda bulundu.’ Yani ‘tahrik edilmeden’ saldırdılar. İkinci algı, birtakım görüntüler eşliğinde meselenin teröristler ile sivil halk arasında olduğu algısı.

Üçüncüsü, bu meselenin Yahudilerle Müslümanlar arasında bir çatışma olduğu algısı. Dördüncüsü Türkiye’nin burada ne işi var sorusuyla birlikte gelen Orta Doğu’dan ayrı ve Orta Doğu’ya kayıtsız bir Türkiye olması gerektiği algısı. Ve beşincisi bütün bu çatışmalarda zayıf olan Filistinlilerin İsrail’e karşı niye direnme basiretsizliği gösteriyorlar algısı.

Gerçekten olaylar bir sabah bir grup Filistinli militanın İsrail’e sızarak saldıran bir vahşet görüntüsü ortaya çıkarmasıyla mı başladı? 75 yıldır evinden ailesinden yurdundan koparılmış bir millet, 56 yıldır işgal altında bir Kudüs ve bu işgalin en büyük acıların yaşandığı bir Mescid-i Aksa var. Belki uluslararası toplum görmek istemiyor olabilir, belki her halükarda Filistinliler haksızdır diyenler anlamayabilir ama aylardır Mescid’i Aksa’da bir vahşet sürüyor.

Bu videoya sayın Erdoğan’ın AKP’li ve MHP’li kardeşlerimin, her gün sultan Hamit üzerinden istismar yapanların bakmasını istiyorum. 1948 haritasını gösteriyor, İsrail bütün Filistin topraklarını kuşakmış şekilde. 1948’de böyle bir harita yok. Bir işgal devleti kuruldu. Dikkat edin Batı Şeria ve Gazze de İsraillin bir parçası olarak görülüyor. Dikkat edin o haritada Türkiye dışlanmış.

Bu haritayı Netahyahu BM genel kurulunda gösterdi, aynı günlerde Erdoğan onun elini sıktı. ‘One minute’ diyen Erdoğan bile bu harita gösterildikten sonra Netanyahu’nun elini sıkarsa Filistinliler kime güvenecekler? Yüreklerindeki imana ellerindeki bileklerine güvendiler ve yola çıktılar biz onları buradan selamlıyoruz. Yalnız bırakılan bir Filistin’in, terk edilen bir Mescid-i Aksa’nın savunucuları olan kardeşlerimizi TBMM’den selamlıyoruz.

TBMM Filistinli kardeşlerinin yanındadır ve yanında olmaya devam edecektir. Kadına, çocuğa, sivile savaş şartların bile dokunmak inancımıza göre yanlıştır. Filistinliler ölür ama İsrailliler ‘öldürülürler’. İsrailliler öldürülünce bütün İslam alemi suçlu tutulur. Bu mesele Yahudi-Müslüman meselesi değil insanlık meselesidir.

Filistinli kardeşlerimize de çağrımız şudur. Bu konuları istismar edecek görüntülere asla izin vermeyin. Bizimle asırlardır beraber olan Musevi dostlarımıza bu ülkenin asli vatandaşları olarak davranmayı da biliriz, İsrail kardeşlerimizi katlettiğinde dimdik ayağa kalkmayı da en iyi bilenler bizleriz. Sırtımızda yumurta küfesi yok. hiçbir gettonun olmadığı şehirler sadece Müslüman şehirlerdir. Bugün Filistin’in mazlum çocukları da gün gelecek özgür Filistin’in temsilcileri sahipleri olacaklar inşallah. Bundan hiç şüphemiz yok.

Bugün bu yaşananların birinci müsebbibi uluslararası toplumdur. İkinci müsebbibi Filistin’i yalnız bırakan İslam ülkeleri ve Türkiye de başta olmak üzere Netanyahu’nun elini sıkmak üzere sıraya giren kendisine yabancılaşmış liderlerdir. Yazıklar olsun, Gazze’nin çocukları direnirken İsrail Cumhurbaşkanı’nı arayıp taziye dileyip Filistin’in yanındayız diyemeyenlere.

Netanyahu ile el sıkışıp Mescid-i Aksa’yı söylemeyenler utanmalılar. ABD, İsrail’e 8 milyar dolar yardım yapıp donanmasıyla Kudüs’e gelebiliyorsa kimse kusura bakmasın Filistin sorunu asıl bizim meselemizdir. Hadi oradan sizler bizi korkutamazsınız. Herkes sizi unutmuş olabilir ama biz Mescid-i Aksa’yı unutmadık, unutturmadık, unutturmayacağız.

Paylaşın

Davutoğlu: Netanyahu İle El Sıkışıp Mescid-i Aksa’yı Söylemeyenler Utanmalılar

Filistin – İsrail arasında yeniden alevlenen çatışmalara değinen Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, “Filistin’i yalnız bırakan İslam ülkeleri ve Türkiye de başta olmak üzere Netanyahu’nun elini sıkmak üzere sıraya giren kendisine yabancılaşmış liderlerdir. Yazıklar olsun, Gazze’nin çocukları direnirken İsrail Cumhurbaşkanı’nı arayıp taziye dileyip Filistin’in yanındayız diyemeyenlere” dedi ve ekledi:

“Netanyahu ile el sıkışıp Mescid-i Aksa’yı söylemeyenler utanmalılar. ABD, İsrail’e 8 milyar dolar yardım yapıp donanmasıyla Kudüs’e gelebiliyorsa kimse kusura bakmasın Filistin sorunu asıl bizim meselemizdir. Hadi oradan sizler bizi korkutamazsınız. Herkes sizi unutmuş olabilir ama biz Mescid-i Aksa’yı unutmadık, unutturmadık, unutturmayacağız.”

Gelecek Partisi ve Saadet Partisi Grubu, TBMM’de grup toplantısı düzenledi. İlk konuşmayı Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu yaptı. Davutoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Bugün Gazze, bugün iliştin konuşma vakti. Birtakım algılar oluşturuluyor. 5 önemli konuda Filistin meselesinin arka planındaki kanaatlerimi paylaşacağız. Oluşturulan birinci algı şu; İsrail’de Filistin’de büyük bir savaş varken bir sabah ‘barbar Filistinliler’ İsrail’e sızarak sivilleri öldürdü ve ‘İsraillere gereksiz bir saldırıda bulundu.’ Yani ‘tahrik edilmeden’ saldırdılar. İkinci algı, birtakım görüntüler eşliğinde meselenin teröristler ile sivil halk arasında olduğu algısı.

Üçüncüsü, bu meselenin Yahudilerle Müslümanlar arasında bir çatışma olduğu algısı. Dördüncüsü Türkiye’nin burada ne işi var sorusuyla birlikte gelen Orta Doğu’dan ayrı ve Orta Doğu’ya kayıtsız bir Türkiye olması gerektiği algısı. Ve beşincisi bütün bu çatışmalarda zayıf olan Filistinlilerin İsrail’e karşı niye direnme basiretsizliği gösteriyorlar algısı.

Gerçekten olaylar bir sabah bir grup Filistinli militanın İsrail’e sızarak saldıran bir vahşet görüntüsü ortaya çıkarmasıyla mı başladı? 75 yıldır evinden ailesinden yurdundan koparılmış bir millet, 56 yıldır işgal altında bir Kudüs ve bu işgalin en büyük acıların yaşandığı bir Mescid-i Aksa var. Belki uluslararası toplum görmek istemiyor olabilir, belki her halükarda Filistinliler haksızdır diyenler anlamayabilir ama aylardır Mescid’i Aksa’da bir vahşet sürüyor.

Bu videoya sayın Erdoğan’ın AKP’li ve MHP’li kardeşlerimin, her gün sultan Hamit üzerinden istismar yapanların bakmasını istiyorum. 1948 haritasını gösteriyor, İsrail bütün Filistin topraklarını kuşakmış şekilde. 1948’de böyle bir harita yok. Bir işgal devleti kuruldu. Dikkat edin Batı Şeria ve Gazze de İsraillin bir parçası olarak görülüyor. Dikkat edin o haritada Türkiye dışlanmış.

Bu haritayı Netahyahu BM genel kurulunda gösterdi, aynı günlerde Erdoğan onun elini sıktı. ‘One minute’ diyen Erdoğan bile bu harita gösterildikten sonra Netanyahu’nun elini sıkarsa Filistinliler kime güvenecekler? Yüreklerindeki imana ellerindeki bileklerine güvendiler ve yola çıktılar biz onları buradan selamlıyoruz. Yalnız bırakılan bir Filistin’in, terk edilen bir Mescid-i Aksa’nın savunucuları olan kardeşlerimizi TBMM’den selamlıyoruz.

TBMM Filistinli kardeşlerinin yanındadır ve yanında olmaya devam edecektir. Kadına, çocuğa, sivile savaş şartların bile dokunmak inancımıza göre yanlıştır. Filistinliler ölür ama İsrailliler ‘öldürülürler’. İsrailliler öldürülünce bütün İslam alemi suçlu tutulur. Bu mesele Yahudi-Müslüman meselesi değil insanlık meselesidir.

Filistinli kardeşlerimize de çağrımız şudur. Bu konuları istismar edecek görüntülere asla izin vermeyin. Bizimle asırlardır beraber olan Musevi dostlarımıza bu ülkenin asli vatandaşları olarak davranmayı da biliriz, İsrail kardeşlerimizi katlettiğinde dimdik ayağa kalkmayı da en iyi bilenler bizleriz. Sırtımızda yumurta küfesi yok. hiçbir gettonun olmadığı şehirler sadece Müslüman şehirlerdir. Bugün Filistin’in mazlum çocukları da gün gelecek özgür Filistin’in temsilcileri sahipleri olacaklar inşallah. Bundan hiç şüphemiz yok.

Bugün bu yaşananların birinci müsebbibi uluslararası toplumdur. İkinci müsebbibi Filistin’i yalnız bırakan İslam ülkeleri ve Türkiye de başta olmak üzere Netanyahu’nun elini sıkmak üzere sıraya giren kendisine yabancılaşmış liderlerdir. Yazıklar olsun, Gazze’nin çocukları direnirken İsrail Cumhurbaşkanı’nı arayıp taziye dileyip Filistin’in yanındayız diyemeyenlere.

Netanyahu ile el sıkışıp Mescid-i Aksa’yı söylemeyenler utanmalılar. ABD, İsrail’e 8 milyar dolar yardım yapıp donanmasıyla Kudüs’e gelebiliyorsa kimse kusura bakmasın Filistin sorunu asıl bizim meselemizdir. Hadi oradan sizler bizi korkutamazsınız. Herkes sizi unutmuş olabilir ama biz Mescid-i Aksa’yı unutmadık, unutturmadık, unutturmayacağız.

“İsrail bu zulme bir son vermelidir”

Davutoğlu’ndan sonra konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar ise şöyle:

”Dillerimiz mazlum kardeşlerimiz için duada, kalplerimiz ise Mescid-i Aksa için atıyor. Nefsi müdafaanın nefsi müdafaası olmaz. Dünyanın her yerinde o hırsız aynı zamanda katil olarak kabul edilir. Hırsız ile ev sahibini katil ile maktulü, mazlum ile zalimi hukuk önünde eşitlemeye kalkanlar bunu böyle bilmelidirler. İsrail’in tarihi aynı zamanda katliamlar tarihidir.

BM, AB ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın gücü bir İsrail’e yetmiyor. Büyük Orta Doğu Projesi (BOP), büyük İsrail projesinin ta kendisidir. Dünden bugüne coğrafyamızda her ne acı yaşanıyorsa BOP’tan bağımsız değildir.

İsrail bu zulme bir son vermelidir. Bu ateşin sonunda kendilerini yakacağını bilmelidirler. Bu işin doğusu batısı yoktur. İsrail işgalden ve katliamlardan vazgeçmezse yok olup gidecektir. Dünya kamuoyu ise bu ikiyüzlülük vazgeçmelidir. Zaman zalimin karşısında mazlumun yanında dimdik durma zamanıdır.”

Paylaşın

Erdoğan’dan AB Açıklaması: Tam Üyelik Dışında Hiçbir Alternatifi Kabul Etmeyeceğiz

Avusturya Başbakanı Nehammer ile düzenlediği ortak basın toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Avrupa Birliği ile münasebetlerimizi ilerletme noktasında samimi olduğumuz, ülkemizin iradesini teyit ettiğimiz malumdur. Ancak, aynı yaklaşımı Avrupa Birliği tarafında göremiyoruz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Avrupa’nın bütünleşmesi ancak Türkiye’nin Birliğe tam üyeliğiyle tamamlanacaktır. Bu noktada, tam üyelik dışındaki hiçbir alternatifi kabul etmeyeceğimizi özellikle vurguladım.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avusturya Başbakanı Karl Nehammer ile baş başa ve heyetler arası görüşmelerinin ardından, ortak basın toplantısı düzenleyerek açıklamalarda bulundu.

Avusturya’dan 22 yıl aradan sonra Şansölye düzeyinde gerçekleştirilen ziyaretin tarihî bir nitelik taşıdığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Avusturya Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen ve Sayın Şansölye’yle tesis ettiğimiz samimi diyalog, Türkiye-Avusturya ilişkilerinde adeta yeni bir dönemin açılmasını sağladı. İlişkilerimizi daha da geliştirme konusunda ortak iradeye sahibiz. Görüşmelerimizde, bu çerçevede üst düzeyli ziyaretlerin devam ettirilmesinin önemine değindik” dedi.

Türkiye-Avusturya ilişkilerinin köklü bir geçmişe sahip olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gelecek sene Türkiye ile Avusturya arasındaki Dostluk Anlaşması’nın 100’üncü, İşgücü Anlaşması’nın ise 60’ıncı yıl dönümünü idrak edeceğiz. Bu anlamlı yıl dönümlerinin layıkıyla anılması için gereken çalışmaları müştereken gerçekleştireceğiz” şeklinde konuştu.

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri hakkında da görüş alışverişinde bulunduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, devamında şunları kaydetti: “Avrupa Birliği ile münasebetlerimizi ilerletme noktasında samimi olduğumuz, ülkemizin iradesini teyit ettiğimiz malumdur. Ancak, aynı yaklaşımı Avrupa Birliği tarafında göremiyoruz. Avrupa’nın bütünleşmesi ancak Türkiye’nin Birliğe tam üyeliğiyle tamamlanacaktır. Bu noktada, tam üyelik dışındaki hiçbir alternatifi kabul etmeyeceğimizi özellikle vurguladım.”

“Sorunları daha da derinleştirecek…”

Avusturya Başbakanı Nehammer ile Orta Doğu’daki ve Rusya-Ukrayna savaşındaki gelişmeleri ele aldıklarını da ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Orta Doğu’ya kalıcı barışın gelebilmesi ancak Filistin-İsrail sorununun nihai bir çözüme kavuşturulmasıyla mümkündür.

1967 sınırları temelinde bağımsız ve coğrafi bütünlüğü haiz, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin Devleti’nin hayata geçirilmesi gerekiyor. Bu konuda geç kaldığımız her gün, maalesef, bölgemiz çatışma, kan ve gözyaşı girdabından kurtulamayacaktır. Bölgede gerilimi tırmandıracak, daha fazla kan akmasına yol açacak, sorunları daha da derinleştirecek her türlü adımdan imtina edilmesi şarttır” dedi.

Paylaşın

YSP’li Kılıçgün Uçar: Filistin Halkının Direnişini Destekliyoruz

Partisinin haftalık Meclis grup toplantısında konuşan YSP Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Eşit, özgür ve demokratik bir yaşamın mümkün olduğuna inanan ve bunun mücadelesini veren bizler, Filistin halkının yıllardır sürdürmüş olduğu eşit ve özgür yaşam mücadelesini ve direnişini sonuna kadar destekliyoruz. Bir halkın işgale karşı direnişi ne kadar meşru ve gerekli ise bununla ilgili yürütülecek mücadele yönteminin de önemli olduğunu ısrarla vurgulamak isteriz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Filistin halkının direnişi meşrudur. Bugün ortaya çıkan savaş İsrail’in savaş ve işgal politikalarından bağımsız değildir. Ancak bu savaşta karşımıza çıkan esirlere ve özellikle kadınlara dönük uygulanan şiddeti kabul edilebilir bulmadığımızı ve direniş savunusu açısından da meşru görmediğimizi ifade etmek isteriz. Bu yaşananlar elbette sadece bugüne ait değildir. Bugün söyleyeceğimiz her sözün, bugün alacağımız her tutumun gelecek açısından onurlu, adil ve demokratik bir yaşama elbette ki hizmet etmesi gerekiyor”

Kılıçgün Uçar, konuşmasının devamında, “Gerçek olan şudur: Savaş hukukunu aşan ve direk sivilleri hedef alan bir savaş yürütülüyor. Sivillerin canice katledildiği bir durum var. Yapılacak en acil şey bunun durdurulmasıdır. Çünkü ortada siviller ve onlar üzerinden yürütülen bir savaş var. Ortadoğu’da ulus devletçi siyasetin halkları düşmanlaştıran politikaları bir an önce son bulmalıdır. İsrail; savaşı derinleştiren adımlarından vazgeçmeli, tüm yaşam alanlarını hedef haline getiren bombardımanı durdurmalı ve hepsinin temel gerekçesi olan işgal politikalarından vazgeçmelidir. İsrail ve Filistin ilişkisinde derinleşen bu savaş karşısında başta Ortadoğu halkları olmak üzere tüm halkları adil ve demokratik çözümün tarafı olmaya davet ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, haftalık Meclis grup toplantısında konuştu. Kılıçgün Uçar, konuşmasında şunları söyledi:

7 Ekim’den itibaren aslında günlerdir İsrail devletinin işgal ve şiddetinin sebep olduğu bir savaşa tanıklık ediyor bütün dünya. Eşit, özgür ve demokratik bir yaşamın mümkün olduğuna inanan ve bunun mücadelesini veren bizler, Filistin halkının yıllardır sürdürmüş olduğu eşit ve özgür yaşam mücadelesini ve direnişini sonuna kadar destekliyoruz. Bir halkın işgale karşı direnişi ne kadar meşru ve gerekli ise bununla ilgili yürütülecek mücadele yönteminin de önemli olduğunu ısrarla vurgulamak isteriz. Çünkü her mücadele özgürlük getirmiyor. Tarih bunun örnekleriyle dolu.

Filistin halkının direnişi meşrudur. Bugün ortaya çıkan savaş İsrail’in savaş ve işgal politikalarından bağımsız değildir. Ancak bu savaşta karşımıza çıkan esirlere ve özellikle kadınlara dönük uygulanan şiddeti kabul edilebilir bulmadığımızı ve direniş savunusu açısından da meşru görmediğimizi ifade etmek isteriz. Bu yaşananlar elbette sadece bugüne ait değildir. Bugün söyleyeceğimiz her sözün, bugün alacağımız her tutumun gelecek açısından onurlu, adil ve demokratik bir yaşama elbette ki hizmet etmesi gerekiyor. Gerçek olan şudur: Savaş hukukunu aşan ve direk sivilleri hedef alan bir savaş yürütülüyor. Sivillerin canice katledildiği bir durum var. Yapılacak en acil şey bunun durdurulmasıdır.

Çünkü ortada siviller ve onlar üzerinden yürütülen bir savaş var. Ortadoğu’da ulus devletçi siyasetin halkları düşmanlaştıran politikaları bir an önce son bulmalıdır. İsrail; savaşı derinleştiren adımlarından vazgeçmeli, tüm yaşam alanlarını hedef haline getiren bombardımanı durdurmalı ve hepsinin temel gerekçesi olan işgal politikalarından vazgeçmelidir. İsrail ve Filistin ilişkisinde derinleşen bu savaş karşısında başta Ortadoğu halkları olmak üzere tüm halkları adil ve demokratik çözümün tarafı olmaya davet ediyoruz.

Kürt halkına yönelik dört bir tarafta saldırı var

Dün halkların umuduna ve ortak yaşam iradesine karşı geliştirilen uluslararası komplonun yıl dönümüydü. 9 Ekim Komplosunun 25’inci yıl dönümündeyiz. 9 Ekim 1998’de başlatılan uluslararası komplo Sayın Öcalan şahsında gerçekleştirilen ve başta Kürt halkı olmak üzere Ortadoğu halklarının geleceğine dönük yapılan bir müdahaledir. Bu komplo bitti mi, elbette hayır. Komplo büyük oranda boşa çıkarılmış olmasına rağmen bir yandan da devam ediyor. Dolayısıyla komplonun nasıl devam ettiği, hangi krizlerle kendini sürdürdüğü ve karakterinin anlaşılması demokratik siyasetin en acil görevlerinden biridir.

Bugün ülkede Kürt halkının üzerindeki ağır baskı ve Türkiye’nin başta Rojava olmak üzere Kürt kazanımlarının olduğu her yere saldırısı; Rojava’da, Maxmur’da, Federe Kürdistan’da sivil halkın üzerine yağdırdığı bombalar komplonun bütün ağırlığıyla devam ettiğinin göstergesidir. En büyük kanıt onurlu bir barışa sırt çevrilmesidir. Diğer bir kanıt Ortadoğu halklarının geleceği için onurlu bir yaşam fikriyatı sunan Sayın Öcalan üzerindeki mutlak tecridin derinleştirilmesidir.

Sayın Öcalan’ın tecrit edilmesiyle bölgenin en uzun soluklu ve can alıcı sorunlarından biri olan Kürt sorununun demokratik yollarla çözümü engellenmektedir. Sadece Kürtleri ve Türkiye halklarını değil esasen tüm Ortadoğu halklarını dizayn etme hevesiyle bölgesel ölçekteki istikrar, güvenlik ve insan hakları yok edilmek istenmektedir. Unutmamak gerekir ki tecrit komplonun sürdürülmesinin bugünkü adıdır. Ancak 25 yıldır ağır tecrit altında tutulan Öcalan’ın tutumuyla onun şahsında Kürt halkına karşı gerçekleştirilen 9 Ekim Komplosu boşa çıkarılmıştır.

Halkalara köleliği, sömürüyü, onursuz bir yaşamı dayatan anlayışa karşı demokrasi ve özgürlük temelinde onurlu bir yaşamın mücadelesini vermiştir. Bu komplo aynı zamanda tüm halklar nezdinde de teşhir olmuş, ipliği pazara çıkmış, uluslararası kirli ve vicdansız bir tezgah olarak tarihteki yerini almıştır. Bu sebepledir ki Kürt sorununu çözümsüz bırakmak için gerçekleştirilen komploya ve onun devamı olan ve Türkiye’de bir rejim haline getirilmek istenen tecride karşı iki gündür başta İstanbul ve Amed olmak üzere halkımızın, mücadele arkadaşlarımızın almış olduğu tutum başka bir tecrit ile karşı karışa kaldı.

Yasalarla güvence altına alınan, en demokratik hakkımız olan düşünce ve fikirlerimizi beyan etme hakkımız ve açıklama yapma hakkımız kolluk tarafından şiddetle tecrit edilmiş, arkadaşlarımız ters kelepçeyle gözaltına alınmıştır. Şunu belirtmek isteriz; biz Kürt sorununun çözümünde adil ve demokratik yöntemlerle bir çözümün geliştirilmesi mücadelesinden vazgeçmedik ve vazgeçmeyeceğiz. Ve bunun ön adımı olarak gördüğümüz tecridin kaldırılması için yürüttüğümüz mücadeleden de vazgeçmeyeceğiz.

Bugün 10 Ekim. 10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için toplananlara yönelik IŞİD’li iki intihar bombacısının saldırısı sonucu bu ülkede barışı savunan 104 kişi hayatını kaybetti ve 500’ün üzerinde insan da yaralandı. Aralarında 17 yıl olan bu iki olayı (komplo ve 10 Ekim saldırısını) birbirinden bağımsız ele almak mümkün değil. Kürt sorununda çözümsüzlükte ısrarın yarattığı kaos ortamı başta Türkiye tarihinde sivillere yönelik gerçekleştirilen en büyük katliam olan Gar Katliamı olmak üzere birçok katliam silsilesini de beraberinde getirmiş ve bizler de buna en acı şekilde tanıklık ettik.

Göz göre göre gelen bir katliamdan bahsediyoruz. Saldırıya ilişkin onlarca istihbarat olmasına rağmen, Emniyetin elinde bütün bilgiler olmasına rağmen karşı hiçbir önlem alınmamıştır. 10 Ekim iddianamesine yansıyan skandallar göz göre göre, bile bile katliama yol verildiğini gösteriyor. Bunun kayıtları, belgeleri ortada. Benzer mitinglerde alınan sıkı önlemlere rağmen 10 Ekim mitinginde bütün arama noktaları kaldırılmış ve IŞİD’li iki canlı bomba ellerini kollarını sallayarak miting alanına girmiştir.

Aradan geçen zamanda katliamda ihmali olan, delilleri gizleyen tek bir kamu görevlisi dahi yargılanmadı, görevden alınmadı. Sorumluluğu olan tek bir bakan istifa etmedi. Aksine, duruşmada canlı bomba emrini veren kişinin tahliye edildiği ortaya çıktı.

Ülke tarihinin en kanlı katliamı olarak anılan katliamın davasında 8 yıldır süren adalet mücadelesi, bugün Saray yargısının gerçek failleri koruyan, saklayan ve bir an önce dosyayı kapatmaya çalışan tavrı yüzünden bir ilerleme kaydedememiştir. Dava dosyası IŞİD’in Türkiye’de ne kadar kolay örgütlenebildiğini, bu tarz katliamları nasıl kolay bir şekilde gerçekleştirebildiğini çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. IŞİD ve ÖSO gibi grupların Türkiye’de nasıl korunup kollandıklarına, kaçakçılıktan silah ticaretine kadar her türlü suçu Türkiye yapılanmalarında çok rahat bir şekilde gerçekleştirmelerine rağmen nasıl serbest bırakıldıklarına ilişkin haberler önümüze düşmeye devam ediyor.

IŞİD ve türevleri eliyle yapılan bu katliamlar ile devreye konulan savaş ve imha konseptine ancak barış ve demokrasi mücadelesini daha da yükselterek, daha da ortaklaştırarak cevap verebiliriz. Üzerinden tam 8 yıl geçen ve savaşa karşı barışı savunmanın bedelini Gar Katliamında ödeyen tüm canlarımızı saygıyla anıyor, bu katliamın sorumlularının açığa çıkarılması ve cezalandırılması için yürütülen mücadelenin her zaman yürütücüsü ve bir parçası olacağımızın da sözünü yinelemek istiyoruz.

4 Ekim’de Dışişleri Bakanı diğer deyimiyle savaş bakanlığı yapan Hakan Fidan’ın “Bütün alt-üst yapı tesisleri, enerji tesisleri, bundan sonra güvenlik güçlerinin topyekün meşru hedefidir” açıklamasıyla günlerdir Rojava’ya saldırılar var. Yüzlerce saldırı var. Kobanî, Maxmur, Hesekê, Amûdê, Til Temîr, Qamişlo, Dirbêsiyê gibi yerler başta olmak üzere ilçeler ve köyler bombalanıyor. Nereye saldırılıyor?

Petrol ve gaz istasyonlarına, elektrik santralleri, su istasyonu ve hastaneler. Onlarca yer kullanılamaz halde, hizmet veremez hale geldi. Savaştan ötürü göç edenlerin toplandığı ve tamamen bir sivil yaşamın olduğu Maxmur’da cami bombalandı ve görüntülere yansıdı. Aynı esnada oyun oynayan iki çocuk, tarlada çalışan kadınlar ve Rojava Dêrik’te kendi yaşam alanlarının sivil düzenini sağlamaya çalışan 29 asayiş görevlisi hava saldırılarıyla katledildi.

Tüm bunların anlamı nedir? Burada yaşayan halkların yaşamına kastetmektir. Açık söyleyelim bu savaşla milyonlarca insanın doğrudan yaşamına kastediliyor. Suyu, elektriği, doğalgazı kesmek ne demektir? Bu bir halkı 7’den 70’e sistematik olarak ölüme zorlamaktır. Bunun adı açlığa, sefalete, yaşama doğrudan el ve dil uzatmaktır. Tanımı zor bir katliam girişimidir.

Bir halkı dizleri üzerinde görme arzusuyla yanıp tutuşanlar böylesi pratikleriyle övünürken, yanı başımızda başlayan İsrail-Filistin savaşı hakkında da bolca akıl ve ahlak dağıtmaya devam ediyorlar. Bir halkın elektrik, su ve yemeğine bomba atanlar ve bundan medet umanlar “Prensip olarak her türlü sivil ölüme karşıyız” diyor. Siz ikiyüzlüsünüz! Ve tüm savaşlar, dökülen tüm gözyaşları bu ikiyüzlü tutumunuzdan, üzerinize düşeni yapmamanızdan ve daha da körüklemenizden kaynaklanıyor.

“Barış ve huzur olmalı diyor” AKP-MHP iktidarı. İyi de bu barış ve huzur niye bize tekabül etmiyor, niye bize vurmuyor? Bunu isteyenler neden en ağır şekilde şiddete ve cezalandırmaya maruz kalıyor? Sadece barış dediği için, sadece adalet dediği için insanlar neden bu kadar baskı altında? Hukuk neden bu kadar devre dışı kalıyor? Yine son bir haftada 500’e yakın gözaltı var.

Torba kanun misali her kurumu kriminalize edip gözdağı vermek için propaganda yapmaya devam ediyorlar. Özellikle il ve ilçe binalarımızı basarak zoraki bağlantılar kurmaya çalışıyorlar. Demek ki neymiş siz safi Kürt düşmanısınız, Kürt düşmanlığı sizin tek politikanız. En son İzmir’de gözaltına alınıp tutuklanan İzmir İl Eşbaşkanlarımız Berna Çelik ve Çınar Altan ile Buca İlçe Eşbaşkanımız Nihat Türk’ün emniyetten çıkarken gösterdikleri direniş ve baş eğmeyişleri bundan sonraki mücadelemizin ana hattı olmaya devam edecek.

Rojava’ya saldırmak için bahaneler yaratmak Hakan Fidan’ın en iyi bildiği şeylerden birisi. Daha önce de “Füzeler atarız, savaşı oradan başlatırız” demişti. Bugün de aynı şeyleri yapıyor, demek ki hevesi bitmemiş. Fakat Kobanî de kimlerin hevesi kursağında kalmışsa yine kalacak. Bunun iyi bilinmesini isteriz. Savaş hukuku alanı bir şekilde çiğneniyor. Uluslararası hukuk mercileri sessiz. BM sadece endişeliyiz diyor. Fakat insanların yaşamına dokunan bir endişe olmuyor. Başta uluslararası kurumlar olmak üzere, STK’leri ve tüm demokratik kamuoyunu bu savaş suçuna, sivillere dönük komplovari cinayet girişimlerine karşı koymaya ve ses çıkarmaya çağırıyoruz.

“84 milyon açlık ve yoksullukla mücadele etmek zorunda bırakılmıştır”

Bu kürsüde her zaman değinmeye çalıştığımız en önemli başlıklardan biri de ekonomi. Ekonominin yine en önemli gündemlerinden biri de enflasyon ve zamlar. Seçim sonrası her gün yeni bir zamla uyanmaya devam ediyoruz. Niye? Saray yandaşlarının saltanatı sürsün diye. Bir avuç yandaş zenginleşirken milyonlar açlık ve sefalet içinde yaşamaya mahkum ediliyor. İnsanlar en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz durumda.

Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de 56 milyon açlıkla, 28 milyon insan ise yoksullukla mücadele etmek zorunda bırakıldı. Yani 86 milyonun içinde sadece 2 milyon insan rahat yaşayabilmektedir. 84 milyon kişi ise açlık ve yoksulluk içinde yaşam mücadelesi vermeye devam etmektedir. Aile Bakanlığının verilerine göre; elektrik faturasını ödemediği için yardım alan hane sayısı 5 milyona ulaşmıştır. Bu rakam yoksulluğun geldiği noktayı göstermesi açısından çarpıcıdır.

İnsanlar şimdiden kışın doğalgaz ve elektrik faturalarını nasıl ödeyeceklerini kara kara düşünmeye başladılar. Özellikle iktidarın 7500 lira maaş reva gördüğü emekliler. Bugün sabah itibariyle Cumhurbaşkanının yaptığı bir açıklama var. Müjde gibi sundu ama emeklilerin hiçbir derdine deva olmayacak. Tek bir seferlik 5000 lira vereceğini söyledi. O da sadece çalışmayan emeklilere verilecek. Bu konuda sözlerimizi tükettiğimiz için yeni bir söz söylemeye ihtiyaç duymuyoruz. 7500 lirayla geçinmenin mümkün olmadığını iktidar da çok iyi biliyor.

Emeklilere yapılan sefalet zammını kabul etmiyoruz. Erdoğan sürekli emeklileri enflasyona ezdirmeyeceğiz diyor ama emeklileri açlık sınırın altında bir ücrete mahkum ediyor. Yıllarca emek veren emeklilere bu şekilde muamele edemezsiniz. Onları ve emeklerini değersizleştiremezsiniz. Erdoğan diyor ki emeklilerin mağduriyetlerini yılbaşına doğru çözeceğiz. El insaf böyle bir çözüm mü olur? Emeklilerin bırakın yılbaşını aybaşına kadar sabredecek takatları ve sabırları kalmadı.

Asgari ücretin en azından yoksulluk sınırı baz alınarak belirlenmesi gerekiyor. Bu konuda hem kanun teklifi hem de araştırma önergesi verdik. Her zaman olduğu gibi AKP-MHP oyları ile reddedildi. En düşük emekli maaşı da asgari ücret seviyesinde olmalıdır. Bu da bugünkü rakamlarla 22 bin liraya denk gelmektedir.

Taban aylıklar değişmeden, aylık hesaplama sistemi değişmeden yüzdelik zamlarla emeklilerin refahını artırmak mümkün değildir. Yurdun dört bir yanında yaşayan emeklilere dayatılan sefalet ücretini kabul etmiyor. Mücadeleleri mücadelemizdir. Emekliler başta olmak üzere iktidar tarafından sefalete mahkum edilmiş bütün yurttaşlarımızı selamlıyorum. Haklarını almaları için elimizden gelen her türlü çabayı göstereceğiz.

Uzunca bir süredir Erdoğan’ın gündemlerinden biri yeni anayasa. Erdoğan’ın ülkede demokrasi ve özgürlükler gelişsin diye yeni anayasayı gündeme getirmediğini hepimiz biliyoruz. Belli ki yeniden seçilmek için yeni anayasa bahanesiyle yeni bir zemin kurmaya çalışıyor. Elbette bu ülkenin gerçekten demokratik ve sivil bir anayasaya ihtiyacı var. Kimse bunu görmezden gelemez ama hiç kimsenin bu talebi kendi çıkarları için harcamaya ve seçim malzemesi haline getirmeye hakkı yok. Biz de yeni bir anayasa istiyoruz. Bu ülkenin Kürtleri, Alevileri, kadınları, gençleri yeni anayasa talep ediyor.

“AKP’nin demokratik bir anayasanın neresinde durduğunu hepimiz iyi biliyoruz”

Bizler ülkenin ezilenleri olarak gerçekten yeni, gerçekten demokratik, gerçekten sivil bir anayasa istiyoruz. Eskinin tekrarı asla yeni olmaz. Eski kafa ile yeni anayasa yapılamaz. Gerçekten yeni bir anaya yapılacaksa ülkenin en büyük sorununun çözümü bu anayasada yer almalıdır. Kürt sorunu anayasal bir sorundur. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünü içermeyen bir anayasa gerçekten yeni bir anayasa olamaz. Demokratik hakların kullanılmasına tahammül etmeyen, muhalifleri cezaevlerine dolduran ve onları kabul edilemez cezalarla mahkum etmeye çalışan, darbe anayasasını bile geride bırakan uygulamaların sahibi olan AKP’nin demokratik bir anayasanın neresinde durduğunu hepimiz iyi biliyoruz.

Şeffaf tartışmaların olmadığı algılarla yapılan bir anayasa olamaz. Kim ve ne için yapıldığı saklanan bir anayasa olamaz. AKP’nin bugün için kendisi için bir anayasaya ihtiyaç duyduğu elbette kesin. Yeni anayasanın tek muhatabı olarak kendisini sunan ve yasasızlığı dayatan AKP-MHP iktidarına karşı demokratik sivil bir anayasanın mücadelesini yürütmek için tüm toplumsal kesimleri ve demokratik kamuoyunu bu yapım sürecinin güçlü muhatabı haline getirmek durumundayız. Tüm toplumsal kesimleri bu süreci iktidarın tekeline bırakmayacak şekilde sorumluluk almaya ve birlikte yapım sürecini omuzlamaya davet ediyoruz.

15 Ekim’de Ankara Kapalı Spor Salonunda kongremiz var. Dolayısıyla Yeşil Sol Parti olarak bugün yaptığımız son grup toplantımız. Bu vesileyle Yeşil Sol Parti ile seçimde ve seçimden sonra emek veren, emek vermeye devam edecek arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Çok ciddi ve kritik bir seçim sürecini atlattık. AKP-MHP iktidarının göstermeye çalıştığı başarı Kürt halkına ve demokrasi güçlerine yönelik ağır bir baskı olarak devam edecek gibi gözüküyor.

Dolayısıyla bugüne kadar yürüttüğümüz mücadelenin daha da büyümesi elzem olarak önümüzde duruyor. Yeni dönemde yeni arkadaşlarımızla ve yeni yönetimimizle sözümüzü burada ve sokakta güçlü şekilde kurmaya devam edeceğiz. Bu kongre sadece Yeşil Sol Partinin kongresi değildir; AKP-MHP zulmüne karşı direnen bütün mücadele alanlarının kongresidir. Bu kongreyi sahiplenmeye ve kongre etrafında kenetlenmeye demokratik bir Türkiye’nin mümkün olduğunu göstermek açısından bütün mücadele arkadaşlarımızı ve halkımızı davet ediyorum.

Kongreye giderken hem merkezde hem de yerellerde tam da HDP’nin ve Yeşil Sol Parti’nin bütün bileşenlerini içerecek kongre hazırlık komisyonları, mutabakat komisyonları oluşturuldu. Cinsiyet kotası gözetilerek komisyonlar kuruldu. Aynı zamanda kadın mutabakat komisyonu ile birlikte partimizin paradigması ve ihtiyaçları doğrultusunda kongre çalışmaları devam ediyor.

Bu kongre bütün Türkiye halklarının ihtiyaç duyduğu gibi özgürlük kongresi olacaktır. Bu kongre Türkiye’de demokratik bütün değerleri ayaklar altına alan ve bir rejim haline getirilen tecride karşı bir kongre olacaktır. Bu kongre hepimizin kongresidir. Bu kongre yürüttüğümüz mücadelenin en güçlü sesinin çıkacağı kongredir. Yeniden bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum. Herkesi bu kongreyi sahiplenmeye davet ediyorum. Hepimizin yolu açık olsun.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Bahçeli’ye Çok Sert “Tezkere” Yanıtı

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında, MHP Lideri Bahçeli’nin sözlerine yanıt veren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Önümüzde bir tezkere var. “‘Terörle mücadele edeceğiz’ diyorlar. Hiçbir zaman terörle mücadelenin karşısında olmadık. Şimdi önümüze bir tezkere gelecek. Elbette ki terörle mücadele konusunda her şeye biz ‘evet’ deriz ama anlamadığım bir şey var. ‘Yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması’ diyor” dedi ve ekledi:

“Birinci sorum Bahçeli’ye. Partinin adı Milliyetçi Hareket Partisi, MHP olarak ‘evet’ diyeceğini söylüyorsun. Yabancı asker postallarının Türkiye Cumhuriyeti topraklarını çiğnemesine evet diyor musun demiyor musun? Asla ve asla yabancı bir askerin Türkiye’ye gelmesini istemiyorum. Bahçeli’ye ikinci sorum; bu yabancı askerler kimler? Hangi askeri terörle mücadele için Türkiye’ye davet edeceksiniz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“10 Ekim Gar Katliamı’nın 8’inci yılı. Tarihimizde ilk kez bir terör eylemi dolayısıyla 103 vatandaşımız hayatını kaybetti. Yaşlısı, genci, kadını, erkeği… Bizim hem bu olayın takipçisi olmak hem de bir daha olmaması için çaba harcamak görevimizdir.

Geçen hafta Can Atalay’ı, Osman Kavala’yı ve Tayfun Kahraman’ı Silivri’de ziyaret etti. Ayrıca Çiğdem Mater ve Mine Özerden’i de Bakırköy Cezaevi’nde ziyaret ettim. Devleti devlet yapan o devletin temel kurumlarıdır. Devletin temel kurumları üç ayak üzerine inşa edilir. Yasama, yürütme ve yargı. Çağdaş demokrasilerde buna bir dördüncü ayak da eklenmiştir o da medya. Az önce isimlerini saydığım insanlar aslında haksız yere hapiste tutuluyorlar.

Adaletin çürüdüğünü, yasama organının bu çürümeye katkı verdiğini, yürütme organının ise bu çürümede ana aktör olduğunu hepimiz biliyoruz. Barış Pehlivan’ı da görmek istedim. Kendisinin Maltepe’ye nakledilmesi dolayısıyla görüşemedim. Bu vesilesiyle buradan kucak dolusu sevgilerimi, saygılarımı göndermek isterim.

Şu anda toplumun canını yakan bir sorun var; ekonomi. Alışveriş yaptığınızda canınızın yandığını görürsünüz. Ekonomi artık dikiş tutmuyor. 200 lirayla ancak 20 tane simit alabiliyorsunuz. Türkiye, borç para buldu diye sevinen bir ülke noktasına geldi.

Pamuğun üretimi kilo başına 24 liranın üzerinde. Verilen fiyat 20 lira. Pamuk ekmeyin diyorlar. Her şeyin dışarıdan geldiği bir ülke haline geleceğiz. Hayat pahalılığı her eve yansıyınca öğrencilere de yansımış oluyor. 21 yıldır barınma sorununu çözemediler. Öğrencilerin başka yerlere mahkum olmasını istiyorlar. Yurt sorununu çözemediler. Fahiş ev kiraları var. Üniversiteye giden evladını aileler nasıl destekleyecek? Üniversitede kantinlere de zam geldi. Gelen zammı öğrenciler protesto ediyorlar.

Emekliler için artık bir şey söylemeyeceğim. Ta en baştan beri Ramazan ve Kurban bayramlarında birer maaş alsınlar diye verdiğim mücadele sonunda bir noktaya geldi. Yine ısrar ettik. Emekliler geçinemiyorlar. “5 bin lira ikramiye vereceğiz” dediler. Çalışanlara vermiyorlar. İlk kez bizim tarihimizde emekliler ayrımcılığa tabii tutuluyor.

Filistin – İsrail savaşı

Orta Doğu’da yine silahlar patladı. Filistin Kurtuluş Örgütü, 15 Kasım 1988’de Cezayir’de Filistin Devleti kurulduğunu açıkladı. Bugün dünyada 138 devlet Filistin’i kabul ediyor. BM’de de gözlemci devlet oldu. Gazze ise İsrail çekildikten sonra Hamas’ın kontrolüne girdi. Hak aramak ayrı bir şeydir. Gazze’de 2-2,5 milyon Filistinli yaşar.

Büyük sorunları var. Filistin halkının haklı davasını savunmak her demokratik hakkıdır. 1975’lerde devrimci gençler destek vermek için gittiler. Onların mezarlarının Filistin’de olduğunu unutmadık. Hiçbir haklı dava sivillerin öldürmesine haklılık kazandırmaz. Bu sorunun çözümü için çaba harcanmalı. Artık bu sorunun çözülmesi gerekiyor. Olayların büyümeden bu davanın sonlanması gerekiyor.

“Yabancı bir askerin Türkiye’ye gelmesini istemiyorum”

Devlet olarak biz öteden beri bütün komşularımızla iyi ilişkiler kurardık. Önümüzde bir tezkere var. “Terörle mücadele edeceğiz” diyorlar. Hiçbir zaman terörle mücadelenin karşısında olmadık. Şimdi önümüze bir tezkere gelecek. Elbette ki terörle mücadele konusunda her şeye biz “evet” deriz ama anlamadığım bir şey var. “Yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması” diyor.

Birinci sorum Bahçeli’ye. Partinin adı Milliyetçi Hareket Partisi, MHP olarak “evet” diyeceğini söylüyorsun. Yabancı asker postallarının Türkiye Cumhuriyeti topraklarını çiğnemesine evet diyor musun demiyor musun? Asla ve asla yabancı bir askerin Türkiye’ye gelmesini istemiyorum. Bahçeli’ye ikinci sorum; bu yabancı askerler kimler? Hangi askeri terörle mücadele için Türkiye’ye davet edeceksiniz.

Öyle bir noktaya geldik ki, helikopterimiz düşürülür yabancılardan duyarız. Akdeniz’de gemimiz basılır yabancılardan duyarız. SİHA’mız düşürülür onu da yabancılardan duyarız. Gemin basılacak gıkın bile çıkmayacak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu duruma hiç düşmemişti.

Suriye’de askerlerimiz şehit edildi. Vuran Rusya’ydı. Erdoğan soluğu Putin’in kapısında aldı. Şehit olan bizim askerimiz. Özür dilemesi gereken biri varsa onlar. Şimdi bunlar kalkmışlar bizim milliyetçiliğimizi sorguluyorlar. Siz milliyetçiliğin M’sini bile bilmezsiniz. Bu yabancı askerler kim? Tık yok. Bizi suçluyorlar, “Teröre destek veriyorsunuz” diye. Akıl tutulması.

Erdoğan ve Bahçeli’ye üç soru soracağım: Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu yöneticileri yolsuzluk yaptığında haklarında soruşturma ve kovuşturma açılmayacaktır diye kanun teklifi gelirken, bu tekliften sizin haberiniz var mı?

Dünyanın hangi parlamentosunda yolsuzluklar hakkında araştırma ve kovuşturma yapılamaz diye bir kanun çıkmıştır?

Sizin aklınız erer mi ermez mi bilmiyorum ama ilkokula giden bir çocuğa sorun. Herhangi bir kamu kurumunda yolsuzluk yapanlar hakkında araştırma ve kovuşturma yapılamaz diye bir kanun çıkarsa buna siz evet mi dersiniz hayır mı dersiniz? Adım gibi eminim “hayır” diyecektir. İlkokul öğrencisinin bile kabul etmediği olayı siz hangi gerekçe ile kabul ettiniz?

Ben ülkesini seven biri olarak AYM Başkanı’na mektup yazdım. “Bu kanunu iptal edin” dedim. Benim gösterdiği duyarlılığı Erdoğan ya da Bahçeli gösterdi mi?”

Paylaşın

Bahçeli, Kılıçdaroğlu’nu Hedef Aldı: Yerimiz Türkiye Yüzyılı’dır

Partisinin TBMM’deki grup konuşmasında CHP lideri Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerde bulunan MHP Lideri Bahçeli, “CHP tarihi bir imtihanla karşı karşıyadır. Kılıçdaroğlu, terörden rahatsızsa hodri meydan diyorum çıksınlar nerede durduklarını açıklasınlar” dedi ve ekledi:

Şehit ile cani melanet ile millet arasında seçim yapmakta tercih zorluğu çekenler tezkereye itiraza hazırlananlar Türkiye’nin karşı cephesidir. Kılıçdaroğlu’nun görüşülecek tezkereye hayır demesi halinde milletvekili arkadaşlarıyla beraber bayrağa vatana ve şehitlere alenen ihanet edeceklerini akıllarından çıkarmamaları tavsiyemdir. Bizim yerimiz milletimizin tertemiz vicdanıdır. Yerimiz Türkiye Yüzyılı’dır.”

Bahçeli, konuşmasının devamında, “CHP Genel Başkanı’nın milli damarı çatlamıştır. Kılıçdaroğlu’nun TBMM’yi karalama niyeti gayri milliliktir. Kılıçdaroğlu ‘Şu Meclis’e Gazi Meclis demiyorum. Bu Meclis saraydan talimatla milletvekillerini el kaldırıp indirdiği bir Meclis’tir.’ demiştir. Bu zatı uyarmıştım önce Milli Mücadele yıllarını hatırlatmak isterim demiştim. Sayın Kılıçdaroğlu anlaşılan ne söylesek bana mısın demiyorsun.

Senin gazi hanende vatanseverlik yoktur. TBMM’nin gaziliğini sen kabul etsen ne yazar etmesen ne yazar? Gazi Meclis senin gibilerine rağmen kurulmuştur. ‘TBMM gazi değildir.’ diyen Kılıçdaroğlu’nun Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gazilik unvanını tartışmaya açması zannederim yakındır. Sayın Kılıçdaroğlu’nun karın ağrısı esasen Atatürk’tür ve miras bıraktığı kutlu eserleridir. Kılıçdaroğlu’nun aklını başına devşirmesini temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

İsrail Filistin arasındaki krize sağ duyu ile yaklaşmak, bir an evvel ara bulucuları devreye sokmak uluslararası toplumun acil gündemi olmalıdır. Hamas’ın saldırı hazırlığından İsrail’in niçin haber alamadığını, siyasi kurgunun bulunup bulunmadığını, Netanyahu’nun oyunu olup olmadığını tartışan işin özünde Filistin davasını anlamayan zihniyetlerdir.

Geçmişte İsrail’in saldırılarına ses etmeyenlerin İsrail holiganı kesildi. İnsanlık dışı manzaralardan rahatsızız. İsrail yıllarca Filistinli kardeşlerimize zulmetti. Vicdansızca saldırmıştır. Dünyanın gözü önünde tarifi olmayan insanlık suçları işlendi. Uluslararası hukuk çiğnenmiştir. BM’nin 67 tarihli kararı İsrail’in 1967 Haziran ayında işgal ettiği topraklardan çekilmesini öngörmüştür ancak İsrail buna yanaşmamıştır.

Bizim bu sorunlara, 7 Ekim’li tarihli ortama bakışımız nettir. İlk olarak ateşkes ortamı oluşmalı. Hükümetin dengeli duruşu takdire şayandır. Sayın cumhurbaşkanımızın atacağı adımlar desteklenmelidir. BM acilen devreye girmeli. Daha fazla can kaybı yaşanmaması için uluslararası toplum devreye girmeli. Çatışmaların bölgesel nitelik kazanmadan taraflar arasında barış görüşmeleri inşa edilmeli. ABD’nin AB’nin ve bazı bölge ülkeleri gibi yangına körükle gitmek yerine şiddeti yatıştıran, barışa davet eden girişim başlatılmalıdır.

Beyaz Saray’ın tahriklerine kapılarak barış ve çözüm çabalarının sabote edilmesi kimseye yararı dokunmayacaktır. 67 sınırları dahilinde başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devleti ertelenemez zorunluluktur. Hak yerini bulmadan, ikazla belirtiliyorum ki sıkılı yumruklar açılmayacaktır. Mescidi Aksa ilk kıblemizdir, Müslümanların şerefidir. Tarihi ve manevi statüsü her türlü tartışmaya kapalıdır. İnanç ve insan hakları teyit edilmelidir. Biz huzur bir insan onuru olarak telakki ediyoruz. Yeni dünya savaşı ihtimali artıyor. Barış görüşmelerinin ortamı süratle inşa edilmeli.

İnsanlık mirasını kirleten siyasi temelli cepheleşmelerin sonu uçuruma gitmektedir. Daha yaşanabilir, daha hakkaniyetli, daha özgür, hak ve sorumlulukla bir dünya mimarisi için kenetlenmenin fırsat olduğu kanaatindeyiz. Bunalımlı bu dönemde huzur ikliminin tecellisi için önerilerimiz vardır.

Bir bir yanda kendi kültürümüzün diğer yanda kadim kültürlerin değerlerini hatırlayıp idrak etmeli. Ahlaki tutarlılıktan, sorumluluk kültüründen milli ve manevi müktesebatımızdan sapma göstermemeli huzuru önce kendi iç medeniyetimizde aramalıyız. Ahlaklı anlamlı hayat seferinde insani yol kazalarını sabır, şükür, iman ve muhabbet gücü ile kaldırmalıyız. Yılmadan ilerleyiş halinde olmalıyız. Her milletin kendine özgü var oluş serüveni vardır. Ciddiyet ile bakarsak herkesin ayrı hikayesi olduğuna şahit oluruz.

Kendimizle yakın, uzak çevremizle uzlaşmalı, Böyle bir huzur bilinciyle kendimizle, yakın muhitimizle, uzak çevremizle uzlaşmalı, bu süreci takviye ve tahkim etmek için insanlık haysiyetine, insanlık değerlerine sahip çıkan, bunun gereğini yapan kim varsa beraberce barış, kucaklaşma ve kardeşlik kuşağının sınır hatlarını çizmeliyiz. Allah’ın adı ile bütün varlığı sevgi ile bilmeliyiz. Hırsların getireceği sadece huzursuzluk, karanlık projelerdir. Birlik ve beraberlik, dayanışma değerlerini en yükseğe taşıyarak vicdani sorumluluk olarak hayatımıza aktarma becerisini göstermeliyiz. İnsan insana yar olmalıdır.

Yaratılanı yaratandan dolayı sevmedikçe, her bir gönül bahçesini güllerle donatmadıkça kardeşlik tezahür etmeyecektir. Adam gibi adam olmadıkça içi ve dışı bir Müslüman olarak yaşamadıkça huzur bize hep Kaf dağının arkasından seslenecektir.

Yüzüncü yıl dönümüne yaklaştığımız cumhuriyetimiz kimsesizlerin kimsesidir. Kurtuluşun beşeri kaynağı Türk milletidir. Millet tektir, adı da Türk milletidir. Devlet tektir, ebedi ünvanı Türkiye Cumhuriyeti’dir. Vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes bizim öz kardeşimizdir. Türkiye Cumhuriyeti toplum huzuru içinde insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Türkiye devleti ülkesi ve milleti ile bir bütündür. Bölücü faaliyetler devlete, vatana, şerefli tarihimize ihanettir. Terör örgütleri arasında taraf tutmak, teröristleri silahlandırıp sahaya sürmek bir terör yöntemidir. İnsanlığa kastetmektedir. İnsanlığa doğrultuş kalleş bir silahtır.

“ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde ne işi vardır?”

İnsansız hava aracımızın düşürülmesini kınıyorum. SİHA’mız iddialarına göre meşru müdafaa için düşürülmüştür deniyor. ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde ne işi vardır. ABD’ninki meşru müdafaadır da Türkiye’nin yaptığı nedir. Ayak oyunlarına lüzum yoktur. ABD, insansız hava aracımıza resmen ateş açmıştır.

ABD’nin aynısını 2 Ekim 92’de Ege’de de yapmış, muhrip gemimize yapıp 5 vatan evladımızın şehadetine neden olmuştur. Çuval hadisesini de asla unutmuş değiliz. İnsansız hava aracımıza saldıran ABD’nin terörle mücadelede yanımızda olduğunu söylemeleri kurnazca bir taktiktir.

Sosyal medyadan Türkiye’nin Suriye’deki operasyonuna karşıyız açıklaması ve sonra silinmesi örtülü bir tehdit olarak görülmelidir. Haklı mücadelemizden dönmeyeceğiz. Teröristlerle tüfek çatanları tarih bir gün yargılayacaktır. Irak ve Suriye tezkeresine de sonuna kadar destek olup evet oyu kullanacağız. Sınır ötesi operasyonun arkasındayız.

“Yerimiz Türkiye Yüzyılı’dır”

CHP tarihi bir imtihan ile karşı karşıyadır. Kılıçdaroğlu terörden rahatsız ise çıkıp nerede durduklarını açıklasınlar. Kılıçdaroğlu’nun hayır demesi halinde vekil arkadaşları ile bayrağa ve şehitlere ihanet edeceklerini akıllarından çıkarmamalarını tavsiyemdir. Bizim yerimiz milletimizin tertemiz vicdanıdır. Yerimiz Türkiye Yüzyılı’dır.

Silahlı kuvvetlerimiz gidebildikleri yere kadar gidip mıntıka temizliği ile terörden arındırmalıdır. Duamız güvenlik güçlerimiz ile beraberdir. Cumhuriyetin yüzüncü yılında terör urunu söküp atacağız. Devletimiz başarılı olacaktır.

CHP genel başkanının milli damarı çatlayıp kurumuştur. TBMM’nin karalaması gayri milliliktir. Meclis’i gazi Meclis’i olarak görmüyorum, demiştir. Ne tuhaf akıl tutulmasıdır. İzana davet etmek isterim bu zatı. Kılıçdaroğlu’nun parti içi değişmeler ve parti içi tartışmalarla iyice şuur kaybına uğradığı anlaşılmaktadır. TBMM Gazi bir meclistir. Ne söylesek duymuyorsun. Gaziliği idrak edecek vatanseverlik yoktur sende. Gazi Meclis senin gibilere rağmen kurulmuştur.

Gazi Meclis ya istiklal ya ölüm parolası ile kurulmuş ve düşmana dünyayı dar etmiştir. Kılıçdaroğlu’nun Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gaziliğini de tartışmaya açması yakındır. Kimliği çalınmış, mankurt bir zihniyeti tanımlamak buradan bakınca pek mümkün değildir. Kılıçdaroğlu’nun kim olduğunu millet söyleyecektir.”

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’nden “Makul Sürede Yargılanma Hakkı” Tepkisi

Bugüne kadar 55 binden fazla ihlal kararı verdiğini anımsan Anayasa Mahkemesi, “Bu bilgiler ışığında, Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılmadan idari veya yargısal bir başvuru yolunun oluşturulmaması ve makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddialarının Anayasa Mahkemesince ilk elden incelenmesine devam edilmesi nedeniyle verilen pilot kararın anlam ve öneminin ortadan kalkacağı değerlendirilmiştir” değerlendirmesini yaptı.

Yüksek Mahkeme, değerlendirmesinin devamında, “Anayasa Mahkemesi’nin makul sürede yargılama yapılmadığı iddiasına ilişkin başvuruları ilk elden incelemeye devam etmesi, bu aşamadan sonra temel hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi açısından bir önem taşımamaktadır. Yalnızca tazminat miktarının belirlenmesinden ibaret bu kararların 55.000’den fazla ihlal kararından sonra insan haklarının korunması ve geliştirilmesine artık bir katkı sağlamadığı da açıktır.” ifadelerine yer verdi.

DW Türkçe’den Alican Uludağ‘ın haberine göre; Anayasa Mahkemesi (AYM), makul sürede yargılanma hakkı ihlali iddiasıyla yapılan bireysel başvuruları artık incelemeyeceğini açıkladı. Bugüne kadar bu konuda 56 binden fazla ihlal kararı verdiğini anımsatan Yüksek Mahkeme, bu soruna ilişkin pilot karar verildiği ancak başvuru yapılmadan idari veya yargısal bir başvuru yolunun tam olarak oluşturulmadığını kaydetti.

AYM’ye 2012’den bu yana 519 binden fazla bireysel başvuru yapıldı. Başvuruların 400 bini sonuçlandırıldı. 71 bin 189 dosyada ihlal kararı verildi. Bu ihlal kararlarının yüzde 79,3’ünü yani 56 bin 443’nü ise makul sürede yargılanma hakkı ihlalleri oluşturdu. AYM, makul sürede yargılanma hakkı sorunun yapısal sorundan kaynaklandığını belirterek 5 Temmuz 2012’de pilot karar verdi. Yapısal sorunun çözümü için kararın örneğinin TBMM’ye gönderilmesine ve bu yönde yapılan başvuruların 4 ay boyunca incelenmemesine hükmetti. Bu süreçte TBMM’de bir yasa değişikliği yapıldı.

Yapılan değişiklikle 9 Mart 2023 tarihi itibarıyla AYM önünde derdest olan (sonuçlanmamış) başvurulara ilişkin Tazminat Komisyonu’na başvuru imkânı getirildi. Ancak 9 Mart 2023 tarihinden sonra yapılan başvurular için bu yol açık bırakılmadı.

Bunun üzerine AYM, Van’da 6 yıl süren bir tapu tescil davasında “makul sürede yargılanma hakkı ihlali” iddiasını görüştü. Yüksek Mahkeme, 25 Temmuz 2023 tarihinde “başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmemesi nedeniyle düşmesine” karar verdi.

AYM’nin kararının gerekçesi ne?

AYM, kararın gerekçesinde 9 Mart 20223’ten sonra başvuruların Tazminat Komisyonu’na yapılmasına ilişkin mekanizma getirilmediğine dikkat çekti. Kararda, “Yapılan değişiklikle Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılmadan önce müracaat edilebilecek idari veya yargısal bir mekanizma kurulmamış, makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamındaki başvuruların doğrudan Anayasa Mahkemesine yapılmasına devam edilmiştir” denildi.

Bugüne kadar 55 binden fazla ihlal kararı verildiği anımsatılan kararda, şu değerlendirme yapıldı: “Bu bilgiler ışığında, Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılmadan idari veya yargısal bir başvuru yolunun oluşturulmaması ve makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddialarının Anayasa Mahkemesince ilk elden incelenmesine devam edilmesi nedeniyle verilen pilot kararın anlam ve öneminin ortadan kalkacağı değerlendirilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin makul sürede yargılama yapılmadığı iddiasına ilişkin başvuruları ilk elden incelemeye devam etmesi, bu aşamadan sonra temel hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi açısından bir önem taşımamaktadır. Yalnızca tazminat miktarının belirlenmesinden ibaret bu kararların 55.000’den fazla ihlal kararından sonra insan haklarının korunması ve geliştirilmesine artık bir katkı sağlamadığı da açıktır.”

Mahkeme, pilot kararın gereği olarak makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasıyla yapılan başvurulara ilişkin etkili bir başvuru yolu oluşturulduktan sonra anılan başvuruların incelenebileceğini de kaydetti.

Paylaşın

Yerel Seçimler: İYİ Parti’den İstanbul Ve Ankara’da Aday Çıkartma Kararı

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ittifaksız katılma kararı alan İYİ Parti’de Teşkilatlandırma Başkanı Buğra Kavuncu, “Partimizin kararı net. Bunu uygulama konusunda da kararlıyız” dedi ve ekledi:

“Bazılarının blöf yaptığımız, pazarlık konusu yaptığımız şeklindeki iddialarının da gerçekçi olmadığını bu uygulamalarımız da ortaya koyuyor. Genel Başkanımız Meral Akşener’in de açıkladığı gibi kendi adaylarımızla seçime katılacağız. Buna Ankara ve İstanbul da dahil.”

14 ve 28 Mayıs tarihlerinde gerçekleşen seçimlerde Millet İttifakı’nda yer alan İYİ Parti, 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere 81 ilde kendi adaylarıyla girme kararı aldıklarını duyurmuş ancak İstanbul için Ekrem İmamoğlu’na açık kapı bırakmıştı.

İYİ Parti’nin kararının ardından İYİ Parti ve Cumhuriyet Halk Partili (CHP) isimler tarafından konuya ilişkin açıklamalar yapılmış ve zaman zaman gerilimler yaşanmıştı. Seçim kararına ilişkin gerilimler İYİ Parti içinde de ortaya çıkmıştı.

Seçim iş birliğinden yana olan il başkanlarına, “Partinin almış olduğu kararı uygulayamayacaksanız genel başkanımızın da bilgisi dahilinde bu şartlar altında çalışmamız mümkün değil” dediğini söyleyen İYİ Parti Teşkilatlandırma Başkanı Buğra Kavuncu, “Kararımız net, yerel seçime tek başımıza gireceğiz. Buna Ankara ve İstanbul da dahil” açıklamasında bulundu.

Ankara İl Başkanı Faruk Köylüoğlu, partisinin kararını doğru bulmadığını söyledi. İstifa etmemesi halinde genel merkez tarafından görevden alınacağının kendisine söylendiğini belirten Köylüoğlu, partisinin, örneğin Ankara Büyükşehir Belediyesini kazanma ihtimali olmamasına rağmen, aday çıkarmasını doğru bulmadıklarını söyledi.

Seçim iş birliği halinde bazı ilçe belediyelerini alabileceklerini kaydeden Köylüoğlu, “İş birliği yapılmamasının AKP’nin işine yarayacağını” belirterek, “Yanlış yapılıyor. Bu yanlışa ortak olmak istemedim” dedi.

“Kendi adaylarımızla seçime katılacağız”

Sözcü’nün haberine göre; Ankara İl Başkanı Köylüoğlu’nu aradığını belirten Kavuncu ise şöyle konuştu: İl Başkanımız Faruk Köylüoğlu’nu aradım. Partimizin aldığı kararla alakalı farklı bir düşünceniz varsa bunu da eğer bu şekilde dile getirecekseniz, yani partinin almış olduğu kararı uygulayamayacaksanız o zaman genel başkanımızın da bilgisi dahilinde bu şartlar altında çalışmamızın mümkün olmayacağını söyledim.

Partimizin seçimlere kendi adaylarımızla katılacağımız yönündeki netliğimizi, kararlılığımızı da göstermiş olduk. Partimizin kararı net. Bunu uygulama konusunda da kararlıyız. Bazılarının blöf yaptığımız, pazarlık konusu yaptığımız şeklindeki iddialarının da gerçekçi olmadığını bu uygulamalarımız da ortaya koyuyor. Genel Başkanımız Meral Akşener’in de açıkladığı gibi kendi adaylarımızla seçime katılacağız. Buna Ankara ve İstanbul da dahil.

Paylaşın

Erdoğan: Yılbaşında Emeklilerimizin Durumunu Yeniden Gözden Geçireceğiz

Kabine Toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Enflasyon ve hayat pahalılığıyla mücadelemize destek vermeye davet ediyorum. Her kesimden insanımıza verdiğimiz sözlerin takipçisi olduğumuzu hatırlatmak isteriz. Emeklilerimize bir defaya mahsus olmak üzere 5 bin lira ödemeyi kararlaştırdık. Halen çalışmakta olan emeklilerimizi bu kapsamdan muaf tutacağız. Yılbaşında emeklilerimizin durumunu tekrar gözden geçirecek, inşallah o zaman da her türlü fedakârlığı sergileyeceğiz” dedi.

Erdoğan, Filistin ile İsrail arasında tırmanan gerilime ilişkin, “Müslümanlar olarak ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’nın ve onun içinde yer aldığı Kudüs’ün gönül dünyamızda ayrı bir yeri var. BM’nin ve diğer kuruluşların Filistin ile ilgili aldığı kararlar uygulanmadı. 1949 yılından beri İsrail devletini tanıyoruz, diplomatik ilişkilerimizi sürdüyoruz. 1967 sınırları içinde başkenti Kudüs olan Filistin devleti kurulmadan bölgeye huzur gelmeyeceğine inanıyoruz. Filistin halkını sürekli taciz ederek evlerine ve arazilerine el koyarak kalkınmasına engel olarak bölgedeki sorunun çözülemeyeceği açıktır. Böyle bir yaklaşım sadece çatışmaların artmasına her iki tarafında kanının dökülmesine yol açar” ifadelerini kullandı ve ekledi:

“İsrail’in Filistin halkının temel haklarını hiçe sayan yaklaşımı son olayda da göreceği üzere kendi halkının güvenliğini tehdit etmektedir. Biz ne İsrail topraklarında ne Filistin topraklarında tek masumun burnunun kanamasına razı olmadığımızı hep söyledik, söylüyoruz. Bugün de aynı yerdeyiz. İsrail’in güvenlik güçlerinin Filistinlilere yaptığı baskıya nasıl karşıysak, İsrailli sivillere yönelik rastgele eylemlere de aynı şekilde karşıyız. Hele hele Gazze’nin orantısız saldırılarıyla yerle yeksan edilmesi, camilerin bombalanması bu sırada yaşanan sivil ölümleri asla kabul edilemez durumdur. Savaşın da bir adabı ve ahlakı vardır.”

Erdoğan, açıklamasının devamında, “Tüm taraflar buna riayet etmekte mükelleftir. Adil bir barışın kaybedeni olmaz. Bir şiddet sarmalına girilmesi ilave acıdan başka bir şey getirmez. İsrail’den Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarına yönelik bombardımanlarını, Filistin’den de İsrail’deki sivil yerleşimlere yönelik tacizlerini durdurmalarını istiyoruz. Gün fevri değil, devlet aklıyla hareket etme günüdür. Türkiye olarak tarafların talep etmesi halinde esir takası dahil her türlü arabuluculuğa hazır olduğumuzu belirtmek isterim. Diplomatik temaslarımızı artırarak sürdürüyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı. Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:

“Ekonomiden güvenliğe ve bölgesel gelişmelere kadar pek çok konuyu değerlendirdiğimiz bir Kabine Toplantımızı daha tamamladık. Hep olageldiği gibi son Kabine Toplantımızdan bugüne kadar ülkemize ve milletimize hizmetle dolu günler geçirdik.

Millî Güvenlik Kurulumuzun Eylül ayı toplantısında sahadaki sonuçları daha sonra ortaya çıkan önemli kararlar aldık. Türkiye’nin güvenliği söz konusu olduğunda sınırları içinde ve dışında izleyeceği hareket tarzına ilişkin stratejimizi sürekli geliştirerek hayata geçiriyoruz.

Bu yıl İstanbul ve Ankara’nın ardından 29 Eylül’de İzmir’de de düzenlenen TEKNOFEST’in heyecanını tüm katılımcılarla ve özellikle gençlerimizle birlikte yaşadık. Katılımcı, etkinlik ve ziyaretçi sayısıyla artık dünya çapında bir teknoloji festivaline dönüşen TEKNOFEST’te bir araya geldiğimiz evlatlarımızın dinamizmi bize de güç veriyor, enerji veriyor. Bu kapsamda Cumhuriyet tarihi boyunca ülkemizde düzenlenecek en büyük bilimsel etkinlik olan Uluslararası Uzay Kongresi’nin 77’incisine inşallah 2026 yılında Antalya’da ev sahipliği yapacağız.

Her yıl olduğu gibi bu sene de Türkiye Büyük Millet Meclisimizin yeni yasama yılının açılış töreninde milletvekillerimizle birlikte gazi Meclisimizde hazır bulunduk.  Bu vesileyle, Cumhuriyetimizin kuruluşundaki ideallerden Türkiye Yüzyılı hedefimize ülkemizi yeni bir anayasaya kavuşturma kararlığımıza kadar pek çok başlıktaki görüşlerimizi Meclisimizle ve milletimizle paylaştık. Her ne kadar bazılarının millî mücadeleyi yöneten, 15 Temmuz’da hain darbecilere direnen Meclisimize gazi demeye dili varmıyor olsa da, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu şanlı unvanı inşallah ilelebet taşıyacaktır.

Gazi Meclisimizde millî iradenin temsilcisi sıfatıyla ülkesine ve milletine hizmet etmek için görev yapan tüm milletvekillerine yeni yasama yılında bir kez daha başarılar diliyorum. Danıştay Eğitim Tesisleri’nin açılışı ile Uluslararası Yüksek İdari Yargı Mercileri Birliği’nin Yönetim Kurulu Toplantısı ve Semineri’nin kapanışı töreninde yüksek yargı mensuplarımızla bir araya geldik. Türkiye Yüzyılı’nı inşallah adaletin yüzyılı yapma hayalimize adım adım yaklaşıyoruz.

İnsanımızın adalet özlemini giderme yanında terör örgütleri başta olmak üzere ülkemize ve milletimize dönük tehditler karşısında sağlam bir duruş sergileyen yargımızın yanında olmaya hep devam edeceğiz. Partimizin 4. Olağanüstü Kongresi vesilesiyle ağırladığımız misafirlerimizle de ülkelerimiz arasındaki ilişkileri değerlendirdiğimiz görüşmeler yapma fırsatı bulduk.

Dün de İstanbul’da Mor Efrem Süryani Kadim Ortodoks Kilisesi’nin açılışını gerçekleştirdik. Bu toprakların ayrılmaz bir parçası olarak gördüğümüz Süryani cemaatiyle iş birliği içinde inşa ettiğimiz kilise, ülkemizdeki din ve inanç özgürlüğünün bir sembolüdür. Bölgemizde ve dünyada dini ve etnik kökenlere dayalı ayrışmaların, çatışmaların, nefret suçlarının arttığı bir dönemde, Türkiye’nin sergilediği bu kuşatıcı ve kucaklayıcı tavır çok çok önemlidir.

İstanbul’da tüm semavi dinlerin temsilcileri ve mensuplarının katılımıyla başarılan hoşgörü ve dayanışma ikliminin Kudüs başta olmak üzere dünyanın her yerine örnek olmasını temenni ediyoruz. Bugün de Kabine Toplantımızdan önce üniversitelerimizin 2023-2024 akademik yılının açılı törenini gerçekleştirdik. Yeni akademik yılın Yükseköğretim Kurulumuza, üniversitelerimize, hocalarımıza, öğrencilerimize hayırlı olmasını diliyorum.

Ayrıca, bu süreçte Ankara’da ve İstanbul’da yaptığımız çok sayıda görüşme ve toplantıyla ülkemizi büyütme, milletimizin refahını yükseltme, devletimizi güçlendirme mücadelemizi kesintisiz sürdürdük. Dünyada ve bölgemizde tüm yaşanan gelişme elbette yakın takibimiz altındadır. Biraz sonra bu hususlarla ilgili ülkemizin yaklaşımlarını ve devletimizin siyasetini ifade eden kapsamlı değerlendirmeleri sizlerle paylaşacağız.

Bununla birlikte, ekonomideki sorunların çözümü, depremde yıkılan şehirlerimizin hızla ayağa kaldırılması ve terörle mücadelede önceliklerimizin en başında yer almayı daima sürdürmektedir.

“Gelecek 30 yıla dair hedef ve vizyonumuzun yol haritasını…”

Öncelikle ekonomik görünümle ilgili gelişmelere değinmek istiyorum. Ekonomi alanındaki programlarımızı dikkatle ve belirlenen takvimi içinde yürütüyoruz. Eylül’ün ilk haftasında Orta Vadeli Programı milletimizin ve iş dünyamızın takdirine sunduk. 2053 vizyonumuzun önemli bir parçası olan 12. Kalkınma Planımızın hazırlıklarını önemli ölçüde tamamladık. Gelecek 30 yıla dair hedef ve vizyonumuzun yol haritasını teşkil edecek planın detaylarını önümüzdeki haftalarda kamuoyumuzla paylaşacağız.

Tabi orta ve uzun vadeli programları yürütürken ekonominin güncel sorunlarını ve ihtiyaçlarını da ihmal etmiyoruz. Küresel ekonominin geleceğiyle ilgili tahminlerin giderek kötümserleştiği bir dönemde, Türkiye bir kez daha kendini farklı bir güzergâha taşımayı başarmıştır. Yaşadığımız enflasyon, daha doğrusu rasyonel olgularla bağlarını tamamen koparmış hayat pahalılığı sıkıntısını çözmek için özgün ve akılcı politikalara dayalı bir yol izliyoruz. Bu meselenin üstesinden gelmesinin hukuki ve idari tedbirler yanında asıl milletçe ve bireyler olarak topyekûn ortaya koyacağımız ahlak, erdem, hak ve hakkaniyet esaslı bir duruştan geçtiği açıktır.

Biz, iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batırarak öncelikle üzerimize düşenleri eksiksiz bir şekilde yerine getirmenin gayreti içindeyiz. Son birkaç yıldır adeta bir histeri hâlinde süren fiyatlama davranışlarının sonuna gelindiğine inanıyoruz. Ülkemizi kronik baş ağrısı olan faiz, kur, enflasyon üçgenine sıkıştırma gayretlerini bir kez daha boşa çıkartmakta kararlıyız. Türkiye’yi yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazlayla büyütme esasına dayanan stratejimizden en küçük bir geri adım atmıyoruz. Sadece bu doğrultuda geldiğimiz seviyenin gereği olan yeni yöntemleri, yeni politikaları devreye alıyoruz.

Küresel ekonominin büyüme tahminleri sürekli düşürülürken, Türkiye’ye ilişkin büyüme tahminlerinin düzenli olarak yükseltilmesi, doğru istikamette gittiğimizi gösteriyor. Bu yılın ilk yarısında yüzde 3,8 büyüyen, 254 milyar doları aşan ihracatının etkisiyle küresel ticaretten aldığı pay, yüzde 1,03’e yükselen Türkiye, depremin getirdiği yüke rağmen hedeflerine ilerlemeye devam ediyor.

Öte yandan, otomotiv sektörüyle ilgili getirdiğimiz ve yılbaşına kadar uzattığımız pazarlama, satış, ilan sınırlamalarının etkisi giderek daha fazla hissediliyor. Aldığımız tedbirler, kestiğimiz cezalar ve diğer engellemeler sayesinde otomotiv piyasasında yaşanan spekülatif fiyat artışları ortadan kalkmaya başladı. Bu kapsamda stokçuluk yapan ve haksız fiyat uygulamasına giden firmalar ile şahıslara toplam 222 milyon lira idari para cezası kesildi. Aynı şekilde rekabeti bozucu faaliyet yürüttüğü tespit edilen 139 firma, 2 milyar 105 milyon cezaya maruz kaldı.

Şimdi benzer bir uygulamayı gayrimenkul piyasasında devreye alıyoruz. Konut ve kira sektöründe adil, dürüst, özenli ve makul şekilde hareket etmeyerek piyasanın dengesini bozan, fahiş fiyat artışlarına yol açan kişi ve kurumlara yönelik ağır yaptırımlar getiriyoruz.

Çimento ve hazır beton sektöründeki dengesiz fiyat artışları da yakın takibe alındı. Yapılacak incelemeler sonunda haksız bir şekilde fiyat yükselttiği tespit edilen firmalar, bunun bedelini ağır para cezalarıyla ödeyecekler.

Tüketicilerimizi korumak için aldatıcı ve yanıltıcı reklam yapan firmalar ile etiketiyle kasası arasında fiyat farkı bulunan işletmeler üzerinde de hassasiyetle duruyoruz. Yapılan denetimlerde bu tür yollara tevessül edenlere 215 milyon lira ceza yazıldı. Ticaret Bakanlığımızın 81 ilde yürüttüğü gözetim ve denetim faaliyetleri ışığında fahiş fiyat uygulayan işletmelere 86 milyon lira ceza kesildi.

Bakanlığımızın zincir marketlere yönelik indirim çağrısının giderek daha çok makes bulduğunu görüyoruz. Biz de buradan zincir marketlerimiz başta olmak üzere tüm esnafımızı, işletmelerimizi yapacakları indirimlerle enflasyonla ve hayat pahalılığıyla mücadelemize destek vermeye davet ediyorum. Vatandaşımızın ekmeğine ve aşına göz dikenlere eyvallah etmeyeceğimiz gibi, bu dönemde sergilenen fedakârlıkları da asla unutmayacağız.

Bu vesileyle her kesimden insanımıza verdiğimiz tüm sözlerin takipçisi olduğumuzu tekrar hatırlatmak isterim. Milletimize verdiğimiz, çalışanlarımızı ve emeklilerimizi enflasyona ezdirmeme, refah kayıplarını telafi etme sözümüzü yerine getirmek için de bugüne kadar pek çok düzenleme yaptık. Enflasyonun hala yüksek oranlarda seyretmesinin bizim bu çabalarımızı sekteye uğrattığının elbette farkındayız. Bilhassa emeklilerimizin yaşadığı sıkıntıları çok iyi biliyorum, bunun için bakanlarımıza yeni hazırlıklar yapmaları noktasında gerekli talimatları vermiştim.

“Üstesinden gelemeyeceğimiz mesele, çözemeyeceğimiz sorun, alt edemeyeceğimiz tehdit yoktu”

Kabine Toplantımızda yaptığımız kapsamlı değerlendirmelerin ardından emeklilerimizi rahatlatacak yeni bir karar aldık. Emeklilerimize bir defaya mahsus olmak üzere 5 bin Türk Lirası ödeme yapmayı kararlaştırdık. Hem emekli olup hem de fiilen çalışmaya devam eden emeklilerimizi bu düzenlemenin dışında bırakıyoruz. Bütçemize toplam maliyeti 61 milyar lirayı geçen bu ödemeler, Kasım ayının ilk yarısı itibariyle emeklilerimizin hesabına yatırılmış olacaktır. Yılbaşında emeklilerimizin durumunu tekrar gözden geçirecek, inşallah o zaman da her türlü fedakârlığı sergileyeceğiz. 12,2 milyon emeklimizi doğrudan etkileyen aldığımız bu kararın hayırlı olmasını diliyorum.

Türkiye; büyüdükçe, güçlendikçe, zenginleştikçe ortaya çıkacak kaynağı milletimizin her kesimiyle paylaşma ilkemizi, doğal gazdan çalışan ve emekli maaşlarına kadar her alanda hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sıkı sıkıya sarıldıkça Allah’ın izniyle üstesinden gelemeyeceğimiz mesele, çözemeyeceğimiz sorun, alt edemeyeceğimiz tehdit yoktur.

Dünyada 11 şehirdeki 14 milyon insanı etkileyen, 50 bini aşkın can kaybına ve 850 bin bağımsız bölümün yıkımına yol açan bir felaketle böylesine etkili ve hızlı mücadele eden başka ülke örneği yoktur. Şehir merkezlerimizdeki deprem yıkıntılarını büyük ölçüde temizledik. Geçici barınma alanlarında 600 bin vatandaşımıza hizmet veriyor, ayrıca kira yardımı ve diğer desteklerle 1,3 milyon insanımızın yanında yer alıyoruz.

Rezerv alanlarda yapacağımız 200 bin konut ve yerinde dönüşümle inşa edilecek 218 bin konutla ilgili çalışmalar süratle ilerliyor. Şüphesiz bu kadar büyük bir alana yayılan, bu kadar çok nüfusu etkilen bir felaketin ardından kimi eksiklikler, kimi aksaklıklar yaşanabilmektedir. Ama devlet ve millet dayanışmasıyla, sabırla ve sebatla hareket ederek her badirenin üstesinden geleceğimizden, her sorunu çözeceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.

“Bir gece ansızın gelebiliriz sözünün gereğini…”

Türkiye, 40 yıllık terörle mücadelesini sadece fiziki standartları itibariyle değil, aynı zamanda insani ve ahlaki olarak da alnının akıyla yürüterek başarıya ulaştırmış bir ülkedir. Medeniyetimizden, tarihimizden ve kültürümüzden tevarüs ettiğimiz mirasın ışığında aynı ilkeli duruşla mücadelemizi sürdürüyoruz. Son dönemde terörü kaynağında kurutma stratejimiz çerçevesinde bu mücadeleyi önemli ölçüde sınırlarımız dışına taşıdık.

Binlerce yıllık devlet geleneğimizden aldığımız ilhamla, sınırlarımız dışındaki mücadeleyi de uluslararası hukuka riayet ederek insani ve ahlaki çizgileri asla ihlal etmeden yürütüyoruz. Bizim terörle mücadele tarihimizin sayfalarında ne bilinçli olarak burnu kanamış tek bir masumun, ne kanı dökülmüş tek bir çocuğun, ne de onuru zedelenmiş tek bir mazlumun kaydı vardır.

Kuzey Irak ve Suriye’nin kuzeyinde geçtiğimiz hafta yaptığımız son harekâtları da aynı hassasiyetle icra ettik. Sadece terör örgütü mensuplarını, teröristlerce kullanılan tesisleri, terörün gelir kaynaklarını ve yeteneklerini hedef aldığımız operasyonumuzun ilk safhası başarıyla sonuçlandı. 1 Ekim’den bugüne Hava Kuvvetlerimizin harekâtları ve ateşle taarruz neticesinde teröristlere ait toplam 194 hedef imha edildi.

Operasyonlarımız sonucunda 162 terörist etkisiz hâle getirildi. Her operasyonumuzda olduğu gibi, son harekâtta da en büyük sorunu DEAŞ bahanesiyle terör örgütüne destek veren müttefikimizle yaşadık. Bilindiği gibi yıllardır bölgedeki terör örgütleriyle yakın ilişki içinde olan diğer güçlere bir çağrı yapıyoruz.

Bu ülkelerden yapacağımız harekâtlarda zarar görmemeleri için bölgedeki askeri ve istihbarı unsurlarını teröristlerden uzak tutmalarını istiyoruz. Son harekâttan önce de hem Dışişleri hem Millî Savunma Bakanlıklarımız hem de MİT Başkanlığımız seviyesinde aynı ikazlarda bulunduk. Adeta ak sütün içindeki ak kılı ayırt etme hassasiyetiyle teröristler dışında kimseye zarar vermeden bu operasyonu yürüttük. Buna rağmen tatsız ve muhataplarımızın ifadesiyle ‘üzüntü verici’ bir hadise yaşanmasını engelleyemedik. Hiç şüphe yok ki bu olay mîlli hafızamıza kayıt edilmiştir ve vakti, saati geldiğinde gereği muhakkak yapılacaktır.

Terör örgütüne ve kontrolündeki yerlere daha bir kararlılıkla, daha bir şiddetle, daha etkili bir şekilde harekâtlar düzenlemeye devam edeceğiz. Sınırlarımızda ne tek bir teröristin barınmasına, ne de bir terör koridoru kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Esasen müttefiklerimiz bunun sözünü bize verdiler, ancak bu sözlerini tutmadılar.

Terör örgütünün ismini değiştirmeleri sadece kendilerini kandırmaları anlamına gelmiyor, başkalarını da kandırıyorlar. PKK’ya SDG demekle, Amerika’ya Birleşik Devletler, Büyük Britanya’ya Birleşik Krallık demekle burada herhangi bir şey değişmiyor. Dolayısıyla, PKK’yı terör örgütü olarak tanıyan her ülkenin bu örgütün farklı isimlerle faaliyet gösteren yapılarını da aynı kapsama alması hem hukuki hem ahlaki bir yükümlülüktür.

PKK’nın siyasi uzantısı HDP’nin şu anda cezaevinde bulunan eski genel başkanının ve yönetiminin çağrısıyla bundan tam 9 yıl önce yaşanan hadiseler bile tek başına böyle bir tavrı gerekli kılar. Güvenlik görevlilerimizin yanı sıra aralarında Yasin Börü’nün de olduğu onlarca sivil vatandaşımızın vahşice katledildiği bu kanlı hadiselerin sorumlularına arka çıkanlar da en az onlar kadar suçludur.

Tüm isimleri ve uzantılarıyla PKK’yı tamamen ortadan kaldırana kadar sınır ötesi harekâtlarını devam ettirme, küresel düzeyde istihbarı faaliyetler yürütme Türkiye’nin meşru hakkıdır. Bir gece ansızın gelebiliriz sözünün gereğini her gün, her an yerine getirmeyi sürdüreceğiz. Bu konsept sadece PKK’yla sınırlı değildir, onunla birlikte FETÖ’dan DEAŞ’a ülkemizi hedef alan terör örgütlerinin hepsini kapsamaktadır.

Diğer yandan, Kuzey Irak sınırlarımızda oluşturmaya başladığımız güvenlik koridorunu her geçen ay biraz daha yaygınlaştırıyor, tahkim ediyoruz. Irak Merkezi Hükûmeti ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile iş birliği içinde yürüttüğümüz bu çalışmaları tamamlayarak çemberi kapattığımızda terörle mücadelede yeni bir safhaya geçeceğiz. Türkiye’nin buradaki operasyonlarıyla terör örgütünü çökertmesi, Irak’ın toprak bütünlüğüne ve Kuzey Irak Bölgesel yönetiminin huzuruna da katkı verecektir. Irak’la geliştirdiğimiz siyasi ve ekonomik ilişkilerin geleceği bakımından da bu sürecin bir başarıyla sonuçlanmasını hayırlı bir adım olarak görüyoruz.

“Ermenistan yönetimiyle ilişkilerimizi adım adım geliştirmeye…”

Bölgemizdeki bir başka kriz alanı olan Karabağ’da Azerbaycanlı kardeşlerimizin kararlı ve cesur mücadelesiyle elde edilen zaferi bir kez daha tebrik ediyoruz. Bu tecrübeler ışığında Ermenistan yönetiminden beklentimiz; önümüzdeki dönem de aklın ve hakkaniyetin ışığında barış, güvenlik ve refah odaklı bir politika izlemesidir. Şayet bu şekilde hareket eder, Zengezur koridorunun açılması başta olmak üzere verdiği sözleri tutarsa Ermenistan yönetimiyle ilişkilerimizi adım adım geliştirmeye hazır olduğumuzu tekrar ifade etmek istiyorum.

İran yönetimine de bölgede barışın ve huzurun kökleşmesini sağlayacak siyasi ve ekonomik adımların yolunu açacak bu tarihî projede birlikte hareket etme çağrısında bulunuyorum.

Müslümanlar olarak ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’nın ve onun içinde yer aldığı Kudüs-u Şerif’in gönül dünyamızda ayrı bir yeri var. İnsanlığın en eski yerleşimlerine, medeniyetlerine beşiklik eden Kudüs merkezli coğrafyadaki her kökenden ve inançtan insanlar ecdadımızın idaresinde asırlarla barış ve huzur içinde yaşamıştı. Ecdat, bölgenin dini zenginliğine El Halil Kapısı’nın üzerine “La İlahe İllallah İbrahim Halilullah” ifadesini yazacak kadar özenle ve itinayla yaklaşmıştı.

Maalesef bu bölge Birinci Dünya Savaşının ardından orayı tek etmek zorunda kalmamızla birlikte kanın, gözyaşının, gerilimin, çatışmanın, işgalin eksik olmadığı bir yere dönüştü. Hem Filistin halkına yapılan haksızlıklar ve zulümler, hem üç dinin kutsallarını içinde barındıran Kudüs’ün, özellikle de Mescid-i Aksa’nın mahremiyetine yönelik tecavüzler bölgeyi hep diken üstünde tuttu. Sorunların bu kadar derinleşmesinde elbette uluslararası toplumun Filistinlilere verdiği sözleri yerine getirmemesinin de çok ciddi payı vardır. Birleşmiş Milletler’in ve diğer uluslararası kuruluşların Filistin’le ilgili aldığı kararların neredeyse hiçbiri uygulanmadı.

“İsrail’in Filistin halkının temel haklarını hiçe sayan yaklaşımı…”

Türkiye olarak bizim bu konudaki tavrımız en başından itibaren nettir, 1949 yılından beri İsrail Devleti’ni tanıyoruz ve kimi zaman kesintiye uğrasa da diplomatik ilişkilerimizi sürdürüyoruz. Bununla birlikte, 1967 sınırlarında Başkenti Kudüs olan coğrafi bütünlüğe sahip, bağımsız, egemen bir Filistin Devleti kurulmadan bölgeye huzur gelmeyeceğine inanıyoruz.

Filistin halkını sürekli taciz ederek, can ve mal güvenliğini hiçe sayarak, evlerine ve arazilerine el koyarak, altyapısını tahrip ederek, kalkınmasına engel olarak bölgedeki sorunun çözülmeyeceği açıktır. Böyle bir yaklaşım sadece derinleşen huzursuzluğun yol açtığı çatışmaların artmasına, her iki tarafın da sürekli kanının dökülmesine, nihayetinde de barış arayışlarının hep hüsranla sonuçlanmasına yol açar. İsrail’in Filistin halkının temel haklarını hiçe sayan yaklaşımı son olayda da görüleceği üzere kendi halkının güvenliğini de tehdit etmektedir.

Biz, ne İsrail topraklarında ne Filistin topraklarında tek bir masumun dahi burnunun kanamasına razı olmadığımızı hep söyledik, söylüyoruz, bugün de aynı yerdeyiz, değişen bir şey yok. Bugün, hiçbir ayrım yapmadan, inancına, kökenine bakmadan insanı bu şekilde savunuyoruz. İsrail güvenlik güçlerinin ve illegal yerleşimcilerin Filistinlilere uyguladığı baskıya, zulme, yargısız infazlara, can ve mal tehdidine de nasıl karşıysak, İsrailli sivillere yönelik rastgele eylemlere de aynı şekilde karşıyız.

Hele hele Gazze’nin orantısız hava ve kara saldırıyla yerle yeksan edilmesi, camilerin bombalanması, bu sırada yaşanan masum çocuk, kadın, yaşlı ve sivil ölümleri asla kabul edilemez bir durumdur. İsrail şehirlerine yönelik eylemlerde benzer manzaralar ortaya çıkmışsa, bunları da kesinlikle tasvip etmiyoruz. Her şeyin olduğu gibi savaşın da bir adabı ve ahlakı vardır, tüm taraflar buna riayet etmekte mükelleftir. Altını çizerek hep ifade ettiğimiz gibi; adil bir barışın kaybedeni olmaz. Bir şiddet sarmalına girilmesi, ilave acıdan başka bir şey getirmez.

İsrail yönetiminden Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarına yönelik bombardımanlarını, Filistinlilerden de İsrail’deki sivil yerleşimlere yönelik tacizlerini durdurmalarını istiyoruz. Bu itidalli adım, barışa giden yolun kapısını da aralayacaktır. Gün fevri değil, devlet aklıyla, soğukkanlılıkla ve insanlık vicdanıyla hareket etme günüdür. Türkiye olarak tarafların talep etmesi hâlinde esir takası dâhil her türlü arabuluculuğa hazır olduğumuzu belirtmek isterim.

Bir süredir devam ettirdiğimiz, son üç gündür daha da yoğunlaştırdığımız diplomatik temaslarımızı arttırarak sürdürüyoruz. Bugün Filistin Devlet Başkanı Sayın Abbas ve İsrail Cumhurbaşkanı Sayın Hertzog ile son derece verimli birer telefon görüşmesi gerçekleştirdim. Her iki lidere de sivil ölümlerinden duyduğumuz derin üzüntüyü ifade ettim. Çatışmaların sonlandırılması ve sükûnetin bir an önce sağlanması noktasında elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu dile getirdik.

Yine bugün Katar Emiri Şeyh Temim, Lübnan Başbakanı Sayın Mikati, Malezya Başbakanı Sayın Enver İbrahim ile de görüşerek akan kanı nasıl durdurabileceğimizi değerlendirdik. Gazze halkının ihtiyaç duyacağı insani yardım malzemelerinin tedariki konusunda da gerekli hazırlıklarımızı yapıyoruz.

Dünya, dikkatini İsrail’de yaşanan hadiselere çevirmişken, Güney Asya’nın kadim coğrafyası Afganistan’dan acı bir haber geldi. Cumartesi, Afganistan’ın Herat vilayetinde meydana gelen ve en büyüğü 6,3 şiddetinde ölçülen bir dizi deprem, büyük yıkıma ulaştı. İlk belirlemelere göre ölü sayısının 2 bin 500’ü, yaralı sayısının 10 bini bulduğu depremlerde hayatını kaybeden Afganistanlı kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

Türkiye olarak deprem haberini alır almaz hemen arama-kurtarma, sağlık ve yardım personellerimizi, malzemelerimi hazırladık. Ayrıca, bölgede faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarımızı harekete geçirdik. Bugün itibariyle Afganistan’a ulaşan ekiplerimiz, ülkenin afet yönetiminden sorumlu birimleriyle iş birliği içinde çalışmalarına başladı. Yakın zamanda çok daha büyük deprem felaketi yaşamış bir ülke olarak Afganistan’daki kardeşlerimizin yanında yer almaya, her türlü ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmaya devam edeceğiz. Rabbim ülkemizi, kardeşlerimizi ve tüm dünyayı her türlü afetten muhafaza eylesin diyoruz.”

Paylaşın

FT’den Dikkat Çeken “Erdoğan Yazısı: Her An Sabrını Yitirebilir

Londra merkezli uluslararası ekonomi gazetesi The Financial Times, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 28 Mayıs seçimleri sonrası uygulanmaya başlayan geleneksel ekonomi politikalarını gerçekten benimseyip benimsemediğini irdeleyen bir analiz yayınladı.

Gazete Pencere’nin aktardığına göre; Adam Samson imzasıyla yayınlanan analizde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mayıs ayında yeniden cumhurbaşkanı seçilmesinden bu yana geleneksel olmayan ekonomi fikirlerini bir kenara bırakmış gibi göründüğünü, ancak yatırımcıların ihtiyatlı olmayı sürdürdüğü vurgulandı.

Analizde, Erdoğan’ın orta vadeli ekonomi programını tanıtırken, bu vesileyle yıllardır izlediği geleneksel olmayan ekonomi politikalarından ani bir şekilde uzaklaştığına işaret eden planı takdim ettiği belirtildi. Gazeteye konuşan AK Partili eski cumhurbaşkanı yardımcısı Cevdet Yılmaz da Erdoğan’ın konuşmasında yeni ekonomi programının siyasi sahipliği konusuna değinmeye çalıştığını söyledi.

Düşük faiz oranlarının Erdoğan’ın ekonomi programının ana direği olduğunu yazan The Financial Times, hükümetin pek çok şirket ve kişi dolar ve altına yönelirken ekonomiyi ‘liralaştırma’ adımları attığını hatırlattı. Analizde, Erdoğan yeni ekonomi politikasına desteğini açıklasa da yatırımcı ve ekonomistlerin Erdoğan’ın daha sıkı para politikası karşısında sabrını ne kadar koruyabileceği konusunda derin endişe duyduğu belirtildi.

Buna göre, analistler ayrıca her ne kadar ekonomi politikaları daha geleneksel yönde ilerlese de Erdoğan’ın uzun süredir büyüme üzerinde olan odağının politika yapıcıların enflasyonu dizginleme çabalarına ciddi bir zorluk teşkil ettiği görüşünde.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, her an sabrını yitirebilir

Para politikasının teknik detaylarının yanı sıra Türkiye’nin endişe verici siyasetinin, geleneksel ekonomi politikasına sözde dönüşlerin ardından pek çok ani geri dönüşe şahit olan yatırımcıların peşini bırakmadığını kaydeden The Financial Times, Erdoğan’ı bu sefer ekonomi politikalarını değiştirmeye neyin ittiğinin bilinmediğini yazdı.

Gazetenin analizine göre, pek çok yönetici yeni politikaların dengesiz bir şekilde uygulanmasından ve mevcut politikalarda yapılan, iş yapmalarını zorlaştıran değişiklikler karşısında hüsrana uğramış durumda. Bunun yanı sıra, ismini vermek istemeyen eski üst düzey bir politika yapıcı, Erdoğan’ın faizle ilgili fikrini değiştirdiğinden ciddi anlamda şüphe duyduğunu belirterek Erdoğan’ın her an sabrını yitirebileceğini söyledi.

Yılmaz ise Erdoğan’ın yüksek faiz oranlarının enflasyona sebep olacağı yönündeki teorisini hâlâ destekleyip desteklemediği yönündeki soruya, mevcut politikaların orta ve uzun vadede uygulanmasıyla enflasyon ve faiz oranlarının düşmesini beklediklerini belirtti.

Bilkent Üniversitesi’nden Hakan Kara da özellikle 2024 yılındaki yerel seçimlerden önce siyasetçilerin ekonomik gerilemeye olan hoşgörüsüzlüğünün en büyük risk olduğunu söyledi.

Yeni ekonomi programının tüm hedeflerini yerine getirip getiremeyeceği konusunda endişelerin olmasına rağmen programın işe yaramaya başladığını ve yatırımcıların bunu fark etmeye başladığını aktaran The Financial Times, pek çok analistin yine de Türkiye’nin ekonomi politikalarında yeniden değişime gidip gitmeyeceği konusunda ihtiyatlı olmayı sürdürdüğünü kaydetti.

Fitcth kredi derecelendirme kuruluşundan Paul Gamble da söz konusu değişimin bu sefer farklı olup olmadığını anlamanın zaman alacağını, çünkü geçmişte pek çok geriye dönüş olduğunu söyledi.

Paylaşın