TBMM’de Özel Filistin Oturumu: Altı Partiden Ortak Bildiri

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda AK Parti grubunun talebi üzerine Gazze oturumu yapıldı. TBBM Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un yönettiği oturumda İsrail-Filistin çatışmalarına ilişkin gelişmeler ele alındı.

Haber Merkezi / Oturumun ardından TBMM’de grubu bulunan 6 partinin imzası ile ortak bir bildirge yayımlandı.

Taraflara çatışmaya son verme çağrısı yapılan bildirgede, “Gazze’de bitmeyen insani trajediyi derinleştiren kolektif cezalandırma yöntemleri ile hedefi doğrudan siviller olan tüm saldırıları kınıyor; Filistin ve İsrail ‘i, iki devlet temelinde adil ve kalıcı bir çözüme ulaşmaları için, daha fazla gecikmeksizin kalıcı barışa yönelik müzakerelere başlamaya davet ediyoruz” denildi.

Bildirgede şu ifadelere yer verildi: “Filistin ve İsrail’de yaşanan çatışmalarda ağır sivil can kayıplarının var olması, sivil altyapının hedef alınması ve sivillerin en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak durumda bırakılmaları vicdanları yaralamaktadır. Krizin başka bölgelere de sirayet potansiyeli, bölgesel güvenlik ve istikrarı ciddi biçimde tehdit etmektedir.

Sivillerin her şartta korunması ve toplu cezalandırma mahiyetindeki uygulamalardan kaçınılması hukukun, vicdanın ve insanlığın gereğidir. Bu gerilimin telafi edilemez sonuçlar doğurmaması için tüm tarafları barış-güvenlik-istikrar vizyonumuz çerçevesinde itidale ve aklıselime davet ediyoruz.

Filistin-İsrail hattında son yaşananlar, uzun süredir tarifsiz sıkıntı, umutsuzluk ve acılara yol açan bu sorunun artık kalıcı bir çözüme kavuşturulması zaruretini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Filistin-İsrail meselesinin çözümü, sonuçları yönetmekten değil, sorunların temelinde yatan sebepleri ortadan kaldırmaktan geçmektedir. Son olaylar, 56 yıldır devam eden hukuksuz işgal ve buna bağlı politikaların doğurduğu bir sonuçtur.

Toprakları, hayat ve gelecek umutları elinden alınan Filistin halkı bugün yeni ve emsali görülmemiş bir kuşatma altındadır. İki milyon insanın yaşadığı ve 16 yıllık ablukayla çoktan bir açık hava hapishanesine dönüşmüş bulunan Gazze’ye sağlanan gıda, enerji ve insani yardımların kesilmesi, sivil yerleşimlerin hedef gözetilmeksizin vurulması uluslararası hukukun açık ve ağır bir ihlalidir. Siviller arasında bir hiyerarşi yaratılması ırkçılığın ve ayrımcılığın bir başka tezahürüdür.

İşgalle başlayan, yasadışı yerleşimcilerin mülk gaspları, kutsal mekanların statüsünü hiçe sayan saldırı ve provokasyonlarla devam eden ihlaller zinciri ve çifte standart uygulamalar, iki devlet temelindeki çözüm vizyonunu da aşındırmaya devam etmektedir.

Bu itibarla, işgal altındaki Filistin topraklarında devam eden işgal uygulamalarının bir an önce sona ermesi ve adil bir barışa ulaşılması şarttır. Başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi olmak üzere, tüm uluslararası toplumun, artık daha fazla gecikmeksizin iki devletli çözüm vizyonu temelinde tarafları adil bir çözüme imale etmek için sorumluluk alması gerekmektedir.

Ortadoğu’da kalıcı barışın ancak Filistin-İsrail meselesinin adil bir çözüme kavuşturulmasıyla mümkün olduğunu ve bunun, 1967 sınırları temelinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz bir Filistin Devleti’nin vücut bulmasıyla mümkün olabileceğini net bir şekilde yineliyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan tüm siyasi partiler olarak, yukarıda sıraladığımız görüşler temelinde, Filistin ve İsrail’ de yaşanan çatışmaların taraflarından tırmanmaya son vermelerini ve sivilleri hedef almamalarını bekliyor; Gazze’de bitmeyen insani trajediyi derinleştiren kolektif cezalandırma yöntemleri ile hedefi doğrudan siviller olan tüm saldırıları kınıyor; Filistin ve İsrail ‘i, iki devlet temelinde adil ve kalıcı bir çözüme ulaşmaları için, daha fazla gecikmeksizin kalıcı barışa yönelik müzakerelere başlamaya davet ediyoruz.”

Bildirgeye, AK Parti Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu, MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, Yeşil Sol Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya imza attı.

Paylaşın

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu: İstanbul İttifakı Devam Ediyor, İYİ Parti De Var

“İYİ Parti’siz İstanbul İttifakı olur mu?” sorusuna cevap veren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İlk andan itibaren bir İstanbul İttifakı mottosunu gerçekleştirmiştik. Devam edeceğini düşünüyorum, her daim. Benim bugün yaptığım savununun içerisinde hala Millet İttifakı da var İYİ Parti de var. Tabii bugün partilerin iç mekanizmalarıyla ilgili kararlara benim yorum yapmam asla yakışmaz” dedi ve ekledi:

“Ama son ana kadar her türlü ittifak kurulabilir inancımı devam ettiriyorum. Ben o ihtimal bitmeden İYİ Parti’yle ittifak yapılmayacakmış gibi yorumlara asla girmem. İBB Başkanı ve CHP Ailesi’nin güçlü bir ferdi olarak, bu iktidarı hem yerelde hem genelde elde etmemiz için bizim ihtiyacımız olan şey, önümüzdeki kurultayda değişimdir. O güne kadar adaylıklar nasıl olur bakarız, inceleriz. Oturur en doğru kararı kurultay delegeleri olarak veririz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Adayı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu makamlarında ziyaret etti. Özel ve İmamoğlu, görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; İlk söz alan Ekrem İmamoğlu, “Biz zaten Sayın Başkanımızla istişare içerisindeyiz. Fikirlerimizi paylaştığımız, birbirimizi beslediğimiz, güçlendirdiğimiz, özellikle genel seçim sonrası yoğun bir temas yaşadığımız yol arkadaşımız. Elbette öncesinde de her konuyu müzakere eden bir yakınlığımız ve dostluğumuz söz konusuydu. İBB’yi ziyareti bizi oldukça mutlu etmiştir” dedi.

Özgür Özel ise sözlerine şöyle başladı: “15 Eylül günü önümüzdeki Kurultay’da genel başkan adaylığı noktasındaki irademizi açıkladığımızdan beri illeri ziyaret ediyoruz. İl kongrelerine katılıyoruz, katılamadıklarımıza da sonrasında hayırlı olsun ziyareti gerçekleştiriyoruz. İstanbul İl Kongremize katılamamıştık. Bütün ülkenin dikkatle izlediği bir kongreydi. Sonuçları açısından da çok mühim.

Daha önce CHP’deki görevini başarıyla yapmış, takdir toplamış, 40’lı yaşlarında ve kampanyasında da İstanbul İl Başkanlığı’nı nasıl yöneteceğini anlatan bir aday seçildi. Bu çok kıymetlidir. CHP kongrelerinden farklı sonuçlar bekleyenlerin hevesleri kursaklarında kaldı. Adaşım olması münasebetiyle de ayrı bir memnuiyetim var. Özgür Başkan’ı da ziyaret etmek istedik.

Bir heyetle birlikteyiz. Heyetin en yaşlısı benim. Bugünkü ziyareti genç arkadaşlarımızla yapmak da mutluluk verici. Gelirken dilek tuttuk yolda, Saraçhane’ye yaklaşırken, dedik ki, 1 Nisan günü İBB’de, Meclis çoğunluğunu da sağlamış, bugüne kadar elini kolunu bağlayan bütün engellerden kurtulmuş Ekrem İmamoğlu’nun, CHP Genel Başkanı olarak bir kahvesini içmeyi dilek olarak tuttuk. Umuyoruz ki 1 Nisan’da o ziyareti gerçekleştirme imkanımız olur. ”

“Yerel seçimi kazanacağız”

“İstanbul’da değişim rüzgarı, Ankara’daki kurultaya nasıl ulaşır?” sorusuna Ekrem İmamoğlu, “Partimizin olağan süreçleri bunlar. Mahalle, ilçe, il ve kurultay. Bazen arzu etmediğimiz anlar yaşanabilir. Doğaldır, kolay değil. Ama her yönüyle çok güçlü bir demokrasi iradesi konuyor partimizde. Arkadaşlarımın ifadesine göre 10 bine yakın insan bizimle kongre temaşasını yaşadı. Bu seçimin mutlaka Türkiye’ye dönük siyasi sonuçları olur.

İstanbul, Türkiye’nin her yerdeki lokomotif gücüdür. Tabii ki kurultaya da etki edecek sonuçları olur. Benim tek arzum var, kurultay, halkımızın istediği ne var ise A’dan Z’ye onun sonucunu bize gösterecek ve o, bizi daha güçlü kılacak. O güçle yerel seçimi kazanacağız. Ve ardından sağlıklı bir menzil planı yaparak 2028’e, 2029’a çok daha iyi noktada kavuşacağımızı arzu ediyorum” yanıtını verdi.

Özgür Özel ise soruyu şöyle cevapladı: “İBB ve 14 belediye başkanımızın çabalarının bir an önce İstanbullulara en doğru şekilde anlatılıp önümüzdeki seçime doğru kol kola ilerlenilmesi gerekiyordu. Bu sürecin başlamış olmasından dolayı büyük memnuniyet duyuyorum.

Özellikle il başkanımızın ilçe başkanlığından gelmiş olması, 39 ilçenin hem beklentilerini hem nasıl birlikte çalışabileceklerini çok iyi tarif edebilen bir imkan yaratacak. Seçimin sayısal sonuçlarıyla Ankara’da oylar sayılırken ilgileniriz. Seçimin doğurduğu tüm sonuçlardan memnunuz. İstanbul İl Başkanlığı’nda da hem İstanbul’un bütünlüğünü sağlayacak hem Genel Merkez’le uyumlu çalışabilecek kadrolar göreve geldiler. Biz, onlarla çalışmak için gün sayıyoruz.”

“İYİ Parti’siz İstanbul İttifakı olur mu?” sorusuna ise Ekrem İmamoğlu şu yanıtı verdi: “İlk andan itibaren bir İstanbul İttifakı mottosunu gerçekleştirmiştik. Devam edeceğini düşünüyorum, her daim. Benim bugün yaptığım savununun içerisinde hala Millet İttifakı da var İYİ Parti de var. Tabii bugün partilerin iç mekanizmalarıyla ilgili kararlara benim yorum yapmam asla yakışmaz.

Ama son ana kadar her türlü ittifak kurulabilir inancımı devam ettiriyorum. Ben o ihtimal bitmeden İYİ Parti’yle ittifak yapılmayacakmış gibi yorumlara asla girmem. İBB Başkanı ve CHP Ailesi’nin güçlü bir ferdi olarak, bu iktidarı hem yerelde hem genelde elde etmemiz için bizim ihtiyacımız olan şey, önümüzdeki kurultayda değişimdir. O güne kadar adaylıklar nasıl olur bakarız, inceleriz. Oturur en doğru kararı kurultay delegeleri olarak veririz.”

İstanbul İl Kongresi’nde Cemal Canpolat’ın kullandığı ifadelerle ilgili gelen bir soruya ise İmamoğlu, “Sayın Cemal Canpolat’la ben haziranın ortasından itibaren belki 30’a yakın görüşmüşüzdür. O mikrofonda dile getirdiklerinin binde birini bana söyleseydi orada söylediklerini belki makul karşılardım” yanıtını verdi.

Özgür Özel ise, “TBMM’den sonraki ikinci büyük meclis İBB Meclisi. Bizim kongremizde aile içerisinde kullanılan ifadeler her iki meclisin gündemine giriyorsa orada yanlış yapılmış demektir. Bunun dışında bir değerlendirmeye gerek yok” dedi.

Paylaşın

Bakan Yerlikaya: Türkiye’de 4 Milyon 711 Bin 622 Düzenli Göçmen Var

İstanbul’da medya temsilcileriyle bir araya gelen Bakan Yerlikaya, Türkiye’de 4 milyon 711 bin 622 düzenli göçmen bulunduğu verisini paylaşarak, bunlardan 3 milyon 274 bin 59’unun geçici koruma altındaki Suriyeliler olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / İkamet izinli yabancı sayısının 1 milyon 150 bin 386 olduğunu aktaran Bakan Yerlikaya, 287 bin 177 kişinin de uluslararası koruma kapsamında olduğunu söyledi.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul’daki medya temsilcileriyle bir araya geldi. Bakan Yerlikaya, Türkiye’deki göçmenlere ve göçmen kaçakçılığına ilişkin verileri paylaştı. Yerlikaya, konuya ilişkin şu verileri paylaştı:

“Çağımızın küresel sorunlarını başında göç var. Türkiye de bu sorunla mücadelesini sürdürüyor. Geçici koruma altındaki Suriyeli sayısı 3 milyon 274 bin. İkamet izinli yabancı sayısı 1 milyon 150 bin. 281.177 uluslararası koruma altındaki yabancı bulunuyor.

2.937 operasyonda 3.975 göçmen kaçakçısı yakalandı 1.225’i tutuklandı. 112.404 düzensiz göçmen yakalandı. Bunlardan 48.339’u ülkelerine gönderildi… İstanbul’da 304 operasyon yapıldı. Yakalanacağını anlayıp ayrılan ya da ikamet süresi biten 120 bin 531 yabancı ülkemizden ayrıldı.

Hudut birliklerimizin başarılı çalışmaları ile 120 günde 80.946 göçmenin sınırdan girişi engellendi. İstanbul’da bugüne kadar düzensiz göçmenlere yönelik 304 operasyonlarda 94 şüpheli tutuklandı. Operasyonlarda 42.257 göçmen yakalandı şimdiye kadar.

4 milyon 711 bin 622 düzenli göçmen bulunuyor. Pilot şehir olan İstanbul’da 20 mobil göç noktasını çektik ve bunların yerine araç verdik. Ankara İzmir, Bursa ve Adana’da olmak üzere toplamda 50 mobil araç bulunuyor.

Bu çalışmalarımız sonucunda düzensiz göçmenler artık yeni göç rotası arayışına girdi. Organizatörler “Türkiye’de artık sıkı denetim var, gitmeyin” diyorlar. 120 günde bu noktaya gelindi. Algı çok önemli.”

“38 mafya tipi çete çökertildi”

Bakan Yerlikaya ayrıca, organize suç örgütleriyle mücadelenin aralıksız süreceğini belirterek, “120 günde 378 operasyonda 2874 şüpheli gözaltına alındı 702’si tutuklandı. 38 mafya tipi çete çökertildi… Türkiye Yüzyılı’nda uyuşturucuyu küresel felaket olarak görüyoruz. Temel hedefimiz Türkiye’nin uyuşturucu için yasaklı bölge olarak görüyoruz.

Terörle eşdeğer buluyoruz. Uyuşturucu rotalarının rotasının değişmesi için mücadele ortaya koyarken topluma dönük bilinçlendirme faaliyetlerini artırıyoruz. Uyuşturucuya göz açtırmayacağız. Gölge gibi takipteyiz. Hepsinin bir bir tepelerine çöküp nefeslerini kesip adalete teslim edeceğiz” dedi.

Paylaşın

“Türkiye’ye Ait SİHA’yı Düşüren ABD Uçağı İncirlik’ten Kalktı” İddiaları Yalanlandı

Suriye’de Türkiye’ye ait SİHA’yı “tehdit” olarak gördüğü gerekçesiyle düşüren ABD’ye ait uçağın İncirlik Hava Üssü’nden kalktığı iddiaları yalanlandı. ABD’ye ait uçağın Ürdün’den havalandığı açıklandı.

Haber Merkezi / Türkiye’ye ait SİHA (Silahlı İnsansız Hava Aracı), Suriye’de ABD’ye ait savaş uçağı tarafından düşürülmüştü. Halk TV canlı yayınında konuya ilişkin değerlendirmeler yapan Emekli Amiral Türker Ertürk, Türkiye’nin SİHA’sını düşüren ABD F-16’sının Adana’da bulunan İncirlik Hava Üssü’nden kalktığını söylemişti.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB) yetkilileri, önce düşürülen SİHA’nın Türkiye’ye ait olmadığını savundu. Bugün Dışişleri Bakanı tarafından yapılan açıklamada ise ABD savaş uçağı tarafından düşürülen SİHA’nın, Türkiye’ye ait olduğu doğrulanmıştı.

AA’nın MSB kaynaklarından aktardığı bilgiye göre, SİHA’yı düşüren ABD uçağının İncirlik’ten kalktığına dair iddiaları yalanlandı. Kaynaklar, “Uçağın İncirlik’ten kalktığı tamamıyla spekülasyon. Böyle bir durum söz konusu değil” ifadelerini kullandı.Uçağın nereden kalktığına ilişkin soruya yanıt veren kaynaklar, “Uçak, Ürdün’den kalktı” dedi.

Muhalefetten tepkiler

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Helikopterimiz düşürülür, başka ülkeden duyarız. Gemimiz basılır, başka ülkeden duyarız. Şimdi de SİHA’mız düşürülüyor, yine başka ülkeden duyuyoruz. ABD ‘meşru müdafaa’ diyor, Dışişleri Bakanlığımız ise ‘farklı teknik değerlendirmeler’ diyerek yaşananları geçiştirmeye çalışıyor.

Siz devleti yöneten kişiler olarak ülkemizin hakkını böyle utangaç açıklamalarla mı savunacaksınız? Dış politikamızı ‘ABD ne der, Rusya ne der, İtalya ne der’ diye mi şekillendireceğiz?” ifadelerini kullanmıştı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Bu vahim iddia doğru olsun ya da olmasın; buradan açıkça ilan etmek istiyorum: Eğer Amerikan Devleti, Türkiye’nin bu coğrafyadaki varlığından rahatsızsa, derhal Türk topraklarında bulunan, İncirlik Üssü’nü de boşaltmalıdır.” demişti.

Paylaşın

Orta Afrika Tezkeresi TBMM Genel Kurulu’nda Kabul Edildi

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki görev süresini 1 yıl daha uzatan tezkere TBMM Genel Kurulunda kabul edildi. Oylamada Yeşil Sol Parti ve Emek Partisi milletvekilleri ”Hayır” oyu verirken, diğer partiler ”Evet” oyu verdi.

Tahliye talepleri reddedilen Hatay Milletvekili Can Atalay için yürüyüş düzenleyen Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekilleriyse TBMM Genel Kurulu’ndaki oylamaya katılmadı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK), Birlemiş Milletler’in (BM) Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki harekat ve misyonlarına katılımına bir yıl daha yetki veren tezkere, TBMM Genel Kurulu’nda görüşüldü.

Sol Haber’in aktardığına göre; Saadet Partisi Grubu adına söz alan Bursa Milletvekili Cemalettin Kani Torun, Avrupa devletlerinin nüfuzu altında kalan Afrika ülkeleri için Türkiye’nin güvenilir bir ortak olduğunu savunarak, ”Ülkemizin dış politika yönelimindeki amacı çıkar odaklı olmamıştır” dedi.

İYİ Parti Çanakkale Milletvekili Rıdvan Uz, Türkiye’nin başta Suriye ve Kuzey Irak gibi bölgelerde askeri varlığını sürdürmesine karşı olmadıklarını vurguladı. MHP Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, tezkereye “Evet” oyu vereceklerini bildirdi.

Yeşil Sol Parti (YSP) Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, BM kapsamında da olsa askeri içerikli hiçbir tezkereye onay vermediklerini, Orta Afrika tezkeresine de “Hayır” oyu vereceklerini belirtti.

Orta Afrika Cumhuriyeti’nin dünyanın en yoksul ülkelerinden birisi olduğunu hatırlatan CHP Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur, yurt dışına asker gönderme gibi konularda ortak akılla kararlar verilmesinden ve uygulanmasından yana olduklarını söyleyerek, misyonda Türk askerinin bir yıl daha yer almasına “Evet” oyu vereceklerini açıkladı.

AK Parti Grubu adına konuşan Bursa Milletvekili Refik Özen, ”Türk Silahlı Kuvvetlerimiz nerede terör, terörist varsa inlerine girecek, nerede olması gerekiyorsa orada yerini alacak” diye konuştu.

Görüşmelerin tamamlanmasının ardından Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki görev süresini 1 yıl daha uzatan tezkere kabul edildi.

Oylamada Yeşil Sol Parti ve Emek Partisi milletvekilleri ”Hayır” oyu verirken, diğer partiler ”Evet” oyu verdi. Tahliye talepleri reddedilen Hatay Milletvekili Can Atalay için yürüyüş düzenleyen Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekilleriyse oylamaya katılmadı.

Paylaşın

‘Lübnan Tezkeresi’ TBMM Genel Kurulunda Kabul Edildi

Lübnan’da konuşlu UNIFIL’e katkı sağlayan TSK unsurlarının görev süresinin 1 yıl daha uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.

Haber Merkezi / TBMM Genel Kurulunda, Lübnan’da konuşlu UNIFIL’e (Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü) katkı sağlayan TSK (Türk Silahlı Kuvvetleri) unsurlarının görev süresinin 1 yıl daha uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi görüşüldü.

Görüşmelerin sonunda tezkere kabul edildi. Tezkereye Yeşil Sol parti Grubu ‘hayır’ oyu verirken diğer parti grupları ‘evet’ oyu verdi.

UNIFIL, 1978 yılında kuruldu. İsrail’in, 1982’de işgal ettiği Lübnan’ın güneyinden 2000 yılında çekilmesinin ardından toplamda 120 kilometre uzunluğundaki sınırın güvenliği UNIFIL’in denetimine geçti.

UNIFIL’in denetimindeki sınır için “Mavi Hat” tabiri kullanılıyor ve tüm bölgede güvenliği sağlamak üzere UNIFIL askeri devriye geziyor.

Paylaşın

Türkiye – İsrail Ticaret Hacmi Son 20 Senede Katlanarak Arttı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) genel ticaret sistemi verilerine göre 2022 yılında İsrail Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı 10. ülke konumunda. Türkiye en çok ihracatı Almanya’ya yaparken (21,1 milyar dolar), İsrail’e ihracat bunun üçte biri seviyesinde.

Türkiye’nin en çok ithalat yaptığı ülkeler içinde ise İsrail 29. sırada bulunuyor. İki ülke arasındaki ticaret hacminin açık şekilde Türkiye lehine olmasından dolayı bu sonuç sürpriz değil. Türkiye en çok ithalatı ise Rusya, Çin ve Almanya’dan gerçekleştiriyor.

Türkiye-İsrail ticaret hacmi son 20 senede katlanarak arttı ancak aynı dönemde Türkiye’nin toplam ihracat ve ithalatı da benzer bir artış gösterdi. Bu yüzden Türkiye’nin toplam ihracat ve ithalatında İsrail’in payındaki değişime bakmak daha anlamlı bir veri.

Özel ticaret sistemi verilerine göre 2002 yılında Türkiye’nin ihracatında İsrail’in payı yüzde 2,39 iken bu oran 2022’de yüzde 2,87’ye yükseldi. İthalatta ise İsrail’in payı aynı dönemde yüzde 1,06’dan yüzde 0,63’e geriledi.

Türkiye-İsrail ilişkilerine bakıldığında, resmi veriler iki ülke arasında dönem dönem yaşanan ihtilafların ticari ilişkilere olumsuz tesir etmediğini gösteriyor. AK Parti iktidarında Türkiye-İsrail ticaret hacmi katlanarak arttı.

Son yıllarda Türkiye’nin İsrail’e ihracatındaki artış da dikkat çekiyor. 2002 yılında 1,41 milyar dolar olan ticaret hacmi 2022’de 8,91 milyar dolara kadar çıktı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan eylül sonunda BM Genel Kurul çalışmaları için gittiği New York’ta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu kabul etmişti. Bu; iki lider arasında uzun bir aradan sonra yüz yüze ilk görüşme olmuştu. Erdoğan daha sonra Türk basınına yaptığı açıklamada İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ekim, kasım gibi Türkiye’yi ziyaret edebileceğini belirterek “Ondan sonra da biz iade-i ziyaretimizi yapacağız.” demişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye ve İsrail’in birçok alanda iş birliği yaptığını vurgulayarak “Yeni iş birliği alanlarının varlığı da bir gerçek… İsrail’in kaynaklarının Avrupa’ya taşınması konusunda arayışta olduğu da herkesin malumu. En akılcı rota ise Türkiye üzerinden bu kaynakların Avrupa’ya ulaştırılması.” yorumunu yapmıştı. Erdoğan’a göre iki ülke arasında sondaj çalışmaları noktasında da iş birliği fırsatları bulunuyor. Taraflar; rota, takvim ve sondaj alanları gibi ayrıntılar üzerinde müzakere ediyor.

Ticaret dengesi Türkiye lehine büyümeye devam ediyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) özel ticaret sistemi verilerine göre AK Parti iktidarının başladığı 2002 yılında Türkiye’nin İsrail’e ihracatı 861,4 milyon dolar; İsrail’den ithalatı ise 544,5 milyon dolar idi. 2022’de ihracat 6,74 milyar dolara yükselirken ithalat da 2,17 milyar dolara çıktı. Ticaret hacmi de 1,41 milyar dolardan 8,91 milyar dolara ulaştı. Buna göre ticaret hacmi son 20 senede yüzde 532 artış gösterdi.

2000-2022 arasında iki ülke arasındaki ticaret dengesi hep Türkiye’nin lehine oldu. Yani, ihracat hep ithalattan yüksek seyretti. 2014 yılında denge iyice daralırken son yıllarda Türkiye’nin ihracatı keskin şekilde yükseldi. Aynı dönemde ithalat daha stabil kaldığından ticaret dengesi Türkiye lehine büyümeye devam ediyor.

2010’daki Mavi Marmara krizinden sonra bile ticaret hacminin düşmemesi siyasi ihtilaflara rağmen ekonomik ilişkilerin güçlü olduğunu gösteriyor.

Peki, İsrail ile ticaret Türkiye için ne kadar önemli? TÜİK genel ticaret sistemi verilerine göre 2022 yılında İsrail Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı 10. ülke konumunda. Türkiye en çok ihracatı Almanya’ya yaparken (21,1 milyar dolar), İsrail’e ihracat bunun üçte biri seviyesinde.

Türkiye’nin en çok ithalat yaptığı ülkeler içinde ise İsrail 29. sırada bulunuyor. İki ülke arasındaki ticaret hacminin açık şekilde Türkiye lehine olmasından dolayı bu sonuç sürpriz değil. Türkiye en çok ithalatı ise Rusya, Çin ve Almanya’dan gerçekleştiriyor.

Türkiye-İsrail ticaret hacmi son 20 senede katlanarak arttı ancak aynı dönemde Türkiye’nin toplam ihracat ve ithalatı da benzer bir artış gösterdi. Bu yüzden Türkiye’nin toplam ihracat ve ithalatında İsrail’in payındaki değişime bakmak daha anlamlı bir veri.

Özel ticaret sistemi verilerine göre 2002 yılında Türkiye’nin ihracatında İsrail’in payı yüzde 2,39 iken bu oran 2022’de yüzde 2,87’ye yükseldi. İthalatta ise İsrail’in payı aynı dönemde yüzde 1,06’dan yüzde 0,63’e geriledi.

Erdoğan “İsrail işgalci terör devletidir” demişti

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçmişte İsrail’i sert sözlerle defalarca eleştirmişti. Erdoğan 2017 yılında, “İsrail işgalci terör devletidir” ifadesini kullanmıştı. Erdoğan 2021 yılındaki konuşmasında da “Gücü çocuk ve kadınlara yeten terör devleti İsrail’in zalimlikleri karşısında öfkeliyiz” demişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’ın İttifak Davetine Yanıt

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ittifak davetine yanıt veren İYİ Parti Lideri Akşener, “İttifak siyasetinin derinleştirdiği kutuplaşma, ülkemize zarar veriyor Sayın Erdogan” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Gelin, siz de aynı bizim gibi 81 ilde kendi adaylarınızla seçime girin. Türk siyaseti normalleşsin, kazanan milletimiz olsun.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Meclis Grup Toplantısı çıkısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan gazetecilerin ittifaklara dair sorularını cevaplarken “Kapımız herkese açık İYİ Parti de aynı şekilde” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, grup toplantısında yaptığı konuşmasında da da isim vermeden muhalefet partilerine çağrıda bulunmuştu.

Milletvekillerine seslenen Erdoğan, “İttifakımıza katılabilirsiniz” diyerek şu ifadeleri kullandı: “Ülkesinin ve milletinin bekası, istiklali ve istikbali uğrunda verdiğimiz mücadeleye katılmak isteyen herkese Cumhur İttifakı’nın kapısının, tabii ortaklarımızın da rızası şartıyla açık olduğunu belirtmek isterim.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ittifak davetine sosyal medya hesabı üzerinden yanıt verdi. Akşener, şunları söyledi:

“İttifak siyasetinin derinleştirdiği kutuplaşma, ülkemize zarar veriyor Sayın @RTErdogan. Gelin, siz de aynı bizim gibi 81 ilde kendi adaylarınızla seçime girin. Türk siyaseti normalleşsin, kazanan milletimiz olsun.”

Paylaşın

İsrail – Filistin Savaşı: Erdoğan’dan Arabuluculuk Teklifi

Partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail ile Hamas arasında yaşanan çatışmalarla ilgili, “Gazze’ye yönelik orantısız ve her türlü ahlaki temelden yoksun saldırıları, dünya kamuoyu nezdinde İsrail’i hiç beklemediği ve istenmeyen konuma itebilir” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Bir şehrin suyunu, elektriğini, giriş çıkışlarını kesip altyapısını çökerterek, camisinden kilisesine tüm ibadethanelerini, okullarını yıkarak insanların en temel insani ihtiyaçlarına erişmesini engelleyerek, içinde sivillerin yaşadığı binaları bombalarla yerle yeksan ederek, velhasıl her türlü utanç verici yöntemle yürütülen bir çatışma, savaş değil katliamdır” ifadelerini kullandı.

“Sivil yerleşimleri bombalamak, sivil insanları kasten öldürmek, bölgeye insani yardım getiren araçları engellemek, üstelik bütün bunları maharet gibi sunmak devlet değil ancak örgüt refleksi olabilir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsrail, devlet gibi değil örgüt gibi davranırsa, sonunda örgüt gibi muamele görmeye başlayacağını unutmamalıdır” diye konuştu.

Gazze Şeridi’ne insani yardımların kesilmesi tartışmalarına da değinen Erdoğan “İnsani yardımların kesilmesi gibi Filistin halkını topyekun cezalandırmayı amaçlayan fevri kararlardan herkes uzak durmalıdır” dedi. Erdoğan “Bölgemizi içine girdiği bu anafordan süratle çıkarmak için Türkiye olarak, arabuluculuk ve ‘adaletli hakemlik’ dahil üzerimize ne düşüyorsa yapmaya hazırız” diyerek arabuluculuk teklifini bir kez daha ifade etti.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) AK Parti Grup Toplantısı’na katılarak bir konuşma yaptı.

Konuşmasında, gündemlerindeki bir başka meselenin sınırları tehdit eden terör örgütleriyle mücadele olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyindeki inlerinden Türkiye’ye saldırma hazırlığı yapan, Türkiye’nin bölgedeki unsurlarını taciz eden teröristlere nefes aldırmadıklarını söyledi.

Hava harekâtlarıyla, topçu birlikleriyle, gerektiğinde kara unsurlarıyla her an teröristlerin tepelerinde olduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Bir süredir yürüttüğümüz yoğun hava operasyonlarını daha da artırarak, terör örgütü mensuplarını, onları her an ve her yerde imha edeceğimizi göstererek devam ettireceğiz. Bu mücadelemizde, teröristlerin yanında yer alarak bize zarar verenlere cevabımızı önünde sonunda vereceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.

Körfez Savaşı döneminden kalma hesaplarını Suriye’deki terör örgütüne arka çıkarak sürdürmeye çalışanların, artık ortak millî çıkarlarımızın gerektirdiği aklıselim politikalara döneceklerini umut ediyoruz. Türkiye, müttefiklik ilişkileri içinde olduğu her devletin ve kurumun hukukuna saygılıdır, onlardan da aynı şekilde kendi hukukuna saygı göstermelerini beklemektedir. Şayet bu denge kurulamazsa, o zaman herkesin kendi politikalarını belirleme ve kendi yolunu çizme opsiyonu meşru hak hâline dönüşür. Biz samimiyetle, müttefiklerimizle birlikte güvenli, huzurlu, müreffeh bir ortak geleceğe yürümek istiyoruz.

Bu ülkeye artık dayatmalarla, gizli-açık siyasi oyunlarla, sinsi ekonomik tuzaklarla istikamet çizilemeyeceğini herkesin kabul etmesi şart. Hala mandacılık hayalleri görenleri, eşit ortaklık temelinde yeni bir siyasi, diplomatik, ekonomik ilişki modelini özümsemeye ve gereğini yerine getirmeye davet ediyoruz. Biz, tam bin yıldır bu topraklarda bedel ödeyerek yaşıyoruz. Biz bu coğrafyanın ve medeniyetin hancısıyız, yolcusu değil. Burada yolcu durumunda olanların, konumlarını bir kez daha gözden geçirmeleri ve ona göre davranmaya başlamaları kendi menfaatlerinedir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin etnik köken, inanç ve mezhep farklılığı, siyasi ve sosyal çıkar çatışmaları bakımından dünyanın en kırılgan bölgesinde yer aldığını belirtti.

İbn Haldun’un “coğrafya kaderdir” tespitinin de bu tablonun en yalın ve çarpıcı ifadesi olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tarihimizi ve coğrafyamızı, bunların bize yüklediği kaderimizi değiştiremeyeceğimize, böyle bir niyetimiz de olmadığına göre mevcut şartların elverdiği en iyi, en doğru, en güvenli yolu izlememiz şarttır. Rusya-Ukrayna savaşından Kafkasya’daki çatışmalara, Balkanlar’daki gerilimlerden Akdeniz’deki çekişmelere kadar çevremizdeki tüm hadiseleri bu anlayışla değerlendiriyoruz” ifadesini kullandı.

“Devlet değil ancak örgüt refleksi olabilir”

Son günlerde Filistin ve İsrail topraklarında yaşanan, Golan Tepeleri’ne yayılma eğilimi gösteren gelişmeleri de takip ettiklerini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, hem terörle mücadelede hem de bölgedeki tüm savaş ve çatışmalardaki tavırlarının açık olduğunu vurguladı.

Sivillere yönelik hiçbir eylemi, sivil yerleşimleri hedef alan hiçbir saldırıyı doğru bulmadıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, savaşın da bir ahlakı olduğuna, tarafların buna riayet etmesi gerektiğine inandıklarını belirtti. İsrail ve Gazze’deki çatışmalarda bu ilkenin çok ağır bir şekilde ihlal edildiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

“İsrail topraklarındaki sivillerin öldürülmesine açıkça karşı çıkıyoruz. Aynı şekilde, Gazze’deki masumların hiçbir ayrım gözetilmeden sürekli bombardımana maruz bırakılarak katledilmelerini de asla kabul etmiyoruz. Bir şehrin suyunu, elektriğini, giriş-çıkışlarını kesip altyapısını çökerterek, camisinden kilisesine tüm ibadethanelerini, okullarını yıkarak, insanların en temel insani ihtiyaçlarına erişmesini engelleyerek, içinde sivillerin yaşadığı binaları bombalarla yerle yeksan ederek, velhasıl her türlü utanç verici yöntemle yürütülen bir çatışma, savaş değil katliamdır.

Gazze’ye yönelik orantısız ve her türlü ahlaki temelden yoksun saldırıları, dünya kamuoyu nezdinde İsrail’i hiç beklemediği ve istenmeyen bir konuma itebilir. Sivil yerleşimleri bombalamak, sivil insanları kasten öldürmek, bölgeye insani yardım getiren araçları engellemek, üstelik bütün bunları maharet gibi sunmaya kalkmak, devlet değil ancak örgüt refleksi olabilir. İsrail, devlet gibi değil örgüt gibi davranırsa, sonunda örgüt gibi muamele görmeye başlayacağını unutmamalıdır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kelimeleri, kavramları, olguları eğip bükerek, insanların doğuştan gelen temel hak ve özgürlüklerine fütursuzca saldırarak, verdikleri sözleri çiğneyerek yürütülen bir siyasetin hayırlı sonuçlar doğurmasının beklenemeyeceğine işaret etti.

“Ne bölgenin ne de dünyanın, bölgedeki çatışmaların ve insanlık trajedilerinin sürmesine tahammülü yoktur” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Mesele, sadece oradaki mazlum ve mağdur insanların sorunu değildir. Gelinen nokta itibarıyla mesele, dünyanın tamamının, küresel yönetim ve güvenlik düzeninin, bu konuda sorumluluk ve yetki sahibi tüm kurumların haysiyet sorunudur.

Filistin meselesinin çözümsüzlüğe mahkûm edilmesinin müsebbiplerinden biri de verdiği sözlerin hiçbirini yerine getirmeyen uluslararası toplumdur. Birleşmiş Milletler ve diğer kuruluşlar, Filistin halkını tek başına bırakmış, ahde vefa göstermemiş, Filistinlilerin hak ve hukukunu koruyamamıştır. Biz bunu yeni söylemiyoruz daha önce Birleşmiş Milletler kürsüsünden bu hakikatleri tüm dünyaya açıkça söyledik.”

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 2019’da yaptığı konuşmasının, 1947’den itibaren Filistin ve İsrail’in topraklarında yaşanan değişimi içeren haritanın gösterilmesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tablo bu. Görüldüğü gibi 1947’deki Filistin, 1947’deki İsrail ve Filistin. Geliyoruz 1949-1967 İsrail ne halde. Geliyoruz şu andaki hale İsrail ne halde, Filistin ne hâlde. Bölgede bugüne kadar adaletsizliğe göz yuman insanlık, son hadiselerde de iyi bir sınav vermiyor” diye konuştu.

Bölgede etki sahibi aktörlerin sükûneti tesis etme yerine yangına adeta körükle giden kışkırtıcı tavrını esefle karşıladıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Amerika, Avrupa ve diğer bölgelerdeki devletleri, taraflar arasında hakkaniyetli, adil ve insani dengelere dayalı tutumlar almaya çağırıyoruz” dedi.

İnsani yardımların kesilmesi gibi Filistin halkını topyekûn cezalandırmayı amaçlayan fevri kararlardan herkesin uzak durması gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kullandıkları yöntemler ve sonuçları itibarıyla eleştirilmeye de desteklenmeye de ihtiyacı olan taraflar arasında körü körüne bir tarafın safında yer almak, sadece yaşanan krizi derinleştirmeye yarar. Bunun için Türkiye olarak biz tarafları itidale davet ediyoruz. Bölgedeki savaşın bir an önce durmasını, taraflar arasındaki sorunların görüşmeler yoluyla çözümünü istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Pazartesi gününden itibaren bu doğrultuda pek çok telefon görüşmesi gerçekleştirdiklerini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu bilgileri verdi:  “Aralarında Filistin ve İsrail devlet başkanlarının da bulunduğu devlet ve hükûmet başkanı seviyesinde sekiz telefon görüşmemiz oldu. Sayın Abbas ve Sayın Herzog’a aklıselimle devlet aklıyla suhuletle hareket etmeleri tavsiyesinde bulunduk.

Dün gece Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin ve Birleşmiş Milletler Genel Sekteri Sayın Guterres’le de bu konuyu değerlendirdik. Çatışmaların derinleşmesinin ve yayılmasının önüne geçilmesi noktasında gereken desteği vermeye hazır olduğumuzu ifade ettik. Bölgemizi içine girdiği bu anafordan süratle çıkarmak için, Türkiye olarak, arabuluculuk ve adaletli hakemlik dâhil üzerimize ne düşüyorsa yapmaya hazırız. İnşallah bu tavrımızı sonuna kadar muhafaza edeceğiz.”

Son dönemde tüm bölge ülkeleriyle tesis ettikleri yakın diyaloğu barışın tesisi için kullanacaklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ne Gazze’de ne İsrail’de ne Suriye’de ne Ukrayna’da artık çocuklar, siviller, masum insanlar ölmesin, daha fazla kan akmasın istiyoruz. Bu son hadiselerle birlikte ‘Dünya beşten büyüktür’ ifadesiyle dile getirdiğimiz tespitimizin ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha gördük. İnşallah bundan sonra bu itirazımızı daha gür bir sedayla seslendireceğiz” değerlendirmesinde bulundu.

Bölgeye kalıcı huzur ve barışın ancak meşruiyeti Birleşmiş Milletler kararlarına dayanan, 1967 sınırlarında ve coğrafi bütünlüğe sahip, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız bir Filistin devletinin kurulması ve tüm dünya tarafından tanınmasıyla gelebileceğinin altını çizen Erdoğan, bunun dışında yol aramanın, bunun dışında hevesler peşinde koşmanın sadece daha fazla yıkım, daha fazla gözyaşı ve can kaybı demek olacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Üç semavi dinin kutsal mekânlarını bünyesinde barındıran Kudüs’ün mahremiyetine, Mescid-i Aksa’nın içinde yer aldığı Harem-i Şerif’in statüsüne saygı göstermeyen hiçbir adımı ve tasarrufu kabul etmedik, etmeyeceğiz” dedi.

İsrail’in, bir devlet olarak varlığını sürdürebilmesi ve vatandaşlarının güvenliğini güvence altına alabilmesinin ancak bu şekilde mümkün olacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aksi takdirde, geçtiğimiz cumartesi gününden beri yaşanan hadiseler son olmayacağı gibi bunu çok daha büyük trajedilerin izlemesi de kaçınılmaz hale gelir. Biz ne İsrail’in ne Filistin’in ne de bölgemizin böyle bir kısır döngüye sürüklenmesini asla arzu etmiyoruz” diye konuştu.

“Rabbim ülkemize, bölgemize ve dünyaya daimi huzur, barış, esenlik nasip eylesin” temennisinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni yasama yılındaki çalışmalarında milletvekillerine başarılar diledi.

Paylaşın

İYİ Parti’den Irak Ve Suriye Tezkerelerine Yeşil Işık

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Meral Akşener, Meclis’te görüşülecek olan Irak ve Suriye tezkerelerine değinerek, “Ne hikmetse bütün terör örgütlerinin hedefinde Türk milleti var. Kimisi millet kavramına yüce dinimizi alet ederek savaş açar, kimisi de millet kavramına etnik aletleri alet ederek savaş açar, hepsinin ortak noktası Türk milletine ve Atatürk’e olan alerjileridir” dedi ve ekledi:

“Dolayısıyla TC devletinin milli birliğine ve toprak birliğine  tehdit oluşturan her türlü terör örgütüyle mücadelesi haklı ve meşrudur. YPG, PKK de terör örgütüdür. Biz de Suriye’de Irak’ta bu terör odaklarına karşı yürütülen tüm askeri operasyonlarımızı destekliyoruz. Önümüzdeki süreçte gazi Meclisimizde görüşülecek olan Irak ve Suriye tezkereleri kapsamında da verdiğimiz bu desteği sürdüreceğiz.”

Akşener, çalışmayan emeklilere verilecek olan 5 bin liraya tepki göstererek, “Bir kereye mahsus 5 bin lira vermek yetmez, sadaka mı dağıtıyorsunuz kardeşim, kendisine gelin. Emekli maaşlarını derhal asgari ücret seviyesine çıkartın. Asgari ücreti de gerçek enflasyona göre ayarlayın. Milletimizin hiçbir ferdi geçim sıkıntısıyla ömür tüketmeyi hak etmiyor” dedi.

Meral Akşener konuşmasında, Filistin – İsrail arasında yaşanan şiddetli çatışmalara değinerek, “Basiretsiz Filistin hükümetinin Türk düşmanı tavırlarını bölgede can çekişen Filistin halkına mal edemeyiz. Nasıl ki Hamas’ın uyguladığı terörün karşısında duruyorsak İsrail’in bayram günü Kudüs’te Müslümanlara ateş açan terörünün karşısında duruyoruz.

Nasıl ki Hamas’ın sivilleri hedef alan eyleminin karşısında duruyorsak İsrail’in de savaş diyerek meşru göstermeye çalıştığı ama Gazzeli sivilleri hedef alan eylemlerinin karşısında da duruyoruz. Eğer bölgede barışı tesis edeceksek İsrail’in gaddarlığını sahiplenen Batı ile, terörü bile sahiplenen Doğu arasında Türkiye olarak biz her daim hakkı, merhameti, vicdanı sahiplenen taraf olmalıyız” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“İktidar mensuplarına bir kez daha sesleniyorum eğer ki enflasyonla samimi bir mücadele yapacaksanız işe tarımdan başlayacaksınız. Ayrıca sanayi politikasındaki ithalat bağımlılığnı azaltacaksınız ki kur her zıpladığında enflasyon da artmasın. Ticaret politikasında üretim zincirinin tekelleşmesinin önüne geçeceksiniz. Maliye politikasında ise önce kendinizden tasarruf edeceksiniz. Çünkü ihtişam merakınızı sürdürmek için artırdığınız veriler enflasyonu tırmandırıyor.

Bir kereye mahsus 5 bin lira vermek yetmez, sadaka mı dağıtıyorsunuz kardeşim, kendisine gelin. Emekli maaşlarını derhal asgari ücret seviyesine çıkartın. Asgari ücreti de gerçek enflasyona göre ayarlayın. Milletimizin hiçbir ferdi geçim sıkıntısıyla ömür tüketmeyi hak etmiyor.

(İsrail – Filistin) Eğer masumları öldürüyorsan bu savaş değil terördür. Eğer asker veya sivil ayrımı yapmadan saldırıyorsan bunun meşru bir yanı olmaz bu terördür. Yani her şart ve ortamda önce terörün adını koymamız lazım. Eğer bunu yapmazsak başka ülkelerin PKKİ, YPG, TERÖR örgütünün alçal eylemlerine gösterdiği iki yüzlü tavra karşı durma meşruiyetimiz de azalır.

Gazze’de yaşananlar terördür. Hamas yapmış olduğu bu eylemler ile Filistin halkının haklı mücadelesine kara bir leke sürmüştür. Dışişleri Bakanlığı’nın bugüne kadar sergilemiş olduğu sağduyulu ve dengeli duruşu doğru buluyor ve en azından şu ana kadar eski hatalardan ders çıkartılmış olmasından memnuniyet duyuyoruz.

Basiretsiz Filistin hükümetinin Türk düşmanı tavırlarını bölgede can çekişen Filistin halkına mal edemeyiz. Nasıl ki Hamas’ın uyguladığı terörün karşısında duruyorsak İsrail’in bayram günü Kudüs’te Müslümanlara ateş açan terörünün karşısında duruyoruz. Nasıl ki Hamas’ın sivilleri hedef alan eyleminin karşısında duruyorsak İsrail’in de savaş diyerek meşru göstermeye çalıştığı ama Gazzeli sivilleri hedef alan eylemlerinin karşısında da duruyoruz. Eğer bölgede barışı tesis edeceksek İsrail’in gaddarlığını sahiplenen Batı ile, terörü bile sahiplenen Doğu arasında Türkiye olarak biz her daim hakkı, merhameti, vicdanı sahiplenen taraf olmalıyız.

Sınırlarımızdaki gevşekliği, eleğe dönmüş halini derhal gidermeli ve hudutlarımızı terörist geçişlerine karşı daha sıkı bir şekilde korumalıyız. Bu terör oluşumunun diplomatik yolla bertarafı için de tüm bilgi ve belgeleri uluslararası kamuoyuna taşımalı teröre yatırım yapmanın kaçınılmaz sonuçlarını Ermenistan’a anlatmalı. Böylece yine tarihi bir hata yapmasının önüne geçmeliyiz. Herkes bir gerçeği çok iyi bilmelidir; Karabağ Türk’tür, Karabağ Azerbaycan’ındır.

(Irak ve Suriye tezkereleri) Ne hikmetse bütün terör örgütlerinin hedefinde Türk milleti var. Kimisi millet kavramına yüce dinimizi alet ederek savaş açar, kimisi de millet kavramına etnik aletleri alet ederek savaş açar, hepsinin ortak noktası Türk milletine ve Atatürk’e olan alerjileridir. dolayısıyla TC devletinin milli birliğine ve toprak birliğine  tehdit oluşturan her türlü terör örgütüyle mücadelesi haklı ve meşrudur. YPG, PKK de terör örgütüdür. Biz de Suriye’de Irak’ta bu terör odaklarına karşı yürütülen tüm askeri operasyonlarımızı destekliyoruz. Önümüzdeki süreçte gazi Meclisimizde görüşülecek olan Irak ve Suriye tezkereleri kapsamında da verdiğimiz bu desteği sürdüreceğiz.

(Düşürülen SİHA) İnanamıyorum, ciddiyetten uzak acayip bir ruh hali. Asıl sorgulamamız gereken SİHA’mızın ABD üssüne ne kadar yaklaştığı değil, terör örgütünün dibinde ABD üslerinin ne aradığıdır.

Paylaşın