HEDEP Eş Genel Başkanı Bakırhan: Rotamız Özgürlük, İrademiz Eşitliktir

Ankara’da gerçekleştirilen Yeşil Sol Parti’nin 4. Olağan Büyük Kongresi’nde konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkan Adayı olarak gösterilen Tuncer Bakırhan, “Bugün buraya gelene kadar büyük emekler verildi, bedeller ödendi. Yüreği değişim ve özgürlükten yana atan herkesin büyük çabasıyla bugün buradayız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kongre salonunu zılgıt, slogan ve alkışlarıyla inleten siz değerli halklarımızın bu coşkusu bunun en iyi göstergesidir. Şimdi çabamızı ve yürüyüşümüzü zafer ve özgürlükle taçlandırma zamanıdır. Özgürlük için yeniden diyoruz. Umudu ve mücadeleyi büyütmek isteyen, ‘gelecek biziz’ diyen herkesi bu görkemli yürüyüşe, büyük mücadeleye davet ediyoruz. Bizler fikriyatımıza güveniyoruz.  Bizler bu geleneğin emekçilerine inanıyoruz.  Bize büyük bedellerle bırakılan bu mirasın ardıllarıyız. Çünkü bu miras 7’den 70’e direnenlerin mirasıdır. Pusulamız Jin, Jiyan, Azadî’dir. Rotamız özgürlük, irademiz eşitliktir.”

Yeşil Sol Parti’nin 4. Olağan Büyük Kongresi Ankara’da gerçekleştirildi. Kongrede partinin ismi Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) olarak değiştirilirken, HEDEP Eş Genel Başkan Adayı olarak gösterilen Tuncer Bakırhan’da bir konuşma yaptı. Salondakileri Kürtçe ve Türkçe selamlayan Bakırhan, şunları söyledi:

“Yeni bir düzen arayışına giren kapitalist küresel sistem, son yılların en derin buhranını yaşıyor. İçinden geçtiğimiz bu süreçte egemen güçler bırakalım çözüm üretmeyi, tüm ağır sorunların kaynağı olmaya devam ediyor. Uzak Asya’dan Ukrayna’ya, Karabağ’dan Afrika’ya, Kolombiya’dan Kurdistan’a ve Filistin’e uzanan kriz ve kaosun eşlik ettiği değişim talepleri dünyanın dört bir yanından yükseliyor. Diğer yandan aşırı sağın popülist, milliyetçi ve faşist siyaseti ana akım siyasete dönüşüyor. Vekalet savaşları ve işgaller toplumları tehdit ederken ve halkları topraklarından sürerken, böylesi bir atmosferde bizler devrimci mücadeleyi, kültür ve ahlakı kapitalist modernitenin insafına bırakmamalıyız. Bölgesel ve yerel düzeyde tarihin hızlandığı bir süreçteyiz ve Ortadoğu küresel dönüşümlerin hassas terazisidir.

Ortadoğu hem görkemli direniş ve değişimlerin kalbi hem de zalim diktatörlerin boy gösterdiği topraklardır. Bugün devasa bir sorun olan İsrail-Filistin savaşı bütün yakıcılığıyla devam etmektedir. Bilinsin ki; sömürgeci, işgalci her anlayışa karşı tavrımız ve duruşumuz nettir ve böyle olmaya da devam edecektir. Bir halkın işgale karşı direnişi ne kadar meşru ve gerekli ise, bununla ilgili yürütülecek mücadele yöntemi de önemlidir, biliyoruz. Bu savaş tüm acımasızlığıyla yaşanırken, bunu durdurmak yerine ateşe benzinle gitmek, açıkça bu savaştan medet ummaktır. Bu savaşın derinleşmesine destek veren herkes insanlığa karşı suç işlemektedir.

Filistin’de yaşananlar çok tanıdıktır. Hemen yanı başımızda aynı acılar, ölümler, kayıplar yaşanıyor. Türkiye tarafından bombalanan, susuz ve elektriksiz bırakılan, camilerine ve ibadethanelerine kastedilen, yaşam hakkı yok sayılan bir Rojava var.  Rojava’da yaşananlara tüm dünya tanıktır. Halkların baharını kara kışa çevirmek isteyenler saldırmaya devam ediyor ama insanca bir yaşam için direnenler mücadeleden vazgeçmiyor. Bugün Ortadoğu’da demokrasi ve özgürlüklerin önündeki en büyük engellerden biri Saray rejimidir. Rojava’da yaşayan milyonlarca insana karşı dünyanın gözü önünde etnik temizliğe yeltenenler, her şeyden önce insanlığa karşı suç işlemektedir ve bu bir utançtır. Bu insanlık suçuna geçit vermeyeceğiz.

Türk-İslam sentezine yaslanarak Filistin’de barış güvercini, Rojava’da savaş makinesi kesilen bu ikiyüzlülüğü herkes görmelidir. Bu ikiyüzlülüğü kınıyoruz. Açıktır ki bu faşist iktidar hem din hem de milliyetçilik adına tekçi zihniyetini dayatarak tek millet ve tek devlet faşizmini sürdürmek istemektedir. Bakın Erdoğan Filistin için ne diyor: “Sivil yerleşimleri hedef alan hiçbir saldırıyı doğru bulmuyoruz. Savaşın da bir ahlakı olduğuna inanıyoruz. Barışın kaybedeni yoktur” diyor. Buradan sesleniyorum: Bu ikiyüzlü siyasetle nereye kadar? Kürtler söz konusu olduğunda çok hızlı ağız değiştiren bir rejimle karşı karşıyayız. Kürt düşmanlığı sizin asıl politikanızdır. Dürüst değilsiniz, ikiyüzlüsünüz!

Rojava demokratik bir yaşam alanıdır, Rojava bir devrim yurdudur, Rojava yeni yaşamın filizlendiği ve tüm dünyaya umut verdiği yerdir. Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bakış açısıyla, kadınlar öncülüğünde inşa edilen bu biricik demokratik ve eşit yaşam modeline dönük saldırıların karşısındayız, olmaya devam edeceğiz. Bu saldırıları derhal durdurun. Buradan hava sahasını dahi kapatmayan tüm uluslararası kamuoyuna sesleniyorum: Bu suça ortak olmaktan vazgeçin. Buradan net bir şekilde ifade etmek istiyorum: Rojava’nın statüsü resmi olarak tanınmalıdır! Bu statü ilk olarak Türkiye tarafından tanınmalıdır!

“Kaynağı yandaşlara ve çetelere aktaran bu iktidar, halkın bütçe hakkına düşmandır”

Filistin sorunu gibi Kürt sorunu da gerek küresel gerek ulusal bağlamda çözümsüz bırakılan bir sorundur. Bu sorunu bir güvenlik sorununa indirgeyen zihniyet, ekonomiyi savaşa feda ediyor. Son 25 yılda savaşa aktarılan 800 milyar dolara yakın bir bütçe, ülkedeki derin ekonomik krizin de temel sebeplerindendir. Yaratılan savaş ekonomisi ile ömrünü uzatmak isteyen iktidar; barınma sorununa, enflasyona, derin yoksulluğa, aç çocuklara bir çözüm bulmaktan uzaktır. Kaynağı yandaşlara ve çetelere aktaran bu iktidar halkın bütçe hakkına düşmandır.

Bu savaş durmadan bu ekonomik kriz durmayacaktır. Kürtlerin parçalı halinden güç alarak savaşı büyütmek isteyen Türkiye, Kürtlerin ulusal birliği önündeki en büyük engeldir ve kendine bağımlı işbirlikçiler yaratarak saldırılarını meşrulaştırmaktadır. Sınır ötesinde Kürtlere yapılan suikastları önlemeyenler de bu katliamlara ortaktır. Bu vesileyse Kürt ulusal birliğinin emekçisi Deniz Bülbül ve Jineolojî Araştırma Merkezi üyesi Nagihan Akarsel’i saygıyla anıyorum. Nagihan’ın ilmek ilmek örüp mücadelesini verdiği ‘Jin, Jiyan, Azadî’ sesleri dünyanın her yerinde yankılanmaya devam ediyor.

Kürt sorunu; irade gaspıdır, kayyım rejimidir, siyaset hakkını engellemektir, Kürtçenin yasaklanmasıdır, ekolojik tahribattır, binlerce siyasetçinin, sevgili Gültan Kışanak’ın, Sebahat Tuncel’in, Ayla Akat’ın, Figen Yüksekdağ’ın, Leyla Güven’in, Selahattin Demirtaş’ın, Günay Kubilay’ın, Nazmi Gür’ün rehin tutulmasıdır. Kürt sorunu; Kürtlerin mülksüzleştirilmesidir, yoksulluğun Kürtleştirilmesidir, Kürtlerin mezarsız bırakılmasıdır, yas hakkının elinden alınmasıdır. Kürt sorunu, Kürtlerin statüsüz bırakılmasıdır. Bu sorunun demokratik bir çözüm yolu var. Bu sorunun bir çözüm muhatabı var. O da Sayın Abdullah Öcalan’dır.  Sayın Öcalan şahsında demokratik çözüm, barış umudu ve toplum tecrit altındadır. İmralı’da mutlak tecrit vardır.

Bu tecridin en önemli sebebi de İmralı’nın Kürt sorununun demokratik çözümünde ısrar etmesidir. Tecrit, hukukun sıfır noktasıdır. Tecrit, Kürt sorunundaki inkârın en uç noktasıdır. ‘Özel bir hukukun’, ‘özel bir rejimin’ ve ‘özel yasaların’ işletildiği İmralı Cezaevi’ndeki tecrit 3 yıldır devam ediyor.  Dünyadan yüzlerce avukat ve kurum başvuru yapıyor. Tüm dünya tecrit var diye haykırırken, iktidar bunu inkâr ediyor. Tecrit, Türkiye’deki demokrasi güçleri açısından bir turnusol kâğıdı haline gelmiştir. Tecride karşı durmak demokrasinin yanında durmak demektir. Çözümden ve barıştan yana olan her demokrat, sosyalist, muhalif ve feministin, herkesin öncelikli olarak tecride karşı mücadele etme sorumluluğu vardır.

Tecrit rejimi sonlanmadan Türkiye’nin gerçek anlamda bir demokrasiye kavuşması mümkün değildir. Bunun için Sayın Öcalan’ın rolünü oynayacağı koşulların yaratılması gerekmektedir. Çözüm Sürecinin başlatılması ve ilerlemesinde gösterdiği çabaya ve aldığı yapıcı role tüm toplum şâhittir. Buradan tüm kamuoyuna sesleniyoruz: Tecrit ile Türkiye halklarının barış hakkı gasp edilmektedir. Artık buna dur diyoruz! “Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğü sağlanmalıdır!” Azadî ji bo Öcalan!

“Demokratik anayasa hareketini başlatıyoruz”

Erdoğan yine yeni bir anayasa gündemine sarıldı. Bu anayasanın özgürlükler için gündeme getirilmediğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Siyasi partileri kapatan, kayyım rejimi ile halkın iradesini gasp eden, AİHM’i tanımayan, İstanbul Sözleşmesini bir gecede iptal eden, emekçilerin grev hakkını yasaklayan, Gezi direnişçilerini rehin alan, demokratik siyasete kumpas kurup hukuku ayaklar altına alan, Cumartesi Annelerini her hafta gözaltına alan bu iktidar sivil anayasa yapacakmış! Nemre, bıra bihar were (Ölme, bahar gelsin) diyor bizim Kürtler. Demokratik bir anayasa ancak demokratik uzlaşıyı esas alan ve evrensel hukuku kabul eden bir anlayışla yapılır.

Evet,  biz de yeni bir anayasa istiyoruz. Bu ülkenin Kürtleri, Alevileri, işçileri, kadınları, gençleri yeni anayasa talep ediyor. Ancak bizler ülkenin ezilenleri olarak gerçekten eşitlikçi, gerçekten demokratik ve gerçekten sivil bir anayasa istiyoruz. Ülkede başta Kürt sorunu olmak üzere bütün sorunları gideren bir anayasa yapmaya hazırız. Özgürlük için yeniden, toplumun tüm kesimlerinin dahil olacağı ve kendini ifade edeceği demokratik anayasa hareketini buradan başlatıyoruz.

Değerli yol arkadaşlarım, önümüzde çok önemli virajlar var. Bunun farkındayız. Yerel yönetimler seçimleri geliyor. Bazı şeyleri net olarak ifade edelim. Kayyımlarla iradesi gasp edilen tüm belediyelerimizi tekrar geri alacağız. Bu seçimlerde sadece kayyımları Ankara’ya göndermeyeceğiz, aynı zamanda Türkiye’nin her bölgesinden de belediyeler kazanacağız. Mayıs seçimlerinden hemen sonra bütün kurullarımızla çalışmaya başladık.

Bu dönemin stratejisini belirlemek üzere aylardır çalışıyoruz. Yeni döneme dair yol haritamızı çok yakında kamuoyu ile paylaşacağız. Değerli halklar, değerli emekçiler, dönem halklarla ittifak dönemidir. Seçim hesaplarına sıkışmayan, siyasi partilerle sınırlı kalmayan, nerede direniş varsa orada olan, nerede zulüm varsa karşısında duran demokratik ve toplumsal ittifaklar zamanıdır. Bizim çizgimiz ne iktidarın sömürü düzeni ne de restorasyoncu çizgidir. Biz bu ülkeye baharı getirecek Üçüncü Yolu savunmaya ve örmeye devam edeceğiz.

“Çare bizdedir, çözüm bizdedir”

Bugün buraya gelene kadar büyük emekler verildi, bedeller ödendi. Yüreği değişim ve özgürlükten yana atan herkesin büyük çabasıyla bugün buradayız. Kongre salonunu zılgıt, slogan ve alkışlarıyla inleten siz değerli halklarımızın bu coşkusu bunun en iyi göstergesidir. Şimdi çabamızı ve yürüyüşümüzü zafer ve özgürlükle taçlandırma zamanıdır. Özgürlük için yeniden diyoruz. Umudu ve mücadeleyi büyütmek isteyen, ‘gelecek biziz’ diyen herkesi bu görkemli yürüyüşe, büyük mücadeleye davet ediyoruz. Bizler fikriyatımıza güveniyoruz.  Bizler bu geleneğin emekçilerine inanıyoruz.  Bize büyük bedellerle bırakılan bu mirasın ardıllarıyız. Çünkü bu miras 7’den 70’e direnenlerin mirasıdır. Pusulamız Jin, Jiyan, Azadî’dir. Rotamız özgürlük, irademiz eşitliktir.

Jîna Amîni’nin saç teli bize emanet, Kobanê’de yaşamı ören çocukların gülüşü bize emanet, Şırnak’ta barışı bekleyen annenin hayali bize emanet, Hatay’da demokrasi bekleyen yurttaşın isteği bize emanettir. Biz bu ülkenin barış ve demokrasi umuduyuz. Onurlu ve eşit yaşamı inşa edecek güç biziz. Şimdi sokak sokak, mahalle mahalle çalışma ve örgütleme zamanıdır. Onlarca yılın mücadele birikimi ile örgütlemenin ve özgürlüğü örmenin zamanıdır. Düzenin muhalefeti çare değildir, olamaz. Çare bizdedir, çözüm bizdedir. Özgürlük için yeniden yeni bir başlangıç zamanıdır! Em dibêjin, Ji Bo Azadiyê, Ji Bo Azadiyê,  Serkeftin”

Paylaşın

“Kılıçdaroğlu, Yerel Seçimler Sonrası Görevi Bırakacak” İddiası

14 ve 28 Mayıs seçimlerinden yenilgiyle çıkan Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler sonrası görevi bırakacağı iddia edildi.

Kılıçdaroğlu’nun uzun yıllardır yakın çalışma ekibinde olan bir kurmayı, “Kemal Bey partiyi güvenli limana götürüp bırakacak” diyor. Kılıçdaroğlu’nun kurultaydan 850 oyla genel başkan olarak ayrılacağını iddia eden bir partili de kendinden emin bir şekilde, “Genel başkan yerel seçim sonrası bırakacak” ifadelerini kullanıyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; 14-28 Mayıs seçimlerinden yenilgiyle çıkan CHP, “değişim” çağrıları eşliğinde kurultaya gidiyor. 4-5 Kasım’da yapılacak kurultayda CHP Genel Başkanlığı için Kemal Kılıçdaroğlu ile Grup Başkanı Özgür Özel’in yarışacağı neredeyse kesinleşti. İstanbul il başkanlığı seçimini kazanan “değişimciler” yola çıktıkları günden daha iddialı bir noktada.

Seçimin kolay geçmeyeceğini söyleyen Kılıçdaroğlu ekibi temkinli olsa da günün sonunda sürpriz olmayacağı görüşünde. Ancak bu görüş hayat bulur, Kılıçdaroğlu yeniden kazanırsa da Kılıçdaroğlu’nun “bırakması” çağrıları durmayacak gibi görünüyor. CHP kulislerine bakılırsa “genel merkezciler” de aynı noktada ancak takvimde ayrışıyorlar.

Kılıçdaroğlu’nun uzun yıllardır yakın çalışma ekibinde olan bir kurmayı, “Kemal Bey partiyi güvenli limana götürüp bırakacak” diyor. Bu güvenli limanın da yerel seçim sonrası olduğu ifade ediliyor. Bu görüşü son günlerde CHP kulislerinde başka birçok siyasetçinin de dile getirdiği görülüyor.

Kılıçdaroğlu’nun kurultaydan 850 oyla genel başkan olarak ayrılacağını iddia eden bir partili de kendinden emin bir şekilde, “Genel başkan yerel seçim sonrası bırakacak” diyor. Benzer görüşü savunan bir partili de seçim sonrası toplanacak bir tüzük ve seçimli olağanüstü kongrede daha gerçek bir değişim tartışması yapılacağını savunarak, “Sayın genel başkanın o süreçte bırakacağını düşünüyorum” diyor.

Yerel seçimler

Öte yandan 2019 yerel seçimlerinde CHP ve İYİ Parti iş birliği, ayrıca HDP’nin aday çıkarmaması, İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerinin muhalefet tarafından kazanılmasını sağladı. 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak seçimlere ise farklı bir tabloda gidilecek görünüyor.

İYİ Parti ve HDP’nin aday çıkardığı bir seçimde iki kentin de kaybedilebileceğini dile getirenler var. Ancak Ankara Büyükşehir Belediyesi yönetimi iddialı. Başkentteki tüm seçmenin oyuna talip olduklarını anlatan yöneticiler belediye meclisinde de çoğunluk sağlanabileceğini savunuyor. İttifak olmadan gidilecek bir seçimde bu iddianın dile getirilme nedeni ise yapılan işe duyulan güven ve bunun sonucunda ortaya çıkan memnuniyet oranı. Hem İstanbul hem de Ankara’da alınan oyun üzerinde memnuniyet oranı olduğuna dikkat çekiliyor.

Rakiplerin tek blok halinde gireceği bir seçimde muhalefetin de tabanını genişletmesi gerektiğine işaret edilse de bu birleşmenin en kötü ihtimalle sandıkta olabileceği görüşü hakim. 16 Nisan referandumundan bu yana yapılan tüm seçimlerde muhalif tavrını ortaya koyan iki büyük şehrin bu seçimde tavrından geri adım atmayacağı beklentisi var.

Paylaşın

YSP’nin Yeni İsmi HEDEP: Eş Genel Başkanlar Belirlendi

Ankara’da gerçekleştirilen Yeşil Sol Parti’nin 4. Olağan Büyük Kongresi’nde partinin ismi Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) olarak değiştirildi. Kongrede Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları ile Siirt Milletvekili Tuncer Bakırhan’ın HEDEP Eş Genel Başkanları olması konusunda mutabakatta sağlandı.

Partinin yeni ismini açıklayan Kongre Divan Eş Başkanı Meral Danış Beştaş, “Aslında partimizin adını ne kadar değiştirirsek değiştirelim her zaman özellikle röportajlarda ve toplantılarda bütün partilerimizin adı HEDEP’ti. Şimdi gerçekten HEDEP” dedi. Beştaş partinin amblemine ilişkin ise, “Hareketli, dinamik çizgisellikle bilge ağaç, güneşli insan figürüyle ekoloji, değişim ve dönüşüm tarif edilmiştir” ifadelerini kullandı.

Kongrede Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (HEDEP) yönetimi de belirlendi. HEDEP’in 80 kişiden oluşan Parti Meclisi (PM) üyeleri şöyle:

Aysel Batyar Önsel, Bahattin Karaman, Hülya Kavuk, Öztürk Türkdoğan, Berdan Öztürk, İbrahim Akın, Perihan Pakize Sinemillioğlu, Berkat Kar, İdil Uğurlu, Recep Demirci, Beybün Aslan, İlknur Birol, Sami Evren, Beyza Zeyno Bayramoğlu, Kemal Bülbül, Selçuk Odabaşı, Burcugül Çubuk, Kerem Fırtına, Selda İlgöz Kocayiğit, Bülent Uyguner, Livan Orman, Sema Koç, Cabbar Leygara, Lütfü Kaya, Semiha Şahin, Canan Çalağan, Mahfuz Güleryüz, Semra Kıratlı,

Canan Kebenç Özkan, Mediha Yüksel, Senem Eriş, Cemile Turhallı Balsak, Mehmed Ali Yavuz, Serhat Eren, Derya Arslan, Mehmet Bozgeyik, Servin Kararkoç, Diyadin Fırat, Mehmet Rüştü Tiryaki, Several Ballıkaya Çelik, Ebrü Günay, Mehmet Saltoğlu, Sevtap Akdağ Karahalı, Edanur İbrahimoğlu, Melis Emine Tantan, Sezai Temelli, Elif Bulut, Metin Kılıç, Sinem Seven, Emirali Türkmen, Muhammed Ayten, Şakire Şeyda Ataş, Ender İmrek,

Murat Gökdağ, Tayip Temel, Evgil Türker, Murad Mıhçı, Tülay Korkutan, Fatma Çelik, Musa Piroğlu, Umut Vedat Açar, Fatma Koçyiğit Öner, Naciye İskender, Ümit Küçükbayatlılı, Funda Buyruk, Nevroz Şanlı, Ünal Yusufoğlu, Haci Erdemir, Nuray Özdoğan, Vedat Çınar Altan, Halime Bayram, Onur Hamzaoğlu, Vezir Coşkun Parlak, Hatice Betül Çelebi, Ömer Görünmek, Yüksel Mutlu, Hatice Doğan, Hülya Ateş, Özlem Gündüz, Özcan Teker.

Merkez Disiplin Kurulu Asil üyeleri: Cumhur Ege, Garip Kandemir,  Zeynep Nilgün Salmaner, Emine Akyazılı, Hüseyin Gözen, Eylem Arzu Kayaoğlu, Tülay Kılınç.

Uzlaşma Kurulu Asil üyeleri : Aylin Hacaloğlu, Ayşe Erdem, Nevzat Onuk, Ayşe Elif Ela Hasanoğlu, Mehmet Salih Yıldız.

Kongrede cezaevinde bulunan Gültan Kışanak ve Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile Eski Diyarbakır Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı’nın mesajları da okundu.

Kongrenin yapıldığı salona “İsyanımızla Örgütleniyor Özgürlüğümüzü Savunuyoruz”, “Jin Jiyan Azadî”, “Kürt Sorununa Demokratik Çözüm”, “Demokratik Anayasa”, “Tecride Hayır, Barış Hemen Şimdi”, “İklimi Değil Sistemi Değiştir”, “Engelliler İçin Yeni Yaşam”, “Üçüncü Yolda Zafere Yürüyoruz” yazılı pankartlar asıldı.

Paylaşın

Hamas’ın Siyasi Liderlerinden Halid Meşal: İsrail Birkaç Saatte Yenilince Biz De Şaşırdık

Hamas’ın silahlı kanadı Kassam Tugayları’nın başlattığı operasyon sonrası şiddetlenen Filistin – İsrail çatışmalarının sekizinci günü geride kalırken, örgütün siyasi kanadının liderlerinden Halid Meşal, yaptığı değerlendirmede, “İsrail, kendi ordusunun yenilmez olduğunu söylüyordu. Birkaç saat içinde yenilince biz de şaşırdık.” dedi.

Gazze halkının evlerini terk etmeyeceğini kaydeden Meşal, şu şekilde konuştu: “İsrail şu an Gazze’deki sivil halkımızdan yenildiği için intikam alıyor. Korkak düşman ancak sivillerden intikam alır. Gazze’yi tahliye etmeye çalışıyorlar ki bu bir soykırımdır. Sanıyorlar ki bu Hamas’ı zayıflatacak, halkımızı zayıflatacak. Vietnam’da 3,5 milyon kişi öldü. Cezayir’de soykırım yaptılar. Ne oldu? Cezayir kazandı, Vietnam kazandı.

1500 şehidimiz var, 500’ü çocuk. Sivillere karşı işlenen cinayetlere karşı dünya durmalı. Türkiye’ye saygım büyük. Türkiye, İsrail’in cinayetlerine dur demeli. Elektrik ve suyun kesilmesine dur demeli. Ne olursa olsun Gazze halkı oradan göçmeyecek. Türkiye’den ve İslam ülkelerinden bir İslam Zirvesi gerçekleştirmelerini bekliyoruz.”

‘Operasyonu kendisinin de televizyondan öğrendiğini’ belirten Meşal, Habertürk’ten Mehmet Akif Ersoy’a verdiği röportajda, bu olayın yeni başlamadığını, “işgalin 1948’den beri devam ettiğini, 7 Ekim saldırısının ise zincirin sadece son halkası” olduğunu dile getirdi.

Meşal, saldırının “İsrail işgalini sona erdirme girişimi” olduğunu belirterek Hamas üyeleri ile “gurur duyduğunu” söyledi. Kassam Tugayları’nın askeri inanışının, “işgali topraklarından defedene kadar savaşmak” olduğunu kaydeden Meşal, “İsrail, kendi ordusunun yenilmez olduğunu söylüyordu. Birkaç saat içinde yenilince biz de şaşırdık.” ifadesini kullandı.

Saldırının ‘doğal bir refleks’ olduğunu söyleyen Hamas lideri, Kassam gençlerinin Gazze bölüğüne saldırı ile harekata başladığını aktardı. Kassam savaşçılarının İsrail’in içine girip İsrail ordusu ile karşı karşıya geldiğini anlatan Meşal, Hamas üyelerinin yaşlıları, kadınları ve çocukları öldürmediğini ileri sürdü.

Ancak savaş sırasında sivil kayıplarının yaşanabileceğini belirten Meşal, “Karşı karşıya gelince muhakkak sivil ölümleri olur. İsrailliler de zaman zaman yanlışlıkla kendi askerlerini öldürmüyorlar mı?” sorusunu yöneltti.

Amaçlarının İsrailli askerleri tutuklayarak neticesinde esir takası gerçekleştirmek olduğunu aktaran Meşal, “arlarında kadınların ve çocukların da olduğu İsrail hapishanelerindeki 6 bin Filistinli mahkumun özgürleştirilmesini sağlamak” olduğunu dile getirdi.

Meşal, “Mescid-i Aksa’yı özgürleştirmenin yanı sıra Yahudi yerleşimcilerden kurtulmayı, Filistin topraklarına kavuşmayı ve Gazze ablukasını kırmayı istediklerini” anlattı. Kendilerinin “kasıtlı olarak sivil öldürmediklerini” söyleyen Meşal, İsrail askerleriyle çatışma başladıktan sonrasında bombardımanın da başladığını söyledi.

“İsrail’de esiri düşmana kaptırınca esirinizi de öldürün inanışı var” diyen Meşal, operasyon sırasında bazı yanlışların yapıldığını da kabul etti. Batı’nın Fiistinlilerin en ufak hatasını aradığını ancak İsrail’in en büyük hatalarını görmezden geldiğini söyleyen Meşal, Hamas’ın da Filistin halkının bir parçası olduğunu ifade etti.

“ABD ve Batı, camilere saldırması için İsrail’e füze veriyor”

“Bizler bu vatanın sahipleriyiz. Yabancı işgalci ile Filistin halkını bir tutamazsınız. Dışardan düşman gelince asker de öldürse sivil de öldürse düşman. Ülkeme gelen herkes düşmadır, suçludur. Ben bu toprakların sahibiyim.” diyen Meşal, “Batı, ABD çifte standart yaptıkları için, iki yüzlülük yaptıkları için İsrail’e istediklerini sunmaya çalışıyorlar. İsrail’e neden füze veriyorlar? Camileri, hastaneleri yıkmak için, Filistinli insanların üstüne atmak için.” sözleriyle Batı’ya tepki gösterdi.

Saldırıya dair “İran, Hizbullah ya da başka bir ülkenin haberi var mı?” sorusuna Hamas lideri, “Kesinlikle net bir şekilde cevaplayayım. Alınan kararlar tamamen Filistin’de alınmış kararlardır, Hamas’ın kararıdır. Bölgedeki ülkelerin saldırıdan haberi yoktu.” diye yanıt verdi.

Gazze halkının evlerini terk etmeyeceğini kaydeden Meşal, şu şekilde konuştu: “İsrail şu an Gazze’deki sivil halkımızdan yenildiği için intikam alıyor. Korkak düşman ancak sivillerden intikam alır. Gazze’yi tahliye etmeye çalışıyorlar ki bu bir soykırımdır. Sanıyorlar ki bu Hamas’ı zayıflatacak, halkımızı zayıflatacak. Vietnam’da 3,5 milyon kişi öldü. Cezayir’de soykırım yaptılar. Ne oldu? Cezayir kazandı, Vietnam kazandı.

1500 şehidimiz var, 500’ü çocuk. Sivillere karşı işlenen cinayetlere karşı dünya durmalı. Türkiye’ye saygım büyük. Türkiye, İsrail’in cinayetlerine dur demeli. Elektrik ve suyun kesilmesine dur demeli. Ne olursa olsun Gazze halkı oradan göçmeyecek. Türkiye’den ve İslam ülkelerinden bir İslam Zirvesi gerçekleştirmelerini bekliyoruz.”

Paylaşın

Cumartesi Anneleri/İnsanları’na Yine Gözaltı: Vazgeçmeyeceğiz!

Galatasaray Meydanı’nda buluşmak üzere İstiklal Caddesi’ne çıkan Cumartesi Anneleri/İnsanları, ablukaya alındıktan sonra gözaltına alındı. Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Besna Tosun, “Sevdiklerinizden vazgeçin diyorlar. Vazgeçmeyeceğiz! Gözaltına alınıyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talep etmek için Galatasaray Meydanı’nda 1995 yılından beri oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 967’nci hafta eylemlerinde de Anayasa Mahkemesi kararı polis tarafından yok sayıldı.

Galatasaray Meydanı’nda buluşmak üzere İstiklal Caddesi’ne çıkan Cumartesi Anneleri, ablukaya alındıktan sonra gözaltına alınırken, Cumartesi İnsanları’ndan Besna Tosun, sosyal medya hesabından, “Sevdiklerinizden vazgeçin diyorlar. Vazgeçmeyeceğiz! Gözaltına alınıyoruz” dedi.

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve Uluslararası Af Örgütü’nün birlikte yürüttüğü ortak izleme çalışmasına göre, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 967. hafta buluşmasında 20 kişi kelepçeyle gözaltına alındı, üçüne ters kelepçe uygulandı.

Anayasa Mahkemesi kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

Paylaşın

Erdoğan’ın İttifak Çağrısına Davutoğlu’ndan Yeşil Işık

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Cumhur İttifakı’nın kapısı herkese açıktır” sözlerini değerlendiren GP Lideri Davutoğlu, “Cumhurbaşkanı İyi Parti’yi zikrederek davet yaptı. Biz zaten Cumhur İttifakı’nın teklif ettiği siyaset modeline karşı olduğumuz için parti kurduk. Herhangi bir parti ya da lider bizimle görüşmek isterse her zaman kapımız açık ve her zaman görüşürüz” dedi ve ekledi:

“AK Parti’deki insanlar da geçmişte beraber olduğumuz insanlar. Ama nihayetinde onlar selam vermezse bile biz selam almaktan çekinmeyiz. Dolaysıyla belirli bazı konularda iş birliği için herkesle görüşürüz.İttifak meselesi ise ilke meselesidir.

Yerel seçimlerde ittifak meselesinde ise her il, ilçe ve belde ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. İyi bir aday etrafından şu veya bu parti ile anlaşabiliriz. Ama genel ittifak konusunda ise, şu ana kadar yapılan yanlışların terkedilmesi, o yanlışların tekrarlanmayacağına dair teminat verilmesi ve sonrada bu ittifakın nereye gideceğini konuşmak gerekir.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, memleketi Konya’da basın mensuplarıyla bir araya geldi.

Gazete Pencere’de yer alan habere göre; Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yerel seçimlere ilişkin muhalefet partilerine yönelik “Cumhur İttifakı’nın kapısı herkese açıktır” sözlerinin sorulması üzerine Davutoğlu, herkesle görüşebilecekleri yanıtını verdi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cumhurbaşkanı İyi Parti’yi zikrederek davet yaptı. Biz zaten Cumhur İttifakı’nın teklif ettiği siyaset modeline karşı olduğumuz için parti kurduk. Herhangi bir parti ya da lider bizimle görüşmek isterse her zaman kapımız açık ve her zaman görüşürüz.

AK Parti’deki insanlar da geçmişte beraber olduğumuz insanlar. Ama nihayetinde onlar selam vermezse bile biz selam almaktan çekinmeyiz. Dolaysıyla belirli bazı konularda iş birliği için herkesle görüşürüz.

İttifak meselesi ise ilke meselesidir. Yerel seçimlerde ittifak meselesinde ise her il, ilçe ve belde ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. İyi bir aday etrafından şu veya bu parti ile anlaşabiliriz. Ama genel ittifak konusunda ise, şu ana kadar yapılan yanlışların terkedilmesi, o yanlışların tekrarlanmayacağına dair teminat verilmesi ve sonrada bu ittifakın nereye gideceğini konuşmak gerekir.”

Eski İçişleri Bakanı’nın resim çektirdiği herkes tutuklanmaya başladı” diyen Davutoğlu, açıklamalarını şöyle sürdürdü: Şimdi Konya’da yoldan geçen birisi bakanların isimlerini sayamaz ama organize suç örgütlerini sayar. Yeni İçişleri Bakanı cesur bir tavırla eski İçişleri Bakanının resim çektirdiği herkesin üstüne gitti. Ülkenin güvenlikten ziyade başka sorunları da var. Eğitimde öğrencilere bedava yemek verilecekti ama ortada yok.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz Çarşamba günü partisinin Grup Toplantısı’nda isim vermeden muhalefet partilerine Cumhur İttifakı’nın kapısı açıktır diyerek bir davet göndermişti. İYİ Parti Genel başkanı Meral Akşener ittifak davetini “İttifak siyaseti ülkeyi bölüyor” diyerek reddetmişti.

Paylaşın

Erdoğan’dan ABD’ye SİHA Tepkisi: Nasıl Böyle Bir Şey Yapabilirsin?

Türkiye’ye ait SİHA’nın ABD tarafından düşürülmesine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz Amerika ile NATO’da beraber değil miyiz? Beraberiz. Peki, bizim SİHA’mızı Amerika düşürdü mü? Düşürdü. Biz seninle NATO’da nasıl beraberiz? Nasıl böyle bir şey yapabilirsin? Aramızda güvenlik sorunu var” dedi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı’nın açıklamasının müttefiklik ve stratejik ortaklık ruhuyla bağdaşmadığı gibi, Suriye’yi bölmeye çalışan örgütlere de cesaret verdiğini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerinin devamında, “Ülkemize yönelik terör tehdidini, terör örgütünün arkasında kimin olduğuna bakmaksızın, kaynağında ortadan kaldırmakta kararlıyız. DEAŞ’la göğüs göğüse çarpışan, şehitler verme pahasına bu terör örgütünü hezimete uğratan tek NATO müttefiki olarak bize karşı oynanan bu tiyatroyu sadece acı bir tebessümle karşılıyoruz. Tiyatro oynayanları kendi senaryolarıyla baş başa bırakıp kendi millî güvenliğimizin gerektirdiği adımları atmayı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen Türkiye-Afrika 4. İş ve Ekonomi Forumu Kapanış Töreni’ne katılarak bir konuşma yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında, “Afrika coğrafyasının başarısını kendi başarımız olarak addediyoruz” diyerek, Afrika Birliği’nin G20 üyeliğine en başından beri tam destek verdiklerini kaydetti.

Bu çerçevede, Yeni Delhi’de yapılan son G20 Zirvesi’nde Afrika Birliği’nin üye olmasını memnuniyetle karşıladıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aziz kardeşim Komorlar Birliği Cumhurbaşkanı Assoumani Azzali’yi, dönem başkanlığında gerçekleşen bu değerli üyelik için tebrik ediyorum. Afrika kıtasının küresel sistemde hak ettiği yeri alması için bundan sonra da gereken her türlü katkıyı sağlayacağımızın bilinmesini istiyorum” açıklamasında bulundu.

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın olumsuz etkilerini yaşarken, İsrail ile Filistin arasında meydana gelen hadiselerin herkesi derinden sarstığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gerginliğin daha da artarak bölgeye yayılması ihtimalinden endişeliyiz. Camilerin, hastanelerin ve sivil yerleşim yerlerinin bombalanması gibi saldırıları kabul etmediğimizi ve asla etmeyeceğimizi açıkça söylüyoruz. Gazze’deki insani durumu kötüleştiren ablukanın bölgeyi provokasyonlara açık, hassas bir duruma getirdiği malumdur. Baradan sizlerin aracılığıyla tüm dünyaya sesleniyorum; 360 kilometrekareye sıkışmış 2 milyon insanın elektriğini, suyunu, yakıtını, gıdasını kesmek, en temel insan haklarının ihlalidir” diye konuştu.

Gazze halkının toptan cezalandırılmasının sadece sorunu büyüteceğini, daha fazla acıya, daha fazla gerilime ve daha fazla gözyaşına sebep olacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “İsrail yönetiminin, Refah Kapısından insani yardım geçişlerine izin vermesi gerekiyor. El-Ariş Havalimanına, içerisinde ilaç, dayanıklı gıda, konserve, çocuk bezi, su, tıbbi malzemelerin de bulunduğu bir insani yardım uçağımızı bu sabah gönderdik. Çatışmalar başladığından beri bölgeye intikal eden ilk yardım kargosunu götüren uçağımız, bugün saat 12.00 itibarıyla havalimanına indi. AFAD Başkanlığımız yeni yardım malzemelerinin bölgeye sevkiyle ilgili hazırlıklarını sürdürüyor.”

“Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgeye uçak gemilerini göndermesi, maalesef barışa, sükûnete, diyaloğa, diplomasiye ve taraflar arasında tansiyonun düşürülmesine hiçbir katkı sağlamıyor” değerlendirmesinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Keza Amerikan Başkanı’nın dün Suriye konusunda yaptığı açıklamadaki yaklaşımı biz de kendilerinin bölgedeki faaliyetleri için ifade ediyoruz. Yani, Amerika’nın, PKK’nın Suriye’deki uzantılarıyla bu ülkede yürüttüğü faaliyetler, Türkiye’nin millî güvenliği için olağanüstü bir tehdit mahiyetine sahiptir” dedi.

“Nasıl böyle bir şey yapabilirsin?”

“Biz Amerika ile NATO’da beraber değil miyiz? Beraberiz. Peki, bizim SİHA’mızı Amerika düşürdü mü? Düşürdü. Biz seninle NATO’da nasıl beraberiz? Nasıl böyle bir şey yapabilirsin? Aramızda güvenlik sorunu var” değerlendirmesinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı’nın açıklamasının müttefiklik ve stratejik ortaklık ruhuyla bağdaşmadığı gibi, Suriye’yi bölmeye çalışan örgütlere de cesaret verdiğini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerinin devamında, “Ülkemize yönelik terör tehdidini, terör örgütünün arkasında kimin olduğuna bakmaksızın, kaynağında ortadan kaldırmakta kararlıyız. DEAŞ’la göğüs göğüse çarpışan, şehitler verme pahasına bu terör örgütünü hezimete uğratan tek NATO müttefiki olarak bize karşı oynanan bu tiyatroyu sadece acı bir tebessümle karşılıyoruz. Tiyatro oynayanları kendi senaryolarıyla baş başa bırakıp kendi millî güvenliğimizin gerektirdiği adımları atmayı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

AKPM’nin Osman Kavala Kararına Türkiye’den Tepki: Tarihi Bir Hata

Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin (AKPM), Osman Kavala’nın geçmişteki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları gereği derhal serbest bırakılmaması halinde Ankara’ya hedef odaklı yaptırım uygulanması çağrısına sert tepki gösterdi.

Haber Merkezi / Dışişleri Bakanlığı, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, AKPM’nin karar ile “tarihi bir hataya imza attığı” belirtildi. Açıklamada, “AKPM bu girişimiyle, adli süreçleri siyasete alet etmekte ve diyalog kanallarını kapatmaya yeltenmektedir. Bu, AKPM’nin varoluş nedenini oluşturan demokratik değerlere aykırıdır” ifadeleri yer aldı.

Kararı “AKPM’nin görünürlük kazanmaya yönelik pervasızlığı” olarak değerlendiren Dışişleri Bakanlığı, ileride “hicapla hatırlanacağını” kaydetti. Ankara’nın Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesi olduğu vurgulanan açıklamada Bakanlık, AKPM’yi “amaç ve değerlerinden uzaklaşmakla” suçladı.

AKPM’nin kararı ne diyor?

“Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması çağrısı” başlıklı karar tasarısı (Doc. 15841 10/10/2023) Türkiye’nin Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılmasını öngören Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararını uygulamamaktaki ısrarı dolayısıyla Avrupa Konseyi üyesi ve gözlemci Devletlere ve Avrupa Birliği’ne Türkiye’ye yönelik aşağıdaki yaptırımları da kapsayan bir çağrının kabulünü öngörüyordu. Tasarı değişiklik olmaksızın kabul edildi.

Karar tasarısı AKPM Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu raportörü Sosyalistler, Demokratlar ve Yeşiller Grubu’ndan Avusturyalı parlamenter Petra Bayr tarafından kaleme alınmış ve Komisyon tarafından Meclise taşınmıştı. Karar Avrupa Konseyi üyesi ve gözlemci devletler ile Avrupa Birliği’ni şu yaptırımları gerçekleştirmekle yükümlü kılıyor:

14.1 İnsan hakları savunucusu Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması için Türk makamlarıyla en üst düzeyde ilişki kurulması;

14.2 Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve insan haklarının korunmasına yönelik iyileştirmeleri desteklemek için acilen harekete geçilmesi;

14.3 Osman Kavala ve diğer siyasi mahkumların Türkiye’de yasadışı ve keyfi olarak özgürlüklerinden mahrum bırakılmasına polis memuru, savcı, hakim, cezaevi görevlisi yada başka görevlerde bulunanlar olarak katkıda bulunan herkesi şahsen hedef alarak yaptırım uygulamak üzere “Magnitsky mevzuatı” veya diğer yasal araçların uygulamaya sokulması;

15. Bu temel konu aynı zamanda Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki diyaloğun bir parçasıdır ve bu bağlamda Meclis, Avrupa Birliği’ni, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygılı bir toplumda çoğulculuğu teşvik eden çalışmalara öncelik verilmesi doğrultusunda Türkiye’ye mali desteğini belirlerken bu ciddi durumu tam olarak dikkate almaya çağırır.

16. Osman Kavala’nın 1 Ocak 2024 tarihine kadar cezaevinden tahliye edilmemesi halinde, bu Meclis, 2024’ün ilk Oturumunda Türk delegasyonunun yeterlik belgelerine itiraz etme yetkisini hatırlatır.

17. Meclis, Bakanlar Komitesi, Genel Sekreter ve Türkiye ile Kavala kararının uygulanmasını sağlamak ve bir bütün olarak Sözleşme sisteminin korunmasını ve nihayetinde kuruluşun güvenilirliğini güvence altına almak üzere , Reykjavik Deklarasyonu ve Mahkeme kararlarının uygulanmasına verilen önem doğrultusunda yakın işbirliği içinde çalışmaya hazırdır.

Magnistky mevzuatı nedir?

Metinde yer alan “Magnistsky mevzuatı” adı altındaki yaptırımlar kümesi hükümetlerin insan hakları ihlalleri işleyen ya da önemli yolsuzluklara karışan yabancı kişilere yönelik yaptırımlarda bulunmalarını sağlayan yasaları ifade ediyor.

Bu yaptırımlar, 2009’da Rusya’da vergi yetkililerini ve kolluk kuvvetlerini bir yatırım yönetim şirketi olan Hermitage Capital’den 230 milyon dolar vergi iadesini zimmete geçirmekle suçlayan vergi muhasebecisisi Sergey Magnitsky’nin işkencelerden geçirildikten sonra cezaevinde can vermesinin ardından ilk olarak 2012’de ABD tarafından yürürlüğe konulmuş ve mağdurun adıyla kodlanmıştı. O tarihten bu yana Kanada, Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği ülkeleri çıkardıkları benzer yasalarla ağır insan hakları ihlalleri ya da büyük çaplı yolsuzluklar dolayısıyla kendi yurttaşları olmayan yabancı kişilere yönelik yaptırımlar uygulama yetkisi kazandılar.

Bu olayda AKPM’nin çağrısının muhatabı olan ülkeler Osman Kavala’nın serbest bırakılması doğrultusundaki AİHM kararının uygulanmasını görev ve yetkileri dolayısıyla önlemiş olan cezaevi yöneticilerinden yüksek yargıçlara kadar bütün güç sahiplerine ülke sınırlarına girdikleri andan itibaren kendi mevzuatlarına göre yaptırım uygulama yükümlülüğü altına girecekler.

AİHM kararı

AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) kararlarının infazı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından denetleniyor. Bakanlar Komitesi, AİHM’nin 10 Aralık 2019 tarihli Osman Kavala kararı yerine getirilmediği gerekçesiyle 2 Şubat 2022 tarihinde Türkiye hakkında ihlal prosedürü başlatmıştı.

Komite, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini AİHM’ye sormuş; AİHM 11 Temmuz 2022 tarihinde Osman Kavala kararının yerine getirilmediğine hükmetmişti.

AKPM’nin her yıl insan hakları aktivistlerine verdiği Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü’ne de bu yıl Osman Kavala layık görülmüş; ödülü bu hafta başında Strasbourg’da düzenlenen bir törenle Kavala adına eşi Ayşe Buğra Kavala almıştı.

Paylaşın

AKPM’den Osman Kavala Kararı: Türkiye İçin “Magnitsky Yaptırımı” Çağrısı

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), üye ve gözlemci devletlere, “Osman Kavala ve Türkiye’deki diğer politik tutukluların keyfi ve illegal biçimde özgürlüklerinden mahrum edilmesine katkıda bulunmuş polis memuru, savcı, yargıç ve diğer devlet memurlarını hedef alan yaptırımlar uygulanması” çağrısında bulundu.

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), bu bağlamda üye ve gözlemci devletlerin “Magnitsky mevzuatlarını” ya da benzer hukuksal mekanizmaları kullanmalarını istiyor.

İlk olarak ABD’de kullanılan Magnitsky yaptırımları insan hakkı ihlallerine karışan bireyleri hedef alıyor. ABD’de 2012 yılında yürürlüğe giren ve vize yasağı ve mal varlıklarının dondurulması gibi yaptırımlar öngören yasanın bir benzeri 7 Aralık 2020 tarihinde AB tarafından hazırlandı.

AKPM, Magnitsky yaptırımı çağrısında bulunsa da kararı uygulama yetkisi üye ve gözlemci ülkelere ait. Üye ve gözlemci devletlerin bu çağrıya olumlu karşılık vermeleri şimdilik beklenmiyor.

Ancak Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), “Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması” kararını katılanların 2/3 çoğunluğuyla kabul etti. 62 üyenin oy kullandığı oturumda 44 üye karardan yana 18 üye karara karşı oy kullandı

Karara göre, Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Kavala’nın “tutukluluğu kaldırılarak derhal serbest bırakılması” kararını yerine getirmediği takdirde, aşağıdaki yaptırımlarla karşı karşıya kalacak.

Bu yaptırımlar arasında en önemlileri Kavala’nın hukuksuzca hapiste kalmasına şahsi sorumlulukları nedeniyle yol açan kamu görevlileriyla ilgili “Magnitsky Mevzuatı”nın uygulanması ve “Osman Kavala’nın 1 Ocak 2024 tarihine kadar cezaevinden tahliye edilmemesi halinde, Meclis’in 2024’ün ilk Oturumunda Türk delegasyonunun yeterlik belgelerine itiraz etme yetkisinin devreye girmesi.”

Daha açık bir anlatımla bu karardan sonra Türk makamlarıyla “ilişkiye geçilmesi”ne karşın Kavalanın serbest bırakılması sağlanamadığı takdirde “Osman Kavala ve diğer siyasi mahkumların Türkiye’de yasadışı ve keyfi olarak özgürlüklerinden mahrum bırakılmasına polis memuru, savcı, hakim, cezaevi görevlisi yada başka görevlerde bulunanlar olarak katkıda bulunan herkes” Avrupa ülkelerinde bu eylemleri nedeniyle kovuşturmayla karşı karşıya kalacaklar.

İkincisi Osman Kavala 1 Ocak 2024’e kadar tahliye edilmediği takdirde 2024 Kış Oturumu’nda Türkiye delegasyonu AKPM’de oy kullanma haklarından yoksun kalacaklar.

Karar ne diyor?

“Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması çağrısı” başlıklı karar tasarısı (Doc. 15841 10/10/2023) Türkiye’nin Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılmasını öngören Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararını uygulamamaktaki ısrarı dolayısıyla Avrupa Konseyi üyesi ve gözlemci Devletlere ve Avrupa Birliği’ne Türkiye’ye yönelik aşağıdaki yaptırımları da kapsayan bir çağrının kabulünü öngörüyordu. Tasarı değişiklik olmaksızın kabul edildi.

Karar tasarısı AKPM Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu raportörü Sosyalistler, Demokratlar ve Yeşiller Grubu’ndan Avusturyalı parlamenter Petra Bayr tarafından kaleme alınmış ve Komisyon tarafından Meclise taşınmıştı. Karar Avrupa Konseyi üyesi ve gözlemci devletler ile Avrupa Birliği’ni şu yaptırımları gerçekleştirmekle yükümlü kılıyor:

14.1 İnsan hakları savunucusu Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması için Türk makamlarıyla en üst düzeyde ilişki kurulması;

14.2 Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve insan haklarının korunmasına yönelik iyileştirmeleri desteklemek için acilen harekete geçilmesi;

14.3 Osman Kavala ve diğer siyasi mahkumların Türkiye’de yasadışı ve keyfi olarak özgürlüklerinden mahrum bırakılmasına polis memuru, savcı, hakim, cezaevi görevlisi yada başka görevlerde bulunanlar olarak katkıda bulunan herkesi şahsen hedef alarak yaptırım uygulamak üzere “Magnitsky mevzuatı” veya diğer yasal araçların uygulamaya sokulması;

15. Bu temel konu aynı zamanda Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki diyaloğun bir parçasıdır ve bu bağlamda Meclis, Avrupa Birliği’ni, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygılı bir toplumda çoğulculuğu teşvik eden çalışmalara öncelik verilmesi doğrultusunda Türkiye’ye mali desteğini belirlerken bu ciddi durumu tam olarak dikkate almaya çağırır.

16. Osman Kavala’nın 1 Ocak 2024 tarihine kadar cezaevinden tahliye edilmemesi halinde, bu Meclis, 2024’ün ilk Oturumunda Türk delegasyonunun yeterlik belgelerine itiraz etme yetkisini hatırlatır.

17. Meclis, Bakanlar Komitesi, Genel Sekreter ve Türkiye ile Kavala kararının uygulanmasını sağlamak ve bir bütün olarak Sözleşme sisteminin korunmasını ve nihayetinde kuruluşun güvenilirliğini güvence altına almak üzere , Reykjavik Deklarasyonu ve Mahkeme kararlarının uygulanmasına verilen önem doğrultusunda yakın işbirliği içinde çalışmaya hazırdır.

Magnistky mevzuatı nedir?

Metinde yer alan “Magnistsky mevzuatı” adı altındaki yaptırımlar kümesi hükümetlerin insan hakları ihlalleri işleyen ya da önemli yolsuzluklara karışan yabancı kişilere yönelik yaptırımlarda bulunmalarını sağlayan yasaları ifade ediyor.

Bu yaptırımlar, 2009’da Rusya’da vergi yetkililerini ve kolluk kuvvetlerini bir yatırım yönetim şirketi olan Hermitage Capital’den 230 milyon dolar vergi iadesini zimmete geçirmekle suçlayan vergi muhasebecisisi Sergey Magnitsky’nin işkencelerden geçirildikten sonra cezaevinde can vermesinin ardından ilk olarak 2012’de ABD tarafından yürürlüğe konulmuş ve mağdurun adıyla kodlanmıştı. O tarihten bu yana Kanada, Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği ülkeleri çıkardıkları benzer yasalarla ağır insan hakları ihlalleri ya da büyük çaplı yolsuzluklar dolayısıyla kendi yurttaşları olmayan yabancı kişilere yönelik yaptırımlar uygulama yetkisi kazandılar.

Bu olayda AKPM’nin çağrısının muhatabı olan ülkeler Osman Kavala’nın serbest bırakılması doğrultusundaki AİHM kararının uygulanmasını görev ve yetkileri dolayısıyla önlemiş olan cezaevi yöneticilerinden yüksek yargıçlara kadar bütün güç sahiplerine ülke sınırlarına girdikleri andan itibaren kendi mevzuatlarına göre yaptırım uygulama yükümlülüğü altına girecekler.

AİHM kararı

AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) kararlarının infazı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından denetleniyor. Bakanlar Komitesi, AİHM’nin 10 Aralık 2019 tarihli Osman Kavala kararı yerine getirilmediği gerekçesiyle 2 Şubat 2022 tarihinde Türkiye hakkında ihlal prosedürü başlatmıştı.

Komite, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini AİHM’ye sormuş; AİHM 11 Temmuz 2022 tarihinde Osman Kavala kararının yerine getirilmediğine hükmetmişti.

AKPM’nin her yıl insan hakları aktivistlerine verdiği Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü’ne de bu yıl Osman Kavala layık görülmüş; ödülü bu hafta başında Strasbourg’da düzenlenen bir törenle Kavala adına eşi Ayşe Buğra Kavala almıştı.

Paylaşın

Erdoğan’dan İsrail’e Tepki: Hiçbir Eylem Zulmü Haklı Kılmaz

Hamas’ın  “Aksa Tufanı” operasyonu sonrası tırmanan Filistin – İsrail gerilimine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sonucu ne kadar can yakıcı olursa olsun hiçbir eylem böyle bir zulmü haklı kılmaz. Devletler ile örgütleri ayıran en temel özellik uluslararası hukuka ve insani değerlere olan bağlılıktır. Örgütlerden farklı olarak devletler savaş hukukuyla, insan haklarına riayet etmekle mükelleftir” dedi ve ekledi:

“Bu çizginin giderek kaybolduğunu görüyoruz. İçinde binlerce askerin, uçağın, silahın olduğu uçak gemisini göndererek ne yapmak istiyorsunuz? Filistin halkına yönelik insani yardımları durdurarak ne yapmak istiyorsun? Gazze’de yaşanan insani trajediye kör ve sağır kesilerek barışa hizmet edilmeyeceği açıktır. Barışa hizmet etmeyen her adım savaşa destek vermek demektir.”

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Teşkilatı Buluşması’nda TÜGVA’lı gençlere seslendi. Erdoğan’ın konuşmasında öne çıkanlar şöyle:

“TÜGVA gençliğini, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, milletin evinde, bu Gazi mekanda ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sizlere bakınca kendi gençliğimi görmenin heyecanını yaşıyorum. Aranızda kendimi daha genç hissediyor, şu sevdanızla bizlere bu duyguları yaşattığınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

İster orta okul, lise, üniversite olsun, isterse iş hayatına atılmış olsun… Hiçbir ayrım yapmadan tüm gençlerimize yönelik faaliyetler yöneten vakfımızla iftihar ediyoruz. Aynı şekilde TÜGVA’nın eğitim öğretim çalışmaları yanında kamplarıyla kültür sanat ve spor faaliyetleriyle gençlerimizin hayatına dokunan hizmetlerini takdirle karşılıyorum. Sivil toplum kuruluşlarımızı tebrik ediyorum. Yurt dışı seyahatlerimizde zaman zaman TÜGVA’lı gençlerle de buluşma, kucaklaşma, hasbihal etme imkanı buluyoruz. Yurt içinde veya yurt dışında sizlerle bir araya her gelişimizde emin olun ülkemizin aydınlık geleceğine dair umutlarımız daha da büyüyor.

Varsın onlar sizin çalışmalarınızdan rahatsızlık duysun, biz hayırlı hizmetlerinizde sizlere destek olmaya devam edeceğiz. Eğitim alanında çok önemli bir boşluğu dolduran vakfımızın da varoluş gayesine uygun şekilde iyiyi, güzeli, hakkı, adaleti esas alan çalışmalarıyla mücadelemizi omuz vermeyi sürdüreceğine inanıyorum.

TÜGVA’lı kardeşlerimiz de son olarak geçen sene yine ekim ayında beşinci olağan genel kurulu ve altıncı gençlik buluşmasında birlikte olmuştuk. Meclis’te, Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanlığında da şahsımızın zaferle çıktığı seçimler, siyaset tarihimize bir dönüm noktası olarak yazıldı. Pek çok çirkinlikle karşılaştık. Sayısız iftiraya ve ithama maruz kaldık. Daha önce siyasette hiç görmediğimiz kirli pazarlıklara şahit olduk. Ne dediler? Altılı Masa dediler. Ne dediler? Gerekirse 16’lı masa dediler. Ne dediler? Gerekirse bin 600’lü masa dediler. E ne oldu? Ne Altılı Masa tuttu ne 16’lı masa tuttu ne bin 600’lü masa tuttu.

Seçim döneminde gençlerin “demokrat dedesi” olarak görünenlerin, gençlere görev vermeye gelince nasıl sırra kadem bastıklarının şahidiyiz. Gençlerimize birilerinin dediği gibi “tıpış tıpış bunu yapacaksınız” demedik.

Sizin için çalışmaya, sizlere hizmet etmeye devam edeceğiz. Önümüzdeki beş seneyi aynı zamanda Cumhurbaşkanlığındaki ustalık dönemimiz olarak görüyoruz. Bu dönemimizde hedefimiz, ‘Türkiye Yüzyılı’nın inşasıdır. Son 21 yılda bunun altyapısını zaten kurmuştuk. Ulaşımdan savunmaya, üretimden sağlığa, eğitimden gençliğe her anlamda ülkemizin eksikliklerini büyük ölçüde tamamlamıştık. Şimdi bunu Türkiye Yüzyılı şiarıyla yeni bir safhaya taşıyoruz. Seçimlerden sonra kabinemizi bu vizyona göre oluşturduk. Bakan yardımcılarımızı, bürokratlarımızı buna göre tayin ettik. Milletvekillerimizi ve parti yönetimimizi buna göre belirledik. Hamlelerimizi bu vizyona ulaşma hedefiyle planladık.

Aile ve Gençlik Bankası’nı Cumhur İttifakı olarak yakında Meclis’e sunacağız. Deprem bölgesini pilot bölge belirlediğimiz bu bankayla, depremzede gençlerimizin yuva kurmalarına yardımcı olacağız. Türkiye Yüzyılı’nın mimarı olacağına inandığımız siz genç kardeşlerimiz için tüm imkanlarımızı seferber etmiş durumdayız.

Üç gündür gerek bölge gerek dünya liderleriyle görüşme yapıyorum. Düşünün şu an Gazze’de ekmek, su, gıda yok. Nerede Batı? Herhangi bir aldıkları tedbir var mı, yok. Amerika uçak gemisi gönderiyor, ikincisi de yola çıktı diyorlar. Ya Amerika nere, Akdeniz, Filistin, İsrail nere? Ne işin var senin orada? Türkiye’ye ait, Suriye’de bir SİHA’yı terörle mücadele ederken düşürecek kadar ferasetini kaybeden bir anlaşış var. E biz seninle NATO’da beraber değil miyiz? Bu ülkenin SİHA’sını nasıl düşürürsün, ‘Görmedim, bilmedim duymadım’ nasıl dersin?

Bakın biz kriz ilk patlak verdiğinde tüm tarafları itidalle hareket etmeye çağırdık. Telefon diplomasisi ile çatışmalara diyalog yoluyla çözüm bulmaya gayret ettik. Bugüne kadar devlet ve hükümet başkanı seviyesinde 13 liderle telefon görüşmem oldu. Dışişleri Bakanı’mız bir taraftan, MİT Başkanımız bir taraftan muhataplarıyla irtibata geçerek görüşmeler devam etti. Neler yapabiliriz, bunun üzerinde duruyoruz. Mısır’ın refah kapısını bombaladılar. Buradan insani yardım gönderme noktasında adım atalım. Bunun çalışmasını yapalım dedik ama orayı da bombaladılar.

Sürekli olarak İsrail buraları işgal ederken ne yaptı? Şu anda ufacık bir yere Filistin’i mahkum etti. Olması gereken ne? 1967 sınırları içerisine Filistin’i kavuşturmaktır. Atacağımız adımalar var. İnsanlar aç, susuz. İnsan Hakları bildirgesine göre atılacak adımlar var. Bunların öyle bir derdi yok ama bizim var. Orantısız şiddetin daha fazla acıya, daha fazla yıkıma ve istikrarsızlığa sebep olacağını söylüyoruz.

“Barışa hizmet etmeyen her adım savaşa destek vermek demektir”

Sonucu ne kadar can yakıcı olursa olsun hiçbir eylem böyle bir zulmü haklı kılmaz. Devletler ile örgütleri ayıran en temel özellik uluslararası hukuka ve insani değerlere olan bağlılıktır. Örgütlerden farklı olarak devletler savaş hukukuyla, insan haklarına riayet etmekle mükelleftir. Bu çizginin giderek kaybolduğunu görüyoruz. İçinde binlerce askerin, uçağın, silahın olduğu uçak gemisini göndererek ne yapmak istiyorsunuz? Filistin halkına yönelik insani yardımları durdurarak ne yapmak istiyorsun? Gazze’de yaşanan insani trajediye kör ve sağır kesilerek barışa hizmet edilmeyeceği açıktır. Barışa hizmet etmeyen her adım savaşa destek vermek demektir.

Gücümüz sizlersiniz. Her biriniz tek başına bir Türkiye’siniz. İnşallah ‘Türkiye Yüzyılı’nı sizler inşa edeceksiniz. Bu ufku, bu idraki sizlerde görüyorum. Unutmayın 6 ay kaldı. 6 ay sonra mahalli seçimler var. İstanbul, Ankara başta olmak üzere, bütün buraları yeniden geri alarak bu millete ‘yerel yönetimlerde hizmet’ nedir, bunu göstermemiz lazım.”

Paylaşın