İYİ Parti’de İstifa Depremi: Bütün Hayallerim Yıkıldı

27’nci dönemde İYİ Parti’den milletvekili seçilen Durmuş Yılmaz, “Partide taşı elimin altına koymamı gerektiren bütün hayallerim yıkıldı” sözleriyle partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / İYİ Parti’de yakın zamanda çok sayıda isim istifa ettiğini açıklamıştı. İYİ Parti eski milletvekili Aytun Çıray, Yavuz Ağıralioğlu, Ahat Andican, Emine Küçükali ve İBB Meclis üyesi Taylan Yıldız da İYİ Parti’den istifa eden isimler arasındaydı.

Eski Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanı ve 27’nci dönemde İYİ Parti’den milletvekili seçilen Durmuş Yılmaz, sosyal medyadan yaptığı paylaşımla İYİ Parti’den istifa ettiğini duyurdu.

Gazete Pencere’ye konuşan Durmuş Yılmaz, geniş çaplı açıklama yapmak için bir süre bekleyeceğini ifade ederek Durmuş Yılmaz “Partide taşı elimin altına koymamı gerektiren bütün hayallerim yıkıldı” dedi.

Serbestiyet’e konuşan Yılmaz: “İYİ Parti kurulurken varmak istediğimiz amaçlarla ilgili tüm beklentilerim sıfırlandı. Türkiye’de yeni bir sayfa açacaktık. Hesap verebilir, şeffaf olacaktık. Hukukun dışına çıkmayacaktık. Türkiye’deki herkesin, dağdaki çobanın da hakkını hukukunu koruyacaktık, olmadı. Tam tersi oldu, her şey çöktü” ifadelerini kullandı.

Durmuş Yılmaz kimdir?

1947 yılında Uşak’ın Eşme ilçesinin Karacaömerli köyünde dünyaya gelen Durmuş Yılmaz, ilk ve orta öğrenimini Uşak’ta tamamladıktan sonra lise eğitimini Ankara Tapu ve Kadastro Meslek Lisesinde tamamladı. Muğla’nın Ula ilçesinde harita ve kadastro teknisyeni olarak çalışırken Muğla Turgutreis Lisesinden normal lise diploması aldı.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 3 sene hukuk öğrenimini gördü. 1970 yılında Millî Eğitim Bakanlığının açmış olduğu devlet bursu sınavını kazanarak İngiltere’ye Ticaret Bakanlığı adına iktisat öğrenimini için gönderildi. City University of London’da ekonomi dalında lisans, University College, University of London’da lisans üstü eğitim gördü.

1980 yılında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kambiyo Genel Müdürlüğünde göreve başladı. Dış borç erteleme, döviz kurları ve döviz rezerv yönetimi alanlarında çalıştı. 1993 yılında Döviz İşlemleri Müdürlüğü müdür yardımcısı, 1995 yılında Bankalararası Para Piyasası müdürü, 1996 yılında Ödemeler Dengesi müdürü, 1997 yılında Döviz Risk Yönetimi, Krediler, Döviz ve Efektif Piyasaları ile Açık Piyasa İşlemlerinden sorumlu Piyasalar Genel Müdürlüğü genel müdür yardımcısı, 2002 yılında İşçi Dövizleri genel müdürü oldu. 7 Nisan 2003 tarihinde yapılan Banka Genel Kurulunda Banka Meclisi üyeliğine seçildi ve Mayıs 2003 – Nisan 2006 tarihleri arasında bu görevi sürdürdü.

18 Nisan 2006 tarihinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanlığına atandı. 2009 yılında Euromoney dergisi tarafından “Yılın Merkez Bankası Başkanı” seçildi.[4] Bu görevini, görev süresinin bittiği 13 Nisan 2011 tarihine kadar sürdürdü. Nisan 2011’de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Cumhurbaşkanlığı Ekonomi baş danışmanlığı görevine atandı.

Millî Görüş kökenli olan Yılmaz MHP’den gelen teklif üzerine, 7 Haziran 2015 Türkiye genel seçimlerinde MHP Uşak 1. sıra milletvekili adayı oldu ve seçildi. 1 Kasım 2015 tarihinde yapılan erken genel seçimlerde tekrar MHP Uşak 1. sıra milletvekili adayı olduysa da seçilemedi.

2018 Türkiye genel seçimlerinde, İYİ Partiden Ankara milletvekili seçildi. Deniz Baykal’ın en yaşlı üye olmasına rağmen sağlık sorunları gerekçesiyle özür beyan etmesi üzerine ikinci en yaşlı üye olarak meclisin geçici başkanı oldu.

Paylaşın

Erdoğan’dan Gazze Açıklaması: Batılı Ülkeler İsrail’in Katliamını Uzaktan Seyrediyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında 34. günün geride kaldığını anımsatarak, “İsrail tarafından acımasızca öldürülen 11 bine yakın Gazzelinin yüzde 73’ü kadın ve çocuklardan oluşuyor. Batılı ülkelerin tam desteğini alan İsrail yönetimi, insanlığa dair ne kadar değer varsa hepsini çiğneyerek, okulları, camileri, kiliseleri, hastaneleri, üniversiteleri, sivil yerleşim yerlerini bombalamaya devam ediyor. Çocukları dahi katletmeyi meşrulaştıran bir fanatizmle karşı karşıyayız” dedi.

Sürekli insan hak ve hürriyetlerinden, demokrasiden söz eden Batılı ülkelerin, İsrail’in katliamlarını uzaktan seyrettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu ülkeler ve kuruluşlar, bırakın çocuk katillerini eleştirmeyi, ateşkes çağrısı dahi yapamayacak kadar acziyet içindeler. Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’i yakanlara, fikir özgürlüğü bahanesiyle göz yumanlar, Filistin bayrağına dahi tahammül edemiyorlar. 7 Ekim’den beri şahit olduğumuz ikiyüzlülük örneklerini arttırmak mümkündür. Gelişmeler, Müslümanlar olarak birliğimizi güçlendirmemiz gerektiğini, bizlere bir kez daha göstermektedir. İnsani ateşkesin sağlanması ve çatışmaların yayılmasının engellenmesi için diplomatik girişimlerimizi sürdürüyoruz.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te düzenlenen Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 16. Liderler Zirvesi’nde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında, zirvede yer almaktan dolayı bahtiyarlık duyduğunu vurgulayarak dönem başkanlıkları dolayısıyla Türkmenistan Devlet Başkanı Serdar Berdimuhamedov’a teşekkür etti.

Dönem başkanlığını devralan Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’e de gösterdiği misafirperverlik için şükranlarını sunduğunu dile getiren Erdoğan, “Zirvemizin ve yapacağımız istişarelerin ülkelerimiz ve bölgemizin istikrarı, refahı için hayırlara vesile olmasını diliyorum” ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, küresel düzeyde ciddi sınamalarla karşı karşıya olunan bir dönemden geçildiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti: “Koronavirüs salgınının global ekonomide ve ticarette açtığı yaralar henüz kapanmadı. Akabinde yakın coğrafyamızda patlak veren Rusya-Ukrayna savaşının yıkıcı sonuçlarıyla yüzleştik. Enerji ve gıda fiyatlarındaki aşırı yükselişin tetiklediği enflasyon, son 60-70 yılın zirvesine çıkarak sıkıntıları daha da artırdı. Bu zorluklar karşısında etkin mücadelenin yollarını ararken, işgal edilmiş Filistin topraklarında başlayan çatışmalar, hepimizin yüreğini dağladı.”

Erdoğan, bugün itibarıyla İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında 34. günün geride kaldığını anımsatarak, “İsrail tarafından acımasızca öldürülen 11 bine yakın Gazzelinin yüzde 73’ü kadın ve çocuklardan oluşuyor. Batılı ülkelerin tam desteğini alan İsrail yönetimi, insanlığa dair ne kadar değer varsa hepsini çiğneyerek, okulları, camileri, kiliseleri, hastaneleri, üniversiteleri, sivil yerleşim yerlerini bombalamaya devam ediyor. Çocukları dahi katletmeyi meşrulaştıran bir fanatizmle karşı karşıyayız” değerlendirmesinde bulundu.

Sürekli insan hak ve hürriyetlerinden, demokrasiden söz eden Batılı ülkelerin, İsrail’in katliamlarını uzaktan seyrettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu ülkeler ve kuruluşlar, bırakın çocuk katillerini eleştirmeyi, ateşkes çağrısı dahi yapamayacak kadar acziyet içindeler. Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’i yakanlara, fikir özgürlüğü bahanesiyle göz yumanlar, Filistin bayrağına dahi tahammül edemiyorlar. 7 Ekim’den beri şahit olduğumuz ikiyüzlülük örneklerini arttırmak mümkündür. Gelişmeler, Müslümanlar olarak birliğimizi güçlendirmemiz gerektiğini, bizlere bir kez daha göstermektedir. İnsani ateşkesin sağlanması ve çatışmaların yayılmasının engellenmesi için diplomatik girişimlerimizi sürdürüyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgeye insani yardım ulaştırmak için de yoğun şekilde çalıştıklarını ifade ederek, “Bugüne kadar 230 tonu aşan 10 uçak dolusu insani yardım malzemesini, Mısırlı kardeşlerimizin de desteğiyle El-Ariş Havalimanı’na sevk ettik. İki sivil insani yardım gemisinin bölgeye gönderilmesiyle ilgili hazırlıklarımız devam ediyor” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, eşi Emine Erdoğan’ın himayesinde, 15 Kasım’da, İstanbul’da devlet ve hükûmet başkanlarının eşlerinin katılımıyla uluslararası bir toplantı gerçekleştirileceğini kaydederek, böylece Gazzelilerin yaşadığı acıların dindirilmesi için güçlü bir dayanışma sergileneceğini dile getirdi.

Erdoğan, Gazze’de akan kanın durması noktasında Ekonomik İşbirliği Teşkilatı olarak sergileyecekleri duruşun çok önemli olduğunu söyledi. “Filistin davamızın savunulmasında birlikte sesimizin yükseltilmesi çok ama çok mühim” diyen Erdoğan, Charlie Hebdo olayında 25 kişinin öldürüldüğünü, dünya liderlerinin Paris’te hep birlikte yürüyüş yaptıklarını hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu an 11 bin çocuk, kadın öldürüldü dünya sessiz. Başta Amerika, Batı, hep birlikte sessizler. Çocuk ve kadın. Bunları her gün televizyonlarda izliyoruz. Burada özellikle Ekonomik İşbirliği Teşkilatı olarak hep birlikte Müslümanlar olarak sesimizi bugün çıkartmayacaksak, yükseltmeyeceksek sesimizi ne zaman yükselteceğiz?” diye konuştu.

“Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Ticaret Anlaşması’nı artık yürürlüğe koymamız gerekiyor”

Erdoğan, daha şeffaf, daha adil uluslararası ekonomi ve finans sistemine her zamankinden daha çok ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi. Türkiye olarak mevcut konjonktürde uluslararası ekonomik sistemdeki bu aksaklıklara karşı insan odaklı girişimlerini sürdürdüklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

“500 milyonluk nüfusu ve 1,5 trilyon doları bulan toplam geliriyle Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, bu açıdan şüphesiz önemli bir konuma sahip. Bununla birlikte teşkilat üyelerinin birbirleriyle ticaretinin sadece 85 milyar dolara tekabül etmesi düşündürücüdür. Bu rakamın bizlere yakışmadığına inanıyorum.

Ticaret hacmimizi, ilk etapta 100 milyar dolar seviyesine çıkartmak için gayretlerimizi artırmalıyız. Ticaretten enerjiye, ulaştırmadan çevreye kadar iş birliği potansiyelimizi güçlendirmeliyiz. 2025 Vizyon Belgemizin de stratejik hedefleri arasında yer alan ve maalesef 20 yıldır hayata geçirilemeyen Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Ticaret Anlaşması’nı artık yürürlüğe koymamız gerekiyor. İstanbul’da ev sahipliği yaptığımız Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Ticaret ve Yatırım Bankası Ecobank’ın tüm üyelerin katılımıyla daha faal hâle getirilmesi bu maksada hizmet edecektir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, turizm ve seyahat sektöründe de iş birliğini güçlendirmeleri gerektiğini kaydederek, turizm bakanlarınca ekim ayında düzenlenen toplantıda bu konuların geniş şekilde ele alındığını söyledi.

Toplantıda Erzurum’un “Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 2025 Yılı Turizm Başkenti” seçilmesine verdikleri destek dolayısıyla teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizleri de bu vesileyle medeniyetler kavşağı Erzurum’umuza davet ediyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) başta olmak üzere son yıllarda gerçekleştirdikleri ciddi enerji altyapı yatırımları sayesinde gerek Türkiye’nin gerekse bölgenin enerji arz güvenliğine önemli katkılarda bulunduklarını belirterek, “Ekonomik İşbirliği Teşkilatı ülkeleri olarak birlikte atacağımız adımlarla bu alanda daha fazla rol alabiliriz. Unutmayın, birlikten kuvvet doğar. Bu şiarla enerji alanında yeni teknolojilerin geliştirilmesi, yenilenebilir enerji ve hidrojen gibi daha temiz girişimler için müşterek yatırımlarımızı arttırmamız bu manada faydalı olacaktır” ifadelerini kullandı.

Tüm üyeleri, Türkiye’nin imzaladığı, Bakü’de kurulacak Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Temiz Enerji Merkezi Şartı’nı imzalamaya davet eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, çevre sorunlarının küresel bir tehdit hâline gelmesi karşısında herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini vurguladı.

Eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde 2017 yılında “Sıfır Atık Girişimi”ni başlattıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) çatısı altında küresel bir girişim hâline gelen bu proje kapsamında son olarak 1 Kasım’da Türkiye’de Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu’nun ilk resmî toplantısını tertiplediklerini anlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor Girişimi’nin değerinin, mevcut gelişmeler karşısında daha fazla arttığını vurguladı. “Hepimizin faydasına olan koridorun işlerliğini, eş güdüm içinde geliştirmeye devam etmeliyiz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti:

“Aynı anlayışla Karabağ’dan Afganistan’a kadar ortak coğrafyamızda yaşanan meydan okumalar karşısında da saflarımızı sıkıştırmalıyız. Karabağ’da 30 yılı aşkın süre devam eden işgalin tamamen sona ermesiyle birlikte bölgemizde kalıcı barışa bir adım daha yaklaştığımızı görüyoruz. Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesi, bu süreci kolaylaştıracaktır. Azerbaycan’ın batı bölgeleriyle Nahcivan’ı birbirine bağlayacak ulaştırma hatlarının en yakın zamanda tesis edilmesinin de stratejik önemi haizdir. Afganistan’da sürdürülebilir istikrarın ve güvenliğin tesisi için de Ekonomik İşbirliği Teşkilatı olarak birlikte çaba sarf etmeliyiz.”

Türkiye olarak kısa süre önce Herat vilayetinde depremle sarsılan Afgan halkına yardımlarını sürdürdüklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, salı günü yaklaşık 510 tonluk gıda, sağlık, giyim ve diğer yardım malzemesi taşıyan iyilik treninin Afganistan’a doğru yola çıktığını söyledi. Erdoğan, “İnşallah bundan sonra da zor zamanlarında tüm kardeşlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.

“Kıbrıs Türklerinin seslerini duyurmak hepimizin sorumluluğudur”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: “Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın gözlemci üyesi olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, zirvede Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar tarafından temsil edilmesi, Kıbrıslı kardeşlerimize reva görülen haksız uygulamalar karşısında önemli bir mesajdır.

Ekonomik İşbirliği Teşkilatı üyeleri olarak gayri hukuki uygulamalarla haksız bir şekilde baskı ve izolasyon altında tutulan Kıbrıs Türklerinin seslerini duyurmak hepimizin sorumluluğudur. Bu doğrultuda burada bir kez daha Kıbrıs Türkleri ile her alanda ilişkilerin tesis edilmesi ve geliştirilmesi çağrımı tekrarlıyorum. Bu yönde adım atan tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum. ‘Rabb’im birliğimizi, beraberliğimizi ve dayanışmamızı daim eylesin.’ diyorum.”

Paylaşın

Türkiye, Hukukun Üstünlüğünde 173 Ülke Arasında 148. Sırada

Türkiye, hukukun üstünlüğü kategorisinde dünyada 173 ülke arasında 148; Avrupa’da 45 ülke içeresinde ise sondan ikinci sırada bulunuyor. Türkiye, haklar kategorisinde ise dünyada 129. sırada; Avrupa’da ise 42. sırada yer alıyor.

Türkiye, temsil kategorisinde dünyada 112. Sırada; Avrupa’da ise yine 42. sırada. Türkiye, katılım kategorisinde ise dünyada 139. durumda; Avrupa’da ise 42. sırada yer alıyor.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) cezaevindeki milletvekili Can Atalay ile ilgili kararına uyulmamasına ve AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar vermesi Türkiye’de yargı bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü bir kez daha gündeme getirdi.

Uluslararası kurumların değerlendirmesine göre Türkiye, hukukun üstünlüğü sıralamasında dünyada oldukça alt sıralarda yer alıyor. Uluslararası Demokrasi ve Seçim Yardımı Enstitüsü’nün (International IDEA) 2023 Demokrasinin Küresel Durumu raporuna göre Türkiye 173 ülke içinde hukukun üstünlüğü alanında 148. sırada yer alıyor. Türkiye Avrupa ülkeleri arasında Rusya’dan bile geri durumda. Türkiye’nin geçtiği tek ülke Belarus oldu.

İsveç merkezli International IDEA her sene açıkladığı Demokrasinin Küresel Durumu raporunu kasım ayında açıkladı. 2023 raporu 2022 yılındaki değerlendirmelere dayanıyor. Rapor bu sene önceki yılların aksine tek bir demokrasi endeksi açıklamak yerine dört ana kategoride demokratik değerleri analiz ediyor. Bunlar: Hukukun üstünlüğü, Haklar, Temsil ve Katılım.

Peki, Avrupa’daki en demokratik ülkeler hangisi? Demokratik değerler sıralamasında Türkiye kaçıncı sırada?

173 ülke arasında Hukukun Üstünlüğü kategorisinde Türkiye dünyada 148; Avrupa’da 45 ülke içeresinde ise sondan ikinci sırada bulunuyor. Dünya bu alanda en iyi ülkeler sırasıyla Danimarka, Norveç, Almanya, İsviçre ve İsveç. Değerlendirme 0-1 arası puan üzerinden yapılırken 1 en iyi anlamına geliyor. Danimarka’nın notu 0,98 iken Türkiye’nin notu 0,261.

Haklar kategorisinde ise Türkiye dünyada 129. sırada; Avrupa’da ise 42. sırada yer alıyor. Zirvede yine Danimarka bulunurken ardından Almanya ve İsviçre geliyor. Türkiye bu alanda Belarus’un dışında Rusya ve Azerbaycan’ın üzerinde kendine yer buldu.

Temsil kategorisinde ise Türkiye dünyada 112. Sırada; Avrupa’da ise yine 42. sırada. Bu kategoride zirvede İsveç bulunuyor. Katılım kategorisinde Türkiye dünyada 139. durumda; Avrupa’da ise 42. sırada yer alıyor. Bu alanda dünyada en iyi durumdaki ülkeler Danimarka, Finlandiya ve İrlanda.

2022 yılında Almanya da dört kategoride de ilk 10’da yer alarak üstün bir demokratik performans sergiledi. Avrupa’da yerleşik demokrasiler olarak Fransa ve Birleşik Krallık sadece iki kategoride ilk 20’ye girmeyi başardı. Hukukun Üstünlüğü kategorisinde Birleşik Krallık 17., Fransa ise 20. sırada yer aldı. Haklar kategorisinde ise Fransa 27. sırada yer alırken Birleşik Krallık 34. sırada bulunuyor.

2022’de hem puanlara hem de küresel sıralamaya bakıldığında, bazı Doğu AB üyelerinin demokratik performans konusunda geride kaldığı görülüyor. Bunlar; Macaristan, Polonya ve Romanya. Bu ülkeler Hukukun Üstünlüğü sıralamasında ilk 50’de yer alamadı.

Raporda Azerbaycan, Belarus, Rusya ve Türkiye demokratik olmayan ülkeler olarak sıralandı. Puanlara göre Türkiye diğer üç ülkeden biraz daha iyi durumda. Ancak bu ülkelerin hiçbiri dört kategorinin hiçbirinde ilk 100’de yer almıyor. Rapor, “Azerbaycan, Belarus, Rusya ve Türkiye’nin oluşturduğu açıkça demokratik olmayan grup, demokrasinin çoğu göstergesinde Avrupa ortalamasının oldukça altında performans göstererek Avrupa’nın geri kalanından uzaklaşmıştır” sonucuna vardı.

Raporun en önemli bulgularından birisi Avrupa’nın demokratik değerlerin en yüksek olduğu bölge olduğu; ancak son 5 yılda gerilemelerin dikkat çektiği. İngiltere, Avusturya, Hollanda, Portekiz gibi yerleşik demokrasilerde hukukun üstünlüğü başta olmak üzere son 5 yılda önemli düşüşler var.

2017-2022 arasında puanlardaki değişime bakıldığında birçok Avrupa ülkesi Hukukun Üstünlüğü konusunda önemli bir düşüş gösterdi. Yedi AB ülkesinin bu kategorideki puanları 0.05 puandan fazla düşmüştür. Bu düşüş özellikle Portekiz, Avusturya, Hollanda ve Macaristan’da belirgin olmuştur. Belarus’tan sonra en büyük düşüş Birleşik Krallık’ta görüldü.

Küresel kötüleşme sürüyor

Rapora göre, dünyanın her bölgesinde demokrasi daralmaya devam etti. Araştırmaya katılan 173 ülkenin neredeyse yarısında sivil özgürlüklerden yargı bağımsızlığına kadar uzanan 17 ölçüt temelinde son beş yılda demokratik performansın en az bir temel göstergesinde düşüş yaşandı.

Rapora göre bu gerileme, yasaları uygulamakta ve siyasetçilerden hesap sormakta zorlanan resmi ‘denge ve denetleme mekanizmalarının’ (seçimler, parlamentolar ve mahkemeler) erozyona uğramasıyla daha da derinleşti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Dışişleri’nden Avrupa Birliği Komisyonu’nun Türkiye Raporuna Tepki

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun Türkiye raporuna tepki gösteren Dışişleri Bakanlığı, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Raporda yer alan yargı ve temel haklar faslındaki haksız eleştirileri tümüyle reddediyoruz. Haksız iddialarda bulunulması AB’nin samimiyetsiz yaklaşımının tezahürüdür” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Açıklamanın devamında, “Bir yandan aday ülke Türkiye ile dış politika, bölgesel gelişmeler, güvenlik, savunma ve sektörel konularda mevcut üst düzey diyalog ve işbirliği mekanizmalarını engellerken, diğer yandan bu kritik alanlarda AB politikalarına uyumumuzun azaldığını ileri sürmek en hafif tabirle tutarsızlıktır” denildi.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Batı Balkanlar, Ukrayna ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 10 ülke için genişleme paketini bugün açıkladı. Ukrayna, Moldova ve Bosna Hersek için adaylık müzakerelerinin başlatılması tavsiyesinde bulunan komisyon, Türkiye’nin AB’den uzaklaşma eğilimini geriye döndürecek bir adım atmadığını kayda geçirdi.

141 sayfalık raporda, Türkiye’nin son yıllarda olduğu gibi insan hakları, temel özgürlükler, sivil toplum ve hukukun üstünlüğü gibi alanlarda ciddi gerileme içinde olduğu kaydedildi.

Demokratik kurumların işleyişinde ciddi eksikliklerin olduğunun belirtildiği rapor, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın AİHM kararlarına karşı hapiste tutulmasının Türk yargısının evrensel standartlardan uzaklaşmasına neden olduğu belirtildi.

Rapor ayrıca, dış politikada Türkiye’nin AB’ye uyumunun yüzde 10’a indiğini, Türk hükümetinin 7 Ekim saldırılarında Hamas’ı kınamadığını ve Hamas’ı destekler bir retorik kullandığını vurguladı. AB’nin 2023 için yayımladığı genişleme raporu son yıllardaki raporlardan daha farklı bir çerçeve çizmedi ve 1999’da adaylığı alan, 2005’te müzakereler başlayan Türkiye’nin AB’den uzaklaşmaya devam ettiğini kayda geçirdi.

“Türkiye’nin demokratik kurumlarının işleyişinde ciddi eksiklikler bulunuyor” tespitinin yapıldığı raporda, Türkiye’deki demokratik gerilemenin sürdüğü belirtildi. Raporda, bu sürecin Mayıs’ta gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde de devam ettiği, siyasi kutuplaşmanın arttığının anlatıldı.

Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun 2023 yılı için hazırladığı Türkiye raporunda yer alan eleştirilere tepki gösterdi. Dışişleri Bakanlığı, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, 2023 yılı Genişleme Strateji Belgesi ile Türkiye dâhil tüm aday ve potansiyel aday ülkeler için hazırlanan Ülke Raporlarını bugün açıklamıştır. 2023 yılı Türkiye Raporu, ülkemiz için Komisyon tarafından hazırlanan 25. Rapor olmasına rağmen, AB’nin ülkemize karşı haksız ve önyargılı yaklaşımını muhafaza etmesi, pek çok tehditle karşı karşıya olan kıtamızın geleceği açısından kaygı vericidir.

Raporda yer alan, özellikle siyasi kriterler ile Yargı ve Temel Haklar faslındaki mesnetsiz iddiaları ve haksız eleştirileri tümüyle reddediyoruz. 23. Yargı ve Temel Haklar ile 24. Adalet, Özgürlük ve Güvenlik fasılları tüm çabalarımıza rağmen, 2009 yılından itibaren bir üye ülkenin siyasi engeli yüzünden açılamamışken, üye ülkeler bakımından kendi aralarında bile tartışmalı temel haklar alanındaki pek çok konuda ülkemize yönelik haksız iddialarda bulunulması, AB’nin samimiyetsiz ve çifte standartlı yaklaşımının bir tezahürüdür.

Bir yandan aday ülke Türkiye ile dış politika, bölgesel gelişmeler, güvenlik, savunma ve sektörel konularda mevcut üst düzey diyalog ve işbirliği mekanizmalarını engellerken, diğer yandan bu kritik alanlarda AB politikalarına uyumumuzun azaldığını ileri sürmek en hafif tabirle tutarsızlıktır. Keza Türkiye’nin Gümrük Birliği yükümlülüklerini yerine getirmemesinin ikili ticari ilişkilerin önünde bir engel olduğu iddia edilirken, bu engellerin aşılmasına imkân verecek güncelleme müzakerelerinin siyasileştirilerek engellenmesi de, AB’nin benzer çelişkilerinden biri olmaya devam etmektedir.

Metinde bir eleştiri olarak yer verilen, ülkemizin Hamas-İsrail savaşına dair tutumunun AB’yle tamamen uyumsuz olduğu yolundaki tespiti ise esasen övgü olarak değerlendiriyoruz. Orta Çağ karanlığından 21. yüzyılda hortlamış sivil bir katliamın karşısında tarihin yanlış yerinde duran AB’ye, evrensel değerlere, uluslararası hukuka ve insancıl ilkelere dayalı politikaların sadece Ukrayna veya Avrupa’nın başka bir bölgesi için değil, Ortadoğu dâhil tüm dünyada geçerli olması gerektiğini hatırlatma gereği duyuyoruz.

Raporun Doğu Akdeniz, Ege ve Kıbrıs konularındaki bölümlerinin her zamanki gibi, gayrihukuki, gerçek dışı ve maksimalist Rum/Yunan tezlerini yansıtması, ülkemizin ve KKTC’nin haklı politikalarını görmezden gelen dışlayıcı tutumun sürdürülmesi, Kıbrıs Türklerinin haklarının yok sayılması ise, AB’nin dayanışma kisvesi altında taraflı ve haksız tutumunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Bu vesileyle, Kıbrıs meselesinin çözüm sürecinin formatının Ada’daki iki taraf, üç Garantör ve Birleşmiş Milletler Teşkilatı olduğunu, AB’nin geçmişteki süreçlerdeki rolünün tarafların rızasıyla gözlemciliğin ötesine geçmediğini, herhangi bir şekilde söz sahibi olmadığını vurgulamak isteriz. AB’nin Kıbrıs’ta olası bir çözüme dair Rum tezlerini kayıtsız şartsız savunmaktan ibaret beyanlarının Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı nezdinde ne bir değeri ne de bir bağlayıcılığı bulunduğunun ve çözüm sürecine hizmet etmektense zarar verdiğinin artık idrak edilmesi gerekmektedir.

Türkiye ekonomisinin gelişmişliğine, Birlik içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleriyle baş edebilme kapasitesine vurgu yapılmasının yanısıra, Gümrük Birliği’nden bu yana mevzuatını AB müktesebatı ile uyumlaştıran ülkemizin pek çok alanda AB standartlarına uyum sağladığı gerçeğinin Raporda yer bulması, izlediğimiz kararlı politikaların bir yansımasıdır.

Mevcut uluslararası konjonktürde, AB’nin genişleme politikasını hakkaniyetli ve kapsayıcı bir zeminde yürütmesi elzemdir. Türkiye-AB ilişkilerinin her alanda güçlendirilmesi gereğinin geçmişe göre daha fazla önem arzettiği, bizzat AB tarafından da kabul edilen bir gerçektir. Tek taraflı ve haksız eleştirilerin yerine, işbirliği ve diyalog ruhuyla hareket edildiği takdirde, AB ile ilişkilerimizi daha sağlam temellere oturtmaya ve ortak çıkarlarımız doğrultusunda işbirliğimizi güçlendirmeye her zaman açığız. Adaylığımızı kağıt üzerinde kuru bir cümle olarak değil, AB’nin eylem ve söylemlerinde, somut adımlarında görmek istiyoruz.

2023 yılında deprem felaketi nedeniyle yaşadığımız zor zamanlarda AB’nin ülkemizle dayanışma içerisinde olduğunu göstermesi bizim için önemli ve kıymetlidir. Aynı dayanışma ve işbirliği ruhuyla, AB’yi ülkemizin katılım sürecinin önündeki engelleri kaldırmaya, daha fazla sorumluluk üstlenmeye ve ahde vefa ilkesinin gereklerini yerine getirmeye davet ediyoruz.”

Paylaşın

AB’den Türkiye’ye “Başkanlık Sistemi” Uyarısı

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu yayınladığı yıllık raporunda, Türkiye’nin demokratikleşme alanında geriye gidişini sürdüğü, özellikle başkanlık sistemindeki yapısal sorunların devam ettiği uyarısı yapıldı.

Sivil toplum konularında da ciddi gerilemenin devam ettiği ifade edilen raporda, yargının bağımsızlığı alanında ciddi gerilemenin devam etti ve son yıllardaki çok sayıda yargı reformu paketine rağmen yargı sistemindeki yapısal eksiklikler giderilmediği eleştirisi yapıldı.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre; Avrupa Birliği (AB) Komisyonu bugün yayınladığı yıllık raporunda, Türkiye’nin demokratik kurumlarının işleyişinde ciddi eksiklikler bulunduğu uyarısında bulundu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Komşuluk ve Genişleme Komiseri Oliver Varhelyi ile birlikte AB ile tam üyelik müzakerelerini yürüten, aday ve ve aday olmak isteyen 10 ülkeyle ilgili genişleme raporlarının yayınlanması dolayısıyla Brüksel’de basın toplantısı düzenledi.

Türkiye’nin demokratikleşme alanında geriye gidişini sürdüğü saptamasından bulunulan raporda, özellikle başkanlık sistemindeki yapısal sorunların devam ettiği uyarısı yapıldı.

Son seçimlere atıfta bulunulan raporda, medyada haberlerin ‘tek taraflı verilmesi ve adayların eşit şartlara sahip olmamasının’ iktidara ‘haksız bir avantaj sağladığı’ kaydedildi.

Anayasaya göre yetkilerin Cumhurbaşkanlığı düzeyinde merkezileştirildiği, yürütme, yasama ve yargı arasında sağlıklı ve etkili bir kuvvetler ayrılığı sağlanamadığı eleştirisi yapılan raporda, etkin olmayan denge ve denetleme mekanizması yüzünden yürütme organının demokratik olarak yalnızca seçimler yoluyla hesap verebilir hale geldiği saptamasında bulunuldu.

“Muhalefet partilerinin ve milletvekillerinin tek tek hedeflenmesiyle siyasi çoğulculuğun baltalanmaya devam ettiği” kaydedilen raporda, “iktidarın muhalefet partilerine üye belediye başkanları üzerindeki baskısının yerel demokrasiyi zayıflattığı” uyarısı yapıldı.

Raporda, Avrupa Konseyi’re bağlı Venedik Komisyonu’nun başkanlık sistemine ilişkin tavsiyelerinin hala dikkate alınmadığı bildirildi.

Hükümetin terörle mücadele konusunda meşru hakkı ve sorumluluğu bulunduğu kaydedilen raporda, ancak bunun hukukun üstünlüğü, insan hakları ve temel özgürlükler ilkelerine tam uyumlu biçimde yapılması ve terörle mücadele tedbirlerinin orantılı olması gerektiği kaydedildi.

Sivil toplum konularında da ciddi gerilemenin devam ettiği ifade edilen raporda, “Sivil toplum kuruluşları artan baskıyla ve faaliyet alanlarının daralmasıyla karşı karşıya kaldı; bu durum ifade, örgütlenme ve toplanma özgürlüklerinin kısıtlanmasına neden oldu.” denildi.

Yargının bağımsızlığı alanında ciddi gerilemenin devam etti ve son yıllardaki çok sayıda yargı reformu paketine rağmen yargı sistemindeki yapısal eksiklikler giderilmediği eleştirisi yapılan raporda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bazı kararlarının uygulanmamaya devam edilmesinin endişe verici olduğu bildirildi.

Raporda, yargının bağımsızlığını, tarafsızlığını ve kalitesini olumsuz yönde etkileyen yürütmenin hakim ve savcılar üzerindeki aşırı etki ve baskılarının ortadan kaldırılması konusunda ilerleme kaydedilmediği bildirildi.

Yolsuzlukla mücadele alanında alınan önlemlerin yetersizliğine işaret edilen raporda, yasal çerçevenin ve kurumsal yapının sınırlamaları yüzünden yolsuzluk davalarının soruşturma ve kovuşturma aşamaları üzerinde aşırı etkiye açık olduğu bildirildi.

Kamu kurumlarının hesap verebilirliği ve şeffaflığının iyileştirilmesi gerektiği kaydedilen raporda, yolsuzlukla mücadele stratejisi ve eylem planının olmayışının yolsuzlukla kararlı bir şekilde mücadele etme iradesinin bulunmadığını gösterdiği görüşü dile getirildi.

Raporda, Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu’nun (GRECO) tavsiyeleri uygulanmadığı belirtildi ve genel olarak yolsuzluğun bir sorun olmayı sürdürdüğü kaydedildi.

Raporda dile getirilen eleştiriler kısaca şu şekilde: “Genel insan hakları durumu iyileşmedi. İfade özgürlüğü konusunda ciddi gerileme devam etti.

Gazetecilerin, yazarların, avukatların, akademisyenlerin, insan hakları savunucularının ve eleştirel seslerin faaliyetlerine yönelik geniş kısıtlamalar, özgürlüklerini kullanmalarını olumsuz etkilemeye devam etti.

Ulusal güvenlik ve terörle mücadeleye ilişkin ceza kanunlarının uygulanması AİHS’ye aykırı olmaya ve AİHM içtihadından sapmaya devam etti.

Mayıs 2023 seçim kampanyası, ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalara tanık oldu.

Hem özel hem de kamu medyası, kampanyaya ilişkin yayınlarda editöryal bağımsızlığı ve tarafsızlığı garanti etmedi, bu da seçmenlerin bilinçli bir seçim yapma olanağını azalttı.

Mevzuatın ve uygulamanın Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na, Avrupa standartlarına ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun olmadığı toplantı ve örgütlenme özgürlüğü alanında ilerleme kaydedilmedi.

Barışçıl gösterilere defalarca yasaklamalar, orantısız güç kullanımı ve müdahaleler yaşandı. Göstericiler soruşturmaya tabi tutuldu.

Azınlıklara LGBTIQ bireylere karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, ayrımcılık ve nefret söylemi hala ciddi bir endişe kaynağı yaratıyor.”

Ukrayna ve Moldova’ya yeşil ışık

Öte yandan Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Ukrayna ve Moldova ile Avrupa Birliği’ne üyelik müzakerelerinin başlaması tavsiyesinde bulundu.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Brüksel’de yaptığı açıklamada “Bugün tarihi bir gün çünkü Komisyon, Konsey’e Ukrayna ve Moldova ile katılım müzakerelerini açmayı tavsiye ediyor” dedi. Von der Leyen, AB Komisyonu’nun Gürcistan’a da aday ülke statüsü verilmesi tavsiyesinde bulunduklarını söyledi.

Ukrayna ile müzakerelerin hükümetin yolsuzlukla mücadele reformlarını yapması, Avrupa Birliği standartlarına uygun lobicilik yasalarını yürürlüğe koyması ve azınlıklara sunulan güvencelerin güçlendirilmesi gibi şartları yerine getirdikten sonra başlaması tavsiye edildi.

Ukrayna ile Moldova 2022 yılında AB’ye katılım başvurusunda bulunmuş, iki ülkeye geçen yıl haziran ayında “aday ülke” statüsü verilmiş ve aday ülkelerin sayısı 8’e yükselmişti. Bu ülkeler, Arnavutluk, Bosna Hersek, Moldova, Karadağ, Kuzey Makedonya, Sırbistan, Türkiye ve Ukrayna.

Avrupa Birliği liderleri 14 ve 15 Aralık tarihlerinde Brüksel’de düzenlenecek zirvede Ukrayna ve Moldova ile üyelik müzakerelerinin başlaması konusunda nihai kararı verecek. Müzakerelerin tamamlanmasının ise yılları bulması bekleniyor. Müzakerelerin sonunda Avrupa Birliği’ne üyelik güvencesi ise sunulmuyor. Türkiye ile AB’ye katılım müzakereleri 3 Ekim 2005 tarihinde başlamıştı.

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, ‘Dezenformasyon Yasasının’ İptal Talebini Reddetti

Anayasa Mahkemesi (AYM), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından yapılan “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunun iptali talebini oy çokluğuyla reddetti. Karar 6’ya karşılık 8 oyla alındı.

Haber Merkezi / Anayasa Mahkemesi (AYM), Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 217A maddesinde düzenlenen “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunun iptali talebini bugün görüştü. AYM, “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunun iptali talebini oy çokluğuyla reddetti.

Karar 6’ya karşılık 8 oyla alınırken, Anayasa Mahkemesi (AYM) de “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçu maddesinin iptali yönünde rapor hazırlamıştı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), ilgili yasa için Türk Ceza Kanunu’na (TCK) eklenen maddenin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu.

Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Haber Sen’den oluşan basın meslek örgütleri de gazetecilerin keyfi olarak suçlanmasına, tutuklanmasına neden olan söz konusu maddenin iptali için AYM’nin karşısındaki alanda bugün “Sansüre ve tutuklamalara karşı basın nöbeti’ başlatmıştı.

Kamuoyunda dezenformasyonla mücadele olarak bilinen 7418 Sayılı Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu’nun 29’uncu maddesiyle TCK’nın 217/A maddesine ekleme yapılarak, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçu ihdas edilmiş, bu suçu işleyenlerin 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması öngörülmüştü.

TCK’ya eklenen 217/A maddesi şöyle: Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma: (1) Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. (2) Fail, suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi halinde, birinci fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır.

Gazeteciler, karar açıklanmadan önce dezenformasyon yasasını Anayasa Mahkemesi önünde protesto etti.

Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ve Haber Sen ortak bir açıklama yayınlayarak, “Bir yıldır onlarca gazetecinin soruşturulmasına, gözaltına alınmasına ve tutuklanmasına neden olan ‘halkı yanıltıcı bilgi yayma’ maddesinin keyfi suçlamalara yol açtığını artık tüm ülke biliyor, görüyor.

Bu hafta sadece üç günde üç gözaltı, dört soruşturma, bir tutuklama ile karşı karşıya kalan gazeteciler bu yasa maddesinin iptal kararını Anayasa Mahkemesi önündeki ‘Sansüre ve tutuklamalara karşı basın nöbeti’ ile karşılayacak” ifadeleri ile yasaya tepki gösterdi.

Paylaşın

Meral Akşener Net Konuştu: Bana Kazık Atan Herkesi…

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Meral Akşener, “En fazla parmak sallanan genel başkan benim Allah nasip ederse o parmakları tek tek kıracağım” dedi ve ekledi:

“En yakınından en uzağa kazık atan herkesi silmezsem adımı değiştireceğim. Bu netlik söylüyorum; iyiler hareketi her türlü cep doldurmaya ve zulmün karşısında sırtında yara olmayan tertemiz insanlardan oluşan bir partidir. Bunun dışında davrananların içimizde yeri yoktur.”

Yerel seçimlere ilişkin de konuşan Akşener, “Kadrolarımız hazır. Tek ihtiyacımız olan milletimizin bize bir fırsat vermesi. Fırsatı yakalarsak önce yerelde sonra tüm Türkiye iktidarın ayak seslerini herkese duyuracağız. Çünkü biz fırsatları geri tepen değil fırsatları değerlendiren bir partiyiz” ifadelerini kullandı.

İttifak tartışmalarına da değinen Meral Akşener, “Seçim günü bize duvar örenlerin bugün anlattıkları bizi ilgilendirmez. Bundan sonra kimseye kefil olmayız. İttifak diye paketlenen menfaat ilişkilerini tek tek yıkacağız” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akşener’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“İki gün sonra 10 Kasım. Mustafa Kemal bir umuttur. Mustafa Kemal mücadeledir. Mustafa Kemal bir gururdur. Geçtiğimiz hafta Cumhuriyetimizin 100. Yılına eriştik be aynı duygunda buluştuk. 10 Kasım’da da aynı duygudaşlıkta buluşacağız.

Ama 10 Kasım’da aynı dakikalarda Mustafa kemal’ anlamayanları ona düşmanlık edenleri de göreceğiz. İYİ Parti olarak ondan razı olduğumuzu ilan ediyor. Biz Mustafa Kemal Atatürk’ümüzden razıyız. Allah da razı olsun.

Enflasyon ile milletimizin acı yaşantısı devam ediyor. İktidar ise ekonomideki krizi derinleştiriyor. Yeni ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele planı hala yok. Hatırlarsınız daha önce bu kürsüden onun bir plan değil bir temenniler silsileli olduğunu söylemiştim. Onda da haklı çıktım

Merkez Bankası enflasyon tahminin yukarıya çekti. Bakalım yıl sonuna kadar daha kaç kere güncelleme gelecek. Bakalım gelen güncellemeler gerçek enflasyona yetişebilecek. Memlekette herkes masrafı kısarken devleti yönetenler masraflarını kısmıyor.

Saraydaki zevk-ü sefa ortamı tüm hızıyla sürüyor. Enflasyonda en başta gıda artışı var. Biz yıllardır tarımın ve gıdaya erişimin n e kadar hayati olduğunu söylüyoruz. İktidar ise bu durumu anlamıyor.

Geçen hafta Kütahya’daydım. Burada karşıma çıkan emekli bir kardeşim 7 bin 500 lira alıyorum nasıl geçineyim dedi. Bakın bu durum bir garabet. Biz emekli maaşlarını asgari ücret düzeyine çıkartın diyoruz ama ülkemizde 7 bin 500 lira alamayan insanlarımız var.

Kütahya’da ziyaret ettiğim bir köyde hayvancılık yapılan meralar kamulaştırılmış. Köylü hayvancılık yapamıyor.

Deprem riski nedeniyle yıktıkları köy okulunu yerine okul bile yapılmamış Burada yaşayan insanlarımızın köyü terk etmesi için her şeyi yapıyorlar. Hani akran zorbalığı var ya bu da İktidar zorbalığı.

Tarım bir koyup beş alacağımız ülkemize istihdam sağlayacak bir yatarımı alanıdır. Tüm bunların gerçekleşmesi için bir vizyon gerekiyor. AK Parti’nin böyle bir vizyonu olmadığını için 21 yılda geldiğimiz nokta ortada.

En fazla parmak sallanan genel başkan benim Allah nasip ederse o parmakları tek tek kıracağım. En yakınından en uzağa kazık atan herkesi silmezsem adımı değiştireceğim. Bu netlik söylüyorum; iyiler hareketi her türlü cep doldurmaya ve zulmün karşısında sırtında yara olmayan tertemiz insanlardan oluşan bir partidir. Bunun dışında davrananların içimizde yeri yoktur.

BM Genel Sekreteri bile Netanyahu’nun mezalimin karşısında sadece dehşete düştük demekle yetiniyor. İnsan hakları ve savaş hukuku paspasa çevrilirken, kadınlar, çocuklar, masum siviller katledilirken dünya ını göstermiş olduğu bu vurdum duymazlık utanç vesikası olarak yer alacak. Bugün tüm ülkelerin meclislerinde Netanyahu’nun savaş suçlusu ilan edilmesi gerekiyor. Geç bile kalındı.

Batı Hamas terörünü hedef alıp Netanyahu’yu görmüyor doğu ise Netanyahu terörünü görüp Hamas’ın vahşetini görmüyor. Türkiye hakkın ve adaletin tarafı olmalıdır. Türkiye’nin görevi katil Netanyahu’yu durdurmaktır. ABD’nin de Netanyahu’yu durdurmaya gücü yeter.

Ak Parti iktidarının Türk milletine karşı alışkanlık haline getirdiği kuzuyu yiyip, çobanla sohbet edip acıyı paylaşmak rolünü kaldıracağız. Bu bir ahlaksızlık ölçüsüdür.

Gazze’den çıkması gereken katil Netanyahu’dur. Filistin davasında samimiyseniz o zaman üzerine günlerdir bomba yağan Filistin halkının evlerinden koparılmasına müsaade etmezsiniz. Sakın ola ABD’nin sivilleri çıkarma planının oyuncağı olmayın. Sakın ola ülkemizi yeni bir mülteci akınına dahil etmeyin.

Filistin’den Gazze’den o insanları çıkardığınızda iddia ediyorum bir daha oraya döndüremezsiniz. Bu çok büyük bir ahmaklıktır. Ondan sonra Filistin diye bir devlet kalmaz. Gazze kalmaz. Eğer Gazze’den insanlar isterse de Mısır’a gitsin o insanları birinci önceliği orada tutmaktır. Türkiye bu konuda görev almalıdır.

Yeni bir imar sistemi oluşturacağı. Yerel yönetimde yolsuzluğa geçit vermeyecekler yeni örnek bir standartı geçireceğiz. İYİ Parti yönetiminde yolsuzluk olmayacak. Bağımsız denetim firmaları denetleyecek. İhaleler açık olacak.

İYİ Parti belediyeleri sığınmacı istilası karşı etkin mücadele edecek. Sığınmacılara mülk satışına izin vermeyecek.

Yerel seçimlere kısa bir süre kaldı. Kadrolarımız hazır. Tek ihtiyacımız olan milletimizin bize bir fırsat vermesi. Fırsatı yakalarsak önce yerelde sonra tüm Türkiye iktidarın ayak seslerini herkese duyuracağız. Çünkü biz fırsatları geri tepen değil fırsatları değerlendiren bir partiyiz.

Önce ben diyenlerin aramızda işi yoktur. Biz önce millet önce memleket dedik. Sözlerimiz her zaman açık ve net oldu. Sözlerimiz bazılarında karın ağrısı yaptı. Bizi hainlikle suçlayanlar hafta sonu itibari ile birere değişim havarisi oluverdi.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı çıktık diye bize demediğini bırakmayanlar yeni Genel Başkan Özgür Özel’in fanları oldu. Bana hain diyenler utanmadan Kılıçdaroğlu’na en ağır hakaretleri ettiler ne dediler biliyor musonuz niye aday oldun da kaybettin dediler.

Ez cümle kral öldü 2023’e damga vuran garip anlayış aynen yerinde duruyor. Nitekim tüm kurultay süreci boyunca Türk sağına bol miktarda hakaret ettiler. Her türlü erdemi solda her türlü ahlaksızlığı sağda gören konuşmalar yapıldı.

Eğer bensem o ben kimsenin arkasından hançer vurmadım. Ben hançeri kalbine vururum arkadan işim yoktur. Benim elimde hançer yok. Sırtımda hançer yok. Bunu kimse üstüne almadı benim sütüme kaldı. Tüm bunlar zevkle alkışlandı Ne sağcılıkmış bütün kötülüklerin anası Ne milliyetçilikmiş tüm kötülüklerin anası.

Gelin ortak bir berber dükkânı kuralım dediniz. Çırak çıktı sorunumuz yok. Duraydınız arkasında. Herkese selam gitti biz hariç. Yan yana gelmenin zor olduğunun işareti.

Benim sırtımda da hançer vardır demiyorum. Gereğini yapmıyorsan ha bire hançerlenirsin, kendine bir şey istiyorsan ha bire hançerlenirsin, ölümüne bir şeyi isteyip çevreyi görmüyorsan elbette hançerlenirsin. O hançerlerin sahiplerini sonra karşında bulursun. Ben kimseyi hançerlemedim hançerlemem. Ben olmadığıma göre hançer kimin? Benim sırtımda hançer mançer yok. Bu hançer edebiyatı çok ilginçti. Kimse üzerine almadı, benim üzerime kaldı, görüşeceğiz.

Çok merak ediyorum seçim döneminde kendini kallavi milliyetçi olarak tarif edip beni parçalayan bazı muhteremlerin hiç ayırt edilmeden selamlar gönderildiği kongreden sonra görüşleri nasıl olacak. Milliyetçilik mi terk edilecek?

Seçim günü bize duvar örenlerin bugün anlattıkları bizi ilgilendirmez. Bundan sonra kimseye kefil olmayız. İttifak diye paketlenen menfaat ilişkilerini tek tek yıkacağız.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel, Yerel Seçim Hedeflerini Açıkladı

31 Mart 2024 yılında yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan CHP’nin yeni genel başkanı Özgür Özel, “Halihazırda yönettiğimiz bütün belediyeleri tekrar kazanmak ve bu listeye yeni belediyeler eklemek istiyoruz” dedi ve ekledi:

“Başta memleketim Manisa, kazanmaya çok yakın olduğumuz Bursa ve komşu illerimizdeki belediyeleri kazanmayı, sahil şeridini kalınlaştırmayı, Karadeniz dahil az sayıda belediye kazandığımız bölgelerde daha fazla belediyeyi yönetmeyi hedefliyoruz. Alınabilecek çok sayıda belediyeyi daha yönetme iddiamızın yanı sıra, siyasetimizde 10 yıldır var olan, “Yüzde 52’ye Yüzde 48’lik” dengeyi gösterdiğimiz aday profili ve uygulayacağımız siyaset ile iktidar bloku aleyhine değiştirmeyi amaçlıyoruz.”

Hafta sonu yapılan kurultayda Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 8. genel başkan seçilen Özgür Özel, yerel seçimlerdeki hedefini açıkladı, tüzük kurultayı vaatlerinin arkasında durduğunu söyledi.

Cumhuriyet Gazetesi’nden Sertaç Eş’e konuşan Özgür Özel, sorunu olan her yurttaşın yanında ya kendisinin ya da bir CHP’linin mutlaka olacağını söyledi.

Özel, “Laikliği savunmaktan mahcubiyet duymayan bir çizgide, tabanımızın hassasiyetlerinin farkında ama tabanımızı genişletmek için siyaset yapacağız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini hep birlikte iktidar yapacağız” dedi. Özel, partinin daha demokratik bir yapılanmaya gitmesi için her fırsatta dile getirdiği vaatlerinin arkasında olduğunu da vurguladı.

Yerel seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan Özel, “Cumhuriyet Halk Partisi olarak yerel seçimlerde, halihazırda yönettiğimiz bütün belediyeleri tekrar kazanmak ve bu listeye yeni belediyeler eklemek istiyoruz.

Başta memleketim Manisa, kazanmaya çok yakın olduğumuz Bursa ve komşu illerimizdeki belediyeleri kazanmayı, sahil şeridini kalınlaştırmayı, Karadeniz dahil az sayıda belediye kazandığımız bölgelerde daha fazla belediyeyi yönetmeyi hedefliyoruz.

Alınabilecek çok sayıda belediyeyi daha yönetme iddiamızın yanı sıra, siyasetimizde 10 yıldır var olan, “Yüzde 52’ye Yüzde 48’lik” dengeyi gösterdiğimiz aday profili ve uygulayacağımız siyaset ile iktidar bloku aleyhine değiştirmeyi amaçlıyoruz” ifadelerini kullandı.

Tüzük kurultayına ilişkinde konuşan Özgür Özel, şunları söyledi: “15 Eylül günü adaylık açıklamam sırasında kamuoyuna ilan ettiğim, ardından il kongrelerinde ve il gezilerinde verdiğim ve kurultay konuşmamda da ifade ettiğim tüm vaatlerin arkasındayım, tüzük değişiklikleri de dahil. Tüzük konusundaki taahhütlerimizi yerine getireceğiz.

Önümüzdeki hafta il başkanlarımız ile bu konu gündemli bir toplantı yapacağız ve önerilerini alacağız. Taahhüt ettiğimiz değişiklikleri yapacağız.  İlan edilen tarihte daha önce verilmiş taahhütleri de yerine getirmek üzere tüzük kurultayı yapacağız. Ancak tüzüğümüzdeki esaslı değişikliği, dünyadaki iyi örnekleri de inceleyerek yerel seçimlerden sonra yapacağız.”

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan Filistin Tepkisi: Bir Halk Göz Göre Göre Soykırıma Uğruyor

TBMM’deki Saadet – Gelecek grup toplantısında konuşan SP Lideri Karamollaoğlu, Gazze bugün bu haldeyse, İslam ülkelerinin yöneticilerinin sorumluluklarını yerine getirmeyişindendir. Eğer bir avuç Siyonist dünyayı böylesine pervasızca ateşe verebiliyorsa, İslam ülkelerinin yönetiminde bulunanların, kendi ülkelerini güçlendirecek politikaları uygulamamasından kaynaklanmaktadır” dedi ve ekledi:

“Eğer bugün Filistin meselesinde kör, sağır ve dilsiz taklidi yapılıyorsa; bilinmelidir ki zamanında atılması gereken adımların atılmayışındandır. Türkiye’mizi ele alalım. 21 yıldır iktidarda bulunanlar, ülkemizi maddi ve manevi olarak kalkındıracak politikalar uygulamış olsalardı bugün böyle olur muydu?”

Karamollaoğlu konuşmasını, “Sosyal hayatta ahlakı ve adaleti esas almış olsalardı, ekonomik hayatta üretimi esas alarak ülkemizi güçlendirmiş olsalardı, dış politikada şahsiyetli bir dış politika takip etselerdi; İsrail bölgemizde böylesine rahat at koşturabilir miydi? Tarım ve hayvancılıkta bile kendi kendine yetebilen bir ülkeyken, bugün her şeyi ithal eder hale gelişimizdir işte bugün elimizi kolumuzu bağlayan” sözleriyle sürdürdü.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi haftalık grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Karamollaoğlu’nun cümlelerinin satırbaşları şu şekilde:

“Başta Sayın Davutoğlu olmak üzere bütün Gelecek ve Saadet Partili isimleri saygıyla selamlıyorum. Çok farklı bir dönemden geçiyoruz. Uzun yıllar böyle bir manzarayla karşı karşıya kalmadık. Ancak acılı bir manzarayla karşı karşıyayız.

Bugün yaşadığımız problemlere de çözüm tekliflerini de kamuoyuyla paylaşmak bizim bir görevimizdir. Filistinli mazlumların yanında olmayı bir görev biliyoruz. Yıllardır Gazze’yi adeta bir açık hava hapishanesine dönüştürenler sessizlikten aldıkları güçle ortadan kaldırmak için harekete geçtiler.

Karşılaştığımız manzaranın sadece bu güne ait olmadığını söylediğim rakamlarla görmüş olacağız. Aslında 2010 yılından itibaren her sene kaç kişi katledildi?

2012: 1650, 2013’te 4 bin 936, 2014’te 19 bini geçmiş, 2017’de 8 bin 500, 2019’da 15 bin kişi… 2020’de 2 bin 700 küsür, 2023’te 10 binden fazla insan hayatını kaybetti. Yıllardır herkes bu ölümler karşısında sustu! Tam 1 ay oldu, herkes yine susuyor, dünya yine görmezden geliyor. Bir halk göz göre göre soykırıma uğruyor.

Saadet-Gelecek Grubu olarak, ilk günden itibaren zulme karşı sesimizi yükselttik, mazlumların yanında saf tuttuk; bundan sonra da böyle yapmaya devam edeceğiz. Gazze için yola çıkan milletvekili arkadaşlarımız Mısır’da temaslarda bulundular, Gazze’ye girebilmek için çok uğraştılar. Maalesef mümkün olmadı. Nasıl bir işgal ile karşı karşıya bulunduğumuzun en net fotoğrafıdır bu aslında: Türkiye’nin milletvekilleri, Gazze’ye girmek istiyor ama giremiyor.

ABD, İngiltere, Almanya ve diğer ülkelerin başkanları, başbakan ve bakanları Tel Aviv’e gidiyor ama bizler Gazze’ye gidemiyoruz! İşte Batı’nın iki yüzlülüğü! İşte İslam ülkelerinin acizliği! İşte Türkiye’nin hali! Hepsi birleşince, bir halk göz göre göre işte böyle soykırıma uğruyor! Yere batsın sizin insan hakları ve demokrasi söyleminiz! Yere batsın sizin “normalleşme” süreçleriniz! Yere batsın sizin reel-politiğiniz! Gazze Filistin’indir! Kudüs’ün Doğusu da Batısı da Filistinlilerindir!

Muhterem arkadaşlar; Gazze insansızlaştırılmak isteniyor. Ama nasıl? Filistinlileri vatanlarını terke zorlayarak! Bir aydır kılı bile kıpırdamayanların buldukları çözüm bu! Çözüm diye sundukları şey; Gazze’yi tamamen İsrail’e teslim etmek! Bunların çözümü; yüz binlerce insanı mülteci olarak vatanlarını terk etmeye zorlamak!

Bir türlü akıllanmadınız! Yetmedi mi milyonlarca insanın evini, barkını terk etmesi! Hiç mi ders çıkarmadınız Irak’tan, Afganistan’dan, Suriye’den! Bu adım, sadece Büyük İsrail Projesi çerçevesinde atılan bir adımdır; hiç mi anlamadınız! Hem sivil dediğiniz kimler? Vatanlarını korumaya çalışan, tüm Müslümanlar adına Mescid-i Aksa’ya sahip çıkanları nasıl adlandıracaksınız peki? Birileri gibi “terörist” mi diyeceksiniz, yoksa birileri gibi “silahlı unsurlar” olarak mı adlandıracaksınız?

Herkes bilsin ki, buna ne yazık ki ülkemizin iktidarını da dahil ediyorum; Gazze Filistin’indir! Kudüs’ün doğusu da batısı da Filistinlilerindir! Gazze’nin Boşaltılması, “Teklif Dahi Edilemez” 1897’yi ve 1917’yi bilmeyenler, 1948’de bir emrivaki ile İsrail’in kuruluşunu ve 1967’de yaşananları anlayamadılar. Sandılar ki İsrail, duracak! Sandılar ki İsrail, bugüne kadar uyguladığı zulme son verecek!

1948’i ve 1967’yi unutanlar, bugün kalkmışlar çözüm diye Gazze’yi boşaltmayı konuşuyorlar! “BOP tıkır tıkır işlesin” demek neyse; bu adım da işte odur! Bizim açımızdan “teklif dahi edilemez”, gündeme dahi getirilemez bir konudur bu! Bunu teklif etmek ihanettir, bu teklif karşısında “acaba” diye düşünmek gaflettir!

“Mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz!”

Bu; Kıbrıs’tan vazgeçelim, Mavi Vatan iddialarımızdan vazgeçelim, İsrail’i daha da büyütelim, coğrafyamızda onulmaz yaralar açalım, Mescid-i Aksa’yı sahipsiz bırakalım demektir. Herkes bilsin ki; biz bunu kabul etmiyoruz! Bu işbirlikçi anlayışı reddediyoruz! Diplomatik ilişkilerde kameralar önünde semboller üzerinden sözde mesajlar verip, kapalı kapılar ardında bu tür anlaşmaları kabul eden anlayışla mücadelemizi ise kararlılıkla sürdüreceğiz!

Bu noktada bir paragraf açarak, Batı’nın emperyalist anlayışına işaret etmek istiyorum. Görüyoruz ki Batı alemi, ne uluslararası hukuka uymayı ne de insan haklarına sahip çıkmayı benimsiyor. İsrail ve Filistin söz konusu olunca, bu değerlerin hepsi rafa kaldırıldı. Emperyalist ve sömürü damarları kabardı! Yani eski kodlarına geri döndüler! Artık bu blokun dünyaya huzur ve barış getirmesi mümkün değildir! Adaleti ve insan haklarını önceleyecek yeni bir anlayışa ve oluşuma ihtiyaç var. Bunu sağlayacak olanlar da bizleriz.

Muhterem arkadaşlar, değerli milletvekilleri; biz bugünlere adım adım geldik. Yapılanlar ve yapılmayanlarla, verilen tavizlerle bugünlere geldik. Irak ve Afganistan’da yapılan yanlışlar, Tunus, Libya ve Mısır’da yaşananlara sebep oldu. Oralarda yapılan yanlışlar, Suriye’de daha büyük problemlere sebep oldu. Bu süreçlerin her birinden İsrail daha da güçlenerek çıktı. Akan kan ve gözyaşları üzerinden birileri iktidarlarını korurken, İsrail gün be gün pervasızlaştı. Evet, birileri iktidarlarını hep korudu; ancak bölgemiz her geçen gün daha huzursuz ve daha güvensiz bir yer haline geldi.

Ülkesini kalkındırmayı değil, kendisini ve çevresini zengin etmeyi önceleyen işbirlikçi yönetimler zalimler karşısında sustu! Vatandaşlarının hayat standartlarını değil, bindikleri arabaların modellerini yükseltmeyi, birbiri ardınca yazlık ve kışlık saraylar inşa etmeyi tercih edenler, mazlumları kimsesiz bıraktı!

Değerli arkadaşlar; Gazze bugün bu haldeyse, İslam ülkelerinin yöneticilerinin sorumluluklarını yerine getirmeyişindendir. Eğer bir avuç Siyonist dünyayı böylesine pervasızca ateşe verebiliyorsa, İslam ülkelerinin yönetiminde bulunanların, kendi ülkelerini güçlendirecek politikaları uygulamamasından kaynaklanmaktadır. Eğer bugün Filistin meselesinde kör, sağır ve dilsiz taklidi yapılıyorsa; bilinmelidir ki zamanında atılması gereken adımların atılmayışındandır.

Türkiye’mizi ele alalım. 21 yıldır iktidarda bulunanlar, ülkemizi maddi ve manevi olarak kalkındıracak politikalar uygulamış olsalardı bugün böyle olur muydu?

Sosyal hayatta ahlakı ve adaleti esas almış olsalardı, ekonomik hayatta üretimi esas alarak ülkemizi güçlendirmiş olsalardı, dış politikada şahsiyetli bir dış politika takip etselerdi; İsrail bölgemizde böylesine rahat at koşturabilir miydi? Tarım ve hayvancılıkta bile kendi kendine yetebilen bir ülkeyken, bugün her şeyi ithal eder hale gelişimizdir işte bugün elimizi kolumuzu bağlayan.

Açlık Sınırı 13 Bin Lirayı, Yoksulluk Sınırını da 44 Bin Lirayı Geçti İktidara sesleniyoruz: Herkes bilir ki; “Borç alan, emir alır.” Yapmayın, dedik; dinlemediniz. “Kendi ihtiyaçlarını üretmeyen, başkasına muhtaç hale gelir.” dedik, dinlemediniz. Borç-faiz-borç sarmalına kendini kaptıran, bir daha kurtulamaz dedik, dinlemediniz. Manevi kalkınma ihmal edilerek, maddi kalkınma mümkün değildir dedik, onu da dinlemediniz.

Bugün gelinen nokta işte ortada! Sadece kınamayla, mitingle, konvoyla, fotoğraf karelerindeki semboller ve jestlerle durumu kurtarmaya çalışıyorsunuz. Muhterem arkadaşlar; açlık sınırının 13 bin lirayı, yoksulluk sınırının da 44 bin lirayı geçtiği; Buna karşılık emeklilerinin 7 bin 500, asgari ücretli milyonların da 11 bin 400 liraya mahkum edildiği bir ülkenin dış politikada sözü geçer mi? Bilmeliyiz ki; daha KYK yurtlarındaki asansörlerinin güvenliğini bile sağlayamayan bir ülkenin, mazlumlara güven vermesi beklenemez!

Muhterem arkadaşlar; eğri oturup, doğru konuşalım: kendi ülkesinde adaleti tesis edemeyenlerin, başka ülkelerde yaşanan adaletsizliklere karşı söylediği cümleler dikkate alınmaz. Sırf gazetecilik yapıyor diye gazetecileri tutuklarsanız, tutuksuz yargılama esasken, tutuklu yargılamayı bir norm haline getirirseniz; kimse sizi dikkate almaz! Bizim iktidara dönük eleştirilerimiz sadece bugüne dair değildir, dünden bugüne yapılan yanlışların bugün bizi getirdiği noktayadır bizim temel itirazımız. Dünden bugüne satılan fabrikalaradır bizim sitemimiz.

Irak’a binlerce sortinin bizim topraklarımızdan yapılmış olmasınadır bizim tepkimiz. Kurduğumuz cümlelerin tonunu belirleyen husus; 21 yıldır BOP’un adım adım uygulanışı ve eş başkan olarak buna ya ortak olmuş ya da göz yummuş olmanızdır. İsraf, rüşvet ve yolsuzluk düzeninin ülkemizi getireceği noktayı biliyorduk; işte 21 yıldır size yükselttiğimiz itirazlarımızın sebebi budur. İsveç’in NATO Üyeliği Konusunda Çizilen Zikzaklardır Bugün İsrail’i Bu Denli Şımartan. Değerli milletvekilleri, kıymetli misafirlerimiz; adaletten eğitime, sağlıktan sanayiye, ekonomiden dış politikaya varıncaya dek her bir parça bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır.

“İsrail, alçakça saldırılarına devam edebiliyorsa…”

Birinde meydana gelen bir yanlış, zincirleme etkisiyle diğerlerini etkilemektedir. Adalet düğmesini yanlış iliklemek, ekonomi düğmesinin de yanlış iliklenmesine, ekonomideki yanlışlık da dış politikada acziyete sebep olmaktadır. Bugün Türkiye, Filistin meselesinde aktif bir rol üstlenemiyorsa; işte sebebi bunlardır. Bugün İsrail, alçakça saldırılarına devam edebiliyorsa; 2002’den bu yana uygulanan yanlış politikalardandır.

Bugün Gazze’ye insani yardımlar dahi ulaşamıyorsa; Türkiye’yi güçlü kılacak politikaların uygulanmayışındandır. İsveç’in NATO üyeliği konusunda çizilen zikzaklardır bugün İsrail’i bu denli şımartan. Özetle; 21 yıldır ısrarla yapılan yanlışlardır, bugün Gazze’nin bu denli çaresiz bırakılışının sebebi.

Hamas’ın Mücahitlerine, Gazi Meclisimizin Çatısı Altından Selam ve Dualarımızı Gönderiyoruz. Muhterem arkadaşlar; biz dün ne dediysek bugün de aynı şeyleri söylüyoruz, dün nerede duruyorsak bugün de kararlı bir şekilde aynı yerde duruyoruz. İsrail’in güvenliğini tesis edecek her bir adıma dün olduğu gibi bugün de karşı çıkıyoruz. Sivillerin tahliyesi adı altında Gazze’nin insansızlaştırılmasını kabul etmiyoruz! Vatanlarına sahip çıkan ve Müslümanların onurunu kurtaran Hamas’ın mücahitlerine, benzer mücadeleyi bir asır önce yürüten Gazi Meclisimizin çatısı altından selam ve dualarımızı gönderiyoruz.

Saadet-Gelecek Grubu olarak, “Özgür Filistin” için haykırmaya devam edeceğiz! İsrail ve ABD’nin bölgemizde yürüttüğü ve adım adım ülkemizi kuşatan politikalarına karşı kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz!

And Olsun ki, Gazze’yi siyonistlerin emellerine terk etmeyeceğiz. And olsun ki, Gazze’yi Siyonistlerin emellerine terk etmeyeceğiz. Mazlumları asla sahipsiz bırakmayacağız. And olsun ki, emperyalizmin ve siyonizmin tuzaklarını boşa çıkaracağız. And olsun ki, herkes sussa biz susmayacağız. Herkes bu davadan vazgeçse bizler vazgeçmeyeceğiz.”

GP Lideri Davutoğlu’ndan Gazze tepkisi

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da, Saadet ortak grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Davutoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

“Özel bir gündeyiz. Dört milletvekilimiz Gazze’ye gitmek üzere Kahire temaslarını anlattılar. Bir yıl dönümünü hatırlatmak isterim. 7 Kasım… Gazze’den son Osmanlı askerinin çekilip, Gazze’nin general Allenby güçlerine düştüğü gündü. Son Osmanlı askeri Gazzelilerle birlikte direnerek, Gazze’yi terk etmek zorunda kaldıkların arkalarında bırakmak zorunda kaldılar.

Kahramanlar tepesi kahramanları bekliyorlar. Milli tarihimizden yoksun, tarih bilincinden bir haberlere sesleniyorum; var mısınız?

Paylaşın

HEDEP’li Önder’in Yargılanması Durduruldu!

Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi, HEDEP’li Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder’in yargılanmasının durdurulmasına karar verdi. Önder, “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla yargılanıyordu.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (HEDEP) Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder hakkında “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılan davanın duruşması Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Önder’in duruşmada avukatı Serdar Çelebi hazır bulundu.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre bir önceki celsede, Önder’in milletvekili seçilmesi nedeniyle Anayasa’nın yasama dokunulmazlığını düzenleyen 83’üncü maddesi kapsamında yeniden yasama dokunulmazlığı kazandığı ve yargılamasının durdurulması talebi sonrası, mahkemenin İl Seçim Kurulu’ndan ve Meclis’ten istediği vekillik belgeleri mahkemeye ulaştı.

Avukat Çelebi, mahkemenin istediği belgelerin geldiğini hatırlatarak, yargılamanın durdurulması talebini yeniledi. Mahkeme, yeniden vekil seçilerek yasama dokunulmazlığı kazanan Önder’in yargılanmasının durdurulmasına karar verdi.

Sırrı Süreyya Önder kimdir?

7 Temmuz 1962’de Adıyaman’da doğdu. 1960’lı yıllarda Türkiye İşçi Partisi’nin Adıyaman kurucusu ve il başkanı olan babası sirozdan vefat edince sekiz yaşındayken annesi ve dört kardeşi ile dedesinin evine taşındı. Bu dönemde bir fotoğrafçıda çırak olarak çalışmaya başladı. Pek çok farklı işte çalışan Önder,önce Maraş Katliamı protestosu, 12 Eylül, açlık grevi gibi protesto ve eylemler nedeniyle birkaç kez cezaevine girdi.

İlk yönetmenlik deneyimini BKM tarafından çekilen, senaryosunu da kendisinin yazdığı Beynelmilel adlı film oldu. 2012 yılında F Tipi Film’in yönetmenlerinden biri oldu. İtirazım Var filminde senarist olarak yer aldı. BirGün gazetesinde köşe yazıları yazarak gazeteciliğe başladı. Daha sonra Radikal ve Özgür Gündem gazetelerinde yazılar yazdı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) saflarında katıldığı Haziran 2015 genel seçimlerinde ve Kasım 2015 genel seçimlerinde ise Ankara 1. bölgeden milletvekili seçildi. TBMM 24. Dönem İstanbul, 25. Dönem ve 26. Dönem Ankara milletvekili olarak görev yaptı. 2023 Türkiye genel seçimlerinde Yeşil Sol Parti’den (YSP) 28. dönem İstanbul milletvekili seçildi.

Paylaşın