CHP’de Yeni Dönem: ‘Gölge Kabine’ Oluşturuldu

38. Olağan Kurultayı’nın ardından Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) yeni Merkez Yönetim Kurulu (MYK) ve Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) yönetim üyeleri belli oldu. 24 üyenin bulunduğu MYK’daki 17 isim “Gölge Kabine” olarak görev yapacak.

CHP’nin yeni genel başkanı Özgür Özel, “43. Parti Meclisim, söz verdiğim gibi benden genç. İllere söz vermiştik PM’de örgütümüz kendini görecek diye. PM’de daha önce İl ve İlçe Başkanlığı yapmış 15 arkadaşımız, daha önce örgütlerde görev yapmış 32 arkadaşımız var. PM’nin salt çoğunluğu örgüte emek vermiş kişilerden. Bir sözüm vardı. Böyle bir heyette 50+1’i milletvekili yaparlar. Ben bu geleneği terk edeceğimi söyledim. PM’de sadece 14 milletvekilimiz var” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) genel başkan değişiminin yaşandığı 38. Olağan Kurultayı’nın ardından partinin yeni Merkez Yönetim Kurulu (MYK) belli oldu.

CHP’nin yeni genel başkanı Özgür Özel, toplantının ardından açıklama yaptı. Özel’in açıklamaları şöyle:

“Türkiye’de CHP’nin en önemli iktidar alternatifi olduğunu, yapıcı, etkili, yol gösteren ve engel olabilen bir muhalefet anlayışıyla ilerleyişini ve bunu nasıl bir parti mimarisi ile yapabileceğini anlatacağım. Kurultayda verdiğimiz her sözü tutuyoruz. CHP’yi iktidar yapma inancıyla çalışıyoruz. Bunun ilk sınavı Mart ayının sonunda yapılacak yerel seçimler. Yerel seçimlerde elimizde bulunan belediyelerimizin yeniden kazanılması, bu kazanımda bir tek kriterimiz var.

Milletin gönlünde yer etmiş, seçildiği günden daha iyi durumda olan ve yeniden seçilecek belediye başkanlarımız yeniden aday olacaklar. Yaptığı hizmet halkta teveccüh görmüyorsa durumları yeniden değerlendirilecek. Objektif kriterle ilerleyeceğiz. Kimsenin hakkını yemeden ilerleyeceğiz. Ben, hiçbir belediye başkanını ‘değişim’ karşıtı diye cezalandırmak ve hak ettiği görevi kendisine vermemek niyetinde değilim. Hiç kimse de bize destek verdi diye hak etmediği bir yere gelmeyecek.

Türkiye’de hiçbir il ve ilçede, değişim ekibinin söz verdiği bir adayımız yok. Sadece Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu ve Aydın’ın topuklu efesi ile ilgili genel başkanımızın anketlerde gördüğü çok yüksek memnuniyet oranına dayanarak ifade ettiği ve bizim de o oranlarla PM’ye o sözün arkasında duran bir teklifle geleceğiz. Bize yakın diye kimseyi kayırmayacağız, geçmişte bize uzak durdu diye kimseyi cezalandırmayacağız.

Parti Meclisimizin yaş ortalaması 43. Parti Meclisim, söz verdiğim gibi benden genç. İllere söz vermiştik PM’de örgütümüz kendini görecek diye. PM’de daha önce İl ve İlçe Başkanlığı yapmış 15 arkadaşımız, daha önce örgütlerde görev yapmış 32 arkadaşımız var. PM’nin salt çoğunluğu örgüte emek vermiş kişilerden. Bir sözüm vardı. Böyle bir heyette 50+1’i milletvekili yaparlar. Ben bu geleneği terk edeceğimi söyledim. PM’de sadece 14 milletvekilimiz var.

Tam 24 üyeden oluşan bir MYK listesi göreceksiniz. Ben geçmişte sayın genel başkanın 2014’te listesinde değilken, listeyi en yüksek oyla delmiş listeye girmiştim. Parti Meclisi’nde bizim anahtar listemizde olmayan 8 arkadaşımız var. 8 arkadaşımızdan 4’ünü görevlendirmiş durumdayız. Bizim listemizden giren arkadaşlarımızdan yüzde 50’sinden daha azını görevlendirdik. Açıklayacağımız MYK’nın yaş ortalaması 46’dır. MYK’da 24 üye arkadaşımız var. MYK’mızın iki kompartımanı var. Gruplardan bir tanesi gölge kabine.

Gölge Kabine’deki isimleri şöyle:

İçişleri Bakanlığı: Murat Bakan
Adalet Bakanlığı: Gökçe Gökçen
Sağlık Bakanlığı: Zeliha Şahbaz
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı: Aylin Nazlıaka
Milli Eğitim Bakanlığı: Suat Özçağdaş
Enerji Bakanlığı: Deniz Yavuzyılmaz
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı: Gülşah Deniz
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı: Gamze Taşçıer
Dışişleri Bakanlığı: İlhan Uzgel
Gençlik ve Spor Bakanlığı: Sevgi Kılıç
Hazine ve Maliye Bakanlığı: Yalçın Karatepe
Kültür ve Turizm Bakanlığı: Koza Yardımcı
Milli Savunma Bakanlığı: Yankı Bağcıoğlu
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı: Pınar Uzun
Ticaret Bakanlığı: Volkan Demir
Ulaştırma Bakanlığı: Ulaş Karasu
Tarım Bakanlığı: Erhan Adem

Genel başkan yardımcıları:

Genel Sekreter: Selin Sayek Böke
Yurt içi Yurt dışı Örgütlenme: Ensar Aytekin
Sayman: Özgür Karabat
Yerel Yönetimler: Gökan Zeybek
Halkla İlişkiler ve Medya: Burhanettin Bulut
Seçim ve Parti Hukuk İşleri: Gül Çiftçi
Parti Sözcüsü: Deniz Yücel

CHP 38. Olağan Kurultayı’nda Özgür Özel’in listesinden yer almayarak listeyi delen Müslüm Sarı, Mehmet Tüm, Semra Dinçer, Orhan Sarıbal, Ali Haydar Hakverdi, Koza Yardımcı, Aylin Nazlıaka, Saliha Barut’tan üç isim A Takımı’nda yer aldı. Aylin Nazlıaka Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı eşitliğinde gölge bakanlık, Koza Yardımcı Kültür ve Turizm Bakanlığı eşitliğinde gölge bakanlık, Mehmet Tüm ise Yurt Dışı Örgütlenmesinde görev aldı.

Kurultayda iki listede yer almayarak Parti Meclisi’ne seçilen Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı eşitliğinde gölge bakanlığa seçildi.

Özgür Özel: 24-25 Kasım’dı. Tavsiye kararı olarak almışlar. Bir ay önceden başvurmak, gazete ilanı vermek, il başkanlıklarından, meclis gruplarından birer kişi istemek gibi işlemler yapılmadığından 24-25 Kasım mümkün değil. Onun üzerine en kısa takvim 15 Aralık günü yapabiliyoruz. Orda da bütçe görüşmelerinin tam göbeği. Öyle olunca İl Başkanlıkları da bir an önce belediye başkanlarını belirlemeliyiz dediği için çarşamba gününe toplantı koyduk. Tüzük Kurultayı 26-27 Aralık’ta mı yapılsın ya da başka tasarruf var mı o konuşacak. İl Başkanlarımız ‘Yerel seçim sonrası’ derse bırakabiliriz.

Ön seçim konusunda terminolojik bir fark var. Ön seçim yaparsak adayı belirledikten sonra 54 gün kalıyor. Örgütümüzün tecrübeleri ön seçim demeyelim, sonucuna uyulacak temayül yoklaması. Her yerde ön seçim doğru yöntem değil. Kapsamının doğru belirlendiği, kimseyi incitmeyen, bir 100. yıl affından yanayım.”

CHP Yüksek Disiplin Kurulu yönetimi belli oldu

Öte yandan CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nda seçilen ve 15 kişiden oluşan yeni YDK, ilk toplantısını parti genel merkezinde gerçekleştirdi. Toplantıda YDK başkanlığı, başkan yardımcılığı ve sekreterlik için gizli oylama yapıldı. Oylama sonucuna göre başkanlığa Turan Taşkın Özer, başkan yardımcılığına Ayça Akpek Şenay, YDK sekreterliğine de Deniz Çakır seçildi.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Gazze” Açıklaması: Batı’nın Tavrı Acizlik, Korkaklıktır

İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İnsan hak ve hürriyetlerini dilinden düşürmeyen Batılı ülkelerin Filistin’de süregelen katliamlar karşısında sessizliğe bürünmeleri utanç vericidir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Hastanelerin, okulların, mülteci kamplarının bombalandığı, sivillerin katledildiği, tarihte eşi benzeri görülmemiş barbarlıkla karşı karşıyayız.”

Erdoğan konuşmasının devamında, “Zulüm karşısında susanlar da en az zalimler kadar akan kana ortaktır. Batı’nın şımarık çocuğu gibi davranan İsrail Devleti verdiği zararı tazmin etmek zorunda. Batı’nın tavrı acizlik, korkaklıktır. 36 gündür doğrudan siviller hedef alınıyor” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesi’ne katıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Zirve’nin yapılacağı Kral Abdülaziz Uluslararası Konferans Merkezi’ne gelişinde Suudi yetkililer karşıladı. Liderler, aile fotoğrafının ardından zirve toplantısına geçti.

Zirvede konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, özetle şu ifadeleri kullandı: “İnsan hak ve hürriyetlerini dilinden düşürmeyen Batılı ülkelerin Filistin’de süregelen katliamlar karşısında sessizliğe bürünmeleri utanç vericidir. Hastanelerin, okulların, mülteci kamplarının bombalandığı, sivillerin katledildiği, tarihte eşi benzeri görülmemiş barbarlıkla karşı karşıyayız.

Zulüm karşısında susanlar da en az zalimler kadar akan kana ortaktır. Batı’nın şımarık çocuğu gibi davranan İsrail Devleti verdiği zararı tazmin etmek zorunda. Batı’nın tavrı acizlik, korkaklıktır. 36 gündür doğrudan siviller hedef alınıyor.”

Paylaşın

Cumartesi Anneleri/İnsanları Beş Yıl Sonra Galatasaray Meydanı’nda

Cumartesi Anneleri/İnsanları’na 5 yıl sonra ilk defa Galatasaray Meydanı’nda açıklama yapmalarına izin verildi. Açıklamanın ardından kayıp yakınları, Galatasaray Meydanı’na çiçek bıraktı. 

Haber Merkezi / “Beş buçuk yılın ardından bu meydandayız” diyen İkbal Eren, “972. haftamızda Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş için adalet istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek için Galatasaray Meydanı’nda 1995 yılından beri oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri/İnsanları, 972’nci hafta eylemlerinde meydanda açıklama yaptı.

Eylemlerinin 972. haftasında ellerinde karanfiller ve kayıpların fotoğraflarını taşıyan Cumartesi Anneleri / insanları açıklama yaptı. Açıklamanın ardından kayıp yakınları, Galatasaray Meydanı’na çiçek bıraktı.

Kayıp yakınları adına açıklamayı okuyan İkbal Eren, “Beş buçuk yılın ardından bu meydandayız” dedi. Eren şöyle devam etti:

“972 haftadır gözaltında kayıplar gerçeğine, bu suça eşlik eden inkar ve cezasızlık politikalarına dikkat çekmek için bu toprakların en uzun hakikat ve adalet mücadelesini sürdürüyoruz.

972 haftadır, kayıplarımızı gündeme taşımak, devleti yönetenlerin sorumluluklarını yerine getirmelerini sağlamak amacıyla kamuoyu yaratmaya çalışıyoruz. Bizim bu çabamız 25 Ağustos 2018 tarihinden beri polis şiddeti ve gözaltılar ile engelleniyordu. Geçen 5 yılı aşkın zamandan sonra kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği temsilcileri olarak karanfil ve fotoğraflarımızla Galatasaray’dayız.

972. haftamızda Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş için adalet istiyoruz.”

Anayasa Mahkemesi kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

Paylaşın

İYİ Parti’de Bir İstifa Daha: Yerel Seçimlere Ayrı Girme Kararı Yanlış

İYİ Parti Genel İdare Kurulu Üyesi Bahadır Erdem, 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ayrı girme kararını yanlış bulduğunu belirterek, partisinden istifa ettiğini duyurdu. Gün içerisinde, 27’nci dönemde İYİ Parti’den milletvekili seçilen Durmuş Yılmaz da partisinden istifa ettiğini duyurmuştu.

Haber Merkezi / İYİ Parti Genel İdare Kurulu Üyesi Bahadır Erdem, partisinden istifa ettiğini duyurdu.  Partisinin yerel seçimlere ayrı girme kararını yanlış bulduğunu belirten Bahadır Erdem, istifa açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“‘2024 yerel seçimlerinde’ aday çıkarma kapsamına tüm illerin alınması ısrarı maalesef İstanbul ve Ankara’nın muhalefette kalmasını riske atmakta ve son dönemde Anayasa hususunda bilinçli olarak yaratılan büyük devlet krizini de göz önüne bulundurduğumuzda hukuk tanımaz AKP rejimi için yeni fırsatlar doğurmaktadır.

Bu çerçevede, İYİ Parti’ye katıldığım günden bu yana hedefi yirmi bir yıldır devam eden bu iktidarı değiştirmek olan, ülkemizde yeniden demokrasi ve hukuk devletinin sağlanmasını amaçlayan bir siyasetçi, bir hoca ve bir hukukçu olarak mevcut kazanımların riske atılmasını kabul etmem mümkün değildir.

İfade etmek isterim ki bütün olanlara rağmen dürüstlüğün, şeffaflığın, vatan ve millet sevgisinin hala siyasette geçer akçe olduğuna ve olması gerektiğine inancımı sürdürmekteyim.”

24 Nisan 1966 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Bahadır Erdem, 1983 yılında TED Ankara Kolejinden mezun oldu. Lisans eğitimini 1987 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamladıktan sonra, yine İstanbul Üniversitesinden Özel Hukuk alanında 1992 yılında yüksek lisans derecesini, 1998 yılında Doktora unvanını aldı.

İYİ Parti’de Genel Başkan Yardımcılığı ve Genel İdare Kurulu üyeliği görevlerini yürüten Erdem, 2009 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Özel Hukuk Ana Bilim Dalına Profesör kadrosuyla atanmış olup halihazırda görevini sürdürmektedir.

Durmuş Yılmaz’da istifa etti

Eski Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanı ve 27’nci dönemde İYİ Parti’den milletvekili seçilen Durmuş Yılmaz, sosyal medyadan yaptığı paylaşımla İYİ Parti’den istifa ettiğini duyurmuştu.

Gazete Pencere’ye konuşan Durmuş Yılmaz, geniş çaplı açıklama yapmak için bir süre bekleyeceğini ifade ederek Durmuş Yılmaz “Partide taşı elimin altına koymamı gerektiren bütün hayallerim yıkıldı” demişti.

Serbestiyet’e konuşan Yılmaz: “İYİ Parti kurulurken varmak istediğimiz amaçlarla ilgili tüm beklentilerim sıfırlandı. Türkiye’de yeni bir sayfa açacaktık. Hesap verebilir, şeffaf olacaktık. Hukukun dışına çıkmayacaktık. Türkiye’deki herkesin, dağdaki çobanın da hakkını hukukunu koruyacaktık, olmadı. Tam tersi oldu, her şey çöktü” ifadelerini kullanmıştı.

İYİ Parti’de yakın zamanda çok sayıda isim istifa ettiğini açıklamıştı. İYİ Parti eski milletvekili Aytun Çıray, Yavuz Ağıralioğlu, Ahat Andican, Emine Küçükali ve İBB Meclis üyesi Taylan Yıldız da İYİ Parti’den istifa eden isimler arasındaydı.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Enflasyon” Açıklaması: Belini Kırdık

Özbekistan dönüşü medya mensuplarına açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Enflasyonun belini kırdık, etkilerini de önümüzdeki süreçte sileceğiz. Biz hep çalışanlarımızı ve emeklilerimizi enflasyona ezdirmeyeceğiz dedik ve hamdolsun sözümüzü tuttuk” dedi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Özbekistan dönüşü medya mensuplarına açıklamalarda bulundu. Erdoğan ekonomiye ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Küresel gündemi de meşgul eden enflasyon sorunu ile mücadelede kararlıyız. Enflasyonun belini kırdık, etkilerini de önümüzdeki süreçte sileceğiz. Biz hep çalışanlarımızı ve emeklilerimizi enflasyona ezdirmeyeceğiz dedik ve hamdolsun sözümüzü tuttuk.

Asgari ücrete cumhuriyet tarihinde yapılmamış oranda zam yaptık. Emeklilerimizin maaşlarını artırdık ve onları daha da rahatlatacak çözümleri geliştirdik ve çok yakında uygulayacağız. Biliyorsunuz emeklilerimizi kısa vadede rahatlatacak 5 bin liralık ikramiye ödemelerini de bu ay içerisinde yapmayı planladık.

Aldığımız tedbirlerle yapacağımız ödemelerle emekli ve çalışanlarımızın yanında durduk, bundan sonra da durmaya devam edeceğiz. Asgari ücret konusunun kendi takvimi var biliyorsunuz. İşçilerimizi ara zamla rahatlatmıştık, şimdi de işçi ve işveren kesimini bir araya getirip en makul çözümü bulacağımıza inanıyorum.”

“Hayat pahalılığını çözmekte kararlıyız”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Atatürk’ü Anma Töreni’nde yaptığı konuşmada da ekonomiye ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Ekonomide elde ettiğimiz büyük başarıların, son dönemde ortaya çıkan küresel krizlerin ülkemize olumsuz etkileri sebebiyle gölgelendiğinin farkındayız.

İnşallah bu olumsuzlukları önümüzdeki yıldan itibaren kademe kademe ortadan kaldırarak yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla ülkemizi büyütmeye devam edeceğiz. Özellikle enflasyonun yol açtığı hayat pahalılığını çözmekte kararlıyız. Bu süreçte refahı aşınan dar ve orta gelirli kesimlerin kayıplarını telafi etmek de boynumuzun borcudur.”

Paylaşın

İYİ Parti’de İstifa Depremi: Bütün Hayallerim Yıkıldı

27’nci dönemde İYİ Parti’den milletvekili seçilen Durmuş Yılmaz, “Partide taşı elimin altına koymamı gerektiren bütün hayallerim yıkıldı” sözleriyle partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / İYİ Parti’de yakın zamanda çok sayıda isim istifa ettiğini açıklamıştı. İYİ Parti eski milletvekili Aytun Çıray, Yavuz Ağıralioğlu, Ahat Andican, Emine Küçükali ve İBB Meclis üyesi Taylan Yıldız da İYİ Parti’den istifa eden isimler arasındaydı.

Eski Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanı ve 27’nci dönemde İYİ Parti’den milletvekili seçilen Durmuş Yılmaz, sosyal medyadan yaptığı paylaşımla İYİ Parti’den istifa ettiğini duyurdu.

Gazete Pencere’ye konuşan Durmuş Yılmaz, geniş çaplı açıklama yapmak için bir süre bekleyeceğini ifade ederek Durmuş Yılmaz “Partide taşı elimin altına koymamı gerektiren bütün hayallerim yıkıldı” dedi.

Serbestiyet’e konuşan Yılmaz: “İYİ Parti kurulurken varmak istediğimiz amaçlarla ilgili tüm beklentilerim sıfırlandı. Türkiye’de yeni bir sayfa açacaktık. Hesap verebilir, şeffaf olacaktık. Hukukun dışına çıkmayacaktık. Türkiye’deki herkesin, dağdaki çobanın da hakkını hukukunu koruyacaktık, olmadı. Tam tersi oldu, her şey çöktü” ifadelerini kullandı.

Durmuş Yılmaz kimdir?

1947 yılında Uşak’ın Eşme ilçesinin Karacaömerli köyünde dünyaya gelen Durmuş Yılmaz, ilk ve orta öğrenimini Uşak’ta tamamladıktan sonra lise eğitimini Ankara Tapu ve Kadastro Meslek Lisesinde tamamladı. Muğla’nın Ula ilçesinde harita ve kadastro teknisyeni olarak çalışırken Muğla Turgutreis Lisesinden normal lise diploması aldı.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 3 sene hukuk öğrenimini gördü. 1970 yılında Millî Eğitim Bakanlığının açmış olduğu devlet bursu sınavını kazanarak İngiltere’ye Ticaret Bakanlığı adına iktisat öğrenimini için gönderildi. City University of London’da ekonomi dalında lisans, University College, University of London’da lisans üstü eğitim gördü.

1980 yılında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kambiyo Genel Müdürlüğünde göreve başladı. Dış borç erteleme, döviz kurları ve döviz rezerv yönetimi alanlarında çalıştı. 1993 yılında Döviz İşlemleri Müdürlüğü müdür yardımcısı, 1995 yılında Bankalararası Para Piyasası müdürü, 1996 yılında Ödemeler Dengesi müdürü, 1997 yılında Döviz Risk Yönetimi, Krediler, Döviz ve Efektif Piyasaları ile Açık Piyasa İşlemlerinden sorumlu Piyasalar Genel Müdürlüğü genel müdür yardımcısı, 2002 yılında İşçi Dövizleri genel müdürü oldu. 7 Nisan 2003 tarihinde yapılan Banka Genel Kurulunda Banka Meclisi üyeliğine seçildi ve Mayıs 2003 – Nisan 2006 tarihleri arasında bu görevi sürdürdü.

18 Nisan 2006 tarihinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanlığına atandı. 2009 yılında Euromoney dergisi tarafından “Yılın Merkez Bankası Başkanı” seçildi.[4] Bu görevini, görev süresinin bittiği 13 Nisan 2011 tarihine kadar sürdürdü. Nisan 2011’de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Cumhurbaşkanlığı Ekonomi baş danışmanlığı görevine atandı.

Millî Görüş kökenli olan Yılmaz MHP’den gelen teklif üzerine, 7 Haziran 2015 Türkiye genel seçimlerinde MHP Uşak 1. sıra milletvekili adayı oldu ve seçildi. 1 Kasım 2015 tarihinde yapılan erken genel seçimlerde tekrar MHP Uşak 1. sıra milletvekili adayı olduysa da seçilemedi.

2018 Türkiye genel seçimlerinde, İYİ Partiden Ankara milletvekili seçildi. Deniz Baykal’ın en yaşlı üye olmasına rağmen sağlık sorunları gerekçesiyle özür beyan etmesi üzerine ikinci en yaşlı üye olarak meclisin geçici başkanı oldu.

Paylaşın

Erdoğan’dan Gazze Açıklaması: Batılı Ülkeler İsrail’in Katliamını Uzaktan Seyrediyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında 34. günün geride kaldığını anımsatarak, “İsrail tarafından acımasızca öldürülen 11 bine yakın Gazzelinin yüzde 73’ü kadın ve çocuklardan oluşuyor. Batılı ülkelerin tam desteğini alan İsrail yönetimi, insanlığa dair ne kadar değer varsa hepsini çiğneyerek, okulları, camileri, kiliseleri, hastaneleri, üniversiteleri, sivil yerleşim yerlerini bombalamaya devam ediyor. Çocukları dahi katletmeyi meşrulaştıran bir fanatizmle karşı karşıyayız” dedi.

Sürekli insan hak ve hürriyetlerinden, demokrasiden söz eden Batılı ülkelerin, İsrail’in katliamlarını uzaktan seyrettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu ülkeler ve kuruluşlar, bırakın çocuk katillerini eleştirmeyi, ateşkes çağrısı dahi yapamayacak kadar acziyet içindeler. Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’i yakanlara, fikir özgürlüğü bahanesiyle göz yumanlar, Filistin bayrağına dahi tahammül edemiyorlar. 7 Ekim’den beri şahit olduğumuz ikiyüzlülük örneklerini arttırmak mümkündür. Gelişmeler, Müslümanlar olarak birliğimizi güçlendirmemiz gerektiğini, bizlere bir kez daha göstermektedir. İnsani ateşkesin sağlanması ve çatışmaların yayılmasının engellenmesi için diplomatik girişimlerimizi sürdürüyoruz.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te düzenlenen Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 16. Liderler Zirvesi’nde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında, zirvede yer almaktan dolayı bahtiyarlık duyduğunu vurgulayarak dönem başkanlıkları dolayısıyla Türkmenistan Devlet Başkanı Serdar Berdimuhamedov’a teşekkür etti.

Dönem başkanlığını devralan Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’e de gösterdiği misafirperverlik için şükranlarını sunduğunu dile getiren Erdoğan, “Zirvemizin ve yapacağımız istişarelerin ülkelerimiz ve bölgemizin istikrarı, refahı için hayırlara vesile olmasını diliyorum” ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, küresel düzeyde ciddi sınamalarla karşı karşıya olunan bir dönemden geçildiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti: “Koronavirüs salgınının global ekonomide ve ticarette açtığı yaralar henüz kapanmadı. Akabinde yakın coğrafyamızda patlak veren Rusya-Ukrayna savaşının yıkıcı sonuçlarıyla yüzleştik. Enerji ve gıda fiyatlarındaki aşırı yükselişin tetiklediği enflasyon, son 60-70 yılın zirvesine çıkarak sıkıntıları daha da artırdı. Bu zorluklar karşısında etkin mücadelenin yollarını ararken, işgal edilmiş Filistin topraklarında başlayan çatışmalar, hepimizin yüreğini dağladı.”

Erdoğan, bugün itibarıyla İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında 34. günün geride kaldığını anımsatarak, “İsrail tarafından acımasızca öldürülen 11 bine yakın Gazzelinin yüzde 73’ü kadın ve çocuklardan oluşuyor. Batılı ülkelerin tam desteğini alan İsrail yönetimi, insanlığa dair ne kadar değer varsa hepsini çiğneyerek, okulları, camileri, kiliseleri, hastaneleri, üniversiteleri, sivil yerleşim yerlerini bombalamaya devam ediyor. Çocukları dahi katletmeyi meşrulaştıran bir fanatizmle karşı karşıyayız” değerlendirmesinde bulundu.

Sürekli insan hak ve hürriyetlerinden, demokrasiden söz eden Batılı ülkelerin, İsrail’in katliamlarını uzaktan seyrettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu ülkeler ve kuruluşlar, bırakın çocuk katillerini eleştirmeyi, ateşkes çağrısı dahi yapamayacak kadar acziyet içindeler. Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’i yakanlara, fikir özgürlüğü bahanesiyle göz yumanlar, Filistin bayrağına dahi tahammül edemiyorlar. 7 Ekim’den beri şahit olduğumuz ikiyüzlülük örneklerini arttırmak mümkündür. Gelişmeler, Müslümanlar olarak birliğimizi güçlendirmemiz gerektiğini, bizlere bir kez daha göstermektedir. İnsani ateşkesin sağlanması ve çatışmaların yayılmasının engellenmesi için diplomatik girişimlerimizi sürdürüyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgeye insani yardım ulaştırmak için de yoğun şekilde çalıştıklarını ifade ederek, “Bugüne kadar 230 tonu aşan 10 uçak dolusu insani yardım malzemesini, Mısırlı kardeşlerimizin de desteğiyle El-Ariş Havalimanı’na sevk ettik. İki sivil insani yardım gemisinin bölgeye gönderilmesiyle ilgili hazırlıklarımız devam ediyor” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, eşi Emine Erdoğan’ın himayesinde, 15 Kasım’da, İstanbul’da devlet ve hükûmet başkanlarının eşlerinin katılımıyla uluslararası bir toplantı gerçekleştirileceğini kaydederek, böylece Gazzelilerin yaşadığı acıların dindirilmesi için güçlü bir dayanışma sergileneceğini dile getirdi.

Erdoğan, Gazze’de akan kanın durması noktasında Ekonomik İşbirliği Teşkilatı olarak sergileyecekleri duruşun çok önemli olduğunu söyledi. “Filistin davamızın savunulmasında birlikte sesimizin yükseltilmesi çok ama çok mühim” diyen Erdoğan, Charlie Hebdo olayında 25 kişinin öldürüldüğünü, dünya liderlerinin Paris’te hep birlikte yürüyüş yaptıklarını hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu an 11 bin çocuk, kadın öldürüldü dünya sessiz. Başta Amerika, Batı, hep birlikte sessizler. Çocuk ve kadın. Bunları her gün televizyonlarda izliyoruz. Burada özellikle Ekonomik İşbirliği Teşkilatı olarak hep birlikte Müslümanlar olarak sesimizi bugün çıkartmayacaksak, yükseltmeyeceksek sesimizi ne zaman yükselteceğiz?” diye konuştu.

“Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Ticaret Anlaşması’nı artık yürürlüğe koymamız gerekiyor”

Erdoğan, daha şeffaf, daha adil uluslararası ekonomi ve finans sistemine her zamankinden daha çok ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi. Türkiye olarak mevcut konjonktürde uluslararası ekonomik sistemdeki bu aksaklıklara karşı insan odaklı girişimlerini sürdürdüklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

“500 milyonluk nüfusu ve 1,5 trilyon doları bulan toplam geliriyle Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, bu açıdan şüphesiz önemli bir konuma sahip. Bununla birlikte teşkilat üyelerinin birbirleriyle ticaretinin sadece 85 milyar dolara tekabül etmesi düşündürücüdür. Bu rakamın bizlere yakışmadığına inanıyorum.

Ticaret hacmimizi, ilk etapta 100 milyar dolar seviyesine çıkartmak için gayretlerimizi artırmalıyız. Ticaretten enerjiye, ulaştırmadan çevreye kadar iş birliği potansiyelimizi güçlendirmeliyiz. 2025 Vizyon Belgemizin de stratejik hedefleri arasında yer alan ve maalesef 20 yıldır hayata geçirilemeyen Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Ticaret Anlaşması’nı artık yürürlüğe koymamız gerekiyor. İstanbul’da ev sahipliği yaptığımız Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Ticaret ve Yatırım Bankası Ecobank’ın tüm üyelerin katılımıyla daha faal hâle getirilmesi bu maksada hizmet edecektir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, turizm ve seyahat sektöründe de iş birliğini güçlendirmeleri gerektiğini kaydederek, turizm bakanlarınca ekim ayında düzenlenen toplantıda bu konuların geniş şekilde ele alındığını söyledi.

Toplantıda Erzurum’un “Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 2025 Yılı Turizm Başkenti” seçilmesine verdikleri destek dolayısıyla teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizleri de bu vesileyle medeniyetler kavşağı Erzurum’umuza davet ediyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) başta olmak üzere son yıllarda gerçekleştirdikleri ciddi enerji altyapı yatırımları sayesinde gerek Türkiye’nin gerekse bölgenin enerji arz güvenliğine önemli katkılarda bulunduklarını belirterek, “Ekonomik İşbirliği Teşkilatı ülkeleri olarak birlikte atacağımız adımlarla bu alanda daha fazla rol alabiliriz. Unutmayın, birlikten kuvvet doğar. Bu şiarla enerji alanında yeni teknolojilerin geliştirilmesi, yenilenebilir enerji ve hidrojen gibi daha temiz girişimler için müşterek yatırımlarımızı arttırmamız bu manada faydalı olacaktır” ifadelerini kullandı.

Tüm üyeleri, Türkiye’nin imzaladığı, Bakü’de kurulacak Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Temiz Enerji Merkezi Şartı’nı imzalamaya davet eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, çevre sorunlarının küresel bir tehdit hâline gelmesi karşısında herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini vurguladı.

Eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde 2017 yılında “Sıfır Atık Girişimi”ni başlattıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) çatısı altında küresel bir girişim hâline gelen bu proje kapsamında son olarak 1 Kasım’da Türkiye’de Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu’nun ilk resmî toplantısını tertiplediklerini anlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor Girişimi’nin değerinin, mevcut gelişmeler karşısında daha fazla arttığını vurguladı. “Hepimizin faydasına olan koridorun işlerliğini, eş güdüm içinde geliştirmeye devam etmeliyiz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti:

“Aynı anlayışla Karabağ’dan Afganistan’a kadar ortak coğrafyamızda yaşanan meydan okumalar karşısında da saflarımızı sıkıştırmalıyız. Karabağ’da 30 yılı aşkın süre devam eden işgalin tamamen sona ermesiyle birlikte bölgemizde kalıcı barışa bir adım daha yaklaştığımızı görüyoruz. Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesi, bu süreci kolaylaştıracaktır. Azerbaycan’ın batı bölgeleriyle Nahcivan’ı birbirine bağlayacak ulaştırma hatlarının en yakın zamanda tesis edilmesinin de stratejik önemi haizdir. Afganistan’da sürdürülebilir istikrarın ve güvenliğin tesisi için de Ekonomik İşbirliği Teşkilatı olarak birlikte çaba sarf etmeliyiz.”

Türkiye olarak kısa süre önce Herat vilayetinde depremle sarsılan Afgan halkına yardımlarını sürdürdüklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, salı günü yaklaşık 510 tonluk gıda, sağlık, giyim ve diğer yardım malzemesi taşıyan iyilik treninin Afganistan’a doğru yola çıktığını söyledi. Erdoğan, “İnşallah bundan sonra da zor zamanlarında tüm kardeşlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.

“Kıbrıs Türklerinin seslerini duyurmak hepimizin sorumluluğudur”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: “Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın gözlemci üyesi olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, zirvede Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar tarafından temsil edilmesi, Kıbrıslı kardeşlerimize reva görülen haksız uygulamalar karşısında önemli bir mesajdır.

Ekonomik İşbirliği Teşkilatı üyeleri olarak gayri hukuki uygulamalarla haksız bir şekilde baskı ve izolasyon altında tutulan Kıbrıs Türklerinin seslerini duyurmak hepimizin sorumluluğudur. Bu doğrultuda burada bir kez daha Kıbrıs Türkleri ile her alanda ilişkilerin tesis edilmesi ve geliştirilmesi çağrımı tekrarlıyorum. Bu yönde adım atan tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum. ‘Rabb’im birliğimizi, beraberliğimizi ve dayanışmamızı daim eylesin.’ diyorum.”

Paylaşın

Türkiye, Hukukun Üstünlüğünde 173 Ülke Arasında 148. Sırada

Türkiye, hukukun üstünlüğü kategorisinde dünyada 173 ülke arasında 148; Avrupa’da 45 ülke içeresinde ise sondan ikinci sırada bulunuyor. Türkiye, haklar kategorisinde ise dünyada 129. sırada; Avrupa’da ise 42. sırada yer alıyor.

Türkiye, temsil kategorisinde dünyada 112. Sırada; Avrupa’da ise yine 42. sırada. Türkiye, katılım kategorisinde ise dünyada 139. durumda; Avrupa’da ise 42. sırada yer alıyor.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) cezaevindeki milletvekili Can Atalay ile ilgili kararına uyulmamasına ve AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar vermesi Türkiye’de yargı bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü bir kez daha gündeme getirdi.

Uluslararası kurumların değerlendirmesine göre Türkiye, hukukun üstünlüğü sıralamasında dünyada oldukça alt sıralarda yer alıyor. Uluslararası Demokrasi ve Seçim Yardımı Enstitüsü’nün (International IDEA) 2023 Demokrasinin Küresel Durumu raporuna göre Türkiye 173 ülke içinde hukukun üstünlüğü alanında 148. sırada yer alıyor. Türkiye Avrupa ülkeleri arasında Rusya’dan bile geri durumda. Türkiye’nin geçtiği tek ülke Belarus oldu.

İsveç merkezli International IDEA her sene açıkladığı Demokrasinin Küresel Durumu raporunu kasım ayında açıkladı. 2023 raporu 2022 yılındaki değerlendirmelere dayanıyor. Rapor bu sene önceki yılların aksine tek bir demokrasi endeksi açıklamak yerine dört ana kategoride demokratik değerleri analiz ediyor. Bunlar: Hukukun üstünlüğü, Haklar, Temsil ve Katılım.

Peki, Avrupa’daki en demokratik ülkeler hangisi? Demokratik değerler sıralamasında Türkiye kaçıncı sırada?

173 ülke arasında Hukukun Üstünlüğü kategorisinde Türkiye dünyada 148; Avrupa’da 45 ülke içeresinde ise sondan ikinci sırada bulunuyor. Dünya bu alanda en iyi ülkeler sırasıyla Danimarka, Norveç, Almanya, İsviçre ve İsveç. Değerlendirme 0-1 arası puan üzerinden yapılırken 1 en iyi anlamına geliyor. Danimarka’nın notu 0,98 iken Türkiye’nin notu 0,261.

Haklar kategorisinde ise Türkiye dünyada 129. sırada; Avrupa’da ise 42. sırada yer alıyor. Zirvede yine Danimarka bulunurken ardından Almanya ve İsviçre geliyor. Türkiye bu alanda Belarus’un dışında Rusya ve Azerbaycan’ın üzerinde kendine yer buldu.

Temsil kategorisinde ise Türkiye dünyada 112. Sırada; Avrupa’da ise yine 42. sırada. Bu kategoride zirvede İsveç bulunuyor. Katılım kategorisinde Türkiye dünyada 139. durumda; Avrupa’da ise 42. sırada yer alıyor. Bu alanda dünyada en iyi durumdaki ülkeler Danimarka, Finlandiya ve İrlanda.

2022 yılında Almanya da dört kategoride de ilk 10’da yer alarak üstün bir demokratik performans sergiledi. Avrupa’da yerleşik demokrasiler olarak Fransa ve Birleşik Krallık sadece iki kategoride ilk 20’ye girmeyi başardı. Hukukun Üstünlüğü kategorisinde Birleşik Krallık 17., Fransa ise 20. sırada yer aldı. Haklar kategorisinde ise Fransa 27. sırada yer alırken Birleşik Krallık 34. sırada bulunuyor.

2022’de hem puanlara hem de küresel sıralamaya bakıldığında, bazı Doğu AB üyelerinin demokratik performans konusunda geride kaldığı görülüyor. Bunlar; Macaristan, Polonya ve Romanya. Bu ülkeler Hukukun Üstünlüğü sıralamasında ilk 50’de yer alamadı.

Raporda Azerbaycan, Belarus, Rusya ve Türkiye demokratik olmayan ülkeler olarak sıralandı. Puanlara göre Türkiye diğer üç ülkeden biraz daha iyi durumda. Ancak bu ülkelerin hiçbiri dört kategorinin hiçbirinde ilk 100’de yer almıyor. Rapor, “Azerbaycan, Belarus, Rusya ve Türkiye’nin oluşturduğu açıkça demokratik olmayan grup, demokrasinin çoğu göstergesinde Avrupa ortalamasının oldukça altında performans göstererek Avrupa’nın geri kalanından uzaklaşmıştır” sonucuna vardı.

Raporun en önemli bulgularından birisi Avrupa’nın demokratik değerlerin en yüksek olduğu bölge olduğu; ancak son 5 yılda gerilemelerin dikkat çektiği. İngiltere, Avusturya, Hollanda, Portekiz gibi yerleşik demokrasilerde hukukun üstünlüğü başta olmak üzere son 5 yılda önemli düşüşler var.

2017-2022 arasında puanlardaki değişime bakıldığında birçok Avrupa ülkesi Hukukun Üstünlüğü konusunda önemli bir düşüş gösterdi. Yedi AB ülkesinin bu kategorideki puanları 0.05 puandan fazla düşmüştür. Bu düşüş özellikle Portekiz, Avusturya, Hollanda ve Macaristan’da belirgin olmuştur. Belarus’tan sonra en büyük düşüş Birleşik Krallık’ta görüldü.

Küresel kötüleşme sürüyor

Rapora göre, dünyanın her bölgesinde demokrasi daralmaya devam etti. Araştırmaya katılan 173 ülkenin neredeyse yarısında sivil özgürlüklerden yargı bağımsızlığına kadar uzanan 17 ölçüt temelinde son beş yılda demokratik performansın en az bir temel göstergesinde düşüş yaşandı.

Rapora göre bu gerileme, yasaları uygulamakta ve siyasetçilerden hesap sormakta zorlanan resmi ‘denge ve denetleme mekanizmalarının’ (seçimler, parlamentolar ve mahkemeler) erozyona uğramasıyla daha da derinleşti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Dışişleri’nden Avrupa Birliği Komisyonu’nun Türkiye Raporuna Tepki

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun Türkiye raporuna tepki gösteren Dışişleri Bakanlığı, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Raporda yer alan yargı ve temel haklar faslındaki haksız eleştirileri tümüyle reddediyoruz. Haksız iddialarda bulunulması AB’nin samimiyetsiz yaklaşımının tezahürüdür” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Açıklamanın devamında, “Bir yandan aday ülke Türkiye ile dış politika, bölgesel gelişmeler, güvenlik, savunma ve sektörel konularda mevcut üst düzey diyalog ve işbirliği mekanizmalarını engellerken, diğer yandan bu kritik alanlarda AB politikalarına uyumumuzun azaldığını ileri sürmek en hafif tabirle tutarsızlıktır” denildi.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Batı Balkanlar, Ukrayna ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 10 ülke için genişleme paketini bugün açıkladı. Ukrayna, Moldova ve Bosna Hersek için adaylık müzakerelerinin başlatılması tavsiyesinde bulunan komisyon, Türkiye’nin AB’den uzaklaşma eğilimini geriye döndürecek bir adım atmadığını kayda geçirdi.

141 sayfalık raporda, Türkiye’nin son yıllarda olduğu gibi insan hakları, temel özgürlükler, sivil toplum ve hukukun üstünlüğü gibi alanlarda ciddi gerileme içinde olduğu kaydedildi.

Demokratik kurumların işleyişinde ciddi eksikliklerin olduğunun belirtildiği rapor, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın AİHM kararlarına karşı hapiste tutulmasının Türk yargısının evrensel standartlardan uzaklaşmasına neden olduğu belirtildi.

Rapor ayrıca, dış politikada Türkiye’nin AB’ye uyumunun yüzde 10’a indiğini, Türk hükümetinin 7 Ekim saldırılarında Hamas’ı kınamadığını ve Hamas’ı destekler bir retorik kullandığını vurguladı. AB’nin 2023 için yayımladığı genişleme raporu son yıllardaki raporlardan daha farklı bir çerçeve çizmedi ve 1999’da adaylığı alan, 2005’te müzakereler başlayan Türkiye’nin AB’den uzaklaşmaya devam ettiğini kayda geçirdi.

“Türkiye’nin demokratik kurumlarının işleyişinde ciddi eksiklikler bulunuyor” tespitinin yapıldığı raporda, Türkiye’deki demokratik gerilemenin sürdüğü belirtildi. Raporda, bu sürecin Mayıs’ta gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde de devam ettiği, siyasi kutuplaşmanın arttığının anlatıldı.

Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun 2023 yılı için hazırladığı Türkiye raporunda yer alan eleştirilere tepki gösterdi. Dışişleri Bakanlığı, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, 2023 yılı Genişleme Strateji Belgesi ile Türkiye dâhil tüm aday ve potansiyel aday ülkeler için hazırlanan Ülke Raporlarını bugün açıklamıştır. 2023 yılı Türkiye Raporu, ülkemiz için Komisyon tarafından hazırlanan 25. Rapor olmasına rağmen, AB’nin ülkemize karşı haksız ve önyargılı yaklaşımını muhafaza etmesi, pek çok tehditle karşı karşıya olan kıtamızın geleceği açısından kaygı vericidir.

Raporda yer alan, özellikle siyasi kriterler ile Yargı ve Temel Haklar faslındaki mesnetsiz iddiaları ve haksız eleştirileri tümüyle reddediyoruz. 23. Yargı ve Temel Haklar ile 24. Adalet, Özgürlük ve Güvenlik fasılları tüm çabalarımıza rağmen, 2009 yılından itibaren bir üye ülkenin siyasi engeli yüzünden açılamamışken, üye ülkeler bakımından kendi aralarında bile tartışmalı temel haklar alanındaki pek çok konuda ülkemize yönelik haksız iddialarda bulunulması, AB’nin samimiyetsiz ve çifte standartlı yaklaşımının bir tezahürüdür.

Bir yandan aday ülke Türkiye ile dış politika, bölgesel gelişmeler, güvenlik, savunma ve sektörel konularda mevcut üst düzey diyalog ve işbirliği mekanizmalarını engellerken, diğer yandan bu kritik alanlarda AB politikalarına uyumumuzun azaldığını ileri sürmek en hafif tabirle tutarsızlıktır. Keza Türkiye’nin Gümrük Birliği yükümlülüklerini yerine getirmemesinin ikili ticari ilişkilerin önünde bir engel olduğu iddia edilirken, bu engellerin aşılmasına imkân verecek güncelleme müzakerelerinin siyasileştirilerek engellenmesi de, AB’nin benzer çelişkilerinden biri olmaya devam etmektedir.

Metinde bir eleştiri olarak yer verilen, ülkemizin Hamas-İsrail savaşına dair tutumunun AB’yle tamamen uyumsuz olduğu yolundaki tespiti ise esasen övgü olarak değerlendiriyoruz. Orta Çağ karanlığından 21. yüzyılda hortlamış sivil bir katliamın karşısında tarihin yanlış yerinde duran AB’ye, evrensel değerlere, uluslararası hukuka ve insancıl ilkelere dayalı politikaların sadece Ukrayna veya Avrupa’nın başka bir bölgesi için değil, Ortadoğu dâhil tüm dünyada geçerli olması gerektiğini hatırlatma gereği duyuyoruz.

Raporun Doğu Akdeniz, Ege ve Kıbrıs konularındaki bölümlerinin her zamanki gibi, gayrihukuki, gerçek dışı ve maksimalist Rum/Yunan tezlerini yansıtması, ülkemizin ve KKTC’nin haklı politikalarını görmezden gelen dışlayıcı tutumun sürdürülmesi, Kıbrıs Türklerinin haklarının yok sayılması ise, AB’nin dayanışma kisvesi altında taraflı ve haksız tutumunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Bu vesileyle, Kıbrıs meselesinin çözüm sürecinin formatının Ada’daki iki taraf, üç Garantör ve Birleşmiş Milletler Teşkilatı olduğunu, AB’nin geçmişteki süreçlerdeki rolünün tarafların rızasıyla gözlemciliğin ötesine geçmediğini, herhangi bir şekilde söz sahibi olmadığını vurgulamak isteriz. AB’nin Kıbrıs’ta olası bir çözüme dair Rum tezlerini kayıtsız şartsız savunmaktan ibaret beyanlarının Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı nezdinde ne bir değeri ne de bir bağlayıcılığı bulunduğunun ve çözüm sürecine hizmet etmektense zarar verdiğinin artık idrak edilmesi gerekmektedir.

Türkiye ekonomisinin gelişmişliğine, Birlik içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleriyle baş edebilme kapasitesine vurgu yapılmasının yanısıra, Gümrük Birliği’nden bu yana mevzuatını AB müktesebatı ile uyumlaştıran ülkemizin pek çok alanda AB standartlarına uyum sağladığı gerçeğinin Raporda yer bulması, izlediğimiz kararlı politikaların bir yansımasıdır.

Mevcut uluslararası konjonktürde, AB’nin genişleme politikasını hakkaniyetli ve kapsayıcı bir zeminde yürütmesi elzemdir. Türkiye-AB ilişkilerinin her alanda güçlendirilmesi gereğinin geçmişe göre daha fazla önem arzettiği, bizzat AB tarafından da kabul edilen bir gerçektir. Tek taraflı ve haksız eleştirilerin yerine, işbirliği ve diyalog ruhuyla hareket edildiği takdirde, AB ile ilişkilerimizi daha sağlam temellere oturtmaya ve ortak çıkarlarımız doğrultusunda işbirliğimizi güçlendirmeye her zaman açığız. Adaylığımızı kağıt üzerinde kuru bir cümle olarak değil, AB’nin eylem ve söylemlerinde, somut adımlarında görmek istiyoruz.

2023 yılında deprem felaketi nedeniyle yaşadığımız zor zamanlarda AB’nin ülkemizle dayanışma içerisinde olduğunu göstermesi bizim için önemli ve kıymetlidir. Aynı dayanışma ve işbirliği ruhuyla, AB’yi ülkemizin katılım sürecinin önündeki engelleri kaldırmaya, daha fazla sorumluluk üstlenmeye ve ahde vefa ilkesinin gereklerini yerine getirmeye davet ediyoruz.”

Paylaşın

AB’den Türkiye’ye “Başkanlık Sistemi” Uyarısı

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu yayınladığı yıllık raporunda, Türkiye’nin demokratikleşme alanında geriye gidişini sürdüğü, özellikle başkanlık sistemindeki yapısal sorunların devam ettiği uyarısı yapıldı.

Sivil toplum konularında da ciddi gerilemenin devam ettiği ifade edilen raporda, yargının bağımsızlığı alanında ciddi gerilemenin devam etti ve son yıllardaki çok sayıda yargı reformu paketine rağmen yargı sistemindeki yapısal eksiklikler giderilmediği eleştirisi yapıldı.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre; Avrupa Birliği (AB) Komisyonu bugün yayınladığı yıllık raporunda, Türkiye’nin demokratik kurumlarının işleyişinde ciddi eksiklikler bulunduğu uyarısında bulundu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Komşuluk ve Genişleme Komiseri Oliver Varhelyi ile birlikte AB ile tam üyelik müzakerelerini yürüten, aday ve ve aday olmak isteyen 10 ülkeyle ilgili genişleme raporlarının yayınlanması dolayısıyla Brüksel’de basın toplantısı düzenledi.

Türkiye’nin demokratikleşme alanında geriye gidişini sürdüğü saptamasından bulunulan raporda, özellikle başkanlık sistemindeki yapısal sorunların devam ettiği uyarısı yapıldı.

Son seçimlere atıfta bulunulan raporda, medyada haberlerin ‘tek taraflı verilmesi ve adayların eşit şartlara sahip olmamasının’ iktidara ‘haksız bir avantaj sağladığı’ kaydedildi.

Anayasaya göre yetkilerin Cumhurbaşkanlığı düzeyinde merkezileştirildiği, yürütme, yasama ve yargı arasında sağlıklı ve etkili bir kuvvetler ayrılığı sağlanamadığı eleştirisi yapılan raporda, etkin olmayan denge ve denetleme mekanizması yüzünden yürütme organının demokratik olarak yalnızca seçimler yoluyla hesap verebilir hale geldiği saptamasında bulunuldu.

“Muhalefet partilerinin ve milletvekillerinin tek tek hedeflenmesiyle siyasi çoğulculuğun baltalanmaya devam ettiği” kaydedilen raporda, “iktidarın muhalefet partilerine üye belediye başkanları üzerindeki baskısının yerel demokrasiyi zayıflattığı” uyarısı yapıldı.

Raporda, Avrupa Konseyi’re bağlı Venedik Komisyonu’nun başkanlık sistemine ilişkin tavsiyelerinin hala dikkate alınmadığı bildirildi.

Hükümetin terörle mücadele konusunda meşru hakkı ve sorumluluğu bulunduğu kaydedilen raporda, ancak bunun hukukun üstünlüğü, insan hakları ve temel özgürlükler ilkelerine tam uyumlu biçimde yapılması ve terörle mücadele tedbirlerinin orantılı olması gerektiği kaydedildi.

Sivil toplum konularında da ciddi gerilemenin devam ettiği ifade edilen raporda, “Sivil toplum kuruluşları artan baskıyla ve faaliyet alanlarının daralmasıyla karşı karşıya kaldı; bu durum ifade, örgütlenme ve toplanma özgürlüklerinin kısıtlanmasına neden oldu.” denildi.

Yargının bağımsızlığı alanında ciddi gerilemenin devam etti ve son yıllardaki çok sayıda yargı reformu paketine rağmen yargı sistemindeki yapısal eksiklikler giderilmediği eleştirisi yapılan raporda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bazı kararlarının uygulanmamaya devam edilmesinin endişe verici olduğu bildirildi.

Raporda, yargının bağımsızlığını, tarafsızlığını ve kalitesini olumsuz yönde etkileyen yürütmenin hakim ve savcılar üzerindeki aşırı etki ve baskılarının ortadan kaldırılması konusunda ilerleme kaydedilmediği bildirildi.

Yolsuzlukla mücadele alanında alınan önlemlerin yetersizliğine işaret edilen raporda, yasal çerçevenin ve kurumsal yapının sınırlamaları yüzünden yolsuzluk davalarının soruşturma ve kovuşturma aşamaları üzerinde aşırı etkiye açık olduğu bildirildi.

Kamu kurumlarının hesap verebilirliği ve şeffaflığının iyileştirilmesi gerektiği kaydedilen raporda, yolsuzlukla mücadele stratejisi ve eylem planının olmayışının yolsuzlukla kararlı bir şekilde mücadele etme iradesinin bulunmadığını gösterdiği görüşü dile getirildi.

Raporda, Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu’nun (GRECO) tavsiyeleri uygulanmadığı belirtildi ve genel olarak yolsuzluğun bir sorun olmayı sürdürdüğü kaydedildi.

Raporda dile getirilen eleştiriler kısaca şu şekilde: “Genel insan hakları durumu iyileşmedi. İfade özgürlüğü konusunda ciddi gerileme devam etti.

Gazetecilerin, yazarların, avukatların, akademisyenlerin, insan hakları savunucularının ve eleştirel seslerin faaliyetlerine yönelik geniş kısıtlamalar, özgürlüklerini kullanmalarını olumsuz etkilemeye devam etti.

Ulusal güvenlik ve terörle mücadeleye ilişkin ceza kanunlarının uygulanması AİHS’ye aykırı olmaya ve AİHM içtihadından sapmaya devam etti.

Mayıs 2023 seçim kampanyası, ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalara tanık oldu.

Hem özel hem de kamu medyası, kampanyaya ilişkin yayınlarda editöryal bağımsızlığı ve tarafsızlığı garanti etmedi, bu da seçmenlerin bilinçli bir seçim yapma olanağını azalttı.

Mevzuatın ve uygulamanın Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na, Avrupa standartlarına ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun olmadığı toplantı ve örgütlenme özgürlüğü alanında ilerleme kaydedilmedi.

Barışçıl gösterilere defalarca yasaklamalar, orantısız güç kullanımı ve müdahaleler yaşandı. Göstericiler soruşturmaya tabi tutuldu.

Azınlıklara LGBTIQ bireylere karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, ayrımcılık ve nefret söylemi hala ciddi bir endişe kaynağı yaratıyor.”

Ukrayna ve Moldova’ya yeşil ışık

Öte yandan Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Ukrayna ve Moldova ile Avrupa Birliği’ne üyelik müzakerelerinin başlaması tavsiyesinde bulundu.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Brüksel’de yaptığı açıklamada “Bugün tarihi bir gün çünkü Komisyon, Konsey’e Ukrayna ve Moldova ile katılım müzakerelerini açmayı tavsiye ediyor” dedi. Von der Leyen, AB Komisyonu’nun Gürcistan’a da aday ülke statüsü verilmesi tavsiyesinde bulunduklarını söyledi.

Ukrayna ile müzakerelerin hükümetin yolsuzlukla mücadele reformlarını yapması, Avrupa Birliği standartlarına uygun lobicilik yasalarını yürürlüğe koyması ve azınlıklara sunulan güvencelerin güçlendirilmesi gibi şartları yerine getirdikten sonra başlaması tavsiye edildi.

Ukrayna ile Moldova 2022 yılında AB’ye katılım başvurusunda bulunmuş, iki ülkeye geçen yıl haziran ayında “aday ülke” statüsü verilmiş ve aday ülkelerin sayısı 8’e yükselmişti. Bu ülkeler, Arnavutluk, Bosna Hersek, Moldova, Karadağ, Kuzey Makedonya, Sırbistan, Türkiye ve Ukrayna.

Avrupa Birliği liderleri 14 ve 15 Aralık tarihlerinde Brüksel’de düzenlenecek zirvede Ukrayna ve Moldova ile üyelik müzakerelerinin başlaması konusunda nihai kararı verecek. Müzakerelerin tamamlanmasının ise yılları bulması bekleniyor. Müzakerelerin sonunda Avrupa Birliği’ne üyelik güvencesi ise sunulmuyor. Türkiye ile AB’ye katılım müzakereleri 3 Ekim 2005 tarihinde başlamıştı.

Paylaşın