CHP Sözcüsü Deniz Yücel: Anayasa Yapma Sürecine Girmeyiz

MYK toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan CHP Sözcüsü Deniz Yücel, iktidar kanadından gelen yeni Anayasa çağrılarına ilişkin, “Anayasanın hükümlerini yok sayan bir anlayışla anayasa yapma sürecine girmeyiz” dedi.

Yargıtay ve AYM arasındaki krize ilişkin de konuşan Deniz Yücel, “Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak adaletten, hukukun üstünlüğünden, Anayasa’dan tarafız. Herkes bunu böyle bilmeli” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, 38. Olağan Kurultay sonrası ilk Merkez Yönetim Kurulu toplantısına başkanlık etti. CHP Sözcüsü Deniz Yücel, MYK toplantısı sonrası açıklama yaptı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre, Deniz Yücel’in açıklamalarından başlıklar şöyle: Geçtiğimiz hafta ülkemizin ve partimizin kurucu lideri, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıldönümüydü. Sizin aracılığınızla bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü, saygı, rahmet ve özlemle anıyoruz. Türk milleti genci yaşlısı, kadını erkeğiyle gerek Anıtkabir’de gerekse Dolmabahçe’de Atatürk’e bağlılığını bir kez daha göstermiştir. 29 Ekim’de meydanları dolduran milyonlar, 10 Kasım sabahı da arabalarını durdurup siren sesleri arasında, Büyük Önderimizi hak ettiği gibi,  dimdik ayakta selamlamış, anmıştır.

Kurultayımız pek çok siyasi partiye örnek olacak şekilde bir demokrasi şöleni havasında geçti. Demokrasiyi tabandan tavana özümsemiş bir parti olarak delegelerimizin oyları ile 8’inci Genel Başkanımızı, Parti Meclisimizi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerimizi seçtik. YDK Başkan ve Başkanvekili seçiminde de yine eşit temsil esasına uyulmuştur. 7’inci Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ülkemize ve partimize önemli kazanımlar sağladı.

Kendisine hem partimiz, hem şahsım, hem de ülkem adına bir kez daha teşekkürü borç biliyorum. Kendisi “adalet” için verdiği büyük mücadeleyle, demokrasiye bağlılığıyla, CHP’yi toplumun tüm kesimleriyle buluşturmaya dönük adımlarıyla ve 2019 yerel seçimlerinde başarıya ulaşan birleştirici politikalarıyla her zaman gönüllerimizdeki kıymetli yerini koruyacaktır.

8’inci Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel başkanlığında, cumartesi günü ilk Parti Meclisi toplantımızı yaptık. Bu toplantıda da 24 kişilik Merkez Yönetim Kurulumuz belirlendi. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, Merkez Yönetim Kurulundaki görev dağılımını kamuoyuyla paylaştı. Merkez Yönetim Kurulumuz, idari işlerden sorumlu genel başkan yardımcıları ile “Gölge Kabine” dediğimiz, mevcut hükümet sistemine karşılık gelen Genel Başkan yardımcılarından oluşuyor. Bu kısmı biraz açacak olursak; idari işlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcılarımız ağırlık olarak parti yönetimiyle, “Gölge Kabine” dediğimiz yapı ise, dünyada sol-sosyal demokrat partilerde olduğu gibi ilgili bakanlıkları takip eden, denetleyen, gerektiği takdirde yapıcı muhalefet yapan, siyaset üreten bir yapı.

Şunun altını çizmek istiyorum, Recep Tayyip Erdoğan kabinesinde 18 bakandan 17’si erkek, yalnız 1 kadın var. Cumhuriyet Halk Partisi’nin MYK’sında yer alan 18 Gölge Bakanın 9’u kadın, 9’u erkek. Cumhuriyet Halk Partisi tüm kadroları ile Türkiye’yi yönetmeye ve sorunları bir bir çözmeye talip bir parti… Kadın-erkek eşitliğindeki hassasiyetimiz, tamamı alanında uzman kişilerden oluşan yetkin, genç, dinamik, inançlı ve kararlı kadrolarımız da bunun en somut göstergesi…

Bugün ilk MYK toplantımıza, Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in sunumuyla başladık. Elbette ki ülke gündemine dair değerlendirmelerimiz oldu. Bunun yanında, yaklaşan Yerel Seçimlerle ilgili olarak partimizin izleyeceği yol ve yöntemleri de konuştuk.  Bugün MYK’da İsrail – Filistin meselesi de görüşüldü. Bu konuyla ilgili birazdan detaylı açıklama yapacağım. Ancak yeri gelmişken bir hususu paylaşmak istiyorum. Genel Başkanımız Kurultay Sürecinde etkili bir dış politika izleyeceğimizi söylemişti.  Acil bir başka gündem çıkmaz ise Genel Başkanımız Sayın Özgür ÖZEL, İlk yurt dışı ziyaretini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine, ikincisi ise Can Azerbaycan’a gerçekleştirmeyi düşünüyor.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak önümüzdeki süreçte bütün açıklığımız ve samimiyetimizle halkımızın yanında çok daha fazla olacağız. Sayın Genel Başkanımız, söz verdiği gibi dün, depremin yıktığı, acılarla ve kayıplarla yoğrulan Hatay’daydı…“Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Hatay benim şahsi meselemdir’ sözünü bir kez daha hatırlattı. Son genel başkan olarak ben de diyorum ki bundan sonra Hatay benim şahsi meselemdir” diyerek Hatay’ın sorunlarının bir bir çözülmesi için büyük çaba sarfedeceğinin mesajını verdi.

Biz de tüm CHP’liler olarak ilk ve son genel başkanlarımız gibi Hatay’ın şahsi meselemiz olduğunu bir kez daha bu kürsüden vurguluyoruz. Türlü medeniyetlere ev sahipliği yapmış bu kadim kentin yaralarının bir bir sarıldığı, tüm zenginliklerinin korunduğu ve insanlarımızın güven içerisinde barınabilecekleri konutların yapıldığı bir süreci her birlikte inşa edeceğiz. Hatay halkının yanında olmaya, onlara verdiğimiz sözleri tutmaya devam edeceğiz.

Ülkemizde nerde sorun varsa bir Cumhuriyet Halk Partiliyi orada göreceğinizden şüpheniz olmasın. Sivil toplumun, sendikaların, gençlerin, kadınların, öğrencilerin, eğitimcilerin, sağlık çalışanlarının, işçinin, emeklinin, memurun, esnafın kısacası tüm halkımızın yanında olacağız. Öncülük yapmamız istenen alanlarda asla geride durmayacağız… Demokrasi ve hukuk çerçevesinde yapılan ve destek beklenen her eylemde de destek bekleyenlerin yanlarında olacağız…

Egemenlik yetkisini milletimiz adına kullanan TBMM’nin, yani milletimizin kısıtlanan yetkileri için, şeffaflık ve hesap sorulabilirlik için çalışacağız. Ekonomiyi gündemden düşürmek için çaba harcayan iktidara karşı; hayat pahalılığını, yüksek enflasyonu, her hafta artan fiyatları, 8 liraya yükselen ekmeği konuşacağız, konuşturacağız. KYK’lardaki sorunları da konuşacağız. Devletin yurtlarındaki durum içler acısı… Sosyal devlet tamamen yok edildi. Çocuklarımız tarikatların kucağına bırakılıyor. Beslenmeden anladıkları kurtlu yemekler…

Barınmadan anladıkları, çocukları yer yataklarına mahkum etmekten ibaret…Güvenlikten anladıkları, kontrol edilmeyen, bakımı yapılmayan ve evlatlarımızın canına mal olan asansörler…Emekli Çiftçilerimizin, ÇKS sistemine kayıtlı olanlara ödenecek olan 5 bin TL’lik ikramiyeden mahrum bırakılması dolayısıyla, CHP olarak Anayasa Mahkemesine başvurumuzu yaptık. Çiftçilerimiz girdi maliyetleri nedeniyle zor günler geçiriyorlar. Bu ücretlerin verilmesi onlara az da olsa nefes aldıracaktır.

İç politikada,  Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışmayacak böyle konularla uğraşırken dış politikamız da, ne yazık ki bundan farklı değil… Ortadoğu’da, yanı başımızda bir insanlık dramı yaşanıyor. İsrail’in Gazze saldırılarında ölü sayısı 11 bini aştı. Binlerce çocuk can verdi. Hastaneler, ambulanslar, mülteci kampları hedef alınıyor. Evler vuruluyor, siviller hayatını kaybediyor.  Bu saldırıların durdurulması için tavır almak herkesin insanlık görevidir. Ancak bu saldırıların HAMAS’ın bir gece sivillere yönelik yaptığı saldırılarla başladığını da unutmamak gerekir.

Diğer yandan Batı dünyası sivil ölümlerini görmezden gelmekte ve sadece İsrail’in tek taraflı söylemlerini ön plana çıkarmaktadır.  Bu durum asla kabul edilemez.  Batılı devletler İsrail’i koruyup kollarken, Türkiye’deki tek adam, dış politikayı iç politika malzemesi yapabilmek için, din ve mezhep odaklı bir hale getirdiğinden Türkiye dünyada etkisizleşmiştir. Uluslararası bir sorunda arabulucu ya da garantör olmak isteyen bir ülkenin tüm taraflarla uluslararası hukuk ve diplomasi kuralları çerçevesinde iyi ilişkilere sahip olması gerekir.

Oysa ki Erdoğan yönetimi, uzun zamandır bu sağduyuyu ve insicamı dış politikada yitirmiştir.  Bu da sürekli gelgitlere, çelişkili ve tutarsız durumlara ve ülkemiz için güven ve itibar kaybına dönüşen bir algıya neden olmaktadır.

Dün “darbeci” dediği Sisi ile bugün görüşen Erdoğan, dün “Katil” dediği Esad’la aynı aile fotoğrafında yer alıyor. Üstelik bu tutarsız dış politikayı sürekli seçim malzemesi haline getiriyor.  2019’da “Binali’ye mi oy vereceksiniz Sisi’ye mi ?” diyerek meydan meydan dolaşan Erdoğan’ın kime oy verdiğini Riyad’daki fotoğraftan öğrenmiş olduk. Cumhuriyetin 100’üncü yılında Gazze mitingi yapan Erdoğan’ın Mart ayında yapılacak Yerel Seçimlere kadar bu Filistin’de yaşanan insanlık dramını, sivil ölümlerini iç politika malzemesi yapacağı da aşikârdır…

Biz CHP olarak Erdoğan gibi tutarsız, kimliksiz, sürekli bir yerlerden mesaj bekleyerek dış politika üretmiyoruz.  7 Ekim’de söyledik. Bir aydır vurguluyoruz. Biz Filistin’in ve Filistinlilerin yanındayız. Protesto Anayasal bir haktır. Filistin’de yaşananları eleştirmekten, oradaki insanlık dramına karşı ses yükseltmekten daha doğal bir şey olamaz. Ancak tepki, doğru ve tutarlı dış politika ile koyulur. İşyerlerini kapatmak, yerli kahve ikram etmek, sokaklara kola dökmekle hiçbir yere varamayız.

Bir devlet krizi yaşıyoruz. Geçen hafta Yüksek Yargı organları arasında yaşananlar basit bir yargı krizi olarak nitelendirilemez. Anayasa, maalesef yargı eliyle açık biçimde ihlal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi’ne ve Yüce Meclis’e had bildirmeye varan açıklamalar yapıldı. Yüksek yargı organları arasında restleşmeye, hatta hesaplaşmaya tanıklık ettik.

Yargıtay 3. Ceza Dairesinin, AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunması asla kabul edilemez. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin geçen hafta verdiği karar, bir utanç vesikasıdır, Türkiye’de hiçbir vatandaşın hukuk güvenliğinin kalmadığı anlamına gelmektedir.  Bu, kuvvetler ayrılığını, hukukun üstünlüğünü, mahkemelerin bağımsızlığını yok etme girişimidir. Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devletidir, devletin de, mahkemelerin de meşruiyet kaynağı Anayasadır.

Anayasa’nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Hatay Milletvekili Can Atalay’ın “Seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı” ile “Kişi hürriyeti ve güvenliği” hakları ihlal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin kararı Anayasaya uygundur. Anayasa Mahkemesinin benzer olaylardaki içtihatlarına uygundur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin benzer olaylardaki içtihatlarına uygundur.

Geçen hafta yaşanan bu olayla, çok net bir şekilde görülmüştür ki, AKP’nin 21 yıl içinde çürüttüğü yargı kurumu artık çatırdamaya başlamıştır.  Türkiye uzun süredir ciddi bir ekonomik kriz yaşamaktadır, şimdi buna yargı ve devlet krizi eklenmiştir. Yargıyı siyasallaştırmak kimseye fayda sağlamaz. Adaletin olmadığı yerde iktidar sahipleri dahil, kimse güven değildir.

Ne yazık ki, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, bu süreçte çok kötü ve başarısız bir sınav vermiştir. Yüksek yargıda yaşanan bu devlet krizini görüşmek üzere TBMM’de Danışma Kurulu Toplantısının yapılmamış olması, daha doğrusu bir yerden gelen talimatla bu toplantının gündeme bile alınmamış olması demokrasimiz adına kaygı vericidir.  Konuşamazsak, tartışamazsak, sorunları çözme konusunda istişare kültürünü, arka kapı diplomasisini işletemezsek, hele de halkımızın bize vermiş olduğu yetkinin ve görevin gereklerini meclis olarak yapmazsak bu halk, bu millet bunu asla unutmaz.

Adalet Bakanının (ki ben ona Talimat Bakanı diyorum), hukukla ilgisi olmayan, konuyu tamamen saptıran, AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın açıklamalarına göre değişkenlik gösteren sözlerini dikkate almaya bile gerek yoktur.  Adalet Bakanı, bizim genel kuruldaki adalet nöbetimizi de eleştirmiş….Evrensel hukuk normlarını görmezden gelen, kuvvetler ayrılığını ihlal eden bu kişi ile “Adalet” için yaptığımız eylemlerin türünü konuşacak değiliz.

“Anayasanın hükümlerini yok sayan bir anlayışla…”

Haftalardır görüyoruz. Tolga Şardan, Barış Pehlivan, Can Atalay…  En temel hak talepleri, basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü; soruşturmalar, ceza davaları ve hukuka aykırı yargı kararları ile engelleniyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak adaletten, hukukun üstünlüğünden, Anayasa’dan tarafız. Herkes bunu böyle bilmeli! Anayasa’ya ve TBMM iradesine yapılmak istenen bu darbe girişimine karşı 5 gündür Meclis Genel Kurulu’nda adalet nöbetindeyiz. Biz Cumhuriyet Halk Partililer olarak ülkenin hiçbir sorununa kayıtsız kalmayacağız. Tepkilerimizi en etkin yöntemlerle ortaya koyacağız. Değişen, dönüşen, gençleşen, eşitliği öne çıkaran Özgür Özel’in Genel Başkanlığındaki Cumhuriyet Halk Partisi’ni izlemeye ve takip etmeye devam edin.

Açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Deniz Yücel, “Cumhurbaşkanının hakemlik yapma psikolojisine girmesi kabine devletini anımsatıyor. Yargıtay’ın Can Atalay kararı yok hükmündedir. AYM kararını yok saymak, AYM yargıçlarını hedef göstermek kimsenin haddine değildir. Anayasanın hükümlerini yok sayan bir anlayışla anayasa yapma sürecine girmeyiz.”

Paylaşın

Erdoğan’ın Ziyareti Almanya Basınında Nasıl Yankılandı?

Almanya basını hafta sonundan bu yana Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 17 Kasım Cuma günü Almanya’ya yapacağı resmi ziyaretine ilişkin haber ve yorumların yoğunlaştığı dikkat çekiyor.

Almanya’da Erdoğan’ın İsrail ve Hamas konusunda yaptığı açıklamalar nedeniyle yoğun tartışmalara neden olurken, Almanya’daki Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’ne (DİTİB) yönelik eleştirilerin dozu da artıyor.

Köln merkezli Kölner Stadt Anzeiger gazetesindeki yorumda: “Recep Tayyip Erdoğan, hem Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier hem de Başbakan Olaf Scholz tarafından ağırlanacak. Daha fazla onurlandırma zaten mümkün değil. Otokratik biçimde yönetilen Türkiye hâlâ bir NATO üyesi. Avrupa Birliği’ne tam üyelik müzakereleri ise hâlâ daha nihayete ermiş değil. Ziyaret tuhaf, zira Erdoğan ülkesini demir yumrukla yönetiyor, hele de son seçimlerden sonra daha da fazlaca.

Ülkede vatandaşlar zaman zaman sandığa gidiyor olsa da Türkiye için demokrasiden söz etmek uzun süredir mümkün değil. Medya denetim altında, muhalifler cezaevlerinde. Erdoğan Almanya’daki uzantıları üzerinden buraya da etki etmeyi sürdürüyor. Erdoğan, dış politikada da bir güç politikası izliyor. İster Azerbaycan ister Libya ister de Suriye, hedefi Türkiye’nin etki alanını genişletmek. Bunu şimdi de Ortadoğu’da deniyor. Erdoğan terör örgütü Hamas’tan yana pozisyon aldı. Buna rağmen Batı, Erdoğan ile ipleri hâlâ koparmadıysa bu kendi çıkarları yüzünden. Almanya, örneğin, Türkiye ile yapılan mülteci mutabakatından vazgeçemiyor.

Yapıldığı dönem itibarıyla mutabakat örnek olarak gösteriliyordu. Bir de Ankara’ya yönelik daha sert bir politikanın Erdoğan’ı daha da kestirilemez yapacağı endişesi de hakim. Bu koşullarda Erdoğan’ın Berlin gezisinden ne beklenebilir? Çok şey beklenemez. Ancak Almanya Cumhurbaşkanı ve Başbakanı, Ankara Sultanı’na cesurca hakkında ne düşündüğünü söylemeli. Sonucu olmasa da insan sadece bunu yapmalarını diliyor.”

Welt am Sonntag gazetesindeki yorumda da Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’i “örgüt” olarak nitelemesine atfen İsrail’in devletinin varlığını sorguladığına işaret edilerek şu satırlara yer veriliyor:

“Erdoğan, İsrail’in Hamas’a yönelik saldırılarındaki yüksek sivil ölümleri üzerine Müslümanların artan öfkesini siyasi olarak kullanıyor ve İsrail karşıtları listesinde adını en başa yerleştirmeyi deniyor. Aynı Erdoğan, eski Başbakan Angela Merkel döneminde de ona ‘Nazi yöntemleri kullanmak’ suçlamasını yöneltmişti. Şimdi de yangına körükle giden Erdoğan, 17 Kasım’da Almanya’ya geliyor ve pek çok konuda Başbakan Scholz ile görüş alışverişinde bulunacak. Erdoğan’ın (İsrail ve Hamas ile ilgili) son açıklamaları sonrasında ‘gelme’ denmesini talep edenlerin sayısı artıyor.

Açıklamalarıyla Yahudilerin güvenliğini tehlikeye atan ve İsrail’in varlığına şüpheli bakan bir liderin, her ikisinin de güvenliğinin bir devlet politikası olduğu Almanya ziyaretinin iptali yönünde pek çok sebep var aslında. Türkiye zor bir partner. Ancak Erdoğan’ın gezisinin iptali, içinde bulunulan durum itibarı ile getiri sağlayacak bir adım değil. Dünyanın alevler içinde olduğu bir dönemde yeni bir diplomatik krize daha davetiye çıkarmak gereksiz. Türkiye zor ve bir o kadar da vezgeçilmesi kolay olmayan bir partner olarak kalmaya devam edecek. Hem Ukrayna hem de Ortadoğu’da ona ihtiyacımız var.”

Straubinger Tagblatt gazetesindeki yorumda da Erdoğan’ın sorunlar yaşanan bir lider olmakla birlikte diyaloğun önemine dikkat çekiliyor:

“Erdoğan’ın ziyareti her yönüyle sorunlu ancak onunla diyalog kurmamak da kesinlikle yanlış olacaktır. Bu ziyarette belirleyici olan, Başbakan Olaf Scholz’un Cuma günü hem iki liderin başbaşa konuşmasında hem de kamuoyu önündeki açıklamalarda Erdoğan’ın yaptıklarının en ileri derecede kışkırtma olduğunu açıkça söylemesidir. Erdoğan’ın ayrıca yaptığı açıklamalarla Ortadoğu’da bir arabuluculuk rolü üstlenme konusunda kendini tamamen diskalifiye ettiğini de öğrenmesi gerekiyor.

Frankfurter Allgemeine gazetesindeki yorumda ise Erdoğan’ın geçmişte yaptığı farklı açıklamalarında da sınırları aştığı hatırlatılıyor, ancak bu sefer ipleri şimdiye kadar olduğundan daha da fazla gerdiği iddia ediliyor.

“İsrail’in varlığını sorgulamasıyla Erdoğan, yayı olabileceğinden çok daha fazla germiş oldu. Almanya gezisinden bu kadar kısa süre önce bir de İsrail’i faşist olmakla suçlaması, yaptığı provokasyonu daha da çirkin kıldı. Anlaşılan Gazze ile ilgili arabuluculuk müzakerelerinde hiçbir rol oynamaması Erdoğan’ın canını epey acıtmış. Bundan dolayı o da başka yollarla kendini tartışmaların merkezine koymayı istiyor.”

DİTİB tartışmaları

Öte yandan Almanya Tarım Bakanı Cem Özdemir, Welt am Sonntag gazetesine yaptığı açıklamada, Almanya’da Türkiye’den bağımsız dini yapılara ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Özdemir, Almanya’daki İslami kuruluşlar konusunda “Değerlerimize bağlı ve anayasa zemininde sağlam bir şekilde duran bir İslam’ın uygulanabileceği, bağımsız ve Ankara ile bağı bulunmayan yapılara ihtiyacımız var” dedi. Özdemir, Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanlığı’na tabi olan ve Yahudiler ile İsrail devletini “kötü görenlere” karşı Almanya’da “yanlış bir hoşgörü” gösterilmemesi gerektiğini ifade etti.

Schleswig-Holstein eyaletinin Eğitim Bakanı ve Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Yahudi Forumu’nun sözcüsü olan Karin Prien ise Welt am Sonntag gazetesine verdiği demeçte, Almanya’nın yurt dışından yönetilen ve Almanya’daki yasalar ile kuralları tanımayan dini temsilciliklere ihtiyacının olmadığını ifade etti. Prien aynı zamanda Almanya’da bir kurumun devlet tarafından muhatap alınması için o kurumun İsrail devletinin var olma hakkına bağlılığını ortaya koymasının “zorunlu bir ön koşul” olması gerektiğini belirtti.

Hür Demokrat Parti’nin (FDP) dini politikalar konusundaki sözcüsü Sandra Bubendorfer-Licht ise Welt am Sonntag’a yaptığı açıklamada, din dersleri konusunda okullar ile DİTİB arasında varılan iş birliklerinin “derhal son bulması” gerektiğini kaydetti. Yurt dışından gelen etkilere bağımlılığın azaltılması gerektiğini ifade eden Bubendorfer-Licht, “Bu nedenle imamların Almanya’da eğitimine artık hız verilmeli ve değerlerimize uygun Avrupa tarzı bir İslam’ı hayata geçirmeliyiz” dedi.

Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Ekim ayının ortasında yaptığı bir açıklamada, “İsrail’in Filistin üzerinde yapmış olduğu katliam, soykırım dünyanın gözü önünde yapılıyor. Ne yazık ki insan olduğunu söyleyen bazı kimseler, ülkeler de bunu destekliyor” diye konuşmuştu. Almanya’da DİTİB çatı örgütüne bağlı olarak çalışan 1000 kadar imam Türkiye’deki Diyanet tarafından atanıyor.

Almanya Türk Toplumu (TGD) Genel Başkanı Gökay Sofuoğlu ise Redaktionsnetzwerk Deutschland (RND) haber sitesine yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya ziyaretine toplumdan sert tepkiler gelebileceğini söyledi. Sofuoğlu, “Hamas ve diğer konulardaki açıklamalarına karşı tepkiler olacaktır. Gösteriler olabileceğini tahmin ediyorum” dedi.

Alman Federal Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Michael Roth ise Erdoğan’ın “kışkırtıcı, hakaretamiz ve popülist” davranışlarıyla Türkiye’nin Avrupa ve Ortadoğu arasında bir köprü olarak taşıdığı önemin hakkını vermediği için ülkesine ciddi zarar verdiğini söyledi. Roth, “Son olarak İsrail’e yönelik çirkin ve kötü şöhretli söylemleri ve Hamas terörünü savunması, son derece tehlikeli bir çatışmanın ateşini bir kez daha körükledi” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Ekim sonunda yaptığı açıklamada Hamas’ın bir terör örgütü olmadığını, “topraklarını ve vatandaşlarını koruma mücadelesi veren bir kurtuluş ve bir mücahitler grubu” olduğunu ifade etmişti. 7 Ekim’de İsrail’e saldırılar düzenleyerek 1200 kadar insanı öldüren ve 240 kadar kişiyi de rehin alan Hamas, Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından terör örgütü olarak nitelendiriliyor. Hamas’ın saldırılarının ardından İsrail “savaşta olduğunu” ifade ederek Hamas’a yönelik Gazze Şeridi’nde saldırılar düzenliyor. Çatışmalarda şu ana kadar Gazze tarafında, yüzde 40’ı çocuk olmak üzere en az 11 bin kişinin öldüğü bildiriliyor.

17 Kasım’da Almanya’yı ziyaret edecek Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya Başbakanı Olaf Scholz tarafından akşam yemeğinde ağırlanacak. Erdoğan, Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier tarafından da kabul edilecek.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu: 81 İlde Aday Çalışmaları Devam Ediyor

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin konuşan İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, “Genel İdare Kurulu’nun aldığı karar nettir. İYİ Parti 81 ilde aday çıkarma çalışmalarına hızlı bir biçimde devam etmektedir” dedi ve ekledi:

“Önümüzdeki günlerde de bazı illerimizde adaylarımızın açıklanmakta olduğunu göreceksiniz. İkinci sorunuz neden bununla ilgili; çünkü biz milletimize bir alternatif yolculuk hedefinde bulunduk. O da şuydu; Sayın Genel Başkanımız her parti ayrı ayrı seçime girsin dedi. Çünkü iki yumruk arasına sıkıştırılmış bir Türkiye portresi, milletimizin hak etmediği olaylarla karşı karşıya bırakıyor. Şimdi biz bu yolculuğa devam ederken kimsenin bize bir baskı aracı olarak herhangi bir argümanı kullanmasına izin vermeyeceğiz. Bu anlamda arkadaşlarımız bizden ayrılabilirler. Başka partilerde siyaset yapmak isteyebilirler.”

Son dönemde yaşanan yargı krizine de değinen Kürşat Zorlu, “Eğer bu adımlar bir Anayasa değişikliği için yapılıyorsa olay daha da vahimdir. Genel Başkanımızın dün bununla ilgili bir açıklaması oldu biliyorsunuz. Bu tartışma ikliminden faydalanarak Türkiye’yi yaklaşan yerel seçimler öncesi bir Anayasa tartışmasına sokmak gibi hamlelere biz kesinlikle karşıyız. Zira siyasi iktidar kendi siyasi çıkarları için vatandaşın daha da yoksullaşmasına tarihi bir örnek daha katmaktadır” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Sözcüsü ve Medya İlişkileri Başkanı Prof. Dr. Kürşad Zorlu, Başkanlık Divanı toplantısı ardından basın toplantısı düzenledi.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Başkanlık Divanı’nda alınan karar doğrultusunda; 18-20 Kasım tarihleri arasında yerel yönetimler ana tema olmak üzere milletvekilleri, genel idare kurulu ve başkanlık divanı üyeleri ile Genel Başkan Meral Akşener’in katılımıyla İstanbul’da istişare kampı gerçekleştirileceğini açıklayan Zorlu, “Burada odak noktamız yerel yönetimlerdeki stratejimiz olacak. Pek çok meseleyi irdeleme fırsatı bulacağız.” dedi.

Belediye başkanları, belediye meclis üyeleri için aday adaylığı başvurularının 20 Kasım – 22 Aralık tarihleri arasında başlayacağını aktaran Zorlu, teşkilatlarda yönetici pozisyonundaki parti mensuplarının 1 Aralık tarihine kadar istifalarını vermesi gerektiğini ekledi. Belediye başkanlığı aday adaylığı için kademeli bir ücret talep edileceğini, bu ücretin büyükşehir belediye başkanlığı için 30 bin TL olduğunu açıklayan Zorlu, gazilerden ve deprem bölgesindeki adaylardan ücret talep edilmeyeceğini açıkladı.

Yargı krizine değinen Zorlu, “Eğer bu adımlar bir Anayasa değişikliği için yapılıyorsa olay daha da vahimdir. Genel Başkanımızın dün bununla ilgili bir açıklaması oldu biliyorsunuz. Bu tartışma ikliminden faydalanarak Türkiye’yi yaklaşan yerel seçimler öncesi bir Anayasa tartışmasına sokmak gibi hamlelere biz kesinlikle karşıyız. Zira siyasi iktidar kendi siyasi çıkarları için vatandaşın daha da yoksullaşmasına tarihi bir örnek daha katmaktadır” şeklinde konuştu.

İktidarın getireceği olası Anayasa değişikliği teklifinde İYİ Parti’nin tavrı sorulan Zorlu şunları ifade etti: “Bu konuyu manipüle eden çevrelerin, konuyu iş birliği arayışına getirerek bir bütün halinde sunmaya çalışması son derece art niyetlidir. Biz yeni anayasa, yeni bir kanun yapılması dahil olmak üzere bu konuda gerçekten çok sağduyulu, kendi içinde yoğun tartışmalar yürüten bir siyasi partiyiz. Hatırlatmak isterim; seçimden önce bir başörtüsü teklifi getirildi. Bu teklifin ardından siyaset eksenli bir tartışma başlatıldı. İYİ Parti olarak o günlerde bir şey gördük, bunun bir siyasi araç olarak kullanılacağını gördük ve sağduyu içerisinde bu problemin Türkiye’nin gündeminden kalkmasını sağlayan yegane parti olduk. Şimdi ortaya konulan bu iddialar da çok açık bir yanlışlık var.

Türkiye’de geçmişte de anayasa yapımları gerçekleşti, maddeler halinde, tek tek, bir çok değişim yaşandı. Anayasalar elbette değiştirilemez metinler değildir. Günün koşullarına göre zaman zaman değişiklikler yapılabilir ama kastettiğimiz şey; Sayın Erdoğan’ın ve AK Parti’nin bize getirmeye çalışacağı, çağrı yaptığı anayasa değişikliği paketi ile ilgisi yoktur. Bu bir ilkesel genel tutumun ortaya konmasıdır. Dolayısıyla bu konu ilk sorulduğunda, özellikle yerel seçim öncesinde getirilebilecek böyle bir adımın asla parçası olmayacağımızı, çünkü seçim rekabetini etkilemeye yönelik bir teşebbüs sayılacağını ayrıca ifade etmiştik. Bu tutumuz aynen bu şekilde devam ediyor.”

Yerel seçimler: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ittifak açıklaması ile Bahadır Erdem’in istifası sorulan Zorlu şunları söyledi: “Yaşananlar itibariyle bu sorunun ilişkili olduğunu düşünüyorum. Bir başka partinin kongresini aldığımız karar açısından sebep sonuç ilişkisinde değerlendirmiyoruz. Genel İdare Kurulu’nun aldığı karar nettir. İYİ Parti 81 ilde aday çıkarma çalışmalarına hızlı bir biçimde devam etmektedir. Önümüzdeki günlerde de bazı illerimizde adaylarımızın açıklanmakta olduğunu göreceksiniz.

İkinci sorunuz neden bununla ilgili; çünkü biz milletimize bir alternatif yolculuk hedefinde bulunduk. O da şuydu; Sayın Genel Başkanımız her parti ayrı ayrı seçime girsin dedi. Çünkü iki yumruk arasına sıkıştırılmış bir Türkiye portresi, milletimizin hak etmediği olaylarla karşı karşıya bırakıyor. Şimdi biz bu yolculuğa devam ederken kimsenin bize bir baskı aracı olarak herhangi bir argümanı kullanmasına izin vermeyeceğiz. Bu anlamda arkadaşlarımız bizden ayrılabilirler. Başka partilerde siyaset yapmak isteyebilirler. Örneğin CHP’de yapmak istiyorlarsa yapabilirler. Bizimle ilkesel bir ayrılık yaşayabilirler. Bunlar başka partilerde de yaşandı.

Biz eleştiriye en çok açık olan partiyiz. En son genel idare kurulu kararımızda ben bizzat açıkladım. 5 arkadaşımızın hayır dediğini ama çoğunluğun verdiği kararla bu kararı aldığımız belirttik. Sayın Bahadır Erdem de o günlerde GİK üyemizdi ama toplantılara gelip görüşlerini beyan etmedi. Genel Başkanımızın ilkesel bir tutumu var. Ayrılan arkadaşlarımızla ilgili bir değerlendirme yapmıyor. Çünkü bugüne kadar birlikte mücadele edildi.

Bu nezaketi gösteriyor ama şunun özellikle bilinmesini istiyorum; bizim aramızdan ayrıldıktan sonra partimizi zedeleyici, gerçek dışı ifadelerde bulunan arkadaşların bu değerlendirmelerine dikkat etmelerini tavsiye ediyorum. Çünkü İYİ Parti’ye yapılan bu saldırılara bu şekilde ortak olma niyeti taşıyanların karşısında, biz de gerekli açıklamaları yapmaktan geri durmayacağız. Biz yolumuza devam ediyoruz. İYİ Parti önce yerel seçimlerde milletimizin kutuplaşma eksenindeki sıkıştırıldığı yerden çıkması için alternatif olacağız. İnşallah yaklaşan ilk genel seçimde de milletimizin iktidar olma umudunu biz ortaya koyacağız.”

Paylaşın

AK Partili Yavuz’dan “İstanbul Ve Ankara” Açıklaması: Geri Alacağız

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan AK Parti Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz, “Biz adaylarımızı merkezi yoklamayla belirliyoruz. Cumhurbaşkanımız son derece dikkat ediyor. Geniş çerçevede milletin ne dediğine bakıyoruz. Birden çok belli illerde 10 defa anket yapmış oluyoruz. Yine teşkilatın ne dediği var” dedi ve ekledi:

“O arada milletvekillerinin görüşünü alıyoruz. Hepsinin sonucu olarak şekilleniyor bu. Bu partini çok yetişmiş aktörleri var. Sayın Cumhurbaşkanımız hem kişisel hem de yöntem bazlı milletin beklediği değişim beklentisini sağlıyor. CHP’de 7 dönem vekillik yapan var düşünebiliyor musunuz? AK Parti bu anlamda sanıldığının çok daha ötesinde radikal-kesin dönüşler yapıyor.”

Ali İhsan Yavuz, açıklamasının devamında, “İstanbul ve Ankara’yı geri alacağız. Sonuç alacağımız kişiyle sonuç alalım ama bir yandan da İstanbul ve Ankara’da tam bir ‘AK belediyecilik’ örneğini yakalayabilecek aktörleri yakalayalım… Biz sadece bugünü kurtarmaya çalışan bir parti olamayız. Biz ilkeler partisiyiz. Biz ilkelerimizle buraya geldik. İlkelerimizden olacaksak iktidardan olalım daha iyi. Kazanacaksak ilkelerimizle kazanacağız” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz, tv100 Ankara Temsilcisi Deniz Gürel’in sorularını yanıtladı. Yavuz’un  yaptığı açıklamalardan öne çıkanlar şu şekilde:

“‘Yargı krizi’ denilen husus şu anda herkesin gündemine girmiş gibi duruyor. Aslında bu ve benzeri hadiseler bundan önce de oldu. Bütün mesele bu olayların karşısında kimin ne yaptığı… CHP’ye bakıyorsunuz; bir kalkışmadan darbe girişimi diye bahsediyor. Bir yandan da Meclis’te eylem yapıyor. Ana muhalefet partisi, gerçek darbecilere darbeci demedi bugüne kadar; gerçek teröristlere terörist demedi.

Gerçek teröristlerle arasına mesafe koymadı. Ama böyle bir hadiseyi bahane ederek, Cumhurbaşkanımıza, Cumhur İttifakı’na ve AK Parti’ye yükleniyor. Burada yüklenecek ne var? Zaten Cumhurbaşkanımız bu ve benzeri konularda en fazla bedel ödemiş insanların başında geliyor. Bu meseleyi çözüme kavuşturmak için çözüm önerisi sunmak varken; Meclis’i kilitlemeye çalışıyorsun.

Can Atalay, biliyorsunuz Gezi sanıklarından birisi. Aslında kendisine atfedilen suç da ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmaya engellemeye yönelik bir girişimden’ ötürü dava açılıyor 2022 yılında 18 yıla mahkûm ediliyor. Dosya Yargıtay’a gittiği aşamada ise milletvekili seçiliyor.

Milletvekili seçilir seçilmez de Anayasa’nın 83. Maddesine göre bu kapsamda değerlendirilerek tutuklanmasına son verilmesi; yargılamanın durdurulması isteniyor. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne müracaat ediliyor ve reddediliyor. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne gidiliyor ve Anayasa Mahkemesi yeni bir karar veriyor.

İki yargının arasındaki çelişki ortadayken CHP bütün vebali hükümete yüklüyor. Eleştirilecek birçok yanını bulabilirsiniz ama burada en az eleştireceğiniz kişi iktidardır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin vermiş olduğu kararı sanki iktidar vermiş gibi ‘Darbe yapıyorsunuz’ diyor. Anayasa Mahkemesi, elbet böyle bir karar verebilir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin de söyleyecekleri olabilir. Orası adli dosyaların son temyiz yeri.

Bunu eleştirebilirsiniz ama iktidara bağlayamazsınız. Acaba PKK’nın ele başlarından herhangi birisi aynı duruma düşse 14’üncü maddeyi uygulayacak mısın? Türkiye’de darbeye kalkışanlar mesela FETÖ ele başlı aynı şekilde milletvekilliğine kalkışsa ve bir şekilde seçilse aynı şekilde onu yok mu sayacaksın?

Biz şimdi hukukun üstünlüğünü mü, üstünlerin hukukunu mu savunacağız? Kim üstün burada? Hukukun üstünlüğünü savunacaksak, Anayasal zeminde çerçeve çok net oluşturulmuş ama bu oluşturulan çerçeve anlaşılmıyorsa birileri bu çerçevenin dışına çıkıyorsa sorumlu olan biziz. CHP’dir, AK Parti’dir.

Grubu bulunan partilerdir. Sınırı aşan bir yer varsa yeniden çerçeveyi oluşturacak bir öneri getir ama CHP bunu yapmıyor, sadece konuşuyor ve eylem yapıyor. Türkiye’nin ikinci partisi sadece iktidarı suçluyor. Çözüm yeri olarak TBMM’yi asla görmüyor. CHP, Atatürk’ün kurguladığı zeminden çok öteye düştü. CHP değişmedi, başkalaştı. CHP’nin değişmediğini ikinci gün anladık.

Yerel seçimler: Biz son derece ilkelerini netleştirmiş, yol haritasını belirlemiş ve bununla yol alarak sürece doğru hızlı bir şekilde ilerleyen bir partiyiz. Anket çalışmaları yapıyoruz, birimler çalışıyor, pazar günü temayül yoklamasından sonra Cumhurbaşkanı’mızın ön gördüğü bir anda toplantılara başlayacağız. Adayları ne geç açıklamak doğrudur ne de erken açıklamak. En uygun anı yakalamak gereklidir. Geçen sene ocak ayının sonlarına doğru açıkladık. Kasım ayının sonları, aralık ve ocak ayları hep adayların belirlendiği ve adayların açıklanmaya başlandığı ay olacak.

Biz adaylarımızı merkezi yoklamayla belirliyoruz. Cumhurbaşkanımız son derece dikkat ediyor. Geniş çerçevede milletin ne dediğine bakıyoruz. Birden çok belli illerde 10 defa anket yapmış oluyoruz. Yine teşkilatın ne dediği var. O arada milletvekillerinin görüşünü alıyoruz. Hepsinin sonucu olarak şekilleniyor bu. Bu partini çok yetişmiş aktörleri var. Sayın Cumhurbaşkanımız hem kişisel hem de yöntem bazlı milletin beklediği değişim beklentisini sağlıyor. CHP’de 7 dönem vekillik yapan var düşünebiliyor musunuz? AK Parti bu anlamda sanıldığının çok daha ötesinde radikal-kesin dönüşler yapıyor.

İstanbul ve Ankara’yı geri alacağız. Sonuç alacağımız kişiyle sonuç alalım ama bir yandan da İstanbul ve Ankara’da tam bir ‘AK belediyecilik’ örneğini yakalayabilecek aktörleri yakalayalım… Biz sadece bugünü kurtarmaya çalışan bir parti olamayız. Biz ilkeler partisiyiz. Biz ilkelerimizle buraya geldik. İlkelerimizden olacaksak iktidardan olalım daha iyi. Kazanacaksak ilkelerimizle kazanacağız.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den Erdoğan’a AYM Tepkisi: Darbe Girişiminin Lideri

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AYM ile ilgili yaptığı açıklamaya tepki gösteren CHP Lideri Özel, “Erdoğan, AYM üyelerinin 10 tanesini kendisi ve tamamı kendi iktidarı döneminde atandığı için Erdoğan kendi çıkaramadığı krizi Yargıtay’a çıkarttı. Taşeron kullanıyor. Yargıtay 3. Ceza Dairesi alt işveren olarak Erdoğan’ın talimatıyla devletin tepesinde yargı krizi çıkarmıştır. Kriz çıkarmak için taşeron kullanıyor. Çıkan krizin ve darbe girişiminin lideri Recep Tayyip Erdoğan’dır” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklama yapana kadar konuyla ilgili bazı medya organlarının hiçbir şey yazmadığını belirten Özel, “Türkiye’de havuz medyasının neye hizmet ettiği ortada. Pozisyon alacak, Cumhurbaşkanı ne diyecek? Yargıtay’ı desteklerse Yargıtay’ı destekleyecek. AYM’yi desteklerse AYM’yi. Bir de bu arkadaşlar Erdoğan konuşana kadar bekliyorlar. Sonra da kendilerine gazeteci diyorlar. Lütfen meslek onurlarına uygun şekilde gazetecilik yapsınlar. Cumhurbaşkanı’nın ağzından cümle çıkana kadar pozisyon almayı bırakın, haber yapamayanların gazetecilikle ne ilgisi var?” ifadelerini kullandı:

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Hatay’da temaslarda bulundu gündeme ilişkin açıklamalar yaptı. Gazete Pencere‘nin aktardığına göre, yargıda yaşanan krize ilişkin de konuşan Özel, şunları söyledi:

“Erdoğan uçakta tamamen saçmalamış. Sözlerinin iler tutar tarafı yok. Anayasa Mahkemesinin yetkisini yasa çıkartarak sınırlayamazsınız. Kendi de diyor ki ‘Yasayı çıkartırız ama yine Anayasa Mahkemesi bozabilir diyor. Anayasa değişikliğine lafı getirmeye çalışıyor. Ama onlarda bu çoğunluk yok. Bizde de Erdoğan’la birlikte oturup anayasa mahkemesinde bireysel başvurunun önünü tıkayan ya da Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanma zorunluluğunun ortadan kaldıracak bir anayasa değişikliğine geçit verecek göz yok. Asla ve asla Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu konuda en konuda esnemesi olmayacak. Aksine çok açık yazmasına rağmen o anayasayı tanımayan, çiğneyen zihniyet hangi anayasa maddesi olursa olsun onunla uyuşamaz, bağdaşamaz. Çünkü anayasalar tek adamların yetkilerini sınırlarlar. Ama bizim başımızdaki tek adam yetkilerini sınırlayan herkesi düşman ilan ediyor.

AYM üyelerinin 7’sini Erdoğan 3’ünü AKP atadı. Ahmet Necdet Sezer’den kalan AYM üyesi yok. Çünkü gemi azıya aldı. Dur durak bilmiyor. Anayasa tanımıyor. Şu an yapmaya çalıştığı Anayasayı ortadan kaldırmak için darbe girişimidir. Bu düpedüz sivil darbedir. Devletin tepesinde Cumhurbaşkanının kriz çıkardığı nerede görülmüştür. Ama bir partinin genel başkanı olduğu için kriz çözmek yerine kriz çıkartıyor. Yeni krizlerden de kendisine fırsat çıkarmaya çalışıyor. İzin vermeyeceğiz buna. Sokaklarda meydanlarda direneceğiz. Bu Erdoğan’ın dikensiz bir gül bahçesinde bu işleri yapacak gibi düşünmesine kesinlikle geçit vermiyoruz. Aklını başına alsın. Biz buradayız. CHP burada. Diri bir muhalefetle dimdik karşısındayız.

AYM’deki 130 bin başvuru, geçtiğimiz günlere kadar övünç mevzusuydu kendisi için. AYM’ye başvuru hakkını biz getirdik diyordu. Şimdi ondan şikayet ediyor. Gezi olaylarına kadar Taksim’de 1 Mayıs kutlamalarını biz yaptık diyordu. Şimdi orada kuş uçurtmuyorlar. Değil işçiler… İstiklal Caddesi 8 Mart’ta kadınlara kapalı. Bu memleketin adına demokrasi demeye çalışıyor. Böyle bir aşırı baskı, böyle bir kısıtlama bundan sonraki süreçte kabul edeceğimiz bir şey değil. Ayağını bundan sonra denk alsın. Bundan sonra onun bu milletin üzerine kapadığı zincirleri teker teker kıracağız. Kapattığı meydanları özgürleştireceğiz. Yasakladığı sokakları özgürleştireceğiz.”

Özel, “Yargıtay, MHP ile iş birliği içinde. Onların görüşlerini alarak böyle bir şey yaptığını düşünüyor musunuz” sorusunu şöyle yanıtladı: “Erdoğan, AYM üyelerinin 10 tanesini kendisi ve tamamı kendi iktidarı döneminde atandığı için Erdoğan kendi çıkaramadığı krizi Yargıtay’a çıkarttı. Taşeron kullanıyor. Yargıtay 3. Ceza Dairesi alt işveren olarak Erdoğan’ın talimatıyla devletin tepesinde yargı krizi çıkarmıştır. Kriz çıkarmak için taşeron kullanıyor. Çıkan krizin ve darbe girişiminin lideri Recep Tayyip Erdoğan’dır.”

Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklama yapana kadar konuyla ilgili bazı medya organlarının hiçbir şey yazmadığının anımsatılması üzerine de şu değerlendirmeyi yaptı: “Türkiye’de havuz medyasının neye hizmet ettiği ortada. Pozisyon alacak, Cumhurbaşkanı ne diyecek? Yargıtay’ı desteklerse Yargıtay’ı destekleyecek. AYM’yi desteklerse AYM’yi. Bir de bu arkadaşlar Erdoğan konuşana kadar bekliyorlar. Sonra da kendilerine gazeteci diyorlar. Lütfen meslek onurlarına uygun şekilde gazetecilik yapsınlar. Cumhurbaşkanı’nın ağzından cümle çıkana kadar pozisyon almayı bırakın, haber yapamayanların gazetecilikle ne ilgisi var?”

Erdoğan’dan AYM mesajı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan ziyareti dönüşünde uçakta gazetecilere, Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararını tanımaması ve Hatay’dan milletvekili seçilen Can Atalay hakkında hak ihlali kararı veren AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunması ile başlayan tartışmaları da değerlendirmişti.

“Öncelikle bireysel başvuru ile ilgili bir düzenlemeye gidilebilir mi” şeklindeki bir soruya yanıt veren Erdoğan, “Bireysel başvuruyla ilgili yasal düzenlemeye gitmek zor bir olay değil. Bütün iş Cumhur İttifakı’nın alacağı karara bağlı, atacağı adıma bağlı. Fakat bireysel başvuruyu hallettikten sonra iş bitmez. Bundan sonra bu bireysel başvurunun dayandığı kapı neresi olacak? Yine Anayasa Mahkemesi olacak. Önce Anayasa Mahkemesi’nin buna hazır hale gelmesi lazım” demişti.

Bireysel başvurunun zamanında Anayasa Mahkemesi’ne “hız kazandırır” düşüncesiyle çıkartıldığını hatırlatan Erdoğan, şu anda AYM’de bekleyen 130 bin kadar bireysel başvuru olduğunu belirtmişti. Erdoğan, “Demek ki Anayasa Mahkemesi’nin çalışmalarını hızlandırma hedefini sağlamamış maalesef” demişti.

Yargıtay’ın hukukçulardan oluştuğuna, AYM’de ise valilerin, iktisatçıların olduğuna işaret eden Erdoğan, “Ama misyonu noktasında ağırlık nerededir? Yargıtay’dadır” ifadesine vurgu yapmıştı.

Yargıtay ile AYM arasındaki krize ilişkin olarak “Buradaki kavganın tarafı olacak halim yok, o ayrı bir şey. Ama işin hakemliğine gelince bu hakemliği yapma da tabii bize görev düşebilir. O da bize yine Anayasa’nın yüklediği bir görevdir Cumhurbaşkanı olarak. Temennimiz odur ki tabii böyle bir gerilim olmasaydı” şeklinde konuşan Erdoğan, Yargıtay başkanı ile görüştüğünü ve gerekirse Anayasa Mahkemesi başkanıyla da görüşeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cuma günü yaptığı açıklamada da, Yargıtay’dan yana tavrını koymuş, yeni Anayasa çağrısı yapmıştı.

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’ın “Anayasa” Çağrısına Yanıt

İYİ Parti lideri Akşener, son dönemde yaşanan yargı krizine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Sayın Erdoğan bir anayasa değişikliği için şayet böyle bir kavga üzerinden altyapı hazırlamakla ilgili adımlar atmışsa, onun bu konuda yol vermesi söz konusuysa bu çok tehlikeli, son derece yanlış bir konu” dedi ve ekledi:

Kendisinin ve bu konuda ona akıl verenlerin aklını başına almaları lazım. Birincisi bu. İkincisi anayasa değişikliği yapılabilir bu ülkede. Onunla ilgili çeşitli öneriler ortaya konur, kabul görürse de milletimiz kabul ederse de o anayasa değişiklikleri olur.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Ankara Yenimahalle Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Maziden Atiye Milli Yükseliş” programına katıldı. Akşener, burada yargıda yaşanan krize ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“Yargının bünyesinde hukukun üstünlüğünü uygulamakla yükümlü olan bu kurumların kavgasını çok ciddiye alıyorum” diyen Akşener, Bunun bir devlet krizi, anayasa krizi olduğuna inanıyorum. Nitekim böyle inandığımız için de ilk defa bizim partimiz bu konuda tavır koydu ve benim imzamla da bir büyük, üç sayfayı geçen önerilerimizin de içinde yer aldığı bir açıklama yaptık. Ayrıca bu krize sebep olan kurumların mensupları hakkında da biz suç duyurusunda bulunduk, takip ediyoruz” ifadelerini kullandı ve ekledi:

“TBMM’yi de çok zor durumda bırakan, milletvekillerinin kıymet-i harbiyesini düşüren, buna karşılık hukukun üstünlüğü konusu zaten tartışma konusuydu Türkiye’de. O konuyu tamamen gerçek haline getiren ve hukukun, adaletin uygulanmasını ortadan kaldıran, kim güçlüyse onun hukukunun ve hakkının önde olduğu bir Türkiye’yi gösteriyor bu. Bunu çok tehlikeli buluyoruz. Bu bir devlet krizi. Sayın Erdoğan bir anayasa değişikliği için şayet böyle bir kavga üzerinden altyapı hazırlamakla ilgili adımlar atmışsa, onun bu konuda yol vermesi söz konusuysa bu çok tehlikeli, son derece yanlış bir konu.”

İYİ Parti Lideri Akşener, konuya ilişkin açıklamasının devamında şunları söyledi: “Kendisinin ve bu konuda ona akıl verenlerin aklını başına almaları lazım. Birincisi bu. İkincisi anayasa değişikliği yapılabilir bu ülkede. Onunla ilgili çeşitli öneriler ortaya konur, kabul görürse de milletimiz kabul ederse de o anayasa değişiklikleri olur. Ama şu anda var olan Anayasa’yı eğer siz askıya alırsanız, var olan Anayasa’nın hükümlerini yok kabul ederseniz, maddelerine itiraz ederseniz, ama şu anda geçerli olandan bahsediyorum, o zaman o ülkede hukuk kalmaz, anayasa çiğnenmiş olur.

Son derece yanlış bir durumdur. Sayın Erdoğan bu konuda taraf olmak yerine derhal anayasamızın kendisine vermiş olduğu hakemlik, uzlaştırma görevini ve hukukun üstünlüğünü zedeleyen kavganın derhal ortadan kaldırılmasını ortaya koymak, bu konuda bir tavır koymak zorundadır. İYİ Parti bu konuda hukukun yanındadır. Devlet kurumlarının ve aynı zamanda hukuk uygulamakla görevli kurumların kavgasının birbirine düşmesinin önüne geçilmesi lazım. Bunu gerçekten çok önemli buluyorum.”

Erdoğan’dan AYM’nin yapısında değişiklik mesajı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan ziyareti dönüşünde uçakta gazetecilere, Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararını tanımaması ve Hatay’dan milletvekili seçilen Can Atalay hakkında hak ihlali kararı veren AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunması ile başlayan tartışmaları da değerlendirmişti.

“Öncelikle bireysel başvuru ile ilgili bir düzenlemeye gidilebilir mi” şeklindeki bir soruya yanıt veren Erdoğan, “Bireysel başvuruyla ilgili yasal düzenlemeye gitmek zor bir olay değil. Bütün iş Cumhur İttifakı’nın alacağı karara bağlı, atacağı adıma bağlı. Fakat bireysel başvuruyu hallettikten sonra iş bitmez. Bundan sonra bu bireysel başvurunun dayandığı kapı neresi olacak? Yine Anayasa Mahkemesi olacak. Önce Anayasa Mahkemesi’nin buna hazır hale gelmesi lazım” demişti.

Bireysel başvurunun zamanında Anayasa Mahkemesi’ne “hız kazandırır” düşüncesiyle çıkartıldığını hatırlatan Erdoğan, şu anda AYM’de bekleyen 130 bin kadar bireysel başvuru olduğunu belirtmişti. Erdoğan, “Demek ki Anayasa Mahkemesi’nin çalışmalarını hızlandırma hedefini sağlamamış maalesef” demişti.

Yargıtay’ın hukukçulardan oluştuğuna, AYM’de ise valilerin, iktisatçıların olduğuna işaret eden Erdoğan, “Ama misyonu noktasında ağırlık nerededir? Yargıtay’dadır” ifadesine vurgu yapmıştı.

Yargıtay ile AYM arasındaki krize ilişkin olarak “Buradaki kavganın tarafı olacak halim yok, o ayrı bir şey. Ama işin hakemliğine gelince bu hakemliği yapma da tabii bize görev düşebilir. O da bize yine Anayasa’nın yüklediği bir görevdir Cumhurbaşkanı olarak. Temennimiz odur ki tabii böyle bir gerilim olmasaydı” şeklinde konuşan Erdoğan, Yargıtay başkanı ile görüştüğünü ve gerekirse Anayasa Mahkemesi başkanıyla da görüşeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cuma günü yaptığı açıklamada da, Yargıtay’dan yana tavrını koymuş, yeni Anayasa çağrısı yapmıştı.

Paylaşın

Erdoğan’dan Anayasa Mahkemesi’nin Yapısında Değişiklik Mesajı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay arasında yaşanan krize ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bireysel başvuruyla ilgili yasal düzenlemeye gitmek zor bir olay değil. Bütün iş Cumhur İttifakı’nın alacağı karara bağlı, atacağı adıma bağlı. Fakat bireysel başvuruyu hallettikten sonra iş bitmez” deedi ve ekledi:

“Bundan sonra bu bireysel başvurunun dayandığı kapı neresi olacak? Yine Anayasa Mahkemesi olacak. Önce Anayasa Mahkemesi’nin buna hazır hale gelmesi lazım” dedi. Bireysel başvurunun zamanında Anayasa Mahkemesi’ne “hız kazandırır” düşüncesiyle çıkartıldığını hatırlatan Erdoğan, şu anda AYM’de bekleyen 130 bin kadar bireysel başvuru olduğunu belirtti. Erdoğan, “Demek ki Anayasa Mahkemesi’nin çalışmalarını hızlandırma hedefini sağlamamış maalesef.”

Gazze’ye ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Erdoğan, İsrail ve Hamas’a Batı’nın bakışı ile Türkiye’nin bakışı arasında farklılıklar olduğuna işaret etti. Avrupa Komisyonu’nun raporunda Türkiye’nin Hamas’a ilişkin tutumuna atıfta bulunan Erdoğan, “Her meselede malum Avrupa Birliği’nin, bir defa Türkiye’ye bakışı ne yazık ki ters. Burada da yine o tersliği görüyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan ziyareti dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararını tanımaması ve Hatay’dan milletvekili seçilen Can Atalay hakkında hak ihlali kararı veren AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunması ile başlayan tartışmaları da değerlendirdi.

“Öncelikle bireysel başvuru ile ilgili bir düzenlemeye gidilebilir mi” şeklindeki bir soruya yanıt veren Erdoğan, “Bireysel başvuruyla ilgili yasal düzenlemeye gitmek zor bir olay değil. Bütün iş Cumhur İttifakı’nın alacağı karara bağlı, atacağı adıma bağlı. Fakat bireysel başvuruyu hallettikten sonra iş bitmez. Bundan sonra bu bireysel başvurunun dayandığı kapı neresi olacak? Yine Anayasa Mahkemesi olacak. Önce Anayasa Mahkemesi’nin buna hazır hale gelmesi lazım” dedi.

Bireysel başvurunun zamanında Anayasa Mahkemesi’ne “hız kazandırır” düşüncesiyle çıkartıldığını hatırlatan Erdoğan, şu anda AYM’de bekleyen 130 bin kadar bireysel başvuru olduğunu belirtti. Erdoğan, “Demek ki Anayasa Mahkemesi’nin çalışmalarını hızlandırma hedefini sağlamamış maalesef” dedi.

Yargıtay’ın hukukçulardan oluştuğuna, AYM’de ise valilerin, iktisatçıların olduğuna işaret eden Erdoğan, “Ama misyonu noktasında ağırlık nerededir? Yargıtay’dadır” ifadesine vurgu yaptı.

Yargıtay ile AYM arasındaki krize ilişkin olarak “Buradaki kavganın tarafı olacak halim yok, o ayrı bir şey. Ama işin hakemliğine gelince bu hakemliği yapma da tabii bize görev düşebilir. O da bize yine Anayasa’nın yüklediği bir görevdir Cumhurbaşkanı olarak. Temennimiz odur ki tabii böyle bir gerilim olmasaydı” şeklinde konuşan Erdoğan, Yargıtay başkanı ile görüştüğünü ve gerekirse Anayasa Mahkemesi başkanıyla da görüşeceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cuma günü yaptığı açıklamada da, Yargıtay’dan yana tavrını koymuş, yeni Anayasa çağrısı yapmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Ekim’den bu yana İsrail ve Hamas arasında süren çatışmalar ve Gazze Şeridi’ndeki duruma ilişkin soruları da yanıtladı. Gazze’deki durum konusunda diplomatik temaslarının sürdüğünü ifade eden Erdoğan, “Bundan sonra 17 Kasım’da bizim bir Almanya ziyaretimiz var. Bu Almanya ziyaretimizde de tabii Batı’ya yönelik bazı mesajlarımız olacak” dedi.

Erdoğan değerlendirmelerinde, İsrail ve Hamas’a Batı’nın bakışı ile Türkiye’nin bakışı arasında farklılıklar olduğuna işaret etti. Avrupa Komisyonu’nun raporunda Türkiye’nin Hamas’a ilişkin tutumuna atıfta bulunan Erdoğan, “Her meselede malum Avrupa Birliği’nin, bir defa Türkiye’ye bakışı ne yazık ki ters. Burada da yine o tersliği görüyoruz” dedi.

“Avrupa Birliği, İsrail’in katliamında insanlık onurunu acaba görebildi mi, buna saygısı oldu mu? Bunları bizim tersten Avrupa Birliği’ne sormamız lazım” diyen Erdoğan sözlerini “Yeni yeni şimdi çıkmaya başladılar. İşte Macron’un yaptığı son açıklamalar gibi. Ama Almanya Cumhurbaşkanı ve Başbakanı her ikisi de acaba ne gibi bir tavır içindeler? Bunu Almanya ziyaretinde çok daha net göreceğiz” şeklinde sürdürdü.

Erdoğan’dan Hamas “terör örgütü” değil vurgusu

“Şu an itibarıyla Avrupa Birliği’ndeki yaklaşım tarzı, ne yazık ki bizim yaklaşım tarzıyla örtüşmüyor. Fakat Almanya ziyareti birçok şeyleri deşifre edecek diye düşünüyorum. Hamas’la ilgili Avrupa Birliği, aynen İsrail gibi düşünüyor. Ama biz onlar gibi düşünmedik, düşünmüyoruz, düşünemeyiz” ifadelerini kullanan Erdoğan, Hamas’ı “terör örgütü” olarak görmediğini vurguladı:

“Ben Hamas’a Filistin’deki seçimlerin galibi bir siyasi parti olarak bakıyorum. Onların bakışıyla aynen bakmıyorum. Şimdi oradaki seçimi kazanan bir Hamas var, o zaman bir siyasi parti, öyle bakılıyor. Şimdi ise bizi öyle bir yere getirmek istiyorlar ki ‘Hamas bir terör örgütüdür’ diyelim istiyorlar. Hayır arkadaş terör örgütü değildir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 17 Kasım’daki Almanya ziyaretinde Başbakan Olaf Scholz tarafından akşam yemeğinde ağırlanacak. Erdoğan, Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier tarafından da kabul edilecek.

Erdoğan, Gazze için diplomasi trafiğinde ABD Başkanı Joe Biden’ın da olup olmadığı şeklinde bir soruyu ise “ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken daha yeni buradaydı. Herhalde bizi bundan sonra Biden ağırlar. Benim Biden’ı aramam şık olmaz” sözleriyle yanıtladı.

Bölgede çatışmaların durması için “Devreye sokulması gereken en önemli ülke malum İsrail üzerinde etkisi olan Amerika” diyen Erdoğan, “Şimdi Amerika’nın üzerine Dışişleri Bakanım muhatabıyla gidiyor” dedi. Biden ile görüşmesi halinde “Gazze bir defa Filistin halkının toprağıdır. Amerika’nın bu kabullenmesi lazım” görüşünü de ileteceklerine işaret eden Erdoğan, “Eğer Gazze, Filistin halkının değil de kalkıp hayır bu işgalci yerleşimcilerin veya İsrail’in toprağıdır diye bir yaklaşım Biden’da varsa, zaten anlaşmamız mümkün değil” şeklinde konuştu.

Paylaşın

CHP’de Kartlar “31 Mart Yerel Seçimleri” Sonrası Yeniden Dağıtılacak

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) genel başkan değişimi ile sonuçlanan büyük kurultay tamamlandı ama kurultaya ilişkin tartışmalar bitmedi. CHP kulislerinde hafta boyunca kurultay konuşuldu.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Genel başkanlık yarışını kaybeden Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşen bir milletvekili, Kılıçdaroğlu’nun “bu sonucu kesinlikle beklemediğini” bu nedenle de “herhangi bir B planının olmadığını” anlattı. Yeni parti yönetimi için de, “Aralarında parlayacak isimler var. Hep eskiden şikayet ediliyordu. İşte yenilerin önü açılıyor. Enerjisi çok yüksek bir ekip. Önleri açılınca yeni dönemin aktörleri olabilirler” yorumları yapıldı.

Ancak yönetim listesini politik açıdan zayıf bulanlar da var. “Değişim, yeniden inşa sürecini sağlayacak kadro çok zayıf” diyen bazı siyasetçiler CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bir koalisyon kurduğunu, ilişkinin bozulması durumunda kriz potansiyelinin de çok yüksek olduğunu söylüyor.

İki ismin yerel seçimlere kadar birlikte yol yürüyebileceğini kaydeden bazı siyasetçilere göre ise 31 Mart seçimleri sonrası kartlar yeniden dağıtılacak. Özel’li CHP’nin yerel seçimlerde elde edeceği sonuç, İmamoğlu’nun başkanlığın yanı sıra belediye meclisini de kazanması gibi bir dizi faktöre göre CHP’nin bir yıl sonra olağanüstü kongreye gitmesinin sürpriz olmayacağı konuşuluyor.

Çelenk krizi

Öte yandan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ‘genel başkan’ sıfatıyla Anıtkabir’e ilk resmi ziyaretini 11 Kasım’da gerçekleştirdi. Özel’in yeni seçilen Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeleriyle yapacağı ziyaret öncesi Anıtkabir Komutanlığı ile İsmet İnönü’nün mezarına çelenk konulması talebi nedeniyle kriz yaşandı.

Edinilen bilgiye göre Özel’in Anıtkabir ziyareti kapsamında Atatürk’ün mozolesine çelenk bırakılmasının ardından 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün kabrini ziyaret ve çelenk bırakma da program kapsamında planlandı. Ancak yönetmelik gerekçe gösterilerek İsmet İnönü’nün anıt mezarına çelenk konulmasına izin verilmediği, bu uygulamanın da 4 yıldır devam ettiği söylendi.

Talebin geri çevrilmesine karşılık, ‘partisinin kurucusu ve 2. Cumhurbaşkanı İnönü’nün mezarına çelenk koymak için izin almasına gerek olmadığını’ bildiren Özel’in ısrarı üzerine Anıtkabir Komutanlığı ile CHP Genel Merkezi arasında görüşme trafiği arttı. Özel’in talebinde ısrar etmesiyle, konulan engelden vazgeçildi ve Özel, İnönü’nün mezarına hazırlanan çelengi koydu.

Paylaşın

Yerel Seçimler: AK Parti, İstanbul İçin Kürt Oylarının Peşinde

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde seçim stratejileri netleşiyor. AK Parti, 2019 yerel seçimlerinde Millet İttifakı’na kaybettiği İstanbul’da yeniden kazanmak için Kürt oylarının peşinde.

Kürtlerin oyunu almak için HEDEP (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi) ile iş birliğine sıcak bakılmayan AK Parti’de, “Kürtlerin oyu kazanılacaksa hizmet siyaseti ile kazanılmalı” görüşü öne çıkıyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; AK Parti’nin son MYK toplantılarında da İstanbul seçim stratejisine ilişkin pek çok öneri sunuldu. İstanbul’daki Kürt nüfusun seçim sonucundaki etkisine dikkat çeken bazı MYK üyeleri, Kürtlerin oyunu almadan İstanbul’un kazanılmasının zor olduğunu belirtti.

Kürt seçmenin oyunu almak için Kürtlerin yoğun yaşadığı mahallelere daha çok hizmet götürülmesi gerektiğini kaydeden AK Partili yöneticiler, Kürtlerin oyunu almak için HEDEP ile iş birliğine sıcak bakmadıklarını belirtti ve “Kürtlerin oyu kazanılacaksa hizmet siyaseti ile kazanılmalı” görüşünü aktardı.

Öte yandan son genel seçimlerde yüzde 52 oyla yeniden Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın kişisel oyunun partisinin çok üzerinde olduğu bir kez daha görüldü. Ancak Erdoğan’ın bir siyasi aktör olarak tek başına varlığı birçok seçimin sonucunda etkili olsa da yerel seçimlerde bunun tam çalışmadığı da görülmüş durumda.

2019 seçimlerinde uzun yıllardır siyaset sahnesinde yer alan Binali Yıldırım, İstanbul’da aday gösterilmiş ve Ekrem İmamoğlu karşısında yarışı hem de iki kere kaybetmişti. AK Partili siyasetçiler şimdi, “Yerel seçimlerde sadece Erdoğan’ın yetmediğini görüyoruz. Adayın memleketi, donanımı, o ildeki karşılığı, icra yeteneği olmadan olmuyor.

Aday belirlerken de tüm bunlara bakılacak” diyor. İstanbul için aday arayışı da sürüyor. AK Parti kulislerinde İstanbul için en çok konuşulan isim eski Çevre Bakanı Murat Kurum. Ama sürecin sürprizlere de gebe olabileceği kaydediliyor.

Paylaşın

HEDEP’li Bakırhan’dan Yerel Seçim Açıklaması: Batıda İttifaklara Açığız

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan HEDEP Eş Genel Başkanı Bakırhan, “Yerelde sürekli bizler kaybettiren konumda olmamalıyız. Bu kadar ödenen bedel ve çaba sonrasında bizler bulunduğumuz her yerde irademizin yönetimlere yansımasını istiyoruz” dedi ve ekledi:

“Bizler dolaylı olarak herhangi bir ittifak tarafı olmak zorunda değiliz, dediler. Bizler eğer bir ittifak yapılacaksa bu ittifakın açık ve şeffaf bir şekilde kamuoyunun gözü önünde yapılmasını istiyoruz.”

Bakırhan açıklamasının devamında, “Bizler bölgede kazanan, batıda kaybettiren pozisyon yerine, bölgede de batıda da kazanan bir pozisyonda olmamız gerektiğini söylediler. Biz de aynı şeyi tekrar ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Yerel Yönetimler Kurulu’nun “Örgütlü toplumla demokratik yerel yönetimlere” Demokratik Yerel Yönetimler Konferansı bu sabah Ankara’da başladı.

MA’nın aktardığına göre; HEDEP Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan konuşmasında, yerel seçimle ilgili stratejilerine dair bilgiler verdi:

“Bu konferansımızı yaparken bir seçim sürecine de yaklaştık. Yeni dönemde ne yapacağımız merak ediliyor. Belki buradaki arkadaşlarımızın da merak ettiği şeyler var.

Yerellerde çok geniş toplantılar yaptık. Bir önceki dönemin eksik ve yetersizliğini ortaya çıkararak onun üzerinden kendimize bir yol ve hat belirledik. Bu yapmış olduğumuz binlerce toplantıda halkımız yerel yönetimler seçimleri için de çok önemli değerlendirmeler ve öneriler sundular. Orada ortaya çıkacak sonuçlar önümüzdeki dönem yol haritamızı da netleştireceğiz dedik.

Yerelde sürekli bizler kaybettiren konumda olmamalıyız. Bu kadar ödenen bedel ve çaba sonrasında bizler bulunduğumuz her yerde irademizin yönetimlere yansımasını istiyoruz.

Bizler dolaylı olarak herhangi bir ittifak tarafı olmak zorunda değiliz, dediler. Bizler eğer bir ittifak yapılacaksa bu ittifakın açık ve şeffaf bir şekilde kamuoyunun gözü önünde yapılmasını istiyoruz.

Bizler bölgede kazanan, batıda kaybettiren pozisyon yerine, bölgede de batıda da kazanan bir pozisyonda olmamız gerektiğini söylediler. Biz de aynı şeyi tekrar ediyoruz.

Önümüzdeki dönem en başta kayyım atanan belediyeleri özgürleştireceğiz. Yine AKP’nin kötü yönetiminden kaynaklı, yönetmiş olduğu belediyeleri alacağız. Birinci ve ikinci geldiğimiz bütün kentlerde kendi adaylarımızı en geniş konsensusla, en kapsayıcı belediye eş başkan adayları, belediye ve il genel meclisi adaylarıyla birlikte çıkartacağız.

Batıda ise huzurlarınızda kamuoyuyla paylaşmak istiyorum: İttifaklara açık olduğumuzu burada belirtmek istiyorum. İttifak yapacağımız güçlerle yapmış olduğumuz hiçbir konuşma, çalışma, aldığımız bir karar kesinlikle sizden habersiz olmayacaktır, sizinle paylaşacağız.

Önümüzdeki dönem hem Kürdistan’da hem batı da halklarımızın yoğun olarak bulunduğu kentlerde halklarımızın iradesinin yönetimlere yansıması için ittifaklara hazır olduğumuzu belirtmek istiyorum.

Bu herhangi bir ittifakta kesin olarak yer alacağımız anlamına gelmemeli. Halkımızın işine gelmeyen, halklarımızın, emekçilerimizin işine gelmeyen ittifaklar bize dayatılırsa seçeneksiz değiliz.

En iyi ve güçlü adaylarımızla 3. Yol siyasetimizi yerel seçimlerde hayata geçirebilecek hazırlıklarımızı tamamlamış bulunmaktayız.

Yeni dönemde seçilecek yerel yönetim adaylarımızı halkımızın onayından geçireceğiz. Sandık kurulu olur, belirlenen delegelerin oy kullanmasıyla olur. Yani bir biçimiyle halkın önerdiği, istediği adaylarla önümüzdeki dönem seçimlere gireceğimizi bir kez daha buradan belirtelim.”

Paylaşın