2023’te Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Sayısı 100 Bini Aştı

2023 yılında Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru sayısı 108 bin 816 olurken, AYM’ye bireysel başvuru hakkının getirildiği son 11 yılda 579 bin 754 kişi bireysel başvuru yapıldı.

579 bin 754 başvurunun 484 bin 711’i karara bağlanırken, karar bekleyen dosya sayısı ise 95 bin 43 olarak açıklandı.

Anayasa Mahkemesi (AYM), bireysel başvuru hakkının getirildiği 23 Eylül 2012’den, 31 Aralık 2023 dönemine ait bireysel başvuru istatistiklerini internet sitesinde yayınladı.

Verilere göre, 11 yılda AYM’ye 579 bin 754 kişi bireysel başvuru yaptı. Başvurulardan 484 bin 711’i karara bağlandı. Derdest dosya (hâlâ görülmekte olan) sayısı ise 95 bin 43 olarak açıklandı.

Bugüne kadar sonuçlandırılan dosyaların 395 bin 309’unda ‘kabul edilmezlik’, 72 bin 560’ında ‘en az bir hakkın ihlali’, 13 bin 498’inde ‘idari ret’, 1333 dosyada ise ‘hakkın ihlal edilmediği’ yönünde karar verildi.

Dosyaların 2 bin 11’inde de ‘düşme, dosya kapatma, başvurunun reddi’ gibi kararlar çıktı.

AYM, kararlarında toplam 73 bin 700 kez hak ihlalinin yaşandığını tespit etti. Adil yargılanma hakkı’na dair başvuru sayısı 4 bin 240, Mülkiyet hakkı 4 bin 238, İfade özgürlüğü 4 bin 131, Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı 1403, Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı 1266, Kötü muamele yasağı 590, Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı 305, Yaşam hakkı 227, Ayrımcılık yasağı 140 oldu.

“Makul sürede yargılanma hakkının ihlal”ine dair yapılan başvuru sayısından da oldukça büyük bir artış oldu.

2023’te makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuru sayısı 49 bini geçti. 11 yıldaki tplam başvuru sayısı 143 bin 696 oldu. Başvuruların 139 bin 12’sinde karar verildi.

AYM’nin istatistiklerinin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Avrupa Ülkelerinden Radikal Karar: 50 Bin Türkiye Vatandaşı Sınır Dışı Edilecek

İngiltere ve Almanya’nın aldığı yeni kararlar doğrultusunda, bu ülkelerde bulunan yaklaşık 50 bin Türkiye vatandaşı sınır dışı edilecek. İki ülkeden sınır dışı bekleyenlerin toplam sayısı ise 60 bini aşmış durumda.

Avrupa kaçak insanlarla ilgili harekete geçti. Özellikle Almanya ve İngiltere’den bu konuyla ilgili keskin bir karar geldi. Bu ülkeler kaçak gelen ve ‘iltica hakkı olmayanların’ hızlıca sınır dışı edilmesini öngören yasalarını meclislerinden geçirdi.

Karara göre, İngiltere’ye kaçak giden Türkiye vatandaşı, ilticaları reddedildikten sonra eğer ülkesi geri almazsa, Ruanda’da kurulacak kampa gönderilecek ve sınır dışı edilen diğer ülke vatandaşları ile birlikte kalacak.

Sözcü’de yer alan habere göre, Almanya, ‘hızlı ve kolay sınır dışı’ durumuyla yasa değişikliğini onayladı. İngiltere ile birlikte ilk etapta toplam 50 bin Türkiye vatandaşının sınır dışı edilmesi bekleniyor.

Türkiye vatandaşları yüzde 87 oranıyla ilticaları en çok kabul edilmeyen kişiler ve şu anda iki ülkeden sınır dışı bekleyenlerin toplam sayısı ise 60 bini aşmış durumda.

Almanya’nın Ruanda veya Doğu Avrupa kampları ise AB ile varılan anlaşma gereği, 2026’da kurulacak.

Alman Federal Meclisi’nden dün geçip yasalaşan ve İltica Yasası ile sınır dışı etme durumlarını düzenleyen değişiklik, şimdiye kadarki uygulamaları önemli ölçüde değiştiriyor. Değişiklikler, polisin karşılaştığı sorunlara çözüm olarak öngörüldü.

İşte ülkeye kaçak giren ya da suç işleyenlerin daha kolay sınır dışı öngören kararlar:

İltica yurtlarında ya da evlerde kalan yabancıların kimliğini tespit edebilmek için polis, şüphelendiği başka kişileri de arayabilecek. Polislere ayrıca gece baskınları ve başkalarının odalarını arama yetkisi verildi.

Kaçaklar, en fazla 10 gün gözaltında tutulabiliyordu. Bu süre 28 güne çıkarıldı. Böylece kolluğa, uzun süre inceleme ve araştırma yapabilme süresi tanındı. Aynı zamanda, sınır dışı edilecek kişinin kısa sürede bırakılınca kaçması da önlenecek.

Bir kaçak ya da ilticacı soruşturması sırasında polise bilgi vermeyen ya da zorluk çıkaran 3’üncü bir şahıs, gözaltına alınabilecek ve bilgi vermeye zorlanabilecek. Bilgi vermekten kaçınma, gözaltı sebebi olacak.

İnsan tacirliği yapan ya da kaçağı ülkeye sokan kişilere cezalar ağırlaştırıldı. Bu kişilere bir yıllık hapis cezası verilecek ve tekrarı halinde sınır dışı edilecek.

Birçok suça karışmış kaçak göçmen daha hızlı bir şekilde sınır dışı edilecek. Ayrıca çete kuranlar ya da suç örgütü üyeleri de benzer şekilde sınır dışı edilebilecek.

Yahudi düşmanlığı ya da bu amaçla davrananlar sınır dışı tehdidiyle karşı karşıya kalacak. Yahudi karşıtları ülkeden atılacak.

Bu kararların sınır dışı durumlarını büyük oranda artırmayacağı tahmin ediliyor. Bu durum için, yasa dışı göçmen ihraç eden ülkelerle daha sıkı görüşmeler yapılacak. Çünkü birçok ülke, suçlu vatandaşını geri almak istemiyor ve ülkelerce bunun yolu aranacak.

Paylaşın

Erdoğan’dan Şimşek’e, “Seçime Kadar Kesenin Ağzını Aç” Talimatı

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlerde avantajlı çıkmak isteyen iktidar partisi, kesenin ağzını açmak istiyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve ekibi ise temkinli.

Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 31 Mart’a kadar kısıtlamaların kaldırılması ve ‘kesenin ağzının açılmasını” istediği, bunu da direkt Mehmet Şimşek’39;e söylediği anlatılıyor.

Gazete Pencere’den Nuray Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bakan Mehmet Şimşek’e “seçime kadar kesenin ağzını aç” talimatı verdiğini öne sürdü. Babacan, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Emekli maaşlarına yapılan ek zam hiç kimseyi memnun etmedi. AKP içinde ’en az yüzde 45 olmalı’ diyenler de dahil. Bütçe açığının büyüklüğünü gösteren rakamların bir gün önce açıklanması ek zammın ‘sınırlı kalacağının’ habercisi oldu. Yüzde 5’lik artış, Maliye Bakanlığı ile Çalışma Bakanlığı’nın alternatifli önerilerinin ortalaması bulunarak kararlaştırıldı.

Sorun sadece emeklilere ek zamla bitmiyor. Yerel seçimlerde avantajlı çıkmak isteyen iktidar partisi, kesenin ağzını açmak istiyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve ekibi ise temkinli. Ancak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve ekibi aynı düşünmüyor.

Erdoğan’ın 31 Mart’a kadar kısıtlamaların kaldırılması ve ‘kesenin ağzının açılmasını” istediği, bunu da direkt Mehmet Şimşek’39;e söylediği anlatılıyor. Yani, Şimşek’in iki hafta önce yaptığı sosyal yardımların doğru kullanılması ve kamu harcamalarının sınırlandırılması uyarısının tam tersi planlanıyor…”

Paylaşın

Avrupa Birliği’nin En Büyük Atık Müşterisi: Türkiye

2022 yılında Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, toplam 32 milyon 100 bin ton atık ihraç etti. Atıkların en büyük alıcısı Türkiye oldu. Alıcılar sıralamasında Türkiye’den sonra Hindistan geldi.

Avrupa Birliği’nin (AB) en büyük atık ihracatçısı 6,4 milyon ton ile Hollanda oldu. Belçika 3,9 milyon tonla ikinci sırada yer aldı. Üçüncü sıradaki Almanya ise 3,3 milyon ton ile AB ihracat ihracatının onda birini gerçekleştirdi.

Merkezi Lüksemburg’da bulunan Avrupa Birliği İstatistik Ofisi Eurostat verilerine göre, 2022 yılında Avrupa Birliği (AB) ülkeleri toplam 32 milyon 100 bin ton atık ihraç etti. AB yoluyla yollanan atıkların yarısından fazlasını 17,8 milyon ton demir ve çelik oluşturdu.

AB’de en büyük atık ihracatçısı 6,4 milyon ton ile Hollanda oldu. Belçika 3,9 milyon tonla ikinci sırada yer aldı. Üçüncü sıradaki Almanya ise 3,3 milyon ton ile AB ihracat ihracatının onda birini gerçekleştirdi. Almanya 2011 yılında 5,8 milyon ton atık ihraç ederek zirvede yer almıştı. Ancak Almanya’daki düşüşteki düşüş nedeniyle birinci sıradaki yerini koruyamadı.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; AB’nin ürettiği atıkların en büyük alıcısı ise Türkiye oldu. AB’ye komşu olanlar Türkiye, madeni olmayan geri dönüştürülebilir eşyalarla birlikte Avrupa’dan toplam 12,4 milyon ton atık satın aldı. Bu rakam AB’nin toplam atık ihracının yüzde 39’unu oluşturuyor.

Alıcılar sıralamasında Türkiye’den sonra 3,5 milyon ton atıkla Hindistan geldi. Hindistan’da tek başına Avrupa’daki atık kâğıtların yüzde 30’unu satın alarak dönüştürüyor. İngiltere Avrupa’dan 2 milyon ton, İsviçre, Norveç ve Mısır ise 1,6’şar milyon ton atık satın aldı.

Buna karşılık AB’nin diğer seçeneklerinden 18,7 milyon ton atık ithal etti. 2021 yılı karşılaştırması AB’nin ithal ettiği atıklarda yüzde 5’lik bir düşüş oldu. AB ithalatının üçte biri İngiltere’den (6,3 milyon ton) gelirken, Norveç’ten 3,4 milyon ton, İsviçre’den 2,4 milyon ton ve ABD’den 1,8 milyon ton atık satın alındı.

Paylaşın

Buldan’dan Akşener’in “Siyasi Cinayetler Mertçeydi” Sözlerine Tek Kelimelik Tepki

DEM Parti Milletvekili Pervin Buldan, İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in “Geçmişte siyasi cinayetlere şahit olduk ama mertçeydi” ifadelerine “namertçe” diyerek tek kelimelik tepki gösterdi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Van Milletvekili Pervin Buldan, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada kullandığı “Biz geçmişimizde siyasi cinayetlere şahit olduk ama mertçeydi” sözlerine, sosyal medya hesabından yaptığı tek kelimelik paylaşımla tepki gösterdi: Namertçe.

Pervin Buldan’ın eşi Savaş Buldan 1994’te kaçırılarak öldürülen Kürt iş insanlarının arasında yer alıyordu. Savaş Buldan’ın cenazesi İstanbul’da Yeşilköy’de bir otelin çıkışında kaçırıldıktan iki gün sonra 3 Haziran 1994 tarihinde bulunmuştu. Mahkeme tutanaklarında Savaş Buldan ile aynı gün öldürülen Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın isimlerinin “Öldürülecek Kürt İşadamları Listesi”nde olduğu ortaya çıkmıştı.

3 Kasım 1996’daki Susurluk kazası sonrası hazırlanan Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’ın 1998 tarihli raporunda, “Susurluk olayının başlangıcı belki de zamanın Başbakanı Çiller’in bir cümlesinde gizlidir. ‘PKK’ya yardım eden iş adamlarının listesi elimizde’ diyordu. Sonra da infazlar başladı. İnfazların kararını kim veriyordu? Bozulmanın başlaması ve vatan – millet hesaplarının yerini kişisel hesapların alması kaçınılmazdı ve öyle oldu” yazıyordu.

“Siyasi cinayetlere şahit olduk ama mertçeydi”

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçim çalışmaları kapsamında Sivas’ta partililerle bir araya gelen İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Ankara’da, 30 Aralık 2022 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülen eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş’in kendisini ziyaret ettiğini anlattı

Akşener, “Ben ısrarla her şeyi takip ederim ama siyasi malzeme haline getirmem. Ama bunu kendisi anlattığı için sizlerle paylaşmak isterim. Ayşe benim evladım gibi. Telefon açtı bana dedi ki, ‘Abla çocuklarla sana gelmek istiyoruz’. Ben de dedim ki, ‘Eve mi?’; ‘Her yere olabilir’ dedi. Dedim ki ‘Partiye olabilir mi çocuklar da eğlensin, işte herkes seviyor onları, kalabalık’. ‘Olur’ dedi” ifadelerini kullandı.

Akşener sözlerinin devamında, “Küçük kızı elleri buz gibi, ayaklar buz gibi, burun buz gibi. Neden biliyor musunuz? Haykıra haykıra ağlayasım var. ‘Anne gözümün önünden ayrılma ya seni de babam gibi vururlarsa’. Nasıl biliyor musunuz, titriyor. Çünkü torbacılar öldürdü, katletti. Biz geçmişimizde siyasi cinayetlere şahit olduk ama mertçeydi.

Onun için de hiçbirimiz korkmadık ama o çocuğun babasını katledenler torbacılar, torbacılar. Ve onların yarın ne yapacaklarını o çocuk bilmiyor. Koruma polisleri çocuğu aldılar, bütün telefon numaralarını verdiler. Bir çocuğa bunu yaşatmaya kimsenin hakkı yok. Bu çocukların ahının yerde kalmaması için bizi seçin.” dedi.

Paylaşın

Akşener’den Çarpıcı “Siyasi Cinayetler” Açıklaması: Mertçeydi

Sinan Ateş cinayetine ilişkin açıklamada bulunan İYİ Parti Lideri Meral Akşener, “Biz geçmişimizde siyasi cinayetlere şahit olduk ama mertçeydi. Onun için de hiçbirimiz korkmadık ama o çocuğun babasını katledenler torbacılar, torbacılar” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçim çalışmaları kapsamında Sivas’ta partililerle bir araya geldi.

Partisinin il başkanlık binasında konuşan Akşener şunları söyledi: Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu da bu şehrin evladıdır. Nedense Sivas’tan yetişip Türkiye sevgisi, millet sevgisi, vatan sevgisiyle dolu olanlar çok ağır eziyetler gördüler, çok acılar çektiler. Rahmetli Muhsin başkan da onlardan birisi. Onun da burada bir emaneti var, onun da burada Mehmet Ceylan’a ve bizlere yüklediği bir görev var.

Rahmetlinin cinayetinin aydınlatılabilmesi için ailesi de biliyor ki bütün elimden ne geliyorsa, imkanlarım neyse onları sonuna kadar kullanmış bir şahısım. Çünkü rahmetliyle bir ağabey kardeştik, 2 yaş vardı aramızda ama ağabey kardeştik. O nedenle inşallah burası kazanıldıktan sonra elbette İYİ Parti de iktidara doğru yürüyecek. Şu sözü verebilirim ben İYİ Parti’nin Genel Başkanı olarak hem Muhsin başkanın hem Sinan Ateş’in katillerini yakalayıp hukuka teslim edip gereğinin yapılmasını sağlamak bizim için bir namus sözüdür. Onun için inşallah bunları başaracağız.

Ankara’da, 30 Aralık 2022 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülen eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş’in kendisini ziyaret ettiğini anlatan Akşener, “Ben ısrarla her şeyi takip ederim ama siyasi malzeme haline getirmem. Ama bunu kendisi anlattığı için sizlerle paylaşmak isterim. Ayşe benim evladım gibi. Telefon açtı bana dedi ki, ‘Abla çocuklarla sana gelmek istiyoruz’. Ben de dedim ki, ‘Eve mi?’; ‘Her yere olabilir’ dedi. Dedim ki ‘Partiye olabilir mi çocuklar da eğlensin, işte herkes seviyor onları, kalabalık’. ‘Olur’ dedi” ifadelerini kullandı.

“Siyasi cinayetlere şahit olduk ama mertçeydi”

Akşener sözlerinin devamında, “Küçük kızı elleri buz gibi, ayaklar buz gibi, burun buz gibi. Neden biliyor musunuz? Haykıra haykıra ağlayasım var. ‘Anne gözümün önünden ayrılma ya seni de babam gibi vururlarsa’. Nasıl biliyor musunuz, titriyor. Çünkü torbacılar öldürdü, katletti. Biz geçmişimizde siyasi cinayetlere şahit olduk ama mertçeydi. Onun için de hiçbirimiz korkmadık ama o çocuğun babasını katledenler torbacılar, torbacılar. Ve onların yarın ne yapacaklarını o çocuk bilmiyor. Koruma polisleri çocuğu aldılar, bütün telefon numaralarını verdiler. Bir çocuğa bunu yaşatmaya kimsenin hakkı yok. Bu çocukların ahının yerde kalmaması için bizi seçin.” dedi.

Sinan Ateş cinayeti

30 Aralık 2022 tarihinde eski Ülkü Ocakları Başkanı ve akademisyen Sinan Ateş, akrabası Selman Bozkurt ile Çankaya’nın Kızılırmak Mahallesi’ndeki 1456. Sokak’ta, bir aracın arkasına saklanmış Eray Özyağcı’nın silahlı saldırısına uğradı. Özyağcı tarafından sıkılan bir mermi Bozkurt’a, beş mermi ise Ateş’e isabet etti. Bozkurt omzundan yaralandı, Ateş ise ağır yaralandı ve kaldırıldığı hastanede öldü.

Yapılan otopsi raporuna göre, Ateş’e isabet eden beş kurşunun; biri çenesinden girip başının üstünden, biri karnının solundan girip belinden, sol bacağının kasık bölgesinden giren bir kurşunun vücudundan çıkış noktası bulunurken; aynı yerden giren bir diğer kurşunun ve sağ kasığından giren bir kurşunun vücudundan çıkış noktası bulunamadı.

Saldırı, basında; “Sinan Ateş cinayeti”, “Sinan Ateş suikastı” veya “Çukurambar cinayeti” olarak anıldı ve Ateş; bazı kişiler tarafından şehit ilan edildi. Ateş; vurulan ikinci, vurulma sonucu ölen ilk Ülkü Ocakları başkanıdır.

Paylaşın

Erdoğan, AK Parti’nin 17’si Büyükşehir, 48 İl Belediye Başkan Adayını Açıkladı

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere 73 gün kala Cumhurbaşkanı Erdoğan, 17’si büyükşehir 48 ilin belediye başkan adayını tanıttı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Turgut Altınok, İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hamza Dağ oldu.

Tanıtım programında, Turgut Altınok ve Hamza Dağ’ın isimlerinin açıklanması sırasında Ankara ve İzmir için hazırlanan seçim şarkıları çalındı. Erdoğan’ın tanıttığı adaylarla birlikte, illerin milletvekilleri ve parti yöneticileri de kürsüye çıkarak poz verdi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Ticaret Odası (ATO) Congresium’da düzenlenen Aday Tanıtım Toplantısı’nda 17’si büyükşehir olmak üzere 48 ilin belediye başkan adaylarını tanıttı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan (ABB) adayının Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok olduğunu duyurdu.

Erdoğan, 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayının ise AKP Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ olduğunu açıkladı.

“Cumhur İttifakı’ndaki ortağımız MHP adaylarını destekleyeceğimiz yedi vilayet dışındaki tüm adaylarımızı ilan etmiş oluyoruz” diyen Erdoğan konuşmasında, “MHP adaylarını destekleyeceğimiz yedi ilde de aynı azim, şevk ve samimiyetle çalışacağız. Cumhur İttifakı’nda ayrım asla olmayacak” ifadelerini kullandı.

Hedeflerinin, “AK Parti ve Cumhur ittifakında olan belediyeleri tekrar ezici oranla kazanmanın yanında muhalefetin elindeki belediyeleri gerçek belediyecilikle tanıştırmak” olduğunu dile getiren Erdoğan “Hiç kimsenin, şahsının dahil hiç kimseye ‘tıpış tıpış oy vermek’ zorunda olmadığını” ifade etti. Erdoğan, “Biz, ayrım yapmadan insanımızı velinimet görerek görerek kapısını çalmak zorundayız” dedi.

30 Ocak’ta seçim beyannamesini “milletin takdirine sunacaklarını” da aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Belediyelerdeki başarılarıyla iktidara yürümüş bir parti olarak, rüştümüzü ilk ispat ettiğimiz yeri güçlü tutmak mecburiyetindeyiz. Büyükşehriyle iliyle ilçesiyle beldesiyle ülkemizin her belediyesini, eser ve hizmet siyasetimizle Türkiye Yüzyılı’na yakışır seviyelere getirmenin peşindeyiz. Sandıkta bize verilen her oyun vebalini, yaptığımız görevlerin her anında üzerimizde hissederek, aşkla, azimle, kararlılıkla çalışacak, üretecek, farkımızı ortaya koyacağız” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan diğer büyükşehir belediye başkan adayları şöyle:

Adana Büyükşehir Belediye Başkan adayı Fatih Mehmet Kocaispir, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Halis Bilden, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkan adayı Fatma Şahin, Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Öntürk, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkan adayı Fırat Görgel, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkan adayı Memduh Büyükkılıç, Konya Büyükşehir Belediye Başkan adayı Uğur İbrahim Altay,

Malatya Büyükşehir Belediye Başkan adayı Sami Er, Mardin Büyükşehir Belediye Başkan adayı Abdullah Erin, Sakarya Büyükşehir Belediye Başkan adayı Yusuf Alemdar, Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkan adayı Zeynel Abidin Beyazgül, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkan adayı Cüneyt Yüksel, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ahmet Metin Genç, Van Büyükşehir Belediye Başkan adayı Abdulahat Arvas.

Erdoğan tarafından açıklanan 31 ilin belediye başkan adayları ise şunlar oldu:

Adıyaman Belediye Başkan adayı Ziya Polat, Afyonkarahisar Belediye Başkan adayı Hüseyin Ceylan Uluçay, Ağrı Belediye Başkan adayı Mehmet Salih Aydın, Aksaray Belediye Başkan adayı Evren Dinçer, Amasya Belediye Başkan adayı Mehmet Uyanık, Ardahan Belediye Başkan adayı Yunus Baydar, Batman Belediye Başkan adayı Adil Sebati Ceylan, Bayburt Belediye Başkan adayı Mete Memiş, Bilecik Belediye Başkan adayı Mustafa Yaman,

Bolu Belediye Başkan adayı Muhammed Emin Demirkol, Burdur Belediye Başkan adayı Mehmet Şimşek, Çorum Belediye Başkan adayı Halil İbrahim Aşgın, Gümüşhane Belediye Başkan adayı Ercan Çimen, Hakkari Belediye Başkan adayı İsmet Ölmez, Iğdır Belediye Başkan adayı Ülkü Öcal, Karabük Belediye Başkan adayı Özkan Çetinkaya, Karaman Belediye Başkan adayı Mevlüt Akgün, Kırıkkale Belediye Başkan adayı Mehmet Saygılı, Kırşehir Belediye Başkan adayı Osman Arslan,

Kilis Belediye Başkan adayı Reşit Polat, Kütahya Belediye Başkan adayı Kamil Saraçoğlu, Muş Belediye Başkan adayı Feyat Asya, Nevşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Savran, Niğde Belediye Başkan adayı Emrah Özdemir, Siirt Belediye Başkan adayı Ekrem Olğaç, Sivas Belediye Başkan adayı Hilmi Bilgin, Şırnak Belediye Başkan adayı Mehmet Yarka, Tunceli Belediye Başkan adayı Erkan Eroğlu, Uşak Belediye Başkan adayı Mehmet Çakın, Yozgat Belediye Başkan adayı Celal Köse, Zonguldak Belediye Başkan adayı Ömer Selim Alan.

Paylaşın

Eğitimin Yükü Velilerin Sırtına Yıkıldı

Eğitimde yaşanan ve yapısal hale gelen sorunlar her ne kadar görmezden gelinmeye çalışılsa da eğitim sorunu, ülke ekonomisinde yaşanan sorunların ardından halkın en öncelikli sorunları arasında üst sıralarda yer almakta. Çocuklar okula aç gitmekte, yeterli beslenememekten kaynaklı fiziksel ve zihinsel gelişimleri sağlıklı olmamakta.

Eğitim sistemi, her geçen yıl daha fazla paralı hale getirilirken milyonlarca öğrenci velisi çocuklarını okutabilmek için bütçelerine göre çok yüksek rakamlarla harcama yapmak zorunda kalmakta. Devletin eğitim harcamalarına yaptığı katkı yıllar içinde istikrarlı bir şekilde azalırken, halkın cebinden yaptığı eğitim harcamalarının payı istikrarlı artmaya devam etmekte.

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), 2023-2024 eğitim ve öğretim yılının birinci yarıyılına dair hazırladığı değerlendirme raporunu sendikanın Ankara’daki genel merkez binasında açıkladı.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; Raporu okuyan Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, eğitimin giderek dinselleştiğini, kız çocuklarının eğitimden uzaklaştırıldığını, öğrencilerin beslenme sorunundan kaynaklı okula aç gidip geldiklerini belirtti.

Raporda, Eğitim Bakanlığı’nın örgün eğitim istatistiklerine yer verilerek, Türkiye’de örgün eğitimde resmi ve özel okullarda toplamda 17,5 milyon öğrenci bulunduğu, 75 bin 19 eğitim kurumu/okulu içinde devlete ait kurum/okul sayısının 60 bin 734 olduğu, özel okulların sayısının 14 bin 281 (yüzde 19) olduğu kaydedildi. Raporda, devlet okullarında okuyan öğrenci sayısının 15 milyon 887 bin 296 (yüzde 80), özel okullarda okuyan öğrenci sayısının 1 milyon 578 bin 233 (yüzde 8) olduğu bilgisi paylaşıldı.

Raporda, açık öğretimde okuyan öğrenci sayısının ise 2 milyon 346 bin 654 (yüzde 12) olduğu belirtildi. Türkiye çapında devlet ve özel okullarda toplam 1 milyon 139 bin 673 öğretmen görev yaptığı bilgisinin de yer aldığı raporda, 2022/23 eğitim öğretim yılı sonu itibariyle devlet okullarında görev yapan öğretmenlerin sayısı 974 bin; özel okullarda çalışan öğretmenlerin sayısı 132 bin civarında olduğu aktarıldı. Yeni eklemelerle devlet okullarında görev yapan öğretmenlerin sayısının 1 milyon 19 bine ulaştığı kaydedildi.

Raporda, 2023/2024 eğitim öğretim yılının ilk yarısında sözleşmeli istihdam edilen öğretmen sayısı 50 bin 182 olduğu, devlet okullarında ek ders karşılığı çalıştırılan ve tamamı asgari ücretin altında ücret alan ücretli öğretmenlerin sayısının ise 90 bine yakın olduğu belirtildi.

Raporda, şu bilgiler paylaşıldı: “Eğitimde yaşanan sorunlar her geçen yıl katlanarak artmakta, MEB bu sorunlara kalıcı çözümler üretmek yerine bütün enerjisini eğitimi dinselleştirmeye ve piyasalaştırmaya harcamaktadır. Eğitimde yaşanan ve yapısal hale gelen sorunlar her ne kadar görmezden gelinmeye çalışılsa da eğitim sorunu, ülke ekonomisinde yaşanan sorunların ardından halkın en öncelikli sorunları arasında üst sıralarda yer almaktadır.

Türkiye’de çocuklar okula aç gitmekte, yeterli beslenememekten kaynaklı fiziksel ve zihinsel gelişimleri sağlıklı olmamaktadır. Yine çocuk ve gençlerimizi eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanamamaktadır. Yoksul, emekçi ailelerin çocukları başta olmak üzere, kız çocukları ve kırsal kesimde yaşayan çocuklar açısından eğitime erişim konusunda yaşanan sorunlar sürmektedir.

6 Şubat depremleri deprem bölgesinde eğitim öğretimde yaşanan sorunların daha da ağırlaşmasını beraberinde getirmiştir. Deprem nedeniyle birçok okul yıkılmış ve hasar görmüştür. Yıkılmayan, az hasarlı olan ve nisan ayında açılan okullara, eylülde başlanan tadilat nedeniyle eğitim öğretim aksamış çok sayıda öğrenci bu durumdan olumsuz etkilenmiştir. Orta hasarlı bazı okulların durumu hala belirsizliğini korumaktadır.

Siyasi iktidarın eğitim alanında, uzun süredir kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda attığı adımlar, okul öncesi eğitimden başlayarak eğitimin bütün kademelerinde Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, çeşitli vakıf ve derneklerle iş birliği halinde hayata geçirilen ÇEDES benzeri proje ve protokoller, başta öğrencilerimiz olmak üzere, öğretmenler, eğitim emekçileri ve velileri doğrudan etkilemeyi sürdürmektedir.

2023/’24 eğitim öğretim yılının ilk yarısında eğitimde ticarileşme ve eğitimi dinselleştirme uygulamalarının tüm hızıyla sürmüştür. Okulların fiziki altyapı ve donanım eksiklikleri giderilmemiş, kalabalık sınıflar, ikili öğretim ve taşımalı eğitimden kaynaklı sorunlara çözüm üretilmemiştir.

MEB’in eğitim hakkı ve eğitime erişimde benimsediği piyasacı, rekabetçi ve ayrıştırıcı eğitim politikaları artarak devam etmekte, kamu kaynakları çeşitli teşvikler üzerinden özel okullara aktarılmaktadır. Türkiye’de özel öğretimin örgün eğitim içindeki payı 2002’de yüzde 1,9 iken, 2023’te yüzde 9,3’e yükselmiştir. Özel okulların devlet okullarına oranı ise yüzde 23,5’a ulaşmış durumdadır.

Öğretmen açıkları, mülakata ve arşiv araştırmasına dayalı sözleşmeli öğretmenlik ve ücretli öğretmenlik uygulaması sürmektedir. Öğretmenlik Meslek Kanunu ile ‘eşit işe eşit ücret’ uygulamasına aykırı adımlar atılmış, aynı işi yapan öğretmenler kariyer basamakları üzerinden faklı ücretlendirilerek ayrıştırılmıştır. Bugüne kadar KPSS’ye giren her 100 öğretmenden 85’inin ataması yapılmamış, ataması yapılmayan öğretmenlerin sadece yüzde 15’inin ataması gerçekleştirilmiştir.

Türkiye’de eğitim sisteminin müfredat, ders kitapları ve uygulama alanları itibarıyla çocuklar, sık sık etnik köken, dil, din ve inanç ayrımcılığı ile karşı karşıya kalmakta, farklı kimlik ve inanca sahip olan çocuklara yönelik ayrımcı uygulamalar sürmektedir. Türkiye 1995 yılında Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin bazı önemli maddelerine çekince koyarak çocuklar arasında etnik köken, din ya da kültüre dayalı ayrımcılık yapılmasını meşrulaştırmıştır.

Eğitimde 4+4+4 düzenlemesi başta olmak üzere, çıraklık ve stajyerlik uygulamaları gibi çok sayıda düzenleme, çocukların eğitimden uzaklaşmasına ve işçi olarak çalışma yaşamına sürüklenmesine neden olmuştur. Kız çocukları da benzer nedenlerle eğitim öğretimden uzaklaşarak iş gücüne kayıt dışı olarak katılmaktadır.

Eğitim sistemi, her geçen yıl daha fazla paralı hale getirilirken milyonlarca öğrenci velisi çocuklarını okutabilmek için bütçelerine göre çok yüksek rakamlarla harcama yapmak zorunda kalmaktadır. Devletin eğitim harcamalarına yaptığı katkı yıllar içinde istikrarlı bir şekilde azalırken, halkın cebinden yaptığı eğitim harcamalarının payı istikrarlı artmaya devam etmektedir.

Türkiye, OECD ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunda ilk sıradadır. Son dönemde çok hızlı artan yoksullaşma Türkiye’de önce en hassas durumdaki çocukları vurmuştur. Türkiye’de bugün her 5 çocuktan biri derin yoksulluk sorunları ile yüzleşmekte, yeterli ve besleyici gıdaya ulaşamamaktadır.

MEB, çocuklarımızın sağlıklı gelişimi ve eğitim sürecinin sağlıklı işlemesi için öğrencilerin beslenme sorununu çözmek için ayrı bir bütçe ayırmak durumundadır. Taşımalı eğitim yapan okullarda bile öğrencilerin beslenme sorunları çözülmüş değildir. Alım gücünün giderek düşmesi ve yoksullaşmanın artması ile birlikte öğrencilerin okuldaki beslenme sorununun bir an önce çözülmesi gerekmektedir.”

Demokratik ve anadilde eğitim

Raporun sonuç bölümünde ise, okullar için “dinselleşme ve ticarileştirme” uyarısı yapıldı. Raporda, devamla şu ifadelere yer verildi:

“Eğitim alanında yaşanan sorunların çözümü için gerekli adımların atılmadığı, eğitime erişimde yaşanan sorunlar başta olmak üzere eğitimde dayatmacı politikaların sürmesi nedeniyle öğrencilerin ve öğretmenlerin mutsuz olduğu, öğretmenlerin kariyer basamakları üzerinden yapay olarak ayrıştırıldığı, siyasal kadrolaşmanın devam ettiği, eğitim sürecinde farklı dil, kimlik ve inançların dışlandığı, eğitimin zaten sorunlu olan niteliğinin daha da kötüleştiği bir eğitim sisteminin başarılı olması mümkün değildir.

Eğitim sisteminde yaşanan sorunların ülkedeki ekonomik, toplumsal ve siyasal alanda yaşanan gelişmelerden ayrı ve bağımsız olmadığı açıktır. Eğitim Sen, her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, okul öncesinden üniversiteye kadar bilimin ve laikliğin değil, milliyetçiliğin, ayrımcılığın ve inanç sömürüsünün referans alındığı bir eğitim sisteminde kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için mücadelesini kesintisiz sürdürmeye kararlıdır.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Dikkat Çeken ‘Yerel Seçim’ Mesajı

Vira Kavşağı’nın açılış töreninde konuşan İBB Başkanı İmamoğlu, 5 yıllık yönetim sürecinde iktidarın projelere destek olmadığını ve İBB olarak yapmaya talip oldukları projelere de onay verilmediğini belirtti.

Ekrem İmamoğlu, “Bu yerel seçimde, öyle bir demokrasi şamarı yiyeceksiniz ki; o belgeleri imzalamak zorunda kalacaksınız. Ben siyaseti rakiplerle didişmek için değil gerçekten milletin sorununu çözmek için yapıyorum. 16 milyon insanımız sorunlarını çözmek için gece gündüz çalışıyorum” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü’nün trafik yoğunluğunu azaltmak amacıyla yapılan Vira Kavşağı’nın açılış töreninde konuştu. Gazete Pencere’nin aktardığına göre; Ekrem İmamoğlu’nun konuşmasından satırbaşları şu şekilde;

“Daha önce ulaştırtma bakanlığı İBB’ye devretmek üzere yaptığı bir metro hattının parasını 15 20 yılda tahsil ediliyordu. Oradaki bilet parası üzerinden tahsilatını yapıyordu. Biz göreve gelince metro hatlarını bize teslim edilmek üzere bir genelge çıkartıyorlar. Diyorlar ki İstanbul a gönderilen paranın 100 TL’sini 5 lirasını kesme hakkını üstümüze aldık diyorlar.

İstanbull’un cebine para koyarken birini buradan koyuyor ötekini diğer cebinden alıyor. Sadece 10 ayda iki metro hattının 5 milyar lirasını bizden tahsil ettiler. İki yıllık Beylikdüzü bütçesini iki ayda cebimizden aldılar. İstanbul’la iki metro hattı yapıyorsunuz bu arada onun araçlarını da biz alıyoruz. Onun da açılışını yapıyorsunuz, 10 aylık parasını da alıyorsunuz. Bari parasını aldığınız yöneticisini açılışa davet edin. Beni açılışa davet etmekten korkuyorlar.

Bu yerel seçim bitecek bu yerel seçimde öyle bir demokrasi şamarı yiyeceksiniz ki o evrakı imzalayacaksınız. Ben siyaseti rakiplerle didişmek için değil gerçekten milletin sorununu çözmek için yapıyorum. 16 milyon insanımız sorunlarını çözmek için gece gündüz çalışıyorum. Çok enerjiliyim Allah’ımız şükürler olsun Beylikdüzü’ne geldim sizi gördüm enerjim daha çok arttı.

Birçok projemizi yaparken bu enerji ile hareket ediyoruz. İnanın Sefaköy- Beylikdüzü hattını da bitireceğiz. Hızray’la Beylikdüzü’nü Sabiha Gökçen’e biz bağlayacağız. İstanbul’un her köşesini yaşanabilir ve mutlu refah düzeyi yüksek insanlarla buluşturmanın keyfini biz yaşayacağız. Sadece 4 buçuk yılda, 3 ayımızı çaldılar bu arakadalar. 155 kavşağı bitirdik. 232 caddeyi düzenledik

Beylikdüzü’nün bizden önce 20 yılda İBB’den almadığı hizmeti vallahi billahi 4 buçuk yılda biz bu hizmeti bu şehre verdik. İstanbul’un 39 ilçesine biz bu hizmeti verdik. Oturuyorlar, kalkıyorlar Ekrem İmamoğlu ile uğraşıyorlar. Bir de şaşkınlar şöyle yapıyorlar, 20 yıllık hizmetlerini benimle yarıştırıyorlar. Ya Allah’tan kork.

Ama bu seviyeye onları getirdiysek ne mutlu bize. Biz halkçı, demokrat devletini düşünen anlayışla sadece şehirlerimizi ihya etmiyoruz. Sadece şehirlerimizi güzelleştirmiyoruz, memleketimiz geleceğini inşa eden yerel yönetim anlayışını inşa ediyoruz. O yüzden devam edeceğiz. Bizi 25 yıllarıyla kıyaslasınlar, gümbür gümbür İstanbul’un ikinci dönem kalkınmacı, icracı, yaratıcı kent tasarımı geliyor. Hem de en az 25 ilçesiyle geliyor.

“Kul hakkı yiyorlar”

Ekrem İmamoğlu, konuşmasının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada ise şu ifadeleri kullandı: Bugün 7.500 TL’yi emekliye reva gören bir anlayış, bizim çalışanlarımızla aramızı bozmaya kalkmasın. Onların tek anlayacağı iş poşettir. Devletin kurumlarının tek örneğini vereyim şimdi. Ekrem İmamoğlu, Türkiye’nin 20 milyonluk şehrin belediye başkanı. TRT’de İstanbul Büyükşehir Belediyesinin veya Ekrem İmamoğlu’nun bir haberini yayınladı mı? İsmi bir yerde geçmiş mi?

Ama benim aleyhime yayın yapıp benim aleyhime soru sorup İstanbul’un bir kısım ilçe belediyelerini en az 50 tane yayınını bulursunuz. Kul hakkı yemek böyle bir şey. TRT’nin, Anadolu Ajansı’nın parası, oradaki maaşlar bu ülkedeki 86 milyonun cebinden çıkan parayla ödeniyor. Kul hakkı yiyorlar. Bizim insanımız kul hakkı yiyenlere beddua ederler, ben etmiyorum hepsini Allah’a havale ediyorum.”

Paylaşın

ABD: Türkiye’ye F-16 Satışı Konusunda Politika Değişmedi

Türkiye’ye F-16 satışı konusunda politikanın değişmediğini söyleyen Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, “Başkan bu konuda oldukça tutarlı. Türkiye’ye ilave F-16 satışına ve mevcut F-16 filosunun modernizasyonuna destek vermeye devam ediyoruz. Göreve geldiğimizden bu yana bu konudaki tutarlı politikamız değişmedi” dedi.

VOA Türkçe’den Begüm Dönmez Ersöz’ün aktardığına göre; John Kirby, Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında, “Buna ilişkin tarih ya da takvim konusunda paylaşacağım yeni bir bilgi yok ancak Türkiye’ye F-16 tedariki konusunda politikamızda değişiklik yok” ifadelerini kullandı.

Türkiye ABD’den 40 adet F-16 ve 79 adet modernizasyon kiti talep etmişti. Biden yönetimi, yabancı ülkelere silah satışı konusunda kilit role sahip olan ve onayı gereken Kongre’yi geçen yıl Ocak ayında konuyla ilgili bilgilendirmişti.

ABD Temsilciler Meclisi ve Senato’nun ilgili komisyonları ve bu komisyonların başkanları silah satışına onay konusunda kilit konumda. ABD Kongre üyeleri Türkiye’ye F-16 satışını, İsveç’in NATO üyeliğine onay sürecinin tamamlanmasıyla bağlantılandırmış ve bu konuda somut adım gelene kadar F-16 satışına yeşil ışık yakmayacağının işaretini vermişti.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Dışişleri Komisyonu Aralık ayında İsveç’in NATO’ya katılım protokolünü onayladı; sürecin tamamlanması için son aşamaya gelindi. TBMM Genel Kurulu’nun İsveç’in NATO’ya katılım protokolünü ne zaman gündemine alacağı henüz belirsiz.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş 10 Ocak’ta yaptığı açıklamada onay sürecine ilişkin zamanlama bilgisi vermekten kaçınmış; “Biz Türkiye olarak NATO’nun genişlemesine karşı değiliz. Türkiye üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdi. Finlandiya’ya ayrı bir reçete uygulandı. İsveç’in de yükümlülüklerini yerine getirdiğini görüyoruz. Taleplerimiz yerine getirildikçe İsveç’in de önü açılacaktır. TBMM kendi gündemine hakimdir. Meclis gündemi uygun olduğunda bunu ele alacaktır” demişti.

Paylaşın