“Ekrem İmamoğlu – Murat Kurum Yarışına İki Aday Daha Katılacak” İddiası

Siyasi partilerin, yaklaşık 2.5 ay sonra yapılacak yerel seçimler ilişkin çalışmaları devam ederken, sonucu en çok merak edilen kent ise İstanbul. İstanbul’da İmamoğlu ve Kurum arasında geçen yarışa 2 adayın daha katılacağı öne sürüldü.

2019 yerel seçimlerinde İstanbul’da aday çıkararak 103 bin oy alan Saadet Partisi bu seçimde daha iddialı bir aday ve güçlü bir kampanya yürütmeyi planlıyor. AK Parti tabanından oy alma potansiyeli olduğunu söyleyen Demokrat Partililer de İstanbul’da aday çıkarmak için son hazırlıklarını yapıyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Yerel seçim sonuçlarında gözlerin çevrileceği İstanbul’da AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı adayı Murat Kurum ile ittifaksız seçime gireceği görülen CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu yarışacak.

Ancak bu ikili yarışın sonucunu belirlemede diğer partilerin tutumu da etkili olacak. Özellikle AK Parti’den oy alabilecek partilerin çıkaracakları adaylar ve yürütecekleri kampanyalar özel önem taşıyor. Bu noktada yeni hamlelerse son genel seçimde Millet İttifakı içinde yer alan iki partiden bekleniyor.

2019 yerel seçimlerinde İstanbul’da aday çıkararak 103 bin oy alan Saadet Partisi bu seçimde daha iddialı bir aday ve güçlü bir kampanya yürütmeyi planlıyor. Partililer son aylarda sıkça kullanılan “3. yol” ifadesine gönderme yaparak, “O bahsedilen 3. yol biz olacağız” diyor.

Saadet’in İstanbul adayının bu ay sonunda açıklanması planlanıyor. AK Parti tabanından oy alma potansiyeli olduğunu söyleyen Demokrat Partililer de İstanbul’da aday çıkarmak için son hazırlıklarını yapıyor.

Demokrat Parti’de seçim sürecine dair, “2019 seçimlerinin ilk turu 13 bin oyla kazanıldı. Demokrat Parti 22 bin oy almıştı. Önümüzdeki seçimde İstanbul’da aday çıkarmamızın İmamoğlu’na katkısı olacağını düşünüyoruz. O nedenle muhalefet içinde partiler birbirine karşı daha çok saygılı olmalı” uyarısı yapılıyor.

Aday belirleme çalışmalarını sürdüren siyasi partilerin şubat ayı başında kampanya sürecini başlatması bekleniyor. Seçim kampanyası sürecine milletvekillerinin katılımı için de Meclis’in ara vermesi planlanıyor. Edinilen bilgiye göre Meclis’in gündeminde emeklilere ek zam, asgari ücret desteğini içeren teklifin yanı sıra, Rekabet Kurulu, Sağlık ve İçişleri Bakanlığının taleplerini içeren tekliflerle, bir yargı paketi gelecek.

İsveç’in NATO üyeliği de gündemdeki başlıklar arasında. AK Partili yetkililer 31 Mart 2019 seçimlerinde Meclis’in mart ayı başında ara verdiğini belirterek önümüzdeki seçimler için de benzer bir takvim uygulanacağını kaydediyor. Planlandığı gibi olursa milletvekilleri de yerel seçim sürecinde son bir ay sahada olacak.

Paylaşın

DEM Parti’den Dikkat Çeken “İstanbul Ve Ankara” Açıklaması

Yerel seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan DEM Parti Eş Başkanı Bakırhan, Türkiye geneli için İstanbul, Ankara ve birkaç büyükşehir bütün partiler için çok önemli, seçim sonucu açısından. Bizim de bu kentlerde sonucu belirleyebilecek çok yüksek oranda oyumuz var” dedi ve ekledi:

“Oylarımız sonuçları belirleyecek durumdadır. Şimdilik sadece Ankara’yı değil, seçime gireceğimiz 7 il 27 ilçe açıkladık. Buralarda en geniş kent uzlaşısıyla adaylarımızı belirleyip seçime gireceğiz. Bunların dışında iş birliği yapacağımız kentlerde; adayın nitelikleri, demokrasiye, kadına, Kürt meselesine; emekçilere, yoksullara, ekolojiye, sanata, evrensel hukuk ilkelerine nasıl baktığıyla da ilgileniyoruz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin genel merkezinde T24’ün sorularını yanıtladı. Bakırhan’ın söyleşisinden öne çıkan kısımlar şöyle:

Genel seçimlerin ardından “Gizli pazarlık yok, şeffaflık olacak” dediniz. CHP ile bu anlamda görüşmeler yaptınız. Görüşmeleriniz şeffaflık çerçevesinde mi devam ediyor?

Geçmişte de gizli pazarlıklar yoktu. Biz onu şu vesile ile söyledik: Siyasi partiler dolaylı destek almayı biz söz konusu olunca yeğliyorlar. Biz ona itiraz ettik. Parlamentonun üçüncü büyük siyasi partisiyiz, resmi yasal bir kurumuz. Çok önemli bir gelenekten geliyoruz. Her oyumuz çok kıymetli, çok değerli. Eğer bir iş birliği olacaksa bu iş birliğini talep eden siyasi partilerle açık oturup konuşuruz dedik. Bu çerçevede CHP ile de görüşüldü.

Netleşmiş bir iş birliği, güç birliği yok. Sadece hangi kentlerde iş birliği yapılabilir konusunda bir komisyon görevlendirdik. Onlar çalışmalar yürütüyorlar. İş birliği olacaksa da kamuoyunun bilgisi dahilinde olacak. Geçmiş dönemde farklı bir taktik, strateji vardı. İktidara kaybettirmek, muhalefete kazandırmak. Şimdi ‘kazan kazan’ dedik. Halkın, emekçilerin, yoksulların iradesinin yönetime yansıyabileceği bir stratejiyi benimsiyoruz.

İş birliğimiz halinde, kentlerin kazanılması halinde birlikte yönetebileceğimiz, söz ve karar süreçlerinde bulanabileceğimiz kentler üzerinde bir çalışma yürüteceğiz. Nereye evrilir, nasıl bir sonuç ortaya çıkar onu şimdiden söyleyemeyiz.

“İş birliği sadece CHP ile sınırlı değil”

CHP taleplerinize nasıl yaklaştı?

Aslında herhangi bir talep yok, çok net. Formül şu: İki partinin de oylarının bir araya gelerek kazanacağı kentleri belirlemeye çalışıyoruz. CHP’nin iddialı olduğu yerlerde kendi adayları, bizim iddialı olduğumuz yerlerde kendi adaylarımız. İş birliklerinde karşılıklı fayda esastır. Bu sadece CHP ile sınırlı değil, sol, sosyalist, demokrat diğer partilerin de iddialı olduğu yerler var. EMEP, TİP, DEVA, SAADET için de bunlar geçerlidir. Oylarımızın bir araya gelmesiyle kazanma şansının ortaya çıktığı kentlerde birlikte çalışmak temel önceliğimizdir.

CHP ile ittifak gerçekleşirse İstanbul dahil batıdaki büyükşehirlerde nasıl bir yol izleyeceksiniz

Türkiye geneli için İstanbul, Ankara ve birkaç büyükşehir bütün partiler için çok önemli, seçim sonucu açısından. Bizim de bu kentlerde sonucu belirleyebilecek çok yüksek oranda oyumuz var. Oylarımız sonuçları belirleyecek durumdadır. Şimdilik sadece Ankara’yı değil, seçime gireceğimiz 7 il 27 ilçe açıkladık.

Buralarda en geniş kent uzlaşısıyla adaylarımızı belirleyip seçime gireceğiz. Bunların dışında iş birliği yapacağımız kentlerde; adayın nitelikleri, demokrasiye, kadına, Kürt meselesine; emekçilere, yoksullara, ekolojiye, sanata, evrensel hukuk ilkelerine nasıl baktığıyla da ilgileniyoruz.

İddialı olduğunuz yerlerden biri de Mersin’in Akdeniz ilçesi. Burada bir ittifak gerçekleşirse CHP’den destek alabilecek misiniz?

Akdeniz, daha önce tek başımıza girdiğimiz seçimlerde her şeye rağmen kazandığımız bir ilçemizdi. CHP ile iş birliği yaptığımız seçimlerde belediyeyi kaybettik. Bence bu sorunun muhatabı aslında CHP’dir. Sayın Özgür Özel’dir. Nasıl telafi ederler onlara sormak gerekiyor. Orada ön seçim yaptık. Çok nitelikli, genç, yetenekli iki eş başkan adayımız seçildi. Yönetimimiz seçimlere burada da özenle ve kapsayıcı bir şekilde hazırlanıyor.

CHP’nin belirleyeceği özellikle büyükşehirlerdeki adaylarına ilişkin sizin bir tavsiyede bulunma durumunuz olur mu?

Biz başka bir siyasi partinin adaylarına karışmayız. İlkelerimiz var, ölçüler çok net. Kadın düşmanı, demokrasi düşmanı, rantçı, çevre ve doğa düşmanı, ırkçı, milliyetçi bir adayı desteklemeyiz. Ölçülerimiz çok net. Biz başka bir partinin şu aday olsun, bu olmasın gibi tartışmalarına asla müdahil olmayız. Biz ancak ilkelerimizi ortaya koymakla mükellefiz.

“Abartılı talepler doğru değil, ortaklaşmadan yanayız”

Genel seçimlerde TİP’le ittifaka gidildi. Yerel seçimde TİP’le bir ittifaka gidilecek mi? Ayrıca Tunceli’de EMEP’in de içinde yer aldığı bazı partilerle bir ittifak söz konusu olacak mı?

Bileşen ve birey hukukuna sahip bir partiyiz. Aynı zamanda Halkların Demokratik Kongresi’ne üye bir partiyiz. 6 birleşeni olan ve birçok sol, sosyalist, demokrat ve mütedeyyin bireyin 11 yıldır birlikte yürüttüğü bir gelenekten bahsediyoruz. Yaptığımız iş birliklerinde ilkelere bakarız, ilkeler üzerinde iş birlikleri ve ittifaklar kurarız. Bir önceki seçimde Emek Özgürlük İttifakı’nı kurduk.

Şu anda bütün Emek Özgürlük İttifakı bileşenleri ile tek tek görüşüyoruz. Dün de bugün de görüştük. Dışında kalanlarla da görüşüyoruz. Sol Parti, Halk Evleri, dergi çevreleri gibi birçok kesimle görüşüyoruz. Yerel seçimlerde toptan bir ittifak olmuyor. Kimi yerlerde TİP var, kimi yerlerde EMEP var. Başka yerlerde başka bir siyasi gelenek, siyasi parti var. Dolayısıyla yerelin özgünlüğüne göre kiminle iş birliği yapmamız gerektiği zaten ortaya çıkıyor. O çerçevede görüşmeler sürüyor. TİP’le de görüşüyoruz, görüştük. Onların bazı kentlerde iddiaları var. Bazı kentlerde olası ortaklaşmalar üzerine bir çalışma yürütebiliriz.

Dersim bizimle birlikte demokratik yerel yönetimler anlayışıyla tanıştı. Sonra başka deneyimler oldu, kayyım oldu. Ben Dersim halkının bu deneyimlerin bütününü karşılaştırarak bir karar vereceğine inanıyorum. Dersim’de iş birliği anlayışımız devam ediyor. Zorlayacağız. Abartılı talepler doğru değil, ortaklaşmadan yanayız. Bu dönem DEM Parti adı altında Dersim’de büyük bir zaferi hep birlikte, ortaklaşarak kazanmalıyız. Dersim’de birçok siyasi parti ve anlayışla ilçelerde de iş birliği olabilir. Biz açığız. Gelenle oturup konuşuruz. Olursa birlikte yürürüz. Birçok merkezde Dersim dahil olmak üzere görüşmelerimiz devam ediyor.

Paylaşın

İmamoğlu: Ekonomiyi Yönetemeyenler, Kentsel Dönüşümü Yönetmezler

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada, “Çok zorlu bir ekonomik süreçten geçiyoruz. Dünyada savaşın içinde olan ülkelerde dahi bu kadar yüksek enflasyon, faiz, maliyet artışları dünyanın hiçbir yerinde yok. Dünyada maalesef enflasyon ve faizde bize çağ atlatan bir yönetimle karşı karşıyayız” dedi ve ekledi:

“Ekonomiyi yönetemeyenler, kentsel dönüşümü yönetmezler. Bir yandan işsizlik yoksulluk yaratırlarken bir yandan da kentsel dönüşüm mağdurlarını dinlemeye dahi tahammül edemiyorlar. Halkın sesini duyurmak istemedikleri için vatandaşların kamerasını dahi kapatıyorlar. Ben istiyorum ki ne biz ne de tek bir yöneticim böylesi bir duruma hiçbir vatandaşın huzurunda düşmesin. Düşmeyecekler de.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Eyüpsultan’da; Yeşilpınar Evleri 2. Etap Anahtar Teslim Töreni’ne katıldı. Gazete Pencere’nin aktardığına göre; Ekrem İmamoğlu, törende yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Yeşilpınar’da benim de heyecanla beklediğim, hanımefendilerle beyefendileriyle ve onların çok değerli aileleriyle birlikte. Deprem meselesi en önemli sorun. Bu konuda hep birlikte el birliğiyle iş üretmemiz gerekiyor. İstanbul’un en hayati sorunudur. Sağlıklı ve güvenli binalarda yaşamak zorundayız. İstanbul ve Türkiye adına yüzde yüz bir beka sorunudur. Hayatta ve ayakta kalabilmek meselesidir.

Kentsel dönüşüm bir önemini sıralarız. Kentsel dönüşüm ihmal edilmiştir. Bu iş başka yönüyle ele alınmıştır. Deprem; dönüşüm gelişim, sosyal konutlar derken İstanbul’a yüzbinlerce lüks konut yaparak halka dağıtılmayan, bir avuç insanı mutlu eden bir rantta dönüşmüştür. Kentsel dönüşüm oluşamamıştır. Biz 2019 yılından bu yana hem örnek bir dönüşüm süreci var etmeye devam ederken bir yandan da devletimizin kurum ve kuruluşlarıyla eş güdümlü çalışabilmek arayışında olduk, kapıları çalmaya gayret ettik.

Ama ne yazık ki kulaklarını bu süreçlere tıkadılar. Çünkü kentsel dönüşüm meselesi eğer siz birlilerinin kazanç sahası haline getirseniz buradan başarı elde etme şansınız olmaz. Vatandaşların çıkarlarını her şeyin üstüne koymazsanız bu sistem yürümez Biz vatandaşların çıkarını en yükseğe koyduk. Her sürecini vatandaşımızla şeffaf bir biçimde konuşarak yaptık. Vatandaşımızın mülk sahibi olduğunu bildik.

“Ekonomiyi yönetemeyenler, kentsel dönüşümü yönetmezler”

Çok zorlu bir ekonomik süreçten geçiyoruz. Dünyada savaşın içinde olan ülkelerde dahi bu kadar yüksek enflasyon, faiz, maliyet artışları dünyanın hiçbir yerinde yok. Dünyada maalesef enflasyon ve faizde bize çağ atlatan bir yönetimle karşı karşıyayız. Ekonomiyi yönetemeyenler, kentsel dönüşümü yönetmezler.

Bir yandan işsizlik yoksulluk yaratırlarken bir yandan da kentsel dönüşüm mağdurlarını dinlemeye dahi tahammül edemiyorlar. Halkın sesini duyurmak istemedikleri için vatandaşların kamerasını dahi kapatıyorlar. Ben istiyorum ki ne biz ne de tek bir yöneticim böylesi bir duruma hiçbir vatandaşın Huzurunda düşmesin. Düşmeyecekler de.

2018 yılında satılmaya çalışılan bir alanda yüzlerce vatandaşlarımızın sağlam, dirençli yuvalarına kavuşmasının gururu bir başka. Ben o dönemde en az 3 kez buraya geldim. Vatandaşın durumunu görmek için de geldim. Temel atamda bir feryat duymuştum, bir takım yanlış yönlendirmelerle insanımız tedirgin olmuştu. Onlara da kızmamıştım çünkü geçmişte kaygılanacakları birçok hatayı yönetimler yapmıştı. Biz öyle değiliz.

Kentsel dönüşümde kimsenin kaybetmediği, herkesin kazançlı çıktığı bir süreci hep birlikte ortaya koyuyoruz. Biz bunun iyisini yapıyoruz. Bir başkası daha iyisini yapmak için mücadele etsin. Biz aşağı bastırmak için değil. Deprem iş, kentsel dönüşüm işi birlikte kol kola yapma işi. Birlikte açılışlarını beraber yapalım. Bizden sadece mal kaçırmak isteyenler meseleyi sadece şuraya koyuyorlar, “Biz kazalım” ben de diyorum ki biz kazanlım.

O ben diyen akıldan çıkıp millet kazancayız bunu bir türlü öğretmedik.  Bizim huzurumuz bu güzel işler sayesinde arttıkça, kafamızı yastığa güzel koydukça güzel ve kısa uykularımızla geceyi geçirince yine tam enerjik yola koştukça bazılarının da uykuları kaçıyor. Bunu anlıyorum. Onları uykusuz bırakmaya devam edeceğiz. Çünkü vatandaşımızı boş vaatlerle ve seçime endeksli projelerle kandırmadık, kandırmayacağız. Kandırmaya çalışanların da kandırmasına fırsat veremeyeceğiz.

İmamoğlu’ndan Murat Kurum’a gönderme: Halkın sesini duyurmak istemedikleri için vatandaşların kamerasını dahi kapatıyorlar. İstanbul’u israftan kendi ifadeleri ile ihanetten uzak tutacağız. İnsanına hizmet eden anlayışı getirdik. Büyüterek devam edeceğiz. İsraf üreten kaybedecek kazanan 16 milyon İstanbullu olacak.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den “Yerel Seçimler” Mesajı

Katıldığı bir etkinlikte yerel seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan CHP Lideri Özgür Özel, partisinin yönettiği belediyelerin göç aldığını, partisinin belediyecilik anlayışını ülkenin her tarafına yaymak istediklerini ifade etti:

“Göç alan kentler, ilçeler CHP yönetiminde. İnsanların göç edip ayrılmak istediği yerleri başkaları yönetiyor. Herkesi Çankaya’ya getirebilir, herkesi Yenimahalleli yapabilir miyiz? Herkes Karşıyaka, Kadıköy’de oturabilir mi? Olmaz.

Ama 31 Mart seçimlerinde eğer CHP belediyelerine oy verirseniz, böyle halkçı belediye başkanları ve bu kadar hizmetler sizin beldenize, ilçenize, şehrinize gelebilir. Onun için de yapılması gereken CHP’nin belediyecilik anlayışına sahip olacak olan belediye başkanlarımıza Anadolu’nun dört bir yanında, 973 ilçe ve 81 ilde oy vermektir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Abidin Paşa Köşkü Milli Mücadele Müzesi’nin açılışına katıldı. Çankaya Belediyesi’nin ev sahipliğindeki açılışa, Özgür Özel ile birlikte bir önceki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş da katıldı.

Müze için Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen’e teşekkür eden Özgür Özel, CHP Genel Merkezi’nde gençlerin de müze nedeniyle heyecanlı olduğunu söyledi. Özel, “‘Oraya gideceksiniz, bütün dokümanları dijital olarak göreceksiniz, Gazi Mustafa Kemal Atatük’ün hologramı ile birlikte fotoğraf çektirebileceksiniz’ dediğimde, gözlerindeki heyecanı görmek lazımdı” dedi.

İktidarı eleştiren Özgür Özel, konuşmasına şöyle devam etti: Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ‘Tarihini bilmeyen milletler yok olmaya mahkumdur’ der. Bozkırın ortasında bir Avrupa başkenti yaratmış, bir büyük vizyondan bahsediyoruz. Onun partisinde siyaset yapmanın, üye olmanın gururunu hepimiz taşıyoruz. Birileri başka bir Ankara düşlüyor. Ankara’nın köklü kurumlarını, devletin köklü kurumlarını İstanbul’a taşıyorlar, taşımayı hayal ediyorlar.

Ankara’ya burun kıvırıyorlar çünkü bu Ankara’nın Gazi’nin Ankara’sı ve onun büyük vizyonu olduğunu biliyorlar. Cumhuriyetin kurucu kadrolarına duydukları husumetle, Cumhuriyeti Cumhuriyet yapan değerlerle yaşadıkları çelişkilerle bir aşındırmanın telaşı içindeler. Ne diyorlar? ‘Biz 150 yıldır bunlarla karşı karşıyayız. Onlar 150 yıl önce genç Türklerden CHP akımıdır.

Biz bu genç Türklerin karşısındayız, o gün bugündür karşı karşıyayız’ diyorlar. Ben öyle ayırmak, kutuplaşmak ve çatışmaktan yana değilim. Ama madem ki ‘150 yıldır onlar başka tarafta’ diyorlar, evet biz 150 yıldır tek adam yerine meclisleri savunuyoruz. 150 yıldır buyruklar yerine anayasayı savunuyoruz. Biz İkinci Meşrutiyet için can vermeyi göze alanlarız.

“Herkes Karşıyaka, Kadıköy’de oturabilir mi?”

Yerel seçimlerle ilgili mesajlar da veren Özel, CHP’nin yönettiği belediyelerin göç aldığını, CHP’nin belediyecilik anlayışını ülkenin her tarafına yaymak istediklerini ifade etti: Göç alan kentler, ilçeler CHP yönetiminde. İnsanların göç edip ayrılmak istediği yerleri başkaları yönetiyor.

Herkesi Çankaya’ya getirebilir, herkesi Yenimahalleli yapabilir miyiz? Herkes Karşıyaka, Kadıköy’de oturabilir mi? Olmaz. Ama 31 Mart seçimlerinde eğer CHP belediyelerine oy verirseniz, böyle halkçı belediye başkanları ve bu kadar hizmetler sizin beldenize, ilçenize, şehrinize gelebilir. Onun için de yapılması gereken CHP’nin belediyecilik anlayışına sahip olacak olan belediye başkanlarımıza Anadolu’nun dört bir yanında, 973 ilçe ve 81 ilde oy vermektir.”

Paylaşın

Akşener’e Bir Tepki De Cumartesi Anneleri’nden: Kalleşçe…

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ‘siyasi cinayetler’ açıklamasına tepki gösteren Cumartesi Annesi / İnsanı Hanife Yıldız, “Ben bir anne olarak size oğlumu mertçe getirdim, siz benim evladımı kalleşçe yok ettiniz” dedi ve ekledi:

“Meral hanım, sen kim oluyorsun? Mertlik kim sen kim. Bırak Kürt düşmanlığını, Alevi düşmanlığını, halk düşmanlığını. Lanet olsun sizin siyasetinize de. Başkanlığınız da sizin başınızı yesin. Yeter artık gençlerin başını yediniz.”

Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 982. hafta buluşması bugün Galatasaray Meydanı’ndaydı. Eylemde, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e tepki gösterilirken, gözaltında kaybedilen Abdullah Canan’ın davasındaki cezasızlığa dikkat çekildi.

Açıklamaya, hak savunucularından sadece 10 kişinin basın açıklamasına katılmasına izin verildi. Yoğun yağmura rağmen düzenlenen eylemde haftanın açıklamasını İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi (İHD) Başkanı Avukat Gülseren Yoleri okudu.

Yoleri, açıklamayı okumadan önce İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in 18 Ocak Perşembe günü partisinin Sivas Belediye Başkan adayı Mehmet Ceylan’ı açıkladığı buluşmadaki ‘siyasi cinayetler’ açıklamasına tepki gösterdi.

Yoleri, şunları söyledi: “Meral Akşener yaptığı açıklamada, 90’larda işlenen siyasi cinayetlere işaret ederek mertçe ifadesini kullandı. Biz bu açıklamanın fecaat olduğunun altını çizmek istiyoruz. O yıllarda karanlık içinde karanlık güçler tarafından yapıldığını iddia bugüne kadar bu şekilde açıklanan bu siyasi cinayetlerin kayıpların mertçe istendiğini söylemek o gün işlenen suçların aynı zamanda övülmesidir.

Eğer mertçe işlendiyse neden halen bu suçlar karanlıkta. Neden failler kendilerini açıklamaktan korkuyorlar neden halen yargılanmaktan korkuyorlar. Neden biz 28 yıldır hakikatlerin açığa çıkması faillerin yargılanması için mücadele ediyoruz? Her hafta hakikatlerin katillerin kamuoyu önünde açıkladığımız için baskılarla yasaklarla susturulmak isteniyoruz? Bunu kamuoyu önünde sormak istiyoruz.”

Daha sonra açıklamayı okuyan Yoleri, “Abdullah Canan için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” diye seslendi, şöyle dedi: Bu topraklarda yaşanan gözaltında kaybetmelere ve bu suça eşlik eden cezasızlık olgusuna karşı kamuoyunu bilgilendirmek ve haklı taleplerimizi duyurmak amacıyla 982 haftadır barışçıl buluşmalarımızı sürdürüyoruz.

Cezasızlık; suç işleyen kişilerin işledikleri suçun hukuki sonuçlarından muaf tutulması durumu olarak karşımıza çıkmakta ve adalet sisteminin zayıf bir halkası olarak hukuku etkisizleştirmeye, Türkiye’yi evrensel demokrasi ilkelerinden uzaklaştırmaya devam etmektedir.

982. haftamızda bir kez daha hatırlatıyoruz: Hukukun temel değerlerine olan inancı sarsan, toplumun huzur ve barışını tehdit eden cezasızlık son bulmadan hukukun üstünlüğü korunamaz ve herkes için adil bir yargı sistemi sağlanamaz. 982. haftamızda bilinen failleri cezasız bırakılan Abdullah Canan için adalet istiyoruz.

Üç kuşak Abdullah Canan’ı arıyorlar 

Açıklama sonrasında Abdullah Canan’ın oğlu Vahap Canan da konuştu, şöyle dedi: “90’lı yıllardaki cinayetlerde babasını yitiren biri olarak söylüyorum. Mertçe olarak dediğiniz cinayetler, lanetli cinayetlerdir. O yıllar lanetli yıllardı. Sayın Akşener bunlar namertçe cinayetlerdir, bunlar geleceğimize ipotek koyan cinayetlerdir. Babamız için açılan davada gördük katil Mehmet Emin Yurdakul olduğunu gördük.”

“Yüksekova çetesini aklamaya çalışanlar vardı biz bunları da lanetliyoruz. Bizi buraya 10 kişilik bir grupla sıkıştırmaya çalışıyorlar, biz burada tüm kayıplarımızın sesiyiz sesi olmaya devam edeceğiz. Bizden öncekiler ve sonraki kuşaklar hak arayışından vazgeçmeyecek. ‘Dünya karanlığın tamamı birleşse dahi mum ışığını söndüremez’. Bizi kimse söndüremez. Biz bu ülkenin mum ışığıyı. Katil Mehmet Emin Yurdakul’u lanetliyoruz.”

Açıklamanın ardından oğlu Murat Yıldız 1995’te kaybedilen Cumartesi Annesi Hanife Yıldız da Akşener’e tepki gösterdi: Ben bir anne olarak size oğlumu mertçe getirdim, siz benim evladımı kalleşçe yok ettiniz. Meral hanım, sen kim oluyorsun? Mertlik kim sen kim. Bırak Kürt düşmanlığını, Alevi düşmanlığını, halk düşmanlığını. Lanet olsun sizin siyasetinize de. Başkanlığınız da sizin başınızı yesin. Yeter artık gençlerin başını yediniz.

Kayıp yakınları, Galatasaray Meydanı’na çiçek bırakması ile eylem sona erdi.

Abdullah Canan nasıl kaybedildi?

43 yaşındaki Abdullah Canan, Yüksekova’da yaşayan bir iş insanıydı. 17 Ocak 1996 sabahı Hakkâri’ye gitmek üzere Yüksekova’daki evinden ayrıldı. Tanık beyanlarına göre Yüksekova – Van karayolunda askerler tarafından otomobili durdurularak gözaltına alındı. Askeri bir araçla Yüksekova Dağ Komando Taburu’na götürüldü.

Ailesi yerel ve ulusal tüm makamlara başvurarak, Canan’ın bulunmasını istedi. Ancak Canan’ın gözaltına alındığı inkâr edildi. 21 Şubat 1996 tarihinde Abdullah Canan’ın ağır işkence görmüş cansız bedeni köylüler tarafından bulundu.

Canan Ailesi, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, Abdullah Canan’ın öldürülmesinden sorumlu olduğu gerekçesiyle Yüksekova Dağ Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul aleyhine suç duyurusunda bulundu.

Yüksekova taburunda görev yapan itirafçı Kahraman Bilgiç, savcıya verdiği ifadede; Abdullah Canan’ın taburda işkence ile sorgulandığını, Tabur Komutanı Binbaşı Yurdakul’un talimatı ile Bölük Komutanı Yüzbaşı Nihat Yiğiter tarafından silahla öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Albay Kamber Oğur, Yüksekova Savcılığına başvurarak, gözaltına alındığı inkâr edilen Abdullah Canan’ı o dönem tabur karargâhındaki revirde gördüğünü söyledi.

Kahraman Bilgiç, Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul, Yüzbaşı Nihat Yiğiter ve Üsteğmen Bülent Yetüt hakkında Diyarbakır DGM Savcılığı’nca soruşturma açıldı. Bu kişiler, Abdullah Canan’ı tasarlayarak öldürmekle suçlandı.

Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada, ailenin ve tanıkların iddiaları yeterli ve inandırıcı bulunmadı. 12 Kasım 1999 tarihinde sanıklar hakkında beraat kararı verildi. 2 Nisan 2001 tarihinde de Yargıtay 1. Ceza Dairesi beraat kararını onadı. (Karar No: 2001/1226)

Bunun üzerine Canan Ailesi, 1 Aralık 1997 tarihinde AİHM’e başvurdu. AİHM, “Aralarında askeri personelin de yer aldığı tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere Abdullah Canan’ın gözaltında öldürüldüğü mahkememizce saptanmıştır.” tespitinde bulundu. Türkiye’nin iç hukuktaki yaklaşımını şaşkınlık verici olarak değerlendirip oy birliği ile mahkûmiyet kararı verdi. (Başvuru No:39436/98)

Gözaltında kaybedilişinin 28. yılında bir kez daha hatırlatıyoruz: Savcılık ifadelerinde, mahkeme tutanaklarında, TBMM Araştırma Komisyonu Raporu’nda, Yargıtay Başsavcısı’nın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na yaptığı itiraz yazısında, AİHM kararında Abdullah Canan’ı gözaltına alanlar, işkence ile katleden ve kaybedenlerin isimleri yazılıdır.

Devlet, Abdullah Canan’ın gözaltında kaybedilmesindeki sorumluluğunu üstlenmeli, fail ve sorumlular üzerindeki koruma kalkanı kaldırılarak yeniden yargılanıp cezalandırılmaları sağlanmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin Abdullah Canan için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Babacan’dan Bahçeli’ye “Anayasa Mahkemesi” Tepkisi

DEVA Lideri Babacan,  “Mutlak açlık yeniden ülkemizin dört bir yanını sardı. Çeteler, mafyalar yeniden ülkemizin üst düzeylerinde ağırlanır oldu. Hukuk sistemimiz rüşvet çarklarına sıkışmış durumda. Her alanda ama her alanda krizler içindeyiz. Tüm bunlar ülkemizin nefes borusunu tıkarken, küçük ortağın başka planları var” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “O hala yeni yeni krizler çıkarma peşinde. Emekliler geçinmemiş, öğrenciler okulu bırakmış, aileler kira ödeyememiş onun umurunda değil. Biz, hukuk düzelmeden ekonomi düzelmez diyoruz. Küçük ortak kürsüye çıkıyor, Anayasa Mahkemesi’ni kapatmakla tehdit ediyor. Şimdi, bir saniye onun gücü Anayasa Mahkemesi’ni kapatmaya zaten yetmez. Ama bağırmayı, çağırmayı seviyor.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 31 Mart yerel seçimlerinde partisinin Bursa Büyükşehir ve 5 ilçe belediye başkan adayını açıklamak üzere basın toplantısı düzenledi. Bursa Akademik Odalar Birliği (BAOB) Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıya, Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın, Bursa Büyükşehir Belediyesi başkan adayı Zeki Kahraman ile ilçe belediye başkan adayları ve İl Başkanı Tayfun Öztürk katıldı.

DEVA Lideri Babacan, basın toplantısında özetle şu ifadeleri kullandı: “İktidarın yanlış politikalarını, eksiklerini açıkça dillendiren ve çözüm önerileri sunan bir parti var artık. Daha önce muhalefette bakın bunlar yoktu. Muhalefetin yaptığı, iktidarın siyah dediğine beyaz, beyaz dediğine siyah demekti. Sadece eleştirmekti, sadece hamasetti. Biz ilk defa Türkiye’de muhalefet kültürünü değiştiriyoruz. Ve alışılageldik muhalefet partilerinden değiliz.  Kutuplaştıran, laf dalaşlarıyla vatandaşı oyalayan partilerden de değiliz.

Bugünlerde artık gittikçe siyaset hareketleniyor, değil mi? Şöyle bir haberlere bakın, televizyon kanallarına bakın. Ve siyasi parti genel başkanlarının konuşmalarına, söylediklerine bir bakın. Sürekli polemik: ‘Ne söylesem akşam haber olurum?’ Hani sokakta kavga olunca millet şöyle bir döner bakar, etrafına toplanır ya, bu milletin dikkatini çekmenin tek yolunun kavga gürültü olduğuna inanan pek çok siyasetçi var bu ülkede. Kavga çıkarırsam bana bakarlar, arıza yaparsam milletin dikkatini çekerim diye. Bu millet kavgalardan çok çekti ya.

Umutsuzluk ve hayal kırıklığı içinde olanlar, inanın DEVA Partisi’nin potansiyelinin farkında değil. Artık DEVA Partisi var ya. Gerçekten Türkiye’de DEVA Partisi’nden öncesi ve DEVA Partisi’nden sonrası diye iki dönem olacak bu ülkede. Bakmayın, genç bir partiyiz. Tırnağımızla kazıya kazıya, eski siyaset yollarından birinden gitmiyoruz, kendimize yeni bir yol aça aça gidiyoruz. Türkiye’ye yeni bir yol aça aça gidiyoruz.

İlk aday tanıtım toplantımızda da söyledim, yine söylüyorum. ‘İş başa düştü’ dedim. Ne dedim? ‘Toparlanın gitmiyoruz’ dedim. ‘Buralardan, bu durumdan kurtulmak bize kaldı, bu millete kaldı’ dedim. Şimdi il il, ilçe ilçe dolaşıyorum ve tekrar söylüyorum: ‘Endişeye mahal yok arkadaşlar endişeye.’ Çünkü arkadaşlar, bir şeyin daha biz farkındayız. Çalışarak çabalayarak biz halka umut olmaya devam edersek, bugünlerin hepsi geçecek.

En son 11 Mayıs 2023’te aranızdaydım. Yani genel seçimlere, 14 Mayıs’a tam üç gün kala. Büyük bir miting yapmıştık. O gün, sizlere iktidara geldiğimizde yapacaklarımızdan bahsetmiştim. Vatandaşlarımızın özgür ve zengin olduğu bir ülkeden bahsetmiştim. Gençlerin torpille değil, formalite mülakatlarla değil, gerçekten hak ederek bir yerlere geldiği bir Türkiye’den; ucuz iş gücünün adresi olmayan bir ülkeden bahsetmiştim sizlere.

Cumhurbaşkanının para için başka ülkelerin devlet başkanlarının elini sıkmak zorunda kalmadığı, ülke ülke dolaşmak durumunda kalmadığı bir Türkiye’yi anlatmıştım. Çok çalıştık, çok çabaladık, fakat vatandaşlarımızın Türkiye genelinde ancak %48’ini ikna edebildik.

Gençlerimiz iş bulamıyor. Artık bir gencimizin bırakın ev alma, araba alma hayali bile yok bu ülkede, bu yok oldu. Ömür boyu çalışsam ben bir ev sahibi olamam diyor gençlerimiz. Hesap ediyor, maaşına bakıyor, çarpıyor bölüyor, bir de konut fiyatlarına bakıyor, imkânsız diyor.

Esnafımız borç içinde, çiftçimiz borç içinde. Tüm Türkiye genelinde kredi kartı borçları arkadaşlar yüzde %140 arttı.  Yani yüz liralık borcu varsa milletimizin şu anda 240 lira borcu var. Ve enflasyon, yanında çok daha yüksek bir borç artışı söz konusu tüm Türkiye genelinde. Hepsinin farkındayız. En önemlisiyse, ülke olarak topyekûn hayal kırıklığı içindeyiz ve bir umutsuzluk iklimi var, bunun da farkındayız.

Alper Gezeravcı, bir hayali gerçekleştirdi, ülkemizin uzaya gönderdiği ilk insan oldu. ‘Büyüyünce astronot olacağım’ diyen çocuklardan birisi hayaline ulaştı. Ne mutlu bize. Gençlerin daha fazla hayal kurmasına, çocukların ufkunun genişlemesi için bir fazla tuğla koyan herkese buradan teşekkür etmek istiyorum.

Ülkemiz en iyisini, en güzelini hak ediyor. İnşallah Türkiye bir gün kendi teknolojisiyle bunu sağlayacak günlere de kavuşacak. Bilim insanlarını bu ülkede tutarak, yetişmiş insanlarını bu ülkenin çatısı altında, bu ülkenin araştırma geliştirme merkezlerinde, bu ülkenin uzay araştırma merkezlerinde bilim insanlarını yetiştirerek uzaya gidecek. O günleri de göreceğiz hep beraber ve o günler inanın çok uzak değil.

“Anayasa Mahkemesi’ni kapatmakla tehdit ediyor”

Küçük ortak kürsüye çıkıyor, Anayasa Mahkemesi’ni kapatmakla tehdit ediyor. Şimdi, biliyoruz ki, onun gücü Anayasa Mahkemesi’ni kapatmaya falan yetmez. Hamasetten başka bildiği bir iş de, yok bağırmaktan çağırmaktan başka yaptığı bir iş de yok. Ama arkadaşlar, Alper kardeşimiz uzayda, küçük ortak burada ülkenin yargısıyla kavgayla meşgul. Anlamıyor: Bu ülke düzlüğe Anayasa Mahkemesi’nin kapatılmasıyla çıkmaz. Bu ülke düzlüğe Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına uymakla çıkar.

Ben bana bağlı kurumlarda insanların siyasi görüşüne bakmadım. ‘Bu iktidar partisine yakındır uzaktır’ demedim. Hepsi kayıtlarda. Görevlendirdiğim bürokrasiye şöyle bir bakın. O işi kim hak ediyorsa, en iyi kim yapacaksa o göreve gelmiştir. Ve onun için başarılı olduk. Hepsi bu ülkenin evladı. Seçimlerden önce siyasi partiler vardır, yarışırlar ama seçim olduktan sonra ve hükûmet kurulduktan sonra o hükûmet 85 milyonun hükûmeti olmak zorundadır.

Biz kendi adaylarımızla, kendi logomuzla ve kendi ismimizle 31 Mart yerel seçimlerine giriyoruz. Türkiye’nin her köşesinde seçim günü vatandaşlarımız oy pusulasını ellerine aldıklarında, orada görecekler ki DEVA Partisi var, DEVA Partisi’nin adayları var; ve gönül rahatlığıyla DEVA Partisi’nin logosunu ve adaylarının isimlerinin altına evet mührünü basacaklar. Bu seçim öyle bir seçim. Ve böylece temiz ve iyi yönetime de destek verecek vatandaşlarımız.

Hanlarıyla hamamlarıyla, camileriyle türbeleriyle, şehrin üzerinde heybetiyle bekleyen Uludağ’ıyla, eski başkentimiz Bursa’nın tarihine ve tabiatına sahip çıkmak en önemli önceliğimiz olmak zorunda arkadaşlar. Bu bize tarihin yüklediği bir sorumluluk. Bursa demek tabiat ve kültür mirası demek. İşte o atalardan kalan kültür mirasını yaşamak yaşatmak sonraki nesillere güzelleştirerek devretmek bizim belediye başkanlarınızın en önemli sorumluluk alanı.”

Paylaşın

Erdoğan: CHP Ve DEM Birlikte Hareket Ediyor

AK Parti Yalova Genişletilmiş İl Danışma Meclisi Toplantısı’nda açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “CHP gibi istismar siyaseti yapanların sonu DEM gibi bölücü emeller peşinde koşan partilerin elinde oyuncak olmaktır” dedi ve ekledi:

“Bu zihniyet 18 yıl hapse mahkum olmuş teröristi Meclis’e taşımak için hukukun altından tünel kazmakla kalmıyor, mahalli seçim işbirliği kisvesi altında cezaevindeki terör örgütleri mensupları salmanın hesabını yapıyorlar. Hoyratça çiğnenmedik hiçbir ilke, işportaya çıkarılmadık hiçbir değer bırakmadılar.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Gazi Mustafa Kemal’in partisini getirdiler bölücü örgütün DEM’ine rehin verdiler. ‘Gel bakalım Muharrem’ dediler ve FETÖ taktiklerine teslim ettiler. Dikkat ederseniz yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor. Ülkenin ve milletin aleyhine CHP ve DEM birlikte hareket ediyor. Aynı şekilde ülkenin ve milletin lehine ne iş varsa CHP ve DEM birlikte takoz koyuyor” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yalova Kapalı Spor Salonu’nda düzenlenen AK Parti Yalova Genişletilmiş İl Danışma Meclisi Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“7 Ocak’ta 26 büyükşehirimiz ve ilimizle birlikte Yalova Belediye Başkan adayımızı açıklamıştık. Dün Ankara’da gerçekleştirdiğimiz kalan 48 büyükşehir ve ilimizin adaylarını milletimize takdim ettik. Cumhur İttifakı ortağımız MHP adaylarını destekleyeceğimiz 7 şehirimizle birlikte 81 ildeki adaylarımızı belirlemiş olduk. İnşallah ana kademe, kadın ve gençlik yolları, mahalle ve köy temsilcileri ile 31 Mart’a kadar gece gündüz çalışmaya var mıyız?

Mustafa kardeşimizi en yüksek oy oranıyla sandıktan çıkartmadan hiç birimize durmak dinlenmek yoktur. Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız, kararlı mıyız, kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Seçim gecesi Yalova’yı Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyuyor muyuz? Kirli ve sinsi hesapları bozuyor muyuz? Büyük ve güçlü Türkiye’nin yolunu açıyor muyuz? Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi son nefesimize kadar daim eylesin diyorum.

Yalova 1999 depreminde en çok yara alan şehirlerimizden biridir. Bizzat şahit olduğumuz bu büyük yıkımın ardından Yalova adeta küllerinden yeniden doğarak bir yenilenme yaşadı. İl olmasıyla birlikte toparlanan Yalova ülkemizin en gözde, cazip şehirleri arasında yerini almaya başladı.

Yalova’nın önünde hala değerlendirmeyi bekleyen büyük potansiyel var. Amacımız hükümet ve belediye elele vererek Yalova’yı Türkiye Yüzyılı’na hazırlamaktır. AK Parti belediyelerde elde ettiği başarıyla milletimizin gönlünde taht kurarak iktidara yürümüş partidir. Bunun için mahalli idareler seçimleri bizim için ayrı öneme sahiptir.

31 Mart’ta muhalefet partilerine mensup başkanlar elinde ızdırap çeken şehirlerimizi gerçek belediyecilikle tanışmasını biz hedefliyoruz. AK Parti ve MHP’de bulunan belediyelerimizde çok daha yüksek oy oranıyla hizmetlerimizi sürdürmek istiyoruz.

Bizim siyasetimiz eser ve hizmet siyasetidir. Bizim ittifakımız tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet şiarı altında birleşenlerin ittifakıdır. CHP gibi istismar siyaseti yapanların sonu DEM gibi bölücü emeller peşinde koşan partilerin elinde oyuncak olmaktır. Bu zihniyet 18 yıl hapse mahkum olmuş teröristi Meclis’e taşımak için hukukun altından tünel kazmakla kalmıyor, mahalli seçim işbirliği kisvesi altında cezaevindeki terör örgütleri mensupları salmanın hesabını yapıyorlar.

Hoyratça çiğnenmedik hiçbir ilke, işportaya çıkarılmadık hiçbir değer bırakmadılar. Gazi Mustafa Kemal’in partisini getirdiler bölücü örgütün DEM’ine rehin verdiler. ‘Gel bakalım Muharrem’ dediler ve FETÖ taktiklerine teslim ettiler.

Dikkat ederseniz yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor. Ülkenin ve milletin aleyhine CHP ve DEM birlikte hareket ediyor. Aynı şekilde ülkenin ve milletin lehine ne iş varsa CHP ve DEM birlikte takoz koyuyor. SİHA’lardan rahatsız olanlar bunlar. Bölücü emellerine set çeken, sınır ötesi harekatlarımızdan rahatsız olanlar bunlar. Tam 30 yıllık işgalin altından Karabağ’ın özgürlüğe kavuşmasından rahatsız olanlar bunlar. Filistin’de hakkın ve adaletin savunulmasından rahatsız olanlar bunlar. İsrail’in yanında yer alanlar bunlar.

Hırsızlıkları, yolsuzlukları, belediyelerde kurdukları soygun düzenleri ortaya çıkınca gazetecilere saldıran, kadınlarımıza dil uzatan, hakaret eden küfreden edepsizler yine bunlar. Siyasette seviyeyi daha ne kadar düşürebilirler, daha ne kadar küstahlaşabilirler dedikçe her gün yeni bir skandalla çukurlaşan yine bunlar.

14 Mayıs seçimlerinde kendilerine oy vermediler diye depremzedelerimize en aşağılık hakaretleri savurmuşlardı, bugün de aynı kepazeliği yaşını başını almış kadınlara ve görevini yapmaya çalışan gazetecilere saldırıyorlar. Büyükçekmece’de bir teyzeye saldırıyor. Utan, hani kadına şiddet yoktu. Anan yaşındaki bir kadına bu şekilde saldırmanın izahı olmaz. Ey CHP sizin gidecek yeriniz yok.

31 Mart’ta son oyununuzu oynuyorsunuz. Onun için Yalova inşallah 31 Mart’a kadar durmadan, usanmadan, sandıkları patlatarak tüm belediye, beldeleriyle birlikte burada bir destan yazacak. Bunlar parti içi kavgalardan fırsat buldukça daha büyük kavgayı millete karşı veriyorlar. Yıllarca Gazi Mustafa Kemal ve Cumhuriyet istismarı yaparak milleti kandıran piyasa Atatürkçülerin gerçek yüzleri bu kirli işbirliğiyle ortaya çıkmıştır.

Biz ülkemizi kalkındırmanın ve büyütmenin peşindeyiz. Milletimizin müreffeh ve huzurlu hayata kavuşturmanın derdindeyiz. CHP ve DEM’e yönelik eleştirilerimizin sebebi sömürgeci ve emperyalistlerin değirmenlerine su taşımaya kalkmalarıdır.

Biz ülkenin ve milletin hayrına siyaset izleyen, programı ve projesi olan herkesle görüşmeye, konuşmaya, birlikte hareket etmeye varız. Cumhur İttifakı milletvekili veya belediye başkanlığı pazarlığı için değil ülkenin bekası, milletin geleceği, devletimizin bütünlüğü için kurulmuş bir ilkeler ittifakıdır.

“Birlikte çalışacak, koşturacağız”

Yalova’nın bu seçimde kendine yakışanı yaparak tüm Türkiye’ye çok güzel bir mesaj vereceğine inanıyorum. Marmara bölgemizin bu nadide şehrinin hayallerine uygun, hak ettiği hizmetleri alabilmesi için milletvekili, belediye başkanı, cumhurbaşkanıyla hep birlikte çalışacak, koşturacağız.

Siyasette yarım asrı, belediyecilikte 30 yılı, ülkeye hizmette 21 yılı geride bırakmış bir kardeşiniz olarak karşınızda bulunuyorum. Hem şehrimiz hem ülkemiz hem dünyamız için gençliğimizde hayalimiz vardı. Ecdadın bu coğrafyayı asırlardır nasıl yönettiğinin sırlarına vakıf olunca heyecanımız arttı.

Türkiye’nin potansiyeli ve dinamizmi çok daha fazlasına el verdiği halde niçin harekete geçirilmediğini anlamakta zorlanıyorduk. Belediye başkanlığımızın ardından başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak sorumluluk üstlendikçe meselelerin arka planında işleyişini daha iyi görme imkanı bulduk.

Vesayet dediğimiz güç odakları, Türkiye’nin silkinip ayağa kalkmasını önlemek için her yola başvurdular. Cumhuriyet mitingleri, Gezi olayları, darbe girişimi ve ekonomik tuzaklara kadar nice oyunları boza boza bugünlere geldik.

Hala attığımız her adımda gizli veya açık pek çok tezgahla karşılaşıyoruz. Siyasi istikrar, sosyal huzur, ekonomik işleyiş ve güvenliği tehdit eden hiçbir hadise, gelişme tesadüf değildir. Hepsi aynı senaryonun ürünüdür. Aynı kötü niyetlerin yansımasıdır. Amaç Türkiye’yi hem kazanımlarından etmek hem de hedeflerinden uzaklaştırmaktır.

Karşılaştığımız zorluk, sıkıntı ve engelleri az çok tahmin ediyordum. Böylesine pervasız ve saldırgan tavrı beklemiyorduk. Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle hepsinin üstesinden geldik. Her seçim Türkiye’nin istiklal ve istikbal mücadelesinde yeni bir safhayı temsil ediyor. Geçtiğimiz Mayıs ayında son dönemlerin en önemli imtihanını başarıyla verdik.

İnşallah 31 Mart’taki sandık imtihanından da alnımızın akıyla çıkacağız. 2028’e kadar tüm vaktimizi ve enerjimizi Türkiye Yüzyılı vizyonumuzu hayata geçirmeye teksif etme imkanı bulacağız. Rabbim yâr ve yardımcımız olsun diyorum. Şimdi sizlere Yalova ilçelerinin başkan adaylarımızı tanıtmak istiyorum.

Altınova: Regaib Ahmet Özyiğit
Armutlu: Cengiz Arslan
Çınarcık: Numan Soyer
Çiftlikköy: Dr. Recep Hacı
Termal: Hüseyin Sinan Acar
İl belediye başkan adayımız: Mustafa Tutuk

İlçe belediye başkan adaylarımıza başarılar diliyorum.”

Paylaşın

Şimşek’ten ‘Seçim Ekonomisi’ İddialarına Yalanlama

Seçim ekonomisi iddialarına yanıt veren Bakan Şimşek, “2024 yılında bütçe hedeflerimizi tutturmakta kararlıyız. Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü destekleriyle Program hedeflerimize ulaşmak için gerekli politikaları kararlılıkla uyguluyoruz” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, seçim ekonomisi iddialarına yanıt verdi.

Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin yayımladığı “Bazı basın yayın organlarında yer alan, ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bakan Şimşek’ten 31 Mart’a kadar kesenin ağzının açılmasını istedi.’ iddiası doğru değildir” paylaşımını alıntılayan Şimşek, sosyal medya hesabından şunları söyledi:

“Seçim ekonomisi iddiaları gerçeği yansıtmıyor. 2024 yılında bütçe hedeflerimizi tutturmakta kararlıyız. Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü destekleriyle Program hedeflerimize ulaşmak için gerekli politikaları kararlılıkla uyguluyoruz”

Gazete Pencere’den Nuray Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bakan Mehmet Şimşek’e “seçime kadar kesenin ağzını aç” talimatı verdiğini öne sürmüştü. Babacan, konuya ilişkin şu ifadeleri kullanmıştı:

“Emekli maaşlarına yapılan ek zam hiç kimseyi memnun etmedi. AKP içinde ’en az yüzde 45 olmalı’ diyenler de dahil. Bütçe açığının büyüklüğünü gösteren rakamların bir gün önce açıklanması ek zammın ‘sınırlı kalacağının’ habercisi oldu. Yüzde 5’lik artış, Maliye Bakanlığı ile Çalışma Bakanlığı’nın alternatifli önerilerinin ortalaması bulunarak kararlaştırıldı.

Sorun sadece emeklilere ek zamla bitmiyor. Yerel seçimlerde avantajlı çıkmak isteyen iktidar partisi, kesenin ağzını açmak istiyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve ekibi ise temkinli. Ancak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve ekibi aynı düşünmüyor.

Erdoğan’ın 31 Mart’a kadar kısıtlamaların kaldırılması ve ‘kesenin ağzının açılmasını” istediği, bunu da direkt Mehmet Şimşek’39;e söylediği anlatılıyor. Yani, Şimşek’in iki hafta önce yaptığı sosyal yardımların doğru kullanılması ve kamu harcamalarının sınırlandırılması uyarısının tam tersi planlanıyor…”

Paylaşın

CHP Lideri Özel: Hans, Manavgat’a Geliyor; Hasan, Manava Gidemiyor

Emekliler Buluşması’nda konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Almanya’da emekli Hans. Emekliliğinde emekli maaşı ile devletinin ona sağladığı imkanlarla uçağa biniyor. Antalya Havaalanı’nda iniyor, Manavgat’a gidiyor. Manavgat’ta tatil yapıyor” dedi ve ekledi:

“Onunla aynı zamanda doğmuş, biri Almanya’ya çalışmış, biri bu güzel memlekete çalışmış Hans’ın muadili emekli Hasan, kendi memleketinde, Hans Almanya’dan Manavgat’a gelirken, bırak Manavgat’a, tatile gitmeyi parka çıkmaya, manavın önünden geçmeye korkuyor. Biri Manavgat’a gidiyor, öbürü manavın önünden geçmeye korkuyor. Bu ülkenin emeklisine bunları yaşatanlara yazıklar olsun.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel merkezinde düzenlenen Emekliler Buluşması’na katıldı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; CHP Genel Başkanı Özgür Özel, en düşük emekli maaşının asgari ücretten az olmasının kabul edilemez olduğunu söyledi ve şu ifadeleri kullandı: “Çok farklı siyasi görüşlerden emekliler bugün burada misafirimiz. Burada siyasi bir toplantı yapmıyoruz. Bugün Türkiye’nin inanılmaz bir gündemi var. Ana muhalefet partisinin genel başkanı olarak, Recep Tayyip Erdoğan’ın dün söylediği, ‘Özgür Efendi’ diye söylediği dünya kadar söz var. Hepsi cevap bekler, Devlet Bahçeli’nin söyledikleri var, cevap bekler.

Çok sayıda siyasinin değerlendirmeleri var, onlarla ilgili konuşmak ister. Ama bugün hiçbirini konuşmayacağım. Çünkü bu memlekette esas konuşulması gereken şey, hayat pahalılığı, enflasyon ve onun en başta ezdiği emeklilerken hep isterler ki başka şey konuşulsun. Bu seneyi emekli yılı ilan ettiler, emekli yılının başında emekli ile dalga geçecek rakamlar ilan ettiler. Madem ‘emekli yılı’ dediniz ama gereği yapılmadı, hiç olmazsa bugün emeklilerin günü başka bir şey konuşmayacağım, sırf emeklileri konuşacağım.”

“Bir emekli niye çalışır?”

“Hepimiz yaşayarak görüyoruz ki ülkeyi 20 yılı aşkın süredir yönetenlerin, ülkeyi derin bir adalet, demokrasi, ekonomik krize sürüklediği ortada” diyen Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu salondakiler, ekranı başındakiler ömürleri boyunca çalıştılar. Bu ülke için çalıştılar. Aileleri, evlatları için çalıştılar. Hatta birçoğu artık rahat etmesi gerektiği halde emekli olduktan sonra hiç bilmedikleri işleri yapamaya razı gelerek, bir ek maaş almak peşinde hala çalışıyor.

Diyorlar ki, örneğin bayramda bir ikramiye verildiğinde, bir sefere mahsus bir para dağıtıldığında bile ‘Çalışan emekliye vermeyiz’ dediler, çok itirazlar ve mücadeleler sonunda alabildik hep beraber. Niye vermiyorsun çalışan emekliye? O zaten emekli, bir yandan çalışıyorsa emekliye yaptığımızı ona vermeye gerek yok. Yahu bir emekli niye çalışır? İşsiz bir çocuk vardır da torunlara bakmak için çalışır. Üniversitede okuyan bir evlat vardır da onun harçlığını yollayabilmek için çalışır” dedi.

Almanya’daki emeklilerin yaşam standartlarından örnek veren Özel, “Almanya’da emekli Hans. Emekliliğinde emekli maaşı ile devletinin ona sağladığı imkanlarla uçağa biniyor. Antalya Havaalanı’nda iniyor, Manavgat’a gidiyor. Manavgat’ta tatil yapıyor. Onunla aynı zamanda doğmuş, biri Almanya’ya çalışmış, biri bu güzel memlekete çalışmış Hans’ın muadili emekli Hasan, kendi memleketinde, Hans Almanya’dan Manavgat’a gelirken, bırak Manavgat’a, tatile gitmeyi parka çıkmaya, manavın önünden geçmeye korkuyor. Biri Manavgat’a gidiyor, öbürü manavın önünden geçmeye korkuyor. Bu ülkenin emeklisine bunları yaşatanlara yazıklar olsun” diye konuştu.

Gıda fiyatlarındaki artışa da dikkat çeken Özel, “1 yıl önce dana eti 197 liraymış, doğru mu? Bugün 482 lira, doğru mu? Aradaki fark yüzde 143. Koyun eti 200 liraymış, 538 liraya çıkmış. Doğru mu? Burada eğer bir tane yanlış rakam varsa, itiraz edin. Canlı yayın itiraz edeni versin. Doğruysa bu rakamları hep beraber onaylayın, Türkiye duysun. 200 liralık koyun eti 538 liraya çıktı mı? Aksini iddia eden var mı? Zeytinyağı 118 liradan 330 liraya çıktı mı? Yüzde 180 artmış mı? Aksini söyleyen var mı? Dana eti yüzde 143, koyun eti yüzde 157, zeytinyağı yüzde 180, patlıcan yüzde 123, çay yüzde 90 artmış.

Havucun kilosu pazarda geçen sene 9 liraymış. Doğru mu? Şimdi 30 lira mı? 50 lira diyen var, 3 kat artmış. Ama enflasyon TÜİK’in, Tayyip’i Üzmeyen İstatistik Kurumuna göre yüzde 64 artmış. Böyle olunca ne oluyor? Emekliye zammı TÜİK’in hesabına göre veriyorlar. TÜİK’in hesabına göre verince ne oluyor? Memur emeklilerine yüzde 49 zam yapmıştı, en düşük emekli maaşı 7 bin 500 liraydı. Onu büyük müjde diye söylediler. Yüzde 33 zam yapıp 10 bin lira yaptı. SKK ve Bağ-Kur emeklisine 42,5 verdi. Fiyatlar yüzde 140, yüzde 160, yüzde 110 artarken ve ortalama enflasyon yüzde 127’yken size verilen zam ortada” ifadelerini kullandı.

“Bizim memleket altın hesabını yapar ve sever” diyen Özel, şöyle konuştu: “Bakın çok basit bir hesap yapacağız bütün Türkiye’nin gözünün önünde. 2002’de 228 milyonken emekli maaşı, en düşük emekli maaşı asgari ücretin 1,5 katıyken, o maaşı çekip sarrafa gittiğinizde 8 çeyrek altın alıyordunuz. Bugün gelecek ayın ilan edilen 10 liralık en düşük emekli maaşıyla 2,5 tane altın alabiliyorsunuz, 5,5 çeyrek altın her ay Adalet ve Kalkınma Partisi eliyle emeklinin evinden çalınıyor, başka birilerinin cebine konuyor. 8 çeyrek altından 2,5 çeyrek altına gelinen noktadayız. Bunu bütün emekliler adına, bütün memleketimize, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne, MHP’ye oy veren herkese şikayet ediyoruz. Siz oyu veriyorsunuz, onlar cebinizden her ay 5,5 çeyrek altını alıp zenginlere veriyorlar.”

“Bundan sonra sizin sorununuzdan daha önemli bir sorun yok”

İktidarı eleştiren Özel, “Hem ‘EYT’yi çıkardım’ diyeceksin, herkesten oy isteyeceksin, sonra yeni emeklinin maaşını eski emekliye ödeteceksin. Dünyanın hiçbir yerinde olmayan büyük bir adaletsizlik ve haksızlıkla karşı karşıyayız. Geçen gün 7 bin 500 liraları 10 bin yaptı ya, bir de yüzde 5 artış yaptı ya. Ertesi gün bütün yandaş gazeteler ‘Emekliye müjde, emekliye büyük zam’ yazdı ya. O gece dedi ki, ‘Bunun bize getirdiği yük tam 200 milyar lira. Size verdiği 7 bin 500’den 10 bin liraya çıkarmaya yük’ diyor ve 200 milyar lira diyor” dedi.

“Emeğimize, ekmeğimize, emeklilerimize sahip çıkacağız” diyen Özel, “Buradan Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum. Hakaret etmeyi bırak. Yalan atmayı bırak. İftirayı bırak. Şu emeklinin dön gözünün içine bak. 10 bin lira maaşla bu memlekette kira mı ödeyecek, doğalgaz mı ödeyecek, elektrik mi, su mu ödeyecek? Gidip de pazara mı çıkacak, erzak mı alacak, çorbayı nasıl kaynatacak, karnını nasıl doyuracak, bundan sonra hayatını nasıl geçindirecek? Ben buradan emeklilere şunu söylüyorum. Bugüne kadar hep ezildiniz. Hep unutuldunuz, ihmal edildiniz. Hep bir mesele vardı, sizin sorununuzdan önemliydi. Bundan sonra sizin sorununuzdan daha önemli bir sorun yok. Bunu kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

Özel, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Hepimiz bir gün emekli olacağız ve emeklilerini açlığa, sefalete, yokluğa terk eden, pazara çıkamaz hale getiren, alışverişte ‘Alışveriş torbasının yarısını kasada bıraktım’ dedirten, bir gelecek düşünen herkes için bu ülkenin emeklilik sorunu beka sorunudur. Bundan sonra emekliler sorunlarına sahip çıkacaklar. Bundan sonra Tayyip Erdoğan’a sesleniyoruz, yoksa biz emeklilerin sesini sana duyurmasını biliriz. Emekliler, emeklerine, geleceklerine sahip çıkacaklar mı? Çıkacak mısınız? Bu haksızlığa karşı hakkınızı arayacak mısınız? Hep beraber olacağız, kalkın ayağa alın hakkınızı. Tayyip Erdoğan emekliler bundan sonra susmayacak. Ya hakkımızı verirsin, ya emekliler hakkını almasını bilir.”

Paylaşın

Merkez Bankası Başkanı İçin ‘Görevden Ayrılabilir’ İddiası

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) koridorlarında son günlerin konusunun Başkan Hafize Gaye Erkan’ın yakın zamanda ayrılacağına ilişkin söylentiler ve beklentiler olduğu öne sürüldü.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da Hafize Gaye Erkan’la ilgili rahatsızlıkları olduğu, Başkan Hafize Gaye Erkan’ın yakın zamanda ayrılmak zorunda kalacağı personel arasında yoğun olarak konuşulmaya başlandığı öne sürüldü.

10 Haber yazarı Erdal Sağlam, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan‘ın babası Erol Erkan‘ın gayri resmi yönetici gibi davrandığı ve Büşra Bozkurt adlı bir çalışanı işten çıkardığı iddiasının ardından kulislerin hareketlendiğini söyledi.

Gaye Erkan’ın yüksek kiralar nedeniyle İstanbul’da ev bulamadığını anlattığı, “Apartman görevlimiz olan Sadık Abi’ye de çoğu zaman fiyatları soruyorum. Onu sorguya çekiyorum. Ben ‘indi’ diyorum. O ‘inmedi’ diyor. Sürekli ‘Fiyatlar inmedi, istersen git şu soğanın fiyatına bir bak’ diyor” gibi ifadelere yer verdiği söyleşisinin ardından zaten rahatsızlığın arttığını dile getiren Sağlam, şunları söyledi:

“Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın görevde kalmasının artık çok zorlaştığı anlaşılıyor. Bu arada geçen hafta New York’taki yatırımcı toplantısından sonra başkanın görünmediği, ABD’den dönmemiş olabileceği de konuşulanlar arasında.

Merkez Bankası koridorlarında son günlerin konusu Başkan Gaye Erkan’ın yakın zamanda ayrılacağına ilişkin söylenti ve beklentiler. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da Erkan’la ilgili rahatsızlıkları olduğu, Erkan’ın yakın zamanda ayrılmak zorunda kalacağı personel arasında yoğun olarak konuşulmaya başladı.”

Sağlam, Bozkurt’un CİMER üzerinden bildirdiği şikayetin ardından özellikle Erkan’ın babasının İstanbul ve Ankara’daki Merkez Bankası ofislerinde sürekli bankanın işlerine karıştığının anlatılmaya başlandığını dile getirdi:

“Söylentiler iyice arttı”

“Bu haber sonrası tam anlamıyla çarşı karıştı ve söylentilerin iyice arttığını gördüm. Soruşturmalarımda Başkan Gaye Erkan’ın ve özellikle babasının kurumsal işlere bu kadar karışmasının yarattığı rahatsızlığın had safhaya ulaştığına şahit oldum.

Özetle konu Ankara’da en üst seviyede rahatsızlık yaratmış durumda. Bu haberlerin sadece başkanın kendisine değil, Merkez Bankası’na da, uygulanan programa da darbe vurduğu çok açık.

Kişisel tahminim o ki seçimlere kadar bu konular sumen altı edilmeye çalışılsa da, Başkan Gaye Erkan’ın yılın ikinci yarısını başkan olarak görme ihtimali çok azalmış durumda. Bunu tahmin olarak söylerken Cumhurbaşkanlığı’nın seçimlere rağmen ‘daha önceden ayrılsın’ gibi bir karar verme ihtimali olduğunu da söylemeliyim.”

Paylaşın