Ahmet Davutoğlu’ndan Devlet Bahçeli’ye “Münafık” Yanıtı

Gelecek – Saadet ortak grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, “Bahçeli, MHP grubunda doğrudan benim ismimi vererek munafık suçlamasında bulundu. İslamı kavramları kullanırken insanın zihninden diline doğru giden süreç elli filtreden geçmesi lazım. Ben kimseye munafık demem kimseye kafir de demem. Kalpleri bilen Allah’tır” dedi ve ekledi:

“Sayın Bahçeli, biz de herkes şahit olduğumuz gibi göründük göründüğümüz gibi olduk. Böyle olduğumuz için siyasi ahlak dediğimiz ve davasına başımızı koyduğumuz değerler adına siyasi ahlak mücadelesi verdiğimizde olduğumuz gibi görünmemek ya da göründüğümüz gibi olmamak için sizin peşinde olduğunuz başbakanlık makamını terk ettik ama hep olduğumuz gibi göründük göründüğümüz gibi olduk.”

Davutoğlu, konuşmasının devamında, “Koalisyon görüşmeleri için gittiğimizde odanızda saat 17.25’e ayarlıydı ve önce masaya koyduğunuz 17-25 dosyaları açılsın, yolsuzluk meseleleri çözülsün ondan sonra hükümet kurarız dediniz, ne oldu o günden bugüne Sayın Bahçeli? Neden olduğunuz gibi görünüyorsanız 17-25 dosyalarını ve yüce divanı işletin. Göründüğünüz gibi olacaksanız bir daha ağzınızı açmayın lütfen, yolsuzluk demeyin teslim olduk deyin iktidara. Bir takım bürokratik makamlara yakınlarımızı veya bizim fikriyatımızdan insanları yerleştirmek için yolsuzlukları unuttuk deyin” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Gelecek-Saadet ortak grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Davutoğlu’nun açıklamalarından satırbaşları şu şekilde:

“Diyarbakır’da Kulp da bir olay yaşında Merkez Başkanı ile ilgili iddialar var TÜİK’in enflasyon rakamları var ve hemen hemen hangi konuya dokunursanız dokunun milletin değerleriyle devletin kurumsallaşması arasında bağ kurmayan bir iktidar var.

Diyarbakır Kulp’ta ne oldu bizim tutumumuz açıktı şu anda da son derece açık bazı olaylar vardır ki olup olmaması kadar duyulması dahi toplumu sarsar hutbe okuyan bir imama kaymakamın müdahalesinde bahsediyorum. Sadece müdahale değil darp iddiaları da ve bu iddialar da reddedilmiş değil.

Şimdi hepimiz Anadolu topraklarından geldik. Bir küçük köyde eğer bir boşanma olsa iki aile ihtilaf etse, o köy de bir felaket olsa, üç kanaat önderi bir araya gelir. Muhtar imam ve öğretmen. Muhtar halkı temsil eder, imam halkın değerlerini temsil eder, öğretmen irfanı öğretmeni temsil eder.

Şehitlerimiz bizim en yüce miraslarını başımızın tacı kıldığımız yetimlerini evladımız, eşlerini bacı bildiğimiz en yüce değerlerimizdir, kimse şehitlerimiz üzerinde bir istismara asla kalkışmasın. Şehitlerin ruhu ve maneviyatı o şehitler adına konuşan yüce milletimize, meclisimize aittir. Bundan hiçbir taviz vermeyiz.

Diyelim ki imam şehitlerimizle ilgili iki paragrafı unuttu, sehven veya bilerek okumadı. Bir kaymakamın yapması gereken bunu not alması ve daha sonra idari soruşturma ile gereğini yapması. Eğer sehven olmuşsa mesele hallolur, eğer bilinçli veya bir örgüt iltisatı varsa bunun gereğini yapıp adli makamlara teslim etmesidir.

Bir kaymakam suç ne olursa olsun ceza makamı değildir. Demokratik hukuk devletinde ceza makamı mahkemelerdir. Eğer herkes kendisi adaletin yerine geçip ceza uygulamaya başlarsa toplumda huzur kalmaz.

Kaymakamı destekleyen diğer kaymakamlar arkası arkasında açıklama yaptılar. Memur-Sen açıklama yaptı. Bir devlette olmaması gerek şey, devletin bürokratı kaymakamı sendika değildir. Ortada suç varsa yeri ve otoritesi bellidir. Kaymakamlar tek tek devleti temsil ederler. Toplumca bir refleks vermeye başladıklarında ortak beyanatlarda bulunan askeri yetkililerin vesayeti gibi bir tablo ortaya çıkar. Hatırlarsanız 28 Şubat’ta.

Devlet bürokratı kendi başına konuşmaz, devlet bürokratı devlet adına konuşur ve siyasi iktidar gerçekten iktidarsa önce o konuşur sonra bürokrat konuşur. Demokratik hukuk devletinde böyle şey yaşanmaz. Kaymakam MHP kökenliymiş, imam AK Partiliymiş. MHP ile AK Parti arasında bir güç mücadelesi varmış. Çok net ifade edeyim. İmamın siyasi kimliği olmaz, imamın tek kimliği vardır; islam islam islam.

Bir devlet adamı olarak ifade ediyorum; kaymakamın siyasi kimliği olmaz kaymakamın tek kimliği vardır devlet devlet devlet. Siyasi kimlikler üzerinden kaymakamları imamları karşı karşıya getirirsek olacak şey toplumsal kaostur. Biz bunları söyledik diye, şehitlerimize sahip çıktığınız gibi devlete ve camilerimize sahip çıkın dediğimizde itirazlarımıza sert eleştiriler yöneltenler oldu.

“Kimseye munafık, kafir demem”

Dün Sayın Bahçeli, MHP grubunda doğrudan benim ismimi vererek munafık suçlamasında bulundu. İslamı kavramları kullanırken insanın zihninden diline doğru giden süreç elli filtreden geçmesi lazım. Ben kimseye munafık demem kimseye kafir de demem. Kalpleri bilen Allah’tır.

Sayın Bahçeli, biz de herkes şahit olduğumuz gibi göründük göründüğümüz gibi olduk. Böyle olduğumuz için siyasi ahlak dediğimiz ve davasına başımızı koyduğumuz değerler adına siyasi ahlak mücadelesi verdiğimizde olduğumuz gibi görünmemek ya da göründüğümüz gibi olmamak için sizin peşinde olduğunuz başbakanlık makamını terk ettik ama hep olduğumuz gibi göründük göründüğümüz gibi olduk.

Koalisyon görüşmeleri için gittiğimizde odanızda saat 17.25’e ayarlıydı ve önce masaya koyduğunuz 17-25 dosyaları açılsın, yolsuzluk meseleleri çözülsün ondan sonra hükümet kurarız dediniz, ne oldu o günden bugüne Sayın Bahçeli? Neden olduğunuz gibi görünüyorsanız 17-25 dosyalarını ve yüce divanı işletin. Göründüğünüz gibi olacaksanız bir daha ağzınızı açmayın lütfen, yolsuzluk demeyin teslim olduk deyin iktidara. Bir takım bürokratik makamlara yakınlarımızı veya bizim fikriyatımızdan insanları yerleştirmek için yolsuzlukları unuttuk deyin.

Biz Doğu Türkistan diye bu salonları bu meydanları ve sayın grup başkanımız Japonya’da gür sesle Doğu Türkistan’ı haykırırken siz neredeydiniz? Olduğunuz gibi gerçekten ‘Kızıl Elma’ bir takım idealleriniz var idiyse niye Doğu Türkistan’dan bahsetmezseniz.

Hepimiz takdir ettik 24 saat süre verdiniz İsrail’e değil mi Sayın Bahçeli. Hala alkışlıyorum o sözü. Hala alkışlıyorum o sözü. Peki 24 saat üzerinde kaç 24 saat geçti. Anladık İsrail’e sözün geçmiyor ama bari iktidara sözünüz geçsin de İsrail ile olan şu ticareti durdurun diye bir sesinizi duyalım Sayın Bahçeli.

Serok Ahmet diyerek bana atıfta bulunmuş yine, bakın her dil azizdir Rabb’imin milletlere lütfettiği dil mukaddestir. Taaruf için milletlerin birbirini tanıması için yaratılmış her dil bizim için saygı dahil ve mukaddestir. Onun için bana her Serok Ahmet dendiğinde Kürtçe olarak, “sersera ser çava” derim; göz baş üzere derim. Ama bilirler ki hani Atatürk’ün gidin bakın ülke krizdeyse Toros dağlarında Yörük çadırlarında duman tütüyorsa ülke emniyettedir çünkü Yörükler ayaktadır dediği Yörük doğmuş Yörük Ahmet’im ben.

Gidemediniz ama Uygur’a bir gidin, sokağa çıkın Rumçi’ye Ahmet Davutoğlu deyin Uygur o derler, Cengiz Dağcı’nın Kırım’daki mezarına gidin Tatarlar, Tatar Ahmet derler. Biz bu milletin her rengini temsil etmeyi başımızın tacı biliriz. Milleti birleştiririz, bölmeyiz. dilleri kardeş kılarız düşman kılmayız. Bu topraklarda konuşulan hiçbir dili de yabancı dil kabul etmeyiz.

Biz Dicle ile Fırat’ı Meriç’e Sakarya’ya kardeş kılanlarız. Şimdi herkes iddiasıyla mesuldür. Şimdi gelelim daha net bir ifade ile söyleyeceğim. İmamlarımıza güveniyor muyuz, diyanet işlerimize güveniyor muyuz. Peki o zaman niye Ankara’dan merkezi hutbe gönderilir, niye Türkiye’nin her yerinde aynı hutbe milli güvenlik kurulu bildirisi gibi okunur. 70’li yıllarda İstanbul’da yaşayan bilir hepimiz Gönenli Mehmet Efendi’nin hutbesini dinlemeye giderdik Sultanahmet’e. Gönenli Mehmet Efendi, Ankara’dan gönderilmiş hutbeyi okumazdı.

Şimdi bizim Toros Dağları’ndaki Taşkent’teki hutbe ile Şişli’deki hutbe aynı hutbe. Edirne’deki hutbe ile Hakkari’deki hutbe aynı hutbe. Din adamı ve imam cemaatini bilir, cemaatine sahip çıkar, cemaatine ne söyleyeceğini de bilir. Ne zaman çıktı bu hutbelerin merkezileşmeleri biliyor musunuz? Hep darbe sonrasında. 1962’dedir ilk genelgelerden biri çünkü imamların çoğunun 27 Mayıs karşıtı ve Demokrat Partisi yanlısı olduğu düşünülmüştür. 12 Eylül’de başörtüsünü yasaklayanlar helikopterle Kur’an-ı Kerim bildirileri attılar. 28 Şubat’ta hutbelere ve ezanın mikrofonuna ayar getirmeye kalkıştılar.

Çekin elinizi dinimizin üstünden, bırakın gerçekten iyi yetişmişlerse imamlarımız, din adamlarımız hür özgürce konuşsunlar. Hutbelerin bu niteliği dolayısıyla gençler, siyasi bildiri gibi bir şey dinlememek için camilerden koptular, uzaklaştılar.

Biz olsaydık ne yapardık. Bu haber geldiği anda İçişleri Bakanı’na derhal soruşturma açmasını isterdim, bir mülkü amir nasıl bir din adamını caminin içinde rencide eder diye. Sonra da Diyanet İşleri Başkanlığı’na derhal bir soruşturma açın, gerçekten bu imam sehven mi unuttu yoksa bilinçli örgütsel bir yapımı var ve gözünün yaşına bakmadan ikisini de gerekli şekilde cezalandırırdım ta ki milletin, devletin kaymakamına ve dinin imamına karşı güveni kaybolmasın.

Biz bunları söyledik diye üstümüze gelenlere sesleniyorum. Devlete sahip çıkmak slogan atmakla olmaz, devletin valisinin kaymakamının halk tarafında itibar sahibi kılınmasıyla olmasıyla olur. Dine sahip çıkmak her ne suretle olursa olsun gidip Cuma namazında oturmak ve merkezi hutbe dinlemek değil, ahlaken dine sahip çıkmakla olur hal ile dine sahip çıkmakla olur. Ahlakçı olmakla değil ahlaklı olmak ile dine sahip çıkılır.

“Amerika’da yapamadıklarını burada yapıyorlar”

Bir aydır neredeyse daha önce söylenti halindeydi, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan hakkında iddialar var. Daha 6 ay oldu ya, nasıl Amerika’dan Türkiye şartlarına bu kadar kolay intibar ettiler bilmiyorum ama dünyayı tanırız Amerika’da herhangi bir şirketin hanımefendinin başında bulunduğu bankanın CEO’su babasını bırak oda ayırmayı, benim kızım buradan çalışıyor diyerek resepsiyondan bile geçemez kimliğini göstermesi lazım veya ne yapacaksınız diye sorarlar çünkü bir dakikasını bile ayıramaz bir bürokrat görev yaparken bir dakika bile haramdır, işinizi yapacaksınız. Amerika’da yapamadıklarını burada yapıyorlar.

Amerika’da yapamadıklarını burada yapıyorlar. Özel odalar ayrılmış, memurlar onların çocuklarına bakıyor. Bir göreve bir kişi atandığında sülalesiyle atanıyor, cümbür cemaat geliyorlar.

Balık baştan kokar derler, siz damadınızı bakan yaparsanız, Varlık Fonu’nun başkanını kayınpeder, yardımcısı, vekili damat olursa demek usul Türkiye’de böyle der dışardan gelen de aynı usulü kendisi yerleştirir. Kimi eleştiriyorsunuz, nepotizm diye başbakanken ilk kullandığımda herkes sözlüklere bakmıştı. Tam da bu işte akraba kayırmacılığı, bir gece yarısı üst düzey bir bürokratı saat 1’de akrabalarını yanında çalıştırıyor diye görevden aldığım zaman bir hafta içinde bütün bakanlıklardan akrabalar temizlenmişti.

Nerede Merkez Bankası Başkanı’mız, 1 Ocak’tan itibaren Christmas’tan bu yana Amerika’dalar. Amerika’dan ayrılmak bu kadar zorsa gelmeyecektiniz Hanımefendi. Neredeyse yılda bir kere merkez bankası başkanı değişiyor, göreceksiniz yakında bu da değişir. Kurumsallaşma nerede.

Kulp olayında İçişleri Bakanlığı’nın teamülü, milletin teamülü ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın teamülü sarsıldı, burada da Merkez Bankası gibi devlete çok ciddi bir bürokrat yetiştirmiş bir okul gibi olan bir kurum, su anda lime lime dökülüyor. Sayın Erdoğan’ın ne Kulp olayıyla ilgili ne Merkez Bankası olayıyla ilgili herhangi bir açıklamasını görmüyorsunuz, varsa yoksa muhalefete isim takma peşinde.

Nedir kanaatiniz Sayın Cumhurbaşkanı Kulp olayıyla ilgili, pozisyonunuz nedir, kim haklı kim haksız ya da ikisi de haksızsa ne yaptınız. Birisi haklıysa hangi soruşturmayı yaptınız. Devletin itibarını korumak Cumhurbaşkanlığı makamının görevidir. Aynı şekilde Merkez Bankası Başkanı ile ilgili iddialarda, kimi iddialar eski damat bakanın bir komplo kurduğu, kimi iddialar şu anki Maliye Bakanı ile Merkez Bankası Başkanı’nın arasının açık olduğu. Siyaset saray dedikoduları haline dönüşmüşse millet kendini güvende hissetmez.

TÜİK’in resmi açıklaması enflasyon yüzde 64,7, bir kaç gün önce yine bir açıklama yaptı; hissedilen enflasyon açıkladığımız enflasyonun iki mislidir yani yüzde 129,7’dir dedi. Bu bir itiraf, hissedilen enflasyon halkın hissettiği, TÜİK enflasyonu ne demek biliyor musunuz, memura işçiye düşük maaş vermek için devletin tayin ettiği enflasyon. TÜİK Başkanı’na da sesleniyorum, sizin hissedilen enflasyon dışında ürettiğiniz her enflasyon rakamı memurun, çiftçinin cebinden para çalmaktan farkı yoktur. Bunun adı memurun, çiftçinin dolandırılması, bunun adı hırsızlıktır.

Kamu özel işletme köylülere ödenirken hissedilen ödeme yok, orada ne yazılırsa o yazıyor. Halbuki her köprü geçişinde acı hissediyor millet, siz bu acının da hissedilenini bir düşünün bakalım. Emekliler kan ağlıyor. Yapmayın etmeyin 10 bin lirayla geçinemez bu emekli dedik ve rakam verdik. 2016’da emekli maaşı asgari ücretin 1.2 katıydı ve şimdiki rakama vurursak 20 bin lira olması gerekirdi emekli maaşı.

Şimdi 10 bin lirayla asgari ücretin yüzde 60’ına denk geldi, neredeyse yarı yarıya asgari ücretin. Ne istiyorsunuz emeklilerden, onurla yaşamak dışında yaşamak dışında hiçbir beklentisi kalmamış son nefeste kimseye muhtaç olmayayım diyen emekliden kefen parasını bile neredeyse esirgeyen bir yaklaşım içindesiniz.

Yandaş müteahhitlerden ucuz kredi verdiğiniz yandaş sermayeden hiçbir şey esirgemiyorsunuz. Gelir adaletinin sağlanması lazım. Biz geldiğimizde gelir adaletini sağlayacağız. Bunların döneminde kim haksız rant elde etmişse önce onları vergilendireceğiz sonra bu vergilerle milletin sosyal yardım fonlarını artıracağız.

Gazze’de dördüncü ayına yaklaşıyoruz savaşın, hala İsrail ile ticaret devam ediyor hala İsrail’e Türkiye yakıt, gıda ve bir çok malzeme göndermeye devam ediyor. Sayın Erdoğan bu konuda hiçbir izahat getirmiyor, Ticaret Bakanı bir takım teknik kendilerince izahat getiriyor. Ama vaka değişmiyor Türkiye İsrail’i lojistik olarak desteklemeye devam ediyor. Dökülen her kanda, ölen her çocuğun bedeninde sizin gönderdiğiniz malzemelerin izi varsa bunun hesabını millet de Allah’ta sorar ve soracak.”

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği TBMM’de Onaylandı: 287 Kabul, 55 Ret, 4 Çekimser

İsveç’in NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğine onay veren protokolle ilgili kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda kabul edildi.

Haber Merkezi / Genel Kurul’daki oylamada 287 kabul, 55 ret ve 4 çekimser oy kullanılırken, bundan sonraki süreçte Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzası ve Resmî Gazete aşaması beklenecek.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından 2022 yılında NATO askeri ittifakına katılma talebinde bulunmuştu. Ancak NATO müttefiki Türkiye, iki ülkenin Ankara’nın terörist olarak gördüğü grupları koruduğunu kaydederek, üyeliklere karşı çıkmıştı.

Türkiye geçen Nisan ayında Finlandiya’nın katılım protokolünü onayladı; ancak İsveç’i, Avrupa Birliği ve ABD’nin de terörist olarak tanımladığı PKK’nın İsveç’teki yerel üyelerine karşı tutumunu sertleştirene kadar bekletti.

Bunun üzerine Stockholm, bir terör örgütüne üye olmayı yasadışı hale getiren yeni bir terörle mücadele yasası çıkardı. İsveç ve NATO üyeleri Finlandiya, Kanada ve Hollanda da Türkiye’ye silah ihracatı politikalarını gevşetmek için adımlar attı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan İsveç’in teklifini Ekim ayında TBMM’ye göndermiş; ancak onaylanmasını ABD’nin Türkiye’ye F-16 savaş uçağı satışını onaylamasına bağlamıştı.

Mart 2023’te Finlandiya’nın katılımı için yapılan oylamada hiçbir siyasi parti grubu ‘hayır’ oyu kullanmamıştı. AKP, CHP, İYİ Parti ve MHP üyeliğe onay verirken HDP, TİP, BBP, DEVA, DP ve ZP oylamaya katılmamıştı.

Türkiye’nin ardından Macaristan’ın da İsveç’in üyeliğine onay vermesi gerekiyor. Macaristan Başbakanı Viktor Orban, İsveç’in NATO’ya üyeliğini görüşmek üzere Başbakan Ulf Kristersson’a davet mektubu gönderdiğini duyurdu.

Orban, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “İsveç’in NATO’ya katılımı konusunda müzakerelerde bulunmak üzere bugün Başbakan Ulf Kristersson’a Macaristan’a ziyaret gerçekleştirmesi için davet mektubu gönderdim.” ifadesini kullandı.

Viktor Orban’ın özel kalem müdürü Gergely Gulyas “İsveç onlara güvenimizi artırmak; kendilerini müttefikimiz ve dostumuz olarak görmemiz için hiçbir adım atmıyor. Sanki NATO üyeliği öncelikleri değil gibi” diye konuşmuştu.

Gulyas, “İsveç Başbakanı veya Dışişleri Bakanı bizi arayıp Macaristan Parlamentosu’nun çekincelerinin neler olduğunu sormalı” demişti.

İsveç’in NATO’ya üyeliğinin, Macar parlamentosunda 2023’ün sonbaharında görüşülmesi bekleniyordu ancak İsveç’te bazı milletvekillerinin Budapeşte yönetimine ilişkin ifadeleri, taraflar arasında gerginliğe yol açmış, bu nedenle de süreç uzamıştı.

Diğer NATO üyelerine kıyasla Rusya ile daha iyi ilişkilere sahip Macaristan, Finlandiya’nın üyeliğine de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Finlandiya NATO’ya üye olabilir” açıklamasından 10 gün sonra onay vermişti.

Paylaşın

İmamoğlu Duyurdu: İstanbul’da İlk’ler Ve En’ler Dönemi

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, 5 yıldır görevde olduğu sürece imza attığı projeleri sıralayarak İstanbul’da ilkler ve enler dönemi olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / 31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, belediye başkan adayları da çalışmalarına hız verdi.

İstanbul’da Cumhur İttifakı’nın adayı Murat Kurum ile yarışacak olan mevcut İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden 5 yılda yaptığı icraatları sıraladı.

Açıklamasında, İstanbul’da ilkler ve enler dönemi olduğunu ifade eden İmamoğlu’nun sıraladığı icraatları şöyle:

İstanbul, tarihinin en çok metro yapılan dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin en çok restorasyon yapılan dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin en çok altyapı yatırımı yapılan dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin en çok yeşil alan yapılan dönemini yaşıyor.

İstanbul, tarihinin en çok sosyal proje yapılan dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin en çok çevre yatırımı yapılan dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin en şeffaf ve liyakatli dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin en ciddi şehir planı yapılan dönemini yaşıyor.

İstanbul, tarihinin en çok kentsel dönüşüm yapılan dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin en çok kültür sanat etkinliği yapılan dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin en çok meydan yapılan dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin en çok sokak hayvanlarına bakım yapılan dönemini yaşıyor.

İstanbul, tarihinin en çok deniz ulaşımı yapılan dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin en çok halk ekmek üretilen dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin en çok otopark yapılan dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin en çok imar ve tapu çözümü üretilen dönemini yaşıyor.

İstanbul, tarihinin en çok özel sektörde istihdam üretilen dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin en çok tarım desteği olan dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin ilk kreş ve yurt yapılan dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinde ilk kez ihtiyaç sahibi ailelerin çocuklarına Halk Süt dağıtılan dönemini yaşıyor.

İstanbul, tarihinin ilk kent lokantaları açılan dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin en çok burs verilen dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin en çok cadde düzenlemesi yapılan dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin en çok spor etkinliği yapılan dönemini yaşıyor.

İstanbul, tarihinin en çok spor yatırımı yapılan dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin en çok kütüphane yapılan dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinin en çok dayanışma projesi üretilen dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinde ilk kez annelerin ücretsiz yolculuk yaptığı dönemini yaşıyor.

İstanbul, tarihinde en çok kadınlara ve gençlere özel projelerin geliştirildiği dönemini yaşıyor.
İstanbul, tarihinde ilk kez çöpten enerji üretilen dönemini yaşıyor.

Paylaşın

Cumhur İttifakı’nda ‘BBP’ Krizi

Katıldığı bir televizyon programında yerel seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, partisinin Sivas’ta ve İstanbul’un ilçelerinden aday çıkaracağını duyurdu.

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde çalışmaları hız kazandı.

Yeniden Refah Partisi (YRP) kendi adaylarıyla seçimlere gireceğini daha önce ilan etmişti. Cumhur İttifakı’nın bir diğer bileşeni Büyük Birlik Partisi’nden (BBP) de benzer bir açıklama geldi.

Haber Global’de yayınlanan Buket Aydın ile Yüz Yüze programına katılan BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, partisinin Sivas’ta ve İstanbul’un ilçelerinden aday çıkaracağını duyurdu.

Destici şu ifadeleri kullandı: “Pazar günü Sivas ve bölge illerimizin aday tanıtım toplantılarımızı gerçekleştireceğiz. 27 Ocak’ta da İstanbul’un ilçelerindeki belediye başkan adaylarımızı açıklayacağız.

Biz elbette ki Cumhur İttifakı’nı önemsiyoruz. Cumhur İttifakı 15 Temmuz hain FETÖ darbe gecesi sokakta kurulmuş bir ittifaktır. Ben de o gece sokakta olan siyasi liderlerdendim. Bu daha sonra bir ittifaka dönüştü. 2018, 2019 ve 2023 seçimlerinde.

Biz Sivas’ı istedik ama bir pazarlık olarak değil. BBP’nin tabanının motivasyonun arttırılması lazım. O yüzden Sivas’ın verilmesi ile taban motive olur. AKP Sivas adayını açıklayınca bunu kabul edilmediğini gördük, biz de kendi adayımızı açıkladık. Cumhur İttifakı ortağı ile yarışacağız, kim kazanırsa Cumhur İttifakı kazanmış olacak.”

Paylaşın

Yeniden Refah İle AK Parti’nin İttifak Görüşmelerinde İlerleme Yok

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerin de seçime yönelik çalışmaları hız kazandı. Bu kapsamda Yeniden Refah Partisi (YRP) ile Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) arasında yürütülen ittifak görüşmelerinde ilerleme sağlanamadı.

Yerel seçimlerde Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) yanı sıra, 14 Mayıs seçimlerindeki ittifak ortakları ile de seçim işbirliğini genişletmek isteyen AK Parti, YRP dışındaki partilerle uzlaşma sağladı.

AK Parti adaylarına destek için bazı büyükşehir ve ilçe şehirlerini istediği kulislere yayılan YRP ile görüşmeler bir süredir kesilmişti.

AK Parti’den genel başkan yardımcıları Efkan Ala, Ali İhsan Yavuz ve Yusuf Ziya Yılmaz, YRP’den genel başkan yardımcıları Doğan Bekin ve Nureddin Gül’den oluşan heyetler dün yeniden bir araya gelerek seçim işbirliği olanaklarını ele aldı. YRP İstanbul’un bazı ilçeleri ve Malatya’da ısrarlı oldu.

Edinilen bilgiye göre YRP, AK Parti’nin adayını açıkladığı Malatya’nın yanı sıra, İstanbul’da Arnavutköy, Sultangazi, Sultanbeyli’nin de aralarında bulunduğu partinin güçlü olduğu ilçeler ile Ankara’da da Çubuk’un kendilerine bırakılmasını istedi. AK Parti’nin ise YRP’nin Bursa’da kendilerine destek vermesini istediği öğrenildi.

Taraflar görüşmede ilerleme sağlayamazken, AK Parti heyeti, YRP’nin önerilerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ileteceklerini bildirdiler.

Kulislere yansıyan bilgilere göre görüşmede, özellikle İstanbul’da YRP’nin destek vermemesi halinde seçimin kaybedilme olasılığı da değerlendirildi. YRP heyeti, Ankara, İstanbul ve İzmir’in halen CHP tarafından yönetildiğine işaret ederek, “seçim işbirliği olmazsa bir kaybettiren olmayacaklarını, ama uzlaşma sağlanırsa, AKP’nin seçilmesini sağlayabilecekleri” görüşünü ilettiler.

Görüşmelerden sonuç alınamaması üzerine Erdoğan’ın, bir kez daha YRP Genel Başkanı Fatih Erbakan’la görüşebileceği belirtilirken, YRP kaynakları, bundan sonra heyetler arası görüşme olmasını beklemediklerini söylediler.

YRP’den “sürpriz adaylar” açıklaması

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’a konuşan YRP’li bir parti yöneticisi, uzlaşma sağlanamaması halinde Şanlıurfa’nın yanı sıra Ankara, İstanbul ve İzmir’de “sürpriz adaylar” çıkaracaklarını söyledi.

YRP’nin ilk sürpriz adayı ise kısa süre önce AK Parti’den istifa eden MKYK üyesi ve eski Şanlıurfa Milletvekili Kasım Gülpınar oldu. AK Parti’nin yeniden mevcut başkan Beyazgül’ü Şanlıurfa Büyükşehir adayı olarak göstermesi nedeniyle Gülpınar, partiden istifa etmişti. Gülpınar’ın adaylığını Genel Başkan Fatih Erbakan sosyal medya hesabından da duyurdu.

Paylaşın

Anket: İstanbul Ve Ankara’da Hangi Aday Önde?

İstanbul’da ‘Ekrem İmamoğlu seçilmeli’ diyenlerin oranı yüzde 46.3 olurken ‘Murat Kurum seçilmeli’ diyenlerin oranı yüzde 42.1. Ankara’da ise Mansur Yavaş, Turgut Altınok’un 2.1 puan önünde birinci sırada yer aldı.

Haber Merkezi / 31 Mart’ta yapılacak seçimler yaklaştıkça araştırma şirketleri de, seçimlere ilişkin anket araştırmalarına hız verdi. ASAL Araştırma, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi için yaptığı anketin ön sonucunu paylaştı.

19-22 Ocak tarihlerinde 2 bin kişiyle yüz yüze görüşme yapılan ankette, katılımcılara “Bu Pazar Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçimi Olsa Hangi Siyasi Partiye Oyunuzu Verirsiniz?” sorusu yönetildi.

ASAL Araştırma’nın yaptığı açıklamaya göre, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, AKP’nin Ankara adayı Turgut Altınok’un 2.1 puan önünde çıktı.

“Her şeye rağmen Mansur Yavaş önde olsa da kafa kafaya bir seçime doğru gidiyoruz” diyen ASAL Araştırma, şu değerlendirmeyi yaptı: “İyi Parti- DEM Parti-Yeniden Refah Partisi ile Diğer Partilerin adaylarının açıklanmasının ardından yapacağımız çalışmalarda tablo daha da netleşmiş olacak.”

İstanbul seçimleriyle ilgili son anket ise Optimar’dan geldi. Gazeteci Abdülkadir Selvi’nin köşesine taşıdığı ankette İstanbul seçimleri için Ekrem İmamoğlu birinci sırada yer aldı.

Ankete göre ‘Ekrem İmamoğlu seçilmeli’ diyenlerin oranı yüzde 46.3 olurken ‘Murat Kurum seçilmeli’ diyenlerin oranı yüzde 42.1. Kararsız olduğunu söyleyenlerin oranı ise yüzde 5.7.

‘Kim seçilecek?’ sorusunda ise fark daha da açılıyor. Bu soruya ankete katılanların yüzde 50.5’i Ekrem İmamoğlu, 41.7’si Murat Kurum diyor.

Ankete katılanların yüzde 40.3’ü Ekrem İmamoğlu’nun geride kalan 5 senede başarılı bir belediyecilik yürüttüğü görüşünde. Yüzde 33.7’si İmamoğlu’nu başarısız bulurken yüzde 26’lik bir kesim ise bir şey değişmediğini ifade etti.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a “Süleyman Soylu” Çağrısı

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Memleket bir suç cenneti. Yerlikaya’nın bakanlığı döneminde 126’sı kırmızı beşi mavi bültenle aranan 236 yabancı suçlu Türkiye’de yakalanmış. Bu mafya lideri, baronlar kimin zamanında geldi? Soylu’yu atayan kalem kime ait? Memleketi bu pisliğe batıran da Süleyman Soylu, onu atayan dolma kalem, üç kelime ile Recep Tayyip Erdoğan” dedi ve ekledi:

“Dedim ki ‘Ey Recep Tayyip Erdoğan, Eğer bu pislikten partinin kurumsal olarak ve senin şahsen bu pislikten sorumlu olmadığını söylemek istiyorsan getir soruşturma önergesini Süleyman Soylu hakkında imzalayalım, Meclis soruştursun. AYM bu kişiyi yargılasın. Bunu yapmıyorlar. Soylu dönemiyle hesaplaşmayı kapalı kapılar ardında, kendi yöntemleriyle yapıyorlar. Hukuk devletinde kapalı kapılar ardında hesaplaşma olmaz. Bakansa hesabı Yüce Divan’a verecek.”

Özel, konuşmasının devamında, “Erdoğan; hem uluslararası suçlular için hem de Ayhan Bora Kaplan -Erdoğan’ın önüne koyun çok duyuyor, çok biliyor da- Öbür tarafta Süleyman Soylu, Ankara’daki eğlence merkezleri ve devletimize emanet edilmiş kimsesiz çocuklar üzerinden önümüzdeki dönemde altından kalkamayacağınız, altında kalacağınız o rezaletler ortaya dökülmeden evvel ya Süleyman Soylu’nun gereğini yaparsın ya da ya da bu pislikten rezaletten bizzat sorumlusun” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından satır başları şöyle:

“Kamer Genç TBMM’nin en renkli simalarından, sözünün arkasında durmasıyla, direnci cesaretiyle, ülkeye olan, Atatürk ve inkilaplarına bağlılığıyla hepimize örnek bir milletvekiliydi. Biz ilk vekil olduğumuz yıllarda Kamer Bey’in yanında oturmak büyük bir heyecandı.

Milletin derdi ne Tayyip, ne Bahçeli’nin derdi. Milletin derdi yüksek enflasyon geçim derdi. Biz onları bir kenara bırakıyoruz. Ülke her kötü yönetiliyor bunda şüphe yok. En kötüsü mutfaktaki cüzdandaki yangın. Tayyip Erdoğan bu yılı emekliler yılı ilan etmişti, ama bu yıl emeklilerle dalga geçtiği bir yıla dönüştü. En çok rahat etmesi gereken öğretmenler, sınır boylarında bayrak dalgalansın diye görev yapan askerler, okulları temizleyen hademeler görevliler. Yıllarca bu ülkeye hizmet ettiler. Emekli oldular rahat ettirilmeleri lazım ama ettirmiyorlar. Her gün kötüye gidiyorlar. TÜİK yüzünden. Tayyip’i Üzmeme İstatistik Kurumu.

6 aylık enflasyon yüzde 37’ken, emeklilere yüzde 33 zam çıktı. Emeklinin cebinden nasıl para çalındığını görüyoruz. En düşük emekli maaşı 7 bin 500 liraydı. 2002 yılında asgari ücretin yüzde 147 lirasıydı. Olması gereken 25 bin liraydı. Bugün asgari ücret 17 bin lira. Buradan bütün emeklilere sesleniyorum; bu açlık ücretini, sefalet ücretini kabul etmeyin. Bu hafta grubumuzun üzerinde duracağı hedef 17 bin liradır. En düşük emekli maaşı bir asgari ücret olana kadar mücadele edeceğiz. Milletin derdi DEM değil, zam zam zam. Bin lira, iki bin lira seyyanen zammı kabul etmiyoruz, 7 bin liralık zammı alana kadar bütün emeklileri mücadeleye davet ediyorum

“Süleyman Soylu” çağrısı

Memleket bir suç cenneti. Yerlikaya’nın bakanlığı döneminde 126’sı kırmızı beşi mavi bültenle aranan 236 yabancı suçlu Türkiye’de yakalanmış. Bu mafya lideri, baronlar kimin zamanında geldi? Soylu’yu atayan kalem kime ait? Memleketi bu pisliğe batıran da Süleyman Soylu, onu atayan dolma kalem, üç kelime ile Recep Tayyip Erdoğan.

Dedim ki ‘Ey Recep Tayyip Erdoğan, Eğer bu pislikten partinin kurumsal olarak ve senin şahsen bu pislikten sorumlu olmadığını söylemek istiyorsan getir soruşturma önergesini Süleyman Soylu hakkında imzalayalım, Meclis soruştursun. AYM bu kişiyi yargılasın. Bunu yapmıyorlar. Soylu dönemiyle hesaplaşmayı kapalı kapılar ardında, kendi yöntemleriyle yapıyorlar. Hukuk devletinde kapalı kapılar ardında hesaplaşma olmaz. Bakansa hesabı Yüce Divan’a verecek.

Erdoğan; hem uluslararası suçlular için hem de Ayhan Bora Kaplan -Erdoğan’ın önüne koyun çok duyuyor, çok biliyor da- Öbür tarafta Süleyman Soylu, Ankara’daki eğlence merkezleri ve devletimize emanet edilmiş kimsesiz çocuklar üzerinden önümüzdeki dönemde altından kalkamayacağınız, altında kalacağınız o rezaletler ortaya dökülmeden evvel ya Süleyman Soylu’nun gereğini yaparsın ya da ya da bu pislikten rezaletten bizzat sorumlusun.

Merkez Bankası’nda bir kriz yaşanıyor. Bir süredir Gaye Hanım’ın babası, çocuğu üzerinden bir şeyler yapılıyor. İddialar doğruysa durum vahim, iddialar yalansa durum vahim. AK Parti’nin kendi iç savaşının Merkez Bankası’nda yürütmesi kabul edilemez. İsimler değişiyor, vitrin değişiyor ama anlayış değişmediği için sıkıntılar bitmiyor.

Bu kurumun itibar kaybetmesi, yurt dışında itibar kaybetmesidir. AKP’nin kendi vesayet savaşının Merkez Bankası’nda yürütüyor olması, kurumu yıpratıyor. Kendi getirdiğiniz üst düzey bürokratı kendi gazetelerinizin manşetleri, trollerinizin paylaşımları ile istifaya zorlarsanız yarın yetişmiş insan kaynağı bulamazsınız. İsimler vitrin değişiyor ama anlayış değişmediği için hiçbir şey değişmiyor. MB’yi dikkatle takip etmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın

Yeniden Refah’tan Dikkat Çeken İstanbul Ve Ankara Açıklaması

AK Parti ile ittifak görüşmelerine ilişkin değerlendirme yapan YRP’li Mehmet Altunöz, uzlaşma olmaması durumunda, “İstanbul ve Ankara’da adayımızı çıkarırız. Cumhur İttifakı içinde biz yapmamız gerekeni fazlasıyla yaptık” dedi.

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partiler arasındaki görüşmeler hız kazandı.

Sözcü yazarı İsmail Saymaz, Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Altunöz ile AK Parti ile yürütülen ittifak görüşmelerini konuştu.

Saymaz’ın yönelttiği sorulara Altunöz’ün verdiği yanıtlar şöyle:

AK Parti adaylarını açıkladı. AK Parti’den isteyeceğiniz yer kalmadı. Yanlış mı tahmin ediyorum?

Doğru. Zaten bizden ziyade onların ne teklif edeceği önemliydi.

Ne teklif ettiler?

İstanbul, Ankara ve İzmir’de meclis üyelikleri. Biz de ‘Meclis üyeliğiyle gelmeyin, kabul etmeyiz. Partimizin gücüne uygun teklif getirin ki görüşelim’ dedik. Sonra görüşme trafiği kesildi

En son ne zaman görüştünüz?

Geçen hafta pazartesi görüşülecekti, trafik kesildi. “Cumhurbaşkanıyla görüşüp döneceğiz” dediler. Orada kaldı. İstanbul’da şu, Ankara’da bu ilçe gibi bir talebimiz olmadı.

Sürpriz olur mu?

Çok da kolay olmaz. AK Parti bütün yerleri açıkladıktan sonra bize ne teklif edecek ki? Teklif edeceği bir şey kalmadı. AK Parti’nin İstanbul, Ankara ve İzmir adaylarını desteklediğimiz takdirde oyumuzun yüzde 30-35’i gidiyor. Ben destek veriyorum. Ee? Karşılığını almak isterim.

Diyelim, AK Parti karar değiştirmedi. İstanbul ve Ankara’yı CHP almasın diye aday çıkarmama gibi bir karar alır mısınız? Almayız. Biz adayımızı çıkarırız. Cumhur İttifakı içinde biz yapmamız gerekeni fazlasıyla yaptık. Yerel seçimde beka meselesi de yok.

Yazınını tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Bahçeli’den Özgür Özer’e: Dersim Diye Bir Yer Yok

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, CHP Lideri Özgür Özel’in ‘Dersim’ kelimesini kullanmasına tepki göstererek, “CHP’nin dikişi yama tutmayan genel başkanına hatırlatmak isterim ki Türkiye’de ‘Dersim’ diye bir il yoktur. Olan ise tunç yüreklilerin yaşadığı Tunceli’dir” dedi.

Devlet Bahçeli, ayrıca, imamı darp ettiği iddia edilen Kulp Kaymakamı’na destek vererek, “Kulp Kaymakamımızın ellerinden öpüyor, anasına babasına şükranlarımı sunuyorum. Bu üzücü hadiseyi fırsat verip kaymakamımıza saldıran, kinlerini kusanları biliyoruz. Hiçbirisine pabuç bırakmayacağımızı tavsiye ediyoruz. Mesele kaymakam ile imam arasında geçen tatsız olay değildir. Pusuda bekleyenlerin provokasyonları bu tespitimizi netleştirmiştir” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (CHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme yönelik açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Demlenmiş CHP, Anadolu irfanı karşısında mağlup olacaktır. Terör örgütleri, bölücü maşalar, ekonomik tetikçiler, emperyalimz piyonları, Cumhuriyet karşıtları 31 Mart’ta hiç unutmayacakları bir ders alacaktır. Cumhur İttifakı 31 Mart seçimleriyle Türkiye’nin geleceğini inşa edecek, demokrasi meşalesiyle aydınlatacaktır. Adaylarımız milletimizin takdirini kazanmıştır. Şu ana kadar 385 belediye başkan adayı ilan edilmek suretiyle duyurulmuştur. Boyun eğmeyiz, teslim olmayız, hiçbir odağa Cumhur bizim Türkiye hepimizindir. Canla başla Türkiye için çalışacağız.

İstanbul Büyükçekmece Belediyesi’nde vuku bulan şaibeler, kaba güç gösterileri her vicdan sahibi tarafından telin edilmiştir. CHP’nin siyasi ayaları bozulmakla kalmamış, bu zihniyet milletle arasına duvar çekmiştir. CHP’nin dikişi yama tutmayan genel başkanına hatırlatmak isterim ki Türkiye’de ‘Dersim’ diye bir il yoktur. Olan ise tunç yüreklilerin yaşadığı Tunceli’dir.

Ankara’yı, İzmir’i CHP’den kurtarmak istiklalin şeref bahsidir. Ankara’da demlenip Kandil’den dökülen CHP gidecek, hasretle beklenen huzur gelecektir. Demlenmiş CHP gidecek Türkiye Yüzyılı gerçekleşecektir. CHP’de çatlak sesler, çamur hesaplar öne çıkmıştır. İç karışıklık had safhadadır. Bir siyasi acziyete güven duyulamaz, yerel yönetimlerde sorumluluk verilemez. İstanbul muradına erecek, Ankara’ya altınok mühür vuracak. İzmir’de de dağın sıcaklığı tuncu eritip savuracaktır.

“Kulp Kaymakamımızın ellerinden öpüyor”

Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde yaşanan, büyütülüp mecrasından saptırılan olan konuya dahil olanların mizacını ortaya çıkarmıştır. İmam hutbeyi okurken, şehitlerimize rahmet içeren bölümü atlamıştır. Daha önce hutbeyi okuyan Kulp Kaymakamımız durumu fark edince imamı uyarmıştır. Namazın sonrasında imama neden okumadığını sorunca ‘Bana baskı yapılıyor’ deyince, ‘Sen devletin imamısın kim baskı yapabilir’ diye uyarmıştır. Baskı ve dayatmayla şehitlere rahmet dilememek, kaymakam darp etti diye rapor almak Müslümancı tavır değildir.

Müslüman iftira atmaz, nefret saçmaz, Allah’ta başkasına asla eğilmez. Şehitlerimizin Kur’an-ı Kerim’de köşkleri cennette, yerleri milletin gönlündedir. Kulp Kaymakamımızın ellerinden öpüyor, anasına babasına şükranlarımı sunuyorum. Bu üzücü hadiseyi fırsat verip kaymakamımıza saldıran, kinlerini kusanları biliyoruz. Hiçbirisine pabuç bırakmayacağımızı tavsiye ediyoruz. Mesele kaymakam ile imam arasında geçen tatsız olay değildir. Pusuda bekleyenlerin provokasyonları bu tespitimizi netleştirmiştir.”

Paylaşın

DEM Partili Tuncer Bakırhan: Bu Defa Atı Alan Üsküdar’ı Geçemeyecek

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, usulsüz seçmen kaydırmalarına ilişkin, “Arkadaşlarımız hazırlanıyor, birçok merkezde seçimi kaybetmemize sebebiyet verecek olan bu 51 bin kaçak hayali seçmen hakkında da suç duyurusunda bulunacağız” dedi ve ekledi:

“Yok öyle bedava AKP’cilik yapıp, gelip oy kullanmak. İlçe nüfus müdürleri hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Bu defa atı alan Üsküdar’ı geçemeyecek. Bu defa herkes yaptığı hilenin hurdanın hesabını verecek. Tüm il ve ilçe örgütlerimize ve vekillerimize çağrımızdır, hayalet seçmen avcıları olarak bize düşen görev, her oya sahip çıkmaktır. Halka nefes aldırmayanlara, sandıklarda çalıp çırpanlara güçlü bir cevap vermektir. Emin olun hep birlikte mücadele ederek, onlar bir çaldıkça, bizler iki kazanarak çalmalarının önüne geçebiliriz. 31 Mart’ta zafer kazanacağız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu. Türkiye’de ve dünyada yükselen ırkçılığa, 31 Mart yerel seçimlerine, usulsüz seçmen kaydırmalarına ve gündemdeki birçok konuya değinen Bakırhan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Bu ırkçı ve milliyetçi akım, dünyayı, Orta Doğu’yu ve Türkiye’yi giderek bir uçuruma sürüklüyor. Bu dalgayı arkasına almak isteyen ırkçı ve milliyetçiler her gün ülkemizde düşmanlık tohumları ekiyor. Türkü Kürde, Arabı Farsa, Sünniyi Aleviye düşman etmeye yeminli siyaset tüccarları bu dönemde de Türkiye’de de ortaya çıkmıştır.

Birinci yüzyılda milliyetçi ve ırkçı toplumsal sözleşme hepimize kaybettirdi. İlk yüzyılı savaşlarla, çatışmalarla, asimilasyon politikalarıyla, ret ve inkarla geçirdik. Milliyetçi çevreler bir kez daha farklı kimlikleri ve inançları susturmak için ağız birliği etmişçesine yine saldırmaya çalışıyorlar.

Şimdi biz bunlara diyoruz ki, başta biz Kürtler olarak, bir yüzyıl daha bizi yok sayan bu anlayışa teslim olmayacağız. Açık söyleyelim, biz Türk değiliz ama bizim Türk halkıyla, Türkiye halklarıyla herhangi bir sorunumuz yok. Biz Kürtler olarak bu bölgede Farslar, Türkler, Araplar hangi haklara sahipse onlarla eşit haklara sahip olmak istiyoruz. Bunun mücadelesini yürütüyoruz. Hiçbir halkı ve hiçbir halkın hakkını yok saymıyoruz. Bizim olan hakkımızı talep ediyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘asimilasyona karşı en büyük silah çocuklarımıza anadillerini öğretmek’ deyip peşine de ‘Kürtler hariç’ diye ekliyor. Bizim de buna sessiz kalmamızı istiyor. Erdoğan bu sözlerini Kürtler için de söyler mi? Anadili Kürtlerin de hakkıdır. Kürtlerin hakkını yok saymak bu sözleri boşa çıkarır.

Özgürlükler ve demokrasi konusunda yok sayılıyoruz. Ekonomik tablo da biraz önce saymış olduğum yaklaşımlardan çok farklı değil. Bakın, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırlanan sosyo ekonomik gelişmişlik endeksinde illerin sıralamasını göstereceğim. Bu haritada Kürtlerin payına yine yoksulluk, açlık, işsizlik düşüyor.

Biz kardeşiz, Kürtlere eşit davranıyoruz diyenlere, bizzat bu tabloyu göstermek isterim. Bu tablo gri olan yerler Kürt illeridir. Yüzyıldır ne yaşandığımızın en iyi fotoğrafı bu tablodur. Sadece diline, yaşamına, özgürlüğüne bir düşmanlık yok. Ekonomik olarak da aç bırakmaya çalışıyorlar. Bizim itirazımız bu tabloyadır.

Bunlar istiyorlar ki bir yüzyıl daha kadın katliamlarına ses çıkarmayalım. İşçiler katledilsin, buna fıtrat deyip geçelim. Süryanice iki kelime konuşulmasın. Kürtçe bilinmeyen dil olarak geçsin. İhaleler yandaşların elinden dolaşıp dursun.

Türkiye’nin en temel sorunu Kürt sorunudur ve çözümü dışarıda değil, Türkiye içerisindedir. Kaybolanı, kaybolan topraklarda aramaya devam edeceğiz. Eğer aklıselim düşünmeye meyilli bir devlet aklı kırıntısı varsa şunu görmeli, İmralı kapıları her aralandığında demokratik çözüm umudu büyüdü. Türkiye çözümünde yıllardır ısrar eden Öcalan’a kulak vermeli, oturup konuşmalıdır.

Kürt coğrafyasının olduğu her ilde ve ilçede nerede bir jandarma binası varsa, nerede bir karakol varsa sahte seçmenle doldurdular. Çünkü bunların tek bir kıblesi var; o da hiledir.

Herkes bu açık, aleni, resmi kayıtlara geçmiş hile ve hırsızlığı can kulağıyla dinlesin: Iğdır merkezde 2019 seçimlerini bin 511 oyla oyla kazandık. Iğdır merkeze en az 4 bin 361 kaçak seçmen taşımışlar. Milletvekili seçildiğim Siirt merkezinde 2019 seçimlerini bin 161 fark oyla kazanmıştık, merkeze en az 6 bin 819 seçmen taşımışlar.

Siirt’in Kurtalan ilçesinde 700 oy farkla seçimi kazanmıştık, sadece bir sandığa 976 seçmen taşımışlar. Şırnak’ın Uludere ilçesinde 2 bin 200 oyla birinci parti olduk, yurtiçinde kaçak seçmen bulamamışlar bu sefer Uludereli olmayan, yurtiçinde oy kullanmayan, yurtdışı kayıtlı 3 bin 55 kişiyi taşımışlar. 2019 seçimlerinde hile ve hurdayla Ağrı Belediyesini aldılar. 7 bin 252 oy farkla şuanda birinci partiyiz belediye sınırları içerisinde. Şimdi halkın iradesine kayyım atamak için Ağrı’ya binlerce kaçak seçmen taşıdılar.

Sanıyorlar ki yanlarına bırakacağız. Emin olun bu ret kararını veren ilçe seçim kurulu başkanları hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Arkadaşlarımız hazırlanıyor, birçok merkezde seçimi kaybetmemize sebebiyet verecek olan bu 51 bin kaçak hayali seçmen hakkında da suç duyurusunda bulunacağız. Yok öyle bedava AKP’cilik yapıp, gelip oy kullanmak. İlçe nüfus müdürleri hakkında suç duyurusunda bulunacağız.

Bu defa atı alan Üsküdar’ı geçemeyecek. Bu defa herkes yaptığı hilenin hurdanın hesabını verecek. Tüm il ve ilçe örgütlerimize ve vekillerimize çağrımızdır, hayalet seçmen avcıları olarak bize düşen görev, her oya sahip çıkmaktır. Halka nefes aldırmayanlara, sandıklarda çalıp çırpanlara güçlü bir cevap vermektir. Emin olun hep birlikte mücadele ederek, onlar bir çaldıkça, bizler iki kazanarak çalmalarının önüne geçebiliriz. 31 Mart’ta zafer kazanacağız.

“31 Mart’ta zaferin şifresi kent uzlaşıdır”

Değerli arkadaşlar, 31 Mart’ta zaferin şifresi kent uzlaşıdır. Bizler yerelden demokrasiye, kent uzlaşısından, Türkiye uzlaşısına ulaşmak için mücadele ediyoruz. Derdimiz öyle kimin hangi belediyeyi alacağıyla ilgili değil kim bizimle birlikte hareket etmek istiyorsa demokratik adil bir Türkiye’nin şifresi olan Türkiye uzlaşısına hazır olmalıdır. Bizler güçlü bir demokratik ittifakı, güçlü bir kent uzlaşısını, Türkiye uzlaşısıyla taçlandıracağız. Tek çare budur.

Biz kurucu bir iddia ile seçimlere giriyoruz. Kent uzlaşısı, Türkiye uzlaşısı demokratik bir modeldir. Yerelden demokrasiye, kent uzlaşısından Türkiye uzlaşısına ulaşmanın yoludur. Bir kez daha siz değerli vekilleri ve halkımızı uyarıyoruz. Bugüne kadar çeşitli sebeplerden dolayı sandığa gelemeyen, kent dışında yaşayan seçmenlerimiz de bu hileye karşı bu yapılan irade gaspına karşı bu sefer ne pahasına olursa seçmen olarak bulundukları sandıklara gelmeleri gerekiyor.

Oy kullanmaları gerekiyor, emin olun bizler, emekçiler, yoksullar, Kürtler, Türkler eğer demokratik bir Türkiye’de, özgürlükçü bir Türkiye’nin inşasında uzlaşabilir isek ırkçılık çatışma ve savaş naraları atan ama yolsuzluk, hile, haramın dışında bir şey yapmayan, bu ülkeyi yöneten zor zulüm yönetimini sonlandırabiliriz.”

Paylaşın