Davutoğlu’ndan AYM Başkanı Zühtü Arslan’a Övgü: Helal Olsun

Erdoğan’ın bir konuşmasında “buyruğumdur” ifadesini kullandığını söyleyen Davutoğlu, “Buyruk ile Merkez Bankası arka kapı operasyonlarıyla Merkez Bankasının içi boşaltıldı. Buyruklarla servet transferi yapıldı. Şirketlere hangi şirketlere kredi verileceği, hangi şirketlere kredi verilmeyeceği buyruklarla oluşturuldu” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Buyruklarla KHK mağdurları ortaya çıktı. Darbenin baş organizatörünün kardeşi bir buyrukla büyükelçi tayin edilirken, fakir-fukara çocuğunu okula gönderemeyenlerin aileleri buyrukla yedi sülalesi hapse atıldı. Buyrukla FETÖ borsası oluşturuldu kimi gerçek FETÖ’cüler para verip kurtuldu, parası olmayanlar da buyrukla hadleri bildirildi işte bu.”

Davutoğlu konuşmasının devamında, “Buyruğun olduğu yerde anayasa olmaz. Şimdi de buyrukla ne yapmak istiyorlar biliyor musunuz? Anayasa Mahkemesini, önlerindeki son engeli budamak istiyorlar çünkü Anayasa Mahkemesi buyruk dinlemiyor. Dinleyin Zühtü Arslan’ın son konuşması, ferman padişahınsa hukuk bizimdir dedi” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden (TBMM) Saadet Partisi – Gelecek Partisi ortak grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Davutoğlu, Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden ocağında yaşanan toprak kaymasına ilişkin şu ifadeleri kullandı: Sizler modernitenin açtığı çevre felaketlerinin Türkiye’deki temsilcilerisiniz! Erzincan İliç’te olan asla bir kader olarak düşünülemez. Kısa sürede zengin olabilmek, bir külçe altın elde etmek isteyenlere sesleniyorum; medeniyet altında değil zihinlerde, medeniyet rant ile değil ahlak ile kurulur.

Siz tabiata baktığınızda dolar dışında yeşil görmezsiniz. Bizim için Anadolu’nun suyu, toprakları, ateşi ve güneşi azizdir. Türkiye’de ne kadar felaket varsa 5 baronun elinde gerçekleşiyor. İktidara yakın bir şirketin Kanada’lı SSR şirketinin yapısına baktım. Bu şirketin 7.2 milyon dolar vergi borcu silinmiş. Kimin hakkını kimin için siliyorsunuz?

Kanal İstanbul ihanetin adıdır

Antalya’da yaşanan sele de değinen Davutoğlu, iktidarın şehirlerin dokusunu anlayamadığını söyledi. Kanal İstanbul Projesi’nin, İstanbul’a saygısızlık olduğunu savunan Davutoğlu, “Kanal İstanbul, İstanbul’un havasına, suyuna, toprağına, ateşine hürmetsizliğin, nobranlığın, ihanetin adıdır.” dedi.

İstanbul’un büyük bir hazine olduğunu dile getiren Davutoğlu, “Bunu ben Sayın Erdoğan’ın yüzüne ifade ettim. Yazılı rapor var, yayınlarım. Mektup yazdım Kanal İstanbul için, ‘Yapmayın, kıymayın İstanbul’a’ diye.” şeklinde konuştu.

Türkiye’yi, imar, uyuşturucu, faiz, ihale ve siyaset baronlarından kurtaracaklarını ifade eden Davutoğlu, siyaseti kar ve rant alanı olmaktan çıkaracaklarını kaydetti. Ahmet Davutoğlu, devletin ve Türkiye’nin yeniden imara ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir konuşmasında “buyruğumdur” ifadesini kullandığını söyleyen Davutoğlu, şöyle konuştu:

Buyruk yazacaksan, dön Netanyahu’ya ‘Ben ki Selahaddin Eyyubi’nin, Hazreti Ömer’in mirasının takipçisi, Yavuz Sultan Selim Han’ın fethettiği diyarların bugünkü hamisi, Sultan Abdülhamid Han’ın reddettiği siyonist projelerin takipçisi ve karşılığı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ım; sen ki Netanyahu’sun ‘sana ticareti kesiyorum, sana hava sahalarımı kapatıyorum.

Eğer zulmünü durdurmazsan gemilerimle yardım gönderiyorum, ebabil kuşları gibi helikopterlerle yardım indiriyorum Gazze’ye, ramazan yaklaşırken saldırılarını kesmezsen bütün gücümle orada olacağım’ de. Buyruk böyle yazılır.

“Faiz düşürülecek dendi, düşmedi”

Ekonomide yaşanan krize de değinen Davutoğlu şöyle konuştu: Faiz düşürülecek dendi, düşmedi. Devlet planlama teşkilatı kapatıldı. Hiçbir denetime tabi olmayan Varlık Fonu kuruldu. Başına, buyruğu veren kayınpeder, vekili olarak da damat atandı. Varlık fonu üzerinden de neler döndüğünü sadece bir bürokrattan sordular. İhale kanunu 200 defa değiştirildi.

Paylaşın

Yargıdan ‘Kanal İstanbul’ Kararı: İmar Planı İptal

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB), Kanal İstanbul Projesi’nin imar planına ilişkin açtığı davayı karara bağlayan İstanbul 11. İdare Mahkemesi, Kanal İstanbul Yenişehir Rezerv Yapı Alanı imar planını iptal etti.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB), Kanal İstanbul’a ilişkin yargıya taşıdığı plan süreçlerine dair diğer davalar için yargı süreci devam ediyor. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) davası da Danıştay’da görülüyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nca 15 Temmuz 2021’de onaylanan ve 16 Temmuz 2021’den itibaren bir ay süreyle askıya çıkarılan İstanbul İli, Yenişehir Rezerv Yapı Alanı (Kanal İstanbul Projesi) 1. Etabına ilişkin 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği’ne itiraz etti. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, İBB’nin söz konusu imar planı değişikliğiyle ilgili itirazını zımnen reddetti. İBB, bu işlem üzerine imar planının iptal edilmesi için konuyu yargıya taşıdı.

İBB, başvurusunda işlemin haksız ve hukuka aykırı olduğu, uyuşmazlık konusu plan değişikliklerinin kamu yararına aykırılık teşkil ettiği, İstanbul’un geleceği için hayati önem taşıyan tarım topraklarına, orman alanlarına ve su havzalarına geri dönülemez zarar vereceği gerekçeleriyle plan değişikliğinin iptalini istedi.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın işlemiyle ilgili kararını veren İstanbul 11. İdare Mahkemesi, İBB’nin itirazını haklı bularak imar planını iptal etti. 2023/3120 numaralı kararda “15/07/2021 onay tarihli, İstanbul İli, Yenişehir Rezerv Yapı Alanı (Kanal İstanbul Projesi) 1. Etabına ilişkin 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği ile bu plan değişikliklerine yapılan 16/08/2021 tarih ve BK No:4274, İBB No:138918 sayılı itirazın zımnen reddine ilişkin işlemde şehircilik ilke ve esaslarına, planlama tekniklerine ve hukuka uyarlık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır” denildi.

ÇED davası Danıştay’da

Birgün’ün aktardığına göre; Kararda dava konusu revizyon imar planı değişikliklerinde dava konusu planın payına düşen nüfusun nasıl tespit edildiğinin bilinmediği belirtildi. Bu durumun dava konusu plan değişiklikleri için nüfus denetimi yönünden belirsizlik yarattığı kaydedildi.

Yine plan değişikliklerinin bilirkişi raporunda bu hususa yönelik yapılan açıklamalar kapsamında nüfus hesapları yönünden eksikler içerdiği, değişen yol güzergahına bağlı olarak genişleyen ve yeni önerilen donatı alanları hakkında yatırımcı kurum ve kuruluşlarının görüşlerine dair bilginin bulunmadığı, mezarlık alanlarının ağaçlandırılacak alan olarak gösterilmesinin mevzuata uygun olmadığı belirlendi.

Paylaşın

Akşener’den Hem İktidara Hem Muhalefete Sert Eleştiriler

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan İYİ Parti Lideri Meral Akşener,  konuşmasında hem iktidara hem de muhalefete sert eleştirilerde bulundu.

Antalya’da yaşanan selde hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dileyerek konuşmasına başlayan İYİ Parti Lideri Akşener, Erzincan İliç’te hala ulaşılamayan 9 işçimize bir an önce ulaşılmasını diliyorum” dedi. Akşener, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Biz, milletini dinlemeyenlerin; bizi dinlememesine, elbette şaşırmıyoruz. Milletini önemsemeyenlerin uyarılarımızı önemsememesine, elbette şaşırmıyoruz. Milletini düşünmeyenlerin; cennet doğamızı düşünmelerini de elbette beklemiyoruz. Ancak; dengesi bozulan doğamız artık, alarm veriyor. İktidarın, iflah olmaz rant telaşı göz göre göre, insanlarımızın hayatını, tehlikeye sokuyor. Bitmek bilmeyen, bu sorumsuzluğun faturasını da her defasında, milletimiz ödüyor.

29 Haziran 2022’de, bu kürsüden; Erzincan İliç’teki, altın madenindeki tehlikeye karşı iktidarı uyarmıştım. Hatta bu konuda, İYİ Parti olarak; Meclisimize soru önergeleri de verdik. Ancak iktidar bizi, aşırı duyarlı bulup kulağının üstüne yatmayı tercih etti.

Baktılar, ekonomideki çöküşü engelleyemiyorlar bu sefer de 2023 seçimlerinden sonra vitrin değiştirmeye karar verdiler… “Vitrin” diyorum çünkü ekonomide sadece, görünen yüzü değiştirdiler. Vitrin değişti ama ekonomideki büyük yıkıma sebep olan zihniyet değişmedi. Sayın Erdoğan, elini ekonomiden çekmedi. Eski Merkez Bankası Başkanı, BDDK Başkanı oldu. TÜİK’in, makyajlı rakam ustalarına, dokunulmadı. Hâl böyle olunca da iktidarın bu girişimi, yine başarısızlıkla sonuçlandı.

“Türkiye’de, emeklinin payına, fitre bile düşmüyor”

Diyanet İşleri Başkanlığı bu yıl; fıtır sadakasını, 130 lira olarak belirledi… Üstelik bu 130 lirayı da, asgari sınır olarak gösterdi. Biliyorsunuz fitre; bir kişinin, günlük normal gıda ihtiyacı demektir. Diyanetin belirlediği rakama göre 4 kişilik bir aile için, aylık gıda ihtiyacı 15 bin 600 lira ediyor. Bu da aslında, diyanetin, Mart ayı için belirlediği açlık sınırını gösteriyor.

Yani; fitre üzerinden, hesap ettiğimizde bile açlık sınırı, en düşük emekli maaşının tam 5 bin 600 lira üzerinde… Yani bugün; Diyanet İşlerine göre bile milyonlarca emeklimiz açlık sınırının altında, yaşam mücadelesi veriyor. Yani işine geldiğinde, “Nass’a” sığınan AK Parti’nin devri iktidarında artık Türkiye’de, emeklinin payına, fitre bile düşmüyor. Böyle vicdansızlık olur mu? Böyle devlet yönetilir mi? Üstelik, daha bunun içinde; elektrik, su, doğal gaz, kira, giyecek, ulaşım masrafları da yok… Emeğinin karşılığını arayan emeklilerimizin sesini duyun.

“Erdoğan’ın bu geri viteslerine, kıvrak dönüşlerine alışığız”

Nitekim felaketin daha ilk haftasında “tuttuğumuz defteri açacağız” diye milletimize, tehditler savuran bir Sayın Erdoğan vardı; felaketin, 1’inci yılında da kaldığı yerden, aynen devam eden, bir Sayın Erdoğan var… Kendisi, Hatay’da çıktı ve dedi ki; “Merkezî yönetimle, yerel yönetim, el ele vermezse dayanışma hâlinde olmazsa o şehre, herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Bak şu anda, Hatay garip kaldı.”

Sanki AK Parti tarafından yönetilen; Kahramanmaraş, garip kalmamış gibi… Merkezi hükûmet ile el ele, kol kola olan; Gaziantep garip kalmamış gibi… Malatya garip kalmamış gibi… Adıyaman garip kalmamış gibi… İtiraf mı, tehdit mi, belli olmayan İnsanlıktan uzak, böylesine bir cümleyi kurdu.

Peki sonra ne oldu? Aradan 1 hafta geçti; kendisi sanki bu cümleleri hiç kurmamış gibi çıktı ve “Bizde, ‘oy yoksa hizmet de yok’ diye, milleti açık açık tehdit etmek olmaz” dedi. Biz elbette, Sayın Erdoğan’ın bu geri viteslerine, kıvrak dönüşlerine alışığız. Kendi kendisini yalanlamalarına da alışığız. Ama 1 hafta içinde ne yaşandı da Sayın Erdoğan böyle bir dönüş yaptı onu da elbette burada konuşacağız…

Hataylılar o gece birbirinizden bir farkınız yok dediler nitekim ana muhalefetten de gösterilen tepkiyi hazmedemeyenler çıkıp dediler ki ‘protestocuların kim olduğunu biliyoruz’ hatta tek tek saymış olsalar gerek ki sonra bir de ekleme yapıp 100 protesto yaşandıysa 99’u hükümete yöneliktir dediler. Sansürden sonra bunu da görmüş olduk. Hadi biz rakibiz, ama sadece bizim eleştirilerimizi değil milletin eleştirilerini de kabul edemez olmuşlar.

Yok öyle yağma. Bizim için ‘çadır yok’ diyen depremzedeler tasmalı diyen meczup yandaşlar ile kendilerine oy gelmediği için yapılan yardımları haram eden vicdansız yoldaşların arasında hiçbir fark yoktur.Bizim için kendinden olmayana nefret saçan iktidar diliyle kendine laf edene öfke kusan ana muhalefet arasında hiçbir fark yoktur.

Türk siyasetinin bugün içerisinde bulunduğu ortamda biz aslında bir değil iki otokratik yapıya karşı mücadele ediyoruz. Üstelik her iki yapının da yöntemleri aynı zihniyetleri artı çıkarları aynı. Mesela iktidar güdümündeki yandaş medyaya göre ülkemizde her şey yolunda, bütün sorun ana muhalefette.

Ana muhalefetin güdümündeki yoldaş medyaya göre ise ana muhalefetin kendi yerel iktidar alanında her şey yolunca bütün sorun iktidar partisinde bir taraf iktidarın günahlarını yüklemek için ana muhalefete yükleniyor, diğer taraf ise ana muhalefetin yetersizliğini gizlemek için iktidara yükleniyor. Ama bu orta oyunca millete memlekete ne olursa olsun sonuç hep aynı kalıyor. Hacivat Hacivatlığından Karagöz Karagözlüğünden fevkalade memnun. Kişinin de ortak dertleri ise bu düzene bir üçüncünün girmemesi. Çünkü el ele kurdukları bu hileli düzende yaptıkları sözde siyaset çok konforlu.

Seçimlere ayrı gireceğiz dediğimizde başımıza gelmedik iş kalmadı. Cumhur İttifakı’nın paydaşı yeniden refah partisi ayrı girmeye kalkıştığında inanamayacağım yoldaşların bazıları da o derece ki orada YRP’ne alkış tutulması riyakarlığın dibidir. Ben hayatımda böyle bir sahtekârlık görmedim. Onlar YRP’ni övüyor, öbür taraf ateş ediyor. Ters bir durum olduğunda 24 saat şahsen bana partimin mensuplarına söven ne idüğü belirsiz gazeteci kılıklı tiplerin, uzman kılıklı tiplerin ne yapacağını hakikaten merak ediyorum.

Gazeteci kılıklı bir hanım hem yazdı hem haber haline geldi Halk Tv’de benim birine yani bir bakana bir eski AKP’li milletvekiline demişim ki ‘Kemal Beyi Alevi ve Kürt olduğu için’ kaldı ki Kemal Beyin ailesi Horosan’dan geliyor ‘onu cumhurbaşkanı adayı yapmayacağım’ demişim.

Kendi partilerinin iç meselesini bize yansıtılması olarak görmüyorum ama. Budur ama daha endişe verici bir problem olarak görüyorum. Normalde o hanımı mahkemeye verdim gereğini yapacağız. Sonra önemli kişileri aradım bu nedir diye. İsimler ortaya çıktı, izinlerini almadığım için söylemiyorum ama söyleyebilirim.

Eski bakan denilen arkadaşımızı aradım çünkü isim verildi, aradım, benim saygı duyduğum bir isim, beni ziyarete gelmişti, hakikatten de sormuştu ve Alevilik üzerinden bir soru sormuştu, iki yıl oldu, ben de kendisine demiştim ki tam tersine ‘Alevilik benim için artı değerdir.’ Bu ülkenin cumhurbaşkanının Alevi olması bu ülkenin yarın problem noktalarından birinin ortadan kalkmasına sebep olur. O Hanım bu bakanı aramış demiş ki meral hanım bana bunu söyledi.

Sonra bir Ak Parti milletvekilinden bahsedildi, onu da 20 yıldır tanırım alevi bir arkadaşımızdır. Aynen kelimeleri ile söylüyorum ‘Abla, benim karşımda sen bir Alevi’yi bir Kürt’ü cumhurbaşkanı yapmayacağım dediğin takdirde o kapıyı çarpar giderim. Biz senle sarılarak ayrıldık.’ Şimdi bunları şunun için anlattım Türkiye’de bir dümen dönüyor, bu dümenin merkezi ben olmayacağım. Burada başka bir dümen var bu dümenin ne olduğunu ortaya çıkaracağım. Bu da benim sözüm olsun.”

Öte yandan Meclis kürsüsünde Karacaoğlan müziği dinleten İYİ Parti Lideri Meral Akşener, bir anda hıçkırarak ağlamaya başladı

Paylaşın

AYM’nin İptal Ettiği ‘Örgüte Üye Olmayıp Örgüt İçin Suç İşleme’ Geri Geliyor

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) geçen yıl iptal ettiği  ‘Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ maddesinin itirazları giderecek şekilde yeniden düzenlenerek yeni yargı paketine eklenecek.

Anayasa Mahkemesi, 26 Ekim 2023 tarihinde verdiği kararla, Türk Ceza Kanunu’nun, ‘Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ suçunu düzenleyen 220/6 hükmünü iptal etmişti. Örgüt üyeliği olmayanlara örgüt üyesinden bile fazla ceza verilmesi sonucunu doğuran bu ‘muallak’ fıkranın yeniden kaleme alındığı ve AYM’nin itirazları doğrultusunda açıklık getirildiği ifade edildi.

İktidarın üzerinde çalıştığı yargı paketinde son aşamaya gelindiği belirtiliyor. Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan, Anayasa Mahkemesi’nin geçen yıl iptal ettiği  ‘Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ maddesinin itirazları giderecek şekilde yeniden düzenlenerek pakete ekleneceğini yazdı.

Yeni yargı paketinin bir hafta içinde Meclis gündemine geleceğini belirten Babacan’ın “Tartışmalı yargı paketi geliyor: ‘Örgüt üyesi olmadan suç işleme’ geri geliyor” başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Hükümetin çalışmalarını son aşamaya getirdiği yeni yargı paketinde çok tartışılan bir hükümde düzenleme yapılıyor. Anayasa Mahkemesi’nin geçen yıl iptal ettiği, ‘Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ maddesi, ayrıntılandırılarak başka bir maddeye taşınacak. AKP’liler, AYM’nin itirazlarını gideceklerini söyleseler de maddenin yeni içeriği’ merak yaratıyor.

Ceza infaz maddeleri çıkartıldı

Paketin bir hafta içerisinde TBMM Başkanlığı’na verilmesi bekleniyor. Bir süreden beri haberleştirilen taslakla ilgili en önemli konu, infaz maddelerinin yer almayacak olması. AKP kurmayları, taslaktaki ceza infaz maddelerinin çıkartıldığını belirterek, ’Ne zaman infaz ile ilgili düzenleme yapılsa af gündeme geliyor. Böyle bir tartışma istemiyoruz’ dediler.

Teklifte yer alacak olan maddelerden biri, Türk Ceza Kanunu’na konulduğundan beri tepki konusu olan önemli bir düzenleme olacak. Anayasa Mahkemesi, 26 Ekim 2023 tarihinde verdiği kararla, Türk Ceza Kanunu’nun, ‘Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ suçunu düzenleyen 220/6 hükmünü iptal etmişti.

Örgüt üyeliği olmayanlara örgüt üyesinden bile fazla ceza verilmesi sonucunu doğuran bu ‘muallak’ fıkranın yeniden kaleme alındığı ve AYM’nin itirazları doğrultusunda açıklık getirildiği ifade edildi.

Verilen bilgiye göre, AYM’nin gerekçeli kararına paralel olarak 6. fıkrada yer alan bu suç, ayrı bir madde olarak düzenlenecek. Suçun çerçevesi net şekilde çizilecek ve buna ilişkin net tanımlar yapılacak. Ne tür durumların bu kapsama gireceğinin detaylı şekilde maddede yer alacağı belirtiliyor. Mevcut maddedeki ceza oranlarının korunacağı, yeni maddenin yeni tartışmalara neden olabileceği iddia ediliyor.”

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: İktidarın Başı Seccadede, Aklı Hilededir

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Cumhurbaşkanı Erdoğan daha geçen gün ‘Belediyelerimizde siyasi renge bakmadık’ dedi. Oysa kaçak seçmenle Kürt halkının iradesine ipotek koymaya çalışan kendisidir, partisidir. Biz diyoruz ki sen belediyelerde renge de baktın, dile de baktın, kimliğe de baktın” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Oranın Kürtler tarafından yönetilip yönetilmediğine de baktın. Onun için Kürt halkının iradesine iki dönemdir kayyım atadın. Yine Erdoğan 2014’te ‘En büyük hırsızlık, en büyük yolsuzluk milli irade hırsızlığı, milli irade yolsuzluğudur’ diyor. Peki, Kürdistan’da kayyım atadığın kentlerde milli irade yolsuzluğu, hırsızlığı yok mu? Milli iradeyi çalan, çalmaya çalışan asıl hırsızlar da apaçık ortadadır. Bunlar yetmedi şimdi de Kürt halkı nerede yaşıyorsa kaçak seçmenle iradesini gasp etmeye çalışıyorlar.”

Bakırhan konuşmasının devamında, “Yerel seçimlere gireceğimiz ve kazanacağımız 32 yerde milimetrik hesap yapmışlar. 32 tane kazanacağımız belediyeye kolluk kuvvetlerini irademizi gasp edecek şekilde kaçak seçmen olarak kaydırıyorlar. Hani herkesin rengine saygı gösteriyordun, milli irade diyordun? Bu hırsızlık değilse, irade gaspı değilse nedir? Herkes bilsin ki iktidarın başı seccadede ama aklı hilededir. Bunu en iyi Kürdistan’daki uygulamalardan görüyoruz. Kürt halkına 100 yıllık bir ayrımcılık ve iradesizlik dayatılıyor; açlık, yoksulluk, ırkçılık dayatılıyor. Kürt halkının tenceresi, sofrası sefalete mahkum ediliyor. Ama aynı zamanda Kürt halkının siyasi iradesi de gasp ediliyor” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Bakırhan, şunları söyledi:

Hepinizin yakından takip ettiği gibi günlerdir ülkemizde seçimler tartışılıyor. Ancak basın-yayın organlarında sadece DEM Parti seçime girecekmiş gibi tartışmalar yürütülüyor. Bizi tartışmaları gayet normal. Çünkü gerçekten yerel seçimlerde ana muhalefet partisi olmaya aday bir partiyiz. Yerel seçimlerde kilit bir konumdayız.

Allah’ın her günü televizyonlarda ve farklı mecralarda ağzını açan herkes DEM Parti’den bahsediyor ama DEM’li kimse yok. Bizim adımıza konuşuyorlar, yorum yapıyorlar. DEM Parti’nin demokratik tercihlerini sorgulamaya çalışıyorlar. Bize ayar vermeye, çizgi belirlemeye çalışıyorlar. Bilmiyorlar ki biz halkın belirlediği yolda yıllardır yürüyoruz ve yürümeye devam edeceğiz. Onların bu çizgi belirlemelerinin bizim için bir anlamı ve önemi yok. DEM Parti’yi siyasi parti yerine oy deposu olarak görenler kulaklarını iyice açsın. Çünkü bugün bir kez daha DEM Parti’nin yolunu, 3’üncü Yolu neden kararlılıkla savunduğunu anlatmaya çalışacağız.

31 Mart’ta Türkiye’yi DEM’in renkleriyle boyayacağımıza emin olabilirsiniz. Türkiye’de başrolünde iktidar ve muhalefetin bulunduğu bir oyun oynanıyor. Halkın gerçek sorunları unutturulmaya çalışıyor. Bunun için büyük bir çaba harcanıyor. Halk bayat ekmek kuyruğunda yaşam mücadelesi veriyor. Gençler göç yollarında gelecek arıyor. Emekliler her gün başını yastığa aç koyuyor ya da ulaşamadıkları gıdaları düşünerek yatıyor. Dünyanın hiçbir yerinde işçiler patronlardan daha fazla vergi ödemiyor. Türkiye’de işçiler patronlardan daha fazla vergi ödüyor. Her yerde yolsuzluk ve hırsızlık almış başını gidiyor. Millet artık az çorba yerine, Adana’da olduğu gibi karton bardaklara yarım bardak çay almak zorunda kalıyor. Buna da bizi şahit ettirdiler. Yarım bardak karton çay alınan bir ülkeyi yaratanlara lanet olsun diyoruz!

Geçen hafta deprem bölgelerini ziyaret ettik. Depremin birinci yılıydı. Adıyaman’a, Maraş’a Malatya’ya, Hatay’a heyetlerimizle birlikte gittik. Sanki depremin ilk günü gibi bir tabloyla karşılaştık. Halkımız yoksulluk içerisinde, acı içerisinde. Hala ağlayan annelerle ve kardeşlerimizle, hala cenazelerini arayan insanlarımızla karşılaştık. Ciddi bir umutsuzluk var.

Kendine muhalif diyen ama iktidara hizmet etmekten, iktidarın elini güçlendirmekten başka işe yaramayan tatlı su muhaliflerinin depremzedelerden, deprem bölgelerinden, açlıktan, yoksulluktan bahsettiğini göremezsiniz. Onların gündemi farklı. Yıkılan binalarla ilgili davaların neden sümen altı edildiği yorumcuların gündemi değil. Yitip giden canların hesabını kimin vereceği onların gündemi değil. Bu soruları sormaları gerekirken; DEM aday çıkardı, çıkarmadı, kime hizmet ediyor gibi tartışmalara devam ediyorlar. Onların tek derdi var; siyaseti dizayn ederek rant ve çıkar sağlamak.

Bunlara karşı iki laf söylemeyen sözde muhalif özde yandaş yazarlar da yatıp kalkıp DEM Parti’ye ve Kürt halkına hakaret ediyor. Kürt halkının meşru temsilcileri rehin alınıyor, belediyelerine kayyım atanıyor yine kimseden çıt yok. İzliyorlar, izlemeye devam ediyorlar. Başta İstanbul olmak üzere her yerde adaylarımızı kamuoyuna açıkladık. Siz de izlediniz. Büyük bir heyecan da yarattı. Bu vesileyle Meral Danış Beştaş ve Murat Çepni arkadaşlarımıza başarılar diliyoruz. Bizi halklarımızı en iyi şekilde İstanbul’da temsil edeceklerine eminiz. Kendilerine inanıyoruz.

Bu İstanbul açıklamamızdan hemen sonra, aklı başkalarının kesesinde olanların paçalarının tutuştuğuna şahitlik ettik. Köşelerinde, ekranlarda pespayece yorumlar ve tutumlar içerisine girdiler. Siz bunlardan zamlara, hak gasplarına, yolsuzluklara, kayyımlara, kaçak seçmenlere, Kürt sorunundaki çözümsüzlüğe dair tek bir cümle duydunuz mu? Hayır, duyamadık. Çünkü bunların derdi iktidarla, muhalefetle, ana muhalefetle birlikte 21’inci yüzyılda Kürt halkını yine sömürge gibi yönetmektir.

Diyorlar ki oy hakkınız var ama istediğimiz adaya verin. Hükümet cephesi de diyor ki Kürt sorunu yok ama hakkınız yok. Eşitiz, kardeşiz diyorlar ama bunu bir türlü biz göremiyoruz. İşte bu sömürgeci aklı biz reddediyoruz, buna itiraz ediyoruz. Kürt halkı bir yüzyıl daha sömürge olarak yönetilmeyecektir. Maaşlarını zengin kulüplerinden alanlar, parti genel merkezlerinden ve plazalardan çıkmayanlar Kürt halkına ve DEM Parti’ye rota çizmeye çalışıyorlar.

Bunlara göre Kürt halkı yetersizdir, Kürt halkının aklı yetmez, Kürt halkı siyaset yapamaz, siyaset üretemez. Bunlara göre Kürt halkı sadece kendilerinin işaret ettiği kişilere oy verebilir. Bu ülkenin en politik tabanının Kürtler ve DEM Partililer olduğunu belirtmek istiyoruz. Bu yorumları yapanlara şunu söylemek istiyoruz: Seçim otobüslerimizin peşinden koşturup ter döken o kara yağız çocuklar var ya, işte onlar ekranlardan ve sosyal medyadan atıp tutanların yüzlercesini ceplerinden çıkarır. Emin olun o çocuklar, ekrandan dünya kadar yorum yapanlardan daha politik.

Ne yapacağımızı bu pespaye yorumları yapanlar karar veremez. Biz kendi kararlarımızı kendimiz alır ve uygularız. Kararlarımızı alırken halkımıza sorarız, halkımızı özne olarak görürüz. Halkımızın dediği yolda, belirlediği rotada yürürüz. Biz seçimde kendi gücümüze de yeterliliğimize de güveniyoruz. Bunu sorgulamak kimsenin haddi değil. Kürt halkı ve DEM Parti Türkiye’de siyasetin kurucu öznesidir. Bu geçmişte de böyleydi, bugün de böyledir. Bu yorumları yapanların tutuşmasının sebebi de özne halimizi halen koruyor olmamızdır. Bunu bizden daha iyi biliyorlar. Şimdi işin ilginç noktası; aday çıkarsak bir yerlerden talimat aldılar diyorlar, çıkarmasak da bir yerlerden talimat aldılar diyorlar. Oysa onlar gerçeği bizden daha iyi biliyor. Biz talimatları sırça köşklerden, müteahhitlerden değil halklarımızdan alırız.

“Türkiye halkları için DEM, DEM için Türkiye dönemini başlatacağız”

Onların derdi 31 Mart’ta sandık, makam, ranttır; bizim derdimiz 1 Nisan’dan itibaren barış ve demokrasiyi bu ülkeye armağan etmektir. Aramızdaki fark budur. Onlar siyasi tüccarlık yapıyorlar; biz ise bu halkın demokrasiye ve barışa ulaşması için ortak değerler etrafında yürümeye çalışıyoruz. Biz bu Ali Cengiz Oyununa son vereceğiz. Bu oyuna son verecek ve Türkiye halkları için DEM, DEM için Türkiye dönemini hep birlikte başlatacağız. 31 Mart’tan başlayarak bu ülkede karış karış mücadele edecek, barışı getireceğiz.

Bizim yolumuz müteahhitler ve rantçılar arasında tercih yapmak değildir; bizim yolumuz 3’üncü Yoldur. Halka rağmen değil halkla birlikte mücadele etmektir bizim yolumuz. Dikkat ederseniz ırkçılıkta, çözümsüzlükte, kent düşmanlığında yarışanlar da kendilerine üçüncü yol diyor. 3’üncü Yol onların yolu değildir; hepimizin, hepinizin yoludur, 3’üncü Yol bizim yolumuzdur. Onlar aynı fikrin ve zikrin torbalarından, kostümleri farklı ama zihniyetleri aynı. 3’üncü Yol emekçilerin, Kürtlerin, Alevilerin, ezilenlerin yoludur. Bizim temsil ettiğimiz yoldur.

Klavye başlarında oturup yazanlara birkaç söz şey söylemek istiyorum. Klavye delikanlılarına da birkaç şey söylemek isterim. DEM Parti’yi düzen partileriyle karıştıranlar 40 yıllık mücadelemize, ödediğimiz bedellere, verdiğimiz mücadeleye, geldiğimiz noktaya bir kez daha samimiyetle ve önyargısız bir şekilde baksın. Bizi düzen partileriyle karıştırmasınlar. Bizi konforlu odalarında klavye başından, bu halk için herhangi bir bedel ödemeden, kılını kıpırdatmadan eleştiren kendileri ile karıştırmasınlar. Biz kararlı adamlarla yürüyoruz.Her attığımız adımın bir bedeli var.

Kürdistan’da ön seçimlerimizi yapıp adaylarımızı açıkladık. Batıda da adaylarımızı açıklamaya devam ediyoruz. Kalan yerlerdeki çalışmalarımız da bugün yarın son aşamasına gelecek. İnşallah her yerde size layık, sizin siyasetinizi yürütecek, sizden olan, sizin gibi düşünen arkadaşlarımızla birlikte bu seçimlerde hak ettiğimiz sonuca ve zafere ulaşacağız.

İstanbul Eş Başkan adaylarımızı açıkladık: Sayın Meral Danış Beştaş ve Murat Çepni. Türkiye’nin kalbi İstanbul’da atıyor. Bunu biz de çok iyi biliyoruz. Her iki arkadaşımız da İstanbul’da aday olarak öylesine gösterilmediler. Birisi Terzi Fikri’nin geleneğinden geliyor, diğeri Edip Solmazların geleneğinden geliyor. Her iki arkadaşımız da bu geleneği İstanbul’da en iyi şekilde uygulayacak birikime ve niteliğe sahip. İstanbul’da ortaya çıkan adayları bir teraziye koyarsanız; kimin yeterli olduğunu, kimin yönetebileceğini, kimin İstanbul emekçilerini ve halklarını kapsadığını herkes çok iyi görür.

Arkadaşlarımızın İstanbul’da çok iyi bir çalışmayla Ediplere ve Fikrilere layık bir pratik ortaya koyacaklarına inanıyorum, şimdiden kendilerine başarılar diliyorum. “Ehline denk gelmeyen her şey ziyan olur. Can da inci mercan da” diye bir söz vardır. Biz de Türkiye halklarına sesleniyoruz: Gelin yerel yönetimleri DEM’le buluşturalım. İşi ehline verelim, kentleri özgürleştirelim, toplumcu belediyecilik anlayışlarını egemen kılalım. Kentlerimizi ve doğamızı bu rantçıların elinden kurtaralım.

Ankara’yı ırkçılar arasındaki yarıştan kurtarmaya hazırız. Antalya’yı doğa talanından kurtarmaya hazırız. Başta Kürdistan’daki belediyeler olmak üzere, Türkiye’deki bütün belediyeleri demokratik, şeffaf, katılımcı, halkçı ve toplumcu yerel yönetimler anlayışımızla buluşturmaya çalışıyoruz. Buluşturacağımıza eminiz. Buradan bir kez daha İstanbul’da ve diğer tüm kentlerde her bir arkadaşımıza seslenmek istiyoruz. İşin ne kadar kıymetli olduğu bilinciyle ev ev, sokak sokak, aile aile dolaşarak mücadele etmeye arkadaşlarımızı çağırıyoruz.

Halklarımızı da belirlediğimiz adaylar etrafında kenetlenmeye, bu onurlu görevi en iyi şekilde yürütmeye davet ediyoruz. Dün mücadelede, bedelde ve emekte bize destek veren, gözünü herhangi bir baskıdan sakınmayan İstanbul’un Kürtleri, emekçileri, işçileri, Terekemeleri, Azerileri, Türkiye’nin halkları eminim ki bu adaylar arasında bir ayrım koyarak kendi adaylarını destekleyecektir. Gururla ifade ediyoruz: Doğuda, batıda, kuzeyde, güneyde artık DEM dema me ye, DEM dema gelê me ne.

İrade gaspı, kayyım ve ayrımcılık Kürt halkına yönelik 100 yıllık politikadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan daha geçen gün “Belediyelerimizde siyasi renge bakmadık” dedi. Oysa kaçak seçmenle Kürt halkının iradesine ipotek koymaya çalışan kendisidir, partisidir. Biz diyoruz ki sen belediyelerde renge de baktın, dile de baktın, kimliğe de baktın. Oranın Kürtler tarafından yönetilip yönetilmediğine de baktın. Onun için Kürt halkının iradesine iki dönemdir kayyım atadın.

Yine Erdoğan 2014’te “En büyük hırsızlık, en büyük yolsuzluk milli irade hırsızlığı, milli irade yolsuzluğudur” diyor. Peki, Kürdistan’da kayyım atadığın kentlerde milli irade yolsuzluğu, hırsızlığı yok mu? Milli iradeyi çalan, çalmaya çalışan asıl hırsızlar da apaçık ortadadır. Bunlar yetmedi şimdi de Kürt halkı nerede yaşıyorsa kaçak seçmenle iradesini gasp etmeye çalışıyorlar. Yerel seçimlere gireceğimiz ve kazanacağımız 32 yerde milimetrik hesap yapmışlar. 32 tane kazanacağımız belediyeye kolluk kuvvetlerini irademizi gasp edecek şekilde kaçak seçmen olarak kaydırıyorlar.

Hani herkesin rengine saygı gösteriyordun, milli irade diyordun? Bu hırsızlık değilse, irade gaspı değilse nedir? Herkes bilsin ki iktidarın başı seccadede ama aklı hilededir. Bunu en iyi Kürdistan’daki uygulamalardan görüyoruz. Kürt halkına 100 yıllık bir ayrımcılık ve iradesizlik dayatılıyor; açlık, yoksulluk, ırkçılık dayatılıyor. Kürt halkının tenceresi, sofrası sefalete mahkum ediliyor. Ama aynı zamanda Kürt halkının siyasi iradesi de gasp ediliyor.

“Kaçak seçmen taşımak rengini bile bile Kürt halkının iradesini gasp etmektir”

Bugün bu ülkede en düşük yıllık gelire sahip olan kentler Van, Muş, Bitlis ve Hakkari’dir. Sizlere iki tane harita göstereceğiz. Buradaki ayrımcılığı hep birlikte göreceğiz. Bu haritada gördüğünüz gri renkleri, bakın aslında Kürtlerin haritasını kendileri çizmişler. Bu haritaya bakan zaten 100 yıllık devlet politikasının nasıl işlediğini görür. Bu gri bölgelerde yaşayanlar Kürtlerdir. Bunlar Kürt kentleridir. Buradaki ayrımcılığı daha önceki grup toplantımızda da dile getirmiştik. Sadece bununla da yetinmiyorlar, şimdi başka bir şey yapıyorlar. Mor tabloda gördüğünüz kentlere de kaçak seçmen taşımışlar. Buranın tamamının iradesini gasp etmek için.

Peki bu iki harita tesadüf müdür? Hayır, değildir. Bunun adı hırsızlıktır, yolsuzluktur. Bunun adı, rengini bile bile Kürt halkının iradesini gasp etmektir. Evet, biz buna itiraz ediyoruz. O pespaye yorumları yapanları, sözde kendisine muhalifim diyenleri bu haritaya bakmaya devam ediyoruz. Biraz vicdanları varsa, biraz demokratlık muhaliflik varsa, bu tablonun cevabını hükümete sorsunlar. Bu tabloya bizim dışımızda itiraz eden olmadı. Bizim oylarımızı çantada keklik gören ana muhalefet partisi de dahil olmak üzere. Bu tabloyu defalarca dile getirmemize rağmen.

Hani bu ülkede demokratlar vardı? Hani bu ülkede Kürt halkının iradesine saygı gösterdiklerini söylüyorlardı? Demek ki bunların birbirinden farkı yok. Bu iki haritaya itiraz etmeyen hiç kimse muhalifim, demokratım, ilericiyim, Kürt sorununun demokratik çözümünü istiyorum demesin. Buna ne biz ne siz inanacaksınız ne de haklarımız ve emekçiler inanacak. Geçen gün utanmadan Amed’de “Önümüzü açın sorunlarınızı çözelim” diyordu belki hatırlarsınız. Amed’de Kürt, Ankara’da kurt olarak Kürt meselesini çözemezsiniz. Bu siyasetiniz çözüm değil çatışma ve savaş üretir. Gerçekten çözüm iradeniz var mı? Varsa, buyurun. Elinizden tutan mı var, engel mi olduk? Diyarbakır’da kimin önünde engel olduk.

Bugüne kadar hükümet cenahından Kürt meselesinin, özgürlükler meselesinin çözümü konusunda herhangi bir adım attılar da karşı çıktık mı? İşte buraya Ankara’ya gelip kurt oluyorlar. Buraya gelip MHP siyasetinin birer savunucusu haline dönüşüyorlar. Çözüm iradeniz varsa, çözümün adresini size söyleyelim. Bugüne kadar demek onlara net bir şekilde çözümün adresini anlatamadık. Şimdi huzurunuzda çözüm adresini, bu meseleyi çözmek isteyenlere sunalım: Çözümün adresi Bursa Karacabey’de Susurluk Çayı’nın aktığı ağzın az ötesindeki İmralı Adası’dır. Bundan daha açık bir çözüm adresi olabilir mi? Bugüne kadar anlamamışlarsa, bugün artık çözüm adresini milimetrik olarak söyledik.

Bakalım bu ülkede bu sorunu gerçekten çözüyorlar mı, çözme iradeleri var mı? Hep beraber görelim. Kürt sorununda demokratik çözüm iradeleri varsa çıkıp açıklasınlar değil mi? Bir seçim arifesindeyiz. Anadili hakkında ne düşünüyorlar, siyasi tutsaklar ve kayyımlar hakkında ne düşünüyorlar, Rojava’da yoksul halka her gün yapılan operasyonlar hakkında ne düşünüyorlar? Buyursunlar, söylesinler. Biz de anlayalım gerçekten çözme iradelerinin olup olmadığını. Eğer bir çözüm iradeleri varsa da huzurunuzda söz veriyoruz. En küçük zerremize kadar, varsa bir çözüm iradesi, onun yanında durmaya ve onu desteklemeye hazırız. Ama yoksa da direniriz.

Söz konusu Kürt sorununun çözümü olunca biz herkesle görüşürüz. Yok şununla görüştüler, bununla görüştüler gibi tartışmalar bizi tarif etmiyor. Bizim için önemli olan Kürt sorununun demokratik çözümüdür. Kürt sorunu seçimlerden önemlidir. Seçilecek belediyeler önemsizdir demiyorum ama onlardan daha önemlidir. Belediyelerden, makamlardan çok daha önemlidir.

Biz Kürt sorununu çözmek isteyen iradenin önünde engel değiliz, ona destek oluruz. Bizim aday açıklamamızı da lütfen kimse pazarlık yapıyoruz gibi algılamasın. Bu, 40 yıllık mücadeleye, ödenen bedellere, siyasetimize hakarettir. Bunu kabul etmiyoruz. Biz değer siyaseti yapıyoruz. Biz halkımızın ve halklarımızın siyasetini yapıyoruz. Buradan bir kez daha iktidara ve muhalefete ve onların yandaşlarına çağrı yapıyoruz: Kürt sorununun çözümü konusunda varsa bir iradeniz ortaya koyun da ortaklaşalım.

Yine 1 Şubat’ta yola düşen, il il ilçe ilçe dolaşan Büyük Özgürlük Yürüyüşünü hepiniz izliyorsunuz. Hepinizi o yürüyüşe kulak vermeye, destek vermeye davet ediyorum. Bu yürüyüş çok önemli bir yürüyüştür. Bu yürüyüş, biraz önce açık adresini gösterdiğim sorunun çözümüne büyük katkı sunacaktır. Herkesi bu yürüyüşte dile getirilen talepleri dikkatle izlemeye çağırıyorum. Önceki gün Mersin’deydik. Orada adalet nöbetini ziyaret ettik.

Anneler çok önemli şeyler dile getirdi. Bu ülkede gençler ölmesin, sıvasız evlere cenazeler gitmesin dediler. Türk, Kürt, Arap halkları kardeştir dediler, bu kardeşliğe nifak sokanları lanetlediler. Kürt sorununun müzakere ve barışla çözülmesini istiyordu Barış Anneleri. Biz muhalefeti de iktidarı da barış nöbetindeki annelerin sesine kulak vermeye davet ediyoruz. Sadece onlara da değil cezaevlerinde 79 gündür açlık grevi yapan arkadaşlarımıza da kulak versinler. Onlar da biraz önce açık adresini verdiğim adresi işaret ederek bu sorunun artık çözülmesi gerektiğini söylüyor.

“Kürt sorunu çözüldü mü?”

15 Şubat Sayın Öcalan’a dönük uluslararası komplonun 25’inci yıldönümü. Çeyrek asırdır süregelen sorunun ve çözümsüzlüğün temel nedenlerini bu komploda aramak lazım. Getirdiniz, getirdiler; getirmeye gücünüz var mıydı onu da bilmiyoruz. Kendisi 25 yıldır tecrit altında, ne oldu mesele çözüldü mü? Kürtler davalarından, haklarından; Aleviler eşit yurttaşlık haklarından vaz mı geçti? Hayır. Demek ki 25 yıllık bu komplo Türkiye’ye bir şey kazandırmadı. Aksine Türkiye’nin bütün enerjisini, ekonomisini bu uluslararası komplo çerçevesinde boşa harcadılar. Dolayısıyla bu komployu kınıyoruz. Çözümsüz bırakılan Kürt sorunu aynı zamanda çözülen bir Türkiye’dir. Kürt sorunu çözülmedikçe, Türkiye uçurumun kenarında kalmaya devam edecektir.

Kürt sorunu çözülmediği müddetçe, emekliler başını yastığa aç koyacaktır. Kürt sorunu devam ettiği müddetçe, bu ırkçı beka perdesiyle ülkeyi yönetmeye çalışanlar daha fazla haksızlık, hukuksuzluk ve yolsuzluk yapacaktır. Dolayısıyla bu sorunu çözmek hepimizin hayrınadır, hepimizin lehinedir. 86 milyon insanın kardeşçe barış içerisinde yaşaması için çok önemli bir fırsattır. 15 Şubat Uluslararası Komplosu vesilesiyle herkesi bir kez daha çözüme, barışa, özgürlüğe ve bu hedefte buluşmaya çağırıyoruz. Buradan Büyük Özgürlük Yürüyüşçülerine de sesleniyorum; kesinlikle 31 Mart’ta bu büyük yürüyüşü zaferle taçlandırarak onlara parti olarak en iyi cevabı vereceğiz.

DEM Parti halklar için umut ama “kent sabıkası” olanlar için büyük bir korkudur. Evet, bizden korksunlar. Çünkü biz o saltanat ve rant halısını altlarından öyle bir çekeceğiz ki tepe taklak düşecekler. Yerel seçimlerde demokrasi ve özgürlükler konusunda sicili bozuk olanlara, ırkçı ve milliyetçi siyasi sabuklara da hayatları boyunca unutamayacakları bir yenilgiyi tattıracağız. Bu rantçıların feleğini şaşırtacağız. Ön seçimle başladığımız süreci de 1 Nisan’da halkla birlikte belediyeleri geri almaya giderek zafere ulaştıracağız. Kürt halkının yaşadığı kentlerde yol yapmayan, çöp toplamayan, halka zulüm eden AKP’li belediyelerin ampulünü söndüreceğiz.

Biz güçlüyüz, her zaman da böyle olduk. Hiçbir zaman yılmadık. Yerel seçimlerde ana muhalefet partisiyiz. Bütün arkadaşlarımız bilmeli ki ayak bastığımız her yerde, aday çıkardığımız her yerde kazanmak istiyoruz. Meral Danış Beştaş’ı İstanbul’a boy göstermek için göndermiyoruz, kazanmak için gönderiyoruz. Biz kazanmak için geliyoruz. Bizim bunlardan tek eksiğimiz var o da ranttır, sermaye sopasıdır. Çok şükür ki onlar bizde yok, onlara ihtiyacımız yok.

Belediyeciliği en iyi biz yaparız, hizmeti en iyi biz yaparız. Halkın her kuruşuna en iyi biz sahip çıkacağız. 25 yıllık belediyecilik pratiğinde benim de kısa bir deneyimim oldu. Yerel yönetimleri aldığımız yerlerde yaşayan bütün halklar, bütün inanç grupları çok memnundu. Biz adil ve eşitlikçi bir gelenekten geliyoruz. Yurdu olmayana yurt, yemeği olmayana yemek, yatacak yeri olmayana yatacak yer bulan bir gelenekten geliyoruz. Kürt’ün evinde en önem verdiği elbiseleri, çarşafları, kap kacağı bir yerde saklanır. Niye, bir gün misafir gelirse en iyi hizmeti sunmak için. Bu gelenekten insanlar olarak tabii ki bir yerel yönetimlerde adil ve eşitlikçi olacağız. Halkın geleceğini, rahatını, huzurunu düşüneceğiz. 25 yıllık belediyecilik pratiğimiz de bunu net bir şekilde ortaya koydu.

Sizlere soruyorum; 25 yıl içinde rantçılıkla ve yoksullukla anılan tek bir belediye başkanımız var mıydı? Bunun için Sayıştay raporlarına gerek yok. Zaten bunu yapanlar bizim partimizde yerel yöneticilik yapamazlar. Bunu muhalefet de iktidar da çok iyi biliyor. İnşallah önceki dönem bütün aday olduğumuz belediyeleri, DEM Parti’nin yerel yönetim anlayışıyla buluşturacağız. Halkın gerçek temsilcileri olarak başlattığımız Büyük Özgürlük Yürüyüşünü 31 Mart zaferi ile taçlandıracağız. Bu ülkenin en temel sorunlarına karşı büyük mücadele edeceğiz, büyük örgütleneceğiz, büyük direneceğiz, büyük kazanacağız.

Paylaşın

CHP’de İstifa Furyası: Tek Amaçları Kamusal Kaynakları Yağmalamak

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlerde aday gösterilmeyen Adana Seyhan Belediye Başkanı Akif Kemal Akay, Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) istifa ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / Akif Kemal Akay, istifasına ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Emeğe değer veren, hemen her alanda üretim yapan, ürettiğini ve diğer kaynakları en verimli şekilde kullanan, muhtaçlara yaptığı paylaşımlarda hiçbir şekilde kimlik ayrımı yapmayan, başarısı tüm kamuoyu tarafından kabul edilen bir başkana tahammül edemeyen; tek amaçları kamusal kaynakları yağmalamak olan yöneticilerin ahlak dışı yollarla işgal ettiği, 55 yıl hemen her alanında onurla ve gururla hizmet verdiğim Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa ediyorum. Seyhan’a ve Adana’ya, layık olduğu hizmetlere devam edeceğimi bir atasözünü anımsatarak tüm hemşehrilerime saygı ile duyuruyorum. ‘İstendiğin yere erinme, istenmediğin yere görünme!'”

Gürsel Tekin ve Soner Çetin’in istifası

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), yerel seçimlerde kritik noktalarda adaylarını Parti Meclisi toplantısında belirlemişti. Toplantının ardından bugün CHP’de peş peşe istifalar yaşanmıştı. Partinin eski genel sekreteri Gürsel Tekin ile Çukurova Belediye Başkanı Soner Çetin istifa ettiklerini duyurmuşlardı.

Gürsel Tekin istifa kararına ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı: “Hiçbir objektif koşul, liyakat ve ehliyetin olmadığı, parti içi hemşehricilik, gruplaşma, ekipleşme ilişkileri ile makam ve mevkilerin dağıtıldığı, partiye emek veren, partinin iktidar olması için çalışan insanların dışlandığı, Türkiye’de iktidar mücadelesi yerine parti içi iktidar mücadelesinin yeğ tutulduğu, parti hukukunun ve partimiz emekçilerinin haklarının yok sayıldığı, Genel Merkezin kendi açıkladığı kural ve talimatlara bile uymadığı, parti hukukuna ve açıklamalarına güvenerek emek sarf eden insanların emeklerinin gasbedildiği, ideoloji, ilke veya düşünce ile oluşan yoldaşlık ruhu yerine ahbap-çavuş, eş, dost, akraba ilişkilerinin her düzeyde belirleyici olduğu bir yapı haline dönüşmüştür.”

Soner Çetin ise istifa açıklamasında, “Önce yerelde, ardından genelde iktidarı hedeflemesi gerekirken Cumhuriyet Halk Partisi mevcut yönetiminin sadece kendi parti içi iktidarlarını korumaya yönelik taktikler geliştirmeye çalıştığını kaygıyla izlemekteyiz. Bunu son aday belirleme yöntemlerinde de net bir şekilde gördük.” demişti.

Paylaşın

Erdoğan: İsrail, Filistin’in Varlığını Kabul Etmeli

Dubai’de düzenlenen “Dünya Hükûmetler Zirvesi”nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsrail, bölgede kalıcı barış istiyorsa yayılmacı hayaller peşinde koşmayı bırakmalı, 1967 sınırları temelinde bağımsız bir Filistin devletinin varlığını kabul etmelidir” dedi ve ekledi:

“Gazze’deki insani trajedinin de giderek bölgeye yayılma riski taşıyan çatışmaların da sona erdirilmesi her şeyden önce İsrail’in, Filistin halkının en temel haklarını tanımasına bağlıdır. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin devleti vücut bulmadan atılan her adım yarım kalacak, sorun çözüme kavuşturulmuş olmayacaktır. Dolayısıyla bölgemizde barış, huzur ve ekonomik kalkınmaya giden yol, Filistin devletinin kuruluşundan geçiyor.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Dubai şehrinde düzenlenen “Dünya Hükûmetler Zirvesi”ne katılarak bir konuşma yaptı. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

Çevremizde devam eden çatışmalara, göç baskısına, terör eylemlerine rağmen yolumuzdan sapmadan bugünlere geldik. Geçtiğimiz yıldaki depremlerde 53 binden fazla canımızı toprağa verdik. 31 binden fazla konutu depremzedelere teslim ettik. Her ay 12-20 bin konut teslim ederek yılsonuna kadar 200 bin konutun teslimatını yapmayı hedefliyoruz. Yardımını esirgemeyen tüm dostlarımıza teşekkür ediyorum.

Önümüzdeki engeller ne kadar büyük olursa olsun hedeflerle ulaşmanın azmini sürdürdük. Okuduğumuz bir şiir nedeniyle hapse atılmamız sonucu siyasi hayatımız bir süre kesintiye uğradı ama İstanbul’daki başarılarımız yeni kapıların açılmasına vesile oldu. 2001 senesinde AK Partimizi kurduk. Sadece 15 ay sonra açık ara birinci çıkarak Türkiye’yi yönetme sorumluluğunu aldık. 21 yıldır milletimize hizmetkarlık yapıyoruz. 17 seçim zaferini sığdırdık. 31 Mart’ta 18. zaferimizi elde edeceğiz. Çalışmalarımızı çok yoğun sürdürüyoruz.

Nasıl dünya beşten büyükse daha adil bir dünya mümkündür. Buna tüm insanların ihtiyacı var. Adil ve kalıcı barışı sağlamak amaçlarımızdandır. Dünyamız krizler ve çatışmaların alaca karanlık kuşağından geçiyor. Rusya-Ukrayna savaşı ekonomiyi girdaba sürükledi. Hep barıştan yana olduk. Barış çabalarımız yoğunlaşacak.

“İsrail, bağımsız Filistin devletinin varlığını kabul etmeli”

Bugünkü krizin kaynağı Filistin topraklarındaki işgalin artarak devam etmesidir. İsrail katliam politikalarında vazgeçmemiştir. Sorunun kaynağını doğru tespit etmezsek çözüm bulamayız. İsrail, bağımsız Filistin devletinin varlığını kabul etmelidir. Garantörlük dahil sorumluluk üstlenmeyi kabul ettiğimizi söyledik. Şimdiye kadar 34 bin tonluk insani yardım malzemesini Gazze’ye ulaştırılmak üzere bölgeye gönderdik. İnisiyatif alan tüm ülkelere teşekkür ediyorum. BM’de kabul eden ülkelere şükranlarımı sunuyorum.

İsrail kalıcı barış istiyorsa yayılmacı hayaller peşinde koşmayı bırakmalı, 1967 sınırları temelinde bağımsız Filistin devletinin varlığını kabul etmelidir. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin devleti vücut bulmadan atılan her adım yarım kalacak. Filistinli kardeşlerimizi asla sahipsiz, çaresiz ve yalnız bırakmayacağız.

Son dönemde Birleşmiş Milletler Filistinli Mülteciler Ajansına yönelik dozu artan itibar suikastlerini esefle karşıladığımızı belirtmek isterim. Vicdan sahibi ülkeleri Ürdün, Suriye, Lübnan ve Filistin topraklarındaki 6 milyon mülteci için can damarı olan ajansa (UNRWA) sahip çıkmaya davet ediyorum.”

Paylaşın

Devlet Bahçeli: CHP, PKK’nın Çekim Alanına Girmiştir

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “31 Mart seçimlerine 48 gün kala CHP; kısık ateş altında, gizli pazarlıklar sarmalında, sandık ittifakı kisvesiyle DEM’in, yani PKK’nın çekim alanına girmiştir. Bunun dışında ne söylense beyhudedir” dedi ve ekledi:

“Zira saklı gerçekler, kirli ilişki ağları, al-ver mekaniği uyanık ve şuurlu hiçbir vicdan sahibinin dikkatinden kaçmayacaktır. 31 Mart seçimlerinde alayının foyası ortaya çıkacaktır. 31 Mart’ta Cumhur İttifakı Türk ve Türkiye Yüzyılı hedeflerini yerel yönetimlerle kenetleyecektir. DEM’in özellikle İstanbul’da yaptığı ayak oyunları, sahnenin önünde sözde aday çıkarıp, sahne arkasında CHP ile el ele vermesi hiçbir işe yaramayacaktır.”

Devlet Bahçeli, konuşmasının devamında, “DEM’lenmiş CHP Türkiye’den kopmuştur. Görevdeyken muhalefet etmiş olsak da, sınıf arkadaşım Sayın Kılıçdaroğlu’nun ahı tutacak, adam edip siyasete taşıdıklarının vefasızlığı bumerang gibi bir gün ters dönecektir. 31 Mart’ta Türk milleti kargaşa ve kaos imal eden partilere sandıkta nal toplatacaktır” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) grup toplantısında konuştu. Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Yaklaşık 3 haftalık uzay görevinden 9 Şubat 2024 tarihinde dönen ve Ankara’ya dün ayak basan Alper Gezeravcı kardeşimizle övünmemiz, bu konuda müşterek milli hissiyatla göğsümüzün kabarması millet olma halinin mümtaz bir sonucudur. Bu vesileyle Alper Gezeravcı kardeşimize vatanına hoş geldin diyor, daha nice Türk çocuklarının gelecekte uzaya çıkmalarını diliyorum. Hayal ettiğimiz her şeyin vakti saati geldiğinde gerçeğe dönüşeceğine inanıyorum.

Alper Gezeravcı kardeşimiz altı çizilmesi gereken şu sözleri aynısıyla bizim de kanaatimizdir; “Bugüne kadar eksik olan tek şeyimiz damarlarımızdaki asil kanın potansiyelinin farkında olamayışımızdır.” Nitekim muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur ve bu mevcudiyet bizi yeni istikameti uzay olan Kızılelmanın izinden taşıyarak muhakkak İ’la’yi Kelimetullah’a ulaştıracaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi için cihan hakimiyetinin yanı sıra uzay hakimiyeti mefkuresinin de perdesi açılmıştır. Bu mefkureyi keskin zeka, hızlı sezgi, güçlü idrak ve irade sahibi Müslüman Türk milleti sahiplenecek ve tıpkı bir bayrak gibi taşıyacaktır. Türk ve Türkiye Yüzyılı barış ve huzur içinde yaşamanın, yüksek hedefleri milli birlik ve kardeşlikle yakalamanın muazzam imkanlarıyla doludur.

Muhalefet siyasi iflas bayrağını utana sıkıla çekmiştir. Özgür Bey, demli çay içip içmediğimizi merak etmiş, boşuna zahmet etmesin, harman yeri dişlemesin, çalı dibi gezmesin, çayı severiz, sağlık açısından ve doktorların tavsiyesine uyarak açık olursa daha da severiz. Ancak demin çayda, gemin atta olmasını bekleriz.

Özgür Bey, canın demli çay mı çekiyor? Şayet herhangi bir sancın yoksa net söyle, özne yüklem uyumsuzu cümleler kurma, senin için de bir bardak çay ayıralım, ama demi çaydan başka bir maksatla istersen, kusura kalma, duyacağın laflara ise sakın alınma.

Söylediğimiz sözler sana ağır geliyorsa üzülme, bu sene olmadı, seneye hazmedersin. Adam yerine koyup bir bardak çay ikram etsek de kısa süre sonra seni ve zihniyetini koyduğumuz yerde bulamayacağımızın farkındayız. Demli çay baş göz üstüne, ama DEM’lenmiş, devrilmiş, dejenere olmuş bir siyasete elbette ve her zaman hayır diyoruz ve demeyi de sürdüreceğiz.

CHP’nin DEM’lenmesi, çayın dem alması gibi değildir. Bu DEM, başka bir demdir, kime değerse değirmen gibi öğütmekte, yeminli Türkiye düşmanlarına yem etmektedir. CHP’yi DEM’leyen DEM’lemiş, deney tüpü veya tek kullanımlık çay poşeti gibi kullanan kullanmış, kısaca çok yazık etmişlerdir.

31 Mart seçimlerine 48 gün kala CHP; kısık ateş altında, gizli pazarlıklar sarmalında, sandık ittifakı kisvesiyle DEM’in, yani PKK’nın çekim alanına girmiştir. Bunun dışında ne söylense beyhudedir. Zira saklı gerçekler, kirli ilişki ağları, al-ver mekaniği uyanık ve şuurlu hiçbir vicdan sahibinin dikkatinden kaçmayacaktır. 31 Mart seçimlerinde alayının foyası ortaya çıkacaktır. 31 Mart’ta Cumhur İttifakı Türk ve Türkiye Yüzyılı hedeflerini yerel yönetimlerle kenetleyecektir. DEM’in özellikle İstanbul’da yaptığı ayak oyunları, sahnenin önünde sözde aday çıkarıp, sahne arkasında CHP ile el ele vermesi hiçbir işe yaramayacaktır.

“DEM’lenmiş CHP Türkiye’den kopmuştur”

DEM’lenmiş CHP Türkiye’den kopmuştur. Görevdeyken muhalefet etmiş olsak da, sınıf arkadaşım Sayın Kılıçdaroğlu’nun ahı tutacak, adam edip siyasete taşıdıklarının vefasızlığı bumerang gibi bir gün ters dönecektir. 31 Mart’ta Türk milleti kargaşa ve kaos imal eden partilere sandıkta nal toplatacaktır.

Cumhur İttifakı Küçükçekmece Belediye Başkan adayımızın seçim çalışmaları esnasında yapılan ve demokrasimizi de hedef alan silahlı saldırıyı buradan lanetliyor, yakalanan faillerin cezalarını çekmelerini içtenlikle ümit ve temenni ediyorum. Karnıyla düşünmeyi, gözüyle öğrenmeyi, kulağıyla görmeyi alışkanlık haline getiren siyasi istismar ve inkar taifesinin Türkiye’nin güncellenen ve güçlenen devlet ve toplum hayatından rahatsızlıkları klinik ve patolojik düzeyde olsa da, bunların yalnızca 48 günü kalmıştır.

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in eğer akli melekeleri sukut etmemişse, eğer beyni sulanmamışsa, izahı ve ifadesi olmayan, tekrarından yüzümün kızarıp haya edeceğim ve gündeme bomba gibi düşen aşağılık sözleri CHP’nin maalesef özetidir.

Büyükerşen kahredici bir bühtanın lekesiyle siyasi hayatını noktalamak üzeredir. Keşke temiz mazisiyle, saygın ilim ve siyaset insanı vasfıyla anılsaydı, fakat sonunda ecdadımıza ve tarihimize husumet besleyen karanlık iç yüzünün ortalığa saçılmasıyla bütün her şeyi silip atmıştır.

15 Ocak 2024 tarihinde, Eskişehir’de CHP’nin aday tanıtım toplantısı sırasında yaptığı konuşmada, “Bu parti nasıl adam olacak? diye düşünüp durmuşumdur” diye Büyükerşen esasen haklıdır, cevap konusunda yardımcı olmak ise görevimizdir. Çünkü CHP’nin adam olması diye bir şey asla ve kata mümkün değildir.

Hatırlatırım ki, Osmanlı tabiri devletin adıdır, milletin adı ise Türk’tür. Osmanlı İmparatorluğu Türk milletinin medarı iftarıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nu karalamaya, aşağılamaya teşebbüs etmek bir haçlı kafasıdır.

Sırpsındığı’nın, Kosova’nın, Niğbolu’nun, Varna’nın ve Moğaç’ın acısını unutmayanların Yılmaz Büyükerşen’in şahsında mücessem hale gelmesi biliniz ki, utançların en utancı, düşmanı takdis edenlerin en son çırpınışıdır.

Türklüğe karşı bin yıldır sinmiş kin ve nefret, saklandığı yerden bugünkü CHP yönetimini görünce yeniden doğrulmuştur. Bu tam bir hesaplaşmadır. Kapanmamış defterlerin, Silinmemiş nefretlerin. Tükenmemiş düşmanlıkların, Unutulmamış yenilgilerin hesabıdır bu. Bu, bitmemiş hesabın bugünkü taşeronu DEM’lenmiş CHP’dir, Büyükerşen de sadece maşadır.

Eskişehirli vatandaşlarım, böylesi bir kötü ve köhne zihniyeti hak etmiyor. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin ecdadımıza hakaret eden müflis CHP yönetimiyle devamı diye bir şey de akla ve milli ahlaka kesinlikle aykırıdır. Osmanlı İmparatorluğu Türk’tür, Türkiye’dir, Türk milletidir. Büyükerşen’in aklında ne varsa diline o yansımıştır. Yazıklar olsun diyorum. Haydi tarihten feyiz almadın diyelim, peki yaşından başından da mı utanmadı?

Sayın Cumhurbaşkanımızın 12 yıllık aradan sonra yarın gerçekleştireceği Mısır ziyareti, bu çerçevede Mısır Cumhurbaşkanı’yla görüşecek olması bölge barış ve istikrarına önemli bir katkıdır. Bu kritik ziyarette ticaret, enerji ve savunma alanlarında güçlü temas ve işbirliğinin doğması her iki ülkenin de çıkarınadır.

Türkiye ile Mısır arasında kurulacak sağlam diyalog köprülerinin inanıyorum ki, önemli, öncelikli ve müspet sonuçları olacaktır. İsrail’in Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’a askeri operasyon yapma ihtimalinin iyice gün yüzüne çıktığı bir dönemde, Türkiye ile Mısır’ın kırgınlıkları, anlaşmazlığa neden olan konu başlıklarını bir kenara bırakarak ortak tarih, kültür ve inanç ekseninde bir araya gelmesi Ortadoğu’da dengeleri değiştirecektir.

Türkiye İsrail’in bu muhtemel operasyonuna karşıdır. Aynı şekilde Mısır da karşıdır. Türkiye ile Mısır’ın beraberce çözemeyeceği, üstesinden gelemeyeceği bir sorun yoktur. Buzların erimesi, soğukluğun giderilmesi, siyasi mesafelerin silinmesi hem Türkiye’nin hem de Mısır’ın eşzamanlı olarak gücüne güç katacak, Doğu Akdeniz’den Etiyopya’ya kadar oluşacak yeni eksenin caydırıcılık özelliği tüm dikkatleri de üzerine çekecektir.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Erdoğan’a Sert Tepki

Erdoğan’ın Hatay’daki açıklamalarına değinen İmamoğlu, “Öyle açıklamalar görüyorum ki… ‘Yerel yönetimle iktidar aynı olmazsa hizmet gelmez, bak Hatay’a geldi mi?’ diyor. Yahu deprem bölgesinde bunu söylüyor” dedi ve ekledi:

“Sonra ‘Biz CHP gibi oy verene hizmet götürenlerden değiliz’ diyor. Çok ayıp, çok yazık. Milletle alay etmek demektir bu. Milletin iradesiyle dalga geçmektir bu. Ama millet aldanmayacak. 5 yılda bizden önce akıllarına gelmemiş, ihmal edilmiş onlara konuya el attık. Birilerine rant üretmedik, halkın kaynağını israf etmedik.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul ilçe aday tanıtım toplantısında konuştu. İmamoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Kızanlar üzülenler olacak herkes bir şekilde bir zaman dilimi içerisinde bu partide belediye başkanı olarak atandı aday oldu kazandı kazanamadı her biri bir süreç. İçinde yüz tane hikâye çıkar, tartışmalar yapılabilir. sizi burada temin ediyorum ben hepinizin huzurunda il başkanımıza teşekkür ediyorum.

İl başkanı kurulan sistemle birlikte tek tek ilçe ilçe araştırarak ilçe başkanlarıyla konuşarak, bakın ben ilçe başkanlığı süreçlerini de bilirim, dolayısıyla aday adaylarına nasıl bir ilgi veya belediye başkanlarına nasıl bir ilgi süreci yaşanıştır bilirim, benim şahit olduğum 4 süreçle ilgili en araştırmacı en demokrat herkese gereken saygıyı gösteren süreç yönetilmiştir.

Adaylarımız partimize hayırlı olsun. il başkanım sana teşekkür ediyorum, bu kadar net. İstanbul seçimi a kişisi b kişisi seçimi değil. Bir  yol arkadaşınız olarak söylüyorum sonsuz bir mücadele gücüyle sonsuz bir idealizm yolculuğunda gözünü kırpmadan her türlü mücadeleyi vereceğimden hiçbir Allah’ın kulunun kuşkusu olmasın. Bu yoldan dönmek yok. Bu sadece İstanbul’da bir seçim kazanma yolculuğu değil.

Bugün ortaya konan siyaset manzarası gereği bütün oluşumlara rağmen halkın ittifakını, kentin uzlaşmasını, farklı siyaset görüşünde olan insanların bu şehrin çıkarını son damlasına kadar koruyacak şekilde yapılacak büyük bir yolculuk. O bakımdan duygusal tepkisini ya da birtakım kırgınlıklarınızı dile getirin saygıyla karşılıyorum ama burası CHP kürsüsüdür bu kürsünün size duyduğu saygı gibi burada bulunan herkesin de bu kürsüye saygı duyması gerekir.

Beş yıldır hiçbir parti ayrımı yapmadan bütün ilçe belediyeleriyle çalışmak için her yolu denedik deniyoruz ama her seferinde bir takım dirençlerle karşılaşıyoruz. Bu direncin kaynağının neresi olduğunu kim olduğunu bütün ülke biliyor. Maalesef özellikle ak partili pek çok ilçe başkanı bizimle yan yana gelemediler bile. Görüşlerini almamıza rağmen ilçelerinde yaptığımız her işte onları açılışlara davet ettiğimiz halde onlar gelemediler.

Bunu tercih edenler var gelenler de var. Onlara teşekkür ediyorum. Ben ilçe beldiye başkanı olarak bir kez bile davet edilmediğim bir kez bile ziyaret edilmediğim, ilçe belediye başkanlığı döneminde yirmi kere gelse onunla gezerdim. Çünkü bu makamlar millete ait makamlar işte bunu anlamıyorlar. Onlar kendilerini vatandaşa değil onlar kendilerini bir kişiye sorumlu hissediyorlar. Bunu yıkacağız, bunu yıkacağız! Talimatı halktan değil bir kişiden alıyorlar.

Milletle alay etmek demektir bu milletin iradesiyle dalga geçmektir bu. Ama millet aldanmayacak. Göreceksiniz milletimiz için çalışmaya devam edeceğiz çünkü ne yaptıysak bu millet için yaptık hem de onlardan çok daha hızlı ve çok daha ucuza, daha kaliteli ve doğru bir biçimde yaptık.

İlk dönemde yaptığımız 65 km yolu İstanbul’u beş dönem hem de hükümet 20 yılında kendilerine aitken yönettiler bu kadar çok metroyu yapamadılar. Bu hızla bu kadar düzgün bir finansman yöntemiyle yapabildikleri bir tek dönemeleri yok. İsteseler de yapamazlar. Onların israf düzenine hizmet eden yönetim anlayışıyla eşe dosta kamu kaynağı dağıtan iş ahlakıyla bu işler yapılamaz.

“Devletin gücünü bile çekinmeden karşımıza dikmeye çalıştılar”

Bakın beş yılda bizden öne akıllarına gelmemiş ihmal edilmiş onlarca konuya el attık. Ne yaptıysak birilerine rant üretmedik yeşil alanları meydanları talan etmedik. Tam tersine buraları ihya ettik, güzelleştirdik. Halktan kaçırılan ne varsa vatandaşın kullanımına açtık. Bazen ne yazık ki devletin gücünü bile çekinmeden karşımıza dikmeye çalıştılar.

Polisimizi kendi emellerine alet ettiler. Ama biz yılmadık. Valla milletin malını işgal eden varsa orayı gittik yıktık, yıkmaya da deva edeceğiz. Bir kişinin kazandığı değil 16 milyon insanın kazandığı dönemi başlattık. İstanbul gücün ve paranın akış yönünü değiştirmeyi başardı. Biz size ihanet ettirmeyeceğiz. Biz İstanbul’un muhafızı olmaya devam edeceğiz.

Bu şehirde gücün ve özellikle bu akışın yönünü değişmesi hiç kolay olmadı .soruşturmalar yaşadık engellemeler yaşadık her seferinde İstanbullular yanımızda oldu. 16 milyon insanımızla bu oyunu bozduk. Ben veya biz değil İstanbul başardı diyoruz.

İstanbullular gündelik siyasetin bütün küçük hesaplarını alt üst edecek, İstanbullular gözleriyle görüp, yaşadıkları hayatlarını güzelleştirecek büyük değişimin yanında yer almaya devam edecek. Bu durum bazı kişi ve partiler ikbal ve beka sorunu olarak görebilirler onlar İstanbul seçimlerini başka mecralara çekmeye çalışabilirler fakat İstanbulluların gündemi belli.

İstanbullular daha fazla sosyal destek daha fazla yeşil alan, daha fazla kreş, daha fazla kent lokantası daha fazla spor tesisi istiyor. bütün bunları da ancak bizim başarabileceğimizi görüyor ve biliyor. İstanbullular depreme hazırlıkta sergilediğimiz ciddi politikalar artsın istiyorlar. İstanbullular o eski israf ve ihanet devrine asla geri dönülsün istemiyorlar.

Bu kardeşiniz size söz veriyor bu şehirde kimsenin inancına kimsenin siyasi düşüncesine kimsenin yaşam tarzına bakmadan ayrımcılık yapmadan adil ve özgür bir kent, bu şehir herkesin şehri.

Bu şehir Kürtlerin şehri, bu şehir Alevilerin şehri, bu şehir Boşnakların şehri, bu şehir Ermenilerin şehri, bu şehir Süryanilerin şehri. Bu şehirde 16 milyon özgür Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı var. Bu şehirde vatan sever, bayrağını seven Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde cumhuriyetin izinde yürüyecek 16 milyon insan var. İstanbulluların istediği olacak. onun için buradayız.”

Paylaşın

CHP’de Bir İstifa Daha: Parti İçi Dar Kadrolaşmanın…

CHP’li Çukurova Belediye Başkanı Soner Çetin, “Atatürk ilkeleri, cumhuriyet değerleri, sosyal demokrasinin evrensel kuralları gibi partinin kimliğini oluşturan kavramların göz ardı edildiği, tarafsız ve liyakate hiçbir kriterin dikkate alınmadığı, parti içi dar kadrolaşmanın ön plana çıktığı, adaylıkların ahbap-çavuş ilişkileriyle dağıtıldığı bir süreci üzülerek yaşadık” sözleriyle partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / 31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere sayılı günler kala, seçimlere hazırlıkların sürdüğü Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) aday gösterilmeyen isimler, partiden istifa etmeye devam ediyor. CHP’nin önemli isimlerinden Gürsel Tekin’den sonra CHP’li Çukurova Belediye Başkanı Soner Çetin de partisinden istifa ettiğini duyurdu. İstifasını sosyal medya hesabından duyuran Soner Çetin şu ifadelere yer verdi:

“Değerli hemşehrilerim; Çocukluğumdan itibaren Cumhuriyet Halk Partili bir ailenin içinde büyüdüm. Her zaman ifade ettiğim gibi 1923’te Cumhuriyet Halk Fırkası’nı Adana’da kuran Kuvayi Milliyeci bir dedenin torunu olmaktan dolayı her zaman gurur duydum. Gençlik Kollarından başlayarak hep partimin hizmetinde oldum, başarısı için çalıştım. 2009 yılında Adana Büyükşehir Başkan adayı gösterilip, çeşitli ayak oyunlarıyla 1 hafta sonra adaylıktan alınmamdan sonra bile partimize küsmedim, benim yerime gösterilen adayın başarısı için çalıştım.

10 yıldır da Cumhuriyet Halk Partisi’nden seçilmek suretiyle Çukurova Belediye Başkanlığı yapmaktayım. CHP’li olmaktan her zaman gurur duydum ancak Belediye Başkanlığının hizmet makamı olduğunun bilinciyle belediyeye hiçbir zaman siyaseti sokmadım. Her seçimden sonra parti rozetimi çıkardım, herkese ve her kesime eşit ve adaletli hizmet götürmenin gayreti içerisinde oldum. Bu anlayışla görevimi yaparken partimin bayrağını hep en yükseğe çıkarmayı hedefledim.

Girdiğimiz her seçimde gece gündüz demeden çalıştım, bunun karşılığını da seçim sonuçlarıyla aldık. Partimizin ve partililerimizin her zaman gururla takdim edecekleri bir yerel yönetici olmak için azami gayret gösterdim. Ancak gelinen noktada ömrümüzü verdiğimiz partimizin gasp edilmeye çalışıldığını, ilkelerinden ve değerlerinden uzaklaştırıldığını üzülerek görmekteyiz.

“Partinin kimliğini oluşturan kavramların göz ardı edildiği…”

Önce yerelde ardından genelde iktidarı hedeflemesi gerekirken, Cumhuriyet Halk Partisi mevcut yönetiminin sadece kendi parti içi iktidarlarını korumaya yönelik taktikler geliştirmeye çalıştığını kaygıyla izlemekteyiz. Bunu son aday belirleme yöntemlerinde de net bir şekilde gördük. Atatürk ilkeleri, cumhuriyet değerleri, sosyal demokrasinin evrensel kuralları gibi partinin kimliğini oluşturan kavramların göz ardı edildiği, tarafsız ve liyakate hiçbir kriterin dikkate alınmadığı, parti içi dar kadrolaşmanın ön plana çıktığı, adaylıkların ahbap-çavuş ilişkileriyle dağıtıldığı bir süreci üzülerek yaşadık.

Tanık olduğum bu kaygı verici tablo nedeniyle ömrünü Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde geçirmiş, partinin birçok kademesinde gururla görev yapmış biri olarak partimden istifa ettiğimi üzülerek açıklıyorum. Ancak… Bu hikaye burada bitmez! Kamuoyuna saygıyla duyurulur…”

Paylaşın